PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : DTP'nin Kapatılması Hakkındaki İddianame


dolfen
19-11-2007, 01:32
DTP'nin Kapatılması Hakkındaki İddianame



Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) kapatılmasına ilişkin hazırlanan 121 sayfalık iddinamede çarpıcı ifadeler yer aldı. DTP'nin terör örgütü elebaşı Öcalan'ın talimatıyla kurulduğu belirtilen iddianamede, parti üyelerinin terör örgütü lehine çalışmalarının propagandayla sınırlı kalmadığı, eylemlerini lojistik destek boyutuna dönüştürdükleri kaydedildi. İddianamede terör örgütü tarafından kaçırılan 8 askerin geri alınmasına da değinilerek, olayın *


örgüt propagandasına dönüştürüldüğü ifade edildi.

Siyasi partilerin kapatma nedenlerinin sıralandığı iddinamede, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) özelinde uluslararası hukuk yönünden siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin hükümlere yer verildiği, siyasi partilerin uluslararası sözleşmelerle korunduğu belirtilerek, siyasi partilere tanınan özgürlüğün kuşkusuz sınırlandıralamayan bir özgürlük olmadığına vurgu yapıldı. İddinamede, ülkedeki demokratik rejimi tehlikeye sokacak siyasi projesi bulunan veya siyasi amaçlar için gerektiğinde şiddete

başvurmayı amaçlayan siyasi parti için kapatma yaptırımı öngörülmesinin AİHS'ye aykırı olmadığına işaret edildi. Kapatma davasına konu edilen eylemlerin işlendiği tarihlerin bir öneminin bulunmadığı, eylemlerin üzerinden ne kadar süre geçse de zamana yayılan bu eylemlerin odaklık boyutunda bir bütünü oluşturdukları belirtilen iddianamede, şu ifadelere yer verildi:

"Partiyi temsil eden organlarca gerçekleştirilen eylem veya söylemlerin partinin değil, bu kişilerin kendi kişisel görüşleri olduğu açıklanmadıkça ve siyasi parti tarafından da açıkça reddedilmedikçe, bu söylem ve eylemler de partiye isnat edilebilecektir. Bir siyasi parti üyesi olup, yerel yönetimlerde görev alanların eylemleri de o siyasi partinin hedeflediği siyasi projeyi gerçekleştirmek veya ifade etmek amacına yönelikse, siyasi partiye isnat edilebileceği hususunda kuşku bulunmamaktadır."

Terör örgütünün kurucusu ve elebaşı Abdullah Öcalan'ın yargılandığı, mahkum olduğu ve cezasının infazının İmralı Cezaevi'nde gerçekleştirildiği hatırlatılan iddianamede, Öcalan'a diğer mahkumlar gibi yasal olarak avukatları ve ailesi ile görüşmesine imkanın tanındığı, ancak avukatlarının görüşmelere ait diyalogları yazılı olarak örgütün güdümündeki yayın organlarında yayınladıkları ve böylece terörist örgüt elebaşının yandaşlarına ve örgütüne talimat vermesine olanak sağlandığı kaydedildi. Teröristbaşı

Öcalan'ın, avukatlarıyla yaptığı 5 Mayıs 2004 tarihindeki görüşmede, yeni bir parti kurulması talimatını verdiği, kurulacak partinin ismini dahi söylediğine dikkat çekilen iddianemede, Öcalan'ın sonraki görüşmelerinde ise hem yeni kurulacak parti ile ilgili hem de o tarihte faaliyette olan DEHAP ile ilgili talimatlarına devam ettiği kaydedildi. DTP'nin terör örgütü PKK'nın elebaşı Öcalan'ın emirleri ve direktifleri doğrultusunda kurulduğu, bunun da Öcalan'ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarıyla açıkça

ortaya çıktığı kaydedilen iddianamede, "Kurucuları ve genel başkanı, hatta eşbaşkanlık sistemi de dahil olmak üzere DTP'nin kuruluş çalışmalarının tamamen Öcalan'ın direktifleri doğrultusunda gelişip sonuçlandırıldığı açıkça ortaya çıkmaktadır" denildi. Siyasi partilerin demokratik siyasi yaşamın vazgeçilmez unsurları olduğunun tartışılmaz olduğu belirtilen iddianamede, şu ifadeler kullanıldı:

"Ancak terör örgütü PKK'nın siyasi uzantısı gibi davranan DEHAP'ın eylemlerinin ulaştığı yoğunluğu dikkate alarak yine PKK ve elebaşısı Öcalan'ın emir ve talimatları ile yeni parti kurulması yoluna gitmek, ulusal ve uluslararası hukuk düzenlerinde öngörülen siyasi parti kavramı ile ilgisi olmayan, demokratik siyasal hayat içerisinde izah edilemeyecek bir durumdur. Hele aldıkları talimat doğrultusunda DEHAP'ı DTP'ye katılmak üzere kapatan siyasi partililerin zaman geçirmeden DTP bünyesinde çalışmalara

başlamaları dünya siyaset tarihi yönünden ele alınıp, bağımsızlık, demokratiklik ve hatta etik yönden dahi incelenmesi gereken bir sonuçtur. Cezaevinde bulunan bir terör örgütü liderinden aldıkları talimatların gereğini harfiyen yaparak siyasi parti DEHAP'ı kapatıp, yeni bir siyasi parti DTP'yi kuran kişilerin terör örgütü ve liderine ne derece bağlı olduklarını kuşkuya yer vermeyecek biçimde ortaya çıkarmıştır."

İddianamede, DTP'nin kuruluşundan sonraki eylemler başlıklı bölümünde, siyasi yasak getirilmesi istenen 221 parti üyesinin eylem ve konuşmalarıyla parti örgütlerinin düzenlediği toplam 141 eyleme ve bunlara ilişkin yargı süreçlerine yer verildi. DTP kurucu üyesi Hatip Dicle'nin terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın direktifiyle hareket ettiklerine dair beyanda bulunduğu belirtilen iddianamede, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'in ise öldürülen terör örgütü mensuplarına sahip

çıktığı, isyan biçiminde değerlendirilebilecek olayları gerçekleştiren kişilere cesaret verici ve yaptıklarını onaylar mahiyetteki ifadeler sarfettiği kaydedildi. Ahmet Türk ve Sedat Yurttaş'ın terör örgütü elebaşını övücü açıklamalarının yer aldığı iddianamede, parti üyelerinin terör örgütü PKK lehine çalışmalarının propagandayla sınırlı kalmadığı, eylemlerinin lojistik destek sağlama boyutuna eriştiği belirtildi.

Hakkari Dağlıca'daki çatışmadan sonra terör örgütü tarafından kaçırılan 8 askerin geri alınması olayı da kapatma davasının iddianamesinde yer aldı. 21 Ekim 2007 tarihinde terör örgütü tarafından kaçırılan 8 askerin geri alınması olayının DTP milletvekilleri Aysel Tuğluk, Fatma Kurtulan ve Osman Özçelik tarafından tam bir örgüt propagandasına dönüştürüldüğü belirtilen iddianamede şu ifadelere yer verildi:

"Roj TV gibi örgütün yayın organlarında, olaydan sonra askerlerin teslim edilmeleri için özellikle ailelerinin DTP'ye yönlendirilmeleri ve nihayetinde üç milletvekilinin Kuzey Irak'a giderek, terör örgütü elebaşının resimleri ve sözde bayrakları önünde askerleri almalarına ait görüntülerle istenilen propaganda amacına ulaşılmak istenilmiştir. Terör örgütünün, aileleri DTP'ye yönlendirmesinden de anlaşılacağı gibi söz konusu eylemin propaganda amaçlı planlandığı çok açık olarak ortaya çıkmıştır. Terör

örgütüne 'terör örgütü' diyememenin yanında 'kardeşlerimiz', 'tabanımız', 'muhatap alınması gereken kurum' gibi ifadeler kullanılmış, parti binaları örgüt kampları gibi terörist resimleri, sözde örgüt bayrakları ile donatılmış, örgüt lehine eğitim faaliyetleri yapılan, terör örgütü ve elebaşı lehine yasa dışı gösterilerin organize edildiği, teröristlerin buluşma noktası haline getirilmiştir. Öldürülen terör örgütü elemanları 'şehit' olarak tanımlanmış, ROJ TV gibi örgütün yayın organları birinci

derece muhatap alınarak, programlarına partinin her kademesinden kişiler vasıtası ile katılınmış, telefonla canlı bağlantılar yapılmış, hepsinde de örgüt propagandası içeren, halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden beyanlarda bulunulmuştur."

Hikmet Fidan'ın öldürülmesi olayı da iddinamede yer aldı. Terör örgütü PKK'dan ayrılıp PWD'ye katılan Kani Yılmaz, Serdar Kaya, Sabri Tori gibi kişilerin PKK militanlarınca, bir anlamda iç hesaplaşma adına öldürülmelerinin gösterilebileceğine kaydedilen iddianamede, Hikmet Fidan'ın da bu aşamada Demokratik Toplum Hareketi adı altında faaliyete başlayan partililerin çalışmalarına katılmayı kabul etmediği, PWD ile ilişkisi ortaya çıkınca da Diyarbakır'da tuzağa düşürülerek bilinmeyen bir PKK mensubu

terörist tarafından ensesine ateş edilmek suretiyle öldürüldüğü belirtildi. Hikmet Fidan'ın öldürülmesi olayına DTP'nin yaklaşımının, başlı başına ele alınması gereken bir konu olduğuna dikkat çekilen iddianamede, hiçbir DTP'linin olayı kınayamadığı, hatta cenazenin kaldırılması için Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nden talep edilen ambulansın deposu delik gerekçesiyle karşılanmadığı kaydedildi.

DTP'nin daha kuruluşunda kan ve terör örgütü PKK'nın emirleri üzerine oturtulduğu, hiçbir şekilde ve hiçbir kaynaktan muhalefete imkan tanımadığı, adında demokratik toplum ibaresini kullanmasının dahi trajikomik olduğunu ortaya çıktığı belirtilen iddianamede, "Gerçekten sadece Hikmet Fidan olayı dahi Öcalan'ın emriyle kurulan ve terör örgütünün destekçisinden öte bir organı gibi çalışan DTP'nin ulusal ve uluslararası hukuk alanında siyasi parti olarak tanımlanmasını, bir demokrasi ayıbına

dönüştürmektedir" denildi.

thunderpoint
19-11-2007, 12:53
Diğer başlığına yazdığım şey burası için de geçerli...

Sevgiler...

habilis
19-11-2007, 16:50
ben şahsen DTP nin kapatılmasına karşıyım,
düşüncelerde özgür bırakılmalı insanlar, adamlara konuşma fırsatı verilmeli, dağda konuşmaları( terör- ) daha mı iyi ? !!!!

bence medeni insan olarak bu kişilerede demokrasi hakkı tanınmalı,
kimseyi kısıtlayamayız.. despot ,totaliter bir yönetim değil , demokratik olmalıyız..

onlarda insan sonuçta ,,niye sansür koyalım,,insanca halledemediğimiz için zaten ne geliyosa başımıza ondan geliyor.


benim düşüncem bu,

osiris
19-11-2007, 17:08
dtp yi kapatsak ne olacak bu işide çocuk oyuncağına döndü hemen başka parti kumasına izin veriliyor tıpkı erbakancıların yaptığı gibi bütün bölücüleri türkiyeden atmak gerek işte ozaman huzura kavuşuruz

dolfen
19-11-2007, 21:20
Meclis’te farklılığa tahammül etmiyorlar
Sultan Özer
DTP Eş Başkanı Emine Ayna, DTP’ye yönelik siyasi bir linç başlatıldığını, bunun son halkasının kapatma davası olduğunu vurguladı
Demokratik Toplum Partisi (DTP) Eş Başkanı Emine Ayna, Meclis çatısı altında farklı düşüncelere tahammül olmadığını, kapatma davasının da bunun bir sonucu olduğunu söyledi. Ayna, “Meclis’te farklı kimliği, söylemi, farklı bakışı kaldırmıyorlar, tahammül etmiyorlar, bunun bir yansımasıdır” dedi.
DTP Eş Başkanı Emine Ayna, kapatma davası, dokunulmazlıkların kaldırılmak istenmesi, medyanın DTP’ye yönelik tutumu ve çatı partisi gibi güncel konularınızı gazetemize değerlendirdi.

Yargıtay tarafından partiniz hakkında kapatma davası açılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Resmi ideolojinin teklik ilkesinin burada da kendini gösterdiğini görüyoruz. Meclis çatısı altında farklı düşüncelere tahammülsüzlüğü gösteriyor. Sorunların çözümünde farklı bir söylem, farklı bir düşence ileri süren bir partiye karşı açılan bu dava, demokrasiye tahammülsüzlüğün açık göstergesidir.

MHP’nin anayasa değişiklik önerisi ile dokunulmazlıklarınızın kaldırılması isteniyor, CHP destek verdi. Bunu 94’te DEP’lilerin sürecine benzetiyor musunuz?
DEP’lilerin dönemi ile bire bir aynısı değil ama şunun bir göstergesi. Bu da onların, CHP’nin, MHP’nin resmi ideoloji anlamında gelenekleri, kendilerinden farklı olanları kabul etmiyor, muhatap almak istemiyorlar. Onlar için iktidarı da muhalefeti de siyasi anlamda aynı şeyi söylemeli. Meclis’te farklılıklara tahammül yok. Farklı kimliği, söylemi, farklı bakışı kaldırmıyor, tahammül etmiyorlar, bunun bir yansımasıdır.
12 Eylül’den beri Meclis’te, bugün bile MHP’nin milletvekilleri arasında katiller var, hırsızlar var. AKP’de de CHP’de de var. Yolsuzluklardan, dolandırıcılıktan... Ahlaki anlamda yüzlerce dosya var ama ne gündeme geliyor, ne tartışılıyor.
Türkiye’nin yaşadığı sıkıntılara, zorluklara ilişkin belki de tek çözüm önerisini getiren, bireylere değil bir partiye karşı, ‘bu partinin dokunulmazlığını kaldıralım’...
Bu, uzun süredir karar verdikleri bir şeydi. Bir yandan siyasi bir linç havası estireceksiniz, bir yandan il ilçe örgütlerine taşla, genel merkeze silahla saldırtacaksınız insanları, bunun yolunu açacak, bunu yapanın kafasını okşayacaksınız... Sonra, ‘dokunulmazlığı kaldırın.’
Bizim dokunulmazlığımız zaten yok. Bize zaten dokunuyorlar. Haa bunun altını doldurmanın yollarını arıyorlar. Çok da önemli değil bizim için. Şu anlamda önemsiyoruz, onların milletvekili olarak ne kadar, neye hakları varsa, bizim de ona hakkımız var. Bize bir halk oy verdi. Oy veren bu halkın hakkıdır, bizim oradaki haklarımız. Bu anlamda da sonuna kadar savunacağız. Bu yanlışsa, tümden kaldırılmalıdır. Siyasi linçin bir uzantısı, bir başka boyutudur. Bunları Türkiye tarihi yazacak, tarihe not düşülecek.

AKP’nin karşı açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz, AKP samimi mi?
AKP bunda samimi değil. AKP’nin yaklaşımı iki boyutlu. Bir AKP tek başına iktidar. Avrupa, ABD ile ilişkileri olan bir iktidar. Bunu kabul etmesi o ilişkilerini zorlar. Böyle bir uluslararası boyutu var. Diğer boyutu özellikle seçimden önce Kürtlerden oy isterken, ‘operasyon yapmayacağız’ dedi. Sınır ötesi, sınır içi değil, ‘operasyon yapmayacağız’ dedi. ‘Kürt sorununun çözümü demokratik yol ve yöntemlerle olacak’ dedi, böylesi sözler verdi Kürtlere.

Barış mesajı verdi yani...
Tabii. Bu sözler üzerine bölgedeki Kürtler ‘DTP’ye versek de güçlü olmaz, sözünü geçiremez. En ufak söyleminde işte bugün karşılaştığımız şeylerle karşılaşır, ama AKP söylerse belki devlette çok ciddi şeylerle karşılaşmaz. AKP’nin hayata geçirmesi DTP kadar zor olmaz’ gibi bir mantıkla, oylarının yönünü çevirdiler. İdeolojik nedenle çevirmediler oylarını. AKP’ye dönmediler yani.

‘Emanet oylar’...
Grup Başkanımız Ahmet Bey’in kastettiği, ‘emanet oylar’ dediği buydu. Ama arkasından operasyon tezkeresi ile geldiler Meclis’e. Bu, bölgede çok ciddi tepkiye yol açtı. AKP’nin Kürt milletvekilleri, tezkere tartışmaları sırasında doğru olmadığını söylediler. Ama sonunda iradelerine ipotek kondu. Hani bize diyorlar ya ‘iradeleri ipotek altında’. Asıl kendilerinin iradesi ipotek altında. Biz zor olanı yapıyoruz, çok ciddi bir zorluk. Vekillerimizin bugün karşı karşıya olduklarına baktığımızda kolay kaldırılabilir şeyler değil bunlar. AKP eğer ‘DTP’nin dokunulmazlığını kaldıralım’a dönük bir adım atmaya kalkarsa bölgede nasıl bir tepkiyle karşılaşacağını bilir. Önümüzde yerel seçimler var. Yani yine oy kaygısı. Demokrasi, özgürlük, eşitlik kaygısı değil, böyle bir kaygı yok, demokrasi umurunda da değil. Ama sonuçta bir oy kaygısı var. (Ankara/EVRENSEL)
--------------------------------------------------------------------------------
Medya bize magazinel baktı
Bize baştan beri magazinel yaklaştılar hâlâ öyle. Keşke gerçekten çözümü düşünse, bizim çözüm önerilerimizi tartışsalar. Hiç unutmuyorum, bir gazeteci beni ilk haftalarda aradı, ‘nereden giyiniyorsunuz’ diye sordu. Ne biçim bir soru, siyasetçiyim, siyasetle ilgili soru soracağınıza bunu niye sordunuz dedim. ‘Nereden aldığınızı merak ediyoruz. Çok şık giyiniyor DTP’li kadın milletvekilleri’ diye devam ettirdi. Bunu Güldal Mumcu’ya sordunuz mu dedim ‘hayır’ dedi. İsmini hatırlamıyorum, AKP’li bir kadın milletvekilinin ismini verdim, sordunuz mu ‘hayır’. Kime sordunuz ‘DTP’li milletvekillerine’. Bunları yazın dedim, bütün kadın vekillerimizle ilgili görüştüklerini yazdı, bunu yazmadı. ‘Kürt kadınları giyinmeyi bilmez, oturmayı, kalkmayı bilmez. Bu kıyafetleri nereden alıyorlar’ diye bakıyorlar. Bizi ele alış, değerlendiriş şekilleri bu. Oysa şöyle bir geçmişlerimize baksalar, yıllardır biz hem kadın eşitlik mücadelesi veriyoruz, hem özgürlük mücadelesi veriyoruz. Biz kendi kendimize burada varız. Oysa diğerleri, eşleri bilmem neleri sayesinde. ‘Şahinler, ılımlılar’ yaklaşımları bile magazinel.
--------------------------------------------------------------------------------
Savaşı bilgisayar oyunu gibi görüyorlar
Siz sınır ötesi operasyona karşısınız. Medya ve hükümetin bu konudaki tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kuzey Irak’a operasyon yapıldı denildiği zaman, televizyonlardaki görüntüler dikkatimi çekti. Bilgisayar oyunu gibiydi. Savaşı öyle algılıyorlar. Savaşta insanlar ölüyor, kollar, bacaklar parçalanıyor, bunlar yok. Bilgisayar oyunu gibi ışıklar yanıp sönüyor.
En çok dikkatimi çeken şeylerden biri de 8 askerden birinin annesinin sözleri oldu; Mehmet Ali Şahin’in sözlerine karşı ‘Ben AKP’ye oy vermiştim’ dedi. Belki oğlu askerde olmasa operasyondan yana olacak, TV’de bilgisayar oyunu gibi algılayacaktı. Ne zaman ki kendisi işin içinde oldu, ‘Bu oyun değil, gerçek, yaşamın ta kendisi’ dedi. O zaman yüzleşiyorlar.
Biz de diyoruz ki o kadar yaklaşmadan bu işi çözelim. Bu kadar içine girip, sonradan pişman olmadan. Operasyonla ölüme karar veriyoruz, yaşama değil.

Tezkerenin kabul edildiği gün AKP’li Kürt milletvekilleriyle karşılaştınız mı?
Tezkerenin kabul edildiği gün AKP’nin Kürt milletvekilleri kafalarını kaldırıp bize bakamadılar. Çünkü bunu inanarak yapmadı, oylarını inanarak vermediler, ama verdiler. Bizim yüzümüze nasıl bakamıyorlardı ise bölgeye gittiklerinde halkın yüzüne de bakamayacaklar. Bu bile önemli ve ‘biz ne yaptık, neye hizmet ediyoruz’ diye kendilerini sorgulamalarına yol açacaktır.
Örneğin ben Zafer Üskül ile karşılaşmayı çok istiyorum. Siz demokrat, hümanist niteliklerinizle bilinen biriydiniz. Anayasanın demokratikleşmesine inanan ve AKP’de olma nedenlerinden birinin bu olduğunu söyleyen biriydiniz, ama tezkereye ‘evet’ dediniz demek istiyorum. Biliyorum ki bu onun kalbindedir ve ‘ne yaptım’ demiştir. Birçok insan var bunu diyen.

Demokratik özerklik gerçekten Türkiye’yi bölecek mi?
Genelkurmay’ın bir açıklamasında, ‘devleti küçültecekler buna sessiz mi kalacağız’ diye bir cümle geçiyordu. Demokratik özerklik devletin küçülmesidir. Buna karşı direnç, devletin küçülmesine karşı dirençtir. Biz Kürtlere özerklik, halklara özerklik demiyoruz. Irak’taki gibi sadece Kürtlerin yaşadığı bölgeye özerklik demiyoruz. Türkiye’nin geneli için model sunuyoruz. En temel sorun Kürt sorunudur, Kürt sorunu da bu model içinde çözülür diyoruz.
--------------------------------------------------------------------------------
DTP’de kesinlikle ayrılık gayrılık yok
Medyada Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, Sırrı Sakık’ın isimleri verilerek, ‘daha ılımlı idiler, radikaller işbaşına geldi’ yorumları yapıldı. İçinizde bir bölünme mi yaratılmak isteniyor, yoksa gerçekten daha radikaller mi göreve geldi?
Onlar radikalliği şiddet yanlısı olarak tanımlıyorlar, radikallikten benim anladığım, değişime açık olmak, özgürlüğe yönünü dönmek, demokraside ısrar, muhafazakar olmamaktır. Aykırıyı kabul etmek, karşıtına tahammül etmektir radikallik. Bu anlamda biz eskiden de radikaldik şimdi de. Bu anlamda Ahmet Beyler de radikaldi biz de radikaliz.
Medyanın tabiri ile ‘şahinler, güvercinler’. Biz güvercin değiliz. Güvercin savunmasızdır, biz savunmasız değiliz, kendini savunan koca bir halkız. Öyle zavallı, küçük, yardıma muhtaç değiliz, bu anlamda güvercin değiliz. Ama şiddet yanlısı, saldırgan bilmem ne. Bu anlamda şahin de değiliz.
Biz herkesle birlikte olmak, birlikte oturmak, konuşmak, diyalog geliştirmek istiyoruz. Bunun mücadelesini, bütün arkadaşlarımızla veriyoruz. Bizim yönetim tarzımızda, işleyişimizde iktidarcı bir mantık yoktur. Her şeyi bir insanın üzerine yıkmak, hem görev ve sorumluluk anlamında yıkmak hem bir insanı görev ve yetkilerle donatmak, böyle bir mantığımız yok. Çalışma tarzımızda da bu yok. Ahmet Bey Grup Başkanımız, Nurettin Bey Genel Başkanımız, ben eş başkanım. Üçlü bir koordinedir ve güçlü bir koordinedir.
Hem içte öyle bir kırgınlık yaratmak hem kitlelere, ‘acaba mı’ görüntüsü vermek istiyorlar. Kesinlikle bir ayrılık gayrılık yok. Bütün grup aynı zamanda PM üyesidir.

Siz zor bir dönemde seçildiniz. Bu, sorumluluğunuzu daha fazla artırmıyor mu? Ne düşünüyorsunuz?
Şu an DTP’deyim belki, ama çok uzun zamandır siyasetin içinde olan biriyim. HADEP’in ilk kuruluşundan beri kadın çalışmasıyla başladım, il yöneticilikleri PM üyeliği yaptım. Bir şekilde bu parti geleneğinin hemen hemen birçok aşamasında çalışmalarda bulundum. Bu geleneğin 90’lı yıllarını da 2000’li yıllarını da yakından bilen biriyim. Çok rahat dönemlerimiz de oldu, çok sıkıntılı dönemlerimiz de. Faili meçhuller de yaşadık, genel merkezimize atılan bombalı dönemi de.
Belki AB süreci, çok asgari düzeyde de olsa demokratikleşme adımlarının atıldığı, biraz nefes aldığımız zamanlar da oldu.
Bütün olarak baktığımızda, muhakkak ki zorlu bir dönem, süreç ama sonuçta bizim buradaki varlık nedenimiz de o. Türkiye’nin demokratikleşmesi için çaba harcamak.
Eş başkanlığıma gelince, yine bir siyasi geleneğin, ciddi bir kadın özgürleşme misyonunu da taşıyor olmamızdır. Siyasi Partiler Yasası’nda yokken biz kadın kollarını kurduk, sonra yasaya girdi. Kadın kotasını ciddi bir oranla hayata geçiren bir siyasi geleneğiz. ‘Eğer bu toplum özgürleşecekse, bu ancak kadının özgürleşmesi ile olur’ diye tüzüğüne, programına koyan bir gelenek. Karar mekanizmalarında ortaklık anlamında eş başkanlığı uyguluyoruz. Siyasi Partiler Yasası’nda yok ama fiilen uyguluyoruz.

Eş başkanlıkta sizin milletvekili olmanızın etkisi oldu mu? Eş başkanlardan biri olsun gibi bir şey gözetildi mi?
Esas alınmadı ama gözetildi. ‘Kadın milletvekili olsun, erkek milletvekili olmasın’ diye bir tartışma olmadı. Bu da nedenlerden biri idi ama esas değildi.
--------------------------------------------------------------------------------
Çatı partisi en acil ihtiyaç
Çatı partisi konusunda ne yapacaksınız?
Kimlerle çalışabiliriz, ortaklaşabiliriz, kimler sıcak bakıyor ona bakıyoruz, Şeklini, şemalini, içeriğini belirlemeye çalışıyoruz. Ama çok önemsiyoruz. Çatı partisini Türkiye’nin genel sorunlarına hep beraber el atabileceğimiz, ortaklaşabileceğimiz bir organizma, bir bina olarak bakıyoruz. Misyonu, önemi çok büyük. Türkiye’nin demokratikleşmesi için en acil ihtiyaçlardan birisi olarak görüyoruz. ‘Ben demokratım, demokrasiden yanayım, demokrasi mücadelesi veriyorum’ diyenin bir araya gelmesi, aynı çatı altında toplanması gerekiyor.
Bu irade bir bakıma açığa çıktı. 3 Kasım’da KESK’in düzenlediği yürüyüşü çok önemsiyorum. Toplumsal şiddetin bilinçli olarak en fazla kışkırtıldığı, bizlerin her yerde öcü gibi gösterildiği bir zaman diliminde, KESK operasyonlara karşı yaptı yürüyüşü ve orada herkes vardı. Çatı partisi o. Herkesin bir araya gelebileceği, tek ses olabileceği, herkesin ‘ben Türküm, ben Kürdüm, ben Ermeniyim’ diyebileceği, bir olduğunu ortaya koyacağı bir mekanizma.
Yerel seçimler öncesi yetişir mi?
Çalışmamızı hızlandıracağız. Yerel seçimler öncesi bir organizmaya dönüşmese de, atılacak adımla bir ittifaka dönüşebilir. Yerel seçimlere yetiştireceğiz diye ortaya çıkmış değiliz. Bunu yerel seçimler için değil, genel bir çözüm için ortaya koyuyoruz.

gerilla
20-11-2007, 01:17
önceden sayılmayız parmak ile tükenmeyiz kırmak ile vardı. şimdi yıldıramazsınız kapatmak ile, particilik bitmez bizde zamanı.

InVitatio
20-11-2007, 01:53
PKK ile gönül baglarini koparamayanlara / koparmak istemeyenlere . *PKK ya ne gibi bir tavir sergileniyorsa onlara da ayni tavir sergilenmesi zaten yapilmasi gerekendir.
Kadinin birisi Dag'da önce "düsman türk ordusu mensuplarina" karsi kursun sigmaya yemin ediyor sonra, meclise seciliyor.....bunu bu millet neden sineye ceksin ?

sargon
20-11-2007, 02:02
Hiçbir tartışma amacı taşımayan, sadece bazı haberleri yığan bir başlık açmışsın dolfen. Bu başlığın nereye gideceği de yine aynı içeriksiz cevaplardan belli oluyor. Bu yüzden kilitliyorum.