Orijinalini görmek için tıklayınız : Atatürk yaşadı mı? Kemalizm'e ne oldu?
" Biz Türk gençliği, Ata'sının bıraktığı mirasa, O'nun cumhuriyetine, O'nun İnkilaplarına, O'nun kudretli ve kuvvetli rejimine daima sadık kalarak, Toprağına kanımızı, istiklaline canımızı vermeği, gençliğimiz, namusumuz ve Türk'lüğümüz namına, yüce anıtının önünde söz verip and içiyoruz." * diyerek verilen sözler.
* Daha dün, ilkokul sıralarında, o kutsal ocakta tam 5 yıl süre ile her sabah:
"Türküm, doğruyum, çalışkanım
Yasam;
Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak,
Milletimi özümden çok sevmektir.
Ülküm;
Yükselmek, ileri gitmektir
Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.
Ey, bu günümüzü sağlıyan Ulu Atatürk.
Açtığın yolda, gösterdiğin amaçta
Hiç durmadan yürüyeceğime And İçerim
Ne mutlu Türküm diyene" * * * * * * * * * * * diyerek verilen sözler ve daha niceleri ne çabuk unutulmuş? *Bütün bu sözler giderek, burada ifade etmek istemediğim sözler haline dönüşmüş.
* *Türk çocukları, meselelere bambaşka gözlerle bakıp başka ufuklardan medet umar ve hele hele birbirlerini kırar hale nasıl gelmişti.
* *İthal malı düşünceler uğruna, vatan sathında sürdürülen maydan muharebesinde öz be öz Türk malı damgasını taşıyan düşünceler neden yok?
* *Bütün dünyada büyük yankılar uyandıran TÜRK inkilabının be onun yaratıcısının düşüncelerine, KEMALİZM' ne oldu?
* O bütünü ile anlaşıl, fikirleri saptırılmadan uygulandıda sonuç alınmadığı içinmi? Yoksa Ata'mızın fikirleri temelde güçsüz olduğu içinmi bu dönüş? Bu arayış neden.
* Ve, hele hele öyle durumlarla, öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki insan bunun sonucu, kendi kendine soruyor; ATATÜRK YAŞADIMI?
Tarih, tuğlaların üstüne tuğla koyarak ilerler. Bizim tarihimize en fazla tuğla koyanların başında Mustafa Kemal gelir. O, kişi olarak tarihsel görevini yapmıştır. Bana göre doğruları fazla ama önemli hataları da varolarak. Belki koyduğu 10 tuğladan birkaç tanesini çıkarıp üstüne bizim yeni tuğlalar örmemiz gerekiyordur.
<strong>SİLİNEN</strong>
10-10-2007, 17:03
Kemalizm 3 ideolojiyi alt etmiştir.
a-Sosyalizm
b-Şeriatçılık
c-Kürtçülük
Soyalizmin tekrar hakim bir ideoloji olması mümkün değil dünyadaki konjoktür gereği.
Ama Kürtçülük ve şeriatçılığın hortladğı bir dönemde yaşıyoruz.
Yani Kemalizmin zayıfladığını bu iki akımın güçlenmesinden anlayabiliriz.
Bu zayıflama 1970'lerden sonra başladı ve bugünlere kadar geldi.
Bu iki tehlikeli ideolojinin panzehiri Kemalizmdir.
Tekrar başa döneceğiz, çaresi yok.
Bu ülkenin gençlerine "çağdaşlık" ve "tam bağımsızlık" ruhunu aşılamalıyız.
Yoksa Kürt-İslam gericiliğinin pençesinden kurtulamayız.
İlk adımı atılmalı ve imam hatipler kapatılmalıdır.
Bu AKP ile olmaz.
Kürtlere de şunu söylemeliyiz: Dimyata prince giderken eldeki bulgurdan olmayın.
Türkiye'de tek bir ulus vardır o da Türk ulusudur.
Evet Türk ve Laik olmak yerine Kürt ve İslamcı olmayı seçenler bu ülkeyi bir kaosa sürüklüyorlar.
Bu işin sonu iyiye gitmiyor.
Herkes "Ne mutlum Türküm diyene" diyene kadar uluslaşma sürecimiz devam edecektir.
Kürtleri Türkleştirmek önümüzdeki en ciddi hedef olmalı.
Geçmişe değil geleceğe bakarak bunu yapabiliriz.
Biz Kemalistlere çok iş düşüyor.
Hem emperyalistlerle hem de onların işbrilikçisi Damat Ferit hükümetleri ile uğraşacağız.
Cumhuriyet mitinglerinde sel olduk aktık. Gerekirse yeniden akarız.
Bir karış toprağımız da emperyalistle ile işbirliği yapan günümüz Şeyh Saidlerine teslim etmeyeceğiz.
''Kürtleri Türkleştirmek önümüzdeki en ciddi hedef olmalı.'' Pelikan
Sayın pelikan;Lütfen ırkçılık !! yapmayı bırakın, ben bir kürt kökenli vatandaşım ve hepte öyle kalacağım.Lütfen hedeflerinizi nasıl bu ülkede insanca ve hep beraber yaşayabilirize çeviriniz.
"Soyalizmin tekrar hakim bir ideoloji olması mümkün değil dünyadaki konjoktür gereği."
Dunyanin en gelismis ulkeleri sosyalist ilkelerle yonetilir. Sosyalizm rejim degil, bir tavirdir, bakis acisidir. Bugun sosyalizm oldu diyenler, ki bir ideolojinin olmesi icin curutulmesi ve yararsizliginin ispatlanmasi lazim, sosyalizmin neresinin oldugunu anlatsinlar. Sosyalizm dalgasi kadar hicbir ideolojinin insanliga ve ulkelerin ic politikasina faydasi olmamistir. Kuba'ya cikartma yaparak, K.Koreyi bombalayarak, Sovyetlere ambargo koyarak bir fikir olmez. Ideolojiler kursun gecirmez.
degisim neden turklesmek istemiyorsun? Homojen bir toplumda yasamanin neresi kotu? Veya be kurt degilim, bu kotu birsey mi? Eger kotu birsey ise, biz kurtleselim hic sorun degil, ama homojen bir toplum kisa vadede sancili olsa da, uzun vadede ulkenin daha istikrarli durmasini saglar.
Sevgili respendial;Elbette homojen bir toplumda, barış içinde *huzurlu ve istikrarlı bir şekilde yaşamak benim de en büyük isteğim.Ve ırkçılığın ne şekilde olursa olsun karşısındayım.
Ülkeyi bugünlere getirenler, pelikanın yazdıklarını uygulayan ve böyle olmasına sebebiyet veren zihniyetler yüzünden olmamış mıdır ? Bugün kürt milliyetçiliği varsa bu kimlerin sebebi ve ürünüdür ?
Bakın ben *ırkçılık olmalı demiyorum dikkat edin.
Ama ya pelikan gibilerinin çözüm önerilerine bakın;
''Kürtleri Türkleştirmek önümüzdeki en ciddi hedef olmalı.'' Pelikan
Bu mudur homojen topluma giden çözüm önerileri ?
kominizm, sosyalizm...................dayanak noktası toplumdaki işçi sınıfıdır, ve işçi sınıfının özgürlüğü için vardır *
* *Liberalizm..................................Birey üzerine odaklanır...
*
* *Kemalizm...................................Millet üzerine odaklanır(millet olarakda devleti kurmak için savaş vermiş halkları baz alır)
* *Faşizm........................................Tek önder ve tek ulus üzerine odaklanır.
* *Teogratik cumhuriyet....................Dini ve onun akaitlerini baz alır
* *Nasyonel sosyalizm.......................Tek ırkı baz alır, ve onu yüceltir
* *seçin........hangisi uyar size....
thunderpoint
10-10-2007, 19:43
Sevgili pelikan,
Kemalizm 3 ideolojiyi alt etmiştir. a-Sosyalizm
Her ne kadar nüansları olsa da 'Devletçilik' ilkesinin temeli Sosyalizm değil midir? Bu konuda ne düşündüğünüzü de merak etmekteyim...
Soyalizmin tekrar hakim bir ideoloji olması mümkün değil dünyadaki konjoktür gereği.
Zaman içerisinde, bütün ideolojiler diğerlerinin küllerinden doğmuşken bu neden mümkün olmasın?
Bu ülkenin gençlerine çağdaşlık ve tam bağımsızlık ruhunu aşılamalıyız. Kürtleri Türkleştirmek önümüzdeki en ciddi hedef olmalı.
Alıntıdaki iki cümle biribirini lağvetmiyor mu?
Evet Türk ve Laik olmak yerine Kürt ve İslamcı olmayı seçenler bu ülkeyi bir kaosa sürüklüyorlar.
Tüm Kürtler'in İslam olduğuna emin misiniz? O halde Duhok'ta ezana söven ve namazla dalga geçen PKKlılar sizce Kürt değil mi?
Kürtleri Türkleştirmek önümüzdeki en ciddi hedef olmalı.
Ben de bir Türk, Laik ve Cumhuriyeçi olarak bu eylemin bence bir 'Faşist Zulüm' ve Türkiye'deki hakim dinsel hegemonyanın bizlere uyguladığının özdeşi olduğunu belirtmek isterim...
Çözüme gerçekçi-tarihsel sorguyla ulaşılacağı kanısındayım...
Sevgiler...
Kemalizm *3 *ideolojiyi *alt *etmiştir.
*
a-Sosyalizm
b-Şeriatçılık
c-Kürtçülük
kemalizm hiç bir şeyi alt edememiştir. işte bu yüzden türkiye bu haldedir. kurtuluş sosyalizmin yüce ideolojisinde.
''Kürtleri Türkleştirmek önümüzdeki en ciddi hedef olmalı.'' Pelikan
* * * *teotihucan buralarda mı acaba ve bu yazıyı okudu mu merak ediyorum. Başka bir başlıkta bir soru sormuştu bana , cevabını bu anlayışta bulabilir mi bilmiyorum.
* * * *Kemalist oldugunu iddia eden arkadaşlara da bir sorum olacak. Kemalizm pelikanın dedigi gibimidir, pelikan kemalist midir. Sizler de aynı şeyi mi düşünüyorsunuz. Bu kemalizm de aynı islamiyete döndü, kimin ne dedigi belli olmuyor.
* * * * Cevapları aldıktan sonra yazıyı degerlendirmeye çalışalım, kimsenin de hakkını yemeyelim.
* * * * saygılarımla
ya pelikan bu işi nasıl yaacağız? beni nasıl türkleştireceksin?
türk bir kızla evlendireceksen ne ala, o zaman add başkanı abimiz başbakan olsun, gitsin bana sevdiğim kızı istesin benim çocuklarda türk olur. nasıl fikir?
hem senin işin olsun hem benim işim...
sana ne demek lazım biliyor musun pelikan?
prof. fr. necmettin erbakan:
-hadi ordan be! hadi ordan! :D:D
"Türkiye cumhuriyetini kuran Türkiye halklarına Türk milleti denir"
* "hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir"
* "Türkiye devleti, ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütündür."
* "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağları ile bağlı herkes Türk'tür"
* *
* *"Biz doğrudan doğruya millet perveriz. Türk milliyetçisiyiz"
* *" Gerçi bize milliyetçi derler, ama, biz öyle milliyetçileriz ki . Bizimle işbirliği yapan bütün milletlere saygı gösteririz"
* *İşte Kemalist yaklaşımın milliyetçiliği budur.
Kürtleri Türkleştirmek önümüzdeki en ciddi hedef olmalı.
Tam bir Kürt düşmanlığı. Aslında pek çok şoven Türk milliyetçisinin düşündüğü ama açıkça söylemekten çekindiği şeyi pelikan açıkça söylemiş.
Sanal Kemalistlerin ırkçı söylemlerine aldanmayın.
Kemalizmin bir partisi, bir merkezi, ilke ve düşüncelerini sunan bir örgütü yoktur.
Bu Kemalizmin yayın organı, bu tüzüğü, bu da programı, doktrini, felsefesi diyebileceğiniz bir kaynağı da yoktur.
Kemalizm bir ideoloji de değildir. Kapitalizmin ya da sosyalizmin alternatifi bir yönetim şekli veya ekonomik model hiç değildir.
Kemalizm, Kurtuluş zaferinden sonra atılan çağdaş adımlar ve hedeflenen aydınlanma yoludur.Yeniliklerdir, devrimlerdir, reformlardır, üretimci toplum yaratma ilkeleridir, çağdaşlaşmada hedeflenen çizgilerdir ve bilgi toplumu yaratma prensipleridir.
Son günlerde sitede açılan başlıklara bir baktım. Nerdeyse yarısı Türk milliyetçiliği ve Kemalizm üzerine. Demek ki epey hararetli bir konu. En iyi açılımı da Pelikan yapmış. Pelikan kardeşim, seni kutluyorum, gazan mübarek olsun. Önerdiğin gibi ben de arada bir marş dinliyorum, bazen de söylüyorum. Aylardır dilime takılan marş da şu:
Hoş gelişler ola, kahraman Enver Paşa
Askerin, milletin, bayrağınla çok yaşa
Arş arş arş ileri ileri, dönmez geri, Türk'ün askeri
Sağdan sola, soldan sağa Al da Bayrağın düşman üstüne
Cephede mitralyöz, ayna gibi parlıyor
Türkistan Türkleri bayrak açmış bekliyor
Arş arş arş ileri ileri, dönmez geri, Türk'ün askeri
Sağdan sola, soldan sağa Al da Bayrağın düşman üstüne
Tam gaza gelmişken iyi gider diye düşündüm. *:D
Andımız her sabah ilköğretim okullarında okunmakta ,ama hissiz ve sıradan
Öğretmenlerimiz bezgin ve sıradan
Cumhuriyet kurulurken çok fazla düşmanı vardı o dönemdede etnik ayrılıklar ve din üzerine kurulu
cemiyetler ulusal mücadelenin aleyhine çalışıyorlardı
Mustafa Kemal çok akıllı bir önderdi iyi bir siyasetçiydi hepsini yönetti
Ne yazık ki toplumumuz onun çok gerisindeydi
ATATÜRK * * * * TEKKELERİ *KAPATTI
BİZ * TEKRARDAN *AÇTIK *BİNLERCE *İMAMHATİP AÇTIK *ÇÜNKÜ *İŞİMİZ *ALLAHLIKTI
EZANI *TÜRKÇE *YAPTILAR *
BİZ *TEKRARDAN *ARAPÇA *YAPTIK Kİ ANLAŞILMASIN *BELKİ *ATEİSTLERİN SAYISI ARTAR
AMERİKA * KALKINMAMIZI * İSTEMEZ *DİYE *KÖY *ENSİTÜLERİNİ *KAPATTIK *YERİNE *KURAN KURSLARI *AÇIP *HATİM *CEMİYETLERİ *YAPTIK
ATATÜRK *BİZE *İLERLEMİŞ *KALKINMIŞ *ÜLKELERİ *HEDEF *GÖSTERDİ
BİZ *İRAN MI *MALEZYAMI *İKİLEMİNDEYİZ
* * * * * * * * * * * * * * * * *ÇÖZÜM
NE *ABD *NE *AB * KAHROLSUN *FAŞİST *DİKTATÖRLÜK
* * * * *YA *BAĞIMSIZLIK *YA *ÖLÜM
<strong>SİLİNEN</strong>
10-10-2007, 21:18
Tam bir Kürt düşmanlığı. Aslında pek çok şoven Türk milliyetçisinin düşündüğü ama açıkça söylemekten çekindiği şeyi pelikan açıkça söylemiş.
Aferin Cem bak ifadelerimdeki inceliği görmüşsün. Ben lafı evrip çevirmem, dönüp dolaştırmam
olduğu gibi söylerim. Bazı arkadaşlar bize "sanal Atatürkçü" lakabını takmışlar ama asıl kendileri sanal alemde sanal hayaller peşindeler.
Türk-Kürt kardeşiliği" lafazanlıkları ile hiç işim olmaz. Bir ulusu önce Türk-Kürt diye ikiye böleceksin sonra kardeşlik söylemleri ile birleştireceğini sanacaksın. Hikayedir bu.
Bu kırılan bir vazonun yapıştırcı ile biraraya getirlimesine benzer. Vazo artık o eski vazo değildir.
Yani bir devletin çatısı altında 2 ayrı ulus birarada yaşamaz. Dünyada kendi devletini kurmak istemeyecek bir ulus da yoktur. Yani Kürtleri bir ulus olarak tanıdığın anda çözülüşe doğru jet hızıyla gidersin. Peşinden "UKKTH" gelir. Zaten Türkiye İkiz yasalara da ( SİYASİ VE MEDENİ HAKLAR *ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ ) imza atmıştır.
http://www.belgenet.com/arsiv/bm/bmsiyasihak.html * * (--Lütfen okuyunuz--)
Belçika örneğini de hatırlayın. Belçika Avrupa Birliğinin başkenti olmasına ve her türlü sosyal siyasal haklarla donatılmış bir demokrasi olmasına rağmen üstelik ekonomisi çok gelişmiş olmasına rağmen bölünmenin eşiğine geldi. (Flaman-Valon)
http://www.samanyoluhaber.com/index.php?khide=1&sid=66254
O yüzden birazcık akılı olun da *Türkiye'yi Osmanlı gibi çok uluslu hâle getirmeyin.
Kürtleri bir ulus olarak tanıdığın anda işin bitişe doğru gider.
Ondan sonrası federasyon, eyalet, gevşek federasyon, otonomi vb. ara aşamalara giriştir.
Süreç acımasız bir şekilde Türkiye'nin bölünüşü ile noktalanır.
Kardeşlik nutuklarınızı da Kürtler iplemez bile. Onlar için masaldır bunlar.
Kaldı k, Kürt devleti kurmak için var güçleri ile uğraşan emperyalistleri de hesaba katmak zorundasınız. Onlar için yeni Kürt devleti bir tarihsel zaferdir.
O yüzden ikinci kurtuluş savaşımız Kürtlerin asimilasyonu olacaktır.
Buna zorunluyuz.
Bunun ırkçılık ile değil "uluslaşma" ile ilgisi var.
Ya uluslaşırsın ya da sonun Osmanlı gibi Yugoslavya gibi olur.
Bu gerçekleri artık görün ve hayal aleminin sanal Atatürkçüleri olmayın.
<strong>SİLİNEN</strong>
10-10-2007, 21:34
degisim neden turklesmek istemiyorsun? Homojen bir toplumda yasamanin neresi kotu? Veya be kurt degilim, bu kotu birsey mi? Eger kotu birsey ise, biz kurtleselim hic sorun degil, ama homojen bir toplum kisa vadede sancili olsa da, uzun vadede ulkenin daha istikrarli durmasini saglar.
Tebrikler. Çok doğru bir tespit.
Kemalizm=Atatürkçülük * sevgili pante
...Sevgili pelikan açılımın çok güzel bence, net ve açık...İki uluslıu devlet olmayacağına göre, üç seçenek var gözüken..
1....Türkiye bölünür doğuda bir kürdistan kurulur
2....Tüm kürtler türkiyeden sürülür
3....Kürtler ve Türkler türk adı altında müreffeh bir gelecek için çalışarak sonraki yüzyıllara doğru dimdik adımlarla yürürler...
"biz öyle milliyetçileriz ki . Bizimle işbirliği yapan bütün milletlere saygı gösteririz"
Bu bazen, biz oyle milliyetcileriz ki, bize boyun egen milletlere saygi gosteririz. Oteki berikicilik bu yukardaki tumcenin ta ozunde yatiyor. Az once kendine dahil ettigin milleti simdi baskasi yaptin ve seninle isbirligi yapmaya zorladin. Olmadi bu sonuncu degerli ufocu arkadasim SİRİUS-B.
Milletlere saygı duyarız diyor respendial millet olamamışlara değil :) *bu arada sonuna kadar ufo cuyum...elhamdürillah :)
Baracuda
11-10-2007, 13:17
Tarih, tuğlaların üstüne tuğla koyarak ilerler. Bizim tarihimize en fazla tuğla koyanların başında Mustafa Kemal gelir. O, kişi olarak tarihsel görevini yapmıştır. Bana göre doğruları fazla ama önemli hataları da varolarak. Belki koyduğu 10 tuğladan birkaç tanesini çıkarıp üstüne bizim yeni tuğlalar örmemiz gerekiyordur.
Senden rica ediyorum Mustafa Kemal'in hatalarını bir konuda toplayabilirmisin.Bizde öğrenelim. *Tuğla konusuna gelince bahsettiğin gibi Kemalizm'de hayatta sürekli değişim ve gelişim' savunur. Ama zannetmiyorumki ne sen nede başkaları yeni tuğlalar koyabilir. Olsa yeni fikirlerde dahada gelişse dünyamız. Atatürk'ün zamanında çıkarttığı tuğlaları yerine tekrar koymaya sen ilerleme diyorsan o zaman vay halimize. Çünki TuranDursun.com adlı sitedeyiz. Fethullahgülen.com olsa normal derimde.
teotihuacan
11-10-2007, 13:18
''Kürtleri Türkleştirmek önümüzdeki en ciddi hedef olmalı.'' Pelikan
* * * *teotihucan buralarda mı acaba ve bu yazıyı okudu mu merak ediyorum. Başka bir başlıkta bir soru sormuştu bana , cevabını bu anlayışta bulabilir mi bilmiyorum.
* * * *Kemalist oldugunu iddia eden arkadaşlara da bir sorum olacak. Kemalizm pelikanın dedigi gibimidir, pelikan kemalist midir. Sizler de aynı şeyi mi düşünüyorsunuz. Bu kemalizm de aynı islamiyete döndü, kimin ne dedigi belli olmuyor.
* * * * Cevapları aldıktan sonra yazıyı degerlendirmeye çalışalım, kimsenin de hakkını yemeyelim.
* * * * saygılarımla
buradayım dilaver kardeşim
ben pelikan'a katılmıyorum ama doğru söylediği şeyler de var.
artık bu ülkenin damarlarına virüs girmiştir. kürtlerin damarına bağımsızlık virüsü, türklerin damarına da anti-kürtçülük. emperyalistler 20. asrın intikamını daha 100 yıl geçmeden aldılar. *şu aşamadan sonra bir anti-virüs geliştirilebilir mi, ben pek zannetmiyorum. emperyalistler bu oyunları çok iyi oynuyorlar, yüzyıllardır antremanlılar ,dünyanın her yerinde yapıyorlar. ama öyle bir adam gelmişti ki bu emperyalistlerin feleği şaştı, planlarında en az 50 -100 sene öteledi, başka milletlere örnek oldu. ama sonuç değişmedi...
dostlar, bu işin sonu iç savaştır ve bölünmedir. ve bu çok geçmeden olacaktır, şunu da belirtmeliyim ki çok kanlı olacaktır. yıllar sonra ismini zor telafi ettiğimiz biri yıllar önce söylemişti dersiniz...
Baracuda
11-10-2007, 13:25
''Kürtleri Türkleştirmek önümüzdeki en ciddi hedef olmalı.'' Pelikan
Sayın pelikan;Lütfen ırkçılık !! yapmayı bırakın, ben bir kürt kökenli vatandaşım ve hepte öyle kalacağım.Lütfen hedeflerinizi nasıl bu ülkede insanca ve hep beraber yaşayabilirize çeviriniz.
Kürtleri kürtleştirmek benim asla doğru, vicdanlı, gerçekçi, akılcı, haklı bir davranış olmadığını düşünmemle beraber. Bir yanlışını söylemek istiyorum. Bu anlayış ırkçılık değildir. Herkezin ağzında sakız gibi bir ırkçılık. Irkçılık bunun tam tersidir. Bir anlayışın kürt varlığını ve farklılığını saymayarak onları dağlı türkler olarak adlandırmakda, bence çok yanlıştır ama buda ırkçılık değildir. Evet bu faşizanca bir tutumdur. Irkçılığın ne olduğunu anlamak istiyorsan Hitler'e bak. Irkçılığı temelinde ayrımcılık vardır. Bu iki tutumdada birleştiricilik vardır.
Baracuda
11-10-2007, 13:35
Sosyalizm öldü. Komunizm bitti. Kemalizm kürtçülüğü yendi. Bahsettiğiniz şeyler sanki birer futbol maçı veya yaşamı 60 sene sürecek bir insanı hayatı. Ne hayata, ne dünyaya nede tarihe böyle bakılmaz. Çünki yaşam süreklidir. Sosyalist ekonomiyle yönetilmeyen hiç ülke kalmasa ne olur. Temelini hak arayan insandan köken almış olan bir düşünce sisteminin bitmesi mümkünmüdür.
Baracuda
11-10-2007, 13:49
Kemalizm=Atatürkçülük * sevgili pante
...Sevgili pelikan açılımın çok güzel bence, net ve açık...İki uluslıu devlet olmayacağına göre, üç seçenek var gözüken..
1....Türkiye bölünür doğuda bir kürdistan kurulur
2....Tüm kürtler türkiyeden sürülür
3....Kürtler ve Türkler türk adı altında müreffeh bir gelecek için çalışarak sonraki yüzyıllara doğru dimdik adımlarla yürürler...
İşte çözüm budur. Altına imzamı çakıyorum. Yanlış anlama olmasın. Ben kürtleri düşünüyourum sadece. Dünyada bir kimliğe sahip olma konusunda kendilerini bu kadar rahatsız hissetmelerini anlayabiliyorum. Ve haklıda buluyorum. Kürt kardeşlerimize dahada çok şey öneriyorum. Bir devlet teşekkülüde oluştursunlar hemen. Sınırlarda müzakerelerle bir şekilde sonuçlanacaktır. Tabi tarihi boyunca ilk defa bir devlet kurma şansını yakalayabilmiş kürt kardeşlerimize bizde İstanbul'da değil, Bodrumda değil, İzmirde değil, Ankara'da değil, Antalya'da değil Kürdistan'da yaşamaları için elimizden gelen katkıyı yaparız. Özgür bir kürt ülkesi için bu kadar emek veren insanlara, meydana getirdikleri özgür ülkelerinde yaşamalarıda en doğrusu olur öyle değilmi.
Baracuda
11-10-2007, 14:00
Tam bir Kürt düşmanlığı. Aslında pek çok şoven Türk milliyetçisinin düşündüğü ama açıkça söylemekten çekindiği şeyi pelikan açıkça söylemiş.
Aferin Cem bak ifadelerimdeki inceliği görmüşsün. Ben lafı evrip çevirmem, dönüp dolaştırmam
olduğu gibi söylerim. Bazı arkadaşlar bize "sanal Atatürkçü" lakabını takmışlar ama asıl kendileri sanal alemde sanal hayaller peşindeler.
Türk-Kürt kardeşiliği" lafazanlıkları ile hiç işim olmaz. Bir ulusu önce Türk-Kürt diye ikiye böleceksin sonra kardeşlik söylemleri ile birleştireceğini sanacaksın. Hikayedir bu.
Bu kırılan bir vazonun yapıştırcı ile biraraya getirlimesine benzer. Vazo artık o eski vazo değildir.
Yani bir devletin çatısı altında 2 ayrı ulus birarada yaşamaz. Dünyada kendi devletini kurmak istemeyecek bir ulus da yoktur. Yani Kürtleri bir ulus olarak tanıdığın anda çözülüşe doğru jet hızıyla gidersin. Peşinden "UKKTH" gelir. Zaten Türkiye İkiz yasalara da ( SİYASİ VE MEDENİ HAKLAR *ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ ) imza atmıştır.
http://www.belgenet.com/arsiv/bm/bmsiyasihak.html * * (--Lütfen okuyunuz--)
Belçika örneğini de hatırlayın. Belçika Avrupa Birliğinin başkenti olmasına ve her türlü sosyal siyasal haklarla donatılmış bir demokrasi olmasına rağmen üstelik ekonomisi çok gelişmiş olmasına rağmen bölünmenin eşiğine geldi. (Flaman-Valon)
http://www.samanyoluhaber.com/index.php?khide=1&sid=66254
O yüzden birazcık akılı olun da *Türkiye'yi Osmanlı gibi çok uluslu hâle getirmeyin.
Kürtleri bir ulus olarak tanıdığın anda işin bitişe doğru gider.
Ondan sonrası federasyon, eyalet, gevşek federasyon, otonomi vb. ara aşamalara giriştir.
Süreç acımasız bir şekilde Türkiye'nin bölünüşü ile noktalanır.
Kardeşlik nutuklarınızı da Kürtler iplemez bile. Onlar için masaldır bunlar.
Kaldı k, Kürt devleti kurmak için var güçleri ile uğraşan emperyalistleri de hesaba katmak zorundasınız. Onlar için yeni Kürt devleti bir tarihsel zaferdir.
O yüzden ikinci kurtuluş savaşımız Kürtlerin asimilasyonu olacaktır.
Buna zorunluyuz.
Bunun ırkçılık ile değil "uluslaşma" ile ilgisi var.
Ya uluslaşırsın ya da sonun Osmanlı gibi Yugoslavya gibi olur.
Bu gerçekleri artık görün ve hayal aleminin sanal Atatürkçüleri olmayın.
Pelikan kardeşim sorunu anlayış biçimin çok doğru. Ancak çözümüne saygı duyarım ama katılmıyorum. Üç nedenden dolayı. Birinci bugün artık geldiğimiz noktada bunu yapamayacağımızı düşünüyorum. İkincisi kim olursa olsun birilerini alıp onlara başka kimlik katmak bana doğru ve vicdanlı gelmiyor. Üçüncüsü ve en önemlisi ise bu birleştirme işi esnasında mutlaka iki tarafta birbirlerinden bir şeyler alır. Benim kürtlerden alacak hiç bir şeyim yok.
Bir yokmuş, iki yokmuş, üç yokmuş... Eski günlerde yeryüzünün bir ülkesinde hiçbişey yokmuş. Hiçbişeyi olmayan bir ülkenin bir padişahı varmış. Bu padişahın da bir hazinesi varmış. Bu hazinede o ulusun en değerli bir emaneti korunurmuş. Atalardan kalan bu emanetle o ulus övünürmüş. "Hiçbişeyimiz yoksa da, atalarımızdan bize böyle bir emanet kaldı" diye avunurlar, yoksunluklarını, yoksulluklarını unuturlarmış.
* *Atalardan kalan emanet, bir kişinin, iki kişinin değil, bütün ulusun olduğundan,. herkes bu değerli emanetten kendine övünme payı çıkarırmış. Onun korunmasına canla, başla çalışırlarmış.
* *Bütün ulusun malı olan emaneti korumak için en uygun yer padişahın hazinesi olduğundan, bu emanet de hazinede saklı dururmuş. Hazineyi, gözlerini kırpmadan silahlı nöbetçiler beklermiş. Hazinenin olduğu yerde kuş bile uçurtmazlarmış.
* *Padişah, sadrazam, vezirler, sarayın bütün ileri gelenleri, her yılın bir günü, atalardan kalan kutsal emaneti koruyacaklarına namusları üzerine yemin ederlermiş.
* *Gel zaman git zaman, günlerden bigün padişahın içine, ulusun canları, kanları yoluna korudukları bu emanetin ne olduğunu anlamak isteği düşmüş. Padişah, bu emanet kutusunun içindekini görmek için yanıp tutuşurmuş. Sonunda bu isteğini yenememiş, bigün hazine dairesine girmiş. Nöbetçiler padişaha da yasak diyecek değiller ya... Sarayın hazinesine padişah, sadrazam, vezirler her zaman ellerini kollarını sallayarak özgürce girerler, emanetin yerinde durup durmadığına bakarlarmış. Padişah da böyle yapmış. Bu emanet, oda oda içinde, oda oda içinde kırk odadan geçtikten sonra kırkbirinci odanın içinde dururmuş. 0 odanın içinde de kutu kutu içinde, kutu kutu içinde, kırkbirinci kutunun içindeymiş.
* *Padişah kırk odanın kapısını açmış. Kırkbirinci odaya girmiş. Sonra kırk kutu açmış. Kırkbirinci kutuyu açarken heyecandan yüreği küt küt çarpıyormuş. "Bunca yıldır koruduğumuz emanet ne ola?" diye büyük bir merak içindeymiş.
* *Bir de kırkbirinci kutuyu açıp baksın ki, ne görsün: Yeryüzünde o zamana kadar görülmemiş bir mücevher. Bir alev gibi yanıp duruyor. Altın desen altın değil, platin desen platin değil, gümüş hiç değil... Padişah kendini tutamamış, içinden, "Atalardan kalan bu kutsal emaneti ben kendime alırım. Benim olur. Kim nereden bilecek?" diye geçirmiş.
* *Güneşten koparılmış bir parça gibi ışıl ışıl yanan kutsal emaneti kutusundan çıkarıp, cebine atmış. Atmış ama, "Ya benim çaldığım anlaşılırsa..." diye de içine bir korku düşmüş. O zaman, "Ben bu pınl pırıl yanan şeyi alır, onun yerine üstü yakut, sedef, zümrüt, inci, elmasla süslü bir platin koyarım, hiç kimse bu emaneti görmediğine göre, günün birinde kutuyu açarlarsa, kutsal emanetin çalındığını anlayamazlar..." diye düşünmüş. Dediği gibi de yapmış. Sonra kırkbir kutuyu içiçe, onun üstüne de, kırkbir odanın kapısını da üst üste kilitleyip hazineden çıkmış arna, yaptığı düzen anlaşılacak diye de ödü kopuyormuş. Hiç kimsenin, kutsal emaneti çaldığını anlamaması için, o zamana kadar yılda bir kutsal emanet üzerine ant içilirken, padişah bu andı yılda ikiye çıkarmış. Her yıl iki kez, alanlarda toplanırlar, padişah da, başkaları da, bütün ulus, atalardan kalan kutsal emaneti kanları ile, canlan ile koruyacaklarına ant içerlermiş.
* *Sadrazam kurnaz bir kişiymiş. "Eskiden yılda bir kez emaneti korumak için ant içilirken, şimdi neden padişah bunu ikiye çıkardı?.." diye sadrazamın içine bir kuşku düşmüş. "Yıllardan beri koruduğumuz bu emanet ne ola?" diye o da bigün hazineye girmiş. Kırkbir odadan geçip, Kırkbir kutuyu açıp emaneti görmüş. Ne de olsa padişah, dalaveresi çakılmasın diye, çaldığı emanetin yerine en değerli taşlarla süslü koca bir altın koyduğundan, bu güzel şey karşısında sadrazam şaşkına dönmüş. "Ben bu emaneti alır, yerine üstü renkli, parlak taşlarla süslü bir altın koyarım. Nasıl olsa, hiç kimse, emanetin ne olduğunu bilmediğinden, günün birinde kutuyu açarlarsa, kutsal emanetin bu olduğunu sanırlar..." diye düşünmüş. Dediği gibi de yapmış. Ama içinde, yaptığı iş anlaşılacak diye bir korku olduğundan, padişahın yılda ikiye çıkardığı ant içme törenini, yaz, kış ve baharlarda olmak üzere yılda dörde çıkarmış.
* *Gelgelelim vezirlerden biri kurnaz bir kişiymiş. "Şimdiyedek, yılda iki ant içilirken neden dörde çıkarıldı?.." diye içine bir kuşku girmiş. O da, kimseye danışmadan hazineye girebildiğinden, bigün, hazineye girmiş, kırkbir odadan geçmiş, kırkbir kutuyu açmış. Kırkbirinci kutudan çıkan üstü parlak taşlarla süslü altını görünce, sevinçten gözleri parlamış. "Ben bunu alır yerine bir gümüş koyarım. Kim nerden bilecek?.." diye düşünmüş. Düşündüğü gibi de yapmış. Yapmış ama içinde öyle bir korku varmış ki, hırsızlığı belli olmasın diye, ulusa kutsal emaneti ne kadar iyi koruduğunu anlatmak için, yılda dört kez yapılan ant içme törenini her ay yaptırmaya başlamış. Ulus, her ay alanlarda toplanıp, son kişide son damla kan kalana kadar kutsal emaneti koruyacağına ant içermiş.
* *Saray nazırı kurnaz bir kişiymiş. Ant içmenin ayda bire çıkmasından işkillenmiş. "Bunda bir iş olacak, bir gidip şu emaneti göreyim..." demiş. Kırkbir odadan geçip, kırkbir kutuyu açıp emaneti görmüş. Atalardan kalan kutsal emanet o kadar hoşuna gitmiş ki, "Ben bunu alıp yerine bir bakır koysam, kim nereden anlayacak?.." diye düşünmüş. Düşündüğü gibi de yapmış. Yapmış ama, içinde hırsızlığı anlaşılacak diye bir korku olduğundan, emaneti ne kadar titizlikle koruduğunu halka göstermek için ayda bir yapılan ant içme törenini, haftada bire indirmiş.
* *Gelgelelim, hazineyi koruyan subaşı, kurnaz bir adammış. içinden, "Ne oluyor böyle?.. Haftada bir ant içiyoruz! Şu kutsal emaneti bir gidip görsem..." demiş. O da öbürleri gibi kırkbir odadan geçip, kırkbir kutuyu açmış. Parlak bakın görünce çok sevinmiş. "Ben bunu alır, yerine demir koyarım, kim nerden bilecek?.." demiş. Dediği gibi de yapmış. Ama yaptığı iş, içine sinmediğinden, emaneti korumakta ne kadar canla başla çalıştığını herkese anlatmak için gösterişe başlamış. Her gün, atalardan kalan kutsal emaneti, ölümü bile göze alarak koruyacağına ant içermiş.
* *Gel zaman git zaman, ulusun içinden bir kişi çıkmış.
* *- Bütün ulus yıllardan beri atalardan kalan emaneti canımızla, kanımızla koruyacağımıza her gün ant içip duruyoruz. Doğrusu bu emaneti hazinede çok iyi saklıyor, koruyoruz. Peki ama bu emanet nedir? Biz emanetçi değiliz ya... Şu odaları, kutuları açalım da, atalarımızdan kalan kutsal emanetin ne olduğunu, neyi koruduğumuzu bir öğrenelim!.. demiş.
* *Bu sözler bomba etkisi yaratmış. Başta padişah olmak üzere, emanete hıyanet edenlerin hepsi birden, hırsızlıkları anlaşılacak korkusuyla, bu dileği ortaya atan kişinin üstüne çullanmışlar. Gerçek emaneti aşırıp onun yerine sırasıyla sahtesini koyanlar, bu katakulliyi yalnız kendilerinin yaptığını sandıklarından ve birbirlerinin oyununu bilmediklerinden, hırsızlıkları ortaya çıkacak diye ödleri kopuyormuş. "Koruduğumuz emanetin ne olduğunu görelim!.." diyen kişiyi,
* *- Vay hain!.. Atalarımızdan kalan öyle kutsal, öyle değerli bir emaneti, sen kim olasın da göresin... diyerek, o kişiyi, kutsal emaneti küçümsemek, aşağılamakla suçlandırmışlar. Bütün ulusu da kandırdıklarından, kendileriyle birlik edip, bunu söyleyenin üstüne yürümüşler.
Zavallı az kalsın linç edilecekmiş. Sonra padişah,
* *- Biz bunu öldüreceksek yasaya uygun öldürelim!.. demiş.
* *Bu kişiyi öldürmek için önce bir yasa yazıp, sonra özel bir mahkeme yargısı ile öldürmüşler.
* *Gelgelelim, öldürmekle iş bitmemiş. Çünkü, ölen kişinin sözleri ağızdan ağıza yayılmış. O düşünce bir çığ gibi gittikçe büyümüş. Günün birinde halkın içinden biri, "Ölümü göze alarak koruduğumuz emanetin ne olduğunu, neden ölümü göze alarak gidip görmeyelim?.." diye düşünmüş. Ama kendisinden öncekinin başına gelenleri bildiğinden bu düşüncesini hiç kimseye açmamış. Gizlice hazineye girip, kutsal emanete bakmayı kafasına koymuş. Ama padişah, sadrazam, vezirler, bütün emanet hırsızları, çaldıkları belli olmasın, kimse anlamasın diye, atalardan kalan kutsal emaneti, daha doğrusu onun yerine koydukları şeyi, eskisinden daha sıkı koruyorlarmış. İşte bu yüzden de hazineye gizlice girmeyi başaran kişi, kutsal emaneti alıp, bütün ulusa göstermek için dışarı çıkarken, hazineyi koruyanların eline düşmüş. Adamın elinde, emaneti en son çalanın, onun yerine koyduğu bir paslı teneke varmış. Subaşı, adamın elinde tenekeyi görünce,
* *-Kutsal emanet bu değil!.. diye bağırmış.
* *Saray Nazırı,
* *- Bu değil!.. demiş.
* *Vezir de,
* *-Bu değil!.. demiş.
* *Sonra sırasıyla padişaha kadar hepsi,
* *-Bu değil, bu değil!.. demişler.
* *O zaman, elinde paslı tenekeyi tutan adam,
* *-Kutsal emanetin bu olmadığım siz nerden biliyorsunuz? Bu değilse, ya hangisi?.. diye sormuş.
* *Bu soruyu oradakilerin hiçbiri yanıtlayamamış. Çünkü hepsi de emanetin yerine koydukları şeyin sonradan çalındığını anlamışlar. Yakalanan kişiyi hemen orada boğdurup işini bitirdikten sonra paslı tenekeyi kutuya koymuşlar. Kutu kutu içine kırkbir kutuya, onu da kırkbir oda içine gizlemişler. Ama içleri bitürlü rahat olmadığından, kutsal emaneti korumak için bir yasa çıkarmışlar. Bu yasaya göre, sabah, öğle, akşam, günde üç öğün, bütün ulus, atalardan kalan emaneti koruyacaklarına ant içmek zorundaymış. Bu andı içenlerin hiçbiri, korudukları kutsal emanetin çalına çalına, en sonunda bir paslı teneke olduğunu hiçbir zaman bilememiş.
Andımız *her *sabah *ilköğretim *okullarında *okunmakta *,ama *hissiz *ve *sıradan
Öğretmenlerimiz *bezgin *ve *sıradan
böyle diyor aydoe.
aziz nesin üstadımız çok güzel belirtmiş
sıkılmadan okuyanlar kıssadan hissesini çıkarır elbet...
NedimYilmaz
14-10-2007, 17:36
Köke ve ırk hissetme meselesidir. Eğer bir insan kendini Türk hissediyorsa "Ben Türküm" diyebilir, Kürt hissediyorsa "Kürdüm", Arap hissediyorsa "Arabım" vs vs diyebilir. Kimse kimsenin ırkı hakkında yorum yapmaya dahi haddi yoktur.
Kendini kürt hisseden insanlar "Ne mutlu Türküm Diyene" tabiki demeyecektir, çünkü kendini Türk hissetmemektedir. Fakat "Millet" adı altında Türklük kimliğini benimsemiş ise tabiki bunu diyebilir. Fakat şu unutulmamalıdır ki, kimse bunu demek zorumda değildir, zorla dedirttirmeye de kimsenin hakkı yoktur. Ne yazık ki bu ülkede herkes bunu demeye zorlanmaktadır. Ülkemizdeki sorunda buradan kaynaklanmaktadır kanımca.
Kemalizm bir ideoloji de değildir. Kapitalizmin ya da sosyalizmin alternatifi bir yönetim şekli veya ekonomik model hiç değildir.
Kemalizm, Kurtuluş zaferinden sonra atılan çağdaş adımlar ve hedeflenen aydınlanma yoludur.Yeniliklerdir, devrimlerdir, reformlardır, üretimci toplum yaratma ilkeleridir, çağdaşlaşmada hedeflenen çizgilerdir ve bilgi toplumu yaratma prensipleridir. *Pante
Bu sözlerin altına sonsuz kes imzamı atarım, hala insanlar şaşmaz yol gösterici olarak kemalist mantığı görüyorlar ve bunu ideolojilerine oturtmuşlardır. Kemalist bir insan "Ben 6 Oku şiddetle benimsedim" der haliyle. Fakat milliyetçilik ve laiklikten başka bir ok bilmezler. İlericilik derler, Atatürk zamanında yapılan yeniliklerin aynısını şimdiki uyarlamaya kalkarlar ve 100 yıl geriye dönerler.
Demokrasiye inanıyoruz derler fakat kendi gibi düşünmeyenlere gerici, yobaz, dinci, rus ajanı vs. demekten geri kalmazlar. Örneğin Kemalist bir ok olan devletçilik. Günümüzde çok partili rejim söz konusudur ve her parti bunu kabul etmek zorunda değildir, farklı bir ekonomik model ortaya sürebilir. Fakat bizim Kemalistler bunu "Bu adam Atatürk düşmanı" diye ortalığı yaygaraya bile verebiliyorlar yeri geldiğinde.
Atatürkçü olmak deyimi devlet politikasında insanlara otoriter bir rejim kurmak demek değildir, Atatürk'ün her dediğini de yapmak demek değildir. Sevgili pantenin de dediği gibi Bilimin ışığı çerçevesinde bilgimize bilgi katmak, çağdaş toplum ölçüsü çizgisinde toplumumuzu muhasır medeniyetler ışığına ulaştırmaktır. Tüketim toplumu olarak heba olmak değil, üretim toplumu olarak dünyaya yeni şeyler kazandırma bilincini insanlara öğretmektir.
İşte bu gibi ince çizgilerdir Atatürkçü olmak bana kalırsa.
Yoksa Kürt-İslam gericiliğinin pençesinden kurtulamayız.
Irki olaylar gericilik değildir. Yarın bir gün Ermeniler anadoluyu ele geçirir ve "Türk-İslam" gericiliği diye yanım koyarsa biz bunu kabul edecek miyiz? O halde nedne kendini kürt hisseden vatandaşlarımız bunu kabul etmek zorunda kalsınlar?
Evet Türk ve Laik olmak yerine Kürt ve İslamcı olmayı seçenler bu ülkeyi bir kaosa sürüklüyorlar.
Bu ülkede Türk olmamak ayıp mıdır sayın Pelikan?
Kürtleri Türkleştirmek önümüzdeki en ciddi hedef olmalı.
Evet bu yüzden oylar MHP'ye değil mi !
Alman Nazisi de bunu hedeflemişti o yıllarda hatırlayınız. Safi alman ırkı yaratmak !
Kanada, degisik etnik kokenli nsanlarin, dini, rengi ne olursa olsun, laik bir ortamda ahenk icinde yasadiklari bir ulkedir. Hintlisi de, ingilizi de, cinlisi de fransiz ,rus, alman kokenlisi de kanadaliyim der hem de biraz gururla. Cunku, bu ulkeyi bu mozayik sekillendirmis, ve etnik guruplarin sanat ve kulturlerini saklamalarini madden desteklemis, bu farkliligi bir kayip degil tam aksine bir zenginlik olarak bakabilmistir.
* * Ataturk, temelini attigi Turkiye'nin de boyle bir gelisim gosterecegini umuyordu sanirim, nitekim yasadigi muddet zarfinda da boyle gorunuyordu. Sonradan ne olduysa oldu, tekrar ayrilikci bir politika gudulmeye baslandi. Belki farkli bir gorus, belki de oy toplamakta nedeni, ancak sonrakiler bu gidisi bozdular, milliyetciligi irkciliga dondurduler. Cehaleti korukleyip, aydinlari hapislerde surundurup, milletin ilerlemesine mani oldular.
* Ben yine de o kadar umitsiz degilim, hosgoru aptalliktir da deseler, humaniztler geri zekalidir da deseler, ilerde akil ve mantigin cikarlarin ustune cikacagina ben eminim.
* *Sevgiler.....
Mustafa Kemal emperyalist işgalci güçlerin ezberini bozmuştur.
Sevr'i ortadan kaldırmış Lozan'ı getirmiştir.
Laik Demokratik Bağımsız bir Cumhuriyet kurmak istemiştir.
Sömürge ülkelerde bağımsızlık mücadelelerini ateşlemiştir.
Laiktir,Bağımsızlıkçıdır
Ülkemizde hala savunucuları, Atatürkçüler,yurtseverler vardır
Türkiye Cumhuriyeti'nin önderidir,ülkenin bölünmesi ve sınırlarımızın yeniden çizilmesi,
din devleti(dinci *oligarşi) kurulması önünde engeldir
BOP 'un uygulanmasına engeldir,ABD ve AB politikalarının uygulanmasına engeldir
Sosyalistlere göre Atatürkçü düşünce gericiliktir,sosyalizm ,komünizm gibi daha ileri düşünceler vardır.
Gerçi bu devlet sistemleri kurulmakta olan dinci oligarşi de hayata geçirilebilirmi,bilmem ama
sosyalist ve komünistler ,kürt ayrılıkçılarını destekler ve Kemalizm'in *tasfiyesini ister!(abd de aynı şeyi istemekte)
Düşmanı çoktur emperyalistler ,arkadaşları,ayrılıkçılar,gericiler,dinciler,vatan hainleri
Onun kurmak istediği Cumhuriyeti biz geliştirip koruyamadıysak ,kabahat bizdedir.
"sosyalist ve komünistler ,kürt ayrılıkçılarını destekler ve Kemalizm'in *tasfiyesini ister!"
Oncelikle bu toleransin en buyuk kaynagi, UKKTH'dir, bu hicbir zaman deste olmadi ancak bir tolerans oldu. Bunun yanisira eskiden PKK sempatizanlari ile sosyalistler arasinda yumusak bir gecis saglayan DHKP-C vardi. Bu cemiyetin varligi ister istemez solcular ile kurtculeri bir araya getiriyordu. Solcularin (ben de bir solcuyum) kurtculerle bir araya gelmesinin diger bir sebebi ise, karsilarindaki baski aracinin (polis asker) *ayni olmasi idi. Zaman gecti ve hersey degisti, once DHKP-C ideolojik icerigini yitirip pavyonlardan harac toplama isine girdi. PKK anti-emperyalist yonunu kaybederek, populist politikalar uygulamaya basladi ve dogal olarak is solculari asti. Su an ise kurtculer (PKK'lilar degil) anti-emperyalist yonunu tamamen kaybetmistir ve toplumdan izole olmus/edilmis lerdir. Bu sebeple sadece toplum icin cozumler ureten (milletler icin degil) sol icin elle tutulacak bir yani kalmamistir.
Sn. Respendial
Sosyalistler ezenin sömürenin olmadığı,sınırsız ve sınıfsız bir dünyanın, eşitliğin ve özgürlüğün dünyasını savunur.
Bu bir özlem, gelecek tasavvufu bu anlamda ütopyadır,
Sosyalistler gündemde olan sorunları ele alırken,gelecek perspektifini unutmadan(sosyalizm), onunla uyumlu bir şekilde bugünün gerçekliği üzerinden politika yapmak zorundadır.
Emperyalizme bağımlı bir ülkede, anti-emperyalist olmadan sosyalist olunamaz,
Anti Abd'ci tavra karşı olanlar bırakın sosyalist olmayı solcu bile olamazlar.
Günümüz Türkiye 'sinde sosyalist ve komünistlerin *laiklik *ve anti-emperyalist savunucularını
desteklemesi onları ulusalcı yapmaz, ilericilik ,demokratikleşme yönündeki çalışmaları desteklemeleri ,ittifaklar yapabilmeleri gerekir.
PKK anti-emperyalist yonunu kaybederek, populist politikalar uygulamaya basladi
respendial, senin hafızan bulanık.
pkk, hangi zaman anti emperyalist yönde bir demeci verdi.?
populist kelimesini de küçümseyip durma. Türkçe karşılığı Halkçı demektir.
sol partilerin Halkçı olma tarafı yoksa, bir anlamıda yoktur.
Sevgili aydoe,
"Sosyalistler ezenin sömürenin olmadığı,sınırsız ve sınıfsız bir dünyanın, eşitliğin ve özgürlüğün dünyasını savunur."
bence en dogru kavram geleneksel turk solu olurdu. Denizlerin kusagi ile baslayan, su an ufak tefek DKÖ'lerde yasatilan turk solu konumuz. Cunku sol her cografyada farkli gelismistir. Tipki dinler ve alt gruplari mezhepler gibi. Sosyalizm ideolojisinin icinde bile ayriliklar vardir, misal Stalin - Trotsky.
PKK'nin gerilla veya savas yanlisi uyeleri ile (DEV-GENC DEV-SOL geleneginden gelen) turk solunun hicbir alakasi olmamistir. Ancak savas karsiti ayrilikci (ki bu bahsettiklerim senin kastettiklerin sanirim aydoe, kurtulus gazetesi ve cevresi gibi) kurtler dedigim zeminin olusmasi ile 1 Mayis alanlarinda yanyana gelmistir. Bu gruplarda savas karsitligi, demokrasi ve ozgurluk istekleri ve en onemlisi anti-emperyalist cizgileri ile ister istemez solcularla paralellikler kurmuslardir.
Daha sonra bu kurtcu-solcular ideolojik olarak kendilerini giderek turk solundan izole etmistir. Diger bir deyisle kendilerini turk halkindan sorumlu hissetmemeye baslamislardir. Iste populist politikalar dememin sebebini kustahca bile olsa, epoch aciklamis. Bu kurtcu-solcular zamanla silahli mucadeleye yoneldi ve ideolojisinin oznesine kendi irkindan insanlari koydu. Mucadeleleri tamamen bir ayrilikci gerilla mucadelesine donusunce artik fazlla bir ideoloji yapacak yerleri kalmadi buna ihtiyacda yok zaten. Su an dagdaki kadro icin bir ideolojiye gerek yok, ideolojileri savas ideolojisi. Kurt hareketi sehirlerde silahlandiginda, turk solu coktan silahsizlandirilmisti ve sindirilmisti (80 darbesi).
Sanal Kemalistlerin ırkçı söylemlerine aldanmayın.
Kemalizmin bir partisi, bir merkezi, ilke ve düşüncelerini sunan bir örgütü yoktur.
Bu Kemalizmin yayın organı, bu tüzüğü, bu da programı, doktrini, felsefesi diyebileceğiniz bir kaynağı da yoktur.
Kemalizm bir ideoloji de değildir. Kapitalizmin ya da sosyalizmin alternatifi bir yönetim şekli veya ekonomik model hiç değildir.
Kemalizm, Kurtuluş zaferinden sonra atılan çağdaş adımlar ve hedeflenen aydınlanma yoludur.Yeniliklerdir, devrimlerdir, reformlardır, üretimci toplum yaratma ilkeleridir, çağdaşlaşmada hedeflenen çizgilerdir ve bilgi toplumu yaratma prensipleridir.
Kemalizm’in CHP isimli bir partisi (Şu anki CHP ne kadar bu yoldan sapsa da), 6 temel ilkesi, tüzüğü, programı (Ki bunlar CHP kurultaylarında özellikle 1935 kurultayında şekillenmiştir) vardır. Evet, doktrini yoktur ancak öğretisi vardır.
Kemalizm bir ideolojidir. Nihayetinde –ism ekleri de ideolojilere ithafen kullanılan bir ektir. Olmaması için ne gibi sebepler bulunmaktadır ?
Evet, doktrini yoktur ancak öğretisi vardır.
Doktrin? ,Öğreti?
Doktrin=Öğreti
Kemalizm bir ideoloji de değildir. Kapitalizmin ya da sosyalizmin alternatifi bir yönetim şekli veya ekonomik model hiç değildir.
Kemalizm, Kurtuluş zaferinden sonra atılan çağdaş adımlar ve hedeflenen aydınlanma yoludur.Yeniliklerdir, devrimlerdir, reformlardır, üretimci toplum yaratma ilkeleridir, çağdaşlaşmada hedeflenen çizgilerdir ve bilgi toplumu yaratma prensipleridir.
Bu paragraf doğru gerisi teferruat.
Yanlış söylemişim özür dilerim. İdeolojisi vardır demek istedim.
Kemalist devrimi dünyada ki bütün devrimlerden ayıran en büyük özellik; Yaşanan somut olayların sonucu ideolojisinin şekillenmesidir. Yani diğer bir deyişle Kemalizm pratikten düşünsel alana bir varış olarak tanımlanabilir.
Yeryüzünde yaşanan diğer devrimleri incelediğimiz de karşımıza çıkan temel sonuç şudur; Söz konusu devrim hareketleri öncelikle bir düşünce zeminine dayanır, daha sonra ise bu düşünce temelinde gelişen pratik başarılı bir şekilde uygulanırsa devrim dediğimiz varış sözkonusu olur.
Bu yüzden Mustafa Kemal'in önderliğinde oluşan Kemalist devrim dünya genelinde yaşanan ideolojik şekillenmeden farklı olarak doğmuş ve gelişmiştir.Sadece düşünsel eksende değil bilakis somut eylemle kendini göstermiştir. Bu yüzden de dogmalarının olmaması gayet doğaldır. Farklı bir tarzda ideoloji yaratmak, kalıpları kırdığı için ideolojinin dogmasız olmayacağı iddia edilir.
Ancak bu yanlışı Mustafa Kemal, yüce ideolojisiyle pek de güzel yıkmıştır !
Hem Sosyalizm'e hem de Kapitalizm'e alternatif değildir öyle mi ?
O halde nedir ? Kemalizm, Sosyalizm ya da Kapitalizm'in uzantısı mıdır ?
Cevap arayalım...
Özellikle Attila İlhan'ın alıntıladığı Hakimiyeti Milliye gazetesinin başyazısı oldukça dikkate değerdir:
"...Atatürk, ayrıca, anti emperyalizmin bütünlük kazanmasında temel koşulun anti kapitalist tavrın ortaya konulması olduğunu görmüştür. Yani anti kapitalist olmazsanız anti emperyalist olamazsınız. Çok yakın bir tarihte, bu düşünceyi çok güzel ifade eden ve 1920 tarihli bir yazıdan yaptığı bir alıntıyı Attilâ İlhan köşesine koymuştu. “…en büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan milletler; bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış bir saltanat halinde dünyaya hakim olan ‘Kapitalizm’ afeti ve onun çocuğu olan ‘Emperyalizm’dir” denilmektedir bu yazıda.(Hakimiyet-i Milliye, 20 Temmuz 1336/1920; Hadiye Yılmaz, “Hakimiyet-i Miliye Yazılarında Türk Bolşevik Dostluğu ve Emperyalizm”, Teori, Ekim 2002, s.57.)..."
Sovyet komünizmine getirdiği yıkıcı değil yapıcı eleştiriyi ise şu şekilde ifade etmekte:
"...Gerçekçi olması nedeniyle hedeflerini sınırlılıklarını belirlemekte de son derece isabetli olmayı her noktada başarmıştır. Bunu söylerken şu sözüne atıfta bulunmak istiyorum. İktisadi yoluna model seçerken bazı kaygılarını belirlemek üzere diyor ki; “Büyük harbin sonunda komünizm uygulandı. Fakat halka vaat edilen bazı şeyler aynen temin edilemedi”. Yani Atatürk komünizmi, başardığı için değil başarısız olduğu için eleştiriyor. Ruslar ilkelerinden geri döndüler diyor. Bununla 1920’deki “Yeni Ekonomik Politika”yı kastediyor. “Bir inkılaba teşebbüs edip sonradan geri dönmektense ağır ağır ilerlemek en doğru yoldur. İkinci yol liberalizmdir. Bu da eskimiştir. Bizim tatbik ettiğimiz ekol devletçiliktir. En ileri iktisadi yol budur” diyor. (Yön, sayı 19; Boratav, 100 Soruda Türkiye’de Devletçilik, s.184)..."
Mustafa Kemal'in bugünkü solculara bile ders verir nitelikte olan ve devrimciliğin temel prensiplerinden birini açıklayan sözleri ise şöyle:
"...Rusya’da Bolşevizmin kullandığı inkılap usullerini burada tatbik etmek istemek kadar inkılapçılıktan haberdar olmayışı tasavvur edilemez. Bolşevizm inkılabı bütün komünizm hareketleri için bir örnek, bir model değil, pek kıymetli, pek canlı, pek muazzam bir rehberdir. Bu rehberlerden istifade etmeyi , onun gösterdiği yollardan gitmeyi ne kadar canlı arzu edersek, onun usullerini şekli itibariyle aynen taklit etmekten de o derece sakınırız. Her şeyde körü körüne taklitçilik fenadır. Bilhassa inkılapçılıkta..."
Kemalizmin teorisyenlerinin Devlet Sosyalizmine olan ilgileri ve Türk Devriminin niteliği bakımından yaptıkları tanımlamalar oldukça önemlidir.Ayrıca yine resmi kaynaklarda Devlet Sosyalizmi tanımına rastlamak mümkündür:
"...Örneğin Atatürk’ün kaleminden çıkmış, Afet İnan imzasıyla yayınlanmış olan Medeni Bilgiler kitabında da devlet sosyalizmi benimsenen bir model olarak zikredilmiştir. (Medeni Bilgiler, s.71,72)..."
"...Ayrıca, Atatürk’ün bazı yakın arkadaşlarının da devlet sosyalizmi üzerinde durdukları görülür. Mahmut Esat Bozkurt, Kaynak Yayınlarından çıkan Anadolu İhtilali isimli kitabının 197. sayfasından itibaren devlet sosyalizmi hedeflerini uzun uzun anlatmıştır. Keza Celal Bayar da 1921’de, Hakimiyeti Milliye muhabirini yanıtlarken devlet sosyalizmi taraftarlıklarını savunmuştur. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. 1936’da yayınlanan Resimlerle Türkiye Albümü’nde “Bizim mezhebimiz devlet sosyalizmidir” denildiği görülmektedir..."
Sosyalizmin Türkiye-Rusya koşulları karşılaştırılarak ve o zaman Türkiye'de uygulanabilirlik derecesine ithafen şunları söylemektedir:
"...Ayrıca, Rusya’da olduğu gibi bir sosyalist konsensusun doğmasına neden olacak bir edebiyatın da bulunmadığına işaret etmektedir. Tolstoy bu kadar yumuşak, ihtilal yanlısı olmayan bir yazar olmasına karşın, onun bile kapitalizmin sömürüsüne karşı şiddetli eleştiriler getirmiş olması, Rus toplumu ile Türk toplumu arasındaki farklılıklardan birisi olarak Atatürk’ün de üzerinde durduğu bir unsur oluşturmuştur. Dolayısıyla Atatürk, hem ekonomik ilişkiler bağlamında hem de kültürel-sanatsal bağlamda, üzerine oturacağı, Rusya’dakine benzer bir düzlemin bulunmadığını gerçekçi biçimde belirlemiş bulunmaktadır..."
Atatürk'ün enternasyonal devrim ve batı işçi sınıfı hakkındaki saptamaları ise hedefini şaşmamıştır:
"...Birinci sınırlılığı Atatürk böyle belirliyor. İkinci büyük sınırlılık ki bu yalnızca Türkiye’yle ilgili değildir. O da yeryüzünde tarihin çarkını ileriye döndürecek büyük toplumsal gücün yani işçi sınıfının (ki o da batıda ortaya çıkmıştır) yetersizliğidir. Bu tespiti yapan kuşkusuz yalnızca Atatürk değildir. Daha önce Lenin de, Engels de, başkaları da Batı işçi sınıfının, emperyalistlerin dünya sömürüsünden oluşturdukları sofranın ayak ucunda da olsa yer almakla tatmin olduklarını, bu yüzden mazlum milletlerin sömürüsüne seyirci kaldıklarını hatta Batı işçi sınıfının bu sömürüye bizzat katıldığını görmüşlerdir. Yani Batı işçi sınıfı, emperyalist sömürüden pay almak çabası içine girmiş, dolayısıyla kaba çizgileriyle Batı sömürgeciliğine payanda olmuştur.
Batı işçi sınıfının bu yetersizliğini Atatürk net olarak tespit etmiştir. Batı işçi sınıfı mazlum milletlerin sömürüsüne en azından duyarsız kalmakla ve bizim Kurtuluş Savaşımız gibi kurtuluş savaşlarına seyirci kalmakla aslında kendi felaketini de hazırlamıştır. Atatürk bunu nasıl dile getiriyor? Tarihin çarkını ileriye döndürmesi mümkün olan iki büyük güce, 22 Ekim 1920’de Çiçerin’e yazdığı mektupta şu sözleriyle işaret etmektedir:
“Bir yandan batının işçi sınıfı öte yandan Asya ve Afrika’nın köleleştirilmiş halkları, milletlerarası sermayenin, kendilerini yıkmak ve efendilerine çıkar sağlamak için köle durumuna getirmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç, dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir. Ben buna inanıyorum.” Yani Atatürk kendi başarısının sonuca vardırılmasını ve sürekliliğini Batı işçi sınıfının ve mazlum milletlerin kendilerine düşen büyük tarihsel rolü yerine getirmesinde görmüştür..."
Burada Atatürk'ün entenasyonalizme bakışını, ezen ülke-ezilen millet çelişkisine sağdık kaldığını ve Dünya devriminin başarıya ulaşabilmesi için Sovyetler'e mazlum halklara ve batılı işçi sınıfına göstermeleri gerken yaklaşımı telkin ettiğini görüyoruz.
Kaynak1:“Bir Millet Uyanıyor-1”- Attila İlhan
Kaynak2:Teori, sayı:166, Kasım 2003, s.37-45