PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Enteresan


vartor
31-08-2007, 18:48
Ateistforumda, Freewill asagidaki linkleri asmis. Ingilizce ama hristiyanligin orijnal olmadigini, isa benzeri karakterlerin tarih boyunca ortaya ciktigini, benzerlikleri aciklamasi yonunden enteresan. Tercume gerekirse guruba bildirebilirsiniz, sevgiler...
* * Insanliga kakalanmis en buyuk masal: "Isa/Hristiyanlik"

Bolum 1:
http://www.youtube.com/watch?v=4Who-huEpwg

Bolum 2:
http://www.youtube.com/watch?v=4Who-huEpwg

Bolum 3:
http://www.youtube.com/watch?v=0AN7sSSmqv8

spartan-troy
31-08-2007, 18:50
yani isa yaşamadı hepsi yalan mı diyorsun vartor

vartor
31-08-2007, 18:56
Ben demiyorum, videoyu hazirliyanlar diyor. Yasamamis olabilir de, bu din adamlarinin milleti uyutmak icin yapmayacaklari sey yoktur. Ilk kabile sihirbazlariyla kesfetmisler milleti oturduklari yerden soguslemeyi, hala devam ettikleri de su goturmez bir gercek.

31-08-2007, 19:06
Sevgili vartor,

Videoları henüz izlemedim ama araştırmacı Aytunç Altındal'ın da benzer bir iddiası vardı, yeri gelmişken linkini vereyim:

http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/04/11/yazidizi/yazidizi1.html

Bu tip iddiaların kanıtlanması çok zor ama insanları düşünmeye ve araştırmaya yöneltmesi açısından son derece yararlı. Eğer bu durum kanıtlanabilirse müslümanların da oturup düşünmesi gerekir herhalde Kur'an'daki İsa kim diye. Bozacının şahidi şıracı gibi bir durum çıkıyor o zaman ortaya.

31-08-2007, 19:20
Bildiğime göre,İsa yaşadı,fakat ne bir peygamber olduğunu iddia etti,nede hristiyanlık dinini icat etti.O sıkı,dindar bir yahudi idi.Tarikatı diğer yahudileri imandan çıkmış olarak gören radikal bir tarikattı.Liderleri İsa bu yüzden Romalılara şikayet edildi.Sivri çıkışları ile vali tarafından idam edildi.İdamı onu mağdur durumuna soktu.Zaten hep bir kurtarıcı bekleme adetinde olan o yörenin insanları ölümüyle onu daha da yüceltip,ölmeden göğe çıktığını,bir gün geri gelip kendilerini kurtaracağını iddia ettiler.Romalıların baskıları bu düşünceleri daha da pekiştirdi.İlerliyen zaman içerisinde Romalılar bu fikirleri dağılmakta olan ülkeyi yeniden toparlayıp din gücüyle daha sağlama almak için Hristiyanlık dinini icat ettiler.Yaygın olması içinde içerisine o zamanlar geçerli olan din ve inançlardan bol bol ilaveler yaparak,İsanın demediklerini ve yapmadıklarını ona mal ettiler.
* * * *Bu konuda yarım yamalak *bildiklerim bunlar.Böyle kesin olmıyan bilgilerimi sizlere sunduğum için özür dilerimEminim sitede daha doğru ve geniş bilgisi olan arkadaşlar vardır.

* Esenkalın..

31-08-2007, 19:34
Isa'nin olumu ile Incilin yazilmasi ve Iznik'te Roma'nin resmi dini olarak kabullenilmesi arasindaki zaman 400 yildir. O donemlerde Misir Isis kultu Roma'yi baya etkisi altina almisti. Yalnizca Isis kultu degil, buyuculer astroloji falcilar her tarafi sarmisti. Incilin yazilmasi boyle bir zamanda gerceklesir. Incildeki Isa'nin Jean Baptist olabilecegi ile ilgili bir yazi okumustum. Kendisi Antakya cevresinde Isa'nin sozlerini ve yazdiklarini toparlamisti (bildigim kadariyla). Daha sonra birgun pazarda satilan Dyonissos heykellerini tekmeleyip kirdigi icin Roma ordusu tarafindan yargilanip carmiha gerilmistir. Bu tip paralellikler Jean Baptist'in, Incil'in Isa'si oldugunu dusunduruyor.

vartor
01-09-2007, 01:45
Galiba kimse videoyu seyretmemis. Biraz vaktinizi alabilir ama enteresan bulacaginizi zannediyorum.

teotehuakan
01-09-2007, 01:51
Hiristiyanlığı kuran marangoz (isa) değil yahudi dönmesi Paulus (St. Paul) dur. Dünyanın başına bu belayı musallat eden adam yani isaya peygamberlik veren, dini din yapan bu adamdır. İsanın suçu yok. O bir musevi marangoz sadece.

SarapTanrisi
01-09-2007, 02:14
Isa zamaninda Nazereth bölgesine Romalilar hakimdi ve Romalilarin kontrölü altindaydi.
Isa'nin asil öldürülüs nedeni, Roma Imp. baskaldirmasindan dolayisiydi. Suan icin bir Devrimci diyebiliriz kisacasi ;) lakin Isa'nin yasamis olduguna dair hic bir tarihi kanit yoktur. Hic bir Roma tarihcisi Isa'nin yasamis oldugunu kayitlari icerine almamistir. Örnegin Tacitus, Plinius, Cäsar vs... en azindan Isa'nin cikartmis oldugu ayaklanmayi yazabilirlerdi Romalilar. Ama ne ayaklanma ile ilgili nede yasami ile ilgili hic bir kayita rastlanilmamaktadir. Simdi aklimiza gelen ilk soru su oluyor: Romalilar düsman oldugu böyle bir kisiyi neden yazmamistir? Yada yazilar sonradan yok edilmismidir? ... bu sorular simdiye degin cözülememistir... ve hic bir zaman da cözülemiyecektir tahminimce...
Peki ilk olarak Isa tahmini edilen nerde gecmektedir?
Isa ilk olarak Evangelium'un dört kitabinin analizi sonucu ortaya cikmistir.
Bir cok tarihci bu kaynaga halen daha güvenmemektedir...

Yani Isa icin ortaya atilan bir cok rivayet vardir, ama asli varmidir..onu bilen yok iste... ;)

dilaver
01-09-2007, 02:19
İncillerde İsanın çarmıhtan göge yükselirken her tarafın kapkaranlık oldugundan bahsedilir, ama gerek Tacitusta gerekse o zamanın yazarlarında en azından bir güneş tutulmasından bahsedilmesi beklenebilirdi. Ama maalesef.


* * saygılarımla

teotehuakan
01-09-2007, 02:46
İlginç ve öğretici bir belgesel paylaştığın için sağol.

Astronomi ile hıristiyanlığın ilgisini anlatarak başlıyor belgesel.
Haç, bakire meryem, 12 havari, ayın 25'i ve daha pek çok kavramın isa doğmadan 3600 yıl öncesinden Mısır'da işlenmeye başladığını ve ona gelene kadar Antik Yunan, Pers ve Hidnu (ve tabi Gılgamış'ı da anmış) toplumları ile daha pek çok yerde aynı temalar ve benzer adlarla konun işlendiği ve bunun da gök bilimle ilgili olduğunu çarpıcı bir şekilde kanıtlarıyla aktarıyor. Musa ve musevilik de doğal olarak nasibini alıyor.

Ancak bu sefer bende Hıristiyanlığı yazanlara karşı bir hayranlık oluştu. Buradan açık ve net olarak görülebiliyor ki İnsanlık bilgi ve birikimi çok değişmeden aslına sadık kalarak dinler sayesinde en az 5000 yıl kuşaktan kuşağa aktarılmış.

Gerçekten hayranlık uyandırıcı.

Ama İznik konsülü başta olmak üzere o zamanın ileri gelenleri bu derece başarılı bir derlemeyi nasıl yapabilmişler?

Asıl yaratının insan olduğunun etkileyici bir kanıtı daha. İzlemenizi ben de şiddetle öneririm.

sargon
01-09-2007, 03:47
Videoları çok beğendim. Özellikle ilk bölümdeki güneş merkezli tapımlarla ilgili kısımlar çok etkileyici. Gerçi tamamını anlayamadım ama, bir süredir konuyla uğraştığım için biraz kendi yorumlarımı da katarak anladığımı tahmin ediyorum.

İsa karakterinin şimdiye kadar birçok eski Yunan, İran ve Helensitik bağdaştırmacı mistik dinlerin tanrıları yada kahramanları ile ortak özellikleri yazıldı ama bu filmde bunun son derece arkaik güneş tapımlarıyla ilişkisinin ortaya konması çok hoşuma gitti. Bu türden her çalışma kafamızdaki tabloyu biraz daha netleştiriyor.

Dinler tarihi inanılmaz zenginlikler taşıyor. Beni cezbeden yanı muhteşem birer yaratıcılık ürünleri olmaları. Dinleri kavramaya çalışmak adeta bir psikanaliz çalışması gibi zevkli birşey. Her bir katmanı çözdüğümüzde altından bir katman daha çıkıyor. İnsanın doğayla ilişkisi, psikolojik yapısı, siyasal süreçleri, kültürel süreçleri içiçe giriyor ve sonunda inanılmaz bir miras çıkıyor karşımıza. İnsanlığa zarar veren yanları olmasaydı dinleri daha da çok severdim.

Bu tür filmleri türkçe alt yazıyla yayınlayabilsek güzel bir katkıda bulunmuş olurduk diye düşünüyorum aslında, ama pek kolay bir iş değil doğrusu.

Not: Bu arada benim avatarımdaki balık konusunda da ilk astro-dinsel açıklamaları öğrenmiş bulunuyorum.

sargon
01-09-2007, 03:54
sevgili teotehuakan,

bu başarının tamamı hıristiyanlık kurucularına ait değil, bu çok uzun bir süreçten beri gelişerek gelen bir süreç. Hıristiyanların katkısı kendilerine en yakın süreçtekilerden sentezler yapmaları. Kendilerinden önceki Yunan, İbrani, İran ve Helenistik dinlerin bir sentezi ve birçok öğe daha öncekiler üzerinden aktarılarak, evrimleşerek, yeni sentezlere ulaşarak geliyor.

Bu konuda bir hazırlık yapıyorum. Orda daha ayrıntılı tartışabileceğiz diye düşünüyorum.

InVitatio
01-09-2007, 04:15
Sevgili Sargon


http://www.la-nek.de/images/kirchentag1.gif

senin avater deki sembole yakin bir baligi bu yil protestanler "kilise günü'nde" amblem olarak kullandi

Hebräerbrief 4,12
»Denn das Wort Gottes ist lebendig und kräftig und schärfer als jedes zweischneidige Schwert, und dringt durch, bis es scheidet Seele und Geist, auch Mark und Bein, und ist ein Richter der Gedanken und Sinne des Herzens.«

Ibraniler 4.12
Tanrı'nın sözü diri ve etkilidir, iki ağızlı kılıçtan daha keskindir. Canla ruhu, ilikle eklemleri birbirinden ayıracak kadar derinlere işler; yüreğin düşüncelerini, amaçlarını yargılar.

eylull
01-09-2007, 07:46
sargon'un dinlerle ilgili verdigi fikre katiliyorum.Beni de dinlerin icinde yatan arastirmacilik etkiliyor.Dinler tarihi cok karanlik bir dehliz gibi,el yordamiyla bulmaya calisiyor insan yonunu.verilen linklere yarin kismetse bakacagim.su an hem kolumu yaktim( su kaynaticida, buharindan feci yandi),hem de boynum agrimaya basladi.Boyle geceleri ev sakinken foruma girip yazmak bana huzur veriyor,bir o kadar da uykusuz birakiyor

teotehuakan
01-09-2007, 22:20
Sargon çalışmanı merakla bekliyorum.
Dinin pek tartışılmamış boyutların tartışmamıza olanak sağlayacağını düşünüyorum.

eylull,

geçmiş olsun umarım ciddi bir durum yoktur.

thunderpoint
01-09-2007, 22:25
Sevgili eylull,

Geçmiş olsun! Umarım ciddi değildir...

Sevgiler...

01-09-2007, 22:33
Sevgili vartor,

Bu başlık bence yanlış olmuş. Çok değişik, son derece iddialı bir başlık olmalıydı. Videoları seyrettikten sonra çok şaşırdım. Aslında konuya bir miktar yaklaşımım olmuştu. Ancak videolardaki kanıtları izleyince masalların nerelere gelebildiğine insan inanamıyor!

İngilizce bilmeyenler de seyretsinler. Çünkü resimler itibarıyla da çok şey anlaşılıyor.

Sevgili sargon, ana sayfadaki İncil değerlendirmesi için bundan yararlanılması gerekli. Yani eğer bu videoları türkçeleştirebilirsek büyük kazanç olur. Burada ve evrimteorisinde bazı arkadaşlar böyle teknik olanaklardan haberli ve donanımlılar. Neden olmasın?

Yorum yapanlardan sargon, teotehuakan ve Invitatio dışında kimsenin videoları seyretmediği anlaşılıyor. Yoksa yorumları değişik olurdu.

Nasıra'lı isa ile ilgili olarak benim de bir iletim olmuştu. Aşağıya aldım. Ayrıca o dönem için sargon'un "Roma'nın Çöküşü ve Hıristiyanlığın Doğuşu" başlıklı incelemesini "Politika ve Tarih" forumundan izleyebilirsiniz. Bir de 1999 Nobel ödüllü portekizli yazar Jose Saramago'nun "İsa'ya
Göre İncil" adlı romanı da ciddi bir inceleme sonucu yazılmış. Bunu şimdi anlıyorum. Bu kitabın tanıtımını "Kitap İncelemeleri"nde yapmıştım. Okumanızı salık veririm.

Sargon’a ve Frodo’ya verdikleri güzel bilgiler için çok teşekkürler. İsa’ya göre İncil kitabını (Multimedya’da tanıtmıştım) okuduktan sonra ilk Hristiyanlar konusu bana çok ilginç gelmişti. Ben de bu konuya tesadüfen karşılaştığım bir makale (Uri Cohen, Prof – Modern Yahudi Edebiyatı) ile katkıda bulunmak isterim. Bu yazı Counterpunch dergisinde çıktı. Özgün metne aşağıdaki adresten ulaşabilirsiniz:

http://www.counterpunch.org/cohen12292006.html

Bu yazıda İncil’deki bazı söylemlerin gayet yanlış ve haksız olduğu kısaca anlatılarak (Kral Herod – bütün dini çeşitliliğe karşın kendisi de Arap ve Yahudi dininde olmasına rağmen oldukça seküler bir idare göstermiş) İsa öncesi Filistin’in geçmişi inceleniyor.

Filistin M.Ö 500’de Persler tarafından istila edilir. Bu sırada Filistin’de çok tanrılı dinler vardır ve halk çok kozmopolittir: Yunanlılar, Filistinliler, Araplara, Samaryanlar, Finikeliler vs gibi. Persler Kudüs’te bir Ruhbanlık otoritesi kurarak Filistin’i idare etmeye çalışırlar. Bu maksatla mevcut pagan tanrıları bertaraf edilerek Filistinliler tek tanrıda birleştirilmeye çalışılır. Önce dişi tanrılar kocalarından boşatılarak tanrısallıktan dişilik kaldırılır bütün dişi kültlerine şiddetli baskı uygulanır. Arkasından geride kalan erkek tanrılar tek tanrıda birleştirilir. Bu tanrı Yehova veya Elohim olarak adlandırılır. MÖ 500 ila 150 yılları arasında bu Ruhban aristokrasisi, yazmanlarına Filistin tarihini yeniden yazdırırlar. Öyle ki, sanki Yehova monoteistik varlık olarak her daim mevcut olmuştur. Geçmişte olmuş bütün tabii afetlere, savaşlara, kıtlıklara, etraftaki bütün kral ve kraliçelerin yaşamlarına Yehova sokulur. Bu bir cins George Orwell’in “1984” romanındaki gibi gerçeğin değiştirilmesidir. *

Neyse, Büyük İskender de MÖ 340’da Filistin’i işgal ettiğinde, 3 y.yıl sonra Roma’lılar geldiğinde de işlerine yaradığı için hep Kudüs Ruhbanlığı devrede bırakılmış. Ancak Kudüs Ruhbanlığı 5 yüzyıllık egemenliğinde Yahudilere etnik ve dini bir kimlik vermekte başarısız olmuştur. Yehova kültü Filistin’de ve Roma İmparatorluğunda yayıldığında bile çatlamış olarak rakip çeşitli hiziplerin gelişimi ile Yahudi ve Hiristiyan inançları şeklinde sonuçlanmıştır.

Filistin halkı istilacılara karşı vergi ve kölelikten dolayı sıklıkla isyan ederdi. Bu sırada dini fanatikler (örneğin Vaftizci Yahya) de istilacılara yataklık ettiği için Kudüs Ruhbanlığını lanetleyip halk arasında itibar görürlerdi. Nasıra’lı İsa’nın da monoteistik propagandayı Kudüs Ruhbanlığına karşı çevirmeyi beceren böyle bir baş belası olduğu tahmin edilmektedir.

Kral Herod’un ölümündan sonra (MÖ 4) yaklaşık 30 yıla yakın süren isyanlar bile oldu. Sonunda Roma, isyanların sebebini Kudüs Ruhbanlığında bularak 73 yılında Herod’un genişlettiği büyük Kudüs Mabedini yakıp yıkarak Ruhbanlığı lağvetti ve Filistin’i de valileri ile yönetmeye başladı. Bu mabetten bugüne sadece bir duvar kalmış: Yahudilerin gidip başlarını sallayarak Tevrat okudukları Ağlama Duvarı.


vartor bu kaynağı ilettiğin için tekrar sağol.

dilaver
01-09-2007, 23:22
sevgili eylull

* *durun telef etmeyin kendinizi ( klavye, portakal suyu, kol, boyun ) daha çok işler yapacagız birlikte.

* *geçmiş olsun

* *saygılarımla

eylull
02-09-2007, 07:21
forum arkadaslarim merhaba..

oncelikle kolumla ilgili kaza ile ilgili iyi dilekleriniz icin tskler(buyuk ihtimalle2 hafta icinde gecer)

ben bu arada az once verilen linklerdeki videolari izledim.Gercekten de ilginc.Bence bunu *turkce altyazili olarak sitemizin ana sayfasina koymaliyiz.

Izlemeyn varsa mutlaka izlesin,Eski Misir'dan gelen dinler ve tanrilarin ozellikle de Christian ligin nasil aslinda gercek olmadigini varsayimlarla belirten belgesel nitelikli..

Bu linki burda paylastiginiz icin tsk ederim,gercekten de yarin esime izlettirmek icin sabirsizlaniyorum(kendisi Katolik)..

saygilar

dilaver
02-09-2007, 07:58
o kadar met ettiniz ki sonunda birincisine baktım, hakikaten methedilecek gibiymiş. Siteye koyma konusunda hemfikirim, maddeoz ortadan kayboldu, aslında hankın kıçını öpmek adlı videonun alt yazılarını o yazmıştı. Acaba aramızda bu konuda yetenek ve becerileri olan var mı.

* *Horusun dogumunun de 25 Aralık oldugunu bilmiyordum, bu konuda da hiç bir yerde bilgiye rastlamadım. Horus un ise İsis ile Osiris 'in çocukları olması gerekiyor. İsis Osirisin yanına ölüler dünyasına gider ve bundan sonra Horus dogar, Osiris in yeniden tezahürüdür. Ayrıca İsis ile Osiris kardeştir. Ben mi yanıldım, bakire dogum Horus için de var mı bakacagım. Ayrıca Horus'un herhalde 3 gün öldügü söyleniyor ama ölen ve dirilen tanrı Osiris tir. Horus 'un ölmemesi gerekiyor. Buna da bakmak lazım. Horus Ra dır. Osiris ölen ve dirilen tanrıdır. Horus tapımı Osiris tapımının daha sonraki ve içiçe geçmiş biçimi olması da muhtemel.

* * Mitranın bakire dogumu ile de ilgili bir bilgi hatırlamıyorum. Kayada dogum vardır, ama bakire dogum ilk defa duydum. Ayrıca Pers kültündeki Mitra ile Roma Mitra dini arasında farklılık var. Pers de Mitra ölülerin yargılayıcısıdır. Çok eskiden ön saflardayken güneş tanrısı iken Zerdüşt dini ile birlikte gene önemini korur ama birincil tanrı degildir. Yargı görevi vardır. Perseus takım yıldızının Boga burcu ile yer degiştirildiginin anlaşılması ile İ.Ö 160 lar civarı bir gizem tanrısı olur. İsanın her bakımdan öncelidir. Göksel ekinoks ile de derin ilişki içindedir aslında kültün gizemi de budur.

* * *İlk göksel keşifler Sümerde yapılıyor, Sümerden neden enstantaneler yok. Göksel araştırmaların Sümerden Mısıra geçmesi gerekiyor. Tarih olarak sümer daha eski. Bunları yazdıktan sonra bazı bilgilerin de kontrol edilmesi gerektigini düşünüyorum. Biraz görsellige önem verilip içerik sanki doldurulmuş ve atlanmış gibi bir his geldi içime. Hiç bir yerde Horus ile ilgili 25 aralık zamanını duymadım ki epey kaynak taradıgımı düşünüyorum ama Mitra için her yerde rastladım buna. Yanlış hatırlamıyorsam Krişna için emin degilim ama Krişnanın bakire dogumdan ziyade Sepet içinde göle bırakılması olabilir, şu anda sadece ilgimi çekenleri ve düşüncelerimi yazıyorum, ilk intibaları. Başka arkadaşlar da bu konuda bakarlarsa iyi olur.

* * * saygılarımla

sargon
02-09-2007, 15:58
Haklısın Dilaver,

sen Mısır mitolojisindeki İsis-Osiris kültünü aktarıyorsun. Ama bu dinin bir de sonradan yeniden yorumlandığı bir dönem var. İskender'in kardeşi Ptolemaios Soter Mısır satrapı olarak egemenliğinin güçlenmesini sağlamak için yeni bir din oluşturmaya karar veriyor. Plutarkhos'a göre bunun için Mısırlı rahip Manethon ve Yunan Timotheos'u görevlendiriyor. *İstediği şey hem Yunanlıların hem Mısırlıların kabul edeceği bir tapım yaratmalarıdır. Onlar da bu tapımı yaratırken elbette eski tapımları, onların tanrılarını ve bazı öğelerini kullanıyorlar. Osiris ile Ra zaten çok önceden birleştirilmiş ve halk arasında Osiris'in saygınlığı yüksek olduğu için Osiris'i öne çıkarıyorlar. Yeni Osiris'i oluştururken Horus'un bazı özelliklerini de eklemiş olmalılar. Hatta epeyce Dionysos özellikleri de var bu Osiris'te.

Aslında benim okuduğuma göre Osiris dinindeki Inventio bayramı 29 Ekim ile 1 Kasım arasında. Üç günlük bir perhiz yapılıyor, öldürülüp parçalanmış olan Osiris aranıyor, tanrının bedeni buılunduktan sonra da neşeli kutlamalar yapılıyor. Erginlenme adayları 10 günlük bir perhiz yapıyorlar ve daha sonra *kucağında İsa ile çizilmiş Meryem figurlerine benzer bir İsis heykelinin önünde halkın karşısına çıkıyorlar.

Filmdeki öğeler oldukça zengin. Bence bu filmi altyazılı yada Türkçe seslendirmeli yapabilsek harika olur.

vartor
02-09-2007, 19:29
Basliga enteresan dememin sebebi, dogrulugunu arastirmadigim icindir. Kilise toren ve kiyafetleri, pagan ayinleriyle benzesiyor zannediyorum. Ayinlerde, elde tasinan ates ustunde tutsuyle duman sallamanin baska ne anlami olabilir?Ayrica inanc sistemlerinin insan icadi oldugunu kesin olarak kabullenmem de filmin iddiasini benim gozumde daha da onemli kiliyor.
* * Filme alt yazi ekleme kapasitesine sahip uyelerimiz varsa, ingilizce bilmeseler de tercume gurubunun yardimina basvurabilirler.
* * * * * *Sevgiler........

sisyphos
03-09-2007, 01:24
çok güzel resimler. bi de anlayabilseydim :)

03-09-2007, 10:45
Sevgili vartor,

eger benim icin soyluyorsan ben videoyu onceden izlemistim. Bunun yanisira forumda "the god, who wasn't there" isimli bir belgeselde bundan bahsediyordu. Oradada Isa'nin yasamamis olduguna dair ilginc bilgiler vardi, ozellikle de Isa ile Dyonissos arasindaki paralelliklere dikkat cekilmisti.

thunderpoint
03-09-2007, 11:25
ozellikle de Isa ile Dyonissos arasindaki paralelliklere dikkat cekilmisti.

Ne yani bizim şarap tanrısı peygamber mi şimdi?

sargon
03-09-2007, 11:47
peygamber değil, adı üstünde tanrı yahu *:D *:D

hiramusta
03-09-2007, 14:18
Hristiyanlığı yorumlama işini putperest roma yaparsa ortaya işte böyle abudik,gubudik,ne deveye ne de kuşa benzeyen bir din çıkar ortaya. :)

hiramusta
03-09-2007, 14:26
İslâm dinlerden bir “din” midir?

Din denilince insanların aklına neden mucize, kehanet, sihir, tılsım, büyü, fal, cin vs. geliyor?


“Eski dünya dinleri”ni düşündüğümüzde akla bunların gelmesi doğal; fakat İslam için bu derece doğru?


Bazılarının “İslam da dinlerden bir din olduğu için buna mecbur ve mahkumdur” dediğini duyar gibiyim.


“Din dediğin esasında budur” iddiasını işitir gibiyim.


“Bunlarsız bir din nasıl olabilir ki” hayıflanması hiç de yabancı gelmiyor belki bir çoğumuza.


***

Oysa İslam’a, “eski dünya dinlerinin” sıradan bir devamı olarak değil; onları reforma uğratan, onların kimi formlarını kullanmakla birlikte aktıkları mecrayı esastan değiştiren ana insanlık yolu (hablun min’en-nâs) ve insanlığın vicdanı (basâiru li’n-naâs) olduğu gerçeğinden hareketle bakarsak durumun hiç de öyle olmadığını görürüz.


Bu nedenle ben, İslam’ın, Brahmanizm, Taoizm, Şamanizm, Maniheizm, Mecusilik, Yahudulik ve Hristıyanlık gibi “dünya dinler ligi” kategorisinde “dinlerden bir din” muamelesine tabi tutulmasına itiraz ediyorum.


Neden böyle düşündüğümü açıklayayım.


***


Kur’an nazil olduğu çağda “İsrail” , “abd” ve “din” vb. kavramlar kullanılmaktaydı.


İsrail “Tanrı ile yürüyen” demekti ve Yahudiler bunu kendilerine mahsus sayıyorlardı. Hz. Yakup’un lakabından hareketle yeryüzünde Tanrı ile yürüyenin yani O’nun ile beraber olanın, O’nun halkı olan kavmin kendileri olduğu kanaatinde idiler. Hatta bunu milli ve dini bir ideoloji haline getirmişlerdi.


Müslim (Müslüman) ve İslam kavramları esas itibariyle buna tepki olarak doğdu. Kur’an Yahudilerin “Tanrı ile yürüyen” kavim oldukları iddiasını reddetti. Allah ile beraber olmanın, ancak O’na tam bir teslimiyetle gerçekleşeceğini, bunun da iyilik, güzellik, doğruluk için çalışma (amel-i salih), saf bir yürek temizliği (ihlas), Allah bilinci ile yaşama (takva), doğruluk ve dürüstlük yolunda yürüme (sırat-ı müstakim), doğru yola girme (hidayet), insanlığın ana yolundan (hablun-min’en-nas) ayrılmama, insanlık vicdanının (basairu li’n-nas) sesi soluğu olma ile mümkün olduğunu ısrarla vurguladı.


Yani Allah ile yürüme herkese açıktı. Tarihsel, kavmî, ırkî, ırsî ve genetik değil; evrensel, insanî, vicdanî, imanî ve etik davranışlarla ilgiliydi.


Kur’an, Allah’a böylece teslimiyet gösterenleri, kendini O’nun önünde arındırıp bu yolda yürüyenleri “muslim” olarak tarif etti. Hz. İbrahim’den beri onların bu isimle anıldığını söyledi. Nitekim Arapça’da aynı kökten istislâm sağa sola sapmadan yolun orta yerinden yürüyüp gitmek, sullem de yürüyen merdiven demektir. Bunların “İsrail” kavramının tekelleştirilerek saptırılmasına tepki ve tashih (düzeltme) amaçlı geliştiğini görüyoruz.


Keza, Kur’an’ın nazil olduğu çağda “abd” (kul/köle) kavramı da kullanılmaktaydı. Sasani ve Bizans imparotorları halklarına “kullarım” diye hitabetmekteydi. Zenginlerin, servet sahiplerinin yanlarında “kullandıkları” kulları ve köleleri vardı.


Kur’an abd kavramını, o günkü çağda kazandığı ıstılah (terim) anlamıyla değil; kendi yüklediği anlamla, daha çok da kök anlamıyla kullandığını görüyoruz. Bu, aynı zamanda kelimeye yüklenen sonraki anlama da tepki demek oluyor.


Bu durumda Kur’an’daki abd/ibadet kavramı meydana çıkaran, ortaya koyan, çalışan, üreten, yapan eden demektir. Efendiniz veya kralınız için tam bir teslimiyetle bir şey meydana getirir, ortaya koyar, çalışır, üretir, yapar ederseniz onun kulu ve kölesi olmuş olursunuz.


Kur’an işte bunun yönünü değiştirdi. “İyyake na’budu” (Ancak sana ibadet ederiz) diyerek , hür tür insana yönelik kulluk/kölelik ve tapınma ilişkilerini reddetti. İnsanlar arasında hüküm sürmekte olan efendi-kul ilişkisini geçersiz kıldı. Bunu Allah’a döndürdü ve bu yönüyle Allah-insan ilişkisi bir efendi-kul ilişkisi olmaktan çıktı. Yaratan-yaratılan, seven-sevilen, aşık-maşuk, yâr-yarân ilişkisine dönüştü. Çünkü efendi-kul ilişkisinde “özgür irade” yoktur. Mahkumiyet ve mecburiyet vardır. Oysa insan kendi gönüllü isteğiyle Allah’a bağlanır ve O’nun yolunda yürür. O’nu sever ve sayar. Yine kendi isteği ile de bundan dönebilir. Bu efendi-kul ilişkisi değildir.


Aynı şekilde “din” kavramı da Kur’an’ın indiği çağda kullanılmaktaydı. Din denilence hemen din adamları, kahinler, keşişler, hahamlar, tapınaklar, sihir, fal, büyü, tılsım vs. düşünülüyordu. İmparotorluk kahinleri ve tapınak rahipleri akla geliyordu. Kur’an bunlarla arasına mesafe koydu. Kendini gerçeğin ta kendisi olan din (dinu’l-hakk) diğerlerini de tüm sahte (batıl) dinler olarak tanımladı.


“Din” kelimesi ile aynı kökten gelen “dûne” Arapça’da dört yönü (ileri, geri, aşağı, yukarı) ifade eder. Bu durumda mana, insanoğlu için dört boyutlu ilişkiler ağının tümünü birden içine alacak şekilde genişler. Geriye doğru adet, töre, ileriye doğru yürünecek yol, yukarıya doğru itaat ve bağlılık, aşağıya doğru hüküm, kural, ceza, mükafat demek olur. Bunların hepsini birden topladığı (tedvin) için bir tek kelimeyle durumu din diye ifade ederiz.


Demek ki bu dört boyutlu anlamlar, değerler ve kurallar bütününe din, bunun bir zamanda ve mekanda ete kemiğe büründüğü yere medine, buna mensup olanlara medeni, burada ortaya çıkan tüm maddi ve manevi imar ve inşa faaliyetine de medeniyet diyoruz.


***


Yine Kur’an’da Muhammed (s.a.v)’in “ruhban”, “kahin”, “sihirbaz”, “mecnun” “şair” ve “muallem” olmadığının ısrarla vurgulanması da, onun yürüdüğü ve bizi de çağırdığı “yol”un dinlerden bir din olarak algılanamayacağını gösteriyor.


Evet, o bir tapınak rahibi veya din adamı (ahbâr/ruhbân) değil; gerçek hayatın içinden; halktan birisiydi. Yani ruhbân değil; ümmi idi…


Kahinlikle geçinen değil; her faniyi bekleyen gerçeğin ta kendisi (ölüm, afet, kıyamet) hakkında insanları uyanışa çağıran/uyarandı. Yani yaptığı kehânet değil; inzâr idi…


Olağandışı güç gösterileri (sultânun mubin) ile değil; söze dayalı apaçık deliller (ayâtun beyyinât) ile halkın karşısına çıkmaktaydı. Yani yaptığı mucize ve keramet değil; tebliğ idi…


Cinlerle konuşan, yıldızlardan fal bakan, medyumluk veya üfürükçülük yapan bir umut taciri ve din bezirganı değil; Allah’tan vahiy alan bir nebiydi. Yani yaptığı sihirbazlık değil; nübüvvet idi…


İnsanları kelimelerin büyüsü ve laf ebeliği ile hayal aleminde dolandıran bir şair değil; hayatın gerçek sorunlarını dile getiren resuldü. Yani yaptığı şairlik değil; risalet idi…


Beyni yıkanmış bir misyoner veya din ajanı (muallem) değil; en tabiî ve doğal haliyle fıtratın sesini dile getiren bir hanifti. Yani yaptığı kuru kuruya dinlerden bir dinin propagandası değil; insanlık fıtrat ve vicdanın dile gelişi idi…


***


Oysa “din” denilince eski dünya dinlerinin hepsinde bunlar akla gelirdi; ruhbanı, hahamı, hamanı, şamanı, brahmanı, kahini, sihirbazı, büyücüsü, mecnunu olmayan bir din düşünülemezdi.


“Allah’ın resülü” bunların hiç birisi değildi.


Mücizesiz, kehanetsiz, kerametsiz, sırsız, büyüsüz, tılsımsız bir din mümkün değildi. Din bunlar demekti. Onun için din “makul” olmak zorunda değildi. Esasında din insanoğlunun “absürd”e (saçma) inanma ihtiyacını gideren, hayatın rasyonalitesinden kaçarak mucizeye, keramete, kehanete, sırra, büyüye, tılsıma vb. sığınma ihtiyacını karşılayan ve insanları bu şekilde mutlu eden “fenomen”in adıydı. Hayat çok sıkıcı olduğundan böylesi sosyolojik bir ihtiyaç gerekliydi de. Nasıl olsa bunlardan medet umanlar hep olmaktaydı.


Şu halde, dinden, gerçek hayatın sorunlarına akılcı çözümler beklemek, sosyal hayatta yol gösterici olarak kabul etmek olur şey değildi. Sosyal hayat ve özellikle de devlet mücizeyle, kehanetle, sırla, büyüyle, tılsımla yönetilemezdi. “Laiklik” zaten bunun için doğmamış mıydı?


***


Bakın iş döndü dolaştı nereye geldi.


Dinlerini, akıl ermez sırlar dünyası, tılsımlar, büyüler, kehanetler, kerametler, mücizeler alanı olarak anlayanlar bir kez daha ve derinden derine düşünmelidirler. Yaptıkları yorum ve inanışlar kimlerin işine yarıyor iyi anlamladırlar. İslam’ı akıl ve vicdan, verili tarih, yaşayan hayat ve canlı tabiat dini olarak yorumlamak sekülarizmin etkisinde kalmak değil; tam tersi onun panzehiridir. Aksi halde İslam, tarihin gerisinde kalmaya, hayat ırmağının dışına atılmaya ve tabiat dışı fantastik bir dünya olarak algılanmaya devam edecek demektir. Oysa İslam’ın akıp geldiği esas mecra verili tarih, gerçek hayat ve canlı tabiattır. Tecelli (görkem ve azametin gösterilmesi) de, tekamül (ilerleme) de, tatavvur (gelişme, evrim) da buradadır.


İslam ruhaniyatı ve maneviyatı mucize, keramet, kehanet, fal, büyü, tılsım ve sır üzerine değil; Allah’a ve kıyamet gününe iman üzerine yükselir. Allah’ın sanki görüyormuşcasına bilincinde olmak ve ahirete sanki gidip gelmişcesine kesin bir şekilde (yakîn) inanmak bu dinin manevi temelidir. Hz. Peygamber bunu “ihsan” olarak tarif etmiştir. Maneviyat , kutsallık ve ruhaniyat aranıyorsa bu yeter de artar bile.


Bu dinden, verili tarih, yaşayan hayat ve canlı tabiatı çıkarınca, aklı ve vicdanı birlikte düşünmeyince, Kur’an’ı ölü metin haline getirince, ibadeti ayin haline sokunca, yaratıcı kader ve boyuna yeniden yaratılışı (halk-i cedid) mucize, kehanet, keramet, sır, büyü, tılsım haline sokunca “İslam”, dinlerden bir din haline geliyor, sıradanlaşıyor. Dinler tarihinde oynadığı rol ve insanlık tarihinde estirdiği muazzam rüzgar anlaşılmıyor.


***


Şimdi…


İslam’ın neden böylesi “dinlerden bir din” yerine konulamayacağı anlaşılıyor olmalı.


Çünkü din iki yüzü olan bir vakıadır.


Bir yüzüyle din, evet “halkların afyonu”dur.


Halkların afyonu olan dinde “Tanrı” kavramı insanı tabiata yabancılaştırır. “Kutsal Kitap” da gerçeği görmemize engel olan yapay ve sahte bir dil üretir. Her ikisinde de sahte olan (batıl) gerçeğin ta kendisini (hakk) örter.


Bir yüzüyle de din “halkların vicdanı”dır.


Halkların vicdanı olan din de “Allah” kavramı, insanın aklını ve vicdanını harekete geçirir, gözünü ve gönlünü açar. Gerçeğin ta kendisi ile yüzyüze getirir. Doğru ile yanlışı birbirinden ayırır. Gerçeğin ta kendisi (hakk) gelince sahte olan (batıl) yok olmaya mahkumdur.


İslam, kendini gerçeğin ta kendisi olan din (dinu’l-hakk) olarak tanıttığına göre, diğer bütün sahte (batıl) dinlerle aynı kategoride anılamaz. Bilakis onları reforma uğratmış, o tür dinlere olan ihtiyacı ortadan kaldırmış, akla ve vicdana dayanan hakiki din ile kehanete, sırra, büyüye, tılsıma dayanan sahte dinler arasına mesafe koymuştur. Onları tarihin gerisinde bırakarak insanlık tarihinde yepyeni bir sayfa açmıştır.


Şimdi esas mesele bu iki din arasındaki farkı görebilmektir. Bu nedenledir ki, kavramlar birbirine karışıp gittiği için, İslam’a “din” denmese bile yeridir. Çünkü bu din, o dinlerden birisi değildir.


Bilakis İslam -din yol anlamına da geldiğine göre- yukarıda açıklandığı şekliyle dört boyutlu, fıtrî ve doğal bir hayat “yolu” olarak tarif edilmeli ve anlaşılmalıdır.


Sonradan icat edilen dinlerden bir din, hele de bir tapınak ve rahip dini değil; gerçek hayat dini (dinu’l-qayyime) yani Allah’ın dini/ipi/yolu (hablun minallah) yani İnsanlığın dini/yolu/ipi (hablun minennas)…

R.İhsan Eliaçık

thunderpoint
03-09-2007, 15:49
Sevgili hiramusta,

R. İhsan Eliaçık kim bilmiyorum ama gerçekten cömertmiş yani.

Yazılanların bir ideal niteliğinde olması ve bunların bu şekilde gerçekleşmesi hepimizin dileğidir. Zaten durum böyle olsaydı sanırım bu site ve bizler olmazdık.

Yazıda dikkatimi çeken bir çok nokta var. Hepsini sıralamaktansa tedrici sunmayı düşündüm...


Kur’an işte bunun yönünü değiştirdi. “İyyake na’budu” (Ancak sana ibadet ederiz) diyerek

Konuyla ilgili olmasa da öncelikle şunu bir sorayım: Yukarıdaki cümledeki kaosu farkedebiliyor musun?



insana yönelik kulluk/kölelik ve tapınma ilişkilerini reddetti. İnsanlar arasında hüküm sürmekte olan efendi-kul ilişkisini geçersiz kıldı.

Yukarıdaki saptamadan emin misin? Eğer eminsen Nahl 75:

"Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler." diyor; buna ne diyeceksin?

Sevgiler...

degisim
03-09-2007, 16:42
Bence din afyonunu,altın vuruş yaparak yaşayan *bir kesim için bu anlatılanlar,gayet de yerinde ve artık yapılması zorunlu bir reform *şeklinde algılanmalıdır.Ben en azından İslam'da bir reformist çizgi oluşmaya başlamasından yanayım.Ve bu yazı her ne kadar kendi kendini kandırmaca da olsa, sevgili thunderpoint'in vermiş olduğu örnekteki gibi, yinede böyle düşünürlerin çoğalması veya seslerini duyurması demek Din'in değişme sürecine girmesi demektir.Ama biz Din afyonundan kurtulmuş insanlar içinse bu anlatım sadece bir Din'i kurtarma çabasından öte bir anlam ifade etmeyecektir.

Saygılarımla.

InVitatio
03-09-2007, 16:54
Din de reofm olmaz
müslümanda reform olmali...

degisim
03-09-2007, 17:14
Neden olmasın ? sevgili İnVitatio.Bu zamana kadar herkes istediği gibi yorum yapabilmiş Din'de (bknz;Nur cemaati) O zaman bunların düzeltilebilme şansı, yani reform yapılma ihtimali bence var.Müslümanlığın, kişilerin hür iradelerine göre manevi *bir yaşam *olabilmesi için İslamın kökten değişmesi şarttır.Yoksa daha çok Said-i Nursi'ler türer ve türeyecektir.O zaman ilk önce şu Ulema kısmından başlayabilmek lazımdır reform sürecine.Yoksa sen istediğin kadar kendini ayrı tut bu Din'deki yaşanan zırvalıklardan, ama her zaman kirli okyanusun içindeki bir buz parçacığı olarak kalacaksın.

Saygılar.

thunderpoint
03-09-2007, 17:23
Ya da "Bu kadar çeşitlilik içersinde doğrusu hangisi, seninki mi?" diye sorulabilir sevgili değişim...

thunderpoint
07-09-2007, 15:04
Olağandışı güç gösterileri (sultânun mubin) ile değil; söze dayalı apaçık deliller (ayâtun beyyinât) ile halkın karşısına çıkmaktaydı. Yani yaptığı mucize ve keramet değil; tebliğ idi…
Cinlerle konuşan, yıldızlardan fal bakan, medyumluk veya üfürükçülük yapan bir umut taciri ve din bezirganı değil; Allah’tan vahiy alan bir nebiydi. Yani yaptığı sihirbazlık değil; nübüvvet idi…
R.İhsan Eliaçık


Bildiğimiz gibi 'Ay'ın ikiye bölünmesi günlük sıradan bir olaydır. Ya da aşağıdaki veya benzerleri:

PEYGAMBERLİK BÖLÜMÜ
Yiyecek Ve İçeceklerin Artıp Bereketlenmesi
Buhari, Menakıb 25; Tirmizi, Menakıb 14, (3637); Nesai, Taharet 61, (1, 60)
İbnu Mes'ud

“Biz Resulullah (sav)'ın mucizelerini bereket addederdik, siz ise onları bir korkutma vesilesi sayıyorsunuz. Biz Resulullah (sav)'la birlikte bir seferde bulunuyorduk. Suyumuz azaldı. "Bana (bir parça) artık su arayın!" buyurdular, içerisinde azıcık su bulunan bir kap getirdiler. Aleyhissalatu vesselam elini içine soktu ve: "Haydi temiz, mübarek suya gelin. Bereket Allah Teala hazretlerindendir!" buyurdular. Yemin olsun, suyun parmaklarının arasından kaynadığını gördüm. Vallahi biz, yenmekte olan taamın tesbihini işitirdik.”

Sevgiler...

hiramusta
07-09-2007, 15:25
Peygamberimizin ayı bölmesi gibi bir yeteneği yoktur. :)

Verdiğin hadiste uydurmadır.Farklı bir versiyonu İncil'de İsa için geçmektedir.Birilerinin Peygamber yarışına kanıyorsunuz.İsa yapar da Muhammed yapamaz mı? :)

thunderpoint
07-09-2007, 15:34
Valla siz söylüyorsunuz biz de inanıyoruz...

Tabii canım doğru, bu Buhari, Müslüm, vs.. hepsi peygamberinizin düşmanı. Uydurup durmuşlar...