PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Malezya gibi olmazmışız!


AYATA
29-09-2007, 11:19
Başbakan taaa Amerikalardan söylemiş Türkiye Malezya gibi olmaz diye...Elbette olmaz Malezya nın nüfusunun %45 *müslüman bile değil..ama durum vahim, Birde Türkiye'yi düşünüyorum ki eğitim seviyesi düşük nüfus %90 larda müslüman. *Laikliği bu ülkede silerse bu İslamcılar biz Malezya'yı mumla ararız....Aha şuraya yazıyorum...Afganistan gibi oluruz... hemde üç beş yıl içinde....

* O yüzden ortada vatandaş olmaktan vaz geçelim, *Sımsıkı Taraf olalım....

mhmd
29-09-2007, 13:58
Sn. SİRİUS-B,

Kimin ne söylediği hiç önemli değildir.
"Türkiye Malezya olur/olmaz" lafını bizim nasıl yorumladığımız önemlidir.

Bu laf nereden çıkmıştır?
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=271164

Nasıl bu hale gelmiştir?
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=271114

Malezya neresidir? Nasıldır?
http://tr.wikipedia.org/wiki/Malezya

Biz kimiz?
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye

Türkiye Malezya olur, demek için, her şeyden önce tarih, coğrafya, sosyoloji, sosyal psikoloji bilgilerimizi bir yana bırakmakla mümkündür.
Niçin tarih?
Niçin coğrafya?
Niçin sosyoloji ve sosyal psikoloji?
diyecek olursanız Hz. wikipedia'nın yukarıdaki linklerine küçük bir seyahat yararlı olur.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

gerilla
29-09-2007, 14:33
türkiye cezayir olur, iran olur malezya olur. yahu türkiye türkiye oldu mu ki?

ne diyor anayasada "tcd laik, sosyal bir hukuk devletidir"

laik olan bir ülkede kiliselerden elektrik-su-dığalgaz parası alınmaz mı?
sosyal olan bir ülkede herkes bir katile özenip, hepimiz ogün'üz (hepimiz şerefsiziz) diye böğürür mü?
hukukun olduğu bir ülkede, öldürülen bir gazetecinin davasında "devlet güvenliğini tehlikeye sokacak deliller" bulunur ve bunlar yok edilir mi?

evvela türkiye türkiye olsun. sonra gerisini konuşuruz...

AYATA
29-09-2007, 15:04
ne yaman çelişkiler yaşanır yurdumda, hayatları katillere özenmekle geçenler katil başka fikrin katili olunca tam hümanist olurlar...

29-09-2007, 16:00
Evet aslında mhmmd'in haber7 kaynağındaki bilgiler doğru galiba. Bana da şöyle bir e-posta gelmişti:
-----------------------

AYDIN DOGAN'in 238 bin metrekare HILTON'u

Fatih ALTAYLI - *Aydın Doğan'ın cebine kalan 2 milyar 346 milyon dolar...
Hilton Arazisi için aylardır bastıran, Şişli *Belediyesi'nden istediği *imar plan tadilatını çıkarttıran ve Büyükşehir'den *bunun onayını *isteyen Doğan Grubu'na Hilton Arazisi'ne yüzbinlerce *metrekare inşaat yapma izni çıktı. Bunu yazacak babayiğit gazete pek kalmadığı ve *medyanın kontrolünün *tamamı neredeyse Doğan'ın eline geçtiği için haberi internetten öğrendim.
Doğrusu Doğan için müthiş bir başarı. İktidar partisine bir kez daha boyun eğdirdiler. *Malezya örneği, mahalle baskısı, şeriat tehlikesi falan diyerek *tansiyonu artırdılar, hükümet ve AKP aleyhine bir *havanın oluşmasına zemin hazırladılar, Türkiye gerilimli günlere doğru * gitmeye başlayınca hükümet çark etti ve Hilton'a izin çıktı. *Hilton arazini de kapsayan "Kongre vadisi projesi"ne verilen izinden anlaşılan bu. Böylelikle Aydın Doğan, bir iki sene içinde Türkiye'nin en zengin adamı olur.

Çünkü bu araziden ortaya çıkacak rant, Doğan'ın *servetine eklenince oluşan tablo bu olacak. Aydın Doğan, Hilton arazisini 254 milyon dolara *aldığı zaman buradaki inşaat izni 0,7 emsalle 43 bin metrekareydi. Şimdi bu izin 238 bin metrekareye çıktı. *Anladığım kadarıyla, bu yerin üzerinde yapılacak bölüm. Yerin altına yapılacak çarşı ve otoparklarla inşaat alanı çok
daha fazla olacak. Doğan'ın burayı rezidans yapmak istediği biliniyor. İstanbul'da yeri ve manzarası bu kadar iyi olmayan *rezidansların metrekare fiyatları 9 bin dolar civarında. Burada en *az 10 bin olur diyorlar. Aydın Doğan burada sadece yerin üzerindeki bölümden *2 milyar 380 milyon dolar gelir elde edecek. 500 milyon da yerin * altından yapacağı çarşı ve otoparktan kazansa toplam gelir 2 milyar 830 milyon dolar. Arazi bedeli 254, inşaat maliyeti de metrekaresi 1000 dolardan 283 milyon dolar olsa toplam maliyet 492 milyon dolar. *Bunu toplam gelir 2 milyar 830 milyon dolardan düşünce Aydın Doğan'ın cebine kalan 2 milyar 346 milyon dolar.
Taş atmadan, kuş tutmadan. Sadece bir imar planı değişikliğiyle. *AKP'nin, Doğan Medyası'nın kriz yaratma girişimlerinden korkarak verdiği diyetle. Şimdi bakın Doğan Medyası nasıl çark etmeye başlayacak. Kriz tacirliği, Malezya örnekleri, mahalle baskıları nasıl ortadan kalkacak. Nasıl her şey sütliman olacak. Yanlış anlamayın, imar plan tadilatı yapılabilir elbet. Ama bu iş, devlet bu malı satmadan, emeklinin, dulun *yetimin, Emekli Sandığı'nın malı satılmadan yapılır. O zaman arazi en az 1,5-2 milyar dolar eder, hem sosyal güvenlikteki kara delik biraz kapanır, hem de 2 milyar dolar rant *Doğan'ın değil, devletin cebine girer. Şimdi merak ettiğim şu.
Acaba Aydın Doğan buradan elde edeceği 2 milyar *dolar karın vergisini verecek mi?
Yoksa onu da 5 yıl sonra uzlaşmayla kuşa çevirip mi ödeyecek!

-----------------------------------------------

Evet Hürriyet'in kendine gelip de şeriat tehlikesine parmak bastığını sananlar, elbette aldandı. A. Doğan istediğini elde ettiğine göre, gazeteleri iktidarı övmeyi sürdürecekler. Mütareke basınından başka beklenti olmaz. Artık büyüklerimizin ne ferasetli, eşlerinin nasıl türban şıklığında olduğu, vs izlemeyi siz de sürdürebilirsiniz.

Türkiye'nin Malezya olup olmamasına gelince, o hiç belli olmaz. Mhmmd'in aktardıkları, şartlar yerine geldiğinde anlamını yitiriverir. İran örneği önümüzde. Zaten Türkiye'de sol diye bir şey kalmamış...

gerilla
29-09-2007, 17:46
Gerilla, küçük ve gizli birliklerin düzenli bir orduya karşı yürüttükleri yıpratma savaşı taktiğidir. İspanyolcada küçük savaş anlamında olan bu kelimenin Türkçesi çeteciliktir. Bu taktikle savaşanlara da gerilla veya çeteci denir.

katil, bir veya birden fazla kişiyi karşıda ki savunmasızken öldürene denir.

pante
29-09-2007, 17:52
Gerilla;
Tanışalım kısmı cafe bölümünde. *:lol: *:lol:

gerilla
29-09-2007, 18:39
zuhahahaaaa!!!!!!!

adrio
29-09-2007, 18:47
kon TR gerilla ile bir bağlantın varmı:()

gerilla
29-09-2007, 18:58
yok benim bağlantım kon kür gerilla ile...

pante
29-09-2007, 19:01
Yurdum insanını şeriat kaygısı ve mücadelesi konusunda Hürriyet gazetesi yönlendirmiyor.
Unutmayalım ki cumhuriyet mitingleri Doğan medya grubuna rağmen yapılmış ve mitinglerde "satılmış medya" olarak protesto edilmiştir.

Adına ister "mahalle kavgası" denmiş olsun ister başka birşey, bu konu Hürriyet gazetesi yazmadan önce de vardı ve gitgide arttığı belliydi. Bu gidişle de şiddetini arttıracağı kesindir.
Hürriyet'in yaptığı bunu gündeme getirmiş olmaktır sadece. Hürriyet getirmemiş olsa bu olmayacak mıydı? Neden Hürriyete kızılıyor. Çünkü önemli bir geçiş aşaması yaşanıyor. "Fincancı katırlarının ürkütülmemesi lazım" diye düşünüyorlar, ürkütmeye sebep olana da kızıyorlar.

Malezya konusunda çarpıtmalara aldanmayalım. Türkiye Malezya'ya benzemez derken aralarındaki farkları ortaya koyarak bambaşka ülke olduklarını söylemeye çalışıyorlar. Ama kimse yemiyor. Tabi ki farklı olacaklar. Birtakım yönlerden birbirlerine hiç benzemeyecekler.
Malezya'nın örneklenmesinin sebebi ılımlı İslam'ı yaşayan ve yavaş yavaş katı İslam'a, şeriat yönetimine geçmeye çalışan bir ülke olmasıdır.

Türkiye'yi İran ve Arabistan'a yakıştırmayanlara karşı ibretlik bir numunedir. "Biz de halkın önemli bir kısmı Atatürkçü ve laik, üstelik Aleviler de var" diye halkın kurbağa rehavetini sürdürmek isteyenlerin hoşuna gitmemiştir Malezya örneği. Çünkü orada da halkın sadece %60'ı müslümanken şeriat egemenliği kurulabilmiştir. Demek ki Halkın bir kısmının çağdaş olması, bir kısmının Atatürkçü olması, Alevi olması vs. nitelikler şeriatin gelmesine engel değilmiş.

AKP şeriate gitmiyor olabilir, şeriat rejimini düşünmüyor olabilir. Ama AKP ile bitmiyor ki.
Türkiye'nin bir geleceği var. Şeriate uygun zemin hazırlanmış oluyor. Kapı açılıyor. İlerde bu kapıdan AKP girmez belki ama başkalarının girmesine müsaittir. Müslümanca yaşam tarzı AKP'ye yeterli görünebilir şimdilik, "ileride Allah kerim" diyerek. Ama buna hakları yok. Ülke ve halk üzerinde baskılara, tahakkümlere sebep olacak yasalar çıkaramazlar. Türban'ın anayasada yeri olamaz. Laikliğin tanımının değişmesine değil, doğru uygulanmasına ihtiyaç vardır. Anayasada asıl değişiklik hak ve özgürlüklerle ilgili olmalıdır. Demokrasiye ters tüm maddeler değiştirilmeli, işçi ve memurların sendikal hakları genişletilmelidir. Düşünce, inanç *ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

Türban yasağının *kaldırılmasına gelince devletin zirvesinde bu sorun çözülebilir. *Sadece üniversiteler için karar alınacak şekilde, ilk ve ortaöğretime kesinlikle başörtüsü sokulmayacak şekilde tedbir alınarak bu yasağın kalkması mümkündür. Ama iktidarın amacı üzüm yemek değildir. Türbanı küçücük çocuklara da musallat edecek şekilde bir siyaset izlenmektedir.
Yakınımızdaki ilköğretim okuluna önemli sayıda türbanlı çocuğun gidip gelmekte olduğunu görüyorum. 8-9 yaşındaki çocukları dahi cinsel obje olarak görüp daha çocuk yaşta özgürlüklerini kısıtlayanlara müsaade edilmemelidir. Küçücük çocuğun bireysel tercihi olamaz. Daha 4-5 yaşındayken alışsın diye çocukları poşete sokanlara inanç diyerek saygı gösterilemez. Bu çocukların ailesini psikolojik tedaviye sokmak gerekir. Çünkü ne yazık ki din adamlarından umudu kestik. Büyük çoğunluğu cemaatlerin adamı olmuş. Diyaneti de tartışmaya açmak şart.

ozgur_beyin
29-09-2007, 19:11
Aman! Hindistan gibide olmayalım. *:lol:


http://www.sabah.com.tr/uluc.html

AYATA
29-09-2007, 19:12
sevgili pante en ilginci ne biliyormusunuz, Malezyada laik sistem varken başörtüsü takanlar %10 gibi bir azınlık iken laik sistem tavsamaya başlayınca başörtüsü takanların mevcudu %90 lara çıkıyor bunun sebebi illede literatürümüze giren mahalle baskısıdır. *Üniversitelerde türban takmak serbest bırakılırsa eğer, *türban örtmeyenlere yapılacak olan manevi baskının şiddetini düşünemiyorum bile...
bundan yirmi yıl evvel bile İstanbul üniversitesinde mümin kardeşler tuvalette abdest alıyorlar diye tuvaletleri yasaklamışlarıd namaz vaktinden evvel... *Asla unutmam İranlı bir kızla röpörtaj yapıyordular kız şöyle bir söz söylemişti. " bir günde başımıza taktığımız türbanı yirmibeş yıldır atamıyoruz".

gerilla
29-09-2007, 19:12
ya biz brezilya olalım en iyisi. milli maçları kaybetmeyiz, her sene karnaval olur. karnavalda ki kadınları görünce laiklik kaygısıda duymayız zaten.

hadi brezilya olalım!!

AYATA
29-09-2007, 19:35
Brezilyayıda kaybediyoruz


LATİN AMERİKA İSLAMLA DİRİLECEK

Müslüman olmadan önceki ismi İsrail Komis Duı Santos... Vatanı çılgın insanların ülkesi Brezilya... 22 yıl papazlık yaptıktan sonra Müslüman olan Santos, ismini İsmail olarak değiştirmiş. Brezilyalı Müslümanlar ona Hacı İsmail diyorlar. Hacı İsmail şu an bir davetçi. Şam da hem Arapça öğreniyor hem de kurdugu internet sitesi vasıtasıyla Brezilyalıların İslam’la İlgili sorularını cevaplıyor. Hacı İsmail tam 248 Brezilyalı’nın Müslüman olmasına vesile olmuş. Tam bir Hristiyanlık uzmanı olan Hacı İsmail’in
ayrıca basılmaya hazır durumda olan 5 de kitabı var. Kitapların isimleri ise şunlar: “Nasıl ve niçin Müslüman oldum? Hrıstiyanları İslam’a nasıl davet edelim? Müslümanlar neye iman ediyor? Müslümanların Akaidi nedir?” Yaşı 60’a yaklaşmasına rağmen heyecanından hiçbir şey kaybetmemiş olan Brezilyalı eski papazla zevkli bir sohbet gerçekleştirdik. Hacı İsmail Santos’un anlattıklarını ilgiyle okuyacağınızı tahmin ediyoruz.

248 Brezilya’lı internet sitesi aracılığıyla yaptığım davet çalışmaları sonucu Müslüman oldu.”

“İslam Dünyası şu an uyuyor. Fakat bu uyku yakında son bulacak.”

“Müslüman olmadan önce 22 sene çeşitli kiliselerde papazlık ve yöneticilik yaptım.”

“İslam’ın Tevhid anlayışı harikulade. Hristiyanlıkta ise Allah’ın yerinde kutsal sayılan tarihi şahsiyetler var.”

“Ruhumda büyük bir ateş vardı. Hristiyanlık bu ateşi bir türlü söndüremiyordu. İslam’ı kabul ettikten sonra kalbim sükun buldu.”

“11 Eylül olayı, Brezilya’da hatta bütün Latin Amerika’da İslam’a büyük bir ilginin oluşmasına neden oldu.”

Brezilyalı arkadaşlarım sizin bir zamanlar Brezilya’nın en meşhur papazları arasında olduğunuzu söylediler. Bu ünü nasıl elde ettiniz?

Şöhret hem Hrıstiyanlık hem de İslam’da övülen bir şey değildir. Çünkü şöhret insanı kibre sürükler. Kibir de dinler tarafından kötü görülen duyguların başında geliyor. Ben tanınmak için hiç bir zaman özel bir çaba göstermedim. Fakat dünyada Kitab-ı Mukaddes’in tama.ını ezbere bilen sayılı papazlardan biri olmam ve aldığım eğitim Brezilyalıların beni tanımalarını sağladı.


Ne tür bir eğitim aldınız? Okuduğunuz okullardan bahseder misiniz?

Babam papaz olmamı istediği için eğitimime 14 yaşımda başladım. 18 yaşıma geldiğimde ise Nübüvvet’in Sesi Kilisesi’ne kayıt oldum. Burada Kitab-ı Mukaddes’in tama.ını ezberledim.

Kitab-ı Mukaddesi ne kadar zamanda ezberlediniz?

3 sene de ezberledim. Fakat Kitab-ı Mukaddes’i ezberlediğim sırada başka ilimleri de okudum.

Daha sonra...

Nübüvvet’in Sesi Kilisesi’ndeki eğitimimi tamamladıktan sonra papazlar tarafından San Pauloya gönderildim. San Paulo’da Tanrı’nın Kilisesi isimli okulda 9 yıl daha eğitim gördüm. Bu 9 yılın ardından papaz oldum. Aldığım yoğun eğitim ve elde ettiğim başarılar nedeniyle San Paulo şehrindeki 5 kilisenin yönetimi bana verildi. Papazlık yaptığım sırada da eğitimimi sürdürdüm. En büyük üstadlarla 3 sene daha ders okudum. Bu 3 senenin ardından Prof. ünvanı kazandım. Müslüman olmadan önce 22 sene çeşitli kiliselerde papazlık ve yöneticilik yaptım.

İslam’la nasıl tanıştınız? Müslüman olma serüveninizi anlatır mısınız?

İslamı daha önce de biliyordum. Papazlık eğitimi aldıgım sırada hocalarım İslamla ilgili bilgiler vermişlerdi. Fakat o sıralar edindiğim bilgiler salt eğitim amacı taşıyordu. Bundan dolayı da İslam benim için bir anlam ifade etmemişti. Taki 1997 yılına kadar...

1997 yılında ne oldu?

1997 yılında Medde Kilisesi’nde yöneticilik yapıyordum. Bir papaz arkadaşım ziyaretime gelerek, benden kızıyla ilgili yardım istedi. Papaz arkadaşımın kızı Hristiyanlığı terk etmiş ve Müslümanların toplantılarına gidiyormus. Arkadaşım bu durumdan çok rahatsızdı. Benden kızıyla konuşup onu ikna etmemi ve kızını İslam’dan uzaklaştırmamı istedi.Ben de arkadaşımın isteğini kabul edip kızı kiliseye davet ettim.

Davetiniz kabul edildi mi?

Evet. Arkadaşımın kızı bir kaç gün sonra ziyaretime geldi.Onunla İslam hakkında tartışmaya başladık. Kızcağızın İslam hakkında pek fazla bilgisi yoktu. Fakat yeni iman etmesıne rağmen çok sağlam bir imana sahipti. Arkadaşımın kızını ikna edemedim. Fakat o beni, Müslümanların toplandığı mekanı ziyaret etmeye ikna etti. Amacım İslamla ilgili daha fazla bilgi edinip, bu sayede arkadaşımın kızını ikna etmekti. İki gün sonra San Paulo’daki Latin Amerika İslam Davet Merkezi’ni ziyarete gittim.

İslam Merkezi’nde nasıl karşılandınız?

Tanınan biri olduğum için merkezdeki Müslümanlar beni görünce şaşırdılar. İlk olarak Lübnan’lı Ahmet Ali Sayfi isminde bir davetçi tarafından karşılandım. O beni merkezin mescidine götürdü. Mescidde Bilal isminde bir Brezilyalı ile tanıştım. Bilal daha önce ateistmiş. Müslüman olduktan sonra bütün hayatı değişmiş. Yüzünde etkili bir huzur ve sukunet vardı. Bilal’den bana İslam’ı anlatmasını istedim. 4 saat hiç konuşmadan Bilal’i dinledim. Anlattıklarından o kadar etkilenmiştim ki, konuşamıyordum. İçimde büyük bir ağlama isteği oluşmuştu.

Mescidde tanıştığınız Bilal size İslam’la ilgili neler anlattı? Sizi etkileyen neydi?

Bilal bana önce Tevhid’i anlattı. Daha sonra İslam’ın ve Kur-an’ın emirlerinden bahsetti. Özellikle İslam’ın Tevhid anlayışı beni çok etkiledi. Uzun yıllar teloji eğitimi aldığım için Tevhid’e dair emirler taşıyan her türlü görüşü rahatlıkla tesbit edebiliyordum.

Bilal’le yaptığınız sohbetin ardından hemen Müslüman olmaya karar verdiniz mi?

Hayır.Bilal bana “Kur’an, İncil ve ilimler” isimli bir kitap hediye etti. 3 gün gece gündüz bu kitabı okudum. O kadar etkilenmiştim ki...Kitabı bitirdikten sonra İslam’ın Allah’ın dini olduğuna bütün kalbimle inandım. İslam’ın Tevhid anlayışı harikulade. Hristiyanlıkta ise Allah’ın yerinde kutsal sayılan tarihi şahsiyetler var. İslam Akaidi de çok sağlam ve güçlü. Ayrıca İslam sadece Hz. Muhammed’in getirdiği bir din değil; Hz. Adem’in, Hz. Musa’nın, Hz. Davud’un ve İsa Mesih’in getirdiği ilahi yolun devamı.

Papaz olduğunuz dönemlerde de Hıristiyanlığa karşı şüpheleriniz var mıydı?

Teoloji konusunda yaptığım araştırmalar geliştikçe, Hıristiyanlığı sorgulamaya başladım. Sürekli olarak Allah’a, bana doğruyu göstermesi için dua ediyordum. Fakat Hz. İsa’ya karşı içimde büyük bir sevgi vardı. Kendi kendime “Acaba İsa Mesih gerçekten Hristiyan mıydı, bütün nebiler Hristiyan mıydı?” diye soruyordum. Kitab-ı Mukaddes’de Tevhide aykırı 500’e yakın bahis tesbit etmiştim.Ruhumda büyük bir ateş vardı. Hristiyanlık bu ateşi bir türlü söndüremiyordu. İslam’ı kabul ettikten sonra kalbim sükun buldu. İslam’ın bütün nebilerin dini olduğuna bütün kalbimle inanıyorum.

Müslüman olduğunuz duyulunca çevrenizin tepkisi ne oldu?

Sonunda Müslüman olmaya karar vermiştim.Fakat nasıl Müslüman olacağımı bilmiyordum. Kitaplarda İslam’ı seçenlerin bunu insanlara açıkladıklarını okumuştum. Ben de ailemin fertlerini bir araya getirip onlara; “Ben artık Müslüman olmaya karar verdim. İslam nebilerin dinidir. Hz. Muhammed’de Allah’ın son peygamberidir”dedim. İlk tepkiyi eşim gösterdi. Bana “sen delirdin mi?” dedi. Çocuklarım benden evi terketmemi istediler. Babam ise beni artık kendi çocuğu olarak görmediğini söyledi.

Kilise sizin Müslüman oluşunuzu nasıl karşıladı?

Müslüman oluşumun duyulması kiliseyi ve bana bağlı olan 5 kilisedeki cemaatimi şok etti. Kilisedeki din adamlarıyla her gün toplanıp tartışıyorduk. Bana; San Paulo’daki Hristiyan din adamları arasında tanınan bir kişi olduğumu, bu nedenle kilisenin benim Müslüman olmamdan büyük zarar göreceğini söylüyorlardı. Haftalarca tartıştık. Ama beni ikna edemediler. Tartışmayla ikna edemeyince Büyük Kilise’nin müdürü Hristiyanlığa dönmem karşılığında bana para teklif etti. Ben de bunu asla kabul etmeyeceğimi söyledim. Bunun üzerine papazlar benim delirdiğime dair dedikodular çıkardılar. Kiliseden aldığım maaş kesildi. Artık eve de gidemiyordum. Kendi kendime eski halimle şimdiki halimi kıyasladım. Papazken ben insanlara yardım ederdim. Müslüman olduktan sonra yardım alacak hale geldim. Fakat bu durumum daha huzurluydu. Çünkü kalbim gerçeği, Tevhidi bulmuştu.

Müslüman olduktan sonra neler yaptınız?

Arjantin’de Suudlu’ların açtıkları bir İslam Merkezi vardı. Orada 1 sene Akide, Kur’an, Hadis, Fıkıh ve davet dersleri aldım. Daha sonra yakınlarımdan başlayarak, insanları İslam’a davet etmeye başladım. 1 senelik davet çalışmamın ardından, başta hanımım ve 4 çocuğum olmak üzere yakın akrabalarımdan 17 kişi Müslüman oldu. Hanımım ismini Hatice olarak değiştirdi. Ben de İsrail olan ismimi İsmail diye değiştirdim.Brezilya’daki davet çalışmalarım devam ederken, Suud Kralı tarafından Mekke’ye davet edildim. 2 ay Mekke ve Medine’de gözlem ve araştırmalar yaptım. Mekke ve Medine bana İslam hakkında yeni tecrübeler kazandırdı. Allah, Hz. Muhammed’e karşı kalbime büyük bir sevgi koydu.
Hac’dan sonra Brezilya’ya dönüp 2 sene daha davet çalışmalarına devam ettim. Kur’an’ı anlamak için Arapçayı öğrenmeyi çok istiyordum. Allah bana hiç beklemediğim yerden bir imkan sundu. Şam’daki Fetih Üniversitesi’nin yöneticileri beni Suriye’ye davet ettiler. Şu an Şam’da hem Arapça öğreniyorum hem de kurduğum internet sitesi aracılığıyla Brezilyalıları İslam’ı davet ediyorum. 248 Brezilya’lı internet sitesi aracılığıyla yaptığım davet çalışmaları sonucu Müslüman oldu.

Şu an Brezilya’da İslam ne durumda?

İslam’a Brezilya’da büyük bir ilgi var. Özellikle 11 Eylül olayı, Brezilya’da hatta bütün Latin Amerika’da İslam’a büyük bir ilginin oluşmasına neden oldu. İnanıyorum ki Brezilya, hatta bütün Latin Amerika İslam’ın çağrısına kulak verip yakında büyük bir diriliş gerçekleştirecek. Bizim ülkemizde kendisine İslam daveti ulaştırıldığında çok kısa zamanda Müslüman olacak bir çok insan var. Fakat şartlarımız çok kısıtlı. İslam’ı bilen davetçilere ihtiyacımız var.

Eski bir papaz, yeni Müslüman olarak dinlerarası dialoğa nasıl bakıyorsunuz?

Böyle bir şey mümkün değil. Tevhid ile şirk kardeş olabilir mi? İslam Tevhid ve esenliktir. İslam dışındaki dinler ise şirkin çeşitleridir.

İslam Dünyası’nın şu anki durumunu nasıl gorüyorsunuz?

İslam Dünyası şu an uyuyor. Fakat bu uyku yakında son bulacak. Çünkü Hadisler bize bu müjdeyi veriyor. Yapmamız gereken daha çok iş var. İslam davetini yeryüzünün her yerıne ulaştırmalıyız. Müslümanlar Latin Amerika’ya ticaret yapmaya geliyorlar. Ticaret için gösterilen çaba İslam daveti ıçin de gösterilmeli.

Brezilya’ya geri dönüş ne zaman?

9 yaşındaki torunum Necah okuyup alime olunca, Brezilya’ya geri döneceğim. Torunum Brezilyalı genç kızlara İslam’ı anlatacak.

Adem Özköse / Gerçek Hayat Dergisi

ozgur_beyin
29-09-2007, 19:40
Ha, Ali hoca , ha hoca Ali, ne farkederki. HEYİRLİ OSSUN

vartor
29-09-2007, 19:46
Pante'nin kuskularina katiliyorum. Peki cevabi ne? ne yapmaliyiz bu akibetten kurtulmak icin? Sokaklara dokulmenin bir care olmadigini da gorduk. Belki kuskularimiz yersiz, belki hep turkiye kalacagiz, Malezya degil ama, muslumanlarin dedigi gibi, ya olursa? Savasacak miyiz, yoksa ulkemizi terk edip Iranlilar gibi baska ulkelere mi goc edecegiz?
*Yaz aylarinda 5 yillik bir aradan sonra ulkemizi ziyaret ettigimde, insanlarin kutuplastigina tanik oldum. Daha once farketmedigim bir farklilik, yalniz din hususunda degil, gelir dagilimi da ucurumlar yaratmis millet arasinda. Fiyatlara bakarak bir ailanin gecimini saglamasi icin gereken miktar bazilarinda sonsuz, buyuk bir cogunlugunda ise yok. Ekonomik sorunlar bir ulkenin *huzursuzlugunun en buyuk nedenidir, hirsizlik basini almis yurumus, tecrubesizligimden olacak, Izmir Karsiyaka sahil boyunda park ettigim, bacanagimin arabasinin camini kirarak icindeki cantalarimizi caldilar. Sonradan herkesden, "yaw arabada canta birakilir mi hic" diyerek bir de azar isittik. Tabi, saf bir turist gibi herkesin bildigini ben bilmiyormusum.
*Esas beni uzen, devamli ahlak ve din propagandasi yapanlarin bu isin yurumedigini goremedikleri... Sen halkini doyurmazsan gereken egitimi saglayamazsan, belirli bir statukoya getiremezsen, bunlar calar da , adam da oldurur.Devletin, yine kendi acizligini farkedip gereken ekonomik tedbirleri almasi yerine, daha cok imam hatip okullarinda careyi aramasi ise caresizliklerinin bir ispatidir.
* * * * * * Sevgiler...

3.yol
29-09-2007, 20:14
Sevgili Vartor,
Hukumet gelir dagilimindaki adaletsizlige neden care bulsun ? Fakirlik Islam'in yesermesi icin en guzel ortam. Bu hayattaki adaletsizligin diger dunyadaki ilahi adalet ile dengelenmesi.

Ayrica ben de anadolu liselerinde yabanci dil egitiminin en aza indirildigini duydugumda cok uzulmustum. Yabanci dil dunyaya acilan bir penceredir, bu pencereyi de kapatmak istiyorlar orta ve dusuk gelirlilerin cocuklari icin. Toplum muhendisligidir yaptiklari , ama ileriye degil geriye goturmek icin.

dolfen
29-09-2007, 21:21
RADİKAL - İSTANBUL - Eski ABD Dışişleri Bakanı Richard Holbrooke, Türkiye'yi Malezya ile birlikte 'ılımlı İslam ülkesine' örnek iki ülke diye sıralarken, bu ifadenin Türkiye'de nasıl bir korkuya işaret ettiğini öngörüyor muydu, bilinmez. 22 Temmuz'un hemen ertesiydi. AKP, yüzde 47 oy almıştı. İlk demeçler, "Olur mu canım hiç öyle şey" mealindeydi. Prof. Şerif Mardin, 16 Eylül'de gazeteci Ayşe Arman'la yaptığı söyleşide, "Yani bir gün Malezya olur muyuz, olmaz mıyız? 'Olmayız' deyip, içimizi rahatlatır mısınız lütfen..." şeklindeki rica ile karışık soruya, "Rahatlatamam. Çünkü olmayız diye bir söz veremem. Kimse veremez" deyince 'Malezya' korkusu depreşti. Ertuğrul Özkök, iki gün sonra köşesinde, Mardin'in 'mahalle baskısı' söylemini hatırlatınca Babıali'nin Malezya seferi de başlamış oldu. "Muhabirimiz" bu kez "Malezya'dan" bildirecekti.


Beş gazete tekmili birden...
Hürriyet, 'Örtünün Altındaki Melazya'yı, Milliyet 'İşte Malezya'yı, Yeni Şafak 'Gelenekten Moderne Malezya Kadını'nı ve Cumhuriyet 'Malezya Gerçeği'ni sunacaktı. Sabah da bu yarışa, Aktüel dergisinden alıntıladığı, 'Malezya: Ne Tam Laik Ne De İslamcı' ile katıldı. Artık Malezya, gazete sayfası yakınlığındaydı. Yeni Şafak hariç, tüm yazılar geçen salı başladı. Hürriyet, Ezgin Başaran ile çıktığı seferin ilk gününü manşete taşıdı: "10 yıl önce biz de olmaz diyorduk."
Başaran, ülkesinde laik toplum için mücadele veren ve Malezya Anayasası'nda, 'Herkes dinini seçmekte ve yaşamakta özgürdür' denilen 11. maddeden hareketle, 11. Madde Hareketi'ni kuran iki müslüman avukatla, Malik İmtiyaz ve Haris bin Muhammed'le görüştü. Laiklik mücadelesi yüzünden, aleyhinde 'katli vacip' yazılı afişler asılan İmtiyaz, 'şeriat tehlikesinin' bir dönemler şaka gibi algılandığını söylüyordu: "Malezya, Afganistan mı, İran mı olacak diye şakalaşıyorduk."
İki avukata göre Malezya, son 10 yıl içinde değişti: "Son 10 yıl içinde, İslam baz alınarak yazılan ve hukukçuların umursamadığı yasalar metamorfoz geçirip küçük böcekler halinde toplum hayatımıza sızdı. Gerçekten uygulanmaya başlandı. 10 yıl önce farklı dinden kişilerin evlenmesinde sorun yoktu. İsteyen din değiştirebiliyordu. Şimdi bir Müslüman'ın bir Budist ile evlenmesine, din değiştirmesine imkân yok."


Şeriatın hüküm sürdüğü tek eyalet
Şeriat hukukuyla yönetilen tek eyalet olan Malezya İslam Partisi'nin (PAS) yönettiği Kelantan'ın başbakanı ve ülkenin dini lideri Nik Abdülaziz, yalnızca Müslümanlara yönelik uygulamaları şöyle anlatıyordu: "İslam bankaları açtık ve Kelantan'daki bütün Müslümanların paralarını buraya yatırmasını zorunlu. Bu bankada faiz uygulanmaz çünkü faiz haramdır. Yeni konut sistemi getirdik. Her ev, üç odalı. Biri ebeveyn, biri erkek, biri kız çocuk için. Çünkü onların aynı odada kalması İslam'a aykırı. Sigara fabrikasını kapattık. Çünkü sigara içmek İslam'a aykırı. Devlet dairesinde çalışan bütün kadınların türban takması zorunlu. Vatandaşlar için bunu zorunlu kılmadık ama telkinlerde bulunuyoruz."
Abdülaziz Malezya'nın İran olmayacağını, çünkü İran'ın şii, kendilerinin sünni olduklarını söylüyordu. Ece Temelkuran'ın, Malezya Üniversitesi'nde karşılaştığı İranlı bir kız da, "Burası İran'dan iyidir. Hiç değilse zorla başörtüsü taktırmıyorlar" diyordu. Avukat İmtiyaz, Hürriyet'in manşetine yerleşince, bir gün sonra Milliyet'e konuk oldu. Temelkuran'la görüşen İmtiyaz şunları söylüyordu: "Yargıçlar Müslüman oldukları için artık şeriata aykırı bir karar alamıyorlar. Başlangıçta olup bitenleri ciddiye almıyorduk. 'Malezya, Afganistan mı, İran mı olacak?' diye şakalaşıyorduk. Ama şimdi anayasal din özgürlüğünü savunduğum için şehirde benim resimlerimi 'Ölü olarak aranıyor' afişi yapıp dağıtıyorlar. Ilımlı İslam diye bir şey olmayacağını, isteklerini hep ileri götüreceklerini yeni anlıyoruz."


Çinliler de tedirgin
Şeriat, ülkenin yüzde 40'ını oluşturan Çinliler, Hindular, Hıristiyanlar ve Sihleri de endişelendiriyordu. Hürriyet'in görüştüğü Çinli mankenler Malay arkadaşlarının örtünmesinden yakınırken şöyle konuşuyordu: "İslamlaşma henüz Çinlilerin hayatını etkilemiş değil. Ama bir gün gittiğimiz bir restoranda domuz eti yiyemez, içki içemez olursak, buna tepkimizi koyarız."
Yine Ezgi Başaran'ın görüştüğü, Malezya'daki Çinli azınlığın oy verdiği Demokratik Hareket Partisi'nin başkanı Lim Kit Siang, İslamlaşma sürecinin en büyük sebebi olarak iktidar partisi UMNO'nun, İslamcı Malezya İslam Partisi'nin oylarına ortak olmak istemesini görüyor: "Herkes ne kadar iyi Müslüman olduğunu kanıtlamaya çalışırken ülkenin yapısı değişiyor. Yıllar önce Malezya'da ırkların kutuplaşması yaşanıyordu. O aşıldı, şimdi dinlerin kutuplaşması problemiyle karşı karşıyayız. Malezya'daki dinler arası diyalog aşınmış durumda, çünkü Çinliler ve Hindular, 'Niye İslam daha üstün bir dinmiş gibi gösteriliyor' diye şikâyet ediyor. Radikal İslamcılar da diğer dinleri kendilerine tehdit olarak görüyor. Çok endişeliyim çünkü İslamlaşmanın önümüzdeki yıllarda daha da artacağını düşünüyorum."
Bir Malay'ın kamusal alanda türban takması zorunlu. Ramazanda okul kantinleri kapalı ve çocuklara oruç tutmaları için harçlıkları verilmiyor. Uyarı levhalarında kadınlar örtülü gösteriliyor. Sabah gazetesi, baskıya örnek olarak, Müslümanların oruç tutmalarını denetleyen oruç polislerini işaret ediyor. Temelkuran, bir okul müdürüyle görüşmesini şöyle aktardı: "Evet' diyor okulun müdürü, 'Ramazan boyunca yemek aralarını kaldırıyoruz ve kantini kapalı tutuyoruz.' Kötü İngilizcesinden dolayı yanlış anladığımı sanıyorum, ama sonra genç kadın müdür yardımcısı tekrar ediyor: 'Evet, yemek yemiyor çocuklar. 07.00'den öğlen 13.00'e kadar. Zaten ramazanda sosyal etkinliklere de ara veriliyor." Ama bu kadar mecburiyet? 'Hiçbir şey mecburi değil' diyor müdür. 'Başörtüsü de okul kapısının dışında 'çıkarılabiliyormuş' mesela. Ama okulun çıkışında bir iki kız haricinde kimse çıkarmıyor örtüsünü."
Gerçi Malezya İslam Enstitüsü Başkanı Ali Tevfik Al-Attaş, Hürriyet'e, din polisinin yadırganmaması söylerken, Türkiye'deki 'ahlak polisini' örnek veriyor, "Sizde de var" diyor: "Eğer ülkede bütün vatandaşlar yeterli seviyede bilgiye sahip değilse, onları zorlamanız gerek. Din polisi Malezya'da 30 yıldır var. Malezya olmayı, negatif bir şey olarak görüyorsunuz galiba. Bundan korkmanın hiç anlamı yok çünkü laiklik, Müslüman bir ülkeyi ilgilendiren bir kavram değil. Buradaki din işleriyle ilgilenen polislerin benzeri Türkiye'de var: Ahlak polisi!"
Benzer yanıtla Temelkuran da karşılaşmış. Malezya'daki ilk gününde kendisine türban bağlayan tüccar, "Malezyalı kadınlar Türkler kadar iyi bağlayamıyor. Biz sizden öğreniyoruz" dedi.
İlginç olan şu ki, Cumhuriyet'in konuştuğu eski Büyükelçi Turhan Fırat'a göre Türkiye ile Malezya yan yana getirilemeyecek kadar farklı olduğu gibi, nüfusunun yüzde 40'ı gayrımüslim olan ülke, İslami bir yönetim kuramaz.
Yeni Şafak'ta, Malezya'yı kadınların gözüyle ele alan Ayşe Böhürler eski başbakan Muhammet Mahathir'in kendini kadın hakları ve AİDS'e karşı mücadeleye adayan kızı Marine'yle görüştü. Marine'ye göre, dinin yanlış yorumlanması en çok kadınları mağdur ediyor: "Suçu dinde bulmuyorum. Dininizi iyi bir şey olarak düşünmek istiyorsunuz ama dinin koruyucuları olduklarını iddia edenler kötü şeyler yapıyorlar. Bütün HIV'lileri bir adaya koyalım diyen bir din adamı var. Belki 20 yıl önce insanların AIDS'ten hiçbir şey anlamadıkları bir zamanda söylenebilirdi. Bugün hâlâ böyle bir fikir ortaya atılıyor ve bu fikir bir numaralı Müslüman din adamından geliyor."
Böhürler, dizinin ikinci gününde, örtünme zorunluluğu olan, sigara ve flörtün yasaklandığı İslam Üniversitesi'nde kızların, sevgilileriyle bir fırsatını bulup yan yana geldiğine tanık olmasını tırnak içine alırken, görüştüğü İslami feminist Sisters İn İslam (SİS) adlı kuruluşun lideri Zeinah Anwar, çokeşliliği koz olarak kullanan erkeklerden yakınıyor: "Çokeşliliği küçük bir sorun olarak görenler var. Madem büyük sorun değil bu gürültü patırtı ne? Meclise bakın; bunun âdil olmadığını söyleyen erkeklere bakın. Açıkça görülüyor ki uygulamada yüzde 5 olsa bile, çok eşliliğe bu ülkede izin veriliyor olması pek çok kadın için tehdit olarak görülüyor."
Cumhuriyet, bu 'Zorunlu İslam Ülkesi'nin üzerinden üstün körü geçerken, ülkede İslamileşilme serüvenini, Müslüman Malayların ekonomide güçlenmesini ve Malezya'nın Türkiye'de Necmettin Erbakan sayesinde tanınmasını işledi.


'AKP'nin stratejisi sessiz ve derinden'
Hürriyet'in görüştüğü Nik Abdülaziz de AKP'nin yükselişini örnek aldığını kaydederken, 'sessiz ve derinden ilerlemelerini' övüyor: "Ben burada, AKP'nin uyguladığı birçok stratejiyi örnek alıyorum. Yavaş ve derinden ilerliyorlar. Orduyla ve AB'yle dengeyi kuruyorlar, kimseyi fazla sinirlendirmiyorlar. Çok iyi düşünülmüş, diplomatik bir stratejileri var. Ben onlarınkini Hz. Muhammed'in diplomasisine benzetiyorum. Müslümanlar ve gayrimüslimler Hudeybiye Antlaşması'nı imzalarken, Hz Muhammed ilk önce 'Bismillahirrahmanirrahim' kelimesini kullanmak istemiş. Fakat gayrimüslimler itiraz edince, antlaşma 'Tanrı'nın adıyla' diye başlamış. İmzasını da 'Muhammed Resulallah' diye değil, 'Muhammed' olarak atmış. AKP bu tarihi biliyor, çok iyi özümsemiş. Umarım Türkiye'de AKP sayesinde alevlenen İslam bilinç laikliği yok eder."
Yeni Şafak'ın dört, Hürriyet'in üç ve Sabah'ın iki gün devam eden tefrikaları dün biterken, Milliyet ve Cumhuriyet, 'olay yerinden' bildirmeyi sürdürüyor. Malezya, sayfalarca tanıtılırken, ilginçtir, Malezya silahlı kuvvetlerinin 'şeriat' tehlikesine ilişkin düşüncesi sorulmuyor, söylenmiyor, bilinmiyor. Tefrikalara konu olan 'Malezya Türkiye olur mu' sorusu bir de bu bakımdan yöneltilse acaba nasıl bir yanıt gelirdi?



--------------------------------------------------------------------------------


İslamcıların gözü Türkiye'de
Milliyet'e göre, Malezya'nın İslamcıları, Türkiye siyasetini yakından izliyor. Malezya'nın, siyaset yasaklısı, eski başbakan yardımcısı, cezaevinde yatmış, liberal ve ılımlı İslam lideri Enver İbrahim, Başbakan Recep Erdoğan'ı övüyor, "Tayyip beye hayranım. Fikir alışverişinde bulunuyoruz. İslam'ın yeni yüzleriyiz" diyor. Temelkuran'ın izlenimi şöyle: "Tayyip Erdoğan'la aralarında benzerlik kurulmasından rahatsız olmayacağını söylüyor İbrahim. Ama bir röportajında, İslam'ı modern hayata uyarlama konusunda Erdoğan'a 'tavsiyeler' verdiğini söylediğini, bu 'tavsiyelerin' ne olduğunu sorunca: 'Tavsiye demeyelim de... Çünkü ben Tayyip Bey'e hayranım. Mesela medyaya toleransı inanılmaz(!). Fikir alışverişinde bulunuyoruz tabii ki. Ne de olsa biz, İslam'ın yeni yüzleriyiz. Ama o şimdi başbakan. Yani Müslüman devlet adamını temsil ediyor dünyada."
İbrahim, Türkiye-Malezya benzetmesini ortaya atarak Türkiye'deki beş gazeteyi meşgul eden Richard Holbrooke da kızgın: "Richard orada hata yaptı. Richard'ın söylemek istediği bu toplumlarda Müslümanların diğerlerine karşı hoşgörülü olduğuydu. Ama 'İslami devlet' derseniz bu doğru olmaz."
İbrahim, her ne kadar 'liberal' olduğunu açıklasa da, Temelkuran'ın, tolerans sınırlarını ölçmek için yönelttiği sorulara verdiği yanıtlar muhafazakâr politikacıları aratmıyor: "Hiçbir zaman din değiştirmeyi desteklemem. Zaten din değiştirenlerin özgürlüğü üzerinden bunu savunanlar küçük bir azınlık. Küçük bir grubun haklarından söz ediyorlar. (İslami harekete ilişkin) Bu, 80'lerde başlayan uluslararası bir hareket. Evet ama yükselen İslam'ın neresi kötü?! Kadınların başörtüsü takmasının neresi kötü?!"



--------------------------------------------------------------------------------


Penis pompası bile varmış!
Sabah, dizinin başlığından da anlaşılacağı gibi Malezya'nın ne tam laik ne de İslamcı olduğuna hükmetmiş. Şeriat 'tehlikesinden' emin olmayan Sabah gazetesine göre Müslüman kadınlar isterse seksi giysiler giyebiliyor, viagralar, vibratörler ve özel penis pompaları uluorta satılıyor. Hatta Malezyalılar, homoseksüelliğe karşı bile hoş görülü. Milliyet travestilere, Hürriyet de altı blucinli, üstü türbanlı kızlara tanık oldu. Yeni Şafak, ailelerin evlilik dışı hamile kalan kızlarına merhametli davrandığını ve seks işçisi kadınların bile rahatlıkla genelev broşürü dağıttığını gözlemledi.

AYATA
29-09-2007, 22:01
bu gazetelere artık hiçmi hiç inancım yok...gazetecilerin hepsinin yurt dışında evleri var pasaportlarıda var yani İslam ülkesi olursak kaçacak yerleri var kaçarlar ordan atıp tutmaya devam ederler ya biz ne yapacağız , tek şey var yapacağımız ülkemizde kalıp direneceğiz...asılana veya kesilene kadar...o ş...siz nazlı ılıcağında amerikada evi var nasılsa...yahu bir insan diğerini bu kadar sevmezmi yaaanefret ediyorum.

ozgur_beyin
30-09-2007, 01:32
Sevgili sirius ,tuzu kuru olan gazeteciler, kaçıp dışarda JÖNTÜRKLER *olur mücadeleye! devam ederler.
Sıçtıkları boku temizlemek için.

gerilla
30-09-2007, 14:18
o zaman küba olalım yoldaşlar. orada laiklik gerçekten yaşanıyor, kapitalizmde yok. yalnız otobüsleri kötü. kötü diye dhkp-c'li yoldaşlarımızda yakmaz, rahat rahat gideriz.

comandante che guevara!!!!

30-09-2007, 14:51
Türkiye malezya olmaz. İran ve Suudi Arabistan gibi ise hiç olamaz. Nedenine gelirsek: Türkiye'nin tanzimat ile başlayan hatta daha öncesine de giden ikiyüz yıla yakın batılılaşma süreci vardır. Tanzimatttan sonra Jön Türkler ve İttihat ve Terakki gibi bir gelenek çıkmıştır bu toplumdan. Ardından Mustafa Kemal ve İnönü. *90 yıla yaklaşan bir süredir her ner kadar çok tutarlı olmasa da, içinde problemler barındırsa da laik bir geleneğimiz ve 3-4 kuşağın laik eğitim sistemiyle eğitilmesi söz konusu. Malezya ve İran gibi ülkelerin hiç birinde böyle köklü gelenek yoktur.

Yüzbinlerce Türk genci batıda okudu ve okuyor ya da master görüyor. Dilimizden tatil alışkanlığımıza, izlediğimiz batı filmlerine kadar batı kültürü içimize nüfuz etmiş durumda.

İstatistikler şeriat isteyenlerin oranını %7-10 arasında gösteriyor. *Cumhuriyet kurulduğunda bu istatistik sanırım %90 ları gösterirdi. Demekki 80-90 yıllık Cumhuriyetimiz şeriatçilerin oranının tahminen %90 lardan %10 larda düşürmüş durumda.

Türkiye Malezya olmaz. İran hiç olmaz.

Ama bu gevşememiz gerektiğini göstermez. Ölmek üzere olan boğanın son çırpınışları gibi İslamcılar son çırpınışlarla bazı mevziler kazanmak, biraz toparlanmak istiyorlar. Ama Mustafa Kemal ile boğanın şah damarına son darbe vurulmuş bir kez. Bizlerin yapacağı ise sağlam durup fazla gevşememek ama özellikle demokrasiyi rafa kaldırmamak. Aksi takdirde karşı tarafın elini güçlendiren bir koz vermekten öteye gidemeyiz.

thunderpoint
30-09-2007, 15:38
Sevgili Cem,

Bir takım pozitif dayanaklarına rağmen söylediklerinin tam tersi düşünceye sahip olduğumu belirtmek isterim. Bunu da sana -fikirlerimiz birer öngörü olduğu için- "Halklar hiç bir zaman Şeriat yanlısı olmamıştır. Maddi ve manevi rantlarından ya da saplantılı düşüncelerinden dolayı sistemi arzulayan yöneticiler bu yaşam tarzını topluma bastırmışlar; toplum da zaman içerisinde bu tarza uyum göstermek zorunda kalmıştır!" diyerek açıklayabilirim...

Sevgiler...

AYATA
30-09-2007, 15:50
Ah sevgili Cem keşke bizde iyimser olabilsek senin gibi....gençlik forumlarına gir arada sırada bir bak...her forum paylaşılmış tarikatlerce, her forumda özel görevlendirilmiş ışık evleri abileri o gençleri allah korkusu ile o kadar güzel işliyorlarki...aslında bizimde böyle bir yapılanmaya girmemiz lazım bazı arkadaşların gençlij sitelerine üye olup gençlerle hasbihal yapmaları lazım diye düşünüyorum bu bülten yayınlamaktanda yararlı olacak bir faaliyet olur düşüncesindeyim.

30-09-2007, 16:09
Sevgili Cem'e katiliyorum. AKP'nin yukselen oylarini hep Islam'in yukselen oylari olarak degerlendirmemek lazim. Mesela bir isci AKP'ye oy verirken, AKP'nin Islamci tavrina oy vermiyor. AKP geldiginden beri ekmek fiyatlari artmadigi icin, ekonomi iyiye gittigi icin oy veriyor.

dilaver
30-09-2007, 16:50
Şeriat yaşamının Türkiye nin çogunlugu için tayin edici öneme sahip oldugunu düşünmüyorum. Temel mesele ekmek meselesidir. Bugün yoksulluk sınırı 2.250 ytl, açlık sınırı ise 1.200 ler falan olmalı. Türkiyede bu gelirlerin altında ne kadar insan yaşıyorsa onlar için önemli olan öncelikle bu problemin halldedilmesidir. Şeriat falan da umurlarında degildir. Şeriat ortamında karınlarının daha iyi dogacagına kanaat getirirlerse hiç çekinmeden desteklerler.

* * Refah partisi solun olmadıgı bir ortamda sol söylemlerle ortaya çıktı. Sosyalist söylemleri kullandı ve oy aldı. Bunu Akp takip etti ve aynı sloganları kullandı. Fakat sloganların gerçek sahibi ortada yoktu ve meydan boş kaldı.

* * *Potansiyel olarak kapitalizmin gelişme boyutları Türkiyede şeriat sisteminin uygulanmasını zorluyor. 100 milyar doları bulan ihracatı ile şeriat sistemi ile yönetilen bir Türkiye batı liginde yer alamaz. Bu yüzden tayin edici olan gücün egemenler oldugunu düşünüyorum. Şeriat altında bu ciroları yakalayabilmeleri mümkün degil. Sermayenin tedirginligi varsa bir ülkede kaos ve kriz başlayabilir, o halde öncelikle Akp liler buna izin vermezler ama içlerindeki bir kesim de gidebilecekleri sınırlara kadar zorlayabilirler.

* * * *Turban vs gibi bazı sorunları kendi istedikleri gibi hallettikleri takdirde Akp içerisinde de bir yol ayrımı olabilir. Bu liberal kligin ne kadar güçlenecegine ve egemen sermayenin ne tarz bir yönetim istedigi ile orantılı olacaktır. Ne yazık ki halk güçlerinin şimdilik bu süreçte tayin edici bir gücü görülmüyor. Umarım ileriki günlerde bu örgütsüzlük aşılır ve düzene karşı ciddi bir alternatif ortaya konur. O zaman bu tartışmalara ve korkulara da gerek kalmaz.

* * * * saygılarımla

01-10-2007, 17:43
Dindarlaşmada artış *var ama şeriat savunuculuğunda artış yok.

Yıllardır sosyal demokrat olan, 12 eylül öncesinde de solda yer alan kayınpederim evelki yıl rakıyı bıraktı, namaza başladı hacca gitti. Dediğine göre arkadaşları birer birer ölünce bir korku sarmış kendisini. Nedeni bu. Ölümün yakınlaştığını görmek. Konuşuyoruz onunla şeriatı savunmuyor, suskun kalıyor o konuda. İnancın koruyucu kalkanları arkasında ölüm korkusunu daha az hissediyor besbelli.

Saadet Partisi %3 oy aldı. Sevindirici olan bu. %47 oyu onlar alsa idi işte o zaman korkmak gerekirdi.

rebera_roni
01-10-2007, 19:03
saadet partisi adamları kendileri cennet cehennem gönderiyor onlardan olmayanlar cehenneme gidiyormuş.ortaçağa bi anda geri bir bakış attım ama orda bile bu kadar değildi yani.
malezya konusu ise türkiye bu saatten sonra öyle bir konuma gelmesi zor biraz 90 yıllar olsaydı belki derdim ama bu saatten sonra sanmam.malezyada oruç polisleri bile var oruç tutmayı ceza.
he bu arada dinde zorlama yok :D (mu desem)

saygılarımla...

AYATA
01-10-2007, 19:45
saadet partisi bu seçimlerde komik şeyler yaptı yaşadığım kentte köylere gitmişler seçim sabahı oy kullanmak için okullara gelen kişilere okul kapılarında saadet partisine oy vermeyenler cehenneme gidecek diye korku vermeye başlamışlar, köylülerde jandarmaya şikayet edince hepsi toplatılıp karakola gönderilmiş.... :) *komik oluyorlar çoğu zaman.

pante
01-10-2007, 20:57
Saadet Partisinden zarar gelmez.
Kartları açık oynayanlardan korkmaya gerek yok.

Sizi sevmediğini, size hasım olduğunu söyleyenlerden çekinmeyin, daha önce hasımlarınızla beraber olup ta şimdi sizinle dost olduğunu söyleyenlerin, sezdirmeden kuyunuzu kazıp kazmadığını düşünün ve tedbirli olun.
Belki de gerçekten hasımlıktan vazgeçip dost olmuşlardır. O nedenle ona hemen cephe almayın "Yalan söylüyorsun" diyerek. Ona şans tanıyın.
Ama kendisini tam ispatlamadan ona güven duymayın, inanmayın. Gözünüz üzerinde olsun.