PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 1979 Kabe İşgali ve 16 Gün Süren Savaş


Cem
17-01-2008, 16:22
(1)
1979 Ramazanında Arabistanın büyük kentlerinde dağıtılan bildiride Suudi rejimi eleştiriliyor, devletin dini niteliğini kaybettiği belirtiliyor, ülkede yeni bir İslami rejimin kurulmasının gerektiği anlatılıyordu. Bu bildirilerin Cuheyman el-Uteybi önderliğindeki radikal bir sünni gruba ait olduğu Mescid-i Haram'ın işgalinden çok sonraları anlaşıldı.

Tarihler 20 Kasım 1979'u gösteriyordu. Kabe'ye sabah namazı kılmaya gelen binlerce kişi namazın bittiği anda bir yandan "Allahuekber" seslerini bir yandan da havaya sıkılan kurşun seslerini duydu. Eylemciler mescid'in mikrofon sistemini ele geçirdi. Eylemcilerin lideri Cuheyman konuşmaya başladı. Yanında bulunan kayınbiraderi Muhammed el-Kahtani'nin İslam aleminin beklenen mehdisi olduğunu söylüyordu. Mehdiliği sağlam kanıtlara oturtmak için ilgili hadisleri detayıyla anlatıyordu.

Cuheyman Suudi rejiminin dini niteliğinin kalmadığını dolayısıyla Müslümanların rejime itaat etme yükümlülüklerinin kalmadığını söyledi. Ülkedeki kötü gidişatın önüne geçilmesi için hayatın her alanında şeriatin tekrar uygulanmaya başlamasının gerektiğini vurguladı.

Cuheyman bu konuşmasını yaparken adamları da işgalden önce mescidin alt katlarına sakladıkları silahları mescidin ilk katına çıkardılar. Silahlar eylemcilere dağıtıldı, dış kapılar kapatıldı, yüksek minarelere silahlı nöbetçiler yerleştirildi, mevziler planlara göre hazırlandı. İçeriye giriş-çıkışlar yasaklandı.

(devam edecek)

Cem
17-01-2008, 16:38
(2)

İşgalcilerin Talepleri

Devrimcilerden bir tanesi mikrofonlar aracılığı ile isteklerini ilan ediyordu:

1. Batıdan ithal edilen kültür, taklid ve değerlere son verilerek islamiyetin adaletli kültür ve değerlerinin yerleştirilmesi, emperyalist batılı ülkelerle ilişkilerin kesilmesi.

2. Babadan oğula geçen kraliyet düzeninin yıkılarak İslam devletinin kurulması, hain Suud ailesinin yargılanması ve halktan çaldıklarının geri verilmesi.

3. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyen, ülkeyi emperyalistler ve yabancı firmalara otlak yapan Kral Halid ve ailesinin kafirliklerinin ilan edilmesi.

4. İslam'a ve müslümanlara karşı düşmanca tutumu nedeniyle ABD'ye petrol ihracatının durdurulması, ülkenin ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde petrol üretiminin azaltılarak Milli Servetin heder edilmemesi...

5. Arap yarımadasını ellerine geçiren tüm yabancı askeri uzmanlar ve danışmanların yurt dışı edilmesi, yabancı askeri üstlerin kaldırılması...

Taleplerin ilanından sonra Hacerül-Esved ile İbrahim makamı arasındaki bölümde Mehdi Kahtani'ye biat etme merasimi düzenlenir. Kahtani'nin eli öpülüp sonuna kadar itaat edileceği bildirilir.

Sabah namazına gelen binlerce sivile çıkmakta serbest oldukları söylenir. Çoğunluğu çıkar. yaklaşık 30 kişinin eylemcilerle kaldığı tahmin edilmektedir.

Suudi Hükümetinin Şaşkınlık Dönemi

İşgalden 3 saat sonra Mescid-i Haram çevresine gelen Suudi askerleri içeri girme denemelerinde yoğun ateşle karşılık görünce geri çekilirler.

İşgalin ilk günlerinde Suudi hükümeti tam bir şaşkınlık ve ne yapacağını bilememe durumu içindedir. İçeride rehine var mıdır, varsa kimlerdir , kaç kişilerdir? Eylemciler kimler ve kaç kişilerdir gibi hiç bir bilgiye ulaşamazlar.

Kabe'yi kuşatan Kraliyet Muhafız Alayı mutaasıp asker ve subaylardan müteşekkildir. İnançlarından dolayı Mescid'de silahlı bir çatışmaya girmeyeceklerini beyan ederler. Suudi hükümeti bu dönemde tam bir şakınlık dönemindedir. Kabe'nin kan dökülerek alınmasının İslam aleminde yaratacağı olumsuz etkiden çekinmektedir.

(devam edecek)

rebera_roni
17-01-2008, 17:28
devamını bekliyom ben güzel bi konuya benziyor
saygılar

Cem
17-01-2008, 19:07
(3)

Suudi kralı Halid hemen muhafızları teftişe gider. Kabe'nin Harici isyancılar tarafından işgal edildiğini, görevlerinin Allahın Evi'nin temizlenmesi olduğunu, görevlerini yapmazlarsa Pakistanlı paralı askerleri kullanacağını söyler. Bazı muhafızlar ikna olur olmayanlar ise tutuklanır.

1979 Kabe baskını yapan eylemcilerin sayısı en az 500 olarak tahmin ediliyor.

Eylemden önceki gecelerde büyük miktarda yiyecek malzemesi, ilk yardım malzemesi ve cephane mescidi haram'ın alt katındaki mahzenlerde saklanıyor. Böylece eylemcilerin çok uzun süre dış destek almaksızın direniş yapabilmesi mümkün oluyor.

DÜNYADAN TEPKİLER

Eylemcilerin ve onlara dışarıdan destek verenlerin tam olarak anlaşılabilmesi için dört günün geçmesi gerekecektir. Bu olaydan birkaç ay evvel İran'da islam devrimi olmuştur. Kabe baskınını İran devrimi izinde gören oldukça fazla kişi vardır başlarda. Bunlardan biri Mısır devlet başkanı Enver Sedat'tır. Hedefi İran göstermiştir.

İran lideri Ayetullah Humeyni ise işgalden Amerika'yı sorumlu tutmaktadır. Humeyni "Büyük şeytan" Amerika'yı kutsal topraklardan çıkarmak için tüm dünya müslümanlarını cihata çağırmaktadır.

Suudi yetkililerin işgalciler için "hariciler" terimini kullanması Pakistan basınında yanlış anlaşılarak yabancılar anlamına gelen hariciler terimiyle Amerikalıların/İsraillilerin kasdedildiği şeklinde yorumlanır ve Humeyni'nin ifadesiyle örtüşür. Fas'dan malezya'ya kadar dünyadaki hemen tüm İslam ülkeleri ayağa kalkar ve Amerika-İsrail alyehinde gösteriler düzenlenir. İslamabad'daki binlerce kişinin gösterisi sırasında bir ABD askeri linç edilir diğeri ise yakılılarak öldürülür.

Türkiye'de ise Milli Talebe Birliği işgali "gerçekleştiren" siyonistleri kınayan basın açıklaması yapar. istanbul ve izmir'de kimi öğrenciler boykot yapar ABD ve İsrail bayrakları yakılır.

(devam edecek)

saadetpink
17-01-2008, 19:37
Humeyni'nin İran'a entellektüellerin de desteği ile döndüğü yıl..

Aradan çok zaman geçmeden ilk yargılananlar oldular..

18-01-2008, 00:17
(4)

SUUDİ REJİMİ İLK ŞOKU ATLATTIKTAN SONRA

Suudi yönetimi ilk günlerdeki şoku atlattıktan sonra bazı önlemleri uygulamaya sokar:

1) Eylemcilerle bağlantısı olacağı şüphesiyle tüm üniversiteleri geçici olarak kapatıp binlerce yabancı müslüman öğrenciyi uçaklarla memleketlerine gönderirler.

2) Mısır El-Ehram Gazetesi'ne göre Mekke, Medine ve Taif şehirlerinde sokağa çıkma yasağı konuldu.

3) Yabancı gazeteciler Mescid-i Haram'a yaklaştırılmadılar. Bu önlem kimilerine göre operasyonda kullanılacak Amerikalıları gözden gizlemek içindi.

4) Silahlı Kuvvetlerde seferberlik ilan edildi. İzinler kaldırıldı.

5) Kara ve deniz sınırlarında güvenlik artırıldı. Karayollarında zırhlı yelekli güvenlik kuvvetleri sık kontrol noktaları kurdu.

6) Yönetim aleyhinde yayınları kontrol amacıyla postanelerde denetim kuruldu.

HER İKİ TARAF DA KENDİ DURUMUNA UYGUN AYETLERİ TEMEL ALIYOR

Cuheyman ve grubu için Maide suresinin 97. ayeti kendi durumlarını tanımlamada uygundu:

"Allah, Beyt-i Haram (Olan) Kabe'yi İnsanlar İçin Bir Kıyam Yeri (Ayaklanma Yeri) Kıldı..."

Diğer yandan Müslim referanslı bir hadis kendilerini motive ediyordu:

"Resullullah buyurdu ki: Karanlık bir gecenin parçaları gibi olan fitneler ortaya çıkmadan önce, hayırlı ameller işlemede acele edin..."

Cuheyman'a göre zaman gelmişti.

Öte yandan Suudi rejimi Mescid'e operayon için devlete yakın İslam alimlerinden fetva almayı başardı. Fetvada kendilerini haklı gösteren ayet ve hadisler yer alıyordu örneğin:

"Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Siz birlik halinde iken size gelip de birliğinizi bozmak, bütünlüğünüzü parçalamak isteyen biri olursa boynunu vurun." (Ebu Müslim)

Karşı tarafın da Ebu Müslim'in ilettiği bir diğer Hadisi kendisine dayanak yaptığına dikkat edin.

Görünen o ki her iki taraf da kendi çıkarına/hedefine uygun hadis ve ayetleri kırpıp almaktadır.

Suudi kraliyet tarafının elde ettiği fetvada başka hadis ve ayetler de kullanılmıştır. Bunlardan biri şuydu:

"Kim orada (Kabe'de) zulümle haktan sapmak isterse ona acı bir azap tattırırız." (Hac Suresi, 25)

Askeri operayon için artık fetva alınmıştı. Operasyon safhasına geçmden önce Cuheyman el-Kuteybe'yi ve mehdi ilan ettiği kayınbiraderi Muhammed Kahtani'yi, geçmişlerini, ideolojilerini biraz daha tanıyalım.

Cem
18-01-2008, 14:16
(5)

CUHEYMAN EL-UDEYBİ KİMDİ?

Cuheyman ve grubu kendilerini Yeni İhvancı olarak tanımlıyordu. Bu nedenle İhvancılığın ne olduğununa *değinmekte fayda var.

İhvancılar, 1920 li yıllarda Suudi Arabistan'ı kuran Vehhabilerin yerleşik düzene geçirttiği göçebe kavimlere deniyordu. Cihatcı/militarist bir güçtü. Bugün Suudi Arabisitan haritasına baktığınızda oldukça geniş yüzölçümü olduğunu farkedersiniz. İşte Suudi Arabistan'ın bu kadar genişlemesini sağlayan güçte İhvancılar adı verilen cihatçı sünni grubub rolü büyüktür. Suudi sınırları o dönemde İngiliz egemenliğinde bulunan Ürdün, Irak, Kuveyt sınırlarına varınca kral Suud İngilizlerle çatışmamak için cihata son verir. Ancak İhvancılar devam etmek isterler. Böylece Vehhabilerle İhvancıların arası bozulur. Vehhabiler İhavancıların varlığına son verir.

İşte Cuheyman eski İhvancı hareketin bu mirasını devralmştı. İhvanclığı yeniden canlandırmaya çalışıyordu. 1926'dan sonra Suudi yönetimi görece barışçıl politikalara dönmüştü. Cihatı bırakmıştı. petrolün çıkmasıyla batıyla ve ABD ile yakın ilişkilere girmişti. Kimi seküler kurum ve kuralları Suudi Arabistan'da uygulamaya başlamışlardı. Örneğin kadın ve erkek aynı işyerinde çalışabiliyordu. Alkol yasak olmasına rağmen üstünde sıkı bir denetim yapılmıyordu.

Cuheyman 18 yıl boyunca Kraliyet Muhafız Birlikleri'nde çalıştıktan sonra meşru görmediği devletin kurumunda çalışmak istemez ve ayrılır. Medine İslam Üniversitesi'nde öğrenim görmeye başlar. Hocalarının devlete bağlılığını aşırı bularak derslerden uzaklaşmaya başlar. Kendi risalelerini yazar. Arkadaşlarıyla alternatif dersler hazırlar. Devletin şeriatten çıktığını düşünmektedir.

Cuheyman'ın dedesi 1929 yılında Suud yönetimine karşı İhvancı saflarından çarpışırken öldürülmüştür. Şimdi torun Cuheyman da Suud yönetimine karşı savaşacaktır.

Cem
18-01-2008, 14:53
MEHDİ MUHAMMED KAHTANİ

Cuheyman'ın kayınbiraderi olan Muhammed Kahtani mehdi yani İslam alemini kurtaracak olan önder olarak tanıtılır. Kuran'da mehdilikle ilgili ayetler bulunmasa da konuyla ilgili hadislerin bulunduğu bilinmektedir. Bu nedenle İslam aleminde azımsanmayacak çevreler bir kurtarıcı/mehdi beklentisi içindedirler hep. Bu konuda siteler bile vardır, örneğin:

http://www.beklenenmehdi.com/02.html

Bu sayfanın ortalarında yer alan ve Ebu Davud'un rivayet ettiği bir hadis şöyledir:

Dünya tek bir gün kalsa bile Allah Teala muhakkak o günü uzatır ve yüce Allah o günde benim neslimden yahut da Ehl-i Beyti'mden adı adıma, babasının adı da babamın adına uygun olan (yani Abdullah oğlu Muhamed olan) kemal sahibi bir kimseyi gönderir, buyurmuştur.

Cuheymanın kayınbiraderi Muhammed Kahtani bu tanıma uymaktadır. Onun da babasının adı Abdullah adı ise Muhammed'dir.

Bir diğer Ebu Davud hadisine göre mehdi, Hacerül Esved ile İbrahim Makamı arasınaki alanda biatı (İslami itaat) kabul edecektir. Cuheyman bu hadise uygun şekilde davranarak kayınbiraderini Hacerül Esved ile İbrahim Makamı arasına koyarak yüzlerce militanının onun elini öperek biat ettiği bir töreni hayata geçirir.

Cuheyman hadislerin-ayetlerin anlamlarını esnetme veya mecazi anlam yükleyip farklı yorumlama yerine metni olduğu gibi alma eğiliminde idi. Örneğin İsrail'in elinden Kudüs'ü almanın yolunun tanklar, toplar, uçaklar değil bir hadise dayanarak mehdi döneminde ellerinde kılıçlar, altlarından atlarla ahir zaman askerleri tarafından başarılacağına inandığını kendi yazdığı risalede belirtmektedir.

(bir sonraki yazım askeri operasyon safhası olacak)

sargon
18-01-2008, 14:56
Cem, benim bildiğim Mısır'daki müslüman kardeşler hareketine İhvancılar deniyor. Bu bir isim benzerliği mi yoksa bir karışıklık mı var burda?

Subat
18-01-2008, 14:59
Bu farklı bilgiler için cem'e teşekkür ederim.

Merak etmeye başladım yazının sonunu..

dilaver
18-01-2008, 15:50
sargon, her iki ihvan da adını eski İhvanı Sefa örgütünden alıyorlar zannediyorsam. Eski İhvan örgütü 9-10 yy larda ortaya çıkan Basra kökenli bir hareket ve oldukça yaygınlaşıyorlar. Mutezile akımından etkileniyorlar. Hasan Sabbah da bu örgütün ideolojik etkisi altındadır.

* * * * Onlara göre, insan bilgili, faziletli, basiret sahibi, nesep bakımından İranlı (Farisî), dini yönden Arap, mezhep bakımından Hanefî, edebinde Iraklı (Irâkî), gözlemlerinin isabetli olmasından İbranî, metot bakımından Hıristiyan, ibadetinde Suriyeli (Şamî), ilminde Yunanlı (Yunanî), sırları keşfetmede Hintli, ahlakında ve bütün davranışlarında sûfî meşreptir.

* * * * Dolayısıyla degişik ülkelerde İhvan adı altında birlikler kurulması gayet dogal, ancak bunların ne derecede ilişkileri oldu ona bakmak gerek.

* * * * *saygılarımla

18-01-2008, 19:13
Sevgili Sargon,

Mısırlı siyasi örgüt olan İhvan-ı Müslimin ile Suudi Arabistanlı İhvan örgütü tamamen ayrı. Sadece isim benzerliğinin söz konusu olduğu söyleniyor.

MESCİD-İ HARAM'A ASKERİ OPERASYON

Devlete yakın Suudi ulemasının fetvasını arkasına alan Suudi yönetimi biraz rahatlar. Fetva gereği önce işgalcilere süre verilip teslim olmaları isteniyor. Cuheyman bunu kabul etmiyor. Ardından askeri operasyon işgalin 6. günü başlar.

Önce kapıları tutan direnişçilere yoğun ateş ile uzaklaşmaları denenir. Kapılar iyi istihkam edildiği için bu başarılamaz. İsyancılardan Mescid'in minareleri yerleşen keskin nişancılar Suudi askerlerini avlamaya başlar.

http://www.dawaatelislam.com/Mosques%20Around%20The%20World/Images/Masjid%20Al%20Haram6.jpg

Ardından ağır zırhlı araçlarla mescidin kapıları kırılarak içeri girilir. Bir yandan da helikopterlerden mescide indirme yapılır. İndirme sırasında gene çok sayıda Suudi askeri kaybedilir. Bu arada bazı helikopterler mesciddeki direnişçilerin üzerine bombalar atar. Mescidin zemin ve üst katlarından göğüs göğüse çarpışmalar sonucunda Suudi güçleri zemin katı ve üst katları ele geçirir.

http://img211.imageshack.us/img211/3213/jhemanperang1solahnawadwx6.jpg (http://imageshack.us)

Direnişçiler bodrum katlarına sığınmıştır. Ancak Mescid'de hala namaz kılınacak durum yoktur. Bodrum katlarına müdahalenin kayıplarını iyice artıracağından çekinen Suudiler hala sıkıntıdadırlar.

FRANSIZ ÖZEL TİMİ (GIGN) KABE'Yİ KURTARIYOR

Kral Halid son çare olarak Fransızlara başvurmayı düşünür. Franszılar teklifi kabul eder. Anlaşma gizli kalacaktır çünkü gayrı-müslimlerin Mescid-i Haram'a girmesi İslam dininde uygun değildir.

http://img212.imageshack.us/img212/3110/markaztaftisantrmakahdasu7.jpg (http://imageshack.us)

Fransız timi GIGN'de doğrudan doğruya alt katlara girmeyi düşünmez. Bunun yerine alt katlara göz yaşartıcı gazlar verilir bu gazların etkisiyle kimi direnişçi teslim olur kimisi elinde silah ateş ederek dışarı çıkar ve vurulur. Ancak alt kat hala temizlenememiştir. Bu sefer alt katlara tonlarca su boşaltılır. Su iyice yükseldiğinde ise yüksek voltajlı elektrik verilir. 5 aralık 1979 günü Kabe işgalcilerden kurtarılmış olur.

Mehdi Kahtani ölmüş Cuheyman ise sağ yakalanmıştır. Cuheyman'ın yakalandığındaki görüntüsü:

http://img254.imageshack.us/img254/7007/jhemansolahnawadiresizelf7.jpg (http://imageshack.us)

Bir Fransız gazetesinin haberi üzerine Fransız özel timinin Kabe'yi kurtardığı açığa çıkar.

Bilanço:

Operasyonda Suudi güçlerinden ölenlerin sayısı 127, isyancılardan ölenlerin sayısı 117 olarak açıklanmıştır. Hacılardan, namaza gelenlerden ölenlerin sayısı 26'dır. Yüzlerce de yaralı vardır.

Yargılamalar sonucunda 63 kişi idama mahkum olur, kafaları kesilerek infaz edilir.

http://imgplace.com/image_bin/4472/864db6d0ad30a33ccd9893d8b2a2063a.jpg.th.jpg (http://imgplace.com/image/view/864db6d0ad30a33ccd9893d8b2a2063a)

okinono
18-01-2008, 23:30
Önemli bir bilgi eksiği,

İlk saldırı için suudlardan kimse girmemiştir. Çözüm olarak. Suud askeri kıyafetinde amerikan askerleri girmiştir. Onlarda avlanınca. Bu kez devreye fransızların taktiği girmiştir.

Framsızlar içeri girmemiştir. Ama amerikalılar girmiştir. Buna dayatnarak 1979 da dünyada bir çok gösteri yapılmıştır.

Cuheyman'ın amacı ise mehdi beklentisini kullanarak islam alemini tüm dünyada harekete geçirmekti. Ancak kendisinin kullanıldığını Humeyni bu khareketi kullanrak kamoyunda parsayı toplayınca anladı. Geri dönüşü yoktu. Pazarlık yapmadı.

Geri kalanlar doğru.

böyle bilgiler ile gerçekleri aydınlatmak güzel bir hizmet.
Şimdi soru, Suudlara İngilizler,Fransızlar ve Amerikalılar neden yardım etti? Sonuıçta din için yapılan bir çatışmanın ortasına başka bir din mensubu neden kendi askerini öne sürsün ki?

Ecnebilerin amacı suudları mı korumaktı? Yoksa neydi?
Daha önemlisi, islam islam diye kıçını yırtan tarikatlar ve sözde müslümanlar Allah'ın evini insanlar yakrken evde kestane patlatarak mı korudular kendi dinlerini ?


Derse devam...

Bu konuyu takip edeceğim.

Selamlar.

gematria
19-01-2008, 08:57
evet babamda bu olaydan sonra haca gitmiş anlattığına göre kurşun izleri kabe
üzerinde bile(güya allahın evi) varmış .....dedim baba yazıketmişsin paranı suud ailesinin cebine koyarak :D

19-01-2008, 11:27
Okinono arkadaşım,

Suudiler Mescidi Haram'a yaklaşmayı bile yasakladıkları için gazetecilerin olayları yakından izleme şansı olmamış. Yukarıdaki mesajıma koyduğum ve mescidden dumanların yükseldiği siyah-beyaz fotoğrafın bile uzaktan çekildiğini farketmişsinizdir. Bu nedenle operasyonun detayları hakkında kesin ifadeler belki mümkün değil.

Fransızlar içeri girmemiştir. Ama amerikalılar girmiştir. Buna dayatnarak 1979 da dünyada bir çok gösteri yapılmıştır.

diye yazmışsınız ama dünyadaki gösteriler operasyonun başladığı 25 kasım tarihinden önce yapılıyor buna dikkat.

Fransızlar, ABD liler neden Suudlara yardım etti sorusuna gelelim.

Birincisi Suudlarla ticaret ilişikileri var. Şehirlerin modern mimariyle geliştirilmesi, havaalanlarının yapılması, Suud havayollarına verilen uçaklar, hastaneler, otomobillerden tutun Zemzem suyunun bakterilerden arındırma sistemini sağlayan enfrarujlu sistemin kurulmasına kadar Suudi arabistan iyi bir pazardır ve batı düşmanı birilerinin bu ilişkiyi bozmasını istememişlerdir.

Bir diğer neden İran'daki Şii devriminden korkan Suud rejiminin batı ile ilişkilerini artırarak koruma şemsiyesi ihtiyacı hissetmesidir. Bu ihtiyaca batı cevap verecektir çünkü İran devrimi başta ABD batıyı da korkutmuştur. İran'ın karşısında duran bir Suud rejimi ABD ve Fransanın stratejisine uygundu.

okinono
19-01-2008, 19:43
Bu ihtiyaca batı cevap verecektir çünkü İran devrimi başta ABD batıyı da korkutmuştur. İran'ın karşısında duran bir Suud rejimi ABD ve Fransanın stratejisine uygundu-Cem
........

1- Operasyondan önce gösterilerin yapılması ve olayın başladığı ilk günden tüm dünyada aynı anda halk tepkisi ortaya konulması, bilinmez bir olayın hemen akabinde çok zor olarak kendiliğinden gerçekleşebilir. Ancak önceden bir hazırlık var ise bu tür toplumsal infiallere halk anında reaksiyon gösterebilir. Bu nedenle 25 kasım dan önce *dünyada gösterilerin yapılmas ve Humeyni'nin bu hareketin parsasını toplaması akla hemen, daha bilgi alınmadan suudların yardımına batının koşmasının bilindiğini gösterir. *Sanırım birkaç ay evvel Fransa'da olan birinin bir ay sonra Fransa aleyhinde olmasını düşünmek lazım.

Gelelim asıl meseleye,

Batının Suudların parası için yardım etmesi savı mantıklı olarak zaten yıllardır söyleniyor. Ancak, Suudlar petrolu ne yapacak?

Mecbur satmak zorunda kalacaklar. Ve Suudlar bu petrole kimin sayesinde sahip? Tabiki batı desteği sayesinde. Peki ihvanlar kim? Suudların kazığı çaktığı adamlar.

Suudlar bu olaydan sonra ne yaptı? Arkayı batıya karşı beşledi.

Hülasa, "bir olayın faili, o olaydan maksimum faydayı sağlayandır" darbı meseldir.
Gerisini siz tabir edebelirsiniz...

Güzel konuydu.

Buradan İran'ın 1979 dan sonra açtığı ilk yabancı elçiliğin neresi olduğunu araştırarak iki ayrı kutup gibi görünenleri birbirine bağlayabilirsiniz. Tıpkı, Aynı Fabrika için çalışan pazarlam müdürü ile üretim müdürünün savaşı gibi bir şey çıkacak sonunda. Derse devam....

Selamlar

20-01-2008, 01:05
Olayla ilgili belgeleri incelediğimizde Mescide giren yabancı askerlerin ABD li değil Fransız olduğu yönünde kuvvetli deliller görüyoruz:

Fransız gazetesi La Point gizli tutulan Suudi-Fransa askeri işbirliğini ortaya çıkaran gazete. Bu gazetenin haberini Suudilerin Paris elçisi yalanlıyor ama Fransız yetkililer suskun kalıyor. Bu gazete sayesinde Fransız özel timi GIGN'ın Kabe operasyonuna katıldığı ortaya çıkıyor. Kral Halid bizzat Giscard d'Estaing'e mektup yazmıştır. Hatta GIGN'ın mescidin alt katlarına müdahaleden evvel Suudi askerlerle birlikte ufak bir tatbikat yaptığı bile açığa çıkıyor.

Neden ABD veya İngiliz askerleri değil de Fransız askerleri seçilmiştir? Çünkü ABD ve İngilizlere İslam dünyasında duyulan nefret nedeniyle Franszıların seçilmesi daha mantıklıdır. Böylece tepkiler hiç olmazsa daha düşük düzeyde tutulabilecektir. Kral Halid böyle düşünmüş olmalı.

Mescide Amerikalıların girmesi radikal müslümanları daha memnun edecekti tabiki. Böylece Arap-İsrail savaşlarında oluşan Amerika aleyhtarlığını kuvvetlendirecek bir koz elde edileceklerdi. Sanırım Fransa yerine ABD'nin sorumlu olduğu yönündeki belgesiz iddiaların kökeninde bu var.

Kabenin işgali ve baskın olayı farklı yönlerden de ele alınabilir. Örneğin yüzlerce müslümanın Kabenin dibinde mermilerle, bombalarla can verdiği, yüksek voltajla elektriğe tutulduğu sırada Ebabil kuşları nerede idi? Allah kendi simgesel mekanını neden korumadı?

Al-i İmran Suresi 97. ayette "Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. " yazdığı halde Kabedeki insanlar neden güvende olamadı? Bunun yanında siyasal-sosyal yönden de düşünülecek bir yönü var:

Bu tür işgallerde devletler nasıl bir çözüm üretmeli?

Örneğin Anıtkabir'e bir işgal olsa nasıl davranılmalı? Geçmişte Türkiyede gerçekleşen rehine almalarda, işgallerde devlet nasıl davrandı, nasıl davranmalıydı?

okinono
20-01-2008, 02:48
Bugün hala mevcut olan ihvancıların elinde, baskından kalan, ABD askerlerine ait olduğunu idia ettikleri belgeler var olduğu iddia edilmektedir. İhvancıların kullanılması gerektiğinde hiç şüpheniz olmasın bir senaryo üretilir.

Fransızların az tepki çekmesi gerekçe değildir. Fransızların bu işi ihale almasının arkasında İran devriminin sağlamlaştırılması politikası yatıyordu.

...
Bu tür işgallerde devletler nasıl bir çözüm üretmeli?
Örneğin Anıtkabir'e bir işgal olsa nasıl davranılmalı? Geçmişte Türkiyede gerçekleşen rehine almalarda, işgallerde devlet nasıl davrandı, nasıl davranmalıydı?-Cem
...

Örneğini, kendisini tasvip etmesemde Hattab bin Ömer yapmış. Araştırmakta fayda var.


"Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. "
Bu ayeti anlamak için Besmeleyi bilmek ve Allah adına almayı ve Allah adına vermeyi anlamak gerekir.

Neden korumadı sorusunun cevabını ise, hüccetin el değiştirmesinde aramak lazım.

Fil süresindeki tayran ebabil'i ise Taberi'den okumak lazım. Başka kaynakların hepsi onu referans almış zaten. Orada yağan bir şeyin orduyu hasta ettiği ve dağıldığını ve geri çekilmelerini anlatıyor.

Kuş gribi gibi bir şey olsa gerek.

Kuş gribi ne kadar doğru ise Taberi de o kadar doğrudur. :)

Selamlar

pante
20-01-2008, 11:15
Evrenin ve tüm varlıkların bir yaratıcı Tanrısı olduğuna inanan insanlar içinde biraz olsun akıl ve mantıkla düşünebilenler, Tanrının dünyada, Arabistan'da bir tapınağı kutsal ilan edeceğine ve burayı koruma altına alacağına inanmazlar, inanmamalıdırlar.

Bu tapınağın çok Tanrılı dönemden kalma bir mabet olduğunun kanıtları çok yüksektir.
Adem'den veya İbrahim'den kalma olduğuna dair ise tek bir kanıt yoktur.

Korunmalı olduğu bir putperest efsanesidir ve putperestlerden İslam'a geçmiştir.
Korunmadığının ise onlarca örneği vardır. Saldırılar, seller, depremler Kabe'ye defalarca zayiat vermiştir. *

Kabe'ye müslüman olmayanların yaklaştırılmaması da bu baskın olayında delinmiştir.
İslam dünyası kutsal mabedini birkaç yüz kişinin baskınından kendi imkanlarıyla koruyamamış ve kafir olarak tanımladığı gayrimüslimlerden yardım ve destek almak durumunda kalmışlardır.

Bu suçun Suudiler'e, Vahhabilere ait olduğunu söyleyip sıyrılmak da mümkün değildir.
Kabe hakkında korunma ve müslüman olmayanların yaklaşamaması tezi Suudiler'e değil, İslam'a ve Kur'an'a aittir. İnancın sarsılmaması için bunun muhakkak surette yerine getirilmesi gerekirdi.
Yerine getirilemediğine göre bu inancın sorgulanması da kaçınılmazdır.

İnsanlar putlardan hala kurtulamamıştır. Gerçek anlamda monoteist bir din kuramamışlardır.
Dinlerin evrimi hala devam etmektedir. Bundan sonraki süreç, Kabe, Ağlama duvarı, Meryemana, İsa, Musa, Muhammed gibi putlardan kurtulup sadece tek Tanrıya inanan din aşamasıdır.

okinono
20-01-2008, 13:31
Dinlerin evrimi hala devam etmektedir. Bundan sonraki süreç, Kabe, Ağlama duvarı, Meryemana, İsa, Musa, Muhammed gibi putlardan kurtulup sadece tek Tanrıya inanan din aşamasıdır-Pante
...
Pante arap atı gibi sonradan mı açıldı ne..

Güzel, harbiden net sözler bunlar.

Selamlar

vacsmt
23-01-2008, 11:58
Hülasa, "bir olayın faili, o olaydan maksimum faydayı sağlayandır" darbı meseldir.




Bu çok kullanılan klişe bir cümledir !İşlenen siyasi cinayetlerden sonrada TV'e çıkan/çıkarılan
terör uzmanları da bu lafı söylemeyi çok severler.Ancak bu her zaman doğru değildir.
Örneğin :Evli zengin bir işadamı karısını aldatmaktadır.Birlikte olduğu sevgilisi *de evlidir.
Ve bu durumu öğrenen aldatılan adam bir plan yaparak eşinin kendisini aldatmakta
olduğu zengin işadamını ortadan kaldırır.Bu olaydan maksimum faydayı öldürülen zengin adamın
eşi (kendisine kalan yüklü miras sebebiyle) sağlamaktaysa da aslında olayla hiçbir ilgisi
yoktur !

Çoğu zaman siyasi olayların perde arkasıda böyle girifit olabilmektedir .

okinono
23-01-2008, 19:23
Azmettirici ile fail farklı iki kelimedir.

Konu ise örnekten apayarıdır.

vartor
23-01-2008, 20:15
Dinlerin evrimi hala devam etmektedir. Bundan sonraki süreç, Kabe, Ağlama duvarı, Meryemana, İsa, Musa, Muhammed gibi putlardan kurtulup sadece tek Tanrıya inanan din aşamasıdır-Pante
...
Pante arap atı gibi sonradan mı açıldı ne..

Güzel, harbiden net sözler bunlar.

Selamlar
*
*Biraz daha ilerisi ise insanin kendini kesfedip baska bir yaraticiya tapinma, ondan umut beklemekten siyrilmasi, yani tamamen ozgur olabilmesi olacaktir. Pante'nin tanrisinin buna bir adim daha yaklasma oldugunu kabul ediyoum.

23-01-2008, 21:42
Vartor arkadaş ben Tanrısız bir özgürlüğü istemiyorum.
Çaresiz kaldığımda ben kimden yardım isteyeceğim
Tanrı benim umut ışığım o ışığın sönmesini istemiyorum
Belki hiçbir isteğime karşılık vermedi vermesede bir karşılık.
Umudum var ya belki birgün olur istediklerim.
İşte bu düşünce baş edemiyeceğim haksızlıklara ve zülme karşı.
Dayanma gücü veriyor bir nebze nefes aldırıyor.
Sanmayın mücadeleden kaçıyorum .
Sanmayın direnmiyorum mücadee etmiyorum.
Ama herkesin bir güçü var güç sonsuz değil.
İşte herşeyin bittiği anda bir umut bir ışık.
Almasın onu elimden Tanrısız bir özgürlük.

dilaver
23-01-2008, 22:16
Vartor arkadaş ben Tanrısız bir özgürlüğü istemiyorum.
Çaresiz kaldığımda ben kimden yardım isteyeceğim * * * * * * kurtkan


* * *insanoglu neden birilerinden yardım istemek zorunda kalsın ki. insanoglunun yardım isteyebilecegi tek rakibinin doga olması gerekiyor başka insanlar degil. Şayet başka insanlara karşı ya da onların edimlerine karşı kendi yarattıgımız bir soyut varlıktan yardım umuyor isek burada ters yüz edilmiş bir şeyler var demektir. O halde düzeltmek gerekiyor.

İşte bu düşünce baş edemiyeceğim haksızlıklara ve zülme karşı.
Dayanma gücü veriyor bir nebze nefes aldırıyor. *

* * * işte bu düşünceye varabilmeniz dinlerin esas hedefidir. şu anda yürütülmeye çalışılmasının esas amacıdır. Tanrı fikri ile birlikte öldükten sonra daha iyi bir yaşam umudu ilk olarak köle madencilerin arasında hayat bulmuştur, neden acaba. ( orpheus gizemleri )

* * * Önemli olan dünyayı yorumlayabilmek degil onu degiştirebilmektir. Bu güc ise mevcuttur. O güç damarlardaki kanın yanısıra nasırlı ellerde mevcuttur. Dünyayı yaratan da onlardır, degiştiren de onlar olacaktır. Önemli olan bu gücün farkına varbilmektir ve kendi halinde bir sınıf olmaktan çıkıp kendisi için bir sınıf olabilmektir. * * *

* * * İnsanoglu tanrı inancına yçnelmeden evvel kollektif ve toplumsal bir birlik içerisinde yaşıyordu. birlikte üretiyor ve ortaklaşa tüketiyordu. Ne sıgınacak bir şeylere ihtiyacı vardı ne de bunu yaratabilmeyi düşünecek kabiliyeti vardı. Çelişki doga ile insan arasındaydı. Ne zamanki bir takım insanlar mülkiyeti ve toplumun artısının büyük kısmını gaspederek digerlerinden ayrıldılar o zaman tüm ilişkiler de ters yüz edildi. Şimdi doganın yerine başka bir varlık soyut bir varlık koyuldu. Ve bir zamanlar dogaya emreden, dogaya etki edebilmek için büyüye başvuran insan şimdi dua eder hale geldi.

* * * Toplum hayatında artık bir şef oluşmuştu ve kendisine itaat edenlere kendisine yalvaranlara daha iyi imkanlar sunabiliyordu. Bir kısmını bir kısmı üzerine hükümran edebiliyordu. Bunu gören ve algılayan insan ise bu gözleminin soyut bir izdüşümünü yaptı. Kabile şefi ve monark ifadesini tanrıda buldu. Ancak bir süre zarfında ikisi de aynı kişilikte vücut buldu ve adına tanrı-krallar dendi. İlişkiler artık ters yüz edilmişti. Şimdi önemli olan ise her şeyi yerli yerine koyabilmektir. Buna gücünüz olmadıgını hissedebilirsiniz ya da sosyal konumunuz böyle gerektirebilir. Ama önemli olan kendimiz için degil bizden sonraki nesiller için bunu gerçekleştirebilmektir.

* * * * Onları kafalarında tasarladıkları soyut bir varlıga yalvarır pozisyondan kurtarabilmektir. Aczi kaldırabilmek için tek yapılması gereken ters yüz edilmiş ilişki ve kavramları yerli yerine koyarak dünyayı degiştirebilme mücadelesi verebilmektir.

* * * saygılarımla

23-01-2008, 22:53
dilaver,,insanlar tanriya inanarakda *ortak üretip ortak tüketebilirler,ateistler ve tanriya inananlarda *kardesce beraber yasayabilir,tanri inanci bazi insanlara güzel seylerde yapdiriyor,mesela avrupada yardim tolayip afrikaya ekmek götüren insanlar var *bunu yaptiran tanri inanci *ömrünü insanlara yardima adamis *milyonlarca eyitimli eyitimsiz insanlar var,benim anlamadigim *hristiyanlarin tanrisi bunu yaptiriyorda * müslümanlarin tanrisi neden böyle seyler yaptiramiyor,,ben sadece bunu anliyamiyorum,,,calismalarinda basarilar,,saygilar *ve selamlar

dilaver
23-01-2008, 23:18
sevgili scarface

* *Avrupalı yardımseverlerin ellerinde Afrikadaki yoksullugu ortadan kaldırabilecek imkan mevcutken onlar sadece ekmek vermekle yetiniyorlar. Önemli olan ekmek üretim yerleri açabilmektir, sadaka vermek degil. Kaldı ki Afrikadaki açlıgın müsebbibi de Avrupanın yagma ve sömürü politikasından başka bir şey degil. Bir taraftan ekmek ver, diger taraftan da o ülke hammaddelerini yagmala. İşte bu anlayış ile bir tanrı fikri bagdaşabilir. Çünkü nasıl olsa gerçek kurtuluş tanrıdandır.

* * Afrikalılar ise şimdilik bir parça ekmekle idare edi çalışmaya devam etsinler ki ucuz hammaddelerle Avrupalıların refahına katkıda bulunsunlar. Ama şayet tanrı olmasaydı ne Afrikalılar bunu kabul edebilirlerdi ne de Avrupalılar oraya bir gıdım gönderirlerdi.

* * *Elbette yardımı küçümsemiyorum ve iyi niyetle yapılanları da. Ancak öz şudur ki tanrı felsefesi ve idealizm bizi gerçeklerden koparıyor. Önemli olan ekmek fabrkaları yapabilmektir. Kaynakları eşit dagıtabilmektir. Yatırımı toplum için yapabilmektir. Enerjiyi toplum için kullanabilmektir. Avrupalılar silahlanmaya verdikleri paraları ile neler yapılabilir Afrikada bunu bir kıyaslayalım, ondan sonra tanrıya gelelim.

* * * saygılarımla

23-01-2008, 23:38
ben kisilerin inancindan bahsetmisdim *sahislarin temiz inancindan,,yoksa sömürü dünyanin heryerinde vardi, var ve varolucak.bize incili verdiler *göge bakdik *tekrar yere bakdigimizda *afrikamiz gitmisdi,,,bu örnek *cogalabilir,,amerikamiz gitmisdi *veya *biz alevilere kurani verdiler göge bakdik tekrar yere bakdigimizda hepimizin geleceyi gitmisdi..cocuklarimizin bile.

dilaver
24-01-2008, 00:02
işte benim de kastettigim bu sevgili dostum. Dinsel inancın bu derece yaşatılmaya çalışılması ve pohpohlanmasındaki gerçek neden de bu. Sömürüyü gizlemek. Bu iki türlü gerçekleşiyor.

* * Birincisi sömürülenler açısından öbür dünya umuduyla zorluklara katlanımasının nedenleri ile oluyor. Böylece sömürüye başkalldırı ideolojik olarak önleniyor. Bu yüzden de öteki dünyanın dogum yeri maden ocaklarıdır.

* * *İkincisi ise bu sömürünün şöyle ya da böyle farkında olanları için ise sadaka yolu açılıyor. Bir türlü bu kişilere manevi tatmin saglanarak onların da notrleştirilmeleri saglanıyor.

* * * Bunlarla da saglanamazsa ne mi oluyor. Merak etmeyin her daim yedekte tutulan bir militer güç vardır. O zamanda pasifleştirmeyi onlar saglıyor.


* * * saygılarımla

vgm.1
24-01-2008, 04:02
"İnsanlar *putlardan *hala *kurtulamamıştır. *Gerçek *anlamda *monoteist *bir *din *kuramamışlardır.
Dinlerin *evrimi *hala *devam *etmektedir. *Bundan *sonraki *süreç, *Kâbe, *Ağlama *duvarı, *Meryemana, *İsa, *Musa, *Muhammed *gibi *putlardan *kurtulup *sadece *tek *Tanrıya *inanan *din *aşamasıdır." Pante

* * *Ingmar Bergman'ın Yedinci Mühür "The Seventh Seal" filmini anımsadım. Haçlı seferlerinden dönen bir şövalyenin ölümle satranç oynamasının öyküsüdür. Şövalyenin tanrıyı arayışı, veba salgını, kilisenin veba salgınını kıyamet olarak görüşü, şövalyenin ölüme tanrıyı soruşu;
Ölümün yanıtı, ben de bilmiyorum olmuştu. Ateist bir silahtar. Şövalyenin tanrının mutlaka olması noktasında ki ısrarı. Aslında, bu bir yanıtın olmasında ki gerekircilik. Sinema tarihinin en etkileyici filmlerinden biri.

* * * Mutluluk için şen kahkahalar yetmiyor, biraz salak olmak şart.

* * * Yanıta göre soruların biçimlendirilmesi hile yapmakla aynı, asıl olan soruları yanıtı öngörmeden sormak ve sonucunu olduğu gibi kabul etmek. Tanrı olmayabilir olasılığı da, gözden uzak tutulabilecek bir olasılık değil.

* * * *Putların olmadığı yeni monoteist bir din, neye dönüşecek sonunda, eski dinlere. Temel sorun tanrının bulunması.

* * * *Tanrının olması olasılığı kadar, olmama olasılığı da aynı, hatta daha fazla saygınlığı hak eder. Veya yanıtın bulunamama olasılığı, %100. Kabullenilmesi çok zor.

Saygılarımla;

24-01-2008, 10:33
Tekrar esas konuya dönelim. Diyelim ki Suudi yönetimi sizi işgalin hemen akabinde çözümden sorumlu tutyor. Ne yapardınız?

Ya da benzeri bir soru: Anıtkabir benzeri bir grup tarafından işgal edilseydi ne yapardınız?

Bir benzeri soru daha: 1970 lerin başındayız. Mahir Çayan ve arkadaşları ülkemizdeki bazı İngilizleri kaçırmış, rehin almış. Yerlerini tesbit ettiniz. Kuşattınız ama teslim olmuyorlar. Ne yapardınız?

vgm.1
24-01-2008, 11:54
Gerçekten de sorular çok benzer, Mahir Çayan da kendini mehdi ilan etmiş.
Tamam objektif olalım da, bu kadar da mekanik olmayalım. Herkese bu kadar eşit mesafede durmak, renklerin kaybolmasına neden olur. Aradaki ayrım da anlaşılamayabilir.

24-01-2008, 12:21
Evet Cem arkadaş konudan biraz saptık.Ama zannedersem konunun dışına ilk ben cıkmadım.sizden ve diğer arkadaşlardan özür dileyerek kısaca Dilaver arkadaşa bir cevap vermek istiyorum.
Dilaver arkadaş insancıl ve sosyal bütün düşüncelerine katılıyorum.Sömürüsüz ve kardeşce yaşıyacağımız güzel bir dünya senin olduğu kadar benimde özlemim ve bu uğurda yapılmış ve yapılacak bütün mücadelere katıldım yinede katılırım.Sizin anlamadığınız benim kişisel Tanrı inançım .Bu inançımın benim mücadelemi kısıtlaması diye birşey yok.Yaşıyorsak eğer hayatla gücümüzün yettiği ölçüde mücadele etmemiz lazım bunun aksini savunan yok.Hayatta siz hiçmi umutsuz , çaresiz kalmadınız. İşte umudun tükendiği yerde sığınacağım bir yer benim Tanrı inancım. Bunun ne topluma nede bir insana zararı var.Sadece ruhsal bir rahatlık sağlıyor bana kişisel bir düşünce kimsenin mücadelesini engelleyeceğim diye bir şey yok.Ben böyle düşünüyorum sen farklı düşünüyorsun senin düşüncene katılmamakla birlikte düşünceni açıklamana saygı duyuyorum sizdende aynı şeyi bekliyorum SAYGILARIMLA

24-01-2008, 12:27
Cem arkadaş Mahir Çayan ve arkadaşları Kızılderede zaten öldürüldüler hemde yanlarında hiçbir rehine olmadan.Anıtkabire bir saldırı olsa saldırganların hepsini öldürürler bundan kuşkun olmasın.Gelelin biz ne yapardık sorusuna o gün hangi konumda olsak o konuma göre hareket ederdik veya bulunduğumuz görevden istifa ederdik başka bir açıklaması yok zannedersem.

vgm.1
24-01-2008, 16:40
Demokrasi ve insan haklarının olmadığı ülkelerde, ne terördür, ne değildir bunun ayrımını yapmaya çalışmak, deveyi iğne deliğinde geçirmekten daha zordur, bir adım öteye taşıyalım, yapılamaz.

* İran'daki Halkın Mücahitleri örgütü terör örgütü müdür?

* Çeçenlerin vediği savaş haklı mıdır? Kurmak istedikleri İslam devletini de göz önünde bulundurarak.

* SSCB'nin Afganistan işgali, talibanların direnişi *haklı mıdır?

* Neyin terör, neyin olmadığını ülkenin özgürlükleri belirler.

* Kabe'nin işgali özelinde, halk için durum kırk katır mı, kırk satır mıdır.

* Ama bugün itibariyle baktığımız da Suud'lar demokratik açılımlar (bir öncekine göre) yapacak gibi duruyor, aynı gayreti İran'da yakın zamanda göreceğimizi zannetmiyorum. Orda yaşayanlardan aldığım bilgiler doğrultusunda, dünya ile entegrasyonu sağlamaları için bunu yapmaları da zorunlu.

Saygılarımla;

vgm.1
24-01-2008, 16:54
UKKTH gibi saçmalıklarada inanmadığımı belirteyim, zaten Stalin de bu lafı ettiğine edeceğine pişman olup, nasıl kıvırayım diye dört dönmüştür. Uygulamalarında da bunun örneğini göremezsiniz zaten. Devede kıl bile olmayacak bir Alsas Loren hikayesi vardır, temcit pilavı gibi ısıtıp onu ileri sürmüştür.

* *Benim elimde olanak olacakta İran'a müdahale etmeyecekmiyim, özgürlüklerin olmadığı her ülkeye gerek askeri gerek diplomatik her müdahaleyi yaparım ve desteklerim.

* *Aslında BM nin görevide bu olmalıdır diye düşünüyorum. Dünyanın neresinde insan hakları ihlalleri var, tereddütsüz müdahale edebilmeli gerekiyorsa Uluslararası Askeri Güç kullanmalıdır.
Bosna'daki gibi gecikmemelidir.

24-01-2008, 16:58
Peker arkadaş, soruda üzerinde durulan bir mekanın illegal işgal edilmesi veya rehine alma gibi durumlarda izlenecek yol idi. Bunu yapan şeriatçi olmuş, marxist olmuş, ulusalcı olmuş farketmez.

Cem arkadaş Mahir Çayan ve arkadaşları Kızılderede zaten öldürüldüler hemde yanlarında hiçbir rehine olmadan

Bilgilerin yanlış kurtkan. Doğrusu:

30 Mart 1972'de Kızıldere'de Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının serbest kalması için yaptığı üç İngiliz teknisyeni kaçırma eylemi sonrasında saklandıkları yerde jandarmayla girdikleri çatışmada 9 arkadaşı ile beraber ölmüştür. Bu eylemden tek sağ kalan kişi Ertuğrul Kürkçü'dür.

vgm.1
24-01-2008, 17:09
Ben de onu anlatıyorum çok farkeder, burada kelime illegalite değil, meşruiyet olmalıdır. Yasaları son tahlilde kimse kaale almaz, hareket ve eylem zemininin haklılığı yasalar üstüdür.

24-01-2008, 17:25
Meşruiyet daha uygun bir kelime olabilir tabiki. Onu kullanalım. Ama şurası da sanırım açıktır ki kimi toplumsal kesimlere göre meşru olan bir eylem başka toplumsal kesimlere hatta halkın geneline göre meşru olmayabilir.

vgm.1
24-01-2008, 17:34
"Neyin terör, neyin olmadığını ülkenin özgürlükleri belirler. " Peker

Özgürlüklerin olduğu bir ortamda, talepleriniz için (talepleriniz haklı dahi olsalar) şiddete başvuruyorsanız bunun adı terördür. Burda toplumsal kesimlerin ne düşündüğünün önemi yoktur. Belirleyen özgürlüklerdir. Bir milyar kişi bir insanın özgürlüğünü kısıtlıyor ve ona şiddet uyguluyorsa bunun adı gene terördür. Yasal olup olmaması hiç farketmez.

vgm.1
24-01-2008, 17:37
Bence terörün tanımını en güzel Robespierre yapmıştır.

"Erdemsiz şiddet terördür, şiddetsiz erdem zayıftır." Robespierre

24-01-2008, 21:24
Cem arkadaş Mahir Çayan ve arkadaşlarının kızılderedere olaylarında yanlarında ingiliz rehinelerinin bulunmadığını söyledim . Sadece o olaylarla ilgili hafızamda kalan bilgileri buraya aktardım.Demekki hafızam beni yanıltmış ve eski bilgileri yenilemek gerekiyormuş .Biraz acele etdim ve acemilik yaptım. SAYGILARIMLA

okinono
24-01-2008, 22:13
Ama *şurası *da *sanırım *açıktır *ki *kimi *toplumsal *kesimlere *göre *meşru *olan *bir *eylem *başka *toplumsal *kesimlere *hatta *halkın *geneline *göre *meşru *olmayabilir. -Cem
.......

Güç kimdeyse kural onundur diyebilirmiyiz bu aşamada?

Ve Gücü, NE İÇİN tanımlamalıyız?

Meşru kelimesi genel kabulun olması ile ancak meşruiyet kazanır. Mahir Çayan'ın neden öldürüldüğünü meşruiyet içerisinde değerlendirmek için de; bu kez Mahir Çayanın amacının meşruluğu devreye girer.

Bugün *Mahir Çayan'ın amacının meşruluğu, halkın genel kabulünün oyuna; güdük ve demogojik partiler söylemi ile değil de, harekete geçmiş bir saatin dişlilerinin çalışması olarak sunulduğunda, acaba Mahir Çayan'ın amacı mı meşru olur, yoksa diğerlerinin mi?

Bakınız;

Halkları devlet korumaz. Halklar kendini korur. Halkların kendi içerisinden çıkan şey meşrudur. Mahir Çayan'ın meşruluğunun sorgulanabilmesi için, Mahir Çayan'ın halkını kimden korumaya çalıştığının çok iyi bilinmesi gerekir.

Unutmamalıyız ki; halkı korumak ayrıdır; o halkın yaşadığı arzı korumak ayrıdır. Halkı halktan korumak diye bir şey olamaz. Ortak çıkarlar ve bağların bir arada tuttuğu herşey de halktır. Tüm dünyayı yek bir vücut olarak yönetebilmek için ise, nefsi olan herşeyden arınmış olmak gerekir.

Yani; herşeyinizi halk için feda etmelisiniz. Her bir fert herşeyini diğeri için feda ederse 1/1=1 olur. Kul huve Allah'u ahead.

Bu ülkü bu arzda başarılamayacağına göre; Allah'u samed.

Halklar başka halkları doğuramaz. Büyütün bunu... İnsan insandan başka bir varlık yaratamaz. Oldumu size lem yelid velem yuled.

Ve lem ye küllehu kufuven ahead...

İşte hedef budur.

Mahir Çayan bu hedef içerisinde bir damlaydı. Aktı. İstediği kadar inanmasın tanrıya. Siz din adına savaşan herkesin tanrıya inandığını mı sanıyorsunuz?

Ama hepsi cennetlik deniyor. Neden ?
İşte amacın gücü burada.

Cennete, ne inandığını söylediği halde inanmamış gibi korkaklar girecek, ne de inanmadığını söylediği halde, yer cüce tanrılarına tapanlar girecek. Kala kala bir avuç insan kalacak, işte onlar var ya onlar.

Baharın yerden bitirdiği gibi tanelerinden başağı, kıracaklar kabuklarını ve her bir başak bin tohum olacak. *İşte vaad işte gerçek ve saat

Tanrının kendi için değil, Tanrı'nın adına halkın için ayağa kalk ey tohum.

Bu cümleler realist kulakları tırmalayacaktır mutlaka.
Ama bu sözlere susamış, düşmüş de kabuğunu kırmak için bir damla gayret bekleyen tohumlar vardır diye belki aramızda yazdım.

Ne yaparsınız stil meselesi;

Stilini stop... fıkrasını Özgür Beyin anlatsın bir ara sizlere.
.....

Selamlar... Stop *:wink:

Dindar arkadaşlar özelikle ihlas suresinde, bu oki ne diyor daha iyi anlaşılsın diye, ilgisizlikten güme giden bir yazımı izninzle tekrar buraya almak istiyorum.


Bu *soruya *da, *la *mevcuda *illa *hu *diyenler *çıkmıştır. *La *meşhuda *illa *hu *diyenler *çıkmıştır. *
*
Oysa *olay *şudur. *
*
Her *şey *Tanrı'dandır. *Bir *kalem *düşünün. *O *kalem *içindeki *kurşun, *kalemdeyken *o *kalemdir. * Kurşun *kâğıda *bir *el *tarafından *yazılınca *kurşun *kalemdeki *aynı *kurşun *iken *artık *kalem *değildir.
*
Şimdi *soru *biraz *daha *netleşti. *
*
Öyleyse *kalemi *yazan *kimdir?
*
Kalemi *yazan *bir *eldir. *Bu *el *ise *kaderdir. *Herkesin *kâsesine *aynı *miktar *kurşun *koyulur. *Sonra *bunları *başlar *kader *kâinat *sayfasına *yazmaya. *Kimi *kurşundan *asker *yapar *saldırır, *kimi *kurşundan *mermi *yapar *öldürür, *kimi *kurşundan *büyü *yapar *döktürür, *çoğu *da *kurşunu *yemek *sanar *tez *elden *öldürür.
*
İşte *sayfaların *dürülüp *toplandığı *ana *inanırsanız, *kurşunun *değil *içinde *yazılan *iradenin *asıl *olduğunu *anlarsınız. * *
*
Sorunuza *dönersek,
*
Tanrı *neden *benimle *direkt *konuşmuyor *sorusunun *cevabı; *Tanrı *zaten *konuşuyor. *Kalabalığa *hep *bir *anda *konuşmak *için *ortak *merkeze *toplanmayı *sağlamak *için *peygamberlerini *gönderiyor *diyebiliriz. * *
*
İyi *ama *o *zaman, *Tanrı *herkesle *konuşuyorsa *neden *diğerleri *duymuyor *da *Tanrıya *karşı *geliyor. *
*
Burada *Tanrıya *karşı *gelmek *ne *demek *önce *onu *bilelim. *Tanrıya *karşı *gelmek *için *tanrıyı *kabul *etmek *gerekir. *Bunlar *için *söylenecek *şey *içlerindeki *alıcıların *farklı *bir *fısıldanmaya *yönelmiş *olmasıdır. *Zira *Tanrıyı *kabul *eden *şeytanı *da *kabul *etmek *zorundadır.
*
Tanrıyı *kabul *etmeyen *ise *şeytanı *da *kabul *etmediği *için, *içindeki *sesi *duyacak *kadar *sakin *bir *ortamda *değildir *demektir. *Bu *sesi *duyabilmek *için *sakinliğe *ve *sükûnete *ihtiyacı *var *demektir. *
*
Öyleyse *Tanrı *neden *inanmayanı *sakin *yerde *değil *de *gürültülü *yerde *yarattı.?
*
Gürültülü *yerde *yarattı *çünkü. *O *gürültü *aslında *başka *bir *sakinlik *için *gerekli. *Asıl *olan *bu *gürültüden *çıkmak *için *de *o *kimseye *yollar *da *yarattı. *Akıl *bu *yollardan *biridir. *
*
İyi *de *Tanrıyı *akılla *kabul *etmek *imkânsız *demiştin?
*
Tanrı *akıl *ile *kabul *edilmez. *Akıl *tercihte *bir *etkendir *sadece *o *kadar. *Daha *korku *var *şehvet *var, *ümit *var, *kalp *var, *şefkat *var, *nefret *var *bir *sürü *böyle *aletleri *var *insanın. *O *aletleri *kullanabilmeyi *ise *insanın *iradesi *tanzim *eder.
*
Denilebilir *ki, *bu *anlatılanlar *deli *saçması. *Akıl *ile *çelişir. *
*
İşte *bu *nedenle *de *özellikle *İslam'da *mutezile *denilen *bir *akım *çıkarak; *iradeyi *insana *vermiş *ve *Tanrı'yı *akıl *ile *anlatmaya *girişmiştir. *Oysa *akıl *ruhun *derinliklerinde *var *olan *ve *her *insanda *mevcut *olan *öz *benliğe *ulaşamıyor. *Zira *çevresel *birçok *faktör *ile *akıl *öğrenen *bir *süreçte *dışsal *algılar *için *işe *yarıyor. *Bu *başarılabilir *mi *derseniz *eğer? *Bir *cevabım *yok. *Belki *olabilir. *Ama *olursa *bile *cetvel *varken, *pergel *ile *dikdörtgenin *çevresini *hesaplamak *gibi *bir *akıl *dışı *uygulama *olur *bence.
*
Dinlerde *Tanrının *gökte *hapis *edilmiş *gibi *tasavvur *ettirilmesi *bu *yer *cüce *tanrılarının *bir *işidir. *Bunun *emrin *aslı *ile *bir *alakası *yoktur. *Kutsal *kitapların *hepsinin *söyleminde, *tevatürün *kelimesi *kullanılır. *Bu *şu *demektir. *
*
Bunu *sana *aktaran *atandır. *Oysa *Kuran *şöyle *der, *bırak *onlar *atalarının *onlara *anlattıkları *ile *oyalansınlar. *
*
Bu *hitapta *muhatap, *hiç *inanmayan *değil, *Tanrıyı *şekilsizliğinden *ve *her *şeyden *münezzehliğinden *bir *şekle *ve *tanımlanabilir *hale *getirmeye *çalışan *dincilerdir. *Onlar *Tanrı *her *şeyden *münezzehtir *der *ama, *sonra *başlarlar *tasvir *etmeye *ve *akıl *dağılır. *Onlarında *istediği *budur *zaten. *Aklı *mihenk *tutturup, *duygunun *ve *o *içten *gelen *öz *benliğin *sesini *kesip, *kendilerine *taptırmaktır *amaçları. *
*
Hâlbuki *inanç *bir *tercihtir. * Bu *tercihin *açılımı *ise, *içinizdeki *o *en *dipteki *sesin *kaynağına *verilen *addan *başka *bir *şey *değildir. *
*
Siz *bu *sesin *sahibi *benim *ve *neden *tanrı *benle *konuşmuyor *dersiniz, *ben *tanrı *vicdanım *vasıtası *ile *benimle *konuşuyor *derim. *
*
Vicdan *kelimesi *burada *şefkat *ile *çok *karıştırılır. *Şefkat *insani *bir *duygu *iken, *vicdan *insandan *farklı *şekilde *sanki *onda *terazi *görevi *görmek *için *vardır. *
*
Adalet *ile *vicdan *kelimesinin *bir *arada *anılmasının *nedeni *de *budur *zaten.
*
Mesela *bir *kişi *adam *öldürüyor *ve *aradan *yıllar *geçiyor. *Geliyor *itiraf *ediyor. *Vicdani *bir *azap *çektim *diyor. *Bunu *akıl *ile *açıklayamayız.
*
Sanıyorum *Şiraziydi *şimdi *bakamam *kitap *yanımda *yok. *Der *ki;
*
"Yarab, *bu *bana *reva *mı? *Ashabı *kehf'in *leşkleri *cennetteyken *ben *habibinin *askeri *olarak *cehenneme *mi *gideceğim" *
*
İşte *vicdanın *tarttığı *en *son *nokta *burasıdır. *Cehennem *bir *azap *yeri *iken *lüzumsuz *bir *azap *Tanrının *abes *iş *yapması *demek *olur. *Hâlbuki *cehennem *kurşunun *eritilmesi *ve *yeniden *hazırlanması *demektir. *Asıl *azap, *artık *sizin *bir *el *olarak *o *oyunda *canlı *aktör *değil, *dolgu *malzemesi *olarak *veya *bir *kum *tanesi *olarak *hasetle *bakmanızdır. *
*
Bu *nedenle *eşyanın *tabiatı *derler *ya *hani, *bu *eşyanın *tabiatına *canlı *olarak *baktığınızda *hayal *sizleri *alır *taaaa *nerelere *götürür. *Gezdirir *geri *getirir. *
*
Bunların *hepsi *yanlış *diyelim.
*
Yerine *ikame *edeceğimiz *tek *şey *akıldır. *Ve *akıl *insanı *kontrol *eden *bir *azap *mekanizmasıdır.
En *mutlu *insan *bilmeyen *insandır *sözünün *açılımı *da *budur.
*
Eğer *toplumların *içindeki *vicdanı, *ortak *bir *amaç *için *harekete *geçirebilirsek *topluca *yeni *yaşamların *kapılarını *açabiliriz. *Yoksa *son *zaten *bildiğimiz *sondur. *Ve *halkların *kaderleri *topluca *verilir. *Tarih *bize *bunun *örneklerini *çokça *göstermektedir.
*
Bu *adı *çoğu *için *hayal *olan *olguya *varım *derseniz *inanır *olursunuz, *yokum *derseniz *inançsız. *
*
Nehrin *karşı *kıyısında *da *aynı *vicdan *vardır. *Bu *kıyısında *da. *
*
Sonuç *olarak, *
Tanrı *bizlerle *konuşur. *Toplu *hareket *ettirmek *için *peygamberleri *konuşturur. *
Benimle *konuşan *benim *diyebilirsiniz. *İşte *bu *da *bir *tercihtir. *Oysa *burada *kimin *konuştuğu *değil, *neyin *sizden *toplumsal *fayda *için *konuşma *olarak *yansıdığıdır
*
Diyebilirsiniz *ki, *bu *konuşmanın *ne *kadarı *bize *ulaştı, *madem *konuşuyor *neden *1400 *sene *geriden *veya *5000 *sene *geriden *kulak *vereyim *ki? *Bugünde *konuştursun. *
*
Bu *sorunun *cevabı *olarak *bende *çok *sıkı *bir *şekilde *araştırma *yapıyorum. *
Bu *yakın *dönem *konuşması *ve *tek *merkezden *yönlendirme *yapması *Adliyetin *muktezasıdır.
*
Bizler *sanki *tüm *kâinat *olarak *Tanrıyı *yansıtıyoruz. *Filin *ayağının *resmine *bakarak *nasıl *fili *tasavvur *edemiyorsak, *tümevarımdan *başka *yolumuz *olmadığı *için, *bütünü *asla *göremiyoruz. *
*
Yansıyan *Tanrı *iken, *aynanın *içindeki *yansıttığımız *ve *gördüğümüz *Tanrı *değil. * *
Peygamber *ise *aynası *bulunduğu *dönemde, *en *temiz *olan *kişidir. *Peygamber *olarak *seçilmesi *aynasının *entemiz *olmasındandır. *[color=green]Edit.24/01/08-Temizlik ise nefisn temizliğidir. Peygamberlerin öldükten sonra kalan efradlarının neden aç kaldığı bu konuyu açıklar zaten. *

Böylece *Tanrı *aslında *herkese *aynı *şekilde *söyler, *Peygamber *ise *söylemi *halklara *iradesi *dışında *en *iyi *yansıtandır *diyebiliriz. * İrade *ise *beşeri *münasebetlerindedir. *Buna *cinsel *arzuları *dâhildir. * Bizler *ise *vicdanımız *vasıtası *ile *o *sesi *anlarız.
*
Peygamber *bu *asırdan *bakılınca *vicdansızca *görünen *uygulamalar *yapmıştır. *O *zaman *vicdan *mihenk *olamaz *denirse?
*
Meşhur *kurayza *hadisesi *devreye *girer. *Kısaca *cevap *vermek *gerekirse, *Beni *kurayzalılar *neden *kitaplarındaki *hükmü *kabul *ettiler *de, *hayberliler *antlaştılar *sorusunu *tarihte *incelersek *cevabı *kolaylıkla *bulabiliriz.
Dünyanın *bir *ömrü *olduğunu *bilmek *ve *yenidünyalar *aramak *ile *belki *bu *zamanda *Tanrı’dan *kaçılabilmek *mümkündür *denilebilir. *Ama *madde *hep *sonludur. *İnsan *madde *olmadan *yaşayamayacağına *göre, *bu *kurulu *kâinat *düzeni *de *sonludur. * *
*
İnsanlığın *baş *etmekte *başarılı *olamayacağı *kural, *erozyon *kuralıdır.
*
Tesadüfü *olarak *oluşan *bir *kâinatı, *yeniden *yeni *bir *tesadüfle *beklemek *akıl *olarak *kabul *edilerek *doğru *bir *önerme *olarak *savunulurken, *Yaratılışı *bir *iradeye *vererek *yeniden *dirileceğimize *inanmak *akıl *dışı *olarak *nasıl *kabul *ediliyor *anlamak *mümkün *değildir. *
*
Eğer *ikincisi *saçma *ise *birincisinin *olma *olasılığı *zaten *ortadan *kalkar.
*
Kâinat *oluştuktan *sonra *evrimi *savunmak *ise *zaten *şart *olan *bir *durumdur. *Kutsal *kitaplardaki *anlatılan *yaratılış *öykülerini *okurken *tasvirleri *hep *gelimekte *olan *bilgi *yardımı *ile *doğru *yerlere *koyduğumuzda *zaten *aynı *sonuca *varmaktayız.
Evrim *ile *Tanrının *yaratması *arasında *bir *çelişki *yoktur. *Çelişki, *Tanrının *emrini *yanlış *yorumlayan *dincilerin *söylemlerindedir. *
*
Musafların *ne *kadarı *tanrı *sözüdür *derseniz *eğer, *hepsi *derim. *Ama *söylendikleri *dönemler *içinde *kalmak *şartı *ile. *Her *din *doğar *yaşar *ve *ölür. *Bu *Tanrının *takdiridir. *Zira *Tanrı *her *an *yaratma *ve *bu *yarattıklarını *bildirmektedir. * Asıl *din *bu *şekilde *hep *yeni *ve *taze *kalmaktadır *ve *zikri *biz *indirdik *onu *koruyacakta *biziz *ayetinin *sırrı *budur.
*
Bu *nedenledir *ki; *peygamberler *hep *eski *peygamberin *en *sadık *savunucuları *gibi *görünen *ama *dini *kendi *nefisleri *için *kullanan *komitelerin *hegomanyasını *yıkmak *için *gelmiştir. * Savaşların *hepsinin *temelinde *din *olgusunun *yatmasının *sebebi *de *budur.
*
Yeni *bir *dünya *döneminde *halkların *birlikte *hareket *etmesi *söylemi *ise *yakın *duymak *isteyenler *tarafından *zaten *duyulmuştur. *Duymayanlarda *duymuş *oldu.
*
İnsan *yaşadığı *ile *kalır, *sonra *kemik *olur *sonrada *toz. *İşte *hayat *budur *denirse; *bu *her *insan *için *ortalama *bekleme *süresi *65 *olan *bir *zaman *diliminde *öğreneceği *cevaptır. *
*
Akıl, *cevabını *öğreneceğiniz *soruları *yaşam *hedefi *olarak *göstermez. * Aksine *akıl, *cevabın *şıklarını *o *sürede *iyice *araştırmayı *gerektirir.
*
Aksi *ise *nefsin *canlı *kaldığı *sürece *size *hükmetmesidir.
*
Bu *yazı *aynı *zamanda *vacibul *vücudu *açıklamak *için *yazılmıştır..
*
Selamlar

vgm.1
25-01-2008, 00:51
Meşruiyetin adını özgürlükler olarak koymuşum, daha da açarak haklılık zemini diye belirtmişim. İnsanların elinden özgürlüklerini (düşünce, örgütlenme, fikirlerini yayınlama ve yayma) elinden alırsanız ne yapacaklar, solcular dindarlar ve dinciler gibi takiyye yapmazlar, sinsi hiç olmazlar, faşistler gibi Amerika'nın köpeği de olmazlar, faşistler de olsalar olsalar, Türk-İslam sentezinin ardında anca Arap milliyetçisi olurlar. Kıyıma uğrarlar, kırılırlar, üniversitelerden atılırlar, işkence görürler, öldürülürler, en güzel çağlarında hapislerde çürütülürler ama gelene ağam gidene paşam demezler.

* * *İnsanlığın refahını düşünür, özgürlüklerden yanadır, sömürüye hayır der. Meşruiyetini kendinden alır.

* * *Tanrıydı, dindi ipe sapa gelmez işler peşinde koşmaz, bilimden yana tavrını en net haliyle kıvırmadan kor. Kendi ülkesinin halkı dışında başka halkları da gözetir, savaşlara hayır der, kadını erkekten ayırt etmez. İşte meşruiyet budur.

* * *Hangi tanrı, hangi din bunları der. Hangi sistem bunları söyler. Tanrı ve dinler her zaman güçlüden ve zalimden yana olmuşlardır. Tanrı ve din her zaman savaşların lokomotifi olmuştur.

Okuduğun bir cüz,
Yanlışın oldu yüz,
Demezler mi insana,
Bu nasıl ezberdir hafız.

* * *Tesadüfte bir zorunluluktur. Bunu elli kere yazdım, ama ezberimi söylerimin önüne geçemedik. Her tesadüf nedensellik sonucudur. Nedensellik silsilesini bilmediğiniz zaman tesadüf diye adlandırırsınız.

* * *İnsan tesadüfen oluşmuştur, diye bir şeyi hangi aklı evvel der, ama sanki böyle denmiş üzerinden lafazanlık yapmak, neo Müslümanlığın ayrı bir garabeti olsa gerek.

* *"Benim oğlum bina okur,
* * Döner döner bi daha okur."

* * Saygılarımla;

okinono
25-01-2008, 01:02
Peker, senin teker az çeker.

İcraatını göster.

Selamlar.

vgm.1
25-01-2008, 01:03
Beklerim canım. :)

25-01-2008, 10:32
Başlıklarda konu dışına çıkılması verimi düşürüyor. Konumuz ne Mahir Çayan'dı, ne terörün tanımı. Bunlar ilgili başlıklarda ele alınabilir.

Cuheyman'ın yaptığı mescid-i haram baskınından yola çıkarak benzeri durumlarda devletlerin izlemesi gereken yolu irdelemeye çalışıyordum. Çok kısa bir yanıtın dışında yorum yapan olmadı. Burada mesele baskını yapanların ideolojisi değil. O ayrı bir mesele.

Kendi soruma yanıtım şudur:

Devletler demokratik karakter aldıkça, insan hakları ve özgürlüklerine saygısı oluştukça benzeri baskınlara karşı kuşatma ve bekleme yöntemi ağırlık kazanmalıdır. Bunun örnekleri son yılllarda bazı ülkelerde zaman zaman görünmektedir. Kuşatılan militanlar silahlı karşılık vermediği sürece devletler bir an evvel içeriye askeri müdahale yapmamalı. Ancak özellikle anti-demokratik karakteri ağır basan ülkelerde devletin prestij kaybettiği düşünülerek bekleme süresi kısa tutulmaktadır. Devletin olası militan hareketlere de gözdağı verme politikası nedeniyle geçmişte Türkiye'de çok sık gözlediğimiz gibi militanlar * sağ yakalanma olasılıkları bulunduğu halde ölü ele geçirilmeye çalışılmışlardır.

Kuşkusuz Suudi yönetimi de totaliter bir yönetimdir. Mescid-i Haram, adı üzerinde şiddetin dinen yasak olduğu/haram olduğu bir yer olmasına rağmen 250 civarında insanın öldüğü bir operasyonun yapılmasında sakınca görülmemiştir.

Acaba Kızıldere'de devlet güçleri günlerce süren bir kuşatma yaparak içeridekilerin açlıktan, susuzluktan, bıkkınlıktan teslim olmalarını sağlayamaz mıydı? Elbette sağlayabilirlerdi. Hatta böylece hem Çayanlar kahraman olamayacaklar hem üç suçsuz İngilizin hayatı kurtarılacak hem de suçları şiddetle bastıran bir devlet yerine daha babacan bir devlet portresi oluşabilecekti. Ancak devletin imajı gereği (güçlü olma) böyle soft bir çözüm uygun değildi.

Kuşkusuz bu yöntem her zaman iyi sonuçlar vermeyebilir. Ancak gene de en iyisi gibi görünüyor.

mhmd
25-01-2008, 11:36
Yönetim erkinin, yönetim şekli, kuşatılmış güçlerle giriştiği çatışmanın şeklini etkiler.
Bence bu önerme doğru değildir.

Tarih boyunca yapılan savaşlardan kalma sözsüz kurallar vardır.
Kuşatılmış bölgenin savaşarak alınması, savaşın kazanan askerlerine, talan olarak ödenir.
Kuşatma, anlaşmalı teslim ile sonuçlanır ise asker payı yoktur. Tüm teslim alınanlar yönetime kalır. Bu kural bütün yönetim şekilleri için geçerliydi.
Konumuzun dışında olan bir bilgi olmasına rağmen bize bir kapı açtı. Zaman, kapısını.

Günümüz şartlarında yapılan eylemlerin boyutu kişisel olmaktan çok uzaklaşmıştır.
Patlatılan bombanın, sıkılan kurşunun hedefi artık menzili kadar değildir.
Hedef kitledir.
Bu amaç illegal güçlerin amacı olduğu kadar legal güçlerin de amacıdır.

Dev ekonomisi ile dünyaya kafa tutan ABD'deki 40.000.000 sistem dışı insanın açlık sınırı altında yaşaması ya da yine aynı ülkedeki bir o kadar kişinin sağlık sisteminden faydalanamaması da *yine aynı nedenledir.
Toplumun kalanına bunlar gösterilerek, "Sistemde kalmanın" güveni gösterilir. Bu işin legal sahiplerinin yöntemidir.
PKK'nın şehirlerde, masum insanlara rağmen patlattıkları bombalar da, sisteme karşı ne kadar güçlü olduğunun göstergesidir. Bu da illegal sahiplerin yöntemi.

Her iki konumda da amaç ne 40.000.000 kişinin açlığı ne de bombanın etrafındaki rastgele üç beş *kişinin ölüsüdür.

Bu genellemelerden sonra konumuza dönüyorum.

Tamamen kuşatılmış olan bir gücün, teslim alınmasında zaman, verilen mesaj açısından oldukça önemlidir. Her iki yönden de önemlidir.

Zamanın uzaması demek, toplumda o olayın daha yaygın duyulması ile eşdeğerdir. Ne kadar çok kişi duyar ise o kadar çok tepki demektir. Ne kadar tepki ise o kadar eyleme eşdeğerdir.

Hiçbir yönetim şekli bu riski göze almaz. Ne liberal demokratik ülkelerde ne de otoriter ülkelerde.
Bu yüzden çalmış olduğu birkaç bin dolarlık torbalarla köşeye sıkıştırılan Amerikalı hırsızların üzerine, polis şiddetle gider. Bu yüzden bir ilkokuldaki çocukları rehin alan Çeçen göstericilere karşı, çocukların hayatları pahasına Omon şiddetiyle gider.

Ve bu şiddet, her iki taraf için de, baştan bilinen kabul edilmiş bir şiddettir.
Çünkü eylemi gerçekleştiren güç de, eyleme engel olan güç de bu eylemin, o bölge ve kişileri etkilemek amacıyla yapmadıklarının farkındadırlar.
Konu, kamuoyuna verilen mesaj ise her iki taraf da bu mesajın gücünü bilir. Ve öylece davranır.
İnsani davranma konusunda bile tepki veren güçler, bunu dahi bir mesaj amacıyla yaparlar. Odaktaki kişi ya da kişilerin hayatlarına verdikleri değerden değil.

Hatalarım cehaletimdendir...

vgm.1
25-01-2008, 11:57
Oki'yle, ben Çayan'ı gündeme getirdik, konuyı dağıttık, öylemi Cem arkadaş.

Mustafa Kemal'in kurtuluş savaşını başlatması yasalmıydı, değilmiydi. Sizinki de böyle saçma bir soruydu, her ne kadar Oki'ye katılmasamda ben de, o da sorunuzu anlamlı bir yere taşıdık.

Siz ne dediğinizi bilmiyorsunuz. Ya da sorduğunuz sorunun yanıtlarının nereye gideceğini bilmiyorsunuz.

Terörün tanımını, devlet şeklinin tanımını yapmadan sorunuza yanıt verilemeyeceğinide bilmiyorsunuz.

Sorular hangi tür yanıtların istendiğiyle sınırlanmazsa, kimse niyet okuyamaz. Belki Oki okuyordur, onun mistik yanı benden fazla. :)

Yukarıdakileri; kırıcı olmak için yazmadığımı da belirtmek isterim, sevgili Cem. Ama sessiz kalmak da, sözlerinizi kabul ettiğim anlamına gelir, bu kırıcı olmaktan daha kötü.

Saygılarımla;

Saygılarımla;

25-01-2008, 14:58
Peker, alınmana gerek yok. Sorumu anlayan anlamış ve senden bir önceki mesajda mhmmd bunu göstermiş.

Ben sorumda Cuheyman'ın eyleminin benzerlerinde devletlerin nasıl yaklaşım göstermesi gerektiği üzerinde durmuştum. Sorum şöyle başlıyordu:

Tekrar esas konuya dönelim. Diyelim ki Suudi yönetimi sizi işgalin hemen akabinde çözümden sorumlu tutyor. Ne yapardınız?

Sorudan sanırım anlaşılıyorki Suudi yönetimine yakın birisisiniz. Yani eylemcileri hem illgal hem de gayrı-meşru görüyorsunuz ve yetkiler elinizde. İçeride Cuheyman ve adamları var ama kimseyi öldürmemişler. Ne yapardınız nasıl bir çözüm yolu izlerdiniz?

Yani size sormuyorum içeridekiler terörist mi veya terörizm nedir diye. Bir varsayım var ve bu varsayıma göre bir soru var.


Gene benzer şekilde Çayan örneğini verdim. Çayan ve arkadaşları 3 İngilizi kaçırmış ve devlet güçleri *yeri tesbit etmiş. Eylemin illegal+gayrı-meşru olduğunu varsayarak nasıl bir yaklaşım yolu izlerdiniz idi soru.

vgm.1
25-01-2008, 19:22
Ülkenin şartları insanları yanlış yöntemlere zorluyor, keşke Türkiye bağımsız ve demokratik bir ülke olabilseydi de, ne İngilizler ölseydi ne de Mahir Çayan ve arkadaşları.

*Ve asıl tepkimizi ülkeyi o hale getiren cuntacılara, işbirlikçi vatan hainlerine yöneltmeliyiz.

*Bugün Mahir Çayan'ın 40 yıl önce dedikleri çıkmaktadır.Mahir Çayan ne diyordu, bilinsin istedim.

*http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=2528

*Size alınmadım, siz de bana kırılmayın, çünkü sizin için önemi vardır yoktur bilemem ama takdir ettiğim örnek bir insansınız. Yaptığınız işide son derece doğru buluyorum, aslında Türkiye'ye önemli hizmetlerde bulunuyorsunuz.

* *Sorduğunuz bağlamda anca genel geçer bir iki söz ederim, kimsenin öldürülmesinden yana değilim, ama öldürülmeyi bekleyecek kadar da pasifist değilim.

*Cuheyman işgal etmiş kimseyi öldürmemiş, o zaman niye işgal ettin,

Mahir Çayan'a da
"Acıyorsam sana anam avradım olsun,
*Ama aşk olsun sana çocuk, AŞK olsun! "

Saygılarımla;

25-01-2008, 19:37
Ülkenin şartları insanları yanlış yöntemlere zorluyor

Benim de katıldığım kritik bir belirleme.

Saygılar.

okinono
25-01-2008, 20:31
Sevgili Mhmmd, sizi tanımaktan ve tanışmaktan dolayı çok mutluyum.

Çok önemli ve değerli bilgiler vermişsiniz; ANLAYANA...

Selamlar.

25-01-2008, 21:27
Muhammed arkadaşın yaptığı yorumlar çok ilginç ve aydınlatıcı. bir tesbit ançak böyle güzel ifade edilir TEBRİKLER MHMMD ARKADAŞ.

vgm.1
25-01-2008, 21:38
Almanya'da Baader Meinhof, İtalya'da Kızıl Tugaylar bu örgütler marjinal dir. Marjinal kalmalarının nedenide Almanya'da İtalya'da silahlı mücadelenin gerekli olmadığıdır. Zaten her türlü talebinizi seslendirebileceğiniz demokratik bir ortam var, neden silaha başvurasınız ki. İster istemez bunun adı terör olur.

* *Ama bunu Nikaragua'da Sandinistalar, Uruguay'da Tupomoros için söyleyebilirmisiniz.Tabi ki hayır. Varolmaları silaha göbekten bağlıdır. İran'da Halkın Mücahitleri, *bunların yeraltında örgütlenmeden başka şansları var mı, veya rejime muhalif bir grubun. BİLMEYENE, BİLİP de TAKİYYE YAPANA. IRA'yı İngilizler ancak demokratik açılımlar sağlıyarak, Sin Feinn'i muhatap alarak çözmedimi.

* Türkiye de PKK bir terör örgütüdür, çünkü taleplerini (talepleri haklı-haksız) seslendirebilecekleri ortam Türkiye'de mevcut, sözcüleri mecliste bundan daha uygun bir ortam ne olabilir anlamak zor, Zapatero'nun bir sözü "Şiddetle diyalog olmaz". ETA için söylemişti.

*PKK ile mücadale sürdürürken ve tüm Dünya'yı bu mücadeleye ortak olmaya çağırırken, Hamas'la görüşmeler yapmak, saçma sapan beyanatlar vermek ne kadar inandırıcı.

Saygılarımla;

okinono
26-01-2008, 00:12
En büyük mafya devlettir- Mehmet Ali Yılmaz. (hala yaşıyor)

Mafya kelimesinin içerisini , neyle isterseniz doldurunuz.

Bu başlıkta, Halk kelimesi dolmadı ama neyse...

Selamlar.

pante
26-01-2008, 00:40
Mehmet Ali Yılmaz devlet gibi adamdır vesselam. *:D

pante
26-01-2008, 01:02
Farzedelim ki Kabe baskını İslam peygamberinin zamanında oldu.
Örneğin 631'de Hanif müslümanlardan bir grup, putperest adetinin İslam'a girmesini kabullenmeyerek Kabe'ye saldırdılar ve yıkmaya kalkıştılar.
Kendilerini engellemek isteyenleri de kılıçtan geçirdiler.

Bu gruba karşı Muhammed'in tavrı ve kararı ne olurdu?

Çobanı öldürüp de develeri çalanların akıbetinden farklı mı olurdu?

Suudi hükümetinden şiddet içermeyen bir çözüm beklemek mümkün değildir.
Kendi gücünü yetersiz gördüğünden gayrimüslimlerden yardım almıştır.
Müslümanlarca eleştirilen tek yanı da budur.

Yardım aldığı ülke fransa'dır ve en demokratik bilinen ülkelerdendir.
Ama bu müdahaleyi şiddet dışı bir çözüm önermeden kabullenmiştir.
Fransa, 50'li-60'lı yıllarda da en demokratik ülkelerdendir ama Cezayir örneği ortadadır.
Dolayısıyla ülke yönetimindeki demokratiklik, her konuda demokratik olmak demek olmuyor.
Polislerinin göstericilere olan davranışlarını da görüyoruz zaman zaman.
Bizden pek farklı değilller.

Bu açıdan Mhmmd'nin tespitlerine katılmamak mümkün değil.

sargon
26-01-2008, 02:32
Tartışmaya biraz gecikmiş bir biçimde ben de katılayım. Mhmmd'nin tespitleri doğru ancak testi kırıldıktan sonra, yani iş işten geçtikten sonra doğru. Kitleyi şiddetle etkilemek üzere kurulmuş çift taraflı bir çatışma sürecinde yapacak başka birşey yoktur zaten. Yani Suudi hükümeti yetkiyi kime verirse versin farklı bir sonuç çıkmazdı muhtemelen. Gerçekten de sürecin uzaması zaten demokrasinin hak getirdiği bir ülkede iktidarın hızla yıpranmasına neden olur. Benzer şeyler Türkiye için de geçerlidir. Türkiye'de de devlet iktidarına karşı olan bir sürü örgüt şiddet üzerinden iktidarları yıpratma şeklinde bir politika üzerine kurulduklarını açıkça ilan etmiştir. Mahir Çayan'ın "suni denge" ve "politikleşmiş askeri savaş stratejisi" olarak ifade ettiği şey tam da buydu. Deniz Gezmiş'in örgütü bunu yazıya dökmemişti, ama onlar da aynı şekilde düşünüyorlardı. Tek farkı Deniz'ler savaşı kırlardan başlatmak gerekir diyoırlardı. *Bütün gerilla örgütlerinin temel bir yaklaşım biçimidir bu. PKK da aynı Deniz Gezmiş'lerin savunduğu taktiği kullanarak devlete karşı savaş batlattı.

Gelelim testinin kırılması meselesine. Bu aşamada, ülkelerdeki iktidarlar elbette önemli oluyorlar. Bu noktada hem Peker hem Cem aslında aynı şeyi söylemiş oluyorlar bence. Yani ülkede böyle bir "savaş stratejisi" güdülmesine uygun bir zemin bırakmamak gerekli. Peki demokratik rejimlerde terör eylemleri olmuyor mu? Tabii ki oluyor. Burda Amerika ile Avrupa ülkelerini birbirinden ayırmak gerektiğini düşünüyorum. Amerika'nın zaten kuruluşundan beri şiddet çok büyük bir rol oynamış, bu yüzden Amerika'da "haklar", "demokrasi" vb. tartışmaların hepsini sollayan bir "korku" temeli var. Bu korku sıradan Amerikalının yaşantısına tamamen girmiş durumda. Avrupa demokrasilerinde ise korku üretmeye çalışan bazı gruplar olsa da (ırkçılar, aşırı dinsel gruplar vb.) kitlelerde doğu ülkelerindekinden çok daha güçlü bir demokrasi kültürü yerleşmiş durumda. Bazı iktidarların saldırgan politikaları bu duvara çarpıyor.

Cem'in bahsettiği iktidarın yapısının güvenlik algısı konusunda bu tür uç örnekler bence tabloyu pek iyi açıklayamıyor. Çünkü olay artık sınıra varmış bir olaydır. Bu tür olaylar gelişmemiş demokrasilerde adeta her yıl, bazen her ay yaşanır, çünkü yapı bunu tekrar tekrar doğurmaya uygundur. Ve iktidarlar da şiddeti birçok defa ders vermek için kullanırlar. İktidarların yapısına uygun yöntemleri bence daha alt seviyelerden örneklerle açıklamak daha doğru olur.

Ben size İsviçre polisinin çalışmasından örnek vereyim. Bazı uç örnekleri dışta bırakırsak, genellikle polisin çizdiği tablo nazik, basit aile olaylarıyla, ufak hırsızlıklarla falan uğraşan bir tablodur. Bir yakınım otobanda bir kovaya çarpmış. Arabada hasar var tabii. Hiç bir ihtimal vermemsine rağmen arkadaşlarının baskısıyla kovayı götürüp polise veriyor. Adamlar birkaç gün sonra kovanın düştüğü kamyonu bulup, hasarın parasını da ondan tahsil ediyorlar. İsviçre halkının en çok güvendiği kurumların başında polis geliyor. Kilise, medya gibi kurumlar ise en çok güvenilmeyenler kurumların başını çekiyor. Bir İsviçreliye hakaret edilse yada saldırılsa bizdeki gibi aynı şekilde karşılık vermez, hemen polisi arar. Tabii bize hiç uymayan bir tablo.

Ancak İsviçre polisinin birkaç çalışmasına tanık oldum ve hayran kaldım. Tanık olduğum olaylar şöyle: Bir olayı farkettikleri zaman, ki genellikle hemen herşeyden bir şekilde haberleri oluyor, hemen saldırıp zanlıları "adalet"e teslim etmiyorlar. Aylarca, bazen yıllarca belge topluyorlar. İğnenin deliğine kadar girip, sonra darbeyi vurduklarında artık "zanlı" inkar edilemeyecek belgelerle karşı karşıya kalıyor. Tabii bunun için çok güçlü bir arşivleme ve takip sistemi kurmuşlar. Tanıdığım birinin aylarca telefonunu dinlemişler, sonra bir mektupla "sizin telefonunuzu dinledik, isterseniz bize dava açabilir, belgeleri de talep edebilirsiniz" diye bir de mektup yazmışlar.

Bizde sık sık polis şikayet eder. Der ki, biz yakaladık adalete teslim ettik, ama onlar bıraktı. Aslında Türkiye'de yargı sürecinin de çok iyi çalışmadığını biliyoruz ama polis ondan da beter. Eğer ortada doğru dürüst kanıt yoksa hakim, savcı ne yapsın. Bu argüman aslında suyun yüzüne çıkma çabasından başka birşey değil ama ne yazık ki bazıları bu argümanı pek mantıklı bulur. Bence tam tersine pek mantıksızdır. Burdaki mantık şöyledir. Polis bir kişinin suçlu olduğuna emindir, hisleriyle bunu zaten bilir, onun görevi zaten suçlu olduğunu bildiği kişiyi yakalamaktır. Zaten bu bilindiği için daha mahkemeye bile çıkmadan birçok kişi medya tarafından da suçlu olarak ilan edilir. Yani medya da aynı polis gibi o kişinin suçlu olduğundan emindir. Ne yazık ki mahkemeler görevini yapamamaktadır. Eğer hem polisi, hem mahkemeleri aklamak isterseniz bu sefer de mantığı şöyle kurabilirsiniz. Aslında hakimlerin de yapacağı birşey yok. Onlar da kanunlar ne diyorsa onu yapıyorlar, aslında kanunlar yetersizdir. Kanunların değiştirilmesi gerekmektedir. Ama politikacılar sadece midelerini doldurdukları için düzgün kanunlar yapmakla uğraşmıyor, malı götürmekle uğraşıyorlardır. Genellikle top politikacılarda kalır ve sorun da böylece çözülmüş olur.

Bu basit bir örnekti, ama bunun gibi binlerce örnekle çevrili bir ülke Türkiye. Suudi rejimi gibi şeriat rejimlerinde ise olay kat kat daha ağır boyutta. Başa dönersek, testi kırılmadan önce yapılması gereken çok şey var. Ülkenizde ekonomik ve demokratik gelişmişlik olursa güvenlik sisteminiz de ona göre çalışır. Olay zaten vahim hala geldikten sonra ne yapsanız faydasız.

dilaver
26-01-2008, 03:07
,

* *81 senesinde yedeksubaylıgımı yaparken o zaman cuntacı paşaların evlerine saat başı devriye görevi yapmak vazife idi. Her saat başı 4 generalin evindeki nöbetçiler denetlenir ve bunun için de araçlar kalkardı. Dedigim jandarma sınıfıdır. Bir gün bir başçavuş ile birlikte denetlemeye gittik. Bana bir taraftan da izahat veriyor. Bakıyorum ve aklım ermiyor. Yahu dedim şimdi ben şu çalıların arkasında saklandım ve paşa geçerken artık bomba, dinamit, silah , tabanca ne varsa saldırdım. Görülüyor ki bu adamın kurtulma şansı yok dedim. Ben mi yanlış düşünüyorum.

* * Haklısın dedi, zaten bizim amacımız da eylem yapanın mutlaka yakalanması ya da imha edilmesi. Şimdi bakış açısı bu. Elbette adamı ya da kurumu korumaya çalışıyorlar ama esas olan ve tüm tedbirlerin esas hedefi eylem sonucunda galip çıkan taraf olmak yani yakalamak. Yakalamak ki otorite kaybolmasın, güçlülük imajı kaybolmasın. Bu bakımdan mhmmd in tespitlerine katılıyorum.

* * Hemen başka bir hadiseye geçiyorum. Hatırlayanınız ya da okuyanınız var mıdır bilmiyorum. 79 senesinde Ecevit'in başbakanlıgı döneminde Hasan Fehmi Güneş in İçişleri Bakanlıgı yaptıgı zaman Ankaradaki Mısır elçiligi işgal edilmişti. Yanılmıyorsam 2 ya da 3 kişi elçiyi rehin almış ve Filistin halkı ile ilgili talepler ileri sürmüşlerdi. Eylem 2-3 gün sürdü. Bakan bizzat devredeydi ve görüşmeleri yürüttü. Sonunda eylemcileri ikna etti ve kan dökmeden teslim oldular. Hasan Fehmi Güneş eylemcileri bizzat teslim aldı ve eylemcinin biri de teslim olduktan sonra sarılarak bakanı iki yanagından öptü. Bu hadise günlerce basına konu olmuştu ve bakan eleştirilmişti. Vay efendim terörist öpülür müymüş. İşte bu da medeni ve farklı bir yaklaşım idi ve sonucu başarıı ve son derece medeni ve de kansız bitti.

* * * İki anekdotta iki kıssadan hisse. *:lol:


* * *saygılarımla

mhmd
26-01-2008, 13:43
Tüm teşekkürlere, teşekkür.

Sn. dilaver,

Bazen! düşünürüm. Yaradan, yarattıkları ile dalga geçiyor, diye. Çoğunlukla da haklı çıkarım. :)
Düşünün ki; bir komünist, faşist bir cuntanın koruyucu timini yönetiyor. *8O

Sn. sargon'un vermiş olduğu örneği düşündüm. Testinin kırılmadan önceki hali olabilir mi? Diye.

Kendi yazımın son paragrafını özellikle sona saklamıştım. Son cümleler akıllarda daha çok yer eder diye. Biraz gözden kaçmış gibi geldi bana. Hatırlatalım.

"İnsani davranma konusunda bile tepki veren güçler, bunu dahi bir mesaj amacıyla yaparlar. Odaktaki kişi ya da kişilerin hayatlarına verdikleri değerden değil. " demiştik.

İsviçre için; Bankacılık ve finans sektörlerinin anavatanı diyebiliriz. Paraya dayalı çok güçlü bir ekonomiye sahiptir. Bir özelliği (ister kendi isteğiyle ister üstüne biçilen rolle diyelim); çok uzun süre siyasi ve askerî tarafsızlık geleneğine sahip olmuştur. Bu nedenlerden ötürü birçok uluslararası örgüte evsahipliği yapmaktadır.
Bence, tarihinin içindeki en dikkate şayan özellik de;
"1815 yılında Viyana Kongresi ile İsviçre’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı tüm Avrupa güçleri tarafından tanınmıştır. Bu tarihte, Valais, Neuchâtel ve Cenevre kantonlarının federasyona katılmasıyla birlikte İsviçre tarihteki en son genişlemeyi gerçekleştirmiştir."
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0svi%C3%A7re (26.01.2008)

Vermiş olduğum kaynaktaki bilgilerin tamamını (özellikle tarihi geçmişi ve siyasi yapısını) mutlaka okumanızı isteyeceğim.

Sn. sargon'un yazısına muhalefet ya da İsviçre uygulamaları kötüleme amacı ile irdelemiyorum. Testinin kırılmadan önceki hali tespitine ek yapmak istiyorum.

Gerçekten de insanlık dışı uygulamaların hedefleri kitle olduğu gibi aynı kitle uğruna insani uygulamalar da görülür.
Belki de coğrafik (memleketime benzer) etmenler ile korunaklı, pek çok bölgenin birleşimi ile oluşturulmuş ve her halukarda uluslarası sermayenin güvenli limanı olarak korunmuş bir ülke.
Böyle bir ülkede yönetim erki şiddete ya da kanunsuzluğa taviz veremez. Devleti temsil eden güçler insani tüm gayretlerini, tüm ülkelere örnek teşkil edecek şekilde, hayranlık ölçüsünde vermek zorundadır.
Ancak her halukarda bunu, uygulamadan etkilenen kişi ya da kişiler uğruna yapmaz/yapmıyor. Kendi toplumu ve hatta uluslararası topluma mesaj uğruna yapar, yapmak zorundadır.
Neden sonuç ilişkisini biz böyle kurmaktayız.

Bu bize neyi öğretir.
Toplumların ve devletlerin dışa açıklığı teşvik edilmelidir. Ne kadar çok dış bağlantı yapılıyorsa o kadar çok demokrasiye yaklaşılmaktadır. Ne kadar az bağlantı varsa o kadar despot rejim ortaya çıkar.
Her iki ihtimalde de yöneten güç, eylemlerinin şeklini, yönetim şekliyle değil topluma vereceği mesaj uğruna seçer.

Hatalarım, cehaletimdendir..

sargon
26-01-2008, 17:19
mhmmd, verdiğin linki dikkatle ve hatta bazı alt linklere de bakarak dikkatle okudum. Bölük pörçük öğrenmeye çalıştığım şeylerin biraraya toplanmasına yardımcı oldu. Teşekkür ederim. Dediğin gibi toplumların ve devletlerin dışa açılması gerekir. Gerçi devletler açısından sorun başka, bizi ilgilendiren toplumların dışa açılması.

Bunları ben de senden birşeyi okumanı istediğim için yazıyorum. İsviçre'nin alt linklerine bakarken politik özgürlükler alanında dünyada birinci, basın özgürlüğü alanında ise 8. olduğunu gördüm. Dedim acaba bu basın özgürlüğünde ülkeler sıralaması nasılmış. Birinci İzlanda, ikinci Norveç, üçüncü Estonya, dördüncü ise Slovakya. Çok ilginç bir liste.

http://en.wikipedia.org/wiki/Reporters_Without_Borders#Worldwide_press_freedom_ index

Estonya son derece ilgimi çekti. Ufacık bir ülke. Nüfusunun üçte birinden azı kendini inançlı olarak tanımlıyor. Rus egemenliğinden kurtulduğundan beri yaşadığı krizleri atlatmayı başarmış ve ekonomisi nihayet raya girmiş gibi. GSMH 12.500 doların üstünde şimdi. (4. sırada olan Slovakya'ya da bakılabilir)

Demem o ki, İsviçre bana çok özel bir ada gibi gelmiyor. Yıllarca işgaller altında yaşamış olan Estonya gibi ilerleyen örnekler de var. Diğer Baltık ülkeleri zaten yıllardır bu alanda epey ileri gitmiş durumdalar. Testiyi kırmamak mümkün ama şu dinin bu ideolojinin, o hakim zümrenin mutlak egemenliği gerektiği sürece testi hep kırık kalır. Bizde de Suudi şeyhliğinde de.

vgm.1
28-01-2008, 00:24
"Ancak her halukarda bunu, uygulamadan etkilenen kişi ya da kişiler uğruna yapmaz/yapmıyor. Kendi toplumu ve hatta uluslararası topluma mesaj uğruna yapar, yapmak zorundadır.
Neden sonuç ilişkisini biz böyle kurmaktayız." mhmmd

"Hayat göstergelerden ibarettir." Baudler bir makalesinde okumuştum.

İbadet öyle değilmidir, sevgi, şiddet, herşey gösteri. Allah sevgisini anlatan ateizmi anlatan gösteri yapmıyormu. Aşkından ölüyorum etkileme gösterisi değilmi. Tüm yaşamımız birilerine, biryerlere mesaj vermekten ibarettir.

Mutluluk alt gelir gruplarına ait bir olgudur.

Saygılarımla;

yucemanitu
06-07-2010, 14:07
Allah'ın evinde bombalar patlamış... Allah neden evini korumamış ki neden o grubun Kabe'yi ele geçirmesine izin vermiş? Bir de yetmezmiş gibi içeriye kendi evine "gavur" Fransızları sokmuş. Bu da yetmedi adamlar orda birbirini öldürmüş. Bu iş nasıl olabiliyor?

yucemanitu
06-07-2010, 20:30
http://img30.imageshack.us/img30/1818/kabe1941.jpg (http://img30.imageshack.us/i/kabe1941.jpg/)
Kâbe'de yalnız bombalar patlamadı doğal afetlerde de Allah'ın Evi korunmasızdı. Yıl 1941, günlerden çarşamba. Kutsal mekan kabe sular altında. İnsanlar tavaflarını yüzerek yapıyorlar. En güçlü sel 1941 yılında yaşandı.Bu baskında Hacer-ül Esved taşından bir parçanın koptuğu söylenir..

http://img686.imageshack.us/img686/1696/kabe1941sell2.jpg (http://img686.imageshack.us/i/kabe1941sell2.jpg/)
Sel baskınında yüzerek tavaf yapmaya çalışan ve ibadete ara verip Kabe'nin duvarlarında dinlenen Müslümanlar....

yucemanitu
06-07-2010, 20:31
http://img716.imageshack.us/img716/9291/kabe1974.jpg (http://img716.imageshack.us/i/kabe1974.jpg/)

1974 yılında da Kabe yağmur sebebiyle Hacer-ül Esved taşına kadar sular altında kaldı.


http://img688.imageshack.us/img688/5443/sayyapanlar.jpg (http://img688.imageshack.us/i/sayyapanlar.jpg/)

Safa ve Merve arasında say yapanlar görünüyor. Bu koridor boyunca 7 kez yürümek gerekiyor ve toplam katedilen mesafe yaklaşık 3.5 km. Normal koşullarda en az 1 saat sürüyor. Su içinde ise oldukça zor..

yucemanitu
30-07-2010, 21:42
Gerçekten Müslüman arkadaşların fikrini dinlemek isterim. Kabe gerçekten kutsalsa hatta bizzat Allah'ın resulu oraya "Beytullah" (Allah'ın evi) diyorsa Allah nasıl olur da beytini bombalara mermilere sellere karşı korumaz.

İvan Karamazov
30-07-2010, 22:37
http://img291.imageshack.us/img291/7992/81072576.jpg

Müslüman üyelerimize tanıdık geldi mi burası acaba?

hackercesur
08-08-2010, 23:27
Vartor arkadaş ben Tanrısız bir özgürlüğü istemiyorum.
Çaresiz kaldığımda ben kimden yardım isteyeceğim
Tanrı benim umut ışığım o ışığın sönmesini istemiyorum
Belki hiçbir isteğime karşılık vermedi vermesede bir karşılık.
Umudum var ya belki birgün olur istediklerim.
İşte bu düşünce baş edemiyeceğim haksızlıklara ve zülme karşı.
Dayanma gücü veriyor bir nebze nefes aldırıyor.
Sanmayın mücadeleden kaçıyorum .
Sanmayın direnmiyorum mücadee etmiyorum.
Ama herkesin bir güçü var güç sonsuz değil.
İşte herşeyin bittiği anda bir umut bir ışık.
Almasın onu elimden Tanrısız bir özgürlük.
Seni alkışlıyorum. Gerçekten içinden geçenleri çok net ifade etmişsin...

insan çaresiz kaldıgında sıgınacak bir dal arıyor dogrusu... Keşke şöyle babacan bir tanrımız olsaydı :)

Neva
18-09-2010, 15:28
Sayin Cem, tesekkurler. Cok faydali bir calisma olmus.

Ziyaretçi
15-03-2011, 18:36
"Gerçekten Müslüman arkadaşların fikrini dinlemek isterim. Kabe gerçekten kutsalsa hatta bizzat Allah'ın resulu oraya "Beytullah" (Allah'ın evi) diyorsa Allah nasıl olur da beytini bombalara mermilere sellere karşı korumaz."

Sel mağduriyetini nedeni yönetimdendir.Araştırsanız 1971 yılına kadar altyapı yetersizdi.Allah c.c 'nin neden korumadığını yazmışsınız.Kıyamet almetlerinden biri de Kabe'de kan dökülmesidir.
Şayet Allah c.c mani olsaydı yine inkarcılar bir kulp bulacaklardı.Ve sel olayını Allah c.c 'nin emriye olduğunu unutmayın.Burada bizim ve ya bir başkasının fikir verme gibi bir lüksü yoktur nitekim bilmediğimiz bilemeyeceğimiz şeyler vardır.İllaki bir cvp istiyorsanız nedeni dünyaya gelme sebebimiz ile aynıdır.

Neva
20-11-2011, 00:39
(1)
1979 Ramazanında Arabistanın büyük kentlerinde dağıtılan bildiride Suudi rejimi eleştiriliyor, devletin dini niteliğini kaybettiği belirtiliyor, ülkede yeni bir İslami rejimin kurulmasının gerektiği anlatılıyordu. Bu bildirilerin Cuheyman el-Uteybi önderliğindeki radikal bir sünni gruba ait olduğu Mescid-i Haram'ın işgalinden çok sonraları anlaşıldı.

Tarihler 20 Kasım 1979'u gösteriyordu. Kabe'ye sabah namazı kılmaya gelen binlerce kişi namazın bittiği anda bir yandan "Allahuekber" seslerini bir yandan da havaya sıkılan kurşun seslerini duydu. Eylemciler mescid'in mikrofon sistemini ele geçirdi. Eylemcilerin lideri Cuheyman konuşmaya başladı. Yanında bulunan kayınbiraderi Muhammed el-Kahtani'nin İslam aleminin beklenen mehdisi olduğunu söylüyordu. Mehdiliği sağlam kanıtlara oturtmak için ilgili hadisleri detayıyla anlatıyordu.

Cuheyman Suudi rejiminin dini niteliğinin kalmadığını dolayısıyla Müslümanların rejime itaat etme yükümlülüklerinin kalmadığını söyledi. Ülkedeki kötü gidişatın önüne geçilmesi için hayatın her alanında şeriatin tekrar uygulanmaya başlamasının gerektiğini vurguladı.

Cuheyman bu konuşmasını yaparken adamları da işgalden önce mescidin alt katlarına sakladıkları silahları mescidin ilk katına çıkardılar. Silahlar eylemcilere dağıtıldı, dış kapılar kapatıldı, yüksek minarelere silahlı nöbetçiler yerleştirildi, mevziler planlara göre hazırlandı. İçeriye giriş-çıkışlar yasaklandı.

(devam edecek)





Cok ilginc bir calismaydi tesekkurler. Namazla, kursun sesleri bir arada hayli ilginc.. Ustelik Allah'in evinde..

SeBaT
20-11-2011, 01:04
Cuheyman el- uteybi kıyamı hakkında mehdilik ilanı tamamen suud yönetiminin kıyamı şii meşrepli göstermek için yaydığı bir iftiradır. yukardaki yazılarda olayın aslına karışmış bulanıklıklar ayıklanmalı. Ayrıca ihvancılıktan kasıt mısır meneyli ihvan-ı müslimine atıftır suud kökenli taa abdulaziz zamanında kalan ihvan bölüğü ile izah etmek google gibi kaynakların azizliğine uğramaktır. :)

SeBaT
20-11-2011, 01:17
http://www.fikirder.org/forum/index.php?topic=6299.0http://www.youtube.com/watch?v=JtyaKWp6L4E

Neva
19-10-2012, 21:12
Guncelleme.

Sami Dede
19-10-2012, 21:39
Yanlış Hatırlamıyorsam İlk KABE baskını ve Kan dökülmesi KARMATİLER tarafından yapılmıştı. Hatta Hacer-ül Eved Mısıra götürülmüştü..

FECHAN
20-10-2012, 22:45
"Kabe-nin İşgali" değil,işgal altındaki Kabe-nin kurtarılması girişimi.
Ne yazık ki kurtarma girişimi başiarıya ulaşamadı.
Suud Yönetimi Amerikan ve Fransız desteğiyle Kabe-yi kurtarma girişimini engelledi.

Kabe ,Amerikan ve Fransız yönetiminde güçlerce korunuyor.
Kabe-nin işgali sürüyor.

İslamcıların islama ihaneti de diyebiliriz.