PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Teröre son verme yöntemleri..


tanselsemir
16-10-2007, 19:19
TERÖRE SON VERMENİN YÖNTEMLERİ


Terörün kaynağı nedir? Terörü bitirmek için neler yapmalıyız? Bu yazımızda bu soruların cevaplarını arayacağız.

Bana şöyle bir eleştiri yöneltiliyor: “Sen hep eleştiriyorsun ancak ne yapılması gerektiği üzerinde hiç durmuyorsun.” İşte şimdi yapılması gerekenleri yazmaya çalışacağım.

Yapılması gerekenleri bir sürece ve belirli aşamalara bağlayalım.

İlk Aşama

İlk önce Türkiye vatandaşı olarak sahip olduğumuz her türlü mülklerimizi devlete bağışlayacağız. En varsılından en yoksuluna dek her türlü malımız devletin olacak.

Bunun üzerine bütün siyasi parti ve kurumlar kapatılacak ve yerlerine bilim insanlarından oluşan yönetim birimleri getirilecek. Bu yönetim birimleri ülkede bulunan her türlü gereksinimi karşılayacak üretim ve paylaşım uygulamasını hazırlayacak.

Örneğin yedi bölgemize -üretime dayalı olarak- ayrı ayrı fabrikalar kurulacak. Ayrıca her bireye veya aileye barınacağı bir ev bir de görev -iş- verilecek. Sonuçta ülkede bulunan her vatandaşın barınacağı bir ev, bir iş ve bununla birlikte sağlık ve eğitim olanakları sağlanacaktır. Her şeyde olduğu gibi eğitim ve sağılık da devletin bir hizmeti olarak sunulacaktır.

Daha sonra sınırlarımızı her türlü giriş ve çıkışa kapatmalıyız. Diğer ülkeler ile alış verişi yok denecek düzeye getireceğiz. Her türlü ihtiyacımızı bilim insanlarının belirlediği görevler doğrultusunda kendimiz karşılayacağız.

Ayrıca bir dil kurulu Türkçemizde yabancı bulunan bütün sözcükleri ayıklayarak yerlerine kendi üretimimiz doğrultusunda sözcükler kullanılacaktır. Üretmediğimiz bir nesnenin ismi Türkçede yer almayacaktır.

Bireyin Sorumlulukları

En başta belirttiğim gibi birey bütün mülklerini devlete verecektir. Devlet ülkede ayrımcılığı ortaya koyan; din, mezhep, ırk, gibi kavramları tanımayacak ve bununla ilişkili olan bütün unsurlar kaldırılacaktır. Kölelik, hizmetkârlık olmayacak; herkes devlete yani topluma hizmet edecektir.

Bireyin kimliğinde sadece vatandaş kelimesi yazılacaktır.

Birey kendisine verilen görev kapsamında işini en iyi biçimde yapacak ve boş vakitlerinde spor, kitap okuma gibi eğitici ve geliştirici etkinliklerde bulunacaktır. Bilim dışı her türlü kaynak yok edilecek ve birey yalnızca bilimsel kaynak okuyabilecektir.

Birey ulaşımını devletin sağlıklı toplu taşım araçlarıyla yapacaktır. Bireye özel araçlar olmayacak ve yalnızca iş gereksinimlerini karşılayacak araçlar olacaktır.


Eğitim ve Öğretim.

Çocukların beyin gelişimi doğuştan itibaren izlenecek ve ilkokula gelinceye kadar seviyesi belirlenecek ve seviyesi belirlendikten sonra yetenekleri doğrultusunda eğitime başlayacaktır. Eğitim almak istemeyen veya seviyesi düşük bireyler okutulmayacak; yalnızca devletin gözetimiyle iş hayatına hazırlanacak ve iş eğitiminden geçirilecektir.

Çocuk öğretimini 18 yaşına geldiğinde bitirmiş olacak ve gerekli yerlerde üretime katılacaktır.


Ulaşım ve Yerleşim

Ulaşım devletin son teknoloji içeren toplu taşım araçları ile gerçekleşecektir. Böylece trafik kazaları tarihe karışmış olacaktır. Yerleşim planına göre yerleşim merkezine hızlı toplu taşım araçlarıyla gidilecektir.

Yerleşim planı ülkenin konumuna ve coğrafi yapısına göre biçimlendirilecek, en büyük yerleşim yerinin nüfusu bir milyonu aşmayacaktır. Evler, tarım alanları dışında 3, 4 sınıf ve üzeri arazi üzerine kurulacaktır. Her ev kendi enerjisini güneş enerjisiyle karşılayacak ve böylece çevre kirlenmesi yok edilmiş olacaktır.


Üretim ve Paylaşım

Devlet üretimi her alanda elinde tutacaktır. İnsanların ihtiyaçları dışında kalan artı ürün Afrika’da yoksul ülkelere karşılıksız gönderilecektir.

Toplumun mutlu olmasını gerektirecek her bireyin isteği yerine getirilecektir. *Elbette birey, toplum dışı istekte bulunması gerekmektedir. Bireyci istekler toplumu tekrar teröre sürükler.

Ülkede din, mezhep, ırk gibi kavramlar ve bu kavramlara dayalı hiçbir unsur olmadığından ülke yalnızca toplumun mutluluğu için üretecek ve paylaşacaktır.

İnsanlar, bireyler birbirleriyle yarışmayacak, rekabette bulunmayacaktır. Herkes birbirini sevecek ve herkesin amacı toplumun mutlu olmasını istemek olacaktır.


Yorum

Ülkemizde kaç kişi böyle bir yaşam düşlüyordur. Böyle bir yaşamın oluşmayacağını savunanlar terörü yaşatan kişilerdir. Çünkü terörü yok etmek ancak toplumsal eşitlik ile sağlanabilir. Böyle bir eşitliği savunmayanların kendisi teröristtir. Terörün kaynağı işte bu noktada yatmaktadır. Bu eşitlik sağlanmadıkça terör devam edecektir. Yine her gün onlarca kişi trafik kazalarında, dağlarda vb. yerlerde ölecektir. Yaşatmak bizim elimizdedir ve ancak toplum eşitliği sağlandığı zaman bu gerçekleşecektir.

dilaver
16-10-2007, 19:49
sayın tansel semir

* * *ütopik sosyalistlerden muhakkak haberiniz vardır. Sain siman,fourier, gibi. Yazınız o baglamda ütopik bir yazı olmuş. Önce devletin bir tanımını yapmak gerekiyor.

* * *Devlet sınıfların varlıgını öngören bir kavram. Br sınıfın diger sınıf/sınıflar üzerindeki baskı ve tahakküm aygıtı. Sorun devleti ortadan kaldırmakta.


* * *saygılarımla

tanselsemir
16-10-2007, 21:39
Devlet kavramı yüce bir kavramdır. Siz bugünkü yönetime bakıp "işte devlet budur" diyemezsiniz. Bütün bunlar devletsizliğin ürünleridir. Devlet; bireylerin oluşturduğu toplumun düzenidir. Bugün yaşananlar düzensizlik yani anarşidir.

Kulaktan dolma birçok kişi devletin ortadan kalmasını istiyor. Ki zaten bugün de bu vardır. Eğer siz başıboşluk istiyorsanız bu devletsizliğin içinde o da vardır. Devlet değil; devletsizlik sınıfları yaşatır. Devleti kaldırmak değil düşünen insanların devleti kurması önemli. Asıl sizin, devleti ortadan kaldırmanız bir ütopyadır. Devlet; düzen demek, toplum demektir. Bugün var olan, düzensizliktir ve toplumsuzluktur.

Eğer benim düşlediğim topluma ütopik olarak bakarsanız bugünkü terörün bitmesine de ütopik olarak bakmanız gerekir.


Tansel Semir

Camgoz
16-10-2007, 23:14
Terör dediğin 4. dünya savaşının araçlarından biridir.

Terör üzerinden devletler savaşıyor.

pe-kaka nın mayınlarına bakın; italyan

silahlarına bakın; rus ve amerikan

fikirlerine bakın; rus

apo itinin saklandığı yerlere bakın; suriye, italya

terörist kampların yerlerine bakın; iran, Irak, suriye, Lübnan

güneydoğu halkını galyane getirenlere bakın; ab li köpekler

Bu savaş nasıl bitsin?

Türkiye bu devletlerin hepsiyle savaşmak zorunda.

Savaştı da.

Irak bedel ödedi. Çok ağır bir bedel.

Sırada iran ve apoyu konuk eden suriye var.

Suriye lübnan'dan çıkarıldı. Bu ülkede sempatisini de kaybetti.

İranda etnik ve dinsel çatışmaya sahne olacak tohumlar saçılıyor. Yakında bu acıklı ayrılık sinemalarda... :twisted:


Suriye müttefiki iranla kara bağlantısını kaybetti. Yakında başka bir yerini de kabedecek.... heh he hehe ehheheh.. :twisted:

şii ve iran yanlısı hamas filistinden ağır ağır çekiliyor. yerine abd piyonu el-fetih geliyor. Yani; Suriye-İran ittifakı bir kale daha kaybetti.

Bunlar yakın düşmanlarımız için sonun başlangıcı.

Düşmanımız sandığınız dostumuz abd silahları pe-kaka ya iranda kullanması için verdi.

pe-kaka iranda da işler çeviriyor.

Bu bölgede abd ile çıkarlrımız bire bir örtüşüyorken düşmanlık yapmamız saçma.

16-10-2007, 23:25
ilginc bi yazi eheh

Camgoz
16-10-2007, 23:37
ilginc bi yazi eheh

:D

yakında buradan kovulurum.

hehhe heh hehhehe hehehe *:twisted:

arifsahin
17-10-2007, 01:48
Komünizm satmak ya da almak değildir,
Komünizm paylaşmaktır.

Komünizm insanları milletlerine,dinlerine,renklerine göre ayırmak değildir,
Komünizm farklılıkları zenginlik olarak görüp beraberce yaşamaktır.

Komünizm savaş değildir,
Komünizm tüm dünyada barıştır.

Komünizm çalışmadan,ter dökmeden kazanmak değildir,
Komünizm her insanın emeği kadar kazanmasıdır.

Komünizm zenginlerin mahkemelerinde fakirlerin yargılanması değildir,
Komünizm herkese eşit adalettir.

Komünizm yoksul diye insanların hastahane kapılarında,zenginlerin ise hastane süitlerinde yaşamaları değildir.
Komünizm her insana eşit sağlık imkanı sunulmasıdır.

Komünizm fakirin okula gitmek için 10km yürümesi ya da baba parasıyla okumak değildir.
Komünizm her insana eşit eğitim olanakları sunmaktır.

Komünizm hayata baba bursuyla gelip,çalışmadan yaşayabilmek değildir.
Komünizm çalışmasını engelliyecek bir sağlık sorunu vs. vs. olmadığı sürece çalışıp yaşamaktır.

Komünizm sadece zenginlerin eğlenmesi değildir.
Komünizm halkın isteklerine göre kurulan eğlence mekanlarında(diskodan tiyatroya,sinemadan ortaoyununa vs.) herkesin eğlenebilmesidir.

Komünizm orduya milyar dolarlar harcanması değildir.
Komünizm önceliği insan olan bir ideolojidir.

Komünizm etnik kökene ya da dine göre kıyak geçmek değildir.
Komünizm her insana eşit yaklaşmaktır.

İŞTE ÇÖZÜM :KOMÜNİZM

arifsahin
17-10-2007, 01:49
TANSEL SEMİR YAZINDAN DOLAYI TŞKLER

HarunKAHYA
17-10-2007, 02:08
"İŞTE ÇÖZÜM :KOMÜNİZM"

Hayret vallahi.. hala bu kadar temiz ve saf insan kaldımı dünyada... :D
Bir sn.dostumuzun yazısı vardı gayet hoş bir ara başlıkda... "Hayallerim, aşkım ve sen.."

yani..hiç bitmiyor demekki aşk... yerlerde sürünse de..

dilaver
17-10-2007, 03:20
Kulaktan dolma birçok kişi devletin ortadan kalmasını istiyor. Ki zaten bugün de bu vardır. Eğer siz başıboşluk istiyorsanız bu devletsizliğin içinde o da vardır. Devlet değil; devletsizlik sınıfları yaşatır. Devleti kaldırmak değil düşünen insanların devleti kurması önemli. Asıl sizin, devleti ortadan kaldırmanız bir ütopyadır. Devlet; düzen demek, toplum demektir. Bugün var olan, düzensizliktir ve toplumsuzluktur.


* * * * sayın tanselsemir

* * * * Irokua topumu hiç bir zaman devleti tanımadı. Kabile konfederasyonunda kaldı. Aztek toplumu için de ancak bir askeri demokrasi diyebiliriz, onlar da devleti modern anlamda bilmedi. Devlet herşeyden evvel bir sınıflaşmayı ve ezen ezilen ilişkisini gerektirir. Bir artı fazlanın egemenlerce var olan devlet görevlilerine dagıtmayı gerektirir. Devlet direkt üretici olanlardan alarak hiç bir üretici fonksiyonu olmayan asker, polis, bürokrat vs gibi kamu görevlilerine dagıtmayı gerektirir. Bu yüzden devletin kendisi bir sömürü ilişkisini gerektirir.

* * * * * Devlet görevlileri üretmez üreteni sömürür. Sizin ütopyalarınız kulaga hoş geliyor, arifsahin arkadasım ise bunu komünizm ile karıştırmış. Bunu kastetmeye çalıştıysanız şayet dedikleriniz ütopyadan ileri gidemez, çünkü komünizm sosyal bir yaşam tarzıdır, devlet siyasi bir örgütlenmedir. Komünizmde siyasi örgütlenme olmaz, gerek de olmaz. Sosyal örgütlenmeler olur bunu adına da devlet denemez.

* * * * * Devleti içine alarak yukarıdaki ütopyanızı savunmaya kalkarsanız bunun ismi hümanist bir diktatörlük olur. Ama her diktatörlük de eninde sonunda amacından sapar ve sizin belirttiginiz gibi laboratuvar ortamında dil üretmeye kalkar. Kelimeler zaten bilmedigimiz ama algıladıgımız şeylere beyinlerimizin tanımladıgı kavramlardır. Bir nesneye bakan her insan ona farklı seslerde de olsa aynıanlamı vermiştir. Al-ilah, Allah, Eolah, Baal vs gibi.

* * * * * *Sınırların oldugu bir yerde milliyetler de var demektir, milliyetlerin oldugu bir yerde milliyetçilik, milliyetçiligin oldugu bir yerde din kaçınılmazdır. Boşuna mı dinsel gericilik yogunlaştıkça ırkçı ve milliyetçi akımlar çogalmakta ve azgınlaşmakta.

* * * * * * Marksist anlamda devlet bir sınıfın diger sınıf üzerine baskı ve tahakküm aracıdır. Burjuva sosyolojisi açısından devlet sınıf ilişkilerini düzenleyen üretimden kopuk bir aygıttır. Hangi düşünce biçiminden bakarsanız bakın devletin oldugu yerde sınıfları bulursunuz. Sınıf ilişkilerini bulursunuz, artı emegi bulursunuz. Devletin yaşaması için artı emek şarttır çünkü ve zoralınması gerektir.


* * * * * * saygılarımla

liopleurodon
17-10-2007, 08:46
Terörü bu çözmez..

Ama ben çözebilecek bir şey yazayım: İyisinden bir makineli tüfek.. *Tararsın adamları, şüphelisini, yardakçısını filan.. Leşlerinide yem fabrikasına hammadde olarak verirsin, olur biter..

Bakın bu terörü çözer.. Kesin olarak.. Fakat bunu yaparak bizim kendi insanlığımıza vereceğimiz daha ağır tahribat nasıl çözülür, işte onu bilemem..

HarunKAHYA
17-10-2007, 11:15
Vaaayy..... bu nedeğişim..bune gelişim..gözlerim yaşardı *vallahi..
Ateistlerden kısasa kısas metotları... İlginç.. Bismillahirrahmanirrahim.. *:D

17-10-2007, 11:50
Terore en guzel care, otekiligi baskaciligi yok etmektir. Yani halklarin din milliyet ve gelenek gibi kutsallarinin erimesi ile mumkundur. Sovyetlerin baska milletlerden olan azinliklarin dinlerine yaptigi baskinin temelinde bu yatar. Eger bir ulke birden fazla milletten olusuyorsa, bu milletlerin arasindaki kontrast azalmadikca catismalar olacaktir. Milliyetcilik bencilligin makyajli yuzudur, bu sebeple milliyetci kimseler herzaman sahip olduklarindan fazlasini hakettiklerini dusunecektir. Bu esitlik yoksa esitlik olur, esitlik varsa ustunluk olur. Bu sebeple ulkede kurt kimliginin bir cerkez, laz yada yoruk kimligi kadar pasiflesmesi(radikal dusuncelerden arinmasi) gereklidir. Bu kimligin pasiflestirilmesi icin ilk sart ise o millete ait kimselerin ulkedeki ulus kimligindeki rolunun aktiflesmesidir. Yani esit is, as, saglik, yasam sansi. Su an turk kimligi ile yasayan milyonlarca farkli milletten insan var. Turkiyenin genetik haritasini inceledigimizde bu turk dedigimiz kimselerin turk olmadiklarini goruruz. Demek ki bu insanlari bir arada tutan sey ne irk ne kan, paylastiklari ortak kulturdur. Kurtleri bu kulturun disinda tutmak icin sayisiz politikalar izlenmistir, bugun bunlarin sonuclarini yasiyoruz.

Yazimin sonunda sunu belirtmek isterim. Ben kurtce egitim, tv, gazeteyi zaruri gormuyorum. Bu tip toleranslar, baskaciliga ve otedeki beridekicilige canak tutmaktir. Turkiye Cumhuriyeti yasalarinda ve egitimde, vatandasa hizmet eden ve ayricalik yapmayan bir kurum olarak islemelidir.

Shutur Nahundi
06-12-2016, 15:08
Sorun Kürtlerin cahil olması değil. Sorun Türkiye'nin cahil insanlar yetiştirmesidir. Doğduğun devlete mensup olmak seni onun ırkına dahil etmez. 80 milyon insan bunu bir türlü öğrenemedi. Atatürk Türkiye'yi devletçilik ve milliyetçilik ilkelerine dayanmadan kursaydı Türkçülük ve Kürtçülük buralara kadar gelmezdi. Thales Alenia şirketine yaptırılan Göktürk-1 uydusu, Fransız Guyanası'ndan Vega roketiyle fırlatılmak yerine, Kayseri veya Konya'dan, Bayraktar veya Keyhüsrev roketiyle de fırlatılabilirdi. Muhammed islamı kurarken müslümanlara "elhamdulillah müslümanım" sözünü söyleterek ayrılıkçı fikirleri önlemişti. Atatürk'ün önünde böyle bir uygulanmış iyi bir örnek varken nedense gitti sadece Türklüğü öven sözleriyle Anadolu halklarının uygarlık yollarını ikiye böldü.

marcos
13-12-2016, 18:00
Teröre son verme yöntemleri.

1-HDP-BDP-Huda/Par başta olmak üzere Kürt menşeli siyasi partiler Kürt menşeli silahlı hareketlere Türkiye' ye karşı şiddet kullanmama ve silahı bırakma konusunda ortak çağrı yapmalı.

2-Kürt menşeli siyasi hareketler Kürt halkının ne istediğini anlamak ve anlatmak için ortak çalışmalıdırlar.

3-Kürt menşeli siyasi hareketler Kürt sorununa laik olmak yada olmamak, sağcı-solcu ve benzeri kavramları karıştırmaktan uzak durmalı.

4-Kürt menşeli hiç bir hareket Kürt sorununu ideolojik karşıtlarını bertaraf etmek için kullanmamalı.

5-Ve en önemlisi Recep Tayyip ERDOĞAN karşıtlığından vazgeçilmeli.

Bunlar teröre son vermek için Kürt siyasi hareketlerin atacakları adımlar.

NOT:Terör saldırında hayatının kaybedenlerin toprağı bolsun ailelerinin sevenlerinin başı sağolsun.

spartacus
13-12-2016, 20:14
sevgili Marcos
Akademik bir dille başlamıştım, ama koşullarımız gereği etkisi olmadığı için daha kısa yoldan, kaba bir yazıya çevirdim.

Yani sorunun kaynağı Kürtler ve siyaset alanında var olma çabaları öyle mi? AKP politikalarında, her alanda faşizm siyasetinde hiç bir sorun yok mu? kaşının, üstünde gözün varsa suçlusun anlayışında hiç sorun yok mu? Daha net bir çözüm var, yüzyıllık strateji, yok et böylece kurtul, kökten çözüm, ikinci adımda bu şekilde varacağın nokta burası olacak(niyetten değil, bilimden, nesnel koşulalrdan, bir ezici, ezilenin direnci bittiği an işini bitirir, bu eşyanın tabiatıdır).. Asıl mesele Ezilen ulusların isyanında değil, asıl mesele ezenin hakimiyet anlayışındadır, o çözülmeden bu çözülemez.

Aklıbaşında her kesim(kürt değil sadece her kesim) Erdoğan'a şiddetle karşı çıkmalılar, tüm coğrafya kaşı çıkmalı, aksi taktirde coğrafya ve etrafında sosyo-kültürel ayrımlar, mezhep ayrımları ve bağlı baskı-karşı baskı, çatışma ortamı bitmez. Erdoğan dediğimde siz temsil ettiği vahşi-geri kapitalist ve kişiliksiz, kuralsız, MAFYATİK TARZ örgütlenip, kazanan sermaye grubunu anlamalısınız(dün binlerce ortaburjuva mensubu idi, şidi ise bazıalrı burjuvalaştı, dün milyon dolarları vardı, orta ve küçüktüler, şimdi tamamen mafyalaşan bu eski küçük, orta sermaye grubu milyar dolarlarla oynuyorlar ve ufuk çizgilerinde gördüğü her bir uzaklığa kadar talan etmek hayaline kapıldılar ve en çok beslendikleri savaş, yıkım üzerine, çünkü kendilerinin asıl sektörü yapım(inşaat) üzerine).

AKP stratejisi Kürtler için yeni bir İsrail projesine dönecek, zira Erdoğan, Hitler ile aynı stratejik politikalar üzerinde ve Erdoğan'ı yöneten de, var eden de, yok edebilir olanda yukarıda andığım sermaye. Benzer süreç, Almanya'da Hitler'i varetti, şimdi Türiye'de ise Erdoğan'ı ve gün geçtikçe stratejik siyaset anlamında daha da marjinalleşiyor ve sekterleşiyorlar, artık saltanat dönemleri. Siz Hitler'in fakir olduğu dönemleri bilir misiniz, fakir ama milyon dolarlık reklamlar yapıyordu, nasıl yaptığını hiç düşündünüz mü? Yüzükten başka serveti olmayan ve bir zamanlar kirada yaşayan Erdoğan'ın milyarlarca dolarlık propaganda, reklam, kömür, makarnayı nasıl dağıtabildiğini hiç düşündünüz mü? Erdoğan'ı siyaseten tek başına, ayrı bir birey olarak algılama, cahil topluma yedirilmiş bir zehirdir, hiç düşünülmeden sonuç aldırıcı olacak biçimde taktik siyasetin, reis -> führer psikolojisidir...

HDP vekillerinin genel başkanlarına kadar içeri atıldığı ortamda, yüzbinlerce insanın yaşadığı şehirlerin daha dün Halep'e çevrildiği bir ülkede, önerdiğin çözüme bak, muhataplarını yok etmiş bir siyasi hakimiyete dayalı çözüm sunacağına, yok edilmiş muhataplara Erdoğan'a biat edin, intihar edin demiş oldunuz. Aksine çözüm, ABD'de SİYAHİLER'in direnişinde, HDP bugün siyahiler gibi olabilmeliydi, örgütlenebilmeliydi, genel başkanalrının dahi içeri atıldığı bir HDP ama sokaklarda ne binleri görebiliyoruz, ne milyonalrı(yani dediğin gibi Erdoğan zaten kabullenilmiş ve kabul edildiği şekilde geçen her gün daha da kötüye gidiyor-eşyanın tabiatı)...

Eğer bu önerin SİYASİ TAVIR olsa idi bir yere kadar amenna, ama senin önerin TERÖRÜ bitirmek üzerine ve yöntemin teröre(faşist devlet terörü) boyun eğdirmek esaslı, nasıl bitireceksiniz? ERDOĞAN HDP'Yİ ARADAN çıkarttı, böylece tek muhatabı PKK. Erdoğan'ın stratejisi PKK'yı mana ederek Irak, Suriye bölgelerine girmek, kendisini bu konuda yönlendiren silah, inşaat sanayi kodomanlarına savaş esaslı ganimet-gasp sunmak, asıl strateji bu ve salt içeride değil dünya kamuoyuna da kabul ettirmek esasında, TAK elbette(25 yıllık örgüt???) şimdi devreye sokulacaktı.

Meseleyi, hakim faşist diktatör-lüğ-e her koşulda boyun bükmek ve emret Führerim demek çerçevesinde çözmek görüşü, sanırım faşizmin uygulamalarına boyun bükerken, Hitler'in yahudisini, Erdoğan'ın Kürdü yapmaktan öte anlamı yok. Kötü bir analiz ve ardınca anlamsız zira, sorunu tespit edemediği gibi sorunu perçinlemiş...

birileri size öyle düşünmeyeceksin böyle düşüneceksin dediğinde kabul etmezseniz sorun siz mi oluyorsunuz? Çözüm, sorunun tüm(!) mağdurlarının refleksine dair değil(BU SONUÇTUR!), sorunu üreten hakim koşulların içerisinde aranır, doğru mu? Sonuca müdahale etmekle, sebebi ortadan kaldıramazsınız... Demek ki, AKP solculuğu yasak etse -ki neredeyse etti bile- çözüm önerin, solculuktan vazgeçmek ve Erdoğan'a asla karşı çıkmamak olacak...

Misal zihniyet esaslı, basit bir örnek, FACEBOOK paylaşımlarına dayalı biçimde yüzlerce insana PKK'LI, FETÖCÜ denip, içeri atılmayacak, BUNU YAPAN ADİLİK AYNI TUTUMU NEDEN eline sağlık IŞİD diyen, IŞİD propagandası yapan binlerce AKP'liyi İŞİD'li olarak mimleyip, içeri atmıyor, atmadı hesabı sorulacak? Öyle olsaydı şimdi kaç bin AKP2li içeride olurdu???? Bir sorunu yaratan strateji, o stratejiyi sürdürmekle aşılamaz...

Son olarak TAK, CIA, MOSSAD ve MİT tarafından yönetiliyor, komplo teorisi olsun diye demiyorum, öyle olduğunu iyi-kötü bildiğim için, istihbarat örgütlerinin her çatışmasında da, stratejik birliğinde de eylem paravan örgütlere yansır ve görülen o ki ERDOĞAN'I BAŞKAN YAPTIRMANIN VE TOPLUMSAL KANININ SAĞLANMASININ YOLU TERÖRDEN GEÇİYOR...

MESELE KÜRTLER değil, mesele başka ve basit.

İSTİKRARSIZLAŞTIRMA FAALİYETLERİ, öncelikle Alman Faşizminin ve ardından da devrettiği CIA'in derleyip toparlayarak ürettiği bir strateji haline gelmiştir, bu stratejiye PSİKOLOJİK HARP denir. HELEKİ AKP'YE KAN KAYBETTİRECEK ASIL OLGULARDAN BİRİSİNİN, EKONOMİN DİBE VURDUĞU ŞU DÖNEMLERDE(?) Bir ülke toplumunu bir konuda ikna etmek veya boyun büktürmek veya doludan kaçıp kurda sığınan haline getirmek için, lazım olan KORKU YÖNETİMİDİR(TERÖR)...

Siz meselenin asıl kaynaklarını gerçekten analiz ettiniz mi? Erdoğan'ın gittiği yol Hitler ile aynı kadere doğru, Hitler başarısız olduğu için kaybetti, başarılı olduğunda ise insnalık kaybetmişti(!), Erdoğan'ın başarılı olup, olamayacağı ise malum, başarı için arzu edilen ayrıştırılıp biribirine düşürülmüş bir toplum ve apokaliptik(kıyamet) senaryolarını anlamlı kılabilecek korku-terör ortamı ve halkı bu ortamdan kurtaracak olanın Hitler olduğu propagandasının yapılabimesi..

HDP'liler içeri tıkılırken, TAK'ın böyle bir eylem yapması da özünde içeri atan zihniyeti haklı çıkartmak içindir, öne sürdüğün o çözüm maddeleri için, yani faşizmin kabulu için çalışılıyor, Erdoğan'ı kabul et, boynunu bük ve sus(bunu neden söyledin ki, kabul edildikçe, gördüğün gibi sorunlar aksine büyüyor)...

TAK silahı bıraksa, yok edilse ne olur, hakim ideloji ve anlayış kendisine yeni PARAVANLAR bulur, ya bizzat ya da dolayımda ortaya çıkmalarını sağlar. 12 Eylül darbesinin yapılabilmesi için CAMİLERE BOMBALAR KONURDU, EYLEM ÜLKÜCÜ FAŞİSTLERE YAPTIRILIR VE BAZI BELEDİYE HOPARLÖRLERİNDEN, GEZEREK, DOLAŞARAK VEYA ALEVİLERİN, SOLCULARIN BİLMEM NE CAMİSİNE BOMBA KOYDUĞU ihbar edilirdi, amaç LİNÇ. Linç girişimi pratiğe geçerse lince maruz kalanların ister, istemez direnişe yöneleceği, silaha sarılacağı bilinirdi. Erdoğan'da sırf batının milliyetçi oylarını almak için bazı şehirleri Halep'e çevirirken biliyordu ki, kurban seçtiği insanlar kayıplarının arkasından isyan duygusuna girecek ve yakınlarını, evini, 5-6 aylık hayatını yaşanmamışçasına kaybeden her birey çaresiz direnişi-isyanı-silahı düşünecek, çözüm diye sunduğunuz bu strateji gerçekten çözüm mü? PKK'yı kaldır, TAK'ı yok et, hiç birisi olmasın, Erdoğan orada olduğu ve başkanlık istediği sürece verili koşul hiç bir zaman değişmeyecek ve anında yeni TAK'lar, PKK'lar kuracaklar(hemde 1 günde!), başkan olduğunda da değişmeyecek(şüpheniz olmasın daha kötü olacak). kısa vadede ve acil çözüm(asıl çözüm olmasa bile) AKP iktidarının devrilmesidir(ki bunu atık sağır sultan dahi biliyor hatta AKP'nin etkin bir kesimide farkında ama Führer öyle bir perçinlendi ki, adım atamıyorlar ve dahi sürece müdahale edileceğini anladıklarından Davutoğlunun men edilmesi dahi bir uyarı idi(zira Erdoğan dün temsil ettiği sermaye grubunun yarısını saf dışı bıraktı!, dün eline para verip haydi Erdoğan diyenleri dahi topun ağzına koydu, kendisi, ailesi(albayraklar vb çevresi, hayli geniş kesim) dışındakileri sildi, gidişattan rahatsızlık tek değil çok yönlü... AKP düşerse, ancak böylece Erdoğan şahsında cisimleşen faşist ve savaşçı ve ülkeyi maceralar-yıkıma sokmaktan geri durmayacak sermaye grubunun altı boşalabilir), oldu, oldu, olmadı gelecek günler daha da betere doğru devam edecek ve bu koşulda Erdoğan'a koşulsuz biattan söz etmeniz, Erdoğan'dan farklı düşünen herkesi ve her kesimi yok etme ve serpilen bir harami sermaye grubunun etrafına yaydığı savaş-talan, terör ve istikrarsızlık projesi stratejisine katkı sunmaktan öte gitmeyecek...

Sorun silah değildir, bu ahmakça bir tespit, asıl mesele silaha neden başvurulduğudur, bunun kullanım biçimi, amacı yerli-yersiz, doğru-yanlış olabilir, yani demek istediğim bir çağrı anlamlı ise yerine getirilebilir, hissiyat silaha yönelmemeli, yöneliyorsa yönelten koşullar ortadan kaldrılmalı(şehirleri aylarca ablukaya alıp tanklarla yıkım koşullarında bu mümkün mü? En çok IŞİD'li Antep'de, Adıyaman'da, Konya'da, İstanbul'da haydi 90 gün işgal edilsin oralarda, elektrik, telefonlar, sular kesik, bakkala gitmek bile yasak, doktora bile ve çatınızdan tank gülleri uçuyor! neden yapılmıyor? Demek ki mesele farklı, sırf Kürt oldukları ve Erdoğan'a oy getireceği için kurban seçilmişler, bu halde kurbannın savunmaya, direnmeye, silaha olan olan hissiyatı yok edilebilir mi?)... Silaha karşı olsaydık, 1. Dünya savaşında eline ne geçerse silah yapmış halka karşı olurduk (ve tamamen kör, karşısındaki işgalciyi ve elindeki silahı görmeden), silah bir araçtır ve kapitalizm çağında, silahsızlık, silahlılara ganimet-kurban olmak demektir(daha beter koşullardır), tabiri caizse köpek dişleri ve pençesi sökülmüş kedi, farelere yem edilirken, suç kedinin pençesi veya dişinde olabilir mi? kediye, dişlerini sök, pençeni sök ve gir fare ordusunun içine demenin ne yazık ki karşılık bulması imkansız, böyle bir talep DOĞRU olsa bile ne yazık ki asıl sorun KOŞULLAR ve bir tarafın değil, diğer tarafında silaha bağlı baskı-şiddetten vazgeçmesi şart(bakınız Diyarbakır'ın göbeğinde bir aydın(Tahir Elçi), ellerine mantar tabancası tutturulmuş polislerce nasıl da öldürüldü, öldürenler yanlarından koşarak rahatça kaçıverdi, tiyatro oynandı ve bitti, devlet tarafından öldürülen bir insan, hakim anlayış o halde halka nasıl bakıyor? Sonrasında ise o bölgede ve civarda kaç adet AKP ilçe başkanı öldürüldü? Demek ki silahı kullanan her kesimin kullanım biçimi sorgulanmalı)...

TAK denen alçak, beyinsizler ve terör topluluğuna ise bir şey demeye bile lüzum yok, onların görevi de, işi de bu ve dolayımda diktatörlere çalışmak ve belliki -ki yukarıda kabaca değindim- diktatör, führer olmak için sokaklara değin işlemiş bir korku-linç, kısaca terör dönemi istiyor ve sonunda kırk katır mı, kırk satır mı diye soracak.. Çevik Kuvvet denen ve resmi terör örgütü olarak kullanılan birim içinde aynı şekilde, çok fazla bir şey demeye gerek yok, onların işi demokratik hak ve taleplerde insanlara, develtin kendi yurttaşına dayak attığı, hatta öldürttüğü, soy, sop küfrederek, bağıra çağıra ortamı teröre çevirmektir(provakasyonda cabası).

spartacus
14-12-2016, 02:06
http://haber.sol.org.tr/toplum/alevileri-katletme-cagrisi-yapan-abdulkadir-sen-marmara-universitesinde-ne-arastiriyor-178844

Son dönemde AKP ile ilgili pek çok skandalda ismi geçen Marmara Üniversitesi'nde doktora yapan ve Muş Alparslan Üniversitesi'nde araştırma görevlisi olan Abdulkadir Şen, Suriye Ordusu'nun Halep'te zaferini ilan ettiği dakikalarda twitter hesabından cihatçıların Halep hezimetine karşı Türkiye'deki Alevileri hedef alan tehditler savurdu ve katliam çağrıları yaptı.

İşte bir örnek daha bu da aidiyetin mezhep kısmına dair olsun ve bu kişi, ceza alması gerekirken, şahlandırlıyor, boyun bükmenin sonunun sonu açık ve net ortada. Dediğim gibi eşyanın tabiatı, neyi bükerseniz, direnciyledir, ne zaman direnç biter o zaman bükersiniz, kırarsınız, mevcut faşizmin anlayışı budur, kendisine hizmet etmeyen her inancı, topluluğu, görüşü büküp, kırmak... Böylelerinin naralar attığı ve süreğen ödüllendirildiği bir ülkede, aleviler de, tüm baskı, şiddete maruz kalan diğer kesimlerde silahlanmılıdır elbette, vurmak için değil, bu azmış sözde islam kuduz köpeklerinden korunmak için ve elbette saldıran her kuduz köpek ister, istemez dirençle karşılaşınca öledebilir, suç kimde?!

Heleki istisnasız karanlık güruh olan milyonlarca AKP'li, Halep'in düşmesi üzerine akıllara ziyan biçimde peygamberimiz Uhud'da yenilmedi, Allah daha büyük zafer getirdi, halep düşmedi, Allah islamın savaşına daha büyük zafer getirecek vb yönlü açıklamlar yapıyor, yani iktidarı orada tutan zihniyet bu hale gelmiş durumda, en büyük kazık da bunlara girecek.

Bir insan nasıl bu kadar saflaşabilir-alıklaşabilir, SUBJEKTİF-KOF söylemleri siyaset sanabilir(islam üstündür, 7 düveli ezecek, Türk büyüktür osursa dünyayı yıkar, islam asla yenilmez, islam yenecek -> tümüde kof, boş ve hayatın hiç bir yanına değmeyen, dokunmayan alakasız çok garip söylemler), karanlıklaşabilir, kuduz köpeğe dönebilir, koyunlaşabilir bilemem ama koyunlaşmanın sağlandığı yerde terör kolay iş görür, Amerikan petrol devlerinin çıkarlarıyla, sözde inandırıldıkları siyasal islam üzerine kader birliği yapıyor ve halep'in düşmesi konusunu dahi islam olanla olmayan savaşında geçici bir yenilgi olarak görüyorlar, ve bu insanlar ne kadar cahil ve aptal olduğunu farkedemeyecek kadar kör-terör... Bu savaş neyin ve kimin savaşı?

Birde diyorlar ki, ALLAH MÜSLÜMANLARA YARDIM ediyor, oysa Ortadoğu 1 yüzyıldır tamamen emperyalizmin kuklası durumunda ve temelden yenik, 1 küçücük İsrail ile bile baş edemediler, ama kafalarında beyin değilde belli ki saksı taşıdıkları için olsa gerek idrak sıfır. Allah müslümanlara yardım ediyor ama buna rağmen müslümanlar yeniliyorsa, ya Allah hiç bir şeye güç yetiremiyor ve kadir değil-istiyor ama yapamıyor-, ya da müslümanlara değil diğerlerine yardım ediyor, ya da müslümanlara da etmiyor(bir masal veya inandım oldu kahramanı nasıl yardım edebilir ki, orası ayrı). Bu düzeyde akıl/mantık sağlığını yitirmiş kitlelere, Allah sizden şunu istiyor dersek, sonunun neye mal olabileceğini tahmin edebilir miyiz? Allah için öldürenleri, Allah adına öldürenleri düşünün, Allah için öldürüyormuş, Allah aciz mi, mağdur mu, muhtaç mı, kendi adına insanın, insan öldürmesine ihtiyacı mı var? hem Allah kime gidip de benim için şunu, bunu öldür demekte ki?...

Kısaca AKP'nin stratejisi ve siyaseti, gün geçtikçe islam olanla olmayanın savaşı ve keyfiyetiyle, aslında manevi ve uhrevi olup, gündelik hayat ve yaşam koşullarına dair tek bir done barındırmayan inanç meselesi, siyasi sapkınlığa çevrilirken, belirlediği türden kamplaşmalara varacak, bu sözde islam olanlar sağa, sola saldırmaya başlayacak ve terör kendiliğinden örgütlenecek... Çok olandan çok gider misali, bu salyalı, sümüklü eli satırlı, kafasında örümcek kadar beyin taşımayan, örgütlenmenin ne olduğunu bile bilemeyecek ve örgütlenme dendi mi bir tarikata gidip şeyhim domaldım haydi yap demek kadar bayağı sanan kof ve boş-pis ahmaklar, baskı ve zulüm ile, şiddetle birbirine kenetlenmiş, kuduz köpek gibi saldırdıkları azınlıkların karşısında, bu seferde yandım anam, ordu gelsin darbe yapsın bizi kurtarsın, bokumuzda boğulduk demeye başlayacaklar, atı alan ise üsküdar'ı çoktan geçti, bunları kapı köpeği olarak kullanan ise, ölsün, yansın rahatlığında, zira paraları da, siyasi gücü de kasalara doldurdu...

AKP islamı kullanmak dışında beslenebilecek bir çok söylem ve propagandadan mahrum duruma geldi, ekonomi dibe vurdu, "yol yaptıııık" söylemleri artık geçmişi ifade ederken şimdi ne yapıyorsunuz sorusuna yanıt olamıyor, olabildiğince AKP kendi kitlesini islami bir saflaşma ile politize ve terörize etme derdinde, diğer taraftan Suriye üzerine islamcı saldırganlıkla soslu naralar attırırken, alt taraftan ise Esad'ın elini öpmek için yarışıyorlar, çünkü AKP'nin siyasetini zengin bir azınlığın çıakerı belirliyor, geriye kalan halk ise bunların gönüllü askeri pozisyonunda görülüyor, nasılsa iksir basit, islam...

Çok garip, gerçekten Suriye kendi şehri olan Halep'i geri alıyor, bunlar ise buradan İslam'ın yenilmeyeceğini filan haykırıyor, intikam naraları vb, halbuki Suriye düşerse, kurulacak ülke batının kuklası olacak ve bugün överek bitiremedikleri o paravan islami terör yapıları ise, zaten petrol ve silah tekellerinin paralı askerleri, ama bunlar her sorunu inanç, islam diye okumaktan ve kendilerinin oylarını çalan sahtekarların da böyle kandırıyor olmasından muzdarip... Savaş'ın esası ise uluslararası tekellerin kaynak sömürüsü ve bunların inancı birilerinin sömürüsü uğruna sözde mafya kurumu dinlerini alet edecek, daha doğrusu inancı alet edip, ayakları altına alacak kadar alakasız ve bu insanalr bu kadar kör!. ve bu tekellerin kaynak savaşı ve paylaşımının, bu ahmak yoksul Türkiye insanını, inançla ne alakası var? hem insan bir şeye inandı diye, başka türlü inanan ve düşünene karşı cellat mı kesilmiş oluyor, inanıyorsan manevidir, içindedir, yaşarsın yok bu kafayla gideceksen, diğer dinlerin kitlesi seni üçe-beşe katlıyor, saldırırsan altında kalırsın, git onların yaptığı gibi putuna tap, sabah akşamda hayattan ekmek dilen, aç açık, sefil ve koyun kadar değer verilmeyen ahmak...

neyse gidişat coğrafya açısından islamın ciddi bir yenilgiye doğru hızla koştuğu bir hal de alıyor, bu dolayımlıdır ama dolayımın etkisi, eğer AKP dahi Türkiye gibi bir ülkede kitlesinin çoğunluğunu Ortadoğulu bir paralı asker, mürid ve daim sağa sola savaş ilan etmiş kuduz düzeyinden yukarı çekemiyorsa, gözü dönmüş bu islamcı kitlelerin varacağı nokta, ürettikleri karışıklıkta boğulmak olacak... Ortadoğu işte ortada, 100 yılda petrol ve silah tekelleri ükeleri defalarca yıktı, kurdu ve işine gelmeseydi, islamı da tüketirdi, lakin o ülkeleri dilediği gibi yıkıp, kurmak ve istikrarsızlaştırıp bağımlı kılmak için islam en büyük silah ve en kolay araç... neyse konudan sapıyorum lakin terörün dahi esasına, kaynağına ineceksek, göreceğimiz altında yatanın bazı küçük elit grupların ve onlara bağlı çıkar çevrelerinin, siyasetçilerinin ortak çıkarları olacak.

dine mine ne
14-12-2016, 03:38
Daha net bir çözüm var, yüzyıllık strateji, yok et böylece kurtul, kökten çözüm, ikinci adımda bu şekilde varacağın nokta burası olacak(niyetten değil, bilimden, nesnel koşulalrdan, bir ezici, ezilenin direnci bittiği an işini bitirir, bu eşyanın tabiatıdır).. [/B]Asıl mesele Ezilen ulusların isyanında değil, asıl mesele ezenin hakimiyet anlayışındadır, o çözülmeden bu çözülemez.

Hangi ezilen ulustan bahsediyorsun?.ezilen bir ulus olsaydı seçimlerde bu ortaya çıkardı.Senin anlatmaya çalıştığın maalesef kendi hayal ürünün .Senin analizindeki ezilen bir ulusun olmadığı seçimlerden belli.

A)Bu seçimleri nasıl açıklayacaksın?.

B)Sen dinlerden özgürlük grup Üyesi değil misin?. Kürt Müslüman halkı mı ezilen ulus.Bu ezilen Müslüman Kürt ulusu senin bu dinlerden özgürlüğünü kabul ediyor mu da onlarin adina konuşmaya kalkıyorsun.

C)Hakimiyet anlayışı, oda ne demek?.
Türkiye cumhuriyeti bir devlet değil mi?.Bu devletin hakimiyet anlayışı olmayacakta kimin anlayışı olacak.

dine mine ne
14-12-2016, 04:04
AKP stratejisi Kürtler için yeni bir İsrail projesine dönecek
??????? ... Anlamadim.

marcos
14-12-2016, 20:37
Sevgili Spartacus

Recep Tayyip ERDOĞAN veya başkasının devleti yönetmesi daha ötesi devletin sisteminin şekli Kürt milleti açısından değişikliğe neden olmayacaktır.Aynı zamanda Kürt milletinin parlamenter sistemi korumak gibi görevleri olamaz.Türk solu cumhuriyet devrimlerini savunmak istiyorsa başvurması gerekenler Bolu da Kastamonu da Düzce de vs. olan Türklerdir.Oraya gidip orada örgütlenme ve mücadele yapmaları gerekir.Kürdistan bunun için doğru yer ve doğru tercih değildir.Kolaycılığa kaçmaktır.Kürt milleti Türk solunun örgütlemesi gereken Türkiye kesimlerinden biri değil başlı başına ayrı bir millettir.

AKP-CHP-MHP nin tavrı Kürt milleti karşısında aynıdır.AKP-CHP-MHP Kürt milli sorunu karşısında ortak hareket edebilmektedir.Kürtlerinde kendi milli çıkarları açısından birlikte hareket etmesi gerekir.

AKP nin iktidarda olduğu devletle pazarlık yapmak Kürt milleti açısından olasıdır.CHP veya MHP nin iktidarında ise böyle bir olasılıktan söz dahi edilemez.AKP den önce Kürt sözcüğü dahi yasaktı Kürtlerin ayrı millet olduğu kabul edilmiyordu.Şuan Kürt illerinde Kürtçe tabaleler var Kürtçe serbest eksiklikler olsa da.

Kürtler şuan yaşadıklarının kat ve kat fazlasını geçmişte yaşamıştır.Mustafa Kemal döneminde de yaşadı Tansu ÇİLLER döneminde de Ecevit döneminde de .....

Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır.En azından Kürtlerin büyük kısmı böyle düşünüyor.

İlahimasal
14-12-2016, 23:48
Sevgili Spartacus

Recep Tayyip ERDOĞAN veya başkasının devleti yönetmesi daha ötesi devletin sisteminin şekli Kürt milleti açısından değişikliğe neden olmayacaktır.Aynı zamanda Kürt milletinin parlamenter sistemi korumak gibi görevleri olamaz.Türk solu cumhuriyet devrimlerini savunmak istiyorsa başvurması gerekenler Bolu da Kastamonu da Düzce de vs. olan Türklerdir.Oraya gidip orada örgütlenme ve mücadele yapmaları gerekir.Kürdistan bunun için doğru yer ve doğru tercih değildir.Kolaycılığa kaçmaktır.Kürt milleti Türk solunun örgütlemesi gereken Türkiye kesimlerinden biri değil başlı başına ayrı bir millettir.

AKP-CHP-MHP nin tavrı Kürt milleti karşısında aynıdır.AKP-CHP-MHP Kürt milli sorunu karşısında ortak hareket edebilmektedir.Kürtlerinde kendi milli çıkarları açısından birlikte hareket etmesi gerekir.

AKP nin iktidarda olduğu devletle pazarlık yapmak Kürt milleti açısından olasıdır.CHP veya MHP nin iktidarında ise böyle bir olasılıktan söz dahi edilemez.AKP den önce Kürt sözcüğü dahi yasaktı Kürtlerin ayrı millet olduğu kabul edilmiyordu.Şuan Kürt illerinde Kürtçe tabaleler var Kürtçe serbest eksiklikler olsa da.

Kürtler şuan yaşadıklarının kat ve kat fazlasını geçmişte yaşamıştır.Mustafa Kemal döneminde de yaşadı Tansu ÇİLLER döneminde de Ecevit döneminde de .....

Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır.En azından Kürtlerin büyük kısmı böyle düşünüyor.

Neymiş akp ile olası pazarlığınız? Gerçekten merak ettim.

spartacus
15-12-2016, 05:30
Sevgili Spartacus

Recep Tayyip ERDOĞAN veya başkasının devleti yönetmesi daha ötesi devletin sisteminin şekli Kürt milleti açısından değişikliğe neden olmayacaktır.Aynı zamanda Kürt milletinin parlamenter sistemi korumak gibi görevleri olamaz.Türk solu cumhuriyet devrimlerini savunmak istiyorsa başvurması gerekenler Bolu da Kastamonu da Düzce de vs. olan Türklerdir.Oraya gidip orada örgütlenme ve mücadele yapmaları gerekir.Kürdistan bunun için doğru yer ve doğru tercih değildir.Kolaycılığa kaçmaktır.Kürt milleti Türk solunun örgütlemesi gereken Türkiye kesimlerinden biri değil başlı başına ayrı bir millettir.

AKP-CHP-MHP nin tavrı Kürt milleti karşısında aynıdır.AKP-CHP-MHP Kürt milli sorunu karşısında ortak hareket edebilmektedir.Kürtlerinde kendi milli çıkarları açısından birlikte hareket etmesi gerekir.

AKP nin iktidarda olduğu devletle pazarlık yapmak Kürt milleti açısından olasıdır.CHP veya MHP nin iktidarında ise böyle bir olasılıktan söz dahi edilemez.AKP den önce Kürt sözcüğü dahi yasaktı Kürtlerin ayrı millet olduğu kabul edilmiyordu.Şuan Kürt illerinde Kürtçe tabaleler var Kürtçe serbest eksiklikler olsa da.

Kürtler şuan yaşadıklarının kat ve kat fazlasını geçmişte yaşamıştır.Mustafa Kemal döneminde de yaşadı Tansu ÇİLLER döneminde de Ecevit döneminde de .....

Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır.En azından Kürtlerin büyük kısmı böyle düşünüyor.
Şu ya da bu kişilerin ne düşündüğü cevap niteliği taşır mı? ve meseleyi sanki Ali, Veli tartışır gibi, subjektif, sembolik biçimde Türk, Kürt diye tartışmanın anlamı var mı? Hem de çok garip, Cumhuriyet Kürtlerin değil Türklerin -Türk solunun ne alaka ise! diyorsun, ama dönüp Erdoğan'a biat etmekten(?), muhatap olmaktan(Türkün cümhuriyetinin cumhurbaşkanı) söz ediyorsun, meclis'de o zaman türklerin, AKP'de, böyle subjektif kof türden tutamaklarla eleştirirken dikkat etmeli, eleştirdiğini kendin yapmaktasın, oysa sistem kapitalizm ve aslına bakılırsa meclis de bir tiyatro, ne Türkün ne Kürdün, sahibinin tiyatrosu, sen Türkün meclisi desen ne, öteki halkın meclisi dese ne beriki milletin dese ne, eğer temsili demagograsi grünüşte orada işliyorsa, ve işlevli ise, kürtler böyle bir ayrım yapmadan yapmadan oraya katılmalı, cumhuriyet meselesinide, verili koşulda sosyal-toplumsal yarara hizmet eden yanlarını da alır, savunur da, bunda bir beis yok, zaten sorunun sebepleride bunlar değil... hem siyaset de mevcut olanın siyasi anlamda işe yararı alınabilrken, zarar görüleni atılabilir, sen neden milliyetçi türden siyasete bağladın ki? Eğer konumuz şu ya da bunun ne düşündüğü, ne olduğu üzerine olsaydı pekala -ki onda bile analizin gerçeği yansıtmıyor, aksine Kürtler şu anda toplumsal bir kopuşun eşiğindeler ve alevilerde, tüm sol, soyal demokrat muhalefette o yöne doğru ilerliyor, önerdiğin gibi biata değil kopuşa, bir çok insan emin ol ülkeyi terketmek istiyor çünkü boğuluyor(suyun içinde nasıl boğulursun da bir an önce dışarı çıkıp nefes almak istersin öyle, aşırı politize edilmiş AKP kitleside farkında değil boğuluyor, ama boğuntusunun sebebinin ötekiler olduğu propagandasıyla avunuyor, avutuluyor)... Sorun kopuşun ve boğuntunun koşullarını üreten sebeplerdir, siz bunu açığa çıkartmalı ve analiz etmelisiniz ki, anlamlı bir diyalog kurabilelim.

Ayrıca Türk Solu diede bir sol yoktur, o sol değildir, Türkiye solu vardır, Türkiye sağı vardır, sol ve sağ kavramının milliyetle alakası yok, dahi Türk Solu dediğin(sol olmayan ırkçılar zaten azılı faşist sağ), haddinden fazla Kürdün içidne yer aldığı ve içeriğinde milli ayrımın, etnisitenin hiç bir ölçüt taşımadığı bir yelpazeyi kapsar.

Bu Türk Solu zırvalığı 70 lerdeki yarı sağcı milliyetçilerin ilgili dönemin ırkçı hakimiyet koşuluyla koşullanmış ve kısa sürede değişmiş, 70 ortaları ve sonrası böyle bir durum yokken, 80 sonrasında ikide bir bu lafı, pragmatik çıkarları uğruna kaidelerin içine sıçan pragmatist sorumsuz-dingil angut Abdullah Öcalan zırvalamış ve oturup, oturup kendisinden gayrı sosyalistleri komünistleri, türklükle tanımlamaya ve mimlemeye kalkmış yetmemiş dayatmıştır, yani pragmatizm uğruna ve kürdü kendi yanına çekmek, veya yanında tutmak tarzlı pragmatist taktiklerinin sınırını aşmış, alçaklığa, adiliğe yönelinmiş, kim kendisini nasıl tanımlıyorsa, size düşen onlara öyle hitap etmektir. ve sen yetmemiş cevap diye birde bu zırvalığı öne sürüp, kafana göre coğrafya, satıh, siyaset ayrımları vb yapmışsın, o halde diyorsun ki aklınca gördüğün ırkçı bakışla Türk Solu sanane kürdünden, ezilen ulustan bilmem faşizmden, sanane Kürtlerden vs, aferin...

Birde unutmuşum, defalarca tekrar ettiğimden, bugün şu yada bu alandaki şu ya da bu kazanımlar AKP ile alakalı değil, sürekli tekrar ettirmeyin, 2000'Lİ YILLARA ramak kala AB UYUM SÜRECİ NAMINA yapılan anlaşmalar ve öne konan takvimlerin, plan ve projelerin, devamıyla ilgilidir ve AKP'DEN önce başlamış ve uygulamaya konmuştur, sonraki hükümet eskisi ya da başkası olsaydı yine devam edecekti... Bunu anlamak bu kadar zor mu? Şimdi ise AB uyum süreci vb AKP'nin çıkarına değil, o zaman çıkarınaydı, gücü zayıf ve sermaye grubuda, birikimide, etki-nüfuz alanıda kısıtlı idi, şimdi tam tersi ve yeni anayasa, başkanlık derken AB uyum sürecine ait tüm yapılanları birer, birer geri alacaklar ve alıyorlarda zaten dahi AB ile zıtlaşmaları şart, çünkü AB uyum süreci, AB'nin esas aldığı hukuk ve yasalar AKP'nin temsil ettiği talan ekonomisinin mukedirlerini hem siyasi hakimiyet, hukuksal tartışılamazlık, hem de ekonomik alanalrda da dahil olmak üzere kısıtlıyor... ne bileyim burnunuzun önünü okurken bari rehbere ihtiyacınız olmasın, bu kadar kör olmayın..
son 5 yıllık pratik hiçte öne sürdüğün gibi olmamış, HDP'ye en yakın konumlanan ya da HDP'nin ortaklaşabildiği AKP değil CHP olmuş, demek ki tespit ve analizleriniz bu konuda da hedefi şaşmış, diğer yönüyle zaten fiili AKP iktidarı son 5 yıldır TC tarihinde ancak darbe dönemlerinde yaşanır normları da, MHP gelse bu kadar olmaz dedirten seviyeyi de aşmış...

1990 lar ile günümüz koşulları aynı değil, gözlemliyorsunuz işte, bir mesafe alınmış ve ortamı tekrar 90'lara çeviren ise AKP olmuş, kısaca AKP, 20 yılda alınan ve katedilen mesafeyi -ki kendi emekleride dahil!- heba etmiş, tersine çevirmiş, şu an mevcut durum budur, sen bir çözüm üreteceksen AKP politikaları men edilmedikçe üretemeyeceksin(sebeplerini Führer olmak ve kaos olarak ve elbette sermaye grubu ve çıkarları temelinde defalarca açıkladım, tekrar etmeyim)

muhataplıktan bahsediyorsun, iyi de hem muhatap olmaktan çıkın, nefer konumuna gelin diyorsun, hemde muhatap olun diyorsun, 2 cambaz 1 ipte oynamaz, karar vermelisin hangisi? Anlaşılır kılmak namına metafor yapacaktım ama uzayacak, kısaca seni rakip gördüğümü ve bu bahisle de ortadan kaldırmak istediğimi, kapı dışı ettiğimi düşün, benim niyetim seni görmemek, görünür kılmaktan men etmek, sen ise bana gelip beni muhatap al demektesin, idrake debiliyor musunuz? Sizi neden muhatap alacağım aksine sizi yok saymış, hiçe saymışlık koşullarını oluşturmuşken, amaç ve emellerimi gerçekleştirebilmek namına sizden kurtulmak isterken?

Kısaca bir yerlerinide yırtsan AKP senle şu koşulda muhatap olmaz, zaten birde Türk Cumhuriyeti, Kürtlerin değil deyip(değilse kürtlerinde olması için çalışılır işte siyaset de gereğide budur), gidip Türk cumhuruna biat etmekten söz etmişsin ki, ne perhiz, ne lahana turşusu... hem o devirler kapandı, koşulları analiz mi edemiyorsunuz? muhatap da farklı görüş, inanç, siyaset, fikirde kalsın istemiyor, her cevabımda faşizmi anlatmak zorunda kalmayım? HDP neden topa kondu? defalarca açıkladım, hakimler kaos, faşizm koşulları ve YAYILMA-talan EMELLERİni gerekleştirmek istiyor çünkü en çok verim alabilecekleri koşul da gerekçede bu, faşizm ve toplum da buna mani olabilecek bilinçten yoksun, faşizmi kolayca tercih edebilir bir durumdalar. hem çıkarları için, onlara göre en iyi olan faşizm... sıra CHP'ye geliyor ve ortaklığı faşizmle malul AKP+MHP bu konuda stratejik işbirliğini yapmış durumda, zira AKP faşistleştikçe MHP'lileşti, MHP tabanıda böylece MHP'yi ihtiyaç olmaktan çıkarttı, İşçi, memur sendikaları ve Eğitim-Sen'li FETÖ karşıtı olan öğretmenleri, basın yayında muhalifleri içeri atıp ya da meslekten men edebildikleri FETÖ yaygarası, CHP için tutmadı, ama bir kılıf bulacaklar en azından çaba sarfedecekler... Tek bir çıkış yolumuz var, toplumsal muhalefet, oldu, oldu, olmadı dün yetmez ama evet diyenlerin, bugün ağlamalarına sizde ortak olursunuz ve o saatten sonra sizinki ağlamak değil zırlamak adı verilir ve açıkcası zırıltılardan hoşlanmayabiliriz. Faşizm tamamen muktedir olduğunda, yani hepimizi susutrduğunda bu günlerini dahi ararsın.

Kısaca olan şu;
Eyyyy tebaaaa, ya beni führer yapar emrime amade olursunuz, ya da ben size ister seve, seve isterseniz sizi dike, dike bunu kabul ettiririm demekte(ve ikinci yolu seçti!), eeee itirazım var densin istemiyor böylece tüm itiraz edebileceğini düşündüğü her türlü görüş, fikir düşnce ve toplumu, siyaseti men ediyor, kısaca elinde bir kılıç biçiyor, şu an, bu bahisle fiili durum bu.

Biat etmediğiniz sürece muhatapsınızdır, biat ettiğinizde ise bir nefer, lütfen önce bir karar ver hangisi olacaksınız?..

Anarşist olduğundan söz etmiştin(yanılmıyorsam), bende şeker tozu kadar olsun ekonomi-politik, sosyal bilimlerden anladığını sanmıştım, lakin o tipik efendi ne derse biat edeceksin köle!! tarzındaki yaklaşımı önerebileceğin, -ki sorun o değil Erdoğan'a biat edin diyeceğin ve seni tanımasam Hitler'in propaganda biriliğindeki bir ajan olarak düşünürdüm ki, aklıma bile gelmezdi...

spartacus
15-12-2016, 05:49
1. YAZI
Psikolojik har'bin en önemli ayağı 5. Kol faaliyetidir, FAŞİZMİN EN TİPİK KARAKTERİ basın ve yayın üzerindeki tutumu ve basın-yayın araçalrını nasıl kullandığıyla da ilintilidir, bu yetmez ayrıca birde kitleler içerisine 5.kol faaiyetleri olarak propaganda birlikleri salar ve her bir birlik üyesi, özünde faşizmin bir ajanı, kitlesel kanıyı belirleme ve yönelndirme temelli çalışır, sık, sık da provakatif eylemlerden taban bulur ki, böylece kitleleri şu ya da buna ikna eder, ikna olmayanı ise başka açreniz yok Hitler'e boyun eğeceksiniz, yani kanıksatılmış çaresizlik olarak işler...

AKP bir dolu trol tutmuş bir partidir de, yukarıdaki cevabımda bahsettiğim seni faşizmin ajanı sanırdım ifadem namına ne demeli bilmiyorum ama özel tutulmuşundan, farkında olmadan gönüllü yapan trollerine değin şu an binlerce AKP trolu oluştu, yani faşizmin 5. Kol faaliyeti salt havuz medyası değil, salt tüm diğer basın, yayın kurum ve kuruluşlara uygulanan baskı ve şiddet değil, toplumsal ayağıyla da tamamlanmış durumda. Ama ister geçmiş toplumsal, sosyal sosyo-ekonomik, sosyo-politik tarihsel dayanaklarımız olsun ama isterse gidişatın okunması olsun, Türkiye yakın bir gelecekte Ortadoğu olacak, Hitler, bir süper güç olan, süper emperyalist bir Almanyayı, dış ülkerin postalından yardım dilenen işgal edilmiş bir hale getirmek için, Erdoğan ve temsil ettiği siyaset ve siyaset yapma biçiminden başka bir şey yapmadı, bu siyasete yansıyan minik bir kısmıdır, gerçek şu ki, Alman halkı tarihinde belkide böylesine acı ve sefaleti nadir yaşamıştır...

Kısaca en büyük yenilgi ve yıkıntıyı da aslında AKP kitlesi yaşayacak, yanına hayal kırıklığnı da ekleyerek, Ortadoğu halkları, Afganistan halkı şimdi ne yaşıyorsa, Alman halkı 1940'larda ne yaşamışsa...

Hitler'de ilk iş Ukraynaya girmek istiyordu, Erdoğan'ın Şam'da çay, kahve içmesi gibi(yani fatih ve fetih söylemleri, usule bile yakışmıyor), olaylar, yerler, kişiler değişebilir, elbette farklıdır lakin efendi-köle ilişkisinin süreç ve işleyişinin normları pek değişmez, bu bağlamda Erdoğan'ı okumak için söylemlerinden önce, hangi sermaye grubunun hangi çıkarlarını temsil ettiğine ve o sermaye grubununda sömürü stratejisinin hangi ufuklara ve hangi türden yayılmacı olduğuna bakmak gerekir.

Kürt şu ya da bu mezhep söylemleri özünde, ilgili sermayenin , aynen Hitler'in sömürülecek coğrafyalar lazım(Kavgam kitabı giriş bölümü!) demesi gibi, şimdi Türkiye faşizminini temsil eden sermaye ve Erdoğan'da gözünü oratdoğuya dikti, ama sorun şu, bir gerekçe lazım...
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
2. YAZI
Terör'ün ne olduğunu ise defalarca dile getirdik, korku yönetimidir. Özünde taktiktir, salt savaş taktiği değil savaş alanını yönetim taktiğidir de ama sırf savaş alanı değil en çok siyasi alanda başvurulan bir taktiktir. Korku yönetimi dediğimizde aklımıza salt silahlı eyleme yönelmiş fikren marjinal gruplar gelmemeli, silah öznesinin de alakası yok, aklımıza gelmesi gereken bir yanıyla korku yönetimindeki, yönetim kavramının kimleri işaret ettiği, diğer yönüyle de talep yönetimi diyeceğimiz ayağıdır ki, kimlerin talep ettiği kısmıdır(ne talep ettikleri ise işin taktik(terörü de kapsayan) yanı değil, stratejik kısmıdır)...

Erdoğan ne istiyor? Teröre yönelmenin strateJisinde, soru bu!
Şu ya da bu terör örgütü ne talep ediyor, ne istiyor? Bu da diğer ayağı...

Birde unutulmamalı, silah ayrı bir şeydir, silahlı mücadeleyi tek mücadele biçmi yapmış olmak ayrı. Her kendinden motorlu silahlı mücadele(saltık) özünde reformist, uzlaşmacıdır, amacı uzlaşmaktır bu unutlmamalı ve taleplerini kabul için zora başvurur. derdi muhatapalrını ortadan kaldırmak, yıkmak, değildir, derdi KABUL EDİLMEKTİR.

IŞİD vb yapılar ise kendindne motorlu değildir, ne talepkardır ne de muhatap, işlevi, durumu talepkar olan başkalarına yani asıl talep eden örgütlere, sahada fiili paravanlıktır. IŞİD vb yapıalrın ardında ise asıl talep eden yapıalr vardır ki, bunalr silah petrol, kaynak sömürüsü gruplarından, resmi kurum ve kuruluşları devletlere kadar gider, altı deşildiğinde ise bir yanıyla ABD diğer yanıylada Suudi Arabistan, katar, Türkiye çıkar, yani IŞİD'in varlığı korku yönetimi namına stratejik değil taktik hat ile ilgilidir yani bu yapılar taktik sınırları içinde işleyen yapılar, asıl terör uyglayanlar(ağababalar) istediğini aldığında, bu örgütlerdeki yabancı kişiler ülkelerine döner, lojistikleri de biter, gerekleri de başka bir zamana ihtiyaca binaen ertemek çerçevesinde rafa kaldırılır. Söylemde kullanılan islam, Allah şu ya da bu gibi propaganda malzemeleri ise, beraberinde rafa kaldırılır, bunlar gelip, geçici çıkar-güç-örgütlenme eksenli kullanılmış malzemelerdi...
------------------------------------------------------------------------------------------
3.YAZI
Bir [PKK, KDP(barzani), bir FKÖ(Filistin Kurtuluş Örgütü), bir HİZBULLAH], IŞİD vb paravan yapılarla aynı değildir, şu yada bu eylemlere bakılarak da örgütler aynılaştırılamaz, bu bilime, mantığa da aykırı, ZIRVALIK!. kendinden motorlu ve koşullardan hareketle açığa çıkmışlardır, örneğin Irak'da kürtler otonom elde edeli beri 20 küsür yıl geçti yahu! yani Ortadoğunun kuzeyindeki kürt varlığı bir örgütün-grubun varlığı değil ki, bir halkın, insanın, toplumun, bir kültürün varlığıdır, AKP faşist ve savaş çığırtkanlığında neyin propagandasında? Mevcut durum oralarda bugün değil ki, dünde öyle, yüzyıl öncede öyle, bin yıl öncede öyle, orada farklı kültür, inançlarda olan halklar yaşıyor, yaşıyor ve orada, Mars'da değil, doğada doğmadan önce annem-babam şu ya da bu olsun, şuaraya doğayım diye seçme şansı olmamış canlılar onlarda...

Türkiyeye gelirsek, Türkiyede kürtler ayrılık istemiyor, istemediler, PKK ayrılığa dair değil özünde yukarıda andığım biçimiyle taleplerini kabul ettirme, mevcut olana kabul ettirme ekseninde örgülendi, propagandasıda, kitle desteğide bu minvalde gelişti.

Yoksa bir toplumun %35'ini temsil eden düzeyde bir kitle, ayrılmak istese zaten yapardı.. Bizim alıklaştırılmış ve beyinsizleştirilmiş mankurt ırkçı-faşistlerimiz ise hala öldüre, öldüre tüketmekten dem vuruyor, ama hala ve fikri düzeyde ele alınması gereken ve sosyal bilimlere konu edilebilir konuları, gelip 3-5 slogan atıp böğürmek kadar basit görüyor, tatmin oluyor. hala dünyayı, tarihi, insanı ait olduğu sosyo-kültürel doğal yapıya eklemlediği yapay siyasi, ilahi, metafizik, mutlak, allah, tabu-put kıldığı sembolik ne idüğü belirsiz bir kelime olarak okuyor, ulan sen Türk olsan ne olmasan ne? Yediği ekmek, içtiğin su'sun işte(ne kadar buluyorsan o kadarsın)... Dünya döndü, dönüyor, sana rağmen döndü ve tarih sana rağmen öyle ya da böyle geldi, geçti ve bu tarih şu ya da bu ırkın değil, dünya ve insanın tarihidir insan ise memeliler sınıfında bir canlıdır. ne dili, ne de kültürü siyasi bir zemine dayanmaz, tamamen verili koşulda canlının yeti, yetenek ve onları kullanmasıyla ilgilidir-örneğin dil, iletişimin aracıdır aslı, astarı esası, gereği, özü budur, hiç bir siyasi ihtiyacın ürünü olmadığı gibi hiç bir subjektif, yapay argümanında ürünü değildir. kaldı ki ırkçılıkla malul anıranların çoğu, cinsini şu ya da bu eşek cinsi sanıyor oysa tümüde karışık, çünkü ırk olgusu etnisiteyle ilgili değildir, insan ırkı ki bu bile pek doğru sayılmaz, en fazla sapiens'dir, neandartal'dır (https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsan)... Eşekler gibi naralar atıp sözde savaş naraları atanlar, insanın, insanla savaşına dair anırmaktadırlar, türkün, çeçenin, rumun, almanın birbiriyle savaşı yoktur, sadece insanın, insanla savaşıdır. subjektif aidiyetler savaş da yapmaz, savaşmaz da, çünkü onlar sosyo-kültürel, doğadan gelen doğal çeşitliliktir ve ırka, sınıfa da ait değillerdir-nitelik, özellik dahi değildir, sosyo-kültüreldir-, sadece ama sadece canlının iletişim kurma ve doğa karşısında sosyal bağlar oluşturma vb ihtiyacından doğmuştur. Subjektifleştirilip sembolzie edilmiş sözde değerler(siyasi anlamda değer taşımayanlar), sadece sahte argüman olarak ahmaklara yutturulur, gerekçe olarak kullanılır. Aynen islam ordularının asıl derdinin hakim bir avuç egemenin ganimet edinmesi ve daha çok toprak, servet için allah lafzını alet edip, kullanması gibi, sadece alet edilir. Alet edilene tabi olup hareket edenlerse sadece alet olurlar, kullanılır ve atılırlar, bir bön olarak, bir ahmak, basit bir araba, eşek, öküz ve marka gibi, ama insan olduğunu kavramak, eşekliği, köpekliği, markalığı, öküzlüğü-yani öyle davrandırılmayı- aşmaya ilk elden birebirdir

Mesele asıl ayrılıkçı, bölücüleri tepitle çözülebilir, kısaca birlikte, berbaer ortak yaşam ve eşit haklar denmedikçe, bu mesele asla çözülmez, çünklü meseleyi üretenlerin 2 ayağıda dediğim dedik dediği sürece uzlaşma sağlanamaz, burada aranan koşut toplumsal uzlaşmadır, ali ya da velinin kişisel uzlaşısı değil.

Ha Erdoağanca temsil edilen faşizm elbette ülkeyi parçalanmaya götürüyor, dağıtan, yok sayan, hiçe sayan ve boğan AKP siyasetinin varacağı nokta toplumsal kopuşlar üretmek olacak, bu bahisle de Ortadoğulaşan ve toplumsal kopuşun perçinlendiği bir coğrafya da kopuşu AKP'ce perçinlenmiş ve YAŞAM ŞANSI BIRAKILMAMIŞ olan her grup, fırsatı yaşam şansı bulmak namına değerlendirecektir, yukarı tükür bıyık, aşağı tükür sakaldır, mevcut olanla yaşayamıyor çünkü yok sayılıyor, ayrılırsa bu seferde ayrılmış oluyor, ortası ne bunun ve bu çözümde AKP olabilir mi(hayır, aksine sorunun bir kaynağı, temsil ettiği hakim sınıfın çıakrları uğruna ötesini düşünmeden-çokta umrunda!- geliştirdiği politikaları)?

Şu ülkede çok mu zordu, bir anaysada yurttaşlık tanımını değiştirmek? Çok mu zordu devleti etnik, mezhep veya benzer siyasileştirilemez sosyo-kültürel aidiyetle tanımlamaktansa sosyal devlet diye tanımlamak? Çok mu zordu gidip kürde bu Türk bayrağı demektense, Anadolu bayrağı demek(mecbur muyuz ülke ismine devleti, inancı, dini, mezhebi, ırkı katıştırmaya, devletin varlık biçimi bunlar değil ki, çok daha başka), bana birisi gelip, bu müslüman, sünni, şiii bayrağıdır diye dayatırsa, hakim ve resmi olan bunu iddia ederse kabul eder miyim ki, öteki ilan edilmişlerde kabul etsin, beklemeye hakkımız yok, hata bizde ise düzeltmek zorundayız.

Çözüm basit ama ne yazık ki dağları aşmak kadar zor, çünkü o dağlar sermaye grupları ve sözcüsü siyasetçilerinin çıkarları ve kolay siyaset yolu(faşizm taktikleriyle) yükseliyor, toplum acı çekermiş, ser sefil, perme, perişan olurmuş, yahu toplumu iliğine kadar sömürüp semirenin umrunda mı, en iyi hangi koşulda sömürür, semirtirse o koşulu benimsiyor?...

Cercis Hz Circis
27-01-2017, 15:07
Öyle değilde şöyle olsa; 2 farklı kimlik taşısak ama devlet yine 1 tane olsa. Laik kimlik taşıyanlar kendi hükümetini ve islami kimlik taşıyanlar da kendi hükümetini seçseler ve birbirlerine karşı yürütme ve yükümlü olmasalar bu hükümetler daha iyi olur. 2 bağımsız millet meclisi ve 2 hükümet ama ordu tek ve siyasetten uzak. Ordu sadece kendi askeri işini yapacak, siyasete karışmayacak ve her 2 hükümete de müdahil veya taraf olmayacak ve iç güvenliğe ordu karışmayacak. İç güvenlik hükümetlerin kendilerine bağlı polis gücü tarafından sağlanacak, şimdiki gibi. Bu daha mantıklı. Gerçek islam ortaya çıkma şansını da bulacaktır böyle bir sistemde.

Filozof
27-01-2017, 15:49
Kötülük yapmamak ve adil bir dünya yaratmak.

Başka bir yöntemi yok. Hiç kimseyi kırmayacaksınız.

Mağdur etmeyeceksiniz, adaletsizlik yapmayacaksınız.