PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bahriye Üçok'un "kargocusu" DTP'de


29-11-2007, 12:30
Demokrasi ve İnsan hakları!!! savunucularının dikkatine sunulur:

http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7173

okinono
29-11-2007, 17:20
Sevgili Youef,

Gözlerden kaçan çok önemli bir haberi gündeme getirmişsiniz. *Tebrik ederim.

Bu ülkede ölen insanların, inançlarından önce, sistem için, dini tercihleri halka pompalanarak, halkı galeyana getirmek için birer piyon gibi öldürüldüklerini anlatması açısından da çok önemli bir haber.

Daha öncede söylediğim gibi, din halklar için bir inanç iken, emperyaller için sadece bir iştir.

Ama gelin görün ki bir türlü bizler halk olarak bunu anlayamıyoruz. *Aslında anlıyoruz anlamasına da, o kadar güçlü görünen bir ezen sistem var ki, görmemezliğe veriyoruz. Kedidir kedi…

Bireysel olarak o yer cüce tanrılarından kimi zaman kaçarak, kimi zaman bulaşmayarak çoğu zamanda yalakalık yaparak toplum olarak hepimiz korkularımıza yenik düşüyoruz.
Sonra da bir sürü bahaneler yaratarak hocanın karanlıkta kaybettiği yüzüğünü aydınlıkta araması gibi kendimizi kandırıyoruz.

Bu emen peryallerin dinciside dinsizi de sağcısıda solcusuda veya aklınıza hangi iki zıt toplumsal öğe gelirse gelsin, o da dâhil olmak üzere hepsinin deliği birdir.

Şahıslarda kamalat aramak gibi bir angutluktan kurtulamadığımız müddetçe de topluca iğfal edilmeye mahkûmuz.

Halkımın en dinsizinin tek bir tırnağını, dinciyim diyen sistem yalayıcılarının alayına asla ben değişmem.
Dinsiz olan arkadaşlarımın da, dinciyim diyen halkımın tek bir tırnağını, dinsiz sistem yalakalarının tümüne değişmeyeceğine inanıyorum.

Halkın içerisinde bulunan şark kurnazlığının ve göstermeliklerin hepsinin temelinde, sistemin büyük gibi görünmesinden doğan korkaklık yatmaktadır. Bundan emin olabilirisiniz.
Hepimiz bulunduğumuz yerde sinmişiz, ürkmüşüz. Kimimiz memur olmuşuz kimimiz esnaf çoğumuz işsiz, ellerimiz açmışız ve kendi hakkımız için, bizi ezenlere yalvarıyoruz.
Böyle olmamalı, insanlık onur kelimesinin içinde olan bir kavramdır oysa.

Safları inançlar noktasında kurmaktansa, halkın eşitliği noktasında kurmak, biz halklar için artık kaçınılmazdır. *Bunun adına ister sosyalizm deyin ister milliyetçilik, isterseniz ortak bir din. İnanın hiç fark etmez. *

Yeter ki gerçek insanlık gücünü tekrar ele alsın.
Çok önceleri kaybettiği asıl gücünü kazanmak için neye gereksinimi varsa onun için mücadele etmeye yeterki kararlı olsun.


Gözlerden ırak bir konuyu gündeme taşıdığınız içinde ayrıca teşekkür ederim.

Selamlar.

29-11-2007, 17:50
Sevgili okinono,

Bence de çok önemli bir haber de çok merak ediyorum sitedeki inançlı-inançsız demokrasi ve insan hakları havarileri, DTP'nin sınırsız destekçileri, Hrant Dink daha yere düşmeden katilinin hangi siyasi yaklaşımdan olduğunu şıp diye teşhis edenler, ulus-millet lafını duyar duymaz faşist-ırkçı-eşkiya yaftasını yapıştıranlar bu konuda ne düşünüyorlar?

pante
29-11-2007, 21:15
Sevgili Youef;
Bu haberin bir önemi yok.
Çünkü istisnalar hariç herkes, DTP'nin terör örgütü PKK'nın legal partisi olduğunun bilincinde.
Bir terör örgütü için de, üyesinin geçmişindeki Türk aydınlara karşı terör bağlantısı olumsuz değil, olumlu bir durumdur.
Herhalde "Senin geçmişinde terörle ilişkin var." diyerek üyelik başvurusunun reddi komik olurdu.
"Bana 'terörle bağlantın var' diyene bakın!" demez miydi o zaman Kargocu bayan? *:)

Ayrıca "Bu konuda ne düşünüyorlar?" diye sorduklarının öncelikle PKK'lılara terörist diyebilmesi gerekir ki bu konuda söyleyebilecek birşeyleri olsun.
PKK'lı teröriste "gerilla" diyenden objektif yaklaşım beklemek mümkün mü?
O artık bir PKK destekçisi ve Türkiye düşmanıdır.

29-11-2007, 21:42
Sevgili pante,

Ben de önemli bir haber buldum sanmıştım, yazdıklarını okuyunca sana hak verdim. Gerçekten, sıradan birşey *:lol:

dilaver
29-11-2007, 22:07
Bu haberin ayrıntılarını unutmuşum. Kargocu bayanın yargı sürecini ve ne kadar ceza aldıgını da söyleyebilir misiniz. Kaç sene yatmış ne zaman tahliye olmuş.


* * * saygılarımla

pante
29-11-2007, 23:15
Calap'ın Bahriye Üçok cinayetiyle doğrudan bir ilgisi olduğunu sanmıyorum.
Ama kullanılmış olabilir.

Dedim ya! Haberin bence hiç önemi yok.
Calap'a gelene kadar neler var yazılıp çizilecek.
Ondan önce DTP'nin milletvekillerine bakılmalı.
DTP'de milletvekili olmak, parti yöneticisi olmak PKK'ya gösterilen liyakatla doğru orantılıdır.
PKK'nın onayından geçmeyen bir ismin DTP'de görev alamayacağını bizzat hatip Dicle gibi DTP'nin kurucu üyeleri söylüyor.

sargon
30-11-2007, 00:32
Bu işin altında birşeyler var ama ne?

Varan 1

Bahriye Üçok suikastı üzerinde durulmaya değer bir suikast. Bu suikastı kimin yaptığı acaba gerçekten çözüldü mü acaba?

Biyografi.net'teki yazıdan olayla ilgili polis soruşturması hakkında bilgi var. Soruşturma önce Bahriye Üçok'a gönderilen paketin teslim edildiği kargo üzerinden yapılıyor. Burda çalışan Calap'ın ifadesi alınıyor ve ama sonra kız ortadan kayboluyor. Daha sonra Türkiye Devrimci Halk Partisi'nin üyesi olarak yakalanıyor, ifadesinde paketi getirenleri tanımadığını söylüyor. Örgüt üyeliğinden 12 yıl ceza alıp yatıyor.

Olaydan bir gün sonra polisin yaptığı araştırma sonucu, bombalı kitabın İstanbul'da Ekspres Kargo Perşembe Pazarı Şubesi'nden postalandığı ortaya çıktı. Şirketin teslim alma bölümünde görevli olan ve paketi teslim edenleri gören görevli Gülay Calap, ifadesinde zanlıların eşkallerini tarif etti ve kayıplara karıştı.

Calap, daha sonra İzmir'de yasadışı Türkiye Devrimci Halk Partisi'nin bölge sorumlusu olarak yakalandı. Ancak Üçok cinayetiyle ilgili umut olarak görülen Calap, yakalandıktan sonra verdiği ifadede bombalı paketi getirenleri tanımadığını söyledi.

Soruşturmanın ilk adımlarında, NATO menşeli olarak açıklanan patlayıcının cinsi sonradan yapılan açıklamalarda Ortadoğu kökenli örgütlerin kullandığı Çekoslovak malı C - 4 olarak değiştirildi.
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2261

Olay faili meçhul olarak kalıyor. Aslında polisin açıklamalarından dolayı bir parça da yön değiştirme çabası var gibi görünüyor. Olayın tarihine dikkatinizi çekmek istiyorum. 1990 yılı, bu yıllarda bilindiği gibi PKK'nın terör eylemleri var ve devlet de herşeyi PKK'nın üstüne yıkmaya çalışıyor. Kolayca günah keçisi yapılabilecek bir durum var ortada çünkü. Bu arada Hizbullah örgütü yaratılıyor ve PKK'ya karşı savaşması için el altından destekleniyor. Dosya da bu süreçte böyle bir belirsizlik içinde, isteyenin PKK işi olduğuna inanabileceği biçimde rafa kaldırılıyor, cinayet faili meçhul olarak kalıyor.

sargon
30-11-2007, 00:33
Varan 2

10 yıl sonra birden bire yeni gelişmeler oluyor. Yine dikkatini siyasi süreçe çekmek istiyorum. Bilindiği gibi 28 Şubat sürecidir. RP'ne karşı postmodern bir darbe yapılıyor, Sincan'da tanklar yürütülüyor, polis içinde telekulak çetesi çıkartılıyor, Fethullah Gülen davaları falan yürütülüyor vb. Tam da bu süreçte faili meçhul Bahriye Üçok cinayeti davası yeniden açılıyor. Bu sefer fail kim olabilir? Tahmin etmeniz zor değil. İslami örgütler bulunuyor. Nasıl oldu da kimsenin aklına gelmemişti? Kadın İslam üzerine bir sürü kitap yazmış. İslamcıların diş bilemesi gayet doğal. Ama o zaman konjonktür başkaydı, şimdi başka. *Bakınız 1999 yılında neler oluyor.


İlk ipucu

Umut operasyonu sürerken Hizbullah örgütü üyelerini sorgulayan polis, Muammer Aksoy ve Üçok cinayetiyle ilgili önemli ipuçlarına ulaştı. Örgüt üyelerinin sorguları sonucunda İslami Hareket ve Mumcu eylem grubunun dışında "Kayserililer Grubu" adıyla yeni bir eylem grubunun varlığı ortaya çıktı.

Mumcu suikastıyla ilgili tutuklanan Mehmet Şahin, ifadesinde bombalı paketin patlamasıyla yaşamını yitiren Üçok'a gönderilen bombalı kitabı Ankara'da gördüğünü söyledi.

16 Mayıs 2000'de Ankara Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin, gözaltında tutulan Hasan Kılıç, Necdet Yüksel, Ferhan Özmen adlı kişileri sorgulaması sonucu Üçok'a yapılan saldırı da aydınlatıldı.

Bir üst düzey yetkili, Üçok cinayetinin faillerinin belirlendiğini doğruladı. Konunun yine İran bağlantılı olduğunu belirten yetkili, yakalanan kişilerin olup olmadığı konusunda, "Biraz daha sabredin. Her şey ortaya çıkacak, bizi takip etmeye devam edin" diye konuştu.

Failler gözaltında

17 Mayıs'ta Umut operasyonu kapsamında Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde gözaltında tutulan "Kudüs Komandoları" üyesi Necdet Yüksel ve Ferhan Özmen'in sorgulanmaları sonucu, Üçok'a yapılan bombalı saldırının failleri ortaya çıkarıldı.

Olayla ilgisi olduğu bildirilen biri Ankara dışında olmak üzere, üç kişi 16 Mayıs gecesi yakalandı. Bilal Yurt, Celal Aytufan ve Mehmet Gürova adlı zanlıların yakalanmasının ardından, polis 17 Mayıs sabaha karşı da Mustafa Koca'yı ele geçirdi.

Emniyet yetkilileri, gözaltına alınan bu kişilerin sorgulanması sonucu olayla ilgili yeni isimlerin belirlendiğini, bu kişilerin yakalanması için geniş çaplı operasyonların sürdüğünü bildirdi.

18 Mayıs'ta Ankara Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, Üçok cinayetiyle ilgili aralarında Mehmet Kasap'ın da bulunduğu beş kişinin gözaltında olduğu bildirdi. Bir operasyonda yakalanan Mehmet Kasap'ın Üçok cinayetiyle ilgili olmadığını, ancak gözaltına bulunan diğer zanlılarla ilişkisi olduğu gerekçesiyle gözaltına alındığını kaydetti.

Parmak izi örtüştü
19 Mayıs'ta Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde gözaltında bulunan "Tekin" kod adlı Ferhan Özmen'in parmak izi Üçok'un öldürülmesi olayında kullanılan pakette tespit edilen parmak iziyle örtüştü. Bu bulgu üzerine tekrar sorguya alınan Özmen, cinayeti ayrıntılarıyla anlatırken, cinayetle bağlantısı olan ve bu olayda kendisini yönlendirenle yardımcı olanların isimlerini verdi.

Emniyet yetkilileri, Üçok cinayetiyle ilgili tüm detayların ortaya çıkarıldığını, ancak olayla ilgili bazı kişilerin firarda olduğunu, bu kişilerin yakalanması için çalışıldığını kaydetti.

Bizim polisimiz nasıl da çalışıyor görüyor musunuz? 9 yıl sonra tam da İslamcılara karşı darbenin yapıldığı zamana denk getirilerek yapılan Hizbullah operasyonları çerçevesinde olayın bu cephesi de birden aydınlatılıveriyor. Tabii eğer inanırsanız. Bu adamlar şimdiye kadar neredelermiş acaba? Kimler koruyormuş bunları? Nasıl olmuş da o kadar adam domuz bağlarıyla bağlı şekilde evlerin mahzenlerine gömülmüş, yıllarca çıkarılmayı beklemişler.

Bu işlerin altında bir bit yeniği olduğunu düşünmek komplocu olmak mıdır acaba? Bence hiç de değil. Kendi deneyimlerimden bildiğim için bu kirli aygıtların içindekilerin neler çevirebileceklerini az çok bilebildiğimi düşünüyorum.

sargon
30-11-2007, 00:57
Varan 3

2005 yılı oluyor. Hasan Cemal anılarını yazıyor. Anılarında Cumhuriyet'te yaşadıklarını anlatıyor. Bilindiği gibi Cumhuriyet gazetesinde Genel Yayın Yönetmeni olarak 20-25 yıl çalışıyor Hasan Cemal. Bu kitaptaki bir bölümü Ertuğrul Özkök aktarıyor bir yazısında. Konu Bahriye Üçok ile ilgili. Şöyle:

Kitabın 47'nci sayfasında, bombalı bir saldırıda hayatını kaybeden Bahriye Üçok'la ilgili çok ilginç bir bilgi var.

Sami Karaören bir gün Hasan Cemal'e gelip, Bahriye Üçok'un gönderdiği yazıyı göstermiş ve şunu demiş:

‘MİT'ten rica etmişler, bu yazıyı öne alabilir miyim?'

Merak ettim. Acaba Bahriye Üçok'un MİT'le ne ilgisi olabilirdi?

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3597537&yazarid=10

Ertuğrul Özkök, Bahriye Üçok'un MİT'le ne ilgisi olduğunu soruyor. Hiçbir ilgisi olmayabilir. Ama MİT'in ilgilendiği belli oluyor. İki gün sonra da Fehmi Koru (o zamanlar Taha Kıvanç) Yeni Şafak'ta bu konuya değiniyor. Çok tuhaf bir cinayet diyor. Fehmi Koru'Ya göre bu suikast muhtemelen başarısız olması istenen bir suikasttır. Fehmi Koru şöyle yazıyor:

1990 yılı sonlarıydı. O zaman korgeneral rütbesiyle MİT'te müsteşarlık yapan Teoman Koman yeni bir âdet başlattı. Gazetelerin Ankara temsilcileri ve Ankara'da ikamet eden yazarlarıyla biraraya gelme âdeti... Önce bir meslek örgütünün dâvetiyle bir lokantada buluşuldu kalabalık bir gazeteci grubu olarak; ardından aynı grup MİT'e dâvet edilerek ikinci bir buluşma gerçekleşti. Sonradan Jandarma Genel Komutanı olacak Koman Paşa olabildiğince açık yürekli konuşmalar yaptı, sorularımızı cevaplandırdı.

Nasıl hatırlamıyor, hayret, duyar duymaz da buraya yazmıştım, sonradan defalarca dile getirdiğimi sizler de hatırlayacaksınız. Teoman Koman, kısa süre önce bombalı bir siyasî suikastta hayatını kaybetmiş Doç. Bahriye Üçok'la yakından ilgilendiklerini o buluşmaların ilkinde söylemişti. "Bahriye Hanım'ı teşkilâta çağırıp kitap paketlerini nasıl açması gerektiği konusunda kendisini eğitmiştik halbuki" sözleri kulaklarımda hâlâ çınlar Teoman Koman'ın...

Bahriye Üçok bir kargo şirketi aracılığıyla gönderilmiş kitap paketinin patlaması sonucu hayatını kaybetmişti. Paketi açarken, yanında bulunan kızını odadan çıkarttığı da biliniyor. Bomba uzmanlarınca eğitildiği halde paketi düzgün açamamıştı besbelli. Siyasî cinayetler içinde en 'tuhafı' Bahriye Üçok'un mâruz kaldığıydı.

Paketi kargoya teslim eden MİT elemanı kısa süre sonra bir trafik kazasında öldü. Paketi teslim alan kargo görevlisini aramaya çıkanlar da eli boş dönmüşlerdi: Gülay Calap adlı görevli şirketten ayrılmıştı çünkü... Karadenizli Gülay "PKK'ya kaçtığı için" bulunamadı, Doç. Bahriye Üçok cinayeti de bu yüzden karanlıkta kaldı.

Ben, o cinayetin 'başarısız bir suikast girişimi' kalmak üzere planlandığına bugün de inanırım.
http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=200557

Fehmi Koru açıkça bombayı MİT'in göndermiş olduğunu, PKK'lı olarak lanse edilen Gülay Calap'ın da MİT elemanı olabileceğini ima ediyor. Eh, Abdullah Öcalan için bile bir sürü şaibe olduğuna göre bu da mümkündür. Yani yarın öbür gün böyle bir şey ortaya çıksa hiç şaşırmam. Ama Calap'ın hiçbirşeyden habersiz biri olması da mümkün. Ama asıl önemli olan bu suiksati kimlerin tezgahladığıdır.

Kendi adıma bu işi tezgahlayanın PKK olduğunu sanmıyorum. Sırf böyle düşünüyorum diye PKK'yla gönül bağım olduğunu falan iddia edenler de çıkabilir belki, herkesin kendi bileceği şey, ne diyeyim. PKK'nın yaptığı bir çok sivil katliamı olduğunu biliyorum. Korucu evlerini basıp bütün ailesiyle birlikte öldürmüşlerdir (benzer katliamları devlet adına kurşun sıkıyoruz diyenler de yapıyorlardı tabii) çok sayıda sivil hedefe canlı bomba olarak da saldırdılar, ama aydın cinayetleri PKK'nın tarzı değil. En azından bugüne kadar bu tarz eylemler yapmadıklarını görüyoruz. Bu eylemler faşist yada İslamcı gruplar tarafından yada direk istihbarat'lara bağlı çalışan bu türden örgütler tarafından yapıldı hep.

sargon
30-11-2007, 01:12
Varan 4

Şimdi konjonktür yine değişti. Tekrar PKK hedefe yerleşti, İbrenin bu sefer yine PKK'ya çevirilmesi gerekiyor. Bir taraftan da bilindiği gibi yeni milliyetçi argümanların arasına ABD'ye karşı İran'la ortak hareket etmek giriyor. 1990'da sorumlu PKK isi, 2000'de sorumlu İran idi. 2007'ye geliyoruz, bu sefer ibrenin ucu tekrar değiştiriliyor. Açık İstihbarat bakın yazısının başına nasıl bir açıklama koymuş:

(Açık İstihbarat : Bu haberi Bahriye Üçok, Uğur Mumcu cinayetlerini üstlendikleri konjonktürel ve küresel roller çerçevesinde ısrarla İran'la ilişkilendirerek hedef saptıran, bugün de o gün de esas tehlikenin farkında olmayanlara ithaf ediyoruz)
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7173

2000 yılında İran'la bağlantılı "Kudüs Komandoları" idi, şimdi PKK ile şeriatçı bağlantısı kurulmaya çalışılıyor. İran da temize çıkarılmaya çalışılıyor. Eee, ne de olsa Bahriye Üçok davası her derde deva. İstediğin gibi o günkü çıkarın nereyi gösteriyorsa okun ucunu o tarafa doğru çevirebilirsin.

Bu kirli tezgahları çevirenler kıs kıs gülüyorlardır eminim. Nasıl da kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyoruz diye. Bizim de herhalde her rüzgara uygun olarak yelken açmamız gerekiyor. Hele hele bir de "insan hakları" ve "demokrasi" istenmesiyle alay edilmesine ne denmeli. Bu pis ilişkilerin çözümü herşeyden önce temiz bir "devlet"ten geçiyor. İçerden dışarıya çok koku geliyor. Şimdiye kadar demokrasiyi rafa kaldıra kaldıra üstünü kapattılar. Birgün bunların hepsi elbet ortaya çıkacak. Kimin ne halt işlediği öğrenilecek. İbreyi çevirip duranlar bizimle dalga geçmenin hesabını demokrasiye ödeyecekler, hayran oldukları baskı rejimlerine değil.

dilaver
30-11-2007, 02:12
Demokrasi ve İnsan hakları!!! savunucularının dikkatine sunulur:


* * *Hukuk üretim ilişkileri sonucu ortaya çıkan mülkiyet ilişkilerinin ifade biçimidir. Hukukun işlevi, çelişkili sınıf çıkarlarını uyumlu hale sokmak, topumsal-iktisadi düzende beliren çatlakları onarmaktır. Bu yüzden hukukçular artık evrensel hukuktan bahsediyorlar. Bunun anlamı insanın insan olmaktan dogan bazı temel haklarının olmasıdır.

* * * Varolan hukuka ve yasalara aykırı davranılmasını suç ile suçun yaptırımını ise ceza ile tanımlamışlar. İnsan olmanın temelini ise bugün demokrasi ve insan haklarını savunmak olarak ele alıyoruz. Demokrasi ve insan haklarını savunmayan bir hukuku ise evrensel bir hukuk olarak savunamıyoruz. O halde yukarıdaki çagrıyı hukuku savunanların dikkatine diye tanımlamak dogru, yerinde ve evrensel olabilir.

* * * *Suç bireyseldir, ve suçun işlendigi, isnat makamı tarafından ispat edilmelidir. İnsanlar bir şüphe yüzünden mahkum edilemezler, şaibe altında bıraktırılamazlar. Aksi ispat edilene kadar her birey suçsuzdur. İspat, suçlayan taraf için geçerlidir, suçlanan için degil.

* * * * Bir kişi katil olabilir, teröre bulaşmış olabilir, hatta insanlık suçu işleyebilir. Eyleminin muhtevası ve sonucu onun insanlıgından şüphe ettirecek vaziyette olabilir, ancak hukuka düşen onu hukuk süreci içerisinde yargılayarak tanımlanan suçun karşılıgı olan cezayı vermektir. Hukuk bunu insan olmanın erdeminden ayrılmamak için yapar ve hukukta duyguya yer yoktur.

* * * * *Toplumsal linç olaylarında ise kişi hakkında suçu mahkeme kararı ile sabit olmasa da önceden infaz hazırlanır, mekanizma çalıştırılır ve yargı kesin olmamış olsa bile linç ediciler nezdinde günah keçisi hazırlanır. Onun o eylemi gerçekten yapıp yapmadıgı önemli degildir, ama varolan nizama ters gelmiştir, aykırı düşünmüştür ve davranmıştır, o halde infazı gerekir. O artık bir günah keçisidir. Günah keçisinin toplumu hem sindirmek, hem de varolan öfkeyi boşaltmak gibi ikili bir işlevi vardır.

* * * * İnsanlar düşünmekle ya da düşündüklerini ifade etmekle suçlanamazlar. İnsanların düşüncelerinin falan filancanın düşünceleri ile aynı paralele düşmesi de hiç önemli degildir. Yasal sınırlar içerisinde düşünce ifade edilebiliyorsa ve kişi herhangi bir eylemin içerisinde degilse, şiddet uygulamamışsa suçlu addedilemez. Suçta önemli olan pratiktir.

* * * * *Örgütsel kovuşturmalarda örgüt baglantısı önemlidir. Bunlar örgütsel dökümandır, itiraftır, baskındır vs. vs. Örgütü yok etmek isteyen polis/istihbarat/adli güçler onun merkezine ve tüm ilişkilerine varmaya çalışırlar. Örgütler kurye ve hücre sistemi içerisinde çalıştıklarından bazan bir hücrenin bile ortaya çıkarılmasının örgüte ciddi darbe vurabilmek için her hangi bir etkisi olmaz. Örgüt o birimini kaybetse bile herhangi başka bir ilişkisini açık etmedigi için zarar görmez, görse de çabuk giderir. Demek ki polis ciddiye aldıgı bir örgüt militanını asla afişe etmez ve legalleştirmez. Legalleşen unsurların çogunun da örgütü çökertmek için pek de ciddiye alınmayacagını her istihbaratçı bilir. *

* * * * *Örgüt üyesi oldugu iddia edilen bir kişi hala yasal olarak ortalardaysa istihbarat tarafından da böyle düşünülmediginin ve ortaya yem olarak atıldıgının bir kanıtıdır. Ya da daha derin operasyonlar planlanmakta ve kamuoyu yaratılmaktadır.

* * * * * Yani öz olarak çok bilinmeyenli, çok oyunculu, çok seçenekli bir denklemde ortalıgı o kadar çok toz kaplamıştır ki burada kim tazı kim tavşan belli de olmamaktadır. İşte tam da bu noktada sıradan insanlar için bir tek mihenk ve çıkış noktası olmalıdır. O da evrensel hukuk, insan hakları ve demokrasi dir. Bugün bu kavramlarla alay edenlerin, küçümseyenlerin, gözünü kan bürüyenlerin yarın bu kavram ve degerlerin, bizatihi kendi yaşam güvenceleri ve insanlık onurları olabilecegini unutmamaları gerekir.

* * * * *Brecht'in çokça bilinen hikayesinde oldugu gibi gestapo, profösörü tutuklamaya geldigi zaman artık onu savunabilecek hiç kimse kalmamıştır. Çünkü o her götürülene umarsız davranmış ve onların insan olmadıgını komünist, terörist, sosyal demokrat vs oldugunu düşünmüştür. Ama sıra kendisine geldiginde ortada kimsenin kalmadıgını ve bu hatasını şimdi yaşamı ile ödeyecegini fark etmiştir.

* * * * *İnsan oglu dogada tek farkında olan canlıdır. Kendi kendisinin tam olarak farkında olan canlıdır. Kendisinin farkında olanın kendisi gibi başka insanların da farkında olması beklenir. Ama farkındalık açısından belki kimileri daha henüz bu evrimsel aşamaya gelmemiştir. Kimbilir.


* * * * *saygılarımla

spartacus
30-11-2007, 11:46
Demokrasi *ve *İnsan *hakları!!! *savunucularının *dikkatine *sunulur:

Bence *de *çok *önemli *bir *haber *de *çok *merak *ediyorum *sitedeki *inançlı-inançsız *demokrasi *ve *insan *hakları *havarileri, *DTP'nin *sınırsız *destekçileri, *Hrant *Dink *daha *yere *düşmeden *katilinin *hangi *siyasi *yaklaşımdan *olduğunu *şıp *diye *teşhis *edenler, *ulus-millet *lafını *duyar *duymaz *faşist-ırkçı-eşkiya *yaftasını *yapıştıranlar *bu *konuda *ne *düşünüyorlar?

Sevgili Youef dün bu konuya tam tamına 5 kez cevap yazdım beşindede son paragraflarda vazgeçtim. Yazdıklarım ve yazacaklarım konusu Sargon'un açıklamaları ile bir bütünlük arzediyordu. Şimdi işin bu tarafına eğilmeyi gerekli görmüyorum, çünkü yazılarımı son paragrafında göndermeme engel olan burada "üzüm yemek değil, bağcı dövmek" anlayışı olduğunu düşünmemdir yani konunun içeriği ve sunuş şekli iradi unsurlardan bağımsız değildi. Konuya baktığımda ise ön planda olan konunun içeriği değil, politik-histerik mesajlardı. Bağcımı, üzüm mü yoksa üzüm yemeye giden mi yoksa bekçiyi dövenmi olmalıydık? Bir türlü buna karar veremedim, baştan girilen yöntem sorun arzediyordu çünkü, hangisi olsaydık "hoşunuza" giderdi? Yada böyle bir beklentisi olan ve bunu açıkca ortaya koyanlara cevap yazılabilirmiydi, konu yada içerik bu bakışta olanlar açısından acaba ne kadar önemliydi? Belliki konu bazı fikir farklılıklarından hareketle bir hoşnutsuzluk emsali olarak görülüyor, alet ediliyor bu bariz biçimde ortada.. Şimdi ümüğünüzden yakaladım elimde bulunmaz bir fırsat var düşüncesi görüyorum yoksa kim hangi akla B.Üçok'un üzerinden bu alıntılardaki söylemleri daha ön planda görebilir? Yinede bir türlü soruların muhataplarının kim olduğunu ve gerçektende varlar mı ben çözemedim, kendimide muhatap görmüyorum, bütün ifadelerim görüş belirtmek üzerine değil yöntem üzerinedir...


"Demokrasi *ve *İnsan *hakları!!! *savunucularının" diye başlamışsın konuya, evet bu genel bir söylem olabilirdi, hiç bir sorun yok. Ama sonrasında şu ifadene bakılırsa bu genel bir söylem değilmiş, özelmiş;
"ulus-millet *lafını *duyar *duymaz *faşist-ırkçı-eşkiya *yaftasını *yapıştıranlar *bu *konuda *ne *düşünüyorlar?"


Şimdi o halde sorabilirim, 1.) Kim bu demokrasi ve insan hakları savunucuları ? Acaba suç insan haklarında mı? İnsan olarak insan haklarından söz etmek suç olabilirmi, insan dendiğinde A, B, C gibi bir ayrım mı algılıyorsunuz kimilerine destek kimilerinede köstek mi algılıyorsunuz? O halde kahrolsun insan hakları!

2. Ulus-Millet lafını duyar duymaz kim faşist-ırkçı-eşkiya lafını sarfetmiş ve cevap bekliyorsun? Acaba gerçektende böyle birileri mi var yoksa ulus-millet sözünü duyar duymaz, faşist-ırkçı diyen hiç olmamış olabilir mi? Acaba bazı şeyleri yanlış mı anlıyorsunuz yoksa duygusal açıdan farklı görüşlere yada fikirlere tahammülünüz mü yok? Mesala bir kimsenin söyleminin atıyorum ırkçı olması ile kişinin ırkçı adlandırılması arasında koca bir ayrım olduğunu kavramaktan acizmiyiz. *Bu nedenle acaba ümüğünden yakaladım artık gıkı çıkmayacak mı demeye çalışıyorsunuz üstelikde kendi yargılarınızla yine kendiniz mi başkaları adına hem karar verip hemde düşünüyorsunuz?

Bir gün Hiramusta bir forumda;
(1) Yeryüzünde kan döken ve zulmedenleri;
(2)Allah salih toplumlar eliyle cezalandırır demişti. Bende tek bir soru sormuştum;
Peki Kan döker mi?

Eğer kişi kendi tarafından bakacak olursa Allah ve kendi dini kendisinin yapacağı zulümleri, kan dökmeleri meşrulaştırır muhakkaki diğerlerinin yaslandığı bir meşruiyet zemini vardır bu bahisle ben böyle bir soru sormakla (1) numaradakileri desteklemiş mi oluyorum. Peki (1) noluya karşı olduğumu, her ne pahasına olursa olsun toplumları sömürmek, onlar üzerinden parsa ve rant elde etmek adına onların inançlarını, aidiyetlerini kim olursa olsun kullanımına karşı olduğumu beyan etmekle düşüncemi ifade etmiş isem (1) yada (2) nolu şeylerden herhangi birisine taraflarca yamanabilirmiyim? İşte asıl cevaplanması gereken budur ve kimse kendi hissiyatı ile başkalarını sırf fikir ve görüşleri farklı yada çözüm yöntemi farklı diye sırf kendisini bu iki maddeden birinde görüyor diye karşıtı ile suçlama hakkına sahip değildir. Sorunun bir yerinde olabiliriz, hepimiz olabiliriz ama asıl gaye çözümün özünde olmaktır. (2) Noluyu sırf Allah meşruiyeti ile durmaksızın bana dayatan kabullenmediğimde ve sorunun özüne temeline inersek dediğimde, (1) nolununda (2) nolununda kan dökmesine sebep olan faktörleri insanlığın alnında taşıdığı bir kara leke olmaktan söküp alırsak nedenlerin özüne iner ve çözümlersek demişsem, sırf (2) noluyu desteklemiyorum diye (1) noluyu destekleyen olarak etiketlenebilirmiyim? Oysa sorunların özünde şu var, (2) nolu desteklendiği sürece (1), (1) desteklendiği sürecede (2) desteklenmiş-olumlanmış olacaktır, buradaki karşıtlığın meselenin özünde hiç bir anlamı yoktur. her halükarda ikisinden herhangi birisini meşru görmek doğal olarak karşıtınıda meşrulaştırmakla eşdeğerdir...

Tanımlar ise kişilere göre değişmez, görecelilikten kurtarılması gereken temel şey her şeyden evvel tanımlardır.

30-11-2007, 12:37
Sevgili spartacus,

Amaç biraz üzüm yemek, biraz da bağcı dövmek diyebilirim ama bağcıyı dövmek isterken dayak yeme durumu da ortaya çıkabilir, zira insan hakları kapsamında bağcının da kendini savunma hakkı mevcuttur.

Benim ne insan hakları ile, ne de demokrasi ile sorunum yok, bu kavramları "fetiş" haline getirip tam tersi amaçlarla kullananlar ile sorunum var. Irak'a demokrasi getiriyoruz deyip petrol kaynaklarının üzerine oturan, hergün çoluk çocuk demeyip yüzlerce insanın ölümünü sağlayacak ortamı oluşturan, bu işi yapmak için yeterli personel ve donanımı sağlayan, bir yandan da Soros gibi kan emici spekülatörlerin finanse ettiği Human right's watch gibi kuruluşlara raporlar hazırlatıp ülkemi kürtlere işkence eden, ayrımcılık yapan bir ülkeymiş gibi gösteren ABD ile, onun çanak yalayıcısı, bu pastadan ne pay kaparım diye sırtlan gibi dolaşan, aslında faşizmin daniskasını uygulayıp kendilerini "medeniyet projesi" olarak tanıtan ve benim de içinden çıktığım medeniyeti aklı sıra aşağılayan, küçümseyen sömürgeci AB ülkeleri ve bunların ülkemizdeki hınk deyicileri, ibrikçibaşıları ile sorunum var.

Bu hınk deyicilerden, ibrikçibaşılardan bu sitede de mevcut demek istemiyorum, ama onların görüşlerinin etkisinde kalan ve bu görüşleri tartışmasız doğrularmış gibi sunan yöneticilerimiz ve üyelerin varlığı biliniyor. Bu nedenle zaman zaman aykırı başlıklar açıyorum ki hep beraber düşünme olanağı bulalım:

Örneğin Bahriye Üçok'un "kargocusunun" üst düzey yönetici olduğu, PKK'nın siyasal uzantısı olduğunu kendilerinin bile kabul ettiği bir partide eski bir IHD başkanı ne iş yapar? Yoksa bunlar insan hakları dendiğinde farklı birşey mi anlıyorlar? İnsan haklarından yararlanmak için ille de Kürt kökenli terörist mi olmak gerekir? Demokrasi sadece Kürt kökenli teröristlerin kurduğu parti için mi geçerli bir rejimdir? Uğur Mumcu'nun yıllar önce "bu kıza dikkat" dediği kişinin bugün DTP'de başkan yardımcısı olması bir tesadüf müdür? Bu kirli bağlantıların ucu nereye gider? Bu siteye ismini veren sevgili Turan Dursun'un öldürülmesi de dahil olmak üzere ülkemizde işlenen eski-yeni siyasi cinayetlerin arkasında ne amaçlar ve kimler vardır?

Nitekim sargon da güzel açıklamalar yapmış, verdiği bilgilerden gerçekten yararlandım ama bu karşılıklı bilgilenme ve düşünme süreci sırasında lütfen "ulus-millet lafını duyunca kim ırkçı-faşist-eşkiya demiş?" gibi gerçeklerden kopuk cümleler sarfetmeyelim derim.

Saygılar.....

30-11-2007, 13:37
Bu arada, yukarıdaki mesajımda sorduğum sorulara cevap bulmayı kolaylaştıracak bir açıklama Doğu Perinçek'ten gelmiş:

http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7180

Doğu Perinçek'in son dönemdeki misyonunun çok önemli olduğunu düşündüğümü de belirtmek isterim. SüperNATO, Türkiye'deki derin devlettir. Sanıldığının ya da gösterilmeye çalışıldığının aksine, TSK ile değil siyasi iktidarla kol kola yürümektedir.

spartacus
30-11-2007, 13:50
Sevgili youef

"ulus-millet lafını duyunca kim ırkçı-faşist-eşkiya demiş?" gibi gerçeklerden kopuk cümleler sarfetmeyelim derim. Youef

Ulus-millet söylemine eklediğin yargı doğru değil, hiç bir zaman böyle bir şey olmadı, karıştırmayalım...

Aksine senin yargın bence gerçeklerden kopuk, aşırı subjektif(spekülatif) dir... Bu konuda netim ve, ya söyleminizdeki götürülüğün sizi yanılttığını söylemek drumundayım yada önyargınızla yaşama hakkınızı kullanabilirsiniz, zorla dayatacak değilim...

Olduda bir konuda cidden söylemler ırkçılaşmış olabilir, olmayabilirde ve hatta değilken birileride öyle sanmış olabilir, olabilir, yanlışda anlayan olmuş olabilir aksine yanlış değil tamda öyle olmuşda olabilir... Ama bunun yeri orasıdır böyle götürü bir tabirle (ulus-millet diyen herkesi?!) yargı oluşturmak doğru değildir. Bu dünya binlerce savaş gördü, milyonlarca insan öldü ölmeyede devam ediyor ve gün geldi hepsinin gerçek foyası ortaya çıktı. Örnek mi verdin ABD yi, senden farklı düşünmüyorum ama yinede bu politkalara alet olmanın temel kısatasının sorunun parçası yada bir tarafında olmak değil, çözümün özünde olmak olduğunu ancak bu şekilde kimsenin ekmeğine yağ sürülemeyeceğini, ayrımcılık, bölücülük ve sebebi her ne olursa olsun bir zamanlar egemen feodalitenin Allah meşruiyetine sığınarak ganimet peşinde binlerce insanı yok ettiği gibi bu günde ayrımcılıkla, bölücülükle ama bunların temel nüansları ile ne tarafında olunursa olunsun doğru bulmuyorsam ne yani böyle düşünüyorum diye, farklı bir açıyla ve görüşle bakıyorum diye bütün olan bitenin suçu, günahı benim mi oluyor? Anlamadığım her karşıtın kendi düşüncesi ile uyuşmayan bir düşünceyi aynen karşıtın olarak damgalaması gibi, neden bana kafir deme gereği duyuyorsun-uz-. Oysa benim açımdan politik çıkarlara alet edilmiş hiç bir meşruiyetin bir bağlayıcılığı yoktur diyorum bu halde yargınız kökten çürüktür... Dilediğinize benzetin hatta eksik kavrayışınızla evirin, birazcık çevirin bundan ister bir heykel aypın, ister bir sembol çizin ne istiyor ve nasıl görmek istiyorsanız o şekle sokun, bu ne benim çabamdır ama nede iradem dahilindedir, sorumlu tutuyorsunuz belki ama bunada dediğim gibi iradem dışı olan şeylerden istediğiniz kadar sorumlu tutun, kafir demek size hastır bana değil.

1.Dünya savaşında hiç incelediniz mi, Almanya, İngiltere, Fransa, Rusya'nın yıllık Kömür, Demir-Çelik, Silah üretiminin kaç yüz milyon tonlarda olduğunu? Mesala 180 MilyonTon kömürü Almanya ne yapacaktı? Ya 18-20 milyon Ton çeliği! Üstelikde yıllık üretim. Peki sahipleri kim adları sanları belli şahısla, milyonlarca ton ülke madenini nasıl olurduda kişiler kendi mülkiyetine alır ve birde nasıl olurduda milyonlarca insan buna meşruiyet biçebilirdi? Sadece iyi düşünün savaş açısından değil önce işe bu tarafından yaklaşın. Mesala diyor ya "ey Muhammed yalnızca sana olmak üzere, halanın, dayının, amcanın, kendini sana adayan kadınların......." Sana yalnızca sana! Bu meşruiyet ne ise aidiyetlikte odur sadece oturacağız ve biraz bilimin ve biyolojinin ışığında birazda Neolotik çağın insanında sonunu hazırlayan getirileri hakkında düşüneceğiz....

Gelelim basitçe bir savaşa, milyonlarca insan öldü, aç kaldı, sakat kaldı, milyonlarca insan ömür boyu unutamayacağı acılar çekti. Peki sebebi? Yılda 20 milyon Ton çelik üreten Herr(bay) Bilmem kim, yılda bilmem kaç miyon Ton çelik, kurşu alıpda silah üretn Herr(bay) Bilmem kim, yılda 20 milyon ton çelik üreten Mister Bilmemkim için... Bu baylar birlikte eğlence sofralarında yiye, içe, sıça dursun, onların omuzlarına basa basa yükseldikleri kendi halkları birbirlerini öldürmekle meşguldü! Üstelikde satın alınmış gazeteler, gazeteciler, SİYASET adamları ve partilerince pohpohlanan bir yığın propaganada ve düşmanlık poltikası üzerinden rant elde eden(kemik toplayıcı tabaka) kesimlerin güdümünde, sadece ayrımcılığa, bölücülüğe doğru yol alan, buna ortam hazırlayan bir toplum profili oluşturulması sayesinde işler tıkır tıkır ve gayet meşru(!!!) bir zeminde..... Çünkü hepside birbirine düşman edilmişti çünkü milyonlarca ton silah başka türlü satılamayacak, milyonlarca ton üretimler pazar kavgası arasında dünya parsel parsel pay edilemeyecek, savaşlarda ülkeler üretemezler dolayısıyla bu üretici bayların mallarını fahiş fiyatlarla almak zorunda kalmayacaklardı. Daha o kadar çok şey varki mesala Maden bölgelerinde güç elde iken tek bir resmi devlet belgesi ile geri çekilen Fransız generaller neden bunu yapmıştır hiç düşündük mü, tek bir şey O da sürecin uzaması ve bu uzama içinde faydalananların son sınırına kadar faydalanması, politik malzemeler edinilmesi vs içindir...

Neyse çok daha faza detaya şimdilik inmeyelim, ateş olmayan yerden duman çıkmaz, olmayan bir şeyden hiç bir şey güç kazanamaz, ABD mi dediniz o bizde olanı biz bilmesekde o biliyor bunuda güzel kullanıyor. Ayrımcılık yada bölücülük için çok özel çaba sarfetmek zorunda değil zaten 1000 yıldır birlikte yaşamış toplumlar çoktan inkar politkaları ile, toplum olarak görmemenin, toplumların insanlardan teşekkül olduğunu görmemenin yerine ya islamiyeti kabul edersin yada ölürsün yönlü Mervan politikalarının geçirilmesi sonucu çokdan başarılmıştı. Bu başarı öyle bir başarıdır ki, henüz daha diğerleri(kürtler) pohpohlanıp, bize düşman edilmeye çalışılmamışken ABD nin bayrağı İncirlik üstünde dalgalanmaktadır. Anlaya sivrisinek saz anlamayana davul zurna az olsada, biz daha elimize verilen bu sopaları atmak yerine kavga etmek için kullandığımız sürece gerçeği göremeyeceğiz, hep O suçlu, O suçlu avuntusu içinde aynı şeyi yapan ama farklı kulvarda olan olarak bir türlü göremeyeceğiz. Herkes bir çözüm üretebilir elbette düşünebilir, benim görüşüm tüm aidiyetliğe bağlı politik, hukuki vs. vs. vs. şeylerin yerine İnsan öznesini koymaktır. Kimseden yana yada taraf değilim, insandan yana insandan tarafım ve sanıyorum bu rant poltikacılarının, helede zaten bu günün dünyasının hiç hoşuna gitmiyor. İnsanların hayatları üzerinde sırf menfi çıkarları gereği oyun oynayanların kozları mı kalmıyor?

Vatan
30-11-2007, 13:57
Bahriye Üçok cinayetinin Uğur Mumcu, Muammer Aksoy gibi Kemalist aydınlara yönelik diğer cinayetlerden ayrı düşünülemeyceğini söyleyebilirm.

Buradaki amaç *Kemalistleri pasifize etmek idi.

Önce vurarak ve yıldırarak sonra da tam işbirlikçi bir iktidar ile tek tek gazetelerden, tv'lerden kovarak "bağımsızlıkçı" aydınlarımız tasfiye edildi.

Şimdi elimizde kala kala bir iki marjinal gazete ve Tv kaldı.

Yani cinayeti kimin işlediğinden daha çok niçin işlendiği daha önemli ve bu da zaman içinde ortaya çıktı.

Yoksa bir sürü komplo teorisi üretilir daima. Fehmi Koru gibi bir Bilderbergci için de bir çok şey söylenebilir. Hatta bu yazısının bile bu tip karanlık ilişkilerle ilgili olduğu da söylenebilir. *
Zaten bu adamın başta TSK olmak üzere "milli" kimliği olan kuruluşlar hakkında ne komplolar üreterek onları karalayıp gözden düşürmek istediğini de görmemek mümkün değil.

Bu tayfa Atatürk ile de çok uğraşır. En son Saman gazetesi Atatürk'ün İngiliz işgalinde İngilizler'den valilik istediğini yazdı.

Amaç bellidir. Atatürk'ü karalamak da Kemalizmi yok etmenin temel taşıdır bunlar için.
Bunlar birbiri ile ilintilidir.

Bağımsızlıkçılara karşı savaş açtı batılı emperyalistler.

Onların önündeki en büyük engeldir Mustafa Kemal ve bağımsızlık ruhu.

İşbirlikçilerinin önünü açmak istiyorlar.

Hadise bundan ibarettir.

Önce işle cinayeti sonra da "milli" olanın üstüne at.

Bir taşla iki kuş. İşte emperyalizm budur.

sargon
24-07-2009, 14:40
Her derde deva olan Bahriye Ucok suikasti yeniden gündeme gelecek mi?

Üçok cinayetinin yeniden soruşturulması için dilekçe veren avukat Ceyhan Mumcu, bombalı paketin teslim edildiği kargo şirketinin görevlisi DTP'li Gülay Calap, avukatı ve Fehmi Koru'nun ifadesine başvurulmasını istedi

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=946502&Date=24.07.2009&CategoryID=77