PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : alevilikte düşkünlük kavramı


no_religion
13-01-2008, 03:48
Arkadaşlar son günlerde bir alevi-hükümet sürtüşmesi almış başını gidiyor..ve bilindiği gibi muharrem ayındayız ve alevi vatandaşlarımız inançları doğrultusunda oruçlarını tutmaktadırlar ve bu onların inancı gereği en doğal haklarıdır.buna hiçbir itizarım yok

..benim aklıma takılan ise alevilerin herzaman kendilerini savundukları kardeşlik,eşitlik,hoşgörü olayı..bu vatandaşlarımızın mezheplerini savunurken en çok hoşgörüye,eşitliğe ve kardeşlik olgularına başvurdukları dikkat çekmektedir.ANCAK hükümetin ne maksatla yaptığını bilmediğim ancak birazda olsa iyi niyetle yapabileceklerini tahmin ettiğim alevileri yemeğe davet etme olayı..bu olayda bazı aleviler çıkıp hükümeti protesto edip (onlara göre hükümet show peşinde) o yemeğe katılanları düşkün sayacaklarını ve bu düşkünlerle hiçbir şekilde konusmucaklarını, dışlıyacaklarınıve selam vermeyeceklerini belirtmişerdi...EE O ZAMAN SORUYORUM NERDE sizin EŞİTLİĞİNİZ,NERDE SİZİN KARDEŞLİĞİNİZ,NERDE SİZİN HOŞGÖRÜNÜZ????

bu konuda sizin düşüncelerinizi birbirimizi kırmıcak şekilde paylaşmanızı istiyorum.gerçekten çok merak ettim

aydoe
13-01-2008, 04:18
CUMHURİYET VE ALEVİLER

Kurtuluş Savaşı öncesi İstanbul işgal altındadır. Alevi dergahları, Osmanlı’dan kalma şekliyle kapalıdır. Yurdun bölünmüşlüğü, duyarlı tüm vatandaşlar gibi Alevi toplumunu da üzmektedir. Bunun için bir çıkış yolu aranmaktadır. Bu sırada M. Kemal *Paşanın ortaya çıkışı, Samsun’a gidişi, *Erzurum kongresi ve Sivas’a geliş hareketleri Alevi toplumunun yakın ilgisini çekmektedir.

Bir tarafta halife olan padişah, diğer tarafta da halifeliğe ve Padişahlığa baş kaldırmış olan M. Kemal Paşa vardır. Yüz yıllarca halifelerden, padişahlardan *çekmiş olan Anadolu Alevi’si, tek elden anlamış gibi *M. Kemal Paşanın yanında yer aldı.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Erzurum Kongresinden sonra Erzincan üzerinden Sivas’a gelirken padişah., *Elazığ Valisi Ali Galip’ten *Mustafa Kemal Paşa *ve arkadaşlarının tutuklanmasını ister. Bu haberi duyan *Dersim *ve Erzincan Alevileri karşı önlem olarak, *Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına destek çıkarak Sivas’a kadar eşlik ederler.

Yine Dersim ileri gelenlerinden bir heyet, bu desteklerini Erzincan- Tercan ilçesinde Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek, yanında yer aldıklarını belirtmişlerdir. Mustafa Kemal Sivas’a geldiği zaman ve Sivas Kongresi süresince de Sivas ve Sivas yöresi Alevilerince korunmuştur.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Sivas Kongresi’nden sonra Ankara’ya giderken Alevilerin tam desteğini yanına almak için Alevilerce ser çeşme olarak itibar gören *Hacıbektaş Dergahına, yani pir evine *uğramayı da ihmal etmiyor. Baki öz, Kurtuluş Savaşı’nda Aleviler- Bektaşiler adlı yapıtında Mustafa Kemal Paşanın, Cemalettin Çelebi ile görüşmesini şöyle anlatıyor;

“Atatürk, Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra Ankara’ya geçerken,İlicek Çiftliği üzerinden *Hacıbektaş’a gelinerek *Cemalettin *Çelebi ile görüşmesi programlanıyor. Fakat yolların çamur olması *yüzünden bu program uygulanmıyor. Bunun üzerine Gazi Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler bozuk ve bakımsız yolu *izleyerek Mucur’a geliyorlar. Geceyi *Mucur’da geçiriyorlar. 23 Aralık 1919 günü Mucur Kaymakam Vekili Nihat Bey’i de yanlarına alarak Hacıbektaş’a geliyorlar. *

Camalettin Çelebi o günlerde rahatsızdır. *Bununla beraber Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını çok belirgin bir sevgi ve saygıyla karşılıyor. *M. Kemal Paşa , İstanbul Hükümetine istifasını göndermiştir. Resmi bir sıfatı yoktur. Cemalettin Çelebi, o güne kadar *hiç bir konuğuna göstermediği sevgi ve yakınlıkla M. Kemal Paşa ve arkadaşlarını ağırlıyor. *Ve yine devamlı açık bulunan misafirhanesi olduğu halde , konukları *kendi evinde ağırlıyor. Akşam yemeğini tüm konuklar birlikte yiyorlar. Camalettin Çelebi aşırı olmamakla beraber içki kullanıyordu. Fakat o günler hasta olduğu için doktorları tarafından kesinlikle içki kullanması yasaklanmıştı. Buna rağmen misafirlere ikram olarak sofraya içki koydurtmuştu. Cemalettin Efendi’nin bu ikramına karşılık *M. Kemal *Paşa’da Efendinin bu isteğini kırmamış ve *bölgede özel olarak yapılan şarabı merak ederek bir iki kadeh almıştır. Mustafa kemelin bir iki kadehle yetinmesinin nedeni belki de Çelebi’nin hasta olmasından dolayı ve içki içmemesini düşünerek fazla içmemiştir. Diğer konuklarda *onlara uymuşlardır. *İki saat süren yemekten sonra tüm konuklar misafirhaneye alınmışlar. Çelebi Efendi’nin evinde sadece M. Kemal Paşa ve özel muhavızı kalmıştır. Cemalettin Çelebi, Mustafa Kemal ile rahat konuşmasını sağlamak ve kendilerinin rahatsız edilmemesi için kendilerine hizmette bulunan hizmetçilerini de içeri girmemeleri için tebihlemiştir. İşte bu nedenledir ki M. Kemal Paşa ile Cemalettin Çelebi arasında geç vakitlere kadar *süren konuşmanın konusu kimse tarafından bilinmemektedir. Mustafa Kemal Paşa ile Camalettin Efendi arasında geçen bu konuşmaların içeriği daha sonraki yıllarda *Velayettin Çelebi sözlü olarak şöyle açıklamıştır;

Bu baş başa konuşmaların bir yerinde Cemalettin Çelebi, *M. Kemal Paşa’ya *‘Paşa hazretleri’ diyor; *

” Cesaretli ve basiretli idarenizde Türk Milleti’nin düşmanlarını kahredeceğine inancım sonsuzdur. Yüce *Allah’ın milletimize müyesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyet ilanını düşünüyor musunuz?”

Bu sözler üzerine; M. Kemal Paşa *heyacan ve dikkatle Cemalettin Çelebi’nin gözlerine bakıyor, biraz yaklaşıyor onun elini avucunun içine alıyor, *kulağına fısıldar gibi yavaş fakat kararlı bir sesle ;” O mutlu günün ilanına kadar aramızda kalmak kaydıyla evet, Çelebi hazretleri “diyor. Veliyettin Ulusoy , Alevilerin sesi, yıl 1998 sayı 27.” * *

Mustafa Kemal Paşanın *Samsun’a *çıkışını izleyen günlerde ve Kurtuluş Savas’ı süresince Camalettin Çelebi ile Atatürk sıkı temas halinde olduğunu Cemal Kutay, *Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları adlı yapıtında; “ Amasya’da Mustafa Kemal Paşayı *karşılayan heyetin içinde Cemalettin Çelebi’ de vardı.” Diye *yazmaktadır. *

Demek ki, Anadolu topraklar henüz işgal altındayken, *bağımsızlık savaşının *Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başarıya ulaşacağını ve Anadolu toprakları üzerinde yeni bir devletin kurulacağına tam inanan Aleviler kurulacak devletin, yönetiminin ismini vererek Cumhuriyet olması istiyor ve Mustafa Kemal Paşadan söz alıyorlar. * * *

Cumhuriyetin isim babası Alevilerdir. *

Aleviler, *Cumhuriyetin isim babası olduğunu *daha Kurtuluş Savaşı * başlamadan, *M. Kemal Paşanın Hacıbektaş *evlatlarından ve Hacıbektaş Dergahında Postta oturan Cemalettin Çelebi ile yaptığı görüşmesinde ve *bu görüşmede bize aktarılan konuşmalarında anlıyoruz. Hatta *M. Kemal Paşa ile Cemalettin Çelebi arasında “ Pir evi Protokolu” diye bir antlaşma yapıldığı *söylenmektedir. Bu antlaşmanın ilk maddesinin Devlet yönetiminin Cumhuriyet olacağıdır *

Yukarıda’ Pir evi Protokuna’ *benzer bir antlaşma da *Dersim *ileri gelenleri *ile yapıldığını, Dersim Hareketinin önder kadrosu içinde yer alan *Nuri Dersimi’den öğreniyoruz Nuri Dersimi, Dersim adlı yapıtında , 1938 Dersim hareki önderi Seyit Rıza, Mustafa Kemal Paşa tarafından kendisine gönderilen heyete:

“ Mustafa Kemal Paşa bizimle antlaşma yapmıştı. Yeni devletin kurulmasından sonra, biz kendi örf adetlerimize göre özgürce yaşayacaktık. Görevlilerimizi kendimiz belirleyecektik. Yani biz Aleviyiz ve Alevice yaşamak istiyoruz.” dediğini yazmaktadır. *

Aleviler, ümmetçilikten kurtulup, halkın egemenliğinin esas alındığı bir devlet yönetimini istiyorlardı. Bu istem ve görüşlerini ve hatta yönetim şeklini, yanı adını da Cumhuriyet olarak belirterek * kurtuluş mücadelesi başlamadan önder kadroya *söylüyor ve bu yönlü güvence alıyorlar.

Cumhuriyet: Ulusun, *egemenliği doğrudan doğruya *ya da belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçim

Bunun içindir ki, *Osmanlının ümmetçi ve yönetiminden kurtulmayı hedefleyen *Aleviler, *Kurtuluş Savaşı’na tam destek vermiş, *Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının *yanında yer almışlardır. Kurtuluş savaşı süresince *Mustafa Kemal Paşaya hiç desteklerini esirgemeyen Anadolu Alevileri, cumhuriyetin ilanından, tüm devrim yasalarına kadar *Mustafa Kemal Paşanın yanında olmuş ve bu çağdaş değişimin öncülüğünü yapmışlar.

*İlk Mecliste çoğunluğu elinde bulunduran Alevi Millet Vekillerinin destekleri *ile Cumhuriyet 128 ret oyuna karşılık 158 kabul *oyunda yine Alevi Millet *Vekillerinin büyük gayretlerini görmekteyiz. Bu destek ve gayret *Devrim *Yasalarının bir biri ardına çıkarılmasında da görmekteyiz. * *

Atatürk, *koşulları ve olanakları özenle değerlendirip gözeterek , zamanlamayı beceriyle yaparak ilkelerini gerçekleştirmiş, amaçlarına ulaşmıştır. Böylece Cemalettin Çelebi diğer Alevi ileri gelenlerine ve Osmanlı yönetiminden rahatsız olan çağdaş düşünen insanlara *Devlet Yönetiminin Cumhuriyet olacağı yönlü verdiği sözünü de böylece yerine *getirmiştir *

Aleviler, Türkiye Cumhuriyeti’nin 29 Ekim 1923 tarihinde kurulması ile birlikte, Osmanlı dönemindeki konumlarından çok çok daha iyi konuma gelmiş *ve laik yapı içerisinde hiç değilse yasalar önünde, diğer vatandaşlar gibi birinci sınıf *vatandaş olmuşlardır. Bu aşamada *Aleviler,Türkiye Cumhuriyeti baz alındığında bütünün olmazsa olmaz bir parçası, organı, daha doğrusu kendisi olmuşlardır. Alevilerin bu konumu ( 1938 Dersim soy kırımı hariç) 1950’lere *kadar sürmüştür. *

*Saltanatın ve Hilafetin kaldırılması, Cumhuriyet’in ilanı, Şeriye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılması, Tevhidi Tedrisat Yasası’nın kabulü ve diğer düzenlemeler, çağdaş atılımlar olarak gerçekleştirilmiş, hukuk devleti aşamasına geçilmiştir. *Bunun sonucu olarak 10.4.1928 tarihli 1222 sayılı yasa ile anayasanın *2.ci maddesi değiştirilerek dinle ilgili bölümü çıkarılmıştır. Daha sonra da 5.12.1937 tarihli ve 3115 sayılı Yasa ile Anayasanın 2. Maddesi “ Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkilapçı. şeklinde değiştirilmiştir. *

Cumhuriyet, Laik Yönetim, Laik Hukuk ve Laik Eğitim üzerine kurulmuştur. Medeni yasamız hukuk devriminin anıtıdır. Çünkü dinsel hukuktan , çağdaş hukuka geçiş ancak ve ancak Laiklik ile gerçekleşebilir. Bu nedenle Laikliğe; çağdaşlaşma da denilebilir. Cumhuriyet hukuksallığı, laikliğin benimsenmesiyle tamamlanıp, gerçeklik kazanmıştır. *

Laiklik; Anayasal ilke olarak *devletin değişmez temelidir. Bu nedenle de , tüm devlet yapısı bu ilkeye uygun biçimde oluşturulacak, kurulacak, düzenlenecektir. Bu ülke ile dinsel gerekler gözetilmeyecektir. Burada us ve bilinç egemen olacaktır. Yani dinin etkisi geçmeyecektir. *

Laiklik, uygar dünya ile *birleşmemizi getirmiş; ulusumuzun diğer uluslar arasında onurlu yerini almasını sağlamıştır. Genel ve toplu bir yenileşmenin itici gücü olmuştur. Eğitimden başlayarak her alanda özgür düşüncenin etkinliğini kurmuş, özgür insanı yaratmıştır. *

Laiklik, ülkeyi karanlıkta bırakan, ulusu yokluklar içinde tutan, bilime, usa, sanata, uygarlığa karşı duruştur.

Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, İnsan Hakları Laiklik Demokrasi Yolunda, s 37 de; “... Üzülerek belirtelim ki, laiklik kavram olarak bile iyi anlaşılmamıştır. Değişik tanımlar yapılmıştır. Gerçek şudur ki, yandaş ve karşıt olanlar bilinçsiz biçimde anlatmaya çalışmışlar, usla ilgisini bırakıp vicdanla ilgili göstermişlerdir. Kimi din düşmanlığı, kimi devlet din ayırımı kimi dinde yenilik, kimi hoşgörü, kimi bağnazlık, kimi dinsizlik olarak *ele almıştır. Belki *hepsine değinen yanları vardır. Ama tümüyle hiçbirisi değildir. Laiklik, Devlet yaşamının dinsel gereklere göre değil usa, hukuka göre düzenlenmesi ilkesidir. Uygarlıktır, çağdaşlıktır, insanlıktır.” *

İşte bu noktada Alevilerin neden cumhuriyete ve özellikle de Cumhuriyet’in önemli kazanımlarından olan Laik devlet düzenine sahip çıktıkları ve bu ilkenin demokrasinin olmazsa olmaz ön koşulu *olarak görmelerinin altında yatan gerçek, bu ilke ile kendilerini özgürce ifade etme imkanını *kavramalarından kaynaklanmaktadır. *

Aleviler haklı olarak *demokratik, laik ve çağdaş hukuk *devletini savuna gelmişlerdir. *Çünkü Osmanlı döneminde din adına verilen ve inançlarından dolayı zulmeden, iftiralara uğratılan, katliamlara maruz bıraktırılan Aleviler, padişah fermanlarından, *Ebusuut *gibi zalimlarin fetfalarından bıkmış usanmışlar. Şeriat yönetiminin ne olduğunu çok iyi biliyorlardı. Kendilerini *ancak ve ancak demokratik, Laik ve çağdaş hukuk devleti içinde ifade edebileceklerinin bilincindeydiler. *

Dini inançların günlük yaşamı etkilememesi ya da günlük yaşamda belirleyici olmaması insanın bilinçlendirilmesi, bilim öğrenmeye teşvik edilmesi, din kurallarının ikinci plana itilmesi Alevi toplumunun inancının temel felsefesini oluşturur. *

Alevi toplumunun bu felsefi düşüncesinden hareketle neden cumhuriyete ve özellikle de cumhuriyetin önemli kazanımlarından olan Laik ilkesine sahip çıktıklarını daha iyi anlamaktayız. Çünkü Laiklik; insan haklarıdır, özgürlüktür, hukukun üstünlüğüdür, şeriat ilkesinin bilinen biçimi ile reddidir, ” Her şey Allah için” ilkesi yerine “Her şey insanlık için “ ilkesidir. *

Anadolu Alevileri laikliği, Avrupa’dan çok önceleri *bir yaşam tarzı olarak *yaşamışlardır. Laiklik, Avrupa’da *sadece bilimsel bir yapıya kavuşturulmuştur. *Tüm bu *veriler bizi göstermiştir ki. Aleviler Laik’tirler. Yüz yıllardır laik yaşadıkları için de *savuna gelmişlerdir.

1924 Anayasası’ndaki, “Türkiye Devleti’nin dini, Din-i İslam’dır” hükmünün Anayasadan çıkarılması önergesine, Kurtuluş Savaşı yapıldığı koşulları göz önünde tutarak bizzat Atatürk karşı çıkmıştır. Karşı çıkma nedenlerini sonradan Atatürk, *Nutuk’ ta açıklamıştır. Şöyle diyor: *

* * “ Efendiler, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 2. Maddesinin başındaki,’Türkiye Devletinin dini, Din-i İslamdır’ cümlesi Cumhuriyetin ilanından sonra da yeni Teşkilat-ı Esasiye Kanunu yapılırken Laik hükümet tabirinden, dinsizlik manası çıkarmaya mütemayil *olanlara fırsat vermemek maksadı ile Kanunun 2.maddesinde kalmasına göz yumulmuştur.” *

Bu sözler, genç Cumhuriyet’in yüz yüze olduğu engelleri ve tehlikeleri belirtmesi kadar, Atatürk’ün devrimcilikteki ve laiklik’teki ince hesabını ve kararlığını da göstermesi yönünden çok ilginçtir. Laik olmayan toplumda hukukun üstünlüğü, *insan hakları ve demokrasi gibi kurumların yaşayıp yeşerecekleri bir ortamı bulmaları mümkün değildir. *Laiklik ve insan hakları, birbirinden ayrılmayan kavramlardır. Bu kavramlar çağdaş demokrasinin temellerini oluşturur. *

Türk toplumunda laiklik yalnızca din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değil, ayni zamanda çağdaşlaşmayı da ifade etmektedir. Anayasa Mahkemesinin bir kararında Laiklik; *“Gerçekte laiklik din-devlet işleri ayrılığı biçiminde daraltılamaz. Boyutları da daha büyük, alanı daha geniş bir uygarlık, özgürlük ve çağdaşlık ortamıdır. Türkiye’nin modernleşme felsefesi, insanca yaşama yöntemidir. İnsanlık idealidir. Laik düzende özgün bir sosyal *kurum olan din, devlet kuruluşuna ve yönetimine egemen olamaz. Devlete egemen ve etkin güç, dinsel kurallar ve gerekler değil, akıl be bilimdir. Din, kendi alanında, vicdanlarındaki yerinde, Tanrı-insan arasındaki inanış olgusudur. Kişinin iç-inanç dünyasının düzenleyicisi olan dinin, devlet işlerinde söz sahibi ve çağdaş değerlerle, hukukun yerine geçerek yasal düzenlemelerin kaynağı ve dayanağı olması *düşünülemez.” *( Esas 1989/1, karar 1989/12 , karar günü 7.3.1989 -R.G.5 Temmuz 1989 -20216 s.27)

*Tüm bu değişimler Alevi toplumunun inancının temel felsefeni oluşturur. Bunun içindir ki; *Aleviler, gerek Kurtuluş Savaşı’nda ve gerekse 1.ci Mecliste Alevi Millet Vekilleri ile Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının yanında yer almışlardır. *

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte, Osmanlı dönemindeki konumlarından *çok çok daha iyi konuma gelmişler. Laik yapı içerisinde hiç değilse, kanunlar önünde diğer vatandaşlar gibi kendilerini birinci sınıf vatandaş görmüşlerdir. Bu noktada Aleviler, Türkiye Cumhuriyeti baz alındığında , bütünün olmazsa olmaz bir parçası, organı, daha doğrusu kendisi olmuşlardır.Bu durum, ülkemizde Atatürk ilke ve devrimlerinden ağır ağır sapılarak dinsel görünümlü gericiliğe ödün verilmeye başlandığı 1950 ‘lere kadar süre gelmiştir. Bu döneme kadar Aleviler, devletin tüm imkanlarından diğer vatandaşların yararlandıkları oranda ( müstesnalar hariç) *yararlanmış ve devletin pek çok kademesinde memur olarak görevler almışlardır. *

Çağdaş ve uygar devlette din; kimi haklara sahip olmanın bir koşulu değildir. Günümüzde devlet, vicdan hürriyetine olabildiğince saygılı olması, bünyesinde çeşitli din ve mezheplere yer vermesi gerekir. Çünkü Laik devlette, herkes inancını, dinini özgürce seçmekte, bu inançlarını özgürce *açığa vurabilmektedir. Laik devlet din konusunda, bireyin inancına *bakmaksızın yurttaşlarına eşit davranan, yan tutmayan devlettir. *

Batılaşmada *ve modernleşmede Laik cumhuriyet ilkesinin çok önemli bir işlevi olduğunun bilincinde olan Mustafa Kemal Atatürk; 1930 yılında Serbest Fırka kurulurken Laik Cumhuriyet ilkesinin dışındaki konularda tarafsız kalacağını *söylüyor fakat bu tarafsızlığını şöyle ifade ediyor; *

“ Türkiye Cumhuriyeti sadece bir dünya devletidir. Biz ilhamlarımızı gökten veya gaipten değil doğrudan doğruya hayattan alıyoruz. Buradaki amaç yalnız devletin ya da “siyasal”ın değil, ayni zamanda toplumun “toplumsal”ın da laikleşmesidir. *

Laik sistemin hukuki yapısını oluşturmaya yönelik düzenlemeler, İlamcı görüş taraflarınca *“baskı politikaları.... inanan insanların inançlarından dolayı korkutma, sindirme ve yıldırma olarak nitelendirilmiştir. Bunun sonucu olarak *batılaşa ve modernleşme süreci tek parti döneminde bastırılan İslamcı ayaklanmalara sahne oldu. Bunlar;

1925 yılında Şeyh Sait isyanı, 1930 yılında Menemen olayı, 1933 yılında Bursa Ulu Cami olayı, 1935 yılında Siirt olayı ve 1936 yılında İskilip *İslamcı isyanlarıdır.

*1940’lardan sonra katılımcı ve yarışmacı bir siyasal yaşama geçerken *şeriat yanlısı İslamcı gurup ve tarikatlarca geliştirilen İslami yorum gün geçtikçe taraf buldu. Bu akımlardan çekinen Atatürk’ün partisi olan CHP bile din ve laiklik konusundaki *yorumunu yenileyerek başlangıç çizgiden ayrılmaya başladı

17 Kasım 1947 de toplanan CHP VII Kurultayı devletçilik ve laikliğin liberalleşmesine yönelik yeni ilkeler belirledi. İlk icraatı olarak 1947 yılında hacca gideceklere döviz tahsis etti.

1949 yılında ilk okul 4 ve 5.c sınıfları ders programlarına isteğe bağlı din dersleri kondu. Yüksek düzeyde din adamı yetiştirmek üzere Ankara Üniversitesine bağlı *İlahiyet *Fakültesi’nin Kadro düzenlemesi yapıldı. *1948 de Milli eğitim bakanlığına bağlı İmam Hatip kursları açıldı. 1 Mart 1950 yılında Tekke ve Zaviyeler kanununda değişiklik yaparak *1925 yılından beri kapalı olan “Türk büyüklerine ait türbeler ve sanat değeri olan türbeleri yeniden ziyarete açtı.

*Kısacası; 18 Temmuz 1945 te kurulan Milli Kalkınma partisiyle açılan çok partili rejim öncesindeki Terakki Perver Fırka ve Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyiminde olduğu gibi 1945 Temmuz’ unda kurulan *Demokrat Partinin iktidara geldiği 22 Mayıs 1950’ye kadar geçen sürede Türkiye’de kurulan 24 siyasi parti ve kuruluşun büyük bir kısmı parti programlarında din ve gelenekler bakımından izlenecek muhafazakar çizgiyi belirterek dinsel direncin sesini siyasal arenada duyurma çabası içine girmişlerdir. Bu olgu 1950’lerden sonra aynı paralelde kurulan bugünkü siyasi partilerde kendini bariz bir şekilde göstermektedir.

*Anayasal ve Laik devlet ilkesine bu süreç içinde en açık darbe 1965 tarihli 633 sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun” ile indirildi.

Bu düzenlemeye göre, Diyanet İşleri Başkanlığının görevi; İslam dininin inançları, ibadet ve Ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmektir. *

Burada “Ahlak esasları ile ilgili işleri” gibi içeriği hukuken belirlenecek bir işlev yüklemek ancak devletin bir dini ideoloji olarak benimsemiş olduğu anlamına gelir. Yani Sünni İslam devletin resmi dinidir. Devlet dolaylı da olsa laiklik ilkesini bir tarafa bırakmış din devleti olmuştur.

*Yasa koyucu bununla da yetinmemiş 1982 anayasasının 136 maddesiyle *“Milletçe dayanışma ve bütünleşme görevi” diyanet işleri Başkanlığına verilmiştir. Böylece Laiklik ve Milliyetçiliği dinsel görevlerle birleştirmiştir. Böylelikle Mustafa Kemal Atatürk zamanında taviz verilmek istenmeyen Laik Cumhuriyet ilkesi tamamen ihlal edilmiş ve *bugünde *laik cumhuriyet için tehlikeli olan *irtica birinci sıraya oturtulmuştur.

*Özellikle 1950’lerden sonra gelişen şeriatçı ve gerici güçler örgütlü olarak devlet kadrolarını ele geçirerek, siyasi iktidarların da yanlı tutum ve davranışları ile Devrim Kanunlarını rafa kaldırdılar. Cumhuriyet ilkelerinin temel taşını, beynini teşkil eden ve sağlam zemine oturtmuş olduğu bu laiklik kavramı, maalesef “demokrasi şehidi” olarak anılan *Adnan Menderes’in kabinesinin “ Ezanın Arapça okunması yasağının 16.6.1950’de aldığı bir kararla kaldırılmasıyla laiklik yolunmaya başladı. Bu yolunmaya onu takip eden devlet büyüklerimiz devam ettiler. Mantar gibi çoğalan İmam Hatip Okulları, Kontrolsüz kurulan Kuran Kursları açarak, Tarikatlara göz yumarak Atatürk’ün önem verdiği, üzerinde durduğu laiklikten saptılar. Sonuçta bu temel ilke; günümüzde yolunmuş tavuğa benzemiş oldu. *

*12 Eylülün aşırı sağa yaklaşan ideolojik yapısı ve şeriatçı uygulamaları, şeriatçı güçlerin devletin her kademesinde daha fazla yuvalanmalarına ve temelde karşı oldukları laik Türkiye Cumhuriyetini yönetir duruma getirmiştir. O günlerde *Laikliğe bağlı, fanatik İslam’a karşı olduğunu söyleyen zamanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren *hükümetin zorunlu din derslerine yönelik kararını açıklarken “ Bu şekilde çocuklarımızın resmi olarak din eğitimi almaları sağlanacaktır. Bu uygulamamız laikliğe aykırı değildir.” Diyor. Zorunlu din derslerinin anayasaya konmasının yanlış ve tehlikeli olduğunu gören *ayni Evren 2 mayıs 1990 yılında da *“ Biz zorunlu din derslerini Anayasaya iyi niyetle koyduk, Kur’an Kurslarının açılmasını önlemek için, kurslar kapanır sandık diye de itirafta bulunuyor

*Tarihsel süreç içerisinde, özelikle son yüz yılda takdim edilen tek yanlı İslam anlayışı, yorum ve uygulamasıyla *Anadolu insanının değerleri çoğunlukla terk edilmiş, daha çok İslam’ı olarak takdim edilen Arap değerleri benimsenmiş ve uygulana gelmiştir. Bu durum, kendilerini *bütünün vazgeçilebilir bir parçası konumuna getirmek isteyen siyasi iktidarlar, devletin kurum ve kuruluşlarında önemli mevkileri işgal edenlerle Aleviler arasında sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Böyle olunca da Alevilerin devletten uzak durmasını ve devletten küsmesini gündeme getirdi. * *

*1950’den sonra din, bir oy potensiyeli olarak ön plana çıkınca laiklik tartışılmaya başlandı. Dini düşünceyi eğitim alanının dışında tutmayı amaçlayan Eğitim Birliği İlkeleri zedelendi. Laik öğretim yapan Öğretmen Okulları, Köy Enstitüleri kapatıldı. İmam Hatip Okulları ve İslam enstitüleri açıldı.

*28 Haziran 1997 yılında güven oyu almayan Bülent Ecevit *sağdan özellikle de eski ortağı MSP inden destek alması uğruna hükümet *programında şu cümlelere yer veriyordu.

*“Toplumun ve insanlığın ortak değeri olan İslam dini, milli birliğin sağlanmasında kalkınma çabalarımızın başarıya ulaşmasında, iç barışın oluşmasında ve kardeşlik duygularının geliştirilmesinde kutsal bir kaynaktır.... Hükümetimiz köylerde ve dar gelirli yörelerde cami yapımına yardımcı olacaktır. Vekil İmam Hatiplerin kadro intibaklarını ivedilikle sağlayacaktır. Hükümetimiz bütün din görevlilerinin manevi ve maddi huzurunu sağlamayı ödev bilecektir.” * * *

*1982 Anayasası. Devletin laiklik niteliği aynen korunmuş. 1961 Anayasası’ndan farklı olarak başlangıç bölümümde “Laiklik ilkesinin gereği kutsal *din duygularının devlet işlerine ve politikaya karıştırılmayacaği” kuralı benimsendiği halde 24 maddede “ Din Kültürü ve Ahlak öğretimi ilk ve orta okullarda zorunlu ders olarak *öngörülmüştür. Zorunlu din derleri, Laiklik ilkesi ile bağdaşmadığı gibi uluslararası sözleşmelere de *aykırı olduğu halde, bu uygulama, Sünni İslam dışında kalan *özellikle Alevi inanancındaki velileri ve çocuklarını zor durumda bırakmıştır.

*Alevilik sosyal, kültürel, siyasal ve inançsal olarak bir büyük topluluğun yaşam biçimidir.

Toplumumuzun *üçte birini aşan Aleviler. Cumhuriyetin, demokrasinin, laikliğin temel taşıdır. Atatürk ilke ve inkilaplarını benimsemiş olan bu topluluk *hiç bir kimsenin kulu ve kölesi değildir. Eline, beline, diline sahip olmak gibi ahlakın en önemli kuralına dayalı olan hoşgörüyü, insana saygıyı, demokrasiyi bir yaşam haline getirmelerine rağmen *yıllardan beri çeşitli biçimlerde dışlanmak ve yok sayılmaktadırlar. Bu durum Alevileri yaralamakta ve hoşlarına gitmemektedir.
Alevilik felsefesine göre yaşamlarını sürdüren Aleviler laik, humanist, liberal ve çağdaş insanlardır. Durum böyle olduğu halde Alevi öğretisine ve yaşam tarzına yönelik gerçeklerin ortaya çıkması engelleniyor, toplumun *büyük bölümü baskı altında tutularak veya (kendisine öyle hissettiğinden) kendi benliğini, kendi kimliğini, inanç ve kültürünü gizleyerek yaşamak zorunda bırakılıyor. Bu da her an toplumsal patlamalara neden olur. Şu gerçek bilinmelidir ki; Aleviler çokça haksızlıkları maruz kaldılar. *Örneğin : Yakın tarihimizde Çorum, Maraş, Sivas, Gazi olayları gibi.

Cumhuriyet ilke *ve inkilaplarına, Devrim yasalarına rağmen Alevilerin bunca baskı altına alınmalarına, katliamlara maruz bırakılmalarına, yerinden yurdundan edilerek sürgün hayatı yaşamalarına, yok sayılmalarına, kendi inanç ve kültürlerini yaşamama durumuna getirmelerinin mantıklı, bilimsel bir açıklaması olamaz. Olsa olsa siyasi, politik çıkar açıklaması olur. Yoksa gerçekçi bir gözle bakıldığında *Alevilerin suçu nedir? Neden bu haksızlıklara maruz kaldılar? Surularına verilecek yanıt bir hiçtir. Aleviler, her namuslu, laik, sosyal, aydın, demokrat ve çağdaş Anadolu insanı kadar ülkesini seven bir toplumdur. Onların *toprak, bayrak diye bir sorunu yoktur. Alevilerin,Türkiye demokrasi ve yanlış, yanlı uygulamaları *ile sorunları vardır.

Alevilerin sorunları;

* Özgürlükçü demokrasinin *olamazsa olmaz ilkesi olan Laiklik ve hukuk devleti ilkesinin siyasi iktidarlarca yanlı,eksik ve *kendi yandaşlarının istemleri doğrultusundaki uygulamalarıdır.

** 1938 Dersim’de kitle katliamının yapılmasını isteyen

“ Dersim, Cumhuriyet Hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliyat yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır” .( 2.2.1926 Genel Kurmay belgelerinde, Kürt meseleleri s.166) diyen,kasıtlı ve yanlı ve yanlış bilgilerle *devletin üst zirvesine rapor sunan Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey gibi hainlerdir

** Zorunlu din dersleri, laiklik ilkesiyle bağdaşmadığı gibi uluslararası sözleşmelere aykırıdır. *Buna rağmen diğer inanç sahiplerine Sünni İslam’ı öğretmek için zorunlu din dersini yasallaştıran *siyasi iktidarlar, politik partiler *ve bu yasaya olumlu oy veren millet vekilleridir.

** Şeriat özlemcilerine hoş görülü davranarak, yobazlara yeşil ışık yakarak Teokratik Devlet kurma hevesleri okşanarak Cumhuriyetin ve Atatürk devrimlerinin temeli ve ruhu olan laikliği rafa kaldıran, dini siyasete alet eden siyasilerdir, devlet kurum ve kuruluşlarıdır

** Sokaklarda “Şeriat isteriz, laik düzen yıkılacak” diye bağırarak 35 *aydını yakanların eylemleri için, “Bunlar masum inanç patlamalarıdır” diyen cani. Yobaz ve örümcek kafalılar ile bunlara arka çıkanlardır.

** 20.ci asrın son yıllarında ülkemizde hala demokratik, laik, hukuk devletini benimsemeyen ve laik düzene ciddi ve sistemli şekilde direnen insanlar, kuruluşlar, dernekler ve partilerdir.

** Tarihimizde gerici hareketler zincirine eklenen son halka Sivas katliamıdır. Dün Cumhuriyetin ilk yıllarında Kubulay’ı kesenler bugün Sivas’ta otel yakıp insanları diri diri yakan canilerdir. İrticadır.

** Alevileri horlayan, aşağılayan ifadeleri ders kitaplarına koyan, gerici , çağdışı eğitim politikalarını uygulayan siyasi iktidarların ile gerici eğitimi uygulayan okular, idareciler ve öğretmenlerdi

** Tek yanlı hizmet sunan ve laiklik ilkesine aykırı olan Diyanet işleri başkanlıklarının yanlı uygulamalarıdır.

** Din işleri yüksek Kurulu tarafından ders kitabı olarak uygun bulunarak 1981 yılında yayınlanan Din Bilgisi ders kitabında; “ Efendimizin Allah’tan getirerek haber verdiği gerçekleri kabul etmeyen kafirdir. Kafirlerin cehennemden çıkma hakkı yoktur. Münafıklar cehennemin en derin çukurlarında olacaklardır.. Cehennemdeki azap bizim dünyada anlatabileceğimiz gibi değildir.... Müminlerden girenler bir zaman ceza çektikten sonra *çıkar. Kafir ve münafıklar devamlı kalır. ... Mahşer yerinde cennetlikler sağ tarafa, cehennemlikler sol tarafa verilir. Sırat köprüsü için ise; Cehennem üzerinde kurulacak olan bu köprüden müminler geçerek cennete kavuşacak, kafirler ve münafıklar cehenneme yuvarlanacaklardır.

** Vatandaşın vergileri ile *bu gibi gerici ve bölücü yayın yapan Diyanet Başkanlığına bağlı Diyanet İşleri Yüksek kurulu ve Kuruluşun *bu tür yayınlarına izin veren, göz yuman, Kısacası gericiliğe, bölücülüğe , irticaya *geçit veren kendilerine demokratım, aydınım, *laik’im ve Atatürkçüyüm diyen *vurdum duymaz siyasi parti ve parti temsilcileri, eğitim görevlileri, bilim adamları, kurum ve kuruluş temsilcileridir *

** “Bu toplum isterse *hilafeti getirir” diyen başbakanları, Alevi katliamlarının sorumlarını mahkemelerde savunan bakanları, “ bana sağcılar eylem yapıyor dedirtemezsiniz” diyen devletin ta zirvelerine çıkan parti başkanların, şeriatı getirmek için eğitim yuvaları açarak militan yetiştiren tarikat liderlerine arka çıkan, onları savunan devlet adamları, politik partiler ve liderleridir.

** Şayet bir ülkede Diyanet işleri başkanlarının verdiği fetva bir mahkeme kararında rol oynuyorsa, genç kızların kafalarının aydınlığa karşı bohçalanmasında ön ayak oluyorsa o ülkede laiklik kavramının kusursuz işlediğinden hatta varlığından bile şüphe edilir.

** Tüm bu olumsuzlukları, demokrasi güçleri ile birlikte örgütlü olarak aşılacağının bilincinde olan Aleviler, Cumhuriyet Hükümetlerinden. Politik partilerinden sadece sadece; demokratik. Laik., sosyal *hukuk devleti içinde kendi kimlikleri ile kendilerini özgürce ifade etmek istiyorlar. Adlarını istiyorlar. Kendilerini bu ülkenin *vatandaşı , sahibi olduklarının güvencesi olarak, siyasilerce *zaman geçirilmeden *yasal ve anayasal değişimler yaparak güvence altına almak istiyorlar.

Kısacası; Aleviler; kavgasız, gürültüsüz, horlanmadan, kendi inandıkları ibadetleriyle özgürce kendi ülkelerinde yaşamak istiyorlar.

--------------------------------------------------------------------------------

*Türkiyemiz BOP projesi kapsamında dönüştürülmek istendiğinden,Atatürk'ün ve Cumhuriyetimizin
kazanımlarının tasfiyesi gereklidir.
Onun için Tayyip Alevilerle uzlaşmak istemektedir,Alevileri yanına çekmek istemektedir.
Şimdimi aklına gelmiş takkiyecilerin Aleviler,daha önce sapkın diyorlardı ya.
Yeterli güce ulaşır Atatürk'ün tasfiyesini sağlarlarsa *nakşi oligarşi Alevilere yaşam hakkı tanımaz.
Hele ben gibi kafirlerin hiç yaşama şansı kalmaz.
Aklımızı başımıza toplayalım

no_religion
13-01-2008, 06:18
evet bunda hiçbi sorun yok bende istiyorum onların özgürce yaşamasını ama benim sorum bu değildi..
bu kadar hümanist oldugunu iddaa eden bir mezhepte düşkünlük adı altında insanları dışlama hor görme kavramı bana pek mantıklı ve insanca gelmedi acıkcası

aydoe
13-01-2008, 10:18
Gidenler kendi ikballerini tercih etmişlerdir.Aleviler yastadır.Beş yıldızlı iftar sofraları ve show için
oruç tutmazlar.İftarda bulunan 1000 kişinin kaçı alevi ,kaçı ise yağdanlıktır?
Sen yok say ondan sonra iftarda,demogaji yap.Verse ya alevilerin anayasal haklarını.
Takkiyeciler herkesi yanlarında göstermeye çalışıyor
Aleviler doğru ve gerekli cevabı vermiştir.

no_religion
13-01-2008, 21:55
türkiyedeki alevileri ben artık amerikadaki zencilerin durumuna benzetmeye başladım.amerikada zenciler horlandıklarını,ırkçılığa maaruz kaldıklarını o kadar bilinç altlarına yerleştirmişlerki bazı durumlarda gerçekten zenci bir insanın suç işlemesinde bile evet işte zenci ya sırf onun için suçlandı felan diyorlar....hatta bi keresinde polislerin bir zenci ve bir beyaz adamı jopladıkları basına yansımıştı ve bütün zenciler ayağa kalktı dayak yiyn zenci arkadaşımız ırkçılığa maaruz kaldı diye...halbuki onun yanında bir de beyaz insan vardı onu umursayan hiçkimse yoktu.............anlayanaaaaaaa

pervane
13-01-2008, 22:00
Sevgili *no_religion,,
Bir topluluk düşünün ki tüm kapıları üzerine kapatmak zorunda kalmış ve kendi hukukunu oluşturarak kendine dış çevreden apayrı kurallar koymuş. Bu sitede Alevilikle ilgili görüşlerimi naçizane sunmaya çalıştığım zamanlarda şimdi sitede olmayan üyelerden İnvi. Beni Alevilikle ilgili hiçbir şey bilmemekle ve kendisinin Alevilikle ilgili yutmadığı bir bilginin kalmadığını belirtmişti.
Bende kendisine amenna demiş ve aklıma da bu fıkra gelmişti.
Bakırcının biri bir gün bir çırak almış yanına, çırak üçüncü günden sonra işe gelmeyince merak edip evine giderek çırağın annesine- Hanım oğlun bugün işe gelmedi neden acaba merak ettim demiş.
Çırağın annesi de artık gelmesine gerek yok benim oğlan bakırcılıkla ilgili bütün her şeyi öğrenmiş ve bana da anlattı.
Bakırcı merak etmiş neleri örgendi diye?
Anne anlatmış, bakırı alıp çekiçle dövüyorsun, kenarlarını yuvarlayıp düzeltiyorsun oluyor sana tencere, oluyor sana tabak, oluyor sana kazan demiş.
Bakırcı da vay…… *Otuz yıldır bakırcılık yapıyorum öğrenemedim, çocuk üç günde hem kendisi öğrendi hem de anasına öğretti helal olsun demiş.
Şimdi yapılan da bu fıkradaki gibi, Alevilere Aleviliği öğretmekten başka bir şey yapılmıyor.
Bir halk mahkemesinde gerçekleşen yargılamayı Tanrı huzurunda dara durmak olarak yorumlamak, Düşkün sayılmayı aforoz boyutunda ele almak sizi pek tabi ki bu soruya ulaştırmış olabilir. Ama Alevilikte kesinlikle böyle katı yaptırımlar yoktur. İnsaf artık.

no_religion
13-01-2008, 22:19
ben hiç bir şekilde ne aleviliği ne sünniliği hanefliği yadırgamıyıroum yargılamıyorum ve savunmuyorum.ancak türkiye cumhuriyeti devleti birçok etnik ve dini grubu içinde barındıran bir ülkedir.eğer türkiye devleti alevilerin istedikleri her hakkı verirse diğerlerine de vermek zorundadır.diğer etnik grublar da her istedikleri şeyleri alırlarsa bu ülkede sence hukuk dil din eğitim ve diğer unsurlar nasıl işlenecek.nasıl adalet sağlanacak eğitim nasıl yapılacak..o zaman aleviler kendi hukuk sistemlerini eğitim sistemlerini oluştursunlar..çerkezler aynı şekilde kendi eğitim ve hukuk sistemlerini oluştursunlar.ve buna benzer diğer grubların sistemleri.sence o zaman işin içinden çıkılırmı ????

aydoe
13-01-2008, 22:25
Davulun sesi uzaktan hoş gelir.
No_religion kardeşim sen Alevimisin,müslümanmısın,deist,ateist veya hiç bir şey mi?
Benim dinle imanla bir alakam yok,kafayıda pek yormam,ama alevileri severim çok sayıda Alevi dostum vardır.

Bundan yıllar önce anadolunun bir kasabasına görevli gitmiştim.Orada bir öğretmen arkadaş beni evinde misafir etti ve 3-4 ay birlikte aynı evi paylaştık.

Bulunduğumuz yer çok tutucu bir yerdi bizi devamlı cuma namazlarına çağırıyorlardı.
Tabi ben gitmiyordum ,öğretmen arkadaşta gitmiyordu.Bazı akşamları rakı içiyor muhabbet ediyorduk,politika ,günlük hayat ve yaşam üstüne konuşuyorduk.
Arkadaş beni çok seviyordu ,bir gece bayağı çokça içmiştik ,abi dedi sana bir şey söyleyeceğim.
Söyle Muharrem dedim ,abi ya ben Aleviyim dedi.

Ben Alevilerin ne kadar ezildiklerini ,ne kadar yok sayıldıklarını o gece anladım.
Adam sanki kötü,gizli,sır, bi şey söylüyor bana,yalnızca bana söylüyor,bulunduğumuz ilçede kimliğini açıklaması mümkün değil,söylüyomuyor cumaya çağıranlara
Bense Alevi bile değildim.
saygılar

ozgurche21
13-01-2008, 22:29
ya arkadaslar sız katledılmedınız marasta dersımde ve katledende devleti arkasına alarak katlettı ve katlederkende ıslamdan guc aldı ve alevıler halen dıslanıyor bu ulke adam olmaz

pervane
13-01-2008, 22:36
Peki no_religion,

"Türkiye devleti Alevilerin istediği her hakı verirse diğerlerine de vermek zorundadır. diğer etnik guruplar da her istedikleri şeyi alırlarsa bu ülkede diğer dil,din,eğitim ve diğer unsurlar nasıl işeyecek." Sorunun başı zaten bu korku? ya diğerleri?
Alevilerin gözü ne bir santim diğer guruplardan küçük nede büyük. *

O zaman bırakalım devlet bizi nasıl işletmek istiyorsa öylemi işletilelim yani? yukarıda ki satırları bu defa ben yöneltiyorum.

O ZAMAN SORUYORUM NERDE sizin EŞİTLİĞİNİZ,NERDE SİZİN KARDEŞLİĞİNİZ,NERDE SİZİN HOŞGÖRÜNÜZ????

pervane
13-01-2008, 22:44
Ne yapaılmasını öneriyorsun ozgurche21, bizdemi yakalım yıkalım, çabamız adam olması için elimizden geleni yapmak değilmi? ülke diye neden genelleme yapıp duruyorsunuz? bir gurubun karasını tüm üklenin yüzüne bulamak doğru mu?

aydoe
13-01-2008, 22:54
Sayın Pervane,
Demokrasi herkes için,demokratik bir yapımız olursa ayrılıklar ,olmaz,ayrıcalıklar ayrılıkları yaratmaktadır.
Devletin dini olmaz,insanların dini olabilir.Demokratik devlet olur ve insanların temel hak ve özgürlükleri tanınır ve etnik ,dini ayrımcılık olmazsa sorun kalmaz.
Hilafetin kaldırılması gerekli,diyanetin tasfiyesi gerekli
Kürtler dışında etnik problem yoktur,gürcü ,laz,abaza,çerkes falan diye bir etnik problem yoktur
bu söylemi Türkiye'yi parçalamak için kullanmaktalar.
Çözüm demokrasi ve özgürlük,bağımsızlıktır

pervane
13-01-2008, 22:59
Beni yanlış anladığınızı düşünüyorum aydoe,
sadece solaganlardan sıkıldığım için ozgurche21'ye sitem etmiştim.

sargon
13-01-2008, 23:04
Alevilerin TV'lerde bu konuyla ilgili birkaç tartışmasını seyrettim. Benim anladığım kadarıyla aleviler de bir politikasızlık içinde bocalıyorlar. Yıllardır CHP'nin arkasında, onun oy deposu gibi hizmet ettiler. Ama ordan da hiçbirşey elde edebilmiş değiller. Hiçbir hükümet döneminde bir açılım falan olmadı. Kendi partilerini kurdular, o da birşey getirmedi. Eğer AKP değil de başka bir parti, hatta sosyal demokrat bir parti çıkıp hadi bu sorunu çözelim, alevileri 2. sınıf vatandaş olmaktan, dinsel ibadetlerini de gizli gizli yapılan bir ibadet olmaktan çıkaralım dese yaşanan şaşkınlık ve belirsizlik olacaktı. AKP gibi geçmişi bozuk bir partiden bir diyalog adımı gündeme gelince hepten kafalar karıştı. Bence sorunun temel nedeni Alevilerin taleplerinin belli olmaması. 2. sınıf olmaya öyle alışmışlar ki belli bir talepler listesi bile yok. Böyle olsaydı hemen bir politika ve talepler listesi oluşturabilirlerdi.

pervane
13-01-2008, 23:16
sargon bir sor da size hiç konuşamamış insanlardan nasıl bir politika sergilenmesi beklenirdi ki?
yeni yeni aguk guguk la başlanıyor çok daha zamana ihtiyaç var.

aydoe
13-01-2008, 23:39
-Cem evlerinin ibadethane olarak kabulü
-cem evlerinin kapatılmaya zorlanması
-Alevi köylerine istem dışı cami yapılıp imam atanması
-Zorunlu din dersi
-sünni bakışlı ders kitapları
-ayrımcılık,söz ve fizik taciz
-bütçeden alevilere pay ayrılmaması,
-diyanetin sünnilerin olması

sargon
13-01-2008, 23:45
Ama artık belli ki Türkiye'de bir takım şeylerin kabukları çatırdamaya başladı. Böyle bir adımı AKP'nin atması talihsizlik tabii. Sol adına bir talihsizlik. Her ne olursa olsun alevilerin artık taleplerini somutlamaları ve bu çerçevede mücadele etmeleri gerekli.

Örneğin eğer Tayyip Erdoğan Kürt sorunu konusunda böyle bir diyalog adımı atmış olsaydı neler olurdu. Eminim ki başta DTP, birçok Kürt kuruluşu bunu, taleplerini Türkiye'ye duyurabilmek, kamuoyu oluşturabilmek, günlerce gazetelerde, tvlerde yazılıp çizilmesini sağlamak ve konunun gündemde kalmasını sağlamak için kullanırlardı. Tabii birileri de çıkar etnik ayrımcılık yapılıyor diye yaygarayı basardı ama bu başka bir tartışma.

Bence Aleviler bir fırsatı kaçırdılar. Bu fırsatı çok daha iyi kullanabilirlerdi. Tabii şu da var: Eğer sizin bir politikanız yoksa ve bu kabul edilebilir bir politika değilse sofraya oturduğunuzda kaybetmeye adaysınızdır. Aleviler de politikaları olmadığı için henüz ringe çıkmaya çekiniyorlar. Halbuki ellerinde mükemmel bir fırsat var şu anda.

Benim bir tezim var: Türkiye'de her zaman hükümetler kendi çizgilerinin tersine açılımlar yapmıştır. Bu biraz da bürokrasinin bu partileri yola getirme çabasından oluyor. RP kendi eliyle 8 yıllık eğitimi kabul etti ve devreye soktu. DSP-MHP hükümeti zamanında idam cezası kaldırıldı. Maraş, Sivas ve Madımak katliamları sosyal demokrat hükümetlerin zamanında oldu. Rusya ile ilişkiler Demirel hükümetleri zamanında geliştirildi. *

AKP'nin olayı böyle değildi ama bu açıdan bir fırsat yaratıyordu aslında. Aleviler AKP'yi köşeye sıkıştırabilirlerdi. Belki de AKP bu konuda bir adım atabilecek tek partidir. Böyle bir adımı CHP'nin atması beklenemezdi. CHP hükümeti muhtemelen Kürt sorunu konusunda adımlar atılması gündeme geldiğinde daha uygun olacaktır. Biraz ters bir düşünce biçimi olduğunun farkındayım ama biraz düşünürseniz gerçekten de Türkiye tarihi böyle örülmüştür.

pervane
14-01-2008, 01:58
"AKP'nin olayı böyle değildi ama bu açıdan bir fırsat yaratıyordu aslında."
ben bu satıra sadece acaba demek istiyorum.

Sargon Aleviler asıl fırsatın kendileri olduğunu bilimiyor olamazlar. Devletin attığı her adımda bir taraflarının eksileceğini biliyorlar, koparılacak tarafları kalmadı. ötesi saflık olur.

sargon
14-01-2008, 02:53
"AKP'nin olayı böyle değildi ama bu açıdan bir fırsat yaratıyordu aslında." sözünden kastım AKP'ye bürokrasi cephesinden alevilere açılım yapması için bir baskı yoktu. AKP sanırım Türkiye'deki konjonktürü kendine çevirmek için bunu gündeme getirdi. Her ne olursa olsun ortada bir fırsat var. Her olanağı kullanmak gerekir.

Devletin attığı her adım kötü olabilir ama burdan en iyisi hiçbirşey yapmadan oturmak, varolan durumu sürdürmek yine en iyisi sonucu da çıkar. Yaşıyorsan, canlıysan mutlaka birşeyler yapacaksın. Sen yapmazsan başkaları birşeyler yapacaktır. Hayat boşluk kaldırmıyor çünkü. Aleviler bir takım politikalar oluşturmazlarsa, yada belli politikalara destek vermezlerse başkalarını seyretmeye mahkum olurlar.

no_religion
14-01-2008, 08:03
Sargon Aleviler asıl fırsatın kendileri olduğunu bilimiyor olamazlar. Devletin attığı her adımda bir taraflarının eksileceğini biliyorlar, koparılacak tarafları kalmadı. ötesi saflık olur.[/quote]

işte ben burda gerçekten paranoyak bir saplantı görüyorum..devlet hükümet herneyse;,, bu yaklaşımlar yüzünden gerçekten samimi bir şekilde alevilere yaklaşamıyor.çünkü onlar biz ne yaparsak yapalım aleviler dananın altında buzağa arayacak diyorlar.ya kardeşim anlamadımki ben dinsiz biri olarak birçok alevi derneğinin ne yapmaya çalıştığını anlayamadım ki..adamlar önce devlet bizi yok sayıyor bizi görmezden geliyorlar diyor sonra da devlet hükümet biraz yakşaltımı bu işin içinde kesin birşeyler var diye bir bit yeniği arıyorlar...anlamadım ben bunlar birtürlüüü :D

pervane
14-01-2008, 21:19
no_religion, anlamamış olduğunuzu ben anlayabiliyorum ama. Başbakan'ın iftar yemeğinde konuşmasını *seyretmek *paronayak olmak için yeterli. Alevilerin kaç tanesi acaba başbakanın kime hitap ettiğini anlayabilmiştir :lol: Hazreti Ali Efendimiz bende bitüüürlü anlamadım :roll:

no_religion
14-01-2008, 22:00
bence herşeyin içinde bir bit yeniği aramaktansa diyalog yoluna gitseler bu türkiye için de kendileri için de faydalı olacak diye düşünüyorum

aydoe
14-01-2008, 23:14
Çok demokrasi düşkünü bir başkanımız var Tayip bey
Arkadaşı GWB ise demokrasi ihracatçısı,bunlar stratejik ortaktır.
O kadar demokrat ki *2002 de iktidar olmasını takiben 2008 de Alevi gerçeğine el atmış
Ademoğlu çamurdan yaratılmıştır,diyerek Çamuru milletvekili yapmıştır vede Alevilere iftar vermiştir.
Arkasından İspanya'dan Türban simge olsa ne olur ,yasaklayamazsınız demiştir.

Çoook özgürlükçüdür,demokrasi savaşçısıdır.
O kadar ki milliyet,devlet,sınırlar,borçlar falan hiç önemli değildir,asıl önemli olan türbandır,ümmettir.
Ülkede el atmadığı ayak basmadığı yer kalmamıştır.
Yargıyada el attıktan sonra,birde Alevi kardeşlerimi yanıma alayım demiştir.
Arkasından Çerkeslere el atacak onlarlada Çerkes düğünü yapacak,haluj yiyecektir.
Demokrasi için TCMB nı Konstantinopolise taşıyacak,daha sonra Anıtkabiri ,Atatürk rahat etsin diye doğum yeri olan Selanik'e taşıyacaktır.
Zaten özgür olalım diye sınırlar kaldırılmış,ülke yabancıların ikamesine açılmıştır.

Ne yazık ki böyle bir özgürlük savaşçısı,demokrasi havarisi insanın yaklaşımını ,Aleviler yanlış algılamış ve *protesto etmişlerdir.Olsun boş masalar yağdanlıklarla doldurulmuştur.
O doğru bildiği yolda yürümeye devam edecektir.Sonuna kadar. :cry:

Saygılar

no_religion
15-01-2008, 00:47
Arkasından İspanya'dan Türban simge olsa ne olur ,yasaklayamazsınız demiştir.

Saygılar

aydoe kardeşim madem özgürlükçüsün,alevilerin haklarının zedelendiğini düşünüyorsun...ee o zaman niye insanların özgürce başörtü kullanmasını istemiyorsun..bence bu çok büyük bir tezatlık..hayatında hiç camiye gitmemiş oruç tutmamış namaz kılmamış bir insan olarak başörtünün bazı mekanlar hariç heryerde serbest olmasını istiyorum..ama sen her fırsatta insanlıktan eşitlikten bahsedip alevilerin haklarının yendiğini düşünürken insanların serbestçe başörtü takmalarına karşı geliyorsun..bence en büyük haksızlık bu senin yaptıgındır

aydoe
15-01-2008, 01:15
Sayın Noreligion,
Benim yazımda başörtüsü geçmiyor,ben türban demişim
Sen bana niye başörtüsü serbest olmasın demişsin,başörtüsü serbest zaten,sen hiç sokağa çıkmıyormusun,kadınların çoğunun başı örtülü,yasak yok ,kimsede bir şey demiyor.
Sen üzülme bırak Aleviler kendi ne yapacaklarına kendileri karar versinler.
Türbanda yalnızca kamusal alanda ve okullarda yasak ve bencede yasak olmalı.Neden?
Türban bizim geleneksel başörtüsü değildir,milli görüş geleneğinin simgeleştirdiği islami motiftir.
Yarın öbürküde çıkar ben inancıma göre kara çarşafla okula geleceğim der.
Cuma günleri tatil olur.Mesailer namaz saatlerine göre ayarlanır fala felan derken
Bizler gibi özgürlükçülerde ,özgürlük ,demokrasi adına takkiyecileri desteklersek,şeriat yönetiminde yaşamak veya terketmek zorunda kalırız.

no_religion
15-01-2008, 01:31
okullarda ve kamu kurumlarında başörtü ya da türbanın herneyse (ikisinin de özü aynıdır) girmesini ben de istemiyorum..buna bende çok karşıyım ama bazı gurplar insan haklarını savunurken egoist olmamalarını sadece kendilerini ilgilendirecek konulara yönelmemeleri, daha insanca bir durumdur diye düşünüyorum :)

bu arada aleviler şimdi de CHP 'nin aşure gününü kutlama çağrısına tepki göstermişler ve bu işin içinde kesin birşey var diyip deniz baykalı protesto etmişler:).2 dakika önce ntv'den öğrendim hadi hayırlısı bakiiim

aydoe
15-01-2008, 01:41
Siyasal islam gerçek yüzünü göstermiyor,adamlar takkiye yapıyor
Ne diyor Fetullah Gülen tam hakimiyeti ele geçirmeden yapılacak her kalkışma zamansızdır.

Benim yıllar önce bir fetullahçı arkadaşım vardı ,bana sen içki içiyorsun biz iktidara gelirsek sana 40 kırbaç ,böylece içkiyi bırakırsın senin iyilğin için derdi.

Yine bu tarikatları çok iyi bilen başı örtülü bir bayan arkadaşım bana ,şu an demokrasiyi savunuyoruz ama iktidarı ele geçirirsek sizlere demokrasi tanımayız dedi.
bunlar gerçek düşünceleri
İslamın ılımlısı falan olmaz diyor Tayyip
Dilipak kuran şeriattır diyor,öyle kafana göre yorumluyamazsın
Ne varsa Şeriatta hepsini uygulamak isterler.
Git suuda,irana,afgana,pakistana,gör islam nasıl bi şey
adamların amacı Cumhuriyetin tasfiyesi,yıllardır çalışıyorlar.
saygılar

aydoe
15-01-2008, 01:52
Deniz Baykal gitsin Antalya'da torununu gezdirsin
Tayyip'in kuyruğunu bıraksın
Aleviler bizi rahat bırakın siyasete alet etmeyin
Bir şey yapacaksanız anayasal haklarımızı verin diyor,ayrımcılık istemiyor.