PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yapmayın beyler; etmeyin ağalar!


mhmd
14-11-2007, 11:51
Konumuz; DTP başkanı ve asker kaçağı olması.
Kaynağımız;
http://internethaber.com/news_detail.php?id=113266&interstitial=true
Yorumumuz;
Sn. Nurettin DEMİRTAŞ ile aynı okulda, aynı dönemlerde okuduk. Biz çarkların dişlilerine uyum sağlamanın lünpenliğinde mezun olurken, kendisi aynı çarklara uyum sağlayamamanın sonucu hapse atıldı. Hüzünlü bir durum. Ama o dönemlerde, bu arkadaşımız, hatıramızdan hemen silinmişti. Ta ki; DTP eşbaşkanı olduğunu öğrendiğim haberi okuyuncaya kadar.
Hatıralarımı yokladım.
Kendisini; efendi, terbiyeli, ağır başlı ve devamlı hüzünlü biri olarak hatırlıyorum. Çekingen gülümsemesi dahi tebessümü pek geçmeyen bir insan. Duygulu ve düşünceli bir insan.
Neyse, konu bu değil.

Merak ettiğim konu şudur;
Devletin okulundan, devletin hapisanesine 12,13 yıl geçirmiş bir insanın daha sonrasında almış olduğu askerlik raporunun sahteliği şimdiye kadar niçin ortaya çıkmamıştır?
Bunun sorumluluğu Sn. Nurettin DEMİRTAŞ'a mı aittir?
Niçin baştan sona doğru adım atmıyoruz da, işimize geldiği zaman sondan başa çıkarımlar yapıyoruz?
Sn. Nurettin DEMİRTAŞ DTP başkanı olmasaydı ve gerçekten de asker kaçağı olsaydı, ölene kadar bu kaçaklık sümen altı mı edilecekti?
Vergisini veren, kamu hizmetini yerine getiren vatandaşlar kendisini nasıl hissedecek?
.?
.?

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

gercekisim
14-11-2007, 12:06
pkklılara sayın demek te moda oldu galiba...asker kaçağıysa ve bu şimdi ortaya çıktıysa,o halde şimdi gereği yapılır..bunca yıl ortaya çıkmamış diye bundan sonra da ortaya çıktığı halde askerlik yapmayacak mı sana göre? yok öyle dava...ayrıca şimdiye dek bunu gizleyene de hesap sorulmalıdır.SN. Ben iki ay evveline kadar islama inanıyordum,yeni farkettim yanlışlığı ve artık inanmıyorum yani şimdi şimdiye dek inandık diye şimdi de mi inanalım..
Bu terörist düşüncelileri savunmayı bırakın artık..

14-11-2007, 12:12
gercekisim, sen de bu vatanin bos mevzulara kafa takan bombos bir evladisin. Bosluk konusunda uzay gibisin, bravo. Sayin demeyerek bu teroristleri kahredicez ve teroru bitiricez.

Bunun gibi bir akli evvel de, esir dusen askerlere kacirilan asker densin diyor. Neymis PKK'yi yuceltiyormusuz bu sekilde. Yahu akli evvel, askerini orda muhimmatsiz, desteksiz, haberlesmesiz birak. Sonra esir demeyin, o zama esir dusurme, askerimize sahip cik.

gercekisim
14-11-2007, 12:18
Respendial senin anlamanda problem olduğuna artık kesin kanaat ettim. Siyasi tanıma denilen şeyden haberin var mı senin?(bence yok ama yine de sorayım belki uyanırsın) Bomboş olan senin gibi boş teneke misali gürültü çıkaranlardır. Ayrıca uzayın boşluk olmadığını da öğren,istersen harunyahyadan öğren ama yine de öğren. Bu ifadeleri kullanmadığın zaman terörü bitirirsin diyen mi var da kendi kendine saçma sapan şeyler düşünüyorsun..sen düşmaanına "kardeşim" diye hitap edebilecek köhne bir zihniyettesin..senden ne köy olur ne kasaba !

Bu konuya ayrıca bir mesaj daha yazmayacağım bundan sonra..birileri kendilerini adamdan sanmasınlar boşu boşuna.

14-11-2007, 12:28
Beni bosver konu sen ve seni yaklasimin. Belki sen simdi bu cevabi bana bir karsilik olarak yaziyorsun, birtakim ironiler hicvler. Ama benim tepkim psikolojik bir savasin bir parcasi degil, gercek sahsi kanaatimdi.

Ikincisi Turkiye onu bunu siyasi olarak tanisa veya tanimasa kimin umrunda. Kibrisi Turkiye taniyor da ne oluyor? Turkiye adam yerine konmayan bir ulke, bu sebeple yok ona sayin dedi yok bunu tanidi kimsenin umrunda degil. Bos isler iste.

mhmd
14-11-2007, 14:55
Yapmayın beyler, etmeyin ağalar...

Hayır hayır.
Bu konuyu özellikle biz açtık.
Nedeni de, uzaktan yakından bölge ile alakalı olmayışımız.
Bu yüzden, Sn. respendial bence özellikle siz konuya girmez iseniz sevinirim.
En azından bu şekilde girmezseniz daha yapıcı bir tartışmamız olabilir.

Sn. gercekisim,
İnsanlar hukuksal, olarak suçlarında sabitlik görüldüğü vakit suçlu kabul edilir. Suçlu olan bir kişiyi yasalar gereği, yargı organı yargılar ve cezalandırır. Böyle bir durum var mı ki;
" *pkklılara sayın demek te moda oldu galiba" yargınızı ileri sürmüşsünüz? Kaldı ki;
"MADDE 20. - (1) Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz" der.

"bunca yıl ortaya çıkmamış diye bundan sonra da ortaya çıktığı halde askerlik yapmayacak mı sana göre?" Demişsiniz.
Yazımızda böyle bir savı savunmadığımızı ikinci okuyuşunuzda anlayacağınızı umuyorum.

İslamla alakalı durumunuz ile bu konu hakkında herhangi bir korelasyon göremedim.

Sayın, konusuna fazla takılmışsınız.
Biz; Yaratılanı yaratandan ötürü seven tarafındayız.
İdeolojinin; "Sevilecek... Sev, Dövülecek... Döv" sözü ile hareket edenlerden değiliz.

İlk mesajımdaki sorularımı tekrarlıyor, anlamlı katkılarınız için teşekkür ediyorum.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

aydoe
14-11-2007, 19:02
siyasetle uğraşacak toplumun önüne çıkacak insanların temiz olması gerekir Nurettin DTP için kötü bir seçim DTP intihar ediyor ve bunu bilinçli yapıyor bir sürüsü tutuklanacak ve parti kapatılacak çünkü onlar demokratik mücadele vermek istemiyorlar şiddetin esiri olmuşlar gerilimi artırmak ve kaybetmeye başladıkları tabanı kendilerine çekmek için yapıyorlar
leyla zana hanım ilk seçildiğinde kürtçe yemin etmeye kalktı gereksizdi tutklandı yıllarca hapis yattı onlar birleşmeyi bütünleşmeyi istemiyor önce özerk kürdistan sonrada güney kürdistanla birleşip büyük kürdistan onlar bu hayali gerçekleştirmek için çalışıyor Türkiye Cumhuriyeti onların düşmanı bağımsız kürt devleti kurmak istiyorlar TBMM çalışmak demokratik haklar kazanımlar doğu güneydoğu için yapılacak yatırımlar insani kazanımlar onların işine gelmiyor
Türkiye gelişse kalkınsa doğu imar edilse onlara demokratik haklar verilse kişi başı milli gelir 10000 dolar olsa nasıl kürt ayrımcılığını dayatacaklar
onların amacı kürt türk ayrımını keskinleştirerek AB ve ABD desteğinde büyük kürdistanı kurmak
onların hedefi var ne yazık ki bizim yok doğru teşhis ve tedavi yapılmadığından kangren olmuş
hala başımızdakiler ne yapmaları gerktiğini bilmiyor
Kuzey Irak ta kürdistanı 15 yıldır biz kurduruyoruz *yıllarca çevik kuvvetin süresini uzattık Abd pkk ya yardım etti kuzey ırakı güvenlik bölgesi yaptı kürdistanı kurdurdu ırak ın başına kurt talabaniyi getirdi barzani yi güney kürdistan devlet başkanı yaptı
bizlede kafa buluyor
biz kurbanlık koyun gibi sonu göre göre gitmekteyiz
Birlik beraberlik içinde topyekün bağımsızlık savaşı vermemiz gerekir ne ABD ne AB Bağımsız Türkiye mücadelesidir ne yazık önderlik yok birlik yok
bu ümmetçiler le bu iş olmaz ırak ta parçalanır Türkiye de

14-11-2007, 19:25
Ne demek tartismaya girmezseniz? Soruya sizin istediginiz gibi mi cevap vermek zorundayiz, yoksa istedigimiz gibi mi. Sonra benim elestirdigim konulari sende elestirmissin, yapici olacakmisim. Al yap devret sat o zaman. *Sorularinin cevabi, gercekisim'in tepkisi ve Turkiye'nin aklinca yillardir gerceklestirdigi ucuz soguk savas ve medya-halk stratejilerinin sonuclaridir.

kuvvaci
14-11-2007, 21:37
Dostlar!
Benimde aklım almıyor. Birdenbire bazı şeyler servise kondu.. DTP nin şahin kanadının ön plana çıkması...Nurettin Demirtaşın askerliği, Fatma kurtulanın dağdaki fotoğrafları... bilmiyorlarmıydı yoksa *:) ben en ufak bi memuriyete girerken yedi cettimi araştıran Devlet bu arkadaşlar milletvekili yada parti başkanı olurken hiçmi araştırmıyor? Birileri yıllardır oynadığı oyunu devam ettiriyor ama benim aklım almadı gitti...

mhmd
14-11-2007, 22:24
Vergi kaçağı;
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=186080

Asker kaçağı;
http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=5&ArsivAnaID=37965

Yapılaşma kaçağı;
http://www.turkpoint.com/konut/kac_yap_norm_yap_old.asp

Elektrik kaçağı;
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=107441

Su kaçağı;
http://haber.lpghaber.com/Turkiye-2030-Yilinda-Su-Fakiri-Olacak---haberi-1996.html

Devlet yönetiminde çeşitli politik şekiller vardır.
Liberal Demokratik (ABD, Batı ülkeleri politik sistemleri)
Egalitarian Otoriter (Sovyetler Birliği, Çin, Vietnam politik sistemleri)
Geleneksel İnegalitarian (Suudi Arabistan, Kuvait politik sistemleri)
Populist (Afrika, Güney Amerika ülkeleri politik sistemleri)
Otoriter İnegalitaryan (Pakistan, Peru) sistemler olarak kategorize edilmektedir.
Egalitaryan: Eşitlikçi
Kaynak, Sağlık Politikası, Prf. Dr. A. KISA, A. Y. Üniversitesi,

Ülkemiz bu skalada Otoriter İnegalitaryan sistem ile Populist sistem arasında bir yerlerdedir.
Bunun anlamı, devlet erkinin kontrol mekanizması, yönetilenler üzerinde en etkin şekliyle kurulduğudur.
Kuruluşundan günümüze kadar geçirdiği askeri vesayetler ve devletçi politilar da bunun göstergesidir.
Tüm bunları toparladığımızda devletin, vatandaşının bilgilerine sahip olamaması ya da diğer bir deyiş ile vatandaşın edimlerinin devlet tarafından bilinememesi oldukça zordur.
Bu sonuçla ve yukarıdaki istatistikleri toparlar isek.
Devlet, bilerek vatandaşını kaçağa mı yöneltiyor? Sorusu gelir aklımıza.
Niçin?
Çünkü kaçağı olan siner. Kaçağı olanın sesi çıkmaz.
Siz hırsızsanız karakoldaki falakaya ses çıkaramazsınız.
Olan hakkınızı dahi savunamazsınız.

Bu yüzdendir ki; hakim güç tüm bu kaçaklara göz yumar.
Yumar ki; günün birinde, bir yerlerde vatandaşını saf dışı bırakmak için elinde doneler olsun.
Olsun ki; 12 yıl hapis köşelerindeki tüberküloz hastalığını dahi bahane edemesin!!!
Diye düşünüyorum.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

sargon
14-11-2007, 23:44
İlginç bir yorum. Ama biraz komplo havası seziyorum. Elbette Türkiye'deki devlet mekanizmasının bu türden bazı özellikleri vardır, yani otoriter bir yukardan aşağı örgütlenme esas yönü teşkil etse ve bu yapı komplo teorileri kurmaya oldukça uygun olsa da, sistemin bu kadar çok kaçağa izin vermesini tamamen bir psikolojik nedenle açıklamak yeterli olmasa gerek.

Benim eğilimim şöyle: Türkiye'de devlet yönetimi politik güçten çok baskı araçları ile yürütülür. Yani otoriter yapı esastır, bu doğru. Vatandaş ise devletinin *iyi politikalarla yönetildiğini düşünerek değil tamamen baskı araçları ve ve ideolojik pompalamalarla (devletin kutsallığı, dinsel ve milliyetçi duyguların bu kutsallık için kullanılması, militarist bir anlayışın ilkokul çağından itibaren çocukların zihnine kazılması vb.) devlete bağımlı kılınır. Böyle bir devlet yapısının gerçekte ihtiyacı olan şey çok iyi bir vergi denetim sistemi, çok iyi bir kanun uygulayıcısı falan olması değildir. Örneğin bizde vergi ödemek salaklık sayılır. Aslında bu anlayış tepeden tırnağa kadar tüm toplum tarafından kabul edilmiştir. Askere gitmemek falan da sorun değildir aslında. Ama kutsal olan devlet gibi değerlere dil uzatırsan işin bitmiş demektir. Bir sürü vergi kaçakçısı, hatta açıkça mafyacı *bir kuruş vergi vermezken, "devlet adına kurşun sıkarak" "milli kahraman" ilan edilirler. Maddi olarak istediğin kadar sömürebilirsin ama otoriteyi sarsmamalısın.

Halbuki Avrupa ülkelerinde tam tersinedir. Devlet için herşeyi söyleyebilirsiniz. Alabildiğine eleştirebilirsiniz. Devlet kutsal bir varlık değildir çünkü, insanlardan oluşan bir mekanizmadır. Ama eğer vergi kaçırıyorsanız, yurtdışına çıkışınızdan, iş başvurularınıza, ev tutmanızdan, kredi almanıza kadar her kapı tek tek kapatılır. Vergi ödememek en ağır suçtur. Bu yüzden burada yaşayan Türkler, vergi borçlarından çok korkarlar, çünkü başlarına çok iş gelir.

Bu karşılaştırma bize neyi gösteriyor derseniz otoriter bir devlet yapısının kendi içinde çürüme yaşamaya mahkum olduğunu derim. Türkiye'de bu açıdan ciddi bir vergi denetimi, kaçak denetimi vb. olması mümkün değildir. Yani en azından temel devlet yapılanmasına ilişkin argümanlar değişmediği sürece bu böyledir. Ben bu sürecin, önceki dönemlerde bazı göstergeleri olsa da asıl olarak 1980'de başladığını düşünüyorum. Türkiye 1980'de yaşadığı darbenin birçok kurumunu (başta anayasa) yaşamaya devam ettiği gibi devlet mekanizmasına getirilen düzenlemeyi de olduğu gibi sürdürüyor. 1980'den sonra uygulanan liberal politikalar ise bu otoriter yapıyı kırıp yerine daha özgürlükçü bir yapı getirmemiş, tersine devletin güçlenmesine karşın çürümesine, beraberinde toplumsal bir çürümeye de yol açmıştır.

Kısacası olayı bir komplo teorisi biçiminde değil de bir toplumsal sürecin ürünü olarak ele alırsak bence daha doğru olur.

spartacus
14-11-2007, 23:46
Sevgili Mhmmd güzel düşünüyorsun...
Yalnız demem şuki asker kaçağı olmanın Türkiye açısından tek engeli var oda cinsel engel.. Bunun dışında kim olduğunuzun önemi yok, kimlerden olduğunuzun önemi yok, siyasi görüş yada tarafınızında önemi yok... Oysa askere gitmemek insanı terörist yapmaz ve benim görüşüm insanları kendi iradeleri dışında edinimlerde bulunmaya zorlamak yanlış bir yaklaşımdır(vay be! tam tersiymiş). Bizim kaz kafalarımızın almadığı temel şey tanımlardır. Biz tanımlardan bir şey anlamayan cühela takımıyız. Sürü gibiyiz, rüzgar nereyi işaret ederse biz Okumuzu oraya atarız, kendimize dönükse rüzgar döner kendimize atarız.... Tam bir sürü gibiyiz(sözüm meclisten dışarı, yarası olan gocunur). O tanımlamalarınıda anlayamadım, anlayamadı isem terörist olma ihtimalin vardır haberin olsun...(ciddi değilim ha kınaye mi derler işte eyle)

Gerçi bu dünyada terörist olmayan tek şey gördüm oda böcekler ve bilumum hayvanlar... Mesala İsrail teöristtir, ama Filistin'de terörist... Hoppala ABD İkiz kulelere yapılan saldırı teröristtir, ABD nin dünya üzerindeki hakimiyeti ve ara ayarlar vermeside(yüzbinlerce sivil ölü) mahiyeti bakımından teröristtir... Kaldı ki SSCB ye karşı özel eğitildikleri zaman terörist değillerdi, şimdi ise mesala terörist oldular... Mesala bu gün İran'a yapılan dayatım terörist bir dayatımdır, yıldırma ve tehdit-korku politikasıdır.. Oysa terör bir amaca ulaşmak için başvurulan her türlü yıldırma-caydırma politikasıdır her türlü savaşlarda, çeitli politkalarda, taktik oluşumlarda, ayrılıkçı oluşumlarda vs bu yönteme başvurulur. Kısaca terör korku yönetimidir. Bu bölüme fazla girmek istemiyorum, bir kaç paragrafta izah etmek mümkün...

Oysa döner bakarsınız Nasreddin hoca misali.

Hocaya soruyorlar. Hocam Taputun neresinden yürümek caizdir. Sağından mı, önünden mi, arkasından mı vs... Mesala önünden gitmek caizmidir sorusuna hocanın yanıtı;
-İçinde gitmede neresinde gidersen git...

Terörist olmada ne mok olursan ol. Gerçi buda pek imkanlı değil gibi, fikrini söylemen terörist olman için yeterli yada karşı takımda olman yada çözümsüz horoz döğüşçüsü bir tarafta olmak yerine sorunun kaynağına inip çözüme odaklanman(mesala bu sitede bazı konularda buda oldu, durduk yere suyun önünü tutmak değil kaynağına inmek gerekir dedik diye terörist olduk)... Mesala aynen bu günlerde söylendiği gibi "Galatasaraylıların hepsi teröristtir(şahidim, kulağımla duydum, fırçayı bastım)"

mhmd
16-11-2007, 15:32
Varan bir
http://haber.mynet.com/detail_news/?type=Actuel&id=X1195205605468&date=16Kasim2007
???
Bir mi?
Bu kaçıncı dalga, Ya Rab sayısını unuttuk.
Geçen geçti dedik dalga bir diyerek hep sustuk.

Daha önceki mesajımda vermiş olduğum politika şekillerinden hangisine girdiğimiz konusunda bir itiraz bekliyordum.
Olmadı.
Demek ki; bu yazıyı okuyanlar ile en azından bu konuda hemfikiriz.
Ancak savımı destekler haberler buldukça vermek konuyu güçlendirmek açısından olumlu olmaktadır.
Yani;
Otoriter İnegalitaryan sistem ile Populist sistemin tam da ortasındayız.

1960’larda Demokrat Parti, 1971’de Türkiye İşçi Partisi ve Milli Selamet Partisi, siyasetten tamamen uzaklaştırılmış daha doğrusu kapatılarak siyasetleri yasaklanmıştı!
Yetmedi!
12 Eylül sonrası; Atatürk tarafından kurulan CHP de dahil olmak üzere, tüm siyasal partilere bir çizgi çekilmiş ve kapıları halka da siyasete de kapatılmıştı.
Yetmedi!
Bu partilerin liderleri on yıl süreyle siyasi haklardan mahrumiyet yasağı getirildi.
Yetmedi!
Postmodern darbe olarak anılan 28 Şubat sürecinde de Refah Partisi ve ardından Fazilet Partisi Anayasa Mahkemesince!!! kapatıldı.
Yetmedi!
Bu arada HADEP kapatıldı.
Yetmedi"
DEPAP ın zorunlu susturulması.
Yetti mi!!?
Zannetmiyorum.
Bürokrasi çarkları gıcırdadıkça bu gıcırtının önünün almak için yeri gelir balans ayarları, yeri gelir yargı erki, yeri gelir başkaca bir organ, bir yerlerde yazılmış olan görevi hatırlar.

Yaklaşık, son üç aydır Pakistan'ın siyasi ve askeri durumunu seyrediyor, okuyorum. Yabancı gelmek bir yana kendi hücrelerimizden örnekler bulunuyor.

Tüm bunlara rağmen anlamadığım bir mevzu var.
Kendisi dahi 12 Eylül çarklarında, zindanlarda işkenceler altında canlar vermişken nasıl olur da başka bir partinin kapatılması için önerge verir?
Bir diğeri; bu çarklarda her on yılda bir inancı uğruna traşlanırken, bu duruma sesi nasıl çıkmaz?
Ve bizler;
"Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne'' aykırılık oluşturduğu, bu nitelikteki fiillerin partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği, bu durumun partinin büyük kongre, genel başkan, merkez karar ve yönetim organlarınca açıkça benimsendiği gibi bu fiillerin doğrudan doğruya parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği nedeniyle"
Başlayan iddilara ağzımız açık inanarak, nasıl bakarız?

İnsanı Yaşat ki, Devlet Yaşasın!

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

aydoe
17-11-2007, 02:51
Sn. Demirtaş a soruyorlar rapor sahtemi?Bilmiyorum diyor insan aldığı raporu bilmezmi ben gittim şu hastneden raporu aldım bu rapor niye sahte olsun der
Ama örgüt işi halletmiş nurettin rapordan bi haber

SN:Mhmmd *DTP=PKK bu denklem doğrudur sınıf *arkadaşın diyor ki bize demokratik bir proje getirin savaşı durduralım(özgür gündem 15/11) nasıl askerleri aldıysak
yani biz ne dersek pkk onu yapar pkk ne derse biz onu yaparız aslında apo ne derse o olur
bunlar apoist
sen dağda bir birine kurşun sık
ondan sonra gel Ankara da aynı mecliste otur bunlar tüm kürd halkını temsil etmiyor bunlar pkk lı ve T.C pkk ile savaş halinde verdiğin linkin altındaki okuyucu yorumlarınıda bi zahmet okursan iyi olur
İnsanı yaşat ki devlet yaşasın ,düşmanlarımızı yaşatalım
Onlar Türkiye Cumhuriyetinin düşmanı Abd işbirlikçisi kürt miiliyetçileridir onların hedefi büyük kürdistandır gerisi masal

3.yol
17-11-2007, 09:40
"Yaklaşık, son üç aydır Pakistan'ın siyasi ve askeri durumunu seyrediyor, okuyorum. Yabancı gelmek bir yana kendi hücrelerimizden örnekler bulunuyor." - mhmmd

Sevgili Muhammed,

Isyanlarinizda haklisiniz, darbe ustune darbe, demokrasiye tam anlamiyla gecemedik. Ama bayagi bir yol aldik. Zaten Bati kriterlerindeki demokrasiler icin ilk once sanayilesmemiz lazim, ayni zamanda halkimizin daha da bilinclenmesi lazim. Yani egitimide daha iyi oturtmaliyiz ulkede. ISlam'a karsi degilim fakat bunun bezirganliginin yapilmasi engellenmeli, insanlar dinlerini somurulmeden hur olarak yasayabilmeli. Ben inanmasamda boyle dusunen ve dinini , inancini baska insanlarin inanclarini kisitlamayacak sekilde medeni bir sekilde yasayan insanlara da saygim sonsuz.
Bu arada yukaridaki cumlenden alinti yaptim ama bilmiyorum biliyormusun ? General Musarraf sanirim M. Kemal'in Cumhuriyet kurulmadan once halifeligin kaldirilmasi zamanlarindaki yontemine benzer bir seyler uygulamaya calisiyor. Gerci M. Kemal onun yontemiyle uygulamadi, ve zaten zamanin kosullari farkliydi. Yeni gecici hukumeti kendi adamlarindan kurdu. Bu sekilde secimlere gitmek istiyor cunku Pakistan'daki seriat yanlisi kismin politik gucunden cekiniyor ve bu kumara girmek istemiyor. Ben de durumu yakindan takip etmeye calisiyorum. Yorumlarim tamamen yanlis veya asilsiz olabilir. Ama su andaki gorusum boyle.

Saygilar,

mhmd
17-11-2007, 12:05
Varan iki;
http://haber.mynet.com/detail_news/?type=Actuel&id=N111060&date=17Kasim2007
Herhangi bir siyasi partinin kapatılması için öne sürülen gerekçelerden 141 tanesin birikmesi.
141 gerekçenin tamamına bir bakın. Bu gerekçelerin maddelerinde geçen, "Belediye" ve "Özel isimli" maddeleri ayırın.
Neden?
Çünkü; Suçun şahsiliği diye bir hukuk terimimiz bulunmakta. Bu belediye başkanları ve isme konu olan kişiler şahsen yargılanmalıdır.
Geri kalanlar için yeni bir durum değerlendirmesi yapın.
Bu suçların işlendiği tarihleri ortaya çıkarın. O tarihlerde, yasal işlemlerin başlatılıp başlatılmadığına bir bakın.
Neden?
Çünkü; Suçun zamanında yargıya aksettirilmesinde Kamu yararı vardır.
Bu yapılmış mı?
Yapılmamış ise, o dönemde yapılmadığı için görevliler hakkında soruşturma açılmalıdır.

Tüm bu anlattıklarım ilk bakıştaki garabetlerdir.
İşin biraz derinlemesine indiğimizde ise çok daha büyük garabetler ortaya çıkar.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası; siyasi partileri, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olarak tanımlar!!!!
Ne garip değil mi?
1982 Anayasasından bahsediyoruz. Askeri bir vesayet altındaki anayasadan. Her ne kadar tüm partileri kapatsa da böylece bir terim bu anayasada geçiyor.
Neyse konumuz başkaydı.
Bir toplumda siyasi partiler ne işe yarar?
Madem tüm partiler, düzenin şakşakçısı olacak, yeni bir açılım, yeni bir fikir (her ne olursa olsun) getirmeyecek, ne lüzum var bu partilere.
Kurulsun bir Politbüro ülke gül gibi yönetilsin.
Güzel ülkemin güzel bürokrasisi de, içten gelen! görev anlayışı ile işlenen suçların seceresini kapalı kapılar ardında sayarak biriktirme külfetine katlanmasın.

Son günlerdeki yazılarımın dozu, içinde bulunduğumuz siyasi rezaletin dozu ile aynı gitmektedir. Kimse üstüne almasın.
Meselem ne DTP meselesidir ne de bebek katili birini haklı çıkarmak değildir.
Meselem, mantıksızlıktır, unutkanlıktır, popülizmdir, yutturmacadır, propagandadır, toplum cinnetidir, siyasi yozlaşmadır, yargı vurdumduymazlığıdır......

Bir zamanlar bir yazı dizisi hazırlıyorduk. Yazarlardan bir tarafından şiddetle azarlandık. Sonra yazıları okuyunca hatamızı biz de anladık. Tevrat konusunda yaptığım aktarımların düzeysiz, seviyesiz ve yanlış olduğu hakkındaydı. Doğruydu.
Yazar diyordu ki;
"Tevratın bunca yanlışı varken bu kadar küçük yerleden hatalı bir şekilde yanlış bulman kabul edilemez"(Biz bu cümleyi oldukça soğuttuk, zamanında bir hayli sıcaktı :( *)
Doğru söylüyordu.

Konumuz bu, bir terör örgütü ile gerçekten verilecek savaş ve eylemler ile şu an uğraştığımız eylemler o kadar komik ki; Hastalığa kızıp hastayı dövmekten farksız.

Sn. aydeo,
Raporları bana öğretmeyin. Bizzat sağlığın içinden biri olarak nerelerde ne tür raporların çıkabildiği, çıkan raporların değiştirilebildiğini, düzgün bir raporun bile yok edilebildiğini geyet iyi biliriz.
Verdiğiniz denklem yanlıştır. Bu denklemi bu hale getiren/getirmek isteyen/getirten sadece o denklemin içindekiler değildir. Ve size bir de soru;
Peki o halde, şu an için kürt halkını (ki bu terimi siz yazınızda belirttiniz) mecliste kim temsil ediyor, nasıl?

Sn. ucuncuyol,
"Pakistan'daki seriat yanlisi kismin politik gucunden cekiniyor" Demişsiniz.
Öyle ya Amerikan Emperyalizmin köleliği her türlü düzenden yeğdir öyle mi?
Gerçi her toplum için uygulanan bir yöntemdir ama geri kalan ülkelere uygulandığında, en azından bizlerin daha iyi gördüğü bir oyundur bu.
Korku ile yönetim...
Çanak anteniniz varsa biraz da Azeri kanalları seyredin. Özellikle haber programlarını. 10 haberin 8 tanesi İlhan ALİYEV, kalan 2 tanesi Haydar ALİYEV hakkındaki haberleri!
Ülkemizdeki 1980 dönemi haberler ile de bir karşılaştırın.

Ve tekrarlıyorum.

İnsanı Yaşat ki, Devlet Yaşasın!

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

sargon
17-11-2007, 13:48
Sevgili mhmmd,

şu yazını okuyunca ne diyeceğime karar veremedim. Sessiz mi kalayım, bir şeyler mi söyleyeyim, özel bir mesaj mı çekeyim. En iyisi açık forumda herkesin önüne senden özür dilemek. Her ne kadar haklı olsam da, aşırı sert, hırpalayıcı ve kırıcı bir tepki verdiğim için hala sıkıntı duyuyorum. Dünyaya demokrat bir çerçeveden bakmanı ise sevecenlikle izliyorum.

Pakistan'ı bende ilgiyle izliyorum. Müşerref, ABD'nin bu sıkı müttefiki, gerçekten bir taraftan radikal islamcılarla uğraşıyor. Ama bir zamanlar bu akımları ABD'nin de desteğiyle kendisi besleyip güçlendirdi. Sadece Müşerref döneminde değil, Nawaz Şerif döneminde de Pakistan sıkı bir Taliban destekçisiydi. Resmi olarak reddetmelerine karşın her yıl ciddi bir maddi yardım yaptıkları biliniyor. Hatta Afganistan'daki Taliban'ın en güçlü örgütlenme alanı Pakistan'dı. Hala da öyle. Taliban iktidarı zamanında Pakistan'daki Taliban'a bağlı medreseler açıkça kapılarını kapatıp bütün öğrencilerini Taliban'ın ordusuna asker olarak gönderiyorlardı. 10.000'den fazla öğrencinin bu şekilde Taliban ordusuna gönderildiği biliniyor.

Taliban'ın Pakistan'daki bu örgütlenmesi Pakistan ve ABD'nin isteğiyle yapılıyordu ve Afganistan'daki demokratik güçlerin, başta kadın özgürlük hareketi RAWA'nın sindirilmesi için de kullanılıyordu. Pakistan RAWA'ya sığınma olanağı sağlıyor, ama bir taraftan da RAWA elemanlarına karşı Taliban'cıların saldırılarına bilerek göz yumuyordu. Müşerref rejimi laik bir rejim rejim falan değildir. Düpedüz İslamcı bir rejimdir. Devletin adı da zaten İslam Cumhuriyetidir. Asıl özelliği ise ABD'nin çizgisinde bir otoriter İslamcı rejim olmasıdır. Yani Taliban'a karşı olacak, ABD'ye dost olacak, *iktidarını sağlamlaştırmak için islamı sonuna kadar kullanacak, otoriter olacak, demokratik muhalefeti engelleyecek vb.

Pakistan'da uygulanmaya çalışılan ABD modelini Türkiye'dekine benzetirim. Türkiye'de rejim daha laik olduğu için bazı farklılıklar vardır ve bazı özellikler gözden kaçar, en azından rejimin İslamı nasıl iktidarları ayakta tutmak için kullandığı pek iyi görülemez. Halbuki otoriter yapı aynıdır, ABD yanlılığı aynıdır, islamı sonuna kadar kullanmak, ama rejimin dışına çıkılmasını da terörle engellemek aynıdır. Neyseki Pakistan'da muhalefetten bir umudum var. Demokratik bir Butto muhalefet hareketi var. Güçlenmesi ve iktidarı almasını isterim. Ne yazık ki Türkiye'de böyle bir demokratik muhalefet yok. Muhalefet iktidar partisinden daha muhafazakar.

Bu arada Butto ile ilgili bir anımı anlatayım. Şimdi sürgünden dönen ve döner dönmez de Taliban tarafından bombalı bir suikastle karşılanan (bu saldırıda 138 kişi yaşamını yitirdi) Benazir Butto'nun babası Zülfikar Ali Butto 1977 yılında diktatör Ziya Ül Hak tarafından devrilmişti. 1980 yılında bizim de bir diktatörümüz olduğunda Evren'le Ziya ül Hak çok iyi bir ikili oluşturuyorlardı. Ben o zaman liseye yeni geçmiştim sanırım. Kısacası politikadan hiçbirşey anlamıyordum. İzmir'de oturuyorduk. Kenan Evren'le Ziya ül Hak gelecekmiş. Bizim ordan da geçerken herkes sevgi gösterisi yapacakmış. Komşularımızdan biri, hangi akla hizmetse, mahallenin bütün kadın ve çocuklarını toplayıp arabaların geçeceği caddeye götürdü. Yol boyunca insanlar dizilmiş, iki diktatöre coşkulu bir sevgi gösterisinde bulunduk. Pakistan'ı da Türkiye'yi de birkaç yıl sonra daha yakından tanıma olanağım olacaktı.

Sevgi gösterisinde bulunduğumuz bu Ziya ül Hak 1977'de Benzir Butto'nun babası Zülfikar Ali Butto'yu darbe ile devirmiş, 1979'da da astırmıştı. 1981-82 yıllarında da Kenan Evren'le iki sıkı dost olarak birbirlerini görmeye gidip geldiler. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni de bir ara tanıyan tek devletti. 1988 yılında diktatör seçim yapılmasına izin verince babasının yerine geçerek Halk Partisinin lideri olan Benazir Butto seçimleri kazandı, ama hızla yolsuzluk söylentileri yaratılıp iki yıl içinde bir darbeyle devrildi. O zamandan beri de Pakistan önce Nawaz Şerif sonra da Müşerref'in diktatörlüğünde yönetiliyor. Seçim yapılırsa muhtemelen yine Butto kazanacaktır. Görüldüğü gibi diktatörlükler radikal islam için bulunmaz nimet olmuştur hep. (bunu ilerde zamanım olursa başka ülke örnekleri üzerinden de anlatmaya çalışacağım.)

Benazir Butto, Pakistan için demokratik bir başlangıç olabilir. Radikal dincilerin Butto'yu nefretle istememelerinin nedeni de Müşeref rejimi ile ne kadar çatışma da yaşasalar, onun sayesinde epey bir güç devşirmekte olduklarını bilmelerindendir. Çok uzattım, kusura bakmayın..

mhmd
17-11-2007, 15:19
Sn. sargon,

Halıya vuran, halıyı dövmez, üstündeki tozları silkelermiş.
Biz o olayı öylece aldık ve öylece de bitirdik.
Değil sizin özür dilemeniz bizim teşekkür etmemiz gerekirdi bu durumda.
O hengame ile olamadı. Nefsimiz, gurumuz ağır geldi, beceremedik. Şimdi bu teşekkürümüzü iletiyorum bu forum aracılığı ile. Bizim açımızdan konu bitmiştir.

Pakistan hakkındaki bilgileriniz için çok teşekkür ediyorum. Gerçekten de değerler, inançlar, toplumun yönlendilirmesinde kullanılıyor ve kullanılmakta.
Bugünlerde bir kitaptaki bir bölüm dikatimi çekti. Aktarıyorum.

"... sonra HİTİTLER'in M.Ö. 16. yüzyıldan sonra yazıya dökülenkarmaşık hukuk sistemini de unutmamak gerek. Tahta çıkma sonrasını ve saray protokolünü düzenlemekten, dinsel törenlere ve büyük baş hayvan hırsızlarına vereecek cezaya kadar her şeyi kurala bağlayan bu sistem başka yerlerde büyük kargaşalar yaşanırken toplumun barış içinde bir arada yaşamasını amaç edinmişiti. Özellikle de CEZA HUKUKU, oldukça modern bir anlayışa dayanıyordu, İntikam yerine Tazminat esas alınıyor, idam cezası yasaklanıyordu"
Kaynak Pontos Mektubu, S. ARICI, 217.s, İstanbul 2005

Geçen gecelerden birinde de Hititler ile ilgili bir belgesel izlemiştim. Müthiş bir belgesel!. Kesin yabancı bir yapım diye düşünürken yerli çıktı. Utancım, sevincimi ikiye katladı.
Bu yapımda da son Hitit kralının karısınin dini yasaları, yazıtları, törenleri toparlayarak bir sistem haline getirdiği. Bu sistem ile düzeni sağlamaya çalıştığını belirtiyordu.

Günümüzden 3500 yıl önce aynı topraklardaki uygarlığın; kendi toplumu için yaptığı düzenlemeler ve yönlendirmelere bakıyorum.
Bir de günümüzdeki topraklarda, bunları kendi kendimize yapamadığımızdan, 12.000km öteden gelen tanrıların!!! yönlendirme ve propagandalarına payanda oluşumuza.
Adamın 12.000 km ilerden çağırıp görüştüğü, el sıkıştığı "AŞİRET REİSİ"ne, bizlerin "PEŞMERGE, ÇOBAN, ÇAPULCU" diyerek görüşmediğimize...
Kiminle?
Komşumuz ile.
Bu topraklar bize daha "KOMŞU KOMŞUNUN KÜLÜNE MUHTAÇTIR" sözünü bile öğretemediyse, yaşasın yeni tanrılar!!!

Herşeye rağmen tekrarlıyorum.

İnsanı Yaşat ki, Devlet Yaşasın!

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

aydoe
17-11-2007, 15:19
1979 yılı Ankara da sosyalist bir yapılanma içinde birlikte çalışmakta olduğum kürt bir arkadaş avrupaya kaçıyor siyasi sığınma hakkı istiyor bana avrupa vatandaşı olmak istediğini söylüyor Ab pasaportu alacağını söylüyor
Türkiye Ab ye girmek istiyor ,Kuzey Kıbrıs %65 annan planına evet diyor Ab ye girmek istiyor
Türkiye yarı feodal yarı sömürge oligarşiyle yönetilen bir ülke kim ister T.C pasaportu herkes Ab pasaportu peşinde
Türkiye de demokrasimi var bizim milli meclisimiz mi var ben temsil ediliyormuyum çoğu insan kerhen oy kullanıyor iş olsun
oy vercek parti yok partiler antidemokratik merkeziyetçi seçim sistemi saçma Abd birilerin getiriyor Özal,Çiller ,Tayyip *Abd ye gidip geliyor başımıza geçiyorlar
80 de ihtilal oldu 82 anayasası yapıldı halk devrimmi yaptı da demokrasiye geçildi yarı askeri bir yönetim altındayız
Bu ülke hepimizin kurtleri dtp temsil ediyorsa türkleri mhp mi temsil ediyor?
Türkiye de olanlara yaşananlara kızmamak elde değil 3-5 sene önce kürt olsaydım 1 nolu pkk lı olurdum diyordum insan bu kadar saçma şeylerin yaşandığı bir ülkenin vatandaşlığını istemiyor
Akp doğu güneydoğu da çok oy aldı 75 kürt milletvekilleri var mecliste 125 kürt milletvekili var ama temsil yok çünkü güdümlü *lafta demokrasi mevcut
Kürt sorunu var da türk sorunu yokmu bu ülke bizimse ülkemizin sorunlarına hep birlik çözüm bulmalıyız tek başına kurtuluş yok
Çözüm demokrasidir yalnızca kürtler için değil bütün insanlarımız için
Feodal yapının tasfiyesi toprak reformu ağlığın şeyhliğin şıhlığın kalkması eğitimli özgür bireylerin yaratılması,bağımsız demokratik Türkiye nin inşası gerekir
Kürtler Türkiye nin her ilinde içiçe geçmişiz ,kürtlerin yapması gereken kendi iradesi ve kararı ile,silahlı şiddeti kullanmaktan vazgeçmek,siyasi ve barışçı yollarla uzun ve meşagatli bir demokrasi mücadelesine girmektir.
Zorla güzellik olmuyor Pkk da T.C de yanlış hareket etmekte.Pkk demokratik bir yapılanma içinde silahlı propagandayı terk edecek,T.C de askeri ni çekecek baskı politikalarının yerine demokratik yaklaşımı koyacak bunu başarabilirsek emperyalistlerin oyunu bozulur
Maalesef böyle bir siyasi irade yok objektif yaklaşım yok ümitsizim,daha çok kan akacak

mhmd
23-11-2007, 12:09
Varan bilmem kaç!!!

http://www.milliyet.com.tr/2007/11/23/yazar/guclu.html

300 milyar dolar 8O

Durun, durun, bu meblağın okunması çok kolay oldu kavranması oldu mu buna biraz bakalım.

300 milyar dolar... Yani.
1000 milyon dolarlık 300 adet vagon.. Yani
Yukarıdan aşağıya zor olacak en iyisi mi aşağıdan yukarıya bir benzetme yapalım.

Elimize 100$ lık bir banknot alırız. Bunun altına ve üstüne 99 adet daha aynı cins ve marka banknot yerleştiririz. Bir lastik ile ortadan sıkıştırırız. Ne oldu?
10.000$(Bir deste, 100$ para!!!)

Bu desteleri yan yana, bond tipi bir çantaya yerleştirmeye çalışırız. (Bizzat denedim!!! :lol: ) Üst üste 3'lü bir sıra, üstten bakınca çantanın enlemesine ikili, boylamasına dörtlü sıralardan!!! Ne oldu?
4x2=8
8x10.000$=80.000$ (Her bir kat)
3x80.000$=240.000$ (Bond tipli, bir çanta dolusu 100$ para!!!)

Bu bond tipi çantaları bir valize sıkıştıralım. Yaklaşık 6 çanta eder 1 valiz. Ne oldu?
6x240.000$=1.440.000 $ (Bir valiz dolusu, 100$para!!!)

Bir insan bu valizden ancak iki adet taşıyabilir. Ne oldu?
2x1.440.000$=2.880.000$ (Bir insanın taşıyabileceği, 100$ para!!!)

Bu insanların bir otobüse bindiğini düşünelim. Bir otobüste 44 kişi hesabı ile hesaplayalım. Ne oldu?
44x2.880.000$=126.720.000$ (Bir otobüsün insanın taşıyabileceği, 100$ para!!!)

Şimdi bu otobüslerin uzunluğuna bakalım. Yaklaşık 13-14 metre (bizzat ölçtüm!!! *:lol: inanmayanlar için: http://www.mercedes.com.tr/NR/rdonlyres/2141832D-C17B-43CD-9A8A-937D3B34AA4E/0/Travego_foy.pdf )
Bu otobüslerden arka arkaya kaç tanesini dizersek 300 milyar dolarlık bir konvoyumuz olur sizce?
Durun, durun sizin yerinize bizim calculator (ecnebicesi buymuş) hesaplasın.
300.000.000.000 / 126.720.000 = 2.367,42 !!! Bu ne demek?

Yaklaşık 2.367,42 adet otobüsü arka arkaya dizersek bu 300 milyarlık parayı taşıyan adamları alabilecek kadar uzun bir konvoy oluşturabiliriz demek.

Eeeeee.....

Eeee si var mı kardeşim önünde yoksa calculator o zaman bul bi abaküs!!! Yap bakalım hesabını.
2.367,42 x 14 = 33.143,88 metre 8O *Haydaaaaa bu da ne demek şimdi.

Bu konvoyun uzunluğunu da hesaplar isek abaküsümüz ile varacağımız son noktada 33 kilometre 143 metre 88 santimetrelik bir uzunluk elde ederiz demek.

Varın bu uzunluğu da gözünüzde siz canlandırıverin canım.

Şimdi bu 300 milyar doların kamuoyunda hazmettirilmesine geçeceğiz. Bunu yaparken gri propaganda örneklerinden birine başvuracağız. Ve bir slogan üreteceğiz. Durun bakalım, ben bi tane buldum galiba.

Söz konusu vatansa gerisi teferruattır

Sevdim bu sloganı. Lakin vaktimiz de kalmadı. Bir sonraki yazımızda hazım konusundaki fikirlerimizi sunmak dileğiyle.

(Düzeltme notu: Gri propaganda başlığımızdaki 2007-11-23, 16:44:22 tarihli yazımız bu yazının devamıdır. İlgililere duyurulur :!: )

Dilimizde tüy bitti, lakin peşini bırakmak yok. Herşeye rağmen;

İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

vartor
23-11-2007, 18:15
Sevgili mhmmd,
*Konvoyu gorur gibi oluyorum. Bunca para ve emek eger yatirim olarak o bolgedeki insanlari kalkindirmaya, hayat standartlarini yukseltmeye harcansaydi, acaba bu gun ayni problemle karsilasir miydik sorusunu getiriyor aklima. Karni tok, kaybedecegi cok olan insanlarin, hayata baska bir gozle, daha bir deger vereceklerini zannediyorum.

23-11-2007, 18:27
Sn mhmmd,

PKK, ABD'nin BOP projesinde kullanmak üzere kurduğu en önemli taşeron örgütüdür, o 300 milyar $ bu örgüt için değil, bu örgüte karşı kullanılmıştır. Devletin bu konuda çok büyük hataları, öngörüsüzlükleri, saçmalamaları olmuştur, ama sonuç olarak bu örgüt TSK'ne karşı hala ayakta kalabiliyorsa arkasındaki maddi gücün ne kadar olduğunu da bir hesaplayın isterseniz.

Bu arada, son günlerde yaratılan PKK bitiriliyor havalarına kanmayalım, BOP projesi ve büyük Kürdistan hayali devam ettikçe PKK da güçlenerek faaliyetlerine devam edecektir, sadece Türkiye'de değil Suriye ve İran'da da çok daha etkin faaliyet gösterecek hale getirilecektir. Bu nedenle keşke 300 milyar $ ile bu işten kurtulabilseydik diye bugünleri mumla aramamız büyük olasılıktır.

Saygılar.....

mhmd
29-11-2007, 15:06
İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=283465

Yorum yok...

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

dilaver
29-11-2007, 15:43
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=283465

* *Lanet olsun, hala sebep , neden mi arıyorsunuz. İşte sebep bu haber. Binlerce kere lanet olsun. Bebekleri donduran , insanları birbirine kırdıran , bir taraftan milli geliri 10.000 dolara çıkartmaktan bahseden başbakan ve diger taraftan ısınmaktan aciz kalmış/bıraktırılmış vatandaşlar.

* * Bir tarafta insan yaşamına zerre kadar önem vermeyen zevk ve sefahat ile harcanan sömürünün karşılıgı olan milyar dolarlar. Diger tarafta o sömürücülerin egemenligi için silah altına alınan ve bebegi donan Memo. İnsanlıgımdan utanıyorum.


* * saygılarımla

29-11-2007, 16:09
Aaaahhh,dilaverciyim,insanlığın bolca yağı şekeri unu var ama birtürlü şu helva yapılamıyor,
sizlerinde benden çok iyi bildiyi gibi dünya kaynakları insanlık alemine ve hayvanlar alemine fazlasıyla yeter ama ne yazıkki anlaşıp insanlığın yararına kullanamıyoruz fakat şundan çok eminim
bizden sonraki nesiller bunu başarıcak,ne biçim bir düzen anlıyamadım bazılarının beş on villası varken bazılarının tekgöz odası bile yok,yazıkki bizlerde akıl var.
hayvanlar alemi bile bizden daha insanca yaşıyor,keşke onlardada fazladan akıl olsaydı belki bizim için çözüm üretirlerdi.neyse *biz of çekmeye devam...selamlar

Vatan
29-11-2007, 22:52
Konumuz; DTP başkanı ve asker kaçağı olması.
Kaynağımız;
http://internethaber.com/news_detail.php?id=113266&interstitial=true
Yorumumuz;
Sn. Nurettin DEMİRTAŞ ile aynı okulda, aynı dönemlerde okuduk. Biz çarkların dişlilerine uyum sağlamanın lünpenliğinde mezun olurken, kendisi aynı çarklara uyum sağlayamamanın sonucu hapse atıldı. Hüzünlü bir durum. Ama o dönemlerde, bu arkadaşımız, hatıramızdan hemen silinmişti. Ta ki; DTP eşbaşkanı olduğunu öğrendiğim haberi okuyuncaya kadar.
Hatıralarımı yokladım.
Kendisini; efendi, terbiyeli, ağır başlı ve devamlı hüzünlü biri olarak hatırlıyorum. Çekingen gülümsemesi dahi tebessümü pek geçmeyen bir insan. Duygulu ve düşünceli bir insan.
Neyse, konu bu değil.

Merak ettiğim konu şudur;
Devletin okulundan, devletin hapisanesine 12,13 yıl geçirmiş bir insanın daha sonrasında almış olduğu askerlik raporunun sahteliği şimdiye kadar niçin ortaya çıkmamıştır?
Bunun sorumluluğu Sn. Nurettin DEMİRTAŞ'a mı aittir?
Niçin baştan sona doğru adım atmıyoruz da, işimize geldiği zaman sondan başa çıkarımlar yapıyoruz?
Sn. Nurettin DEMİRTAŞ DTP başkanı olmasaydı ve gerçekten de asker kaçağı olsaydı, ölene kadar bu kaçaklık sümen altı mı edilecekti?
Vergisini veren, kamu hizmetini yerine getiren vatandaşlar kendisini nasıl hissedecek?
.?
.?

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

Pek sevgili mhmmd kardeşim.
Acaba sorabilir miyim bu mazlumiyet edebiyatınızın takip eden halkası Leyla Zana mı olacak?

Onun için de şöyle tam kalbimizi tam orta ve en derinden yaralayacak ve bize acıklı bir Türk filmi tadında gözyaşları döktürecek diğer duygu dolu serzenişlerinizi ne zaman okutacakasınız?
Lütfen fazla bekletmeyin. Sizin yazılarınız ailecek takip ederiz ve her seferinde bi dolu ağlar biribirimize sarılırız.



---DTP'de başkan adayı Nurettin Demirtaş, DTP’ye karşı linç kampanyası yürütüldüğünü savundu, “Bundan kim zarar görür kim karlı çıkar bunu kimse kestiremez” dedi.

---"9 gencin üzerine 10 bin asker gönderiliyor. *Şimdi buna ister kahramanlık deyin, ister zafer deyin. Bundan utanç duymuyorlar. Bundan utanç duymayacak mıyız? Her gün bu acılar yaşanırken biz halen barış diyoruz"


Pkk'lı teröristlere, bebek katillerine, halk düşmanlarına, mehmetçik katillerine *"genç" diyen ve onlara duyduğu şefkatin neticesinde onları sımsıcak kollarında sarıp sarmalayan bu insanlar için üzüntü duyuyor olmanızı anlamak istiyorum, lütfen bana yardımcı olur musunuz?



Not:

Romantik hatıralardan gerçeklere dönmek isterseniz eğer size şu siteyi tavsiye ederim.

http://www.****yiz.biz

mhmd
30-11-2007, 09:59
Sn. vatan,

Sizin ne olduğunuz bizi ilgilendirmez.
Ne düşündüğünüz, ve ne tip davranışlar sergilediğiniz de bizi ilgilendirmez.
Ama, daha dün kırmızı çizgiler çizenlerin bugünki çizgileri oldukça enteresandır.
http://www.ensonhaber.com/Gundem/94979/Olen-PKKlilar-da-BIZIM-SEHIDIMIZ.html

Bu yazımızda PKK sempatizanlığı yaptığımızı, terörü övdüğümüzü, katilleri masum ilan ettiğimizi anlayabilen ender şahsiyetlerdensiniz! Bu yüzden büyük bir kutlamayı hak ettiniz.
Amacınızı bilmediğimizi, düşündüğünüze göre de oldukça da zekisiniz!
Velhasıl kelam adam gibi adammışsınız vesselam.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

mhmd
30-11-2007, 12:23
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=283090

Devamlı olarak söylenen bir şeydir bu tabir.
"-Zengin adamın çocuğu dağda değil"
Bu gerçekliğin, her iki taraf için de geçerli olduğnun bir göstergesi olarak üstteki haberi verdik.
Belirli bir kültürel ve maddi seviyede olanlar arasından çıkmaz dağdakiler.
Daha doğrusu bu genellemedir ve büyük çoğunlukla demek daha doğrudur.
Bir tarafın sıkıntılarının buluştuğu noktadır diğer tarafın da sıkıntıları.
Ve kendisine yakın olanan konumu ile kayar gider o tarafa.

Niçin devlet görevinden kaçınılır?
Bunu yaparken kullanılan raporların güvenilirliği nedir?
Bir taraf sadece taraf olduğundan dolayı raporu güvenilir kabul edilmez iken, diğer taraf devlet erkini elinde bulundurduğundan mıdır üstüne gidilememezlik?
O halde biz bu duruma nasıl inanacağız?
Kime inanacağız?

Anlaşılan o ki: batıda mütahit bir babanın oğlu olursak, milliyetimiz ne olursa olsun ve görüşümüz; dağa çıkmaz ve devlet ile karşı karşıya gelmeyiz.
Tehlike biter mi?
Alkollü bir araç kullanır ve de kaçmaya çalışırsak bitmez pek tabiiki.
Neyse bu olayın başka bir tarafı.

Peki babamız önemli bir devlet görevinde iken dağa çıkar mıyız?
Çıkmayız büyük ihtimalle ama bu durumda ne olur ona da bizlerin bir karar vermesi lazımdır.

Tekrarlamaktan usanmayacağız.

İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

Vatan
30-11-2007, 12:38
Sn. mhmmd

Mehmet Gül'ü kendinize örnek aldığınıza göre bu konuda bir adım daha ileri gidip sevgi ve şefkat dolu yüreğinizi acaba Apo'ya kadar da genişletecek misiniz diye sormadan edemiyor insan.

Kırmızı olmasına da gerek yok, "bir çizginiz var mı?" diye de sorayım ki daha açık olsun ne öğrenmek istediğim.

Hatasız kul olmaz, hatamla sevin beni.

mhmd
30-11-2007, 15:06
Tam da tartışmanın bu noktasında karşımıza bir çizgi çıkar. :!:
(Not: Bu yazımızın söylev açılımı gri propaganda isimli başlıkta devam edecektir.)
Öyle böyle bir çizgi de değildir bu çizgi. Dünyada tanrılığını ortaya koyanların çizgisidir bu çizgi.
Sırat köprüsünden keskindir, Cennet-cehennem kadar ayırır bu çizgi.
Siyahla beyazın arasında kalır. Ya siyahsın ya beyaz.

Karşımıza hemen çıkar bir soru.
"-Sen ne taraftasın, hele bir söyle?"
"-Bizden misin onlardan mısın?"
"-İn misin cin mi?"
"-Şeytan mısın, melek mi?"

Soru aslında bir acziyetin sonucudur.
Bilmeme, öğrenememe, belkide: bilmek ya da öğrenmek istememe.
Ve bu soru aslında bir düşüncenin de nedenidir?
Doğmatik, skolastik düşüncedir, bu soruyu sormaya neden.

Mantık ise öyle demez
Davranışa bakar, söylev işlemez
Ya sev ya terket diyene karşı
Güler geçer, ama baş eğmez.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

Vatan
30-11-2007, 16:40
Ben "şeytan mısınız, melek misiniz" diye sormadım.

Şeytana neden şefkat gösteriyorsunuz, diye sordum.

Ne bileyim, minik kediler var sokaklarda, bir tas süt verin onlara ki en azından şefkat duygularınız heba olmasın, demek istedim.

İnsan minik kediler, tavşanlar varken evinde yılan besler mi?

Bize şimdi bu yılanları elimize alıp sevmemizi mi öneriyorsunuz?

Siz sevebilirsiniz, bu sizin sorununuz.

Lakin lütfen başkasını değil sizi sokan bir yılanı seviniz.

En azından şefkatinizin hakiki olup olmadığını anlarız.

mhmd
30-11-2007, 18:50
Sn. Vatan,

Kişisel olan kısım özel mesajınızdadır.

Söz konusu başlığımız ise şevkat gibi, subjektif bir değer ile değerlendirilmesi yanlıştır.
Biz de değerlendirir iken objektif ve eldeki veriler ile değerlendirme yapmaya çalıştık.
Eksik tarafları ekleyebilir, yanlış olanları düzeltebilir ve kendi görüşlerinizi sunabilirsiniz.
Konu hakkındaki yazılarıma devam etmeyi düşünüyorum.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

aydoe
30-11-2007, 20:22
İnsanı yaşat ki devlet yaşasın?
Devlet nedir?
İnsan kimdir?
Devlet bir aygıttır, bir tahakküm aracıdır
İnsanın aslında devletede ihtiyacı yoktur
komünistler devleti ortadan kaldırmak ister
Devlet var olabilmek için gereğinde insanları yok eder
T.C devleti üniter bir devlettir kendini korumak ve kollamak gereği bölücülerle savaşacaktır
İnsanlar ,insanca yaşamak için hep birlikte güzel bir dünya kurabilecekken ,
Birlikte olmaları gerekirken çeşitli ırk ve dinlere ayrılarak yıllardır savaşmakta
Bu savaşlar kime hizmet eder
Bu savaşları kim çıkarır
Peygamberler ,emperyaller

dilaver
30-11-2007, 20:33
Güzel bir soru aydoe. Sormamız ve cevaplandırmamız gereken soru da bu. Devlet insanlar için mi vardır, yoksa insanlar devlet için mi vardır. Devlet kutsal mıdır, yoksa insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen sıradan bir örgüt biçimi midir ve gerektiginde başka biçimler ile degiştirilebilir mi. Ön plana almamız gereken birey midir, devlet mi.


* * *saygılarımla

mhmd
01-12-2007, 01:40
"Devlet, ortak bir hayatı ve kültürü paylaşan bir toplumda, bu toplumu düzenleme, bu topluma güvenlik, refah ve huzur sağlama amacını güden ve bu amaca yönelik olarak kanun koyma, bu kanunları uygulama, yargılama, cezalandırma gibi güçlere sahip olan kurumdur."
Kaynak, http://www.atamizindeyiz.com/03/ata03.htm

Sn. aydoe,

Fikirlerin uç noktaları ufuk açmak için vazgeçilmez, ancak gerçekleşmesi de mümkün olmayan bölgelerdir.
Devlet hakkındaki olumsuz yargılarınızın bir kısmına katılmakla birlikte, bireyin mutluluğunu ve vatandaşına hizmeti ön plana almış devlet mekanizmalarının faydasız olacağını zannetmiyorum.

Devlet yapısı, vatandaşın düşünsel imgelerinde gizlidir diye okumuştum bir yerlerde.
Amerikalılar için devlet Sam amcadır.
Bir aile yakını olmasına rağmen oldukça uzak ancak sizden vergi alabilecek kadar da kanınızdandır. Paranız var ise etrafınızdan ayrılmayan bu amca, paranız yok ise sizi tanımaz bile.

İngilizler için devlet bir Queen dir.
Bir annedir, anaçtır, koruyucu ve bağışlayıcı bir kraliçedir. Zariftir, sizi her şartta kucaklayan biridir. Onun için canınızı verirsiniz ama bilirsiniz ki; karşılığı mutlaka verilecektir maddeten ve mutlaka şefkat görecek korunacaksınız.

Bizler için devlet, BABA dır.
Döver, söver, üstümüzde her türlü hak iddia edebilir. Bu haklardan ötürü kimseye hesap vermez. Siz hesap sormaya kalkarsanız eğer babalık klasını gösterir. Ananız bile onun elinden sizi alamaz. İsteklerinin mantığı ve sınırı yoktur. Ve sizin vereceklerinizin de mantığı ve sınırı yoktur.

Dolayısı ile toplumların kurdukları bu mekanizma, toplum yapısına göre şekillenir.
Bu mekanizma etten ve kemiktendir, bizzat kişilerden oluşur. Ve bu kişiler de o toplumun öz ve öz evlatlarıdır.

Sonuç olarak Sn. dilaver'in, cevabı aşikar sorusunu biz de yanıtlayalım.
Ne devlet diyorum ne de birey.
Ne tahakküm diyorum ne de anarşizm.
Bireyin mutluluğunu sağlayan bir toplum diyorum.

Ve de yineliyorum.

İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

dilaver
01-12-2007, 01:48
Bireyin mutluluğunu sağlayan bir toplum diyorum.


* * işte bunun adına biz komünizm diyoruz mhmmd.


* * saygılarımla

aydoe
01-12-2007, 08:49
Komünizm dünyada cennet
Var olabilmesi için hepimizin cennetlik olması gerekir
Egolar kırılacak sınflar ortadan kalkacak devletler yok olacak herkes özgür birey, birlikte üretecek hakça paylaşacak doğal yaşam çok güzel, insanın bir miktar daha evrimleşmesi gerekir
Şu anki devlet yapımız ekonomik ve siyasi dışa bağımlı az gelişmiş feodal kalıntılar üzerine kurulu yarı askeri dinci oligarşi
Pkk nın isteği özerk kürdistan
Benim isteğim demokratik halk devrimi
Halkın isteği iş ,aş
Önce halkımızın bilinçlenmesi özgür bireyler haline gelmesi eğitimi gerekli
Halk yoğun bir propaganda altında radyolar televizyonlar basın devamlı din propagandası yapmakta
Şovenizm kürtlere ve türklere pompalanmakta
Sol önderlik yok 40 tane oluşum biraraya gelememekte
Kürtler bağımsızlık istiyor ama biz bağımsız değiliz ki önce birlikte bağımsızlığımızı kazanalım
demokratik bağımsız bir ülke kuralım sonra halk iradesini yaşama geçirelim
Gidilen yol yol değil satmakla savmakla bölünmekle olmaz
Ekonomik siyasi *bağımsızlık şarttır
Gerekiyorsa yokluk çekilecek.herkes çok çalışacak ithalat durdurulacak ,abd,ab,imf hegemonyasından çıkılacak
komşu ülkelerle iyi *ilişkiler geliştirilecek
ülkesini seven onurlu gururlu özgür bireyler yaratılacak
Demokratik Halk Devrimi için büyük bir cephe oluşturulmalı ve çalışılmalı
Aydın ,işçi , bilim adamları,köylü ,memur, küçükburjuva,milli burjuva bir arada emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı savaşacak *iktidarı ele alacak
Bağımsız Demokratik Halk Cumhuriyeti Kurulacak her türlü bireysel özgürlükler yaşama geçirilecek ,halk özgür kararını verebilsin

mhmd
01-12-2007, 10:36
O zaman ben bir KOMÜNİSTİM :)

degisim
01-12-2007, 10:53
Ben anlamıştım zaten *:D

okinono
01-12-2007, 11:31
Demokrasi ve komünizm diye bir başlık vardı. Bulabilen güncelleyabilir mi? Ben aradım bulamadım.

Tam konunun bu anı ile ilgili, hani derler ya "cuk oturdu". Aynen öyle.

Selamlar

mhmd
01-12-2007, 12:14
Bizim lafızlar ile bir derdimiz olamaz/olmamalı.
İsmini ne koyarsanız koyun, aslını çok iyi okumalı.
Kapısında KARA yazan tabelaya takılmadan
İçindeki AKLARLA bizim işimiz olmamalı.

Mesele herhangi bir ideolojinin peşine takılmaktan öte bir durumdur. İdeolojiyi kalıplara benzetirim. Baştan o kalıbı baz alırsanız belki kafa ve gövdenize düşen yerleri geniş ve ferah olacaktır lakin ayakları küçük kalırsa sıkar.
Yazılı olan ideolojilerin, yaşayan toplumlar üzerinde olumlu ve olumsuz yönleri mutlaka olacaktır. Bu oranlar mekan ve zaman içinde de değişikliklere uğrayacağı mutlaktır.
Sorun güncelse, çözüm de güncel olmak durumundadır. Asıl buradaki konu çözümün ideolojisinden öte; adaleti sağlamasıdır.
Adaleti sağlayan, bireyin mutluluğunu sağlayan bir toplum düzeninden bahsediyorum.
Bunu sağlayan Komünizm mi?
Faşizm mi?
Her ne ise eyvallah diyorum.

Cevizin içini bilmeyen her tarafını kabuk sanır...

Ve

İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

dilaver
01-12-2007, 18:48
şayet üretim araçlarının mülkiyetine sahip degilseniz,

* * şayet din, dil, milliyet, sınıf, cinsiyet farkı gözetmeden tüm insanların eşit oldugunu ve insan oldugunu düşünüyorsanız,

* * şayet mülkiyetin sebep oldugu "suç" ları ortadan kaldırmaya kararlıysanız

* * şayet emekçinin ürettigi ürüne yabancılaşmasının önüne geçmeye kararlıysanız

* * şayet üretim harici tüm sınıf ve katmanları üretime dahil ederek bunun sonucu oluşacak boş

* * zamanı hoş zaman haline dönüştürmek istiyorsanız,

* * komünizme taraftar olmamak için hiç bir sebebiniz yoktur.

* * komünizm bir devlet biçimi degil bir sosyal yaşam biçimidir.


* * *saygılarımla

okinono
02-12-2007, 03:24
şayet üretim araçlarının mülkiyetine sahip degilseniz,
* *şayet din, dil, milliyet, sınıf, cinsiyet farkı gözetmeden tüm insanların eşit oldugunu ve insan oldugunu düşünüyorsanız,
* *şayet mülkiyetin sebep oldugu "suç" ları ortadan kaldırmaya kararlıysanız
* *şayet emekçinin ürettigi ürüne yabancılaşmasının önüne geçmeye kararlıysanız
* *şayet üretim harici tüm sınıf ve katmanları üretime dahil ederek bunun sonucu oluşacak boş
* *zamanı hoş zaman haline dönüştürmek istiyorsanız,
* *komünizme taraftar olmamak için hiç bir sebebiniz yoktur.
* *komünizm bir devlet biçimi degil bir sosyal yaşam biçimidir.
* *saygılarımla - Dilaver
…………………
Nehirin bu yakasından görünen; (Dilaver'in yazısına kendi görüşlerimin Zeyli. Sevgili Dilaver ile alakası fikirsel bazda uzaktan yakından yoktur.)
......
İşte ideal olarak bu eşitliğin mümkün kılınabildiği tek uygulama Mutlak gücün kabulü ve o güçten başka hiç bir gücün üstünlüğünü kabul etmemektir.

Komün-izm, Mutlak gücün kabul edilmediği her asırda bir serap gibi çölde yansıyan vaha olarak maalesef kalacaktır.

Realitenin çarklarının tersine döndürülmesi ve halkın kendine olan güveninin yeniden tesis edilebilmesi için, mevcut bütün kültürel birikimler eşitlik amacıyla kullanılabilmelidir.

Manifestonun adı Mutlak güce dayandığı sürece o kadar da önemli değildir.

Ayrıca halk Gücü Mutlak güce vererek, gücün uygulayıcılığı görevini üzerine alır ve dünya iki kutba ayrılır. Ortak paydada mutlak gücün hâkimiyeti ile yekvücut olan insanlar ve asalaklaşmış bencilliğe tapan insansıların arasındaki bu büyük savaş en kısa sürede olur. Aydınlanma işte bundan sonra üçüncü aşamaya geçebilir.

Hasbinallah’ın bu asırda tefsiri de budur. El-Lah ile halk, kendisini ezen şeytanlardan korunmuştur. İşte tam bu aşamada, tercih ortaya çıkar. Siz diyebilirsiniz ki, Hayır Oki, bunu halk yaptı. Ben derim ki, hayır bunu Allah yaptı. *Bu bir tercihtir.

Ama bu tercihi bu savaş kazanıldıktan sonra yapmalıyız. Şimdi değil. Şimdi beraber aynı siperde aynı amaç için mücadele zamanı çünkü.


İşte ideal olarak bu eşitliğin mümkün kılınabildiği tek uygulama Mutlak gücün kabulü ve o güçten başka hiç bir gücün üstünlüğünü kabul etmemektir.

Bugün Argemodon denilen şey de tam budur. Onlar halkı yendiklerini sanmaktadırlar. Son darbeleri final havasında geri dönülmez bir şekilde hâkimiyet için hesapladıkları zamandır

Ayrıca bu sayede halkların tek dayanağı olan Mutlak Gücün de kendileri olduğunu kanıtlamış olacaklardır. Ve Şeytan(Kötülük)Allah rolüne bürünecektir. Elaaa, Şeytan sizi Allah ile aldatmasın ayetinin sırrı da budur.


Sekülerizmin getirdiği hızlı yoksullaşma, savaşan her peygamber döneminde toplanan ordunun ortak noktası olarak bütün dünyada hızla çoğalmaktadır. *Dikkat edilirse dünyadaki bütün insanların ortak noktasının çok hızlı bir şekilde yoksulluk olarak kesiştiği net olarak görülecektir.

Uzak sayılmayacak bir *gelecekte, Geriye bir tek Mutlak güç için bütün etnitelerin toplanması kalacaktır. O zaman ise bugün sözde sisteme domalmış dincilerin yer alacağı saf, bu yoksullar ordusu değil, şeytanın askerlerine cesaret ve cennet vaat edenler olarak açıkça belirecektir. *Bütün peygamberlerde halkları aydınlatmak ve sömürüye karşı çıkmak için, o dönemde din ile halkları yöneten dincileri yok etmek için gelmiştir.

(Tevbe 111) Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını; Cennet muhakkak kendilerinin olmak bahasına satın aldı, Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler, Tevratta da, İncilde de Kur'anda da hakka taahhüd buyurduğu bir va'd, Allahdan ziyade ahdine vefa edecek kim? O halde akdettiğiniz şu bîatten dolayı size müjdeler olsun, ve işte, o fevzi azîm bu.

Denilebilir ki, “İyi de dini kökten yok etse daha iyi olmaz mı bu halk. *Savaş savaş, biz savaş istemiyoruz.”

Bu söylediğiniz işin ilk başındayken ancak olabilirdi. Olmasaydı iyiydi bu sorun, ama kahretsinki var. Halklar başlarına gelen sorunu kafalarını kuma gömerek çözemezler. Bizler devekuşu değil, insanız.

Ayrıca bu şekilde daha önceki halklar kendilerini o sömüren sistemden kurtarabilmişler. *Eğer tekrar bozuldu ise burada suç gücün tanımında değil, insani zaafların, ahlaksal evrilmeden henüz yoksun olmasındadır.

Bu düşünce şimdilik sadece yeni bir halkın yaratılmasının hedefi olarak kalabilir. Hem bu soru bu zamanda halkların bir işine yaramaz. Zira ev yanarken, araba yıkanmaz.

Yeniden doğuşun üçüncü aşamasında ise Toplumlar Enel Hak'ın sırrına ancak böyle varabilir denilebilir. *
En son aşama ise, *buna ister mahşer deyin, isterseniz dinin hükmünün kalktığı an. Bu da sadece bir tercihtir. Hem o aşamada dünyanın fiziki halinin de tercihlerde en belirgin etken olacağı açıktır.

Peki diyelim ki yine Mutlak güç altında savaşı yaptık. Kazandık. Sonradan yeniden bozulmayacağı ne malum?

Dikkat edin deminden beri anlattığımda artık bir peygamber yok. O devir kapandı. Artık güç eşit olarak halkta olacağı için, böyle bir sorunun o halk içinde yeşermesi mümkün olamaz.

İyi de Oki biz zaten dinler savaşçı barbar olduğu için nefretle kaçıyoruz. Hem birçok dinci cihat manevidir diyor. Sen elinde kılıç bodozlama gidiyorsun. *Çoğunluğun icmaaına göre de sen haksızsın.

Bu sorunuza cevap vereyim.
Şimdi sorarım size, dünyanın her yanında bir zulüm var mı? Dünyada bir emperyal egemenliği var mı? Dünyada bugün tek satın alma gücü halklar için para ve bu para dönme dolap gibi hep dolapçıya dönmüyor mu? Bu gücü elinde tutanların, “aaa ne güzel bakın halk bunu bizden eşit olarak istiyor haydi verelim, savaşmadan sevişelim” diyeceğini mi sanıyorsunuz? Onlar size günahını vermez.

Hak verilmez, alınır. Bu bir kaidedir. *Bilmem anlatabildim mi? Hergün dünyaya sözde barış için ne kadar bomba atılıyor haberiniz varmı? Hiç kraliyet ailesinden ölen bir İngiliz duydunuz mu?

Ayrıca eğer bugün sizin söylediklerinizi atalarımız uygulamış olsaydı; bizlerin sahip olduğu hakların daha yarısında bile olamazdık. Halklar gelişmek için bu tür sert kırılmalara ihtiyaç duymuştur. Asıl mesele bunun son kırılma olması için çalışmaktır.

Oki, senin dediğinde bir kurgu hatası var. Diyorsun ki halklar bu yer cüce tanrıları ile çarpışacak ve kazanacak. Ama savaş silah ile olur, silah ise para ile alınır. Halk zaten yoksul, nasıl olacak bu iş?

Ancak şu kadar derim ki, Minareyi çalan kılıfını hazırlar. *Halk deyip geçmeyin. Azimle, Sıçan betonu delermiş.

Yok Oki, senin bu savaş fikrin çok saçma. Ben savaşmaktansa köle olarak yaşamayı; Hatta senin gibiler ile savaşmayı bile tercih ederim.

Bakın işte bu da bir tercih :)

İnsanlığın yani başka çıkış yolu yok mu da hep savaş hep savaş, mutlaka başka bir yolu vardır da biz bilmiyoruz. Yanlışsın Oki.

Cevap: *Suudi havayolları pilotu uçak düşerken anons yapmış, Sayın yolcular bütün önlemler tükendi, çakılıyoruz gibi, işimiz Allah’a kaldı. Hep beraber; Eşşehedüenlaaaaaailaheillallah

Bir de Allah’a inanmıyor derler bu halka. Kendi hakkını armut piş ağzıma düş istiyor Allah’tan. Beyler bu söylemi, dinciler karşı tarafın uyutma taktiği olarak söylüyor zaten. Size ne hacet.

Hem ben yanmasam, sen yanmasan, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…

Komünizmin halklara hep itici gelmesinin nedeni de bu savaş korkusudur zaten. Başka hiçbir şey değil. Hele birde 1917 örneği var ki, tamam çiz gitsin derler. Sonra da vay benim dertli başım diye dövünür durular. Bu dövünenlerin başında bu salak Oki öndedir.

Bahailer tam tersini söylüyor hadi bakalım ne diyeceksin Oki.

Bahailer, *Bab ve Bahaullah’ın sermayesini bu kafayla çabuk tüketecekler gibi görünüyor. Bence Bahailer tamda benim dediklerimi 1893 e kadar söylüyormuş zaten. Karışan yer ise, Kitab-ı Akdes’de söz edilen gelecek zaman kiplerinin, geçmiş zamanda uygulandığının sanılması. Oysaki Bahailik, Kuran’ın batini tefsirinin delili ile ortaya çıkmıştır. Ve bence çok mükemmel söylemlere sahiptir. Ama sermayenin nasıl tüketildiğini anlamak için, Kitab-ı Akdes’de Ey Ha şehri diye başlayan ayeti okumak ne demek istediğim için yeterlidir. *Bir de levihlerde ki muhataba yapılan hitapları okuyun.

Bahaullah, dini yaymak için savaş yolundan vazgeçmiştir. Halkı korumak için savaştan vazgeçmiş değildir. Bu çok ince bir çizgidir. Gücün kabul edilmesi demek, Zuhurun hâkim olması için çalışmak demektir. Bahaullah, dönemin liderlerine yazdığı mektuplarda, kendilerini bekleyen sonu anlatmıştır. Ama bir dinin kurulması için gerekli olan alt yapının oluşması sürecinin, etliğe sütlüğe karışmadan geçirilmesi de kaçınılmazdır. Bu bütün dinlerde de böyle olmuştur zaten. Bahailiğin 1893-1957 seyride böyle geçmişitir. Hem Tek din tek dil söyleminin halklarda asıl makes bulacağı yer, bugünkü örgütlenme değil, tohum olarak halkın içinde yeşerecek ideal olarak alınması, ve bunun sebebininde Emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı birlik olması için demek, halka hiç bir zarar vermez. Bugünkü örgütlenmenin amacı, halkların sosyal refahının uygulanabilir bir prototipinin gösterilmesi açısından önemlidir.Ancak görev alanın ne olduğunun ve söylemlerin Kutsal kitaplardaki görev alanları ile cümlelere teviller yapılarak genişletilmemesi gerekir.


Aksi bir söylem bu asırda, aklı başında hiç kimsenin söylemi de olamaz zaten.

Eee Risale-i Nur da öyle söylüyor. *Nurcuların hepsi sevgi barış diye ağızlarından düşürmüyorlar, buna da bir kılıf bul.
El cevap: Hz.İsa ne demiş,” Tanrım onlar bilmiyorlar.” .Biz ise hep beraber şöyle diyelim. “Yarabbim, dinini, nur diye nara yapışan, ahmak nurculardan kurtar.”

Oldu olacak şu el kaide ne peki, onlar tam senin kafadan gibi görünüyorlar oki.

Haşaaaa, kata ve asla. Onlar bu sistemin daha da pekişmesi için, beslenen aşılardır. Hem demin yukarıda sorduğunuz, silahı nasıl bulacaksın sorusunun muhatabı, ezilen halk değil, işte bu halk düşmanı katiller olmalıdır.

Bu hesaba göre Komün-izm de milliyetçiliğe yer yok öylemi oki?

Ben dinlisi ile dinsizi ile kısaca bu halk için, hakkım için, bütün dünya insanlarıyla kucaklaşmaya ve ölmeye hazırım.
Ya siz?

Ayrıca sanki bütün renkleri boyadık da, sıra geldi fıstıki yeşile
Fırça Dilaver’de öyleyse *:)


Geçenlerde bir yerde yine böyle işkembeden atıp tutarken ben; biri dedi ki; iyi de Oki benim arabam var atım var yatım var katım var diyelim. Bundan neden vazgeçeyim ki... Bana ne ben bu sistemden memnunum.

Ben de, ne oldum dememeli insan, ne olacağım demeli. Sahip olduğunu sandığın sistemin verdiği kâğıt parçaları olan tapular, ruhsatlar, paralar onların emanetçisi olduğunun belgesidir. Sana ait olabilmesi için, o tapuda o ruhsatta o parada senin imzan veya Mutlak gücün imzası olması gerekir. Ya da kısa yoldan bir Irak yap, bak bakalım eski tapular şimdi ne olmuş. Kamusal alan ile neyin tarif edildiğini bir incele; Merkez bankasının ortaklarının kim olduğunu bütün ülkelerde hafiften kurcala, hem sen, mülkiyet ne demek bir araştır istersen Turan Dursun sitesinden dedim.

Selamlar.

dilaver
02-12-2007, 04:09
SN Mhmmd'in ilk baştaki gözlemlerine döner isek :

* * * * * Dünyanın bu aşamasında yaşanan süreç şudur: Yaşamını sürdürmek için büyümek zorunda olan sermaye, bir yandan bunu sağlamak için ulusal sınırları kaldırma çabasına girerken öte yandan, maliyetleri düşük tutmak, elde edilen tüketim ürünlerini daha çok kişiyle paylaşıp kendine düşen payı küçültmemek gibi gerekçelerle, işgücünün olduğu yerde kalması için ulusal sınırları koruyarak bir çifte standart yaratmak zorunda kalmaktadır.

* * * * * *Oysa işgücünün baskısı sınır aşma çabalarını günden güne artırmaktadır ve sınırları patlatma eğilimi göstermektedir. Akışın, bu süreci daha da geliştirmesi, ulusal sınırların dayanamaz hale gelmesi sonucunu doğuracak gibi görünmektedir. Bu arada sermaye, ulus ve vatan kavramlarını, olabildiğince uzun süreyle canlı tutarak emeğin sınırları aşmasına engel olmak istemektedir. Bu kez de sermayenin sınır içine girmesinde engeller oluşmakta, sermaye dengeyi bir türlü bulamamaktadır.

* * * * * * Dünyanın bu aşamasında yaşanan süreç budur: Yaşamını sürdürmek için büyümek zorunda olan sermaye, bir yandan bunu sağlamak için ulusal sınırları kaldırma çabasına girerken öte yandan, maliyetleri düşük tutmak, elde edilen tüketim ürünlerini daha çok kişiyle paylaşıp kendine düşen payı küçültmemek gibi gerekçelerle, işgücünün olduğu yerde kalması için ulusal sınırları koruyarak bir çifte standart yaratmak zorunda kalmaktadır. Oysa işgücünün baskısı sınır aşma çabalarını günden güne artırmaktadır ve sınırları patlatma eğilimi göstermektedir. Akışın, bu süreci daha da geliştirmesi, ulusal sınırların dayanamaz hale gelmesi sonucunu doğuracak gibi görünmektedir.

* * * * * * * Bu arada sermaye, ulus ve vatan kavramlarını, olabildiğince uzun süreyle canlı tutarak emeğin sınırları aşmasına engel olmak istemektedir. Bu kez de sermayenin sınır içine girmesinde engeller oluşmakta, sermaye dengeyi bir türlü bulamamaktadır. İşte ülke bazında yaşadıgımız sürecin ve çatışmanın gerçek özü budur.

* * * * * * * * *Peki genele bakarsak ne görüyoruz ve nasıl bir süreç görülüyor.

* * * * * * * *Sistemin sermaye birikimi dinamigi, makinelesmeyle, bilgisayar teknolojisiyle beraber, giderek daha az dogrudan insan emegine Ihtiyac duyarak uretim yapmaya yonelik. Ote yandan, uretim surecinde ortaya cikan urunun tuketilmesi lazim. Tuketilmesi icin insanlarin o urune tuketici olarak ulasabilmeleri lazim. Sistemin ic celiskilerinden biri de bu. Ve bu, belki de gelecekte donusumu saglayacak mekanizma olacak. Uretim giderek daha az insan emegi merkezli hale geldiginde, o uretimin tuketilmesi surecinde nasil bir mekanizmamiz olacak? Himmet mekanizmasi mi? Bir avuc insan, yani uretim araclarina sahip bir avuc insan, urettikleri mali tuketmeleri icin insanlara himmet mi edecekler, bir sekilde subvansiyon mu verecekler? Sistem, kendisini yeniden uretebilmesi icin yeni bir bolusum mekanizmasina ekonomik olmayan, ekonomi-politik anlaminda ekonomik olmayan- giderek daha fazla ihtiyac duyacak. Ki, en ileri kapitalizmin oldugu ulkelerde, ortalama hane halklarinin gelirlerinin takriben ucte birine yakini artik iktisadi olmayan gelirler, issizlik sigortasi, emeklilik geliri, cocukluk yardimi gibi, iktisadi mekanizmalardan belirlenmeyen bir gelir. Ancak bu gelirin kaynagını bizim gibi ülkelerin finanse ettiginin altını çizmek gerekiyor.

* * * * * Bu tabii iyimser bir bakis, bir de kotumser bir bakis var: Tamamen eski proletarya gibi bir yeni proletarya; butun insani vasiflarindan ve haklarindan mahrum birakilmis bir cogunluk ve her seye hukmeden kucuk bir azinlik... Boyle bir tablonun ortaya cikmasi da mumkun. Zaten hâlihazirda kalkinmis ulkelerde, inanilmaz bir dislanmislar kitlesi, azgelişmiş dunya ulkelerinde "yeni esaret" adi verilen bir olgu mevcut. Bunun kabullenilmesi ve *o daha buyuk olceklerde yeniden uretilmesinin kosullarinin olusturulmasi, * gercekten Ortacaga veya kolecilik donemine donus demektir. * * *

* * * * * *Soyle bir yol ayrimindayiz galiba: Ya kolelerin yerini makinelerin aldigi *ve butun "site" uyelerinin esit ve ozgur oldugu bir toplum ya da tipki *eski yunan veya Roma'da oldugu gibi, bir yanda kucuk bir "Ozgur ' yurttaslar" azinligi, diger yanda butun insani vasiflarindan ve haklarin dan mahrum edilmis bir cogunluk...

* * * * * * Evet, o donemdeki celiskiler karsimizda yeniden. Tabii buna olumsuz anlamiyla baktigimizda inanilmaz bir vahset dunyasi. Cunku o kitlenin dislanmislar konumunda kalabilmesi icin inanilmaz bir baski mekanizmasi olmasi lazim, sadece duvarlar yetmez o zaman.

ya sosyalizm ya barbarlik... Secim o. * * *


* * * * * *saygılarımla

aydoe
02-12-2007, 12:15
İleri kapitaist,emperyalist ülkelerde uzlaşmaz sınıf çelişkileri kalmamıştır
İngilter,fransa,almanya gibi ülkelerde sistem içindeki insanlara iyi yaşam standartları verilmiş ki
bu ülkelerin sömürgecilik ve emperyalizmden kaynaklı zenginliklerinden kaynaklanmaktadır
bu ülkelerde sosyalist devrim beklenemez
dünya bölgesel *dinsel ve etnik kökenli ayrışmaya gitmekte
Yarı sömürge sömürge geri kalmış ülkelerde açlık sefalet yaşanırken Abd ab gibi ülkelerde
giderek zenginleşmekte
Dünya az sayıda tröst yönetiminde sermaye globalleşmiş dünya üzerinde serbset dolaşımda
Abd dünya hegemonyasını sürdürmek petrol ve su kaynaklarına sahip olmak için ortadoğuya
yerleşiyor
Rusya ,çin şangay 5 lisi büyük bir güç haline geliyor ve Abd ye dur diyecek
Ab ile Abd arasında paylaşım sorunları derinleşmekte
Radikal islamcılar abd ye cihat ilan etmiş
Ortadoğu ,afganistan pakistan da düşük yoğunluklu savaş devam ediyor
Balkanlar etnik ayrılmaya gidiyor
Abd nin irana müdahalesi bir 3. dünya savaşını tetikliyebilir
Abd kendi sonunu hazırlıyor
dünya yeni bir yapılanmaya doğru gidiyor
Komşu ülkelerimizin sınırları değişiyor
Dünyada olup bitenleri çok iyi incelemeli kendi stratejimizi belirlemeliyiz
Yeni bir dünya düzeni belkide yeni bir dünya devleti kurulacak
Her şey değişiyor

dilaver
02-12-2007, 13:08
İleri kapitaist,emperyalist ülkelerde uzlaşmaz sınıf çelişkileri kalmamıştır *aydoe


* * *uzlaşmaz sınıf çelişkilerinin çözümü şiddetle olur. İleri bir ülkedeki şiddeti ise şu başlıkta işliyoruz. Aslında o başlık bu soruya cevabı da içeriyor. *

http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=7423&view=newest

* * saygılarımla

aydoe
02-12-2007, 15:25
Ben sosyalist öğretide proleterya ile burjuvazi arasındaki uzlaşmaz sınıf çelişkisinin
ortadan kalkmış olduğunu,proleter sınıfın kaybedecek zincirleri olmadığını kaybedecek arabası ve rahat bir yaşamı olduğunu,devrimin itici gücü olamayacağını görüyorum.
Dünyamızda yaşanan sınıflaşma bölgesel etnik ve dinsel ayrışmalara dönüşmüş
Dünya üzerindeki egemenlik mücadelesi haline gelmiş
Dünya globalleşirken ,globalleşmeye uyum sağlıyabilenler ve global dünyanın dışına
itilenler ayrımı yaşanmakta
abd hegemonyasında tek kutuplu bir dünya kurulmak isteniyor ama yeni oluşumlar ,
yeni kutuplaşmalar var ,belkide kanlı veya kansız çözüme doğru gidilecek
Yaşanmakta olan düşük yoğunluklu *bölgesel savaşlar *ve çözümlenmeler , gelecek olan büyük depremin öncüleri

mhmd
11-12-2007, 13:11
Konumuz aslında oldukça güzelleşmiş, olgunlaşmış, avam dan havasa kaymış.
Yalnız başlığımızın, basitliğine de biraz ayrı düşmüş. Biz basite doğru biraz çekiştirelim.

http://www.haberturk.com/haber.asp?id=47269&cat=110&dt=2007/12/11
Bu gün itibarı ile, gelinen noktaya dikkat ettim.
Mevzu bahis kişi, milliyetçi, liberal bir konumda değil.
Gerek bulunduğu parti gerekse kendisi sosyalist düzleme yakın (olduklarını söylüyorlar) duran sol bir parti ve üyesi.
Ancak.
Dün böyle demiyordu!
http://www.ntvmsnbc.com/news/405257.asp#storyContinues

Peki o halde biz, aynı şahsın hangi zamanına inanacağız.

Gurup başkan vekiline mi?!!
Ayrılıkçı gurup liderine mi?!

Bir çıkarım yapmaya kalkarsak;
Fikirler, bulunulan konuma, makama göre değişir.
Diyebilir miyiz?

Bir iki günlük bir YÖK başkanımız da artık atanmış durumda. Hepimize hayırlı uğurlu olsun.
Ancak yine bir gariplikler silsilesi aklımızı kurcalamakta.
http://www.milliyet.com.tr/2007/09/24/yazar/akyol.html
Haberin tarihine lütfen dikkat edin.
Henüz ikibuçuk ay önceki bir duruş ve görüş.
Bu görüşe göre YÖK başkanı, türban yasağı konusunda "Meclis dahi kaldıramaz." türevinden bir kelime dahi söylüyor.
Ve bugün;
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=47166&cat=110&dt=2007/12/10
Şimdi sorularımız şunlar.
Eski YÖK başkanı mı doğru söylüyor?
Yeni YÖK başkanı mı doğru söylüyor?
Bu olaydan çıkarımımız;
Makam, konum, yönetmelik, ve hatta yasalar aynı olsa da fikirler, davranışlar ve uygulamalar farklı olabilir.
Diyebilir miyiz?

Dün, Güneydoğuda akan kanı durdurmak için;
-Birşeyler yapalım, diyenler. Bu gün ortaya sürülmeye çalışılan birşeylere karşı nasıl direnir.
Ve bu direnişte at izi kurt izine nasıl karışır?
http://www.haberturk.com/haber.asp?id=47219&cat=110&dt=2007/12/10
Kim, kimdir?
Kim, ne düşünür?
Kim, ne yapar?
Neye dayanarak yapar?

Tüm bu çerçevenin içinde; HALKIN İSTEKLERİ nerededir?
HALK nerededir?

Herşeye rağmen;
İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

mhmd
19-12-2007, 13:12
Tür-ki-ye, Si-zin-le, Gu-rur, Du-yu-yor!!!

Başkaca bir başlıktaki yazı bizi düşündürdü.
Sn. Erdal EREN
Rabiim, umduklarına kavuştursun.
Henüz çok genç.

Kendimizin 17 yaşını hatırladık.
Dürüst olmak lazım.
Gailesiz, amaçsız, kimliksiz 17 yaşımız!!!

Bu yaşta bu inanç.
Ve o fotograf.
Sonuç idam.
Niçin?

Madalyonun arkasını çeviriyoruz.
Er Zekeriye Önge.
Yaş:20
Vatan görevi bellemiş. Toprağını, namusunu, değerli gördüğü her şeyi korumak uğruna vatani görevini yapmak için askere gelmiş.
Belki zorlanmış, belki isteyerek gelmiş ama her halükarda kaçmamış.
Ve görevini yaparken bir kurşun ile hayatını kaybetmiş.
Şehit olmuş bir asker.
Niçin?

İki tarafta can, iki taraf ta öz,
İki taraf öz iki kardeş.
İki tarafta inançlı, biri korumak istemiş değerlerini, ona öylece söylemişler inanmış.
Diğeri kurmak istemiş özgürce bir toplum, ona öylece söylemişler inanmış.
İnançları uğruna iki fidan, kurumuş.
Biri vurmuş (ispatı da yokken henüz), biri vurulmuş.

Biri sehpada kalleşçe, diğeri sokakta kalleşçe.

Söylenene inanmışlar ya!

Kim?
Kendi öz vatanında, güvenliği sağlamaya çalışan, hayatının baharındaki, vatan görevlisine silah çektiren kim?
17 Yaşındaki, kendi öz kardeşini, düşman gözü ile baktırıp eline silah veren ve ateş ettiren kim?
Kim?

Tür-ki-ye, Si-zin-le, Gu-rur, Du-yu-yor!!!

Bu iki gencin öyküsünü bu günlere uyarlayabiliyor muyuz?
Yoksa bu uyarlama için de bir 27 yıl geçmesini mi bekliyoruz?
Hala bekliyor muyuz?
Türkiye Bizimle Gurur Duyacak mı?

Hatalarımı, cehaletime bağışlayın

aydoe
23-12-2007, 00:42
Türkiye'de çatışma ortamı yaratılmakta ve sürdürülmektedir.
Saygılar,sevgiler

mhmd
03-02-2008, 02:04
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=297645

Bu link der ki;
"Diyarbakır'daki Yerel Yönetimler Konferansı'nda konuşan DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, başörtüsü konusunda Genelkurmay'ın tavırsızlığına tepki gösterdi."

Kimin eli kimin cebinde?

Olaylar farklı olunca kurallar farklı mı olur?
Poker bilir misiniz poker? Yeşil çuhada oynanan poker ile, kırmızı çuhada oynanan poker kuralları arasında fark var mıdır? Ya Türkiye'de oynanan poker ile MonteCarlo da oynanan poker oyunu arasında fark var mıdır?
Yok mu?

Siz öyle zannedin. Okuyun ve arkanıza yaslanarak keyfini sürün.

Hatalarım, cehaletimdendir.

aydoe
03-02-2008, 03:09
"Seçimden önce türban için Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı için kıyameti koparan Genelkurmay Başkanı bugün ortada yok. Seçimin erkene alınmasına neden olan Genelkurmay Başkanı ortada yok. Tozu dumana katan Genelkurmay Başkanı ortada yok. Bugün türban konuşuluyor. Genelkurmay açısından 20 yıldır en hassas olan konu gündemde, ama yok. Bu Kürtlere karşı geliştirilen bir ittifaktır. Bunun adını doğru koymak gerekiyor. Bu ittifakın Kürtlere karşı, Kürtlerin demokratik kazanımlarına karşı bir bütün olarak savaşma kararıdır." E.Ayna

Emine Ayna türbana evet diyor,düşmanı Genel Kurmay Başkanı ise sesini niye çıkarmıyor diye kızıyor.Sesini çıkarmıyor çünkü Akp ve Mhp ile anlaştı ,bize karşı diyor.
Ne alaka kel alaka
Genel Kurmay Başkanı ben söyleyeceğimi söyledim bundan öte konuşmam diyor,zaten herkes bizim düşüncelerimizi biliyor diyor.

Kumar nerde nasıl oynanırsa oynansın,kumarda kazanan olmaz.
Ülkemiz üzerinde kumar oynamak isteyenler kaybetmeye mahkumdur.

mhmd
12-03-2008, 13:22
Yahudinin dükkanında müşteriler azalınca eski defterleri karıştırırmış. *8O
Ya da buna benzer bir durum neticesi eski dizimiz aklımıza esti.
Güncel ile birkaç kelam edelim diye düşündük.

Olay ve olguları incelerken sepep sonuç ilişkilerine dikkat edilir.
11 Eylül saldırısında parsayı kim toplamış ise bu saldırıyı planlayan da odur. Gibi bir düşünce her zaman işe yarar.

Terör örgütü sınır içine kadar sızmış ve ordumuzun bir birliğine saldırmış, erlerimizden öldürdükleri ve esir aldıkları ile yine inine çekilmiştir.
Yaklaşık bir yıldır yapılan hazırlıklar tamamlanmış, sınır ötesi harekat yapılmıştır.
Bir hafta süren harekat başladığı hızda bitmiştir.
Irak'ın yeni Cumhurbaşkanı Sn. Celal TALABANİ ülkemize davet edilmiştir.
Yanında pek çok bakanı ile birlikte gelen Cumhurbaşkanı ile büyük ekonomik işbirliği! kararları alınmıştır.
Sonuç olarak PKK'nın varlığından parsayı toplayan Türkiye Cumhuriyeti olmuştur.

Laflarımız çok ağır geliyorsa, değerli araştırmacı yazar Sn. Uğur MUMCU'nun KÜRT DOSYASI eserine göz atmanızı salık veririm. 11. ve 18. sayfalar arasında bulunan İKİ başlıklı yazıyı bir daha okuyun.

Okuyun ve şimdiye kadarki rahatlığınızı bir kez daha düşünün.

Bir taraflarda irtica, irtica diye naralar atarak belirlenmeye çalışılan sanal düşmanların yanında dublör düşmanlar yok mudur?

aydoe
12-03-2008, 14:25
''Sonuç olarak PKK'nın varlığından parsayı toplayan Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. ''Mhmmd

Nerden ne çıkarıyorsun.Ne parsası toplanıyor?
Pkk ile savaşta ne kadar kaybımız var?
İKi başlığını okudum,daha öncede okumuştum.O dönemler öyleydi,olağan dışı bir şey göremiyorum.
Benzer şeyleri bizzat kendim de yaşadım ,bir sürü benzer olayada şahit oldum.

İrtica vardır,o dönemde de vardı.
Saygılar

mhmd
12-03-2008, 18:42
Evet evet irtica vardır.

Bazılarına göre;
- 15.000.-km uzaktaki Afgan dağlarında, yaşayan insanlar, ABD için yok edici birer düşmandır.
- Ufolar periyodik olarak dünyamızı ziyaretlerde bulunur. Bu ziyaretlerde mutlaka birkaç kaçırma eylemi gerçekleştirir.
- Elvis PRESLEY hala yaşar.
- Hindistan'da, kılların yaşamsal gücü olduğuna inananlar ömür boyu hiçbir kılına dokunmaz.
.
.

aydoe
12-03-2008, 21:52
http://tieniqab.jpg
http://www.irtica.org/

mhmd
13-03-2008, 10:06
http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=6176

aydoe
13-03-2008, 20:39
Unutkan insanlar olduk,medya gündemi belirliyor,insanımızı istediği şekilde düşünmeye sevk ediyor.
Medya kimin elinde, kimler yönetiyor?

Ağustos 2001 günü gazetelerin birinci sayfalarında Başbakan Erdoğan 'ın bir konuşması yayımlandı...

Madde madde diyor ki...

Laiklik tabii elden gidecek..

Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, diye!.. Yahu bu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek!.. Sonra nedir bu laiklik Allah aşkına?.. Bu ne menem şey?.. Çıkıyor İçişleri Bakanı, 'Devlet dine karışır' diyor. Eeee.. gerisini niye söylemiyorsun?.. Din devlete karışır demiyorsun!

Laik ve Müslüman olunmaz..

Ya Müslüman olacaksın ya laik..Egemenlik Allah'ındır..
Ben Müslümanım, diyenin tekrar yanıma gelip bir de aynı zamanda laikim, demesi mümkün değil. Niye? Çünkü Müslümanın yaratıcısı Allah kesin hâkimiyet sahibidir.
'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir lafı koskoca bir yalan!.. Egemenlik kayıtsız şartsız Allah'ındır.

AB'ye girmeyeceğiz.

Avrupa Birliği'ne girmek için koşturuyorlar. Onlar da bizi almamayı düşünüyorlar. Eeee.. biz de girmemeyi düşünüyoruz. AB'nin asıl adı Katolik Hıristiyan Devletler Birliği'dir.

Anayasayı sarhoşlar hazırladı..

Kaptıkaçtı maptıkaçtı, ( Prof. Orhan Aldıkaçtı ) anayasayı hazırlıyorlar, adamlar ayık kafayla hazırlamıyorlar bunu; sonra iki senede deliniyor.

Ümmetçilik tutar..

Yahu bu milletin bütünlüğü 'Ne mutlu Türküm diyene' ifadesiyle sağlanır mı? Osmanlı 30'u aşkın etnik grubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu.

Terör Meclis'te..

Terörü Cudi dağlarında arıyorlar; terör Meclis'in içinde!.. Orada halledilmeli!..

Doğumları kadın yaptıracak..

Doğumevlerinde yalnız kadın doktorlar çalışacak!.. Öğretmenlikte yetişmiş başörtülü kızlarımız var; şimdi işe alınmayan bu başörtülü kızlarımız anaokullarında yavrularımızı yetiştirecek...

Hazmettirerek geliyoruz..

Türkiye Cezayir olur mu, diye soruyorlar. Biz hazmettire hazmettire geliyoruz. Allah'ın izniyle!.. Şimdi artık millet yalnız aktörleri değil, senaryoyu da değiştirmeye talip!.. Bu çalışmalarımız senaryoyu değiştirme çalışmalarıdır. Biz onun için geliyoruz.
Bu düzenin koruyucusu olamayız; bu mümkün değil. Bu hukuku hazırlayanlar, bu düzenin kaldırılmasının maşası olacaklar.

Kıyam başlayacak.

Bir buçuk milyar nüfuslu İslam âlemi Müslüman-Türk milletinin ayağa kalkmasını bekliyor... Ayağa kalkacağız.. Işıkları göründü, Allah'ın izniyle kıyam başlayacak!''

Peki, Erdoğan değişti mi?

mhmd
14-03-2008, 17:33
Sn. aydeo,

Nirengi noktasına koyduğunuz şahısla yola çıkarsak korkarım ki en küçük alanda dahi kayboluruz.
Boyu, posu, endamı ve dahi havası insana birşeyler kazandırır kazandırmasına ancak o kadar da değil.
Toplum düzeyinde bir korkudan bahsediyoruz.
Olmayan, oluyormuş gibi gösterilen bir korkudan.
Daha da doğrusu bir ilüzyon parçasından bahsediyoruz.
Allah ömür verir de 20 yıl sonraya çıkabilirsek geriye dönüp dönüp bakacağız.
Bu günden 12 Eylül öncesine bakıp da gördüklerimiz gibi...

mhmd
17-03-2008, 10:46
Hayırlı Uğurlu Olsun

Nur topu gibi bir kapatma davamız daha başlamış bulunmaktadır.
Bu konuda bizim birkaç farklı görüşümüz olacak bunları klavyeye dökeceğiz.
Öncelikle herkesin gördüğü şeyi görecek ve fakat inanmayarak yazacağız.
Olaylara ilk elden bakmanın dayanılmaz hafifliğini duymadan yazacağız.
Sahneye değil sete bakacağız. Kameranın önündekinden öte prodüksiyon amirinin odasına gireceğiz. Ya da girdiğimizi zannedeceğiz.

Klasik bakışı hafifçe bir özetleyerek geçelim.
Ülkemizin 80 yıllık cumhuriyet tarihi boyunca yönetim oligarşisi devamlı aynı ellerde kalmıştır.
Zamanında yapılanmaya ve gelişmişlik düzeyini yakalamak için oluşturulan oligarşik teba yönetime çöreklenmiş ve kişiselleşerek artık ülkenin önünü kapar hale gelmiştir.
Bu oligarşik düzeni değiştirmek istenenler her şekli ile engellenmiş, halkın içinden gelen yöneticiler dahi bu düzene bir şekilde yontularak yerleştirilmiştir.

Son dönemde seçimler ile yönetime gelen bir partinin önlenemez bir yükselişi vardır.
Bu partinin çoğunluğu ve politik aksiyonları, eski yönetim oligarşisini rahatsız etmiştir.
Ektilenen bu oligarşik zümre, önce meclis çoğunluğunu sonra hükümeti daha sonra cumhurbaşkanlığını devamında YÖK başkanlığını kaybetmiştir. Son kaleler bir bir düşmüş ve nihayetinde geri çekilmenin ve yeni bir hat oluşturmanın arefesinde Ergenekon gibi alt yapılanmalar da su yüzüne çıkınca illegal savunma hatları da düşmüştür.

Nihayetinde panikleyen bu tabaka mantığın kenarından bile geçmeyen "Madem biz gidiyoruz yıkılsın dünya" görüşü ile ölüm kalım operasyonu yapmıştır.
Yıllar yılı yargıda oluşturulan sistematik yerleşim ve oligarşik zümre kadrolaşması artık işi üstlenmeli ve gereğini yapmalıdır.
Bu yazdıklarımız klasik görüş ve toplumun ekseri çoğunluğunca doğru bulunan bir görüştür.
Biz bu olayı farklı açılardan değerlendirmek isteriz.

1. Bu ABD ile AB arasında geçen bir oyundur.
Hatırlanacağı üzere İspanya'nın AB üyeliğinden önce toplum düzeyinde yine toplumun AB değerlerine yaklaştırılması gayesi ile bir mühendislik çalışması düzenlenmiştir.
Bu düzlemde Katolik eğitimi alan öğrenci sayıları dahi tırpanlanmış ve uygun sayılara çekilmiştir.
Ve nihayetinde AB değerlerine yakın hale getirilince de birliğe katılmıştır.

Bu senaryo Türkiye'de de işlenmektedir. O kadar ki AB girmese dahi bu standartları yakalama ülküsünü bozmayacağını söyleyen bir başbakanımız dahi vardır.
Ancak işin bir de ABD ve BOP tarafı vardır. Bu kadar AB yaklaşmaya çalışan ve hatta öngörülebilir bir tarihte tam üyeliği konuşulan Türkiye, ABD nin Ortadoğu politikalarında etkisiz eleman olacak dolayısı ile ABD nin eli zayıflayacaktır.
Türkiye AB çok yaklaşmış bu yüzden de CIA tarafından ufak ufak ayarlar yapılmıştır.

2. Bu, etraflıca tasarlanmış dış politika için sahnelenen büyük bir iç oyundur!
Portekiz'in AB giriş sürecini biliyoruz. Anti demokratik ve darbeci bir gelenekten gelen Portekiz'i Avrupanın içinde görmek istemeyen AB tüm bunlara rağmen mecbur kalmıştır. Yönetime ve demokrasiye güç, halka ümit için alelacele birliğe katmıştır.
Bu örnek ülkemiz adına niçin olmasın?

Dış politikada köşeye sıkışan ülkenin tek umar ve çıkarı vardır, AB.
AB üye olabilmek için gerekli argümanları yeterince yerine getiremeyecek! bir Türkiye'nin elinde tek kozu vardır. Masumluk ve gitti gidiyor politikası. Bunun için antidemokratik süreç başlatılılarak AB'ne "Bakın bana yeterince vermediğiniz destekten ötürü kargaşa ve terör içinde bir ülke ile komşu olacaksınız" denmektedir.
Sonuç olarak da Akdeniz birliğini körükleyen Fransanın çırpınışlarına karşı hat savunmasından alan savunmasına dönülmüştür.
Yaşasın AB üyesi Türkiye, Yaşasın tilkiler.

3. Bu siyasi bir iç oyundur.
AK Parti yönetimi yetenek ve insani kaynak olarak sınırlarına gelmiştir. Toplumun geleceği adına verecekleri artık bitme noktasındadır. Bir üst basamağa atlamak için realist politikalar üretmesi gerekir. Üreteceği bu realist politikalar ise halkın tabanını veya büyük bir çoğunluğuna etki eden, gelir daralmasına, hak kaybına yol açan politikalar olacaktır.
Sosyal Güvenlik Yasası gibi. Ve Sosyal Güvenlik Yasasına karşı, oy aldığı halkın ayaklanması gibi de dirençle karşılaşacaktır. Büyük halk desteğini kaybedecektir.
Toplum sıtma olmak üzeredir. Zamanında kurutulmayan bataklıklar neticesi oluşan bu sıtmaya toplum razı edilmelidir. Ve Yaşasın Ölüm.

Devam edecek...

mhmd
17-03-2008, 11:33
Bu arada bir şeyi unutmuşuz.

Tüm görüşlere göre temel alacağımız şu meşhur iddianame budur (http://www.osmanozsoy.com/iddianame.doc)

163 sayfalık bu namenin tamamını kes yapıştır yapacaktık ancak edepsizlik olur dedik.
Bu yüzden linkini vermeyi uygun gördük.

Devam edecek...

mhmd
17-03-2008, 13:05
Sayın seyirciler!!! (Kimse yok ama olsun biz edebimizi bozmayalım :) *)

Son aldığımız bir haber neticesinde "Güncel Politika" sayfasında bulunan "Yapmayın beyler, etmeyin ağalar" yazı dizimizi nihayetlendiriyoruz.

Şimdi kalkıp da sansürleniyor muydu? Gibi absürd bir soru sormayın. Böyle şeyler bizim sitemizde olmaz. Olsa olsa BİZİM CİTY de olur öyle şeyler... :)

(Biz de, son aylarda duvarla konuşuyormuşuz gibi hissediyorduk kendimizi. Sebebi anlaşıldı.)

Sizinle fikirlerimizi paylaşmak bize onur verdi.

Devam etmeyecek... (Çünkü mutfakta birileri var)
:lol: *:lol: *:lol:

metalheart
17-03-2008, 13:15
temelde farklı görüşlere sahip olsakta yazı dizini takip ediyordum...

frodo
17-03-2008, 13:20
Sayın seyirciler!!! (Kimse yok ama olsun biz edebimizi bozmayalım :) *)

Son aldığımız bir haber neticesinde "Güncel Politika" sayfasında bulunan "Yapmayın beyler, etmeyin ağalar" yazı dizimizi nihayetlendiriyoruz.

Şimdi kalkıp da sansürleniyor muydu? Gibi absürd bir soru sormayın. Böyle şeyler bizim sitemizde olmaz. Olsa olsa BİZİM CİTY de olur öyle şeyler... :)

(Biz de, son aylarda duvarla konuşuyormuşuz gibi hissediyorduk kendimizi. Sebebi anlaşıldı.)

Sizinle fikirlerimizi paylaşmak bize onur verdi.

Devam etmeyecek... (Çünkü mutfakta birileri var)
:lol: *:lol: *:lol:

Sevgili mhmmd söyleyeceğini açıkça söyleyenlerden olduğunu düşünüyorum ve bu nedenle
mesajını anlamadım ?

dilaver
17-03-2008, 23:23
Son aldığımız bir haber neticesinde "Güncel Politika" sayfasında bulunan "Yapmayın beyler, etmeyin ağalar" yazı dizimizi nihayetlendiriyoruz.


* *her spekulasyona inanmamak gerekiyor mhmmd.

* *Demokraside çare tükenmiyor. * :lol:

* *Yanlış hesaplar bagdat tan dönüyor. *:lol:

* *Size de küskünlük ve tavır hiç yakışmıyor. Yakında bir de küskünler forumu kurmak lazım herhalde. *:lol:

* *Son söz : İmama kızıp da abdest bozulmaz.


* *saygılarımla

mhmd
17-03-2008, 23:35
Sn. dilaver,

Değerli hocam, küskünlük ve tavır yapmadığımı bilmenizi isterim.
Derdim vardı söyledim. Söylemimiz yetmedi biz de iki başlığımıza yazı asmama kararı aldık.
Eylemimiz sadece Güncel Politikadaki iki başlığımız ile alakalı idi. :) *

Akşam siteyi açtığımızda farkı fark ettik.
Gerçi eşitliği sağlamışsınız ama böyle de hiç estetik olmamış gibi. :(
Bu yaptığınız ozgur_beyin ağabeyimizin fıkralarına benzemiş.

Ve son sözünüze, bir söz
Uzun zamandır hayatımda imamlara yer ayırmıyorum. *:) *
Bu yüzden devamlı olmasa da abdest olayımız sağlamdır.

dilaver
17-03-2008, 23:41
Eylemimiz sadece Güncel Politikadaki iki başlığımız ile alakalı idi


* *Birinci başlıktaki eylem ve direnişi kırdıgımız görülmekte. *:lol:

* *Şu anda estetik kaygısından önce ortak memnuniyeti öne aldık. Estetik eleştirilecek en son şey olsun. Ona da çare bulunur elbette. Yalnız estetik eleştirilerini modernize olarak çözmeyi umalım.


* * saygılarımla

sargon
17-03-2008, 23:43
Bişey anladıysam Arap oluyum. *:D

mhmd
17-03-2008, 23:44
Uğraşılarınız ve değişiklikleriniz için teşekkür ederiz hocam.
Siz varsınız ya değerli hocam gerisi teferruat :wink:

mhmd
18-03-2008, 14:20
Sayın seyirciler, son aldığımız haber ve gözlemlerimiz sonucu yapılan düzenlemeler ışığında, yazı dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bu arada, hem yapmış olduğumuz kesinti ve hem de fon müziği ve doğa resmi koyamadığımız için özür dileriz. *:)

Bazı şeyler vardır ki, dokunulmaz olmak durumundadır.
Bazı şeyler vardır ki, herkesi bağlar.
Bazı şeyler vardır ki, olmaz ise olmaz.
Bu şeylerin başı da adalet ve yargıdır.

Adalet ve bu adaleti sağlamak üzere görevli olan yargı bizce dokunulmazdır, ayrıcalıklıdır, toplum üstü bir konumda olmalıdır. Vermiş olduğu kararlar (subjektifliğimiz ile, doğru ya da yanlış) herkesi bağlamalıdır ve herkes de bu kararlara saygı göstermelidir. Tüm bunlar da işin olmaz ise olmazlarıdır.

AK partinin kapatılması ile ilgili yapılan değerlendirme sonucunda partinin üst düzey üç yöneticici tarafından yapılan bir açıklama vardı. Bu açıklamayı Dengir Mir Mehmet Fırat dile getirdi.

Bu yazımızı bu açıklamaya ayırmış bulunmaktayız.
Ancak.
Açıklamanın videosunu internette bulamadık.
Şayet bu konuda bize yardımcı olabilecek arkadaşlar varsa seviniriz.
Videoyu seyrettikten sonra devam edeceğiz...

mahhmut
18-03-2008, 18:47
Sayın mhmmd ve yöneticiler, birde Fransız olduk sayenizde.

thunderpoint
18-03-2008, 19:12
Bu arada, hem yapmış olduğumuz kesinti ve hem de fon müziği ve doğa resmi koyamadığımız için özür dileriz. *:)

Aah 'necefli maşrapa'lı, 'Abdurrahman Efendi'li günler aahh! :D

sargon
18-03-2008, 19:41
Bu "necefli maşrapa"nın öyküsünü biliyor musunuz arkadaşlar? Daha önce anlatmış mıydım?

thunderpoint
18-03-2008, 19:46
Yazmıştın ama inan hatırlamıyorum...

Kötü bir şey mi yoksa? *:oops: *Anlatma o zaman... :(

sargon
18-03-2008, 20:10
Yok kötü birşey değil. Bizim sitede yapılan görsel değişiklikle mhmmd'nin yayın kesintisi birleşince, üstüne üstlük sen de "necefli maşrapa"dan bahsedince bu hikaye aklıma geldi. Bir ara ben hayatımda bir değişiklik yapmayı planladım, daha sosyal olacaktım :) O zaman herkese "necefli maşrapa döneminden, kıllı kolla akvaryum karıştırma dönemine geçiyorum" diyordum. Niye öyle diyordun diye soracak olursanız, anlatayım.

Efendim, bizim çocukluğumuzda siyah beyaz televizyon vardı ve tek kanallıydı bu televizyon. Üstüne üstlük ikide bir link hatlarında arıza olur, o zaman ekrana hemen bir resim konurdu. Resmin üstünde "link hatlarımızda meydana gelen bir arıza dolayısıyla yayınımıza bir süre ara veriyoruz" gibi birşey yazardı. Resim olarak ise iki resmimiz vardı. Ya necefli maşrapa yada Düden şelalesi. Bir ara sürekli olan bu arızalardan dolayı halk çok şikayetçi oluyor ve değişik birşey olsun istiyor. TRT'deki yapımcılar da "ne yapalım, ne yapalım" diye düşünürken, akıllı bir yöneticinin aklına bir akvaryum koyma fikri geliyor. Stüdyoya bir akvaryum getiriliyor, orda hazır bekletiliyor. Yayın kesilirse hemen akvaryuma geçiliyor. Balıklar yüzüyor falan, hareket olmuş oluyor yani. Ama sık sık yayın kesildiği zaman projektörlerin ışığı akvaryumun suyunu ısttığından balıklar sarhoş oluyor ve baygın şekilde suyun yüzüne çıkmaya başlıyorlar. Bizim akıllı yönetici buna da bir formül buluyor. Balıklar sarhoş olunca kolunu sıvıyor, suyu şöyle bir karıştırıyor. Balıklar kendine geliyor ve yayına geçiliyor. Talihsizlik bu ya bir keresinde daha yöneticinin kolu akvaryumun içindeyken görüntü verilmeye başlanıyor ve ekranlara kıllı kolla akvaryum karıştırma görüntüsü geliyor. İşte TRT'nin necefli maşrapa döneminden kıllı kolla akvaryum karıştırma dönemine geçişinin öyküsü böyle.

Şimdi biz de necefli maşrapa döneminden kıllı kolla akvaryum karıştırma dönemine geçtik. Vatana millete ve bilcümle TD ahalisine hayırlı uğurlu olsun.

thunderpoint
18-03-2008, 23:32
:D *:D *:D

mhmd
19-03-2008, 00:52
Akvaryumun içinde yüzenler, Sn. mep'in sazanları, kıllı kolun sahibi de biziz. *:)
Sn. sargon tarihte yolculuk müthişti.
O gün ve geçişleri biz de hatırladığımıza göre ya sizde gençsiniz, ya da biz ihtiyarladık da farkında değiliz. :lol:

aydoe
26-06-2008, 16:37
Cumhuriyet 26.06.2008Milli İrade Aldatmacası...
Sorunları yalın olarak dile getirerek toplumu, siyasetçileri uyarmak, yasaların üstünlüğü gerçeğinin benimsenmesi için çaba göstermek ve böylece gerçek milli iradenin oluşmasını sağlamak tüm çağdaş aydınların yaşamsal önemdeki görevidir.
Prof. Dr. Abidin KUMBASAR

Bireylerin, belirli aralarla yapılan özgür seçimlerle yöneticileri seçtikleri siyasal düzen olarak tanımlanan demokrasilerde, yasama, yürütme ve yargının güç ve uygulamalarının da dengede olması kaçınılmaz bir koşuldur. Bunun için de, bu kurumların çağdaş nitelikler taşımaları gerekir. Örneğin, yasama gücünü oluşturan parlamentoların çağdaş nitelikteki yasalarla ve bilinçli bireylerin oylarıyla seçilmiş olmaları öncelikli önem taşır. Eğer seçmenler, kimleri ne için seçtiklerinin bilincinde olmadan, çoğu zaman sunulan küçük yardımlara muhtaç olarak ya da kendilerini koşullandıran inanç duyguları sömürülerek oy veriyorlarsa oluşacak parlamentonun milli iradeyi yansıttığını söylemek ne kadar sağlıklı olabilir?
Yıllardır yurtsever ülke aydınlarının yakındıkları “Siyasal Partiler Yasası” ve “Seçim Yasası”nı değiştirmeye yanaşmayan ve böylece parti içi mutlak egemenliklerini sürdüren yönetimlerin dayatmalarıyla seçilen parlamenterler, milli iradenin temsilcileri mi, yoksa genel başkanların vekilleri mi oluyorlar? Daha önceki yaşantıları kuşku veren, suçları için soruşturma dosyaları düzenlenen, parlamentoya girerek kovuşturmalardan kaçanları milli irade mi aday olarak belirlemektedir?
Sözcük olarak “seçmek”, “benzerleri arasından en uygun olanı belirlemek” anlamına gelmektedir. Buna karşın parlamento seçimlerinde parti yönetimlerince aday olarak dayatılanlar, genel başkanların sözünden çıkamayacak, bireysel nitelikleri her türlü isteği kabullenme eğiliminde olanların listelerinden oluşmakta, toplumun özlemini duyduğu nitelikli kişiler aday listelerinde yer alamamaktadır.
Parlamentolar genel istencin yansıması olmadığından, aralarından oluşturulan yürütme erkinin üyelerinin de ne oranda milli iradenin uygulayıcıları oldukları tartışmaya açıktır.
Böyle olunca da, dış güçlere ülkesinden yakınan ya da görevi iletişim sağlamak olduğu halde, yurttaşlarına konuşmamayı öğütleyen, önlenebilir kazaları bile yazgı olarak açıklayabilen sorumluların ülke yönetiminde yer almaları olağanlaşmaktadır. Yasama ve yürütme erkinin görünürde uyum içinde olmalarının nedeni, benzer eğitim, düşünce, dünya görüşü ve yaşam tarzının temsilcileri olmalarından kaynaklanmaktadır.
Yasama ve yürütmenin, üniversiteler, yargı ve çağdaş eğitimle yetişen bireylerin oluşturduğu diğer kurumlarla uyum sağlayamamaları ise yıllardır uygulanan yoz eğitimle yetişenlerle çağdaş, bilimsel eğitim alanları arasındaki çatışmadan kaynaklanmaktadır. Son dönemde güncel olan, yasama ve yürütme erki ile yargı erki arasındaki sürtüşmenin temelinde de aynı sorun yatmaktadır.
Çağdaş kavram ve yaşam tarzını kabullenmekte zorlanan siyasetçilerle yılların çağdaş hukuk birikimi ve deneyimine sahip yargıçların çatışmaları, kaçınılmaz sonuç olarak gerçekleşmiştir.
Tarih, demokrasiyi, sadece oyların eşitliği sanan ve oyçoğunluğu elde edildiğinde her istenilenin yapılabilmesi olarak algılayanların neden oldukları sosyal bunalım örnekleriyle doludur. Ayrıca bilmek gerekir ki, tarihin akışı içinde gerçekler çoğu zaman başlangıçta kitleler tarafından değil, bireyler, azınlıkta olanlar tarafından dile getirilmişlerdir. Örneğin Galileo Galilei (1564-1642) Dünya’nın döndüğünü söylediği için kilise ve kiliseye inananlarca dışlanmış, cezalandırılmış olmasına karşın gerçeği söylemekteydi ve “E pur si muove” (Ama o hâlâ dönüyor) tümcesinin doğruluğu, çoğunluğa karşı tek bireyin saptadığı bilimsel gerçekti.
Eğer her şeyi bilinç ve bilgiden yoksun bırakılmış çoğunlukların oylarına göre düzenlemek gerekirse ülkemize yöneltilen ve birçok dış ülkenin inanıp yasalarla onayladığı sözde soykırım suçlamalarını da kabullenmemiz gerekmez mi? Aynı düşünceye dayanarak dünya çapında bir oylama yapılırsa, en çok sayıda insan yüzyıllardır Hıristiyanlığa koşullandırıldığı için, tüm insanların “küresel irade” diyerek inançlarını değiştirmeye zorlanmaları mı gerekir?
Tüm soruların yanıtı, demokrasilerin aynı zamanda bir “meritokrasi” (layık olanların egemenliği), niteliğini taşıması gerekliliğinde yatmaktadır. Eğer demokrasiler bu nitelikten yoksunsa, o zaman “oklokrasi”ye (avam takımının egemenliği) dönüşmesi kaçınılmaz hale gelir ve sorunların sonu gelmez.
Çözüm
Hep yinelendiği gibi ülkemizde altmış yılı aşan süredir uygulanan yoz eğitimle koşullandırılan kuşaklar, dünya sorunlarını algılayabilme yeteneğinden yoksun olduklarından, çağdaş düşünce ve çağdaş yaşantıya anlam ve şekil olarak uyum sağlayamamakta, sorunlar bütün kurumlara yansımaktadır. Çözüm, öncelikle Siyasal Partiler ve Seçim yasalarının değiştirilerek halkın özlem duyduğu temsilcilerin seçimini sağlamak, seçimlerde inanç sömürüsünü engellemek ve oy satın alınmasını elverdiğince gidererek “milli iradenin gerçek temsilcileri”ni parlamentoya gönderebilmekle gerçekleştirilebilir.
Sorunları yalın olarak dile getirerek toplumu, siyasetçileri uyarmak, yasaların üstünlüğü gerçeğinin benimsenmesi için çaba göstermek ve böylece gerçek milli iradenin oluşmasını sağlamak tüm çağdaş aydınların yaşamsal önemdeki görevidir.

Neva
19-03-2013, 11:01
Guncelleme.