Orijinalini görmek için tıklayınız : Tarihle ilgili Bunları Biliyor muydunuz?
Sitemizde sol alt sütunda yer alan "Bunları biliyor muydunuz?" un tarihle ilgili bir benzerini katkılarınız olursa bu başlık altında yapalım. Bunun için bilinirliğinin çok yaygın olmadığını ve ilginç bulunacağını düşündüğünüz tarihsel olayları kısa ve öz olarak yazınız. Verdiğiniz bilginin kaynağını veya kanıt olabilecek bulguları da kısaca vermenizde büyük fayda var. Bu şekilde iddianın doğruluğunu araştırmak veya muhakeme etmek için okurlara olanak da yaratmış oluruz.
Ben girişi yapıyorum, sizlerden de bekliyorum:
BİLİYOR MUYDUNUZ?
Osmanlı resmi belgelerinde ve padişah fermanlarından İstanbul'un adı 1. Dünya savaşı sonrasına kadar yüzlerce yıl Konstantiniyye olarak geçmiştir. Konstantinopolis olan Yunanca ismin sonuna -iyye eki getirilerek Osmanlıcalaştırılmıştır.
(Kaynak: Osmanlı'yı Yendiden Keşfetmek-İlber Ortaylı)
cyildirim
19-01-2008, 13:12
konuyu dağıtmadan. benim bildiğim istanbul da rumca dan geliyor. :) *aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık.
kaynakta buldum. http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=6616
no_panik
19-01-2008, 13:14
istanbul'un kelime kökeninin islambol'dan geldiği rivayetleri de sıkça söylenmektedir.
BİLİYOR MUYDUNUZ?
Bilimsel düşünceye sahip olan, saygın bir tarihçimizdir Ahmet Cevdet Paşa. 19. Asır Türkiye'sinin *Türk edebiyatının, Türk hukukçuluğunun dehasıdır. Eski harflerden oluşan on iki ciltlik Tarih-i Cevdet isimli külliyatlı bir eseri mevcuttur. Türk dilinde sadeleşmeyi teşvik eden ve bizatihi yazdığıyla bunu sağlayan, cümle kuruluşu, üslubu itibarıyla bugükü Türkçeye ve bugünki Türklere bu kadar yakın olan o dönemin tek tarihçisidir. Tüm bunlara rağmen;
On iki ciltlik Tarih-i Cevdet eserinin hala günümüz Türkçesine uyarlanamadığını biliyor muyuz?
Kaynak olarak değerli hocamız Sn. İlber ORTAYLI'dan başlamışsınız. Biz de aynı kaynaktan devam edelim.
(Kaynak: ORTAYLI İ. Son İmparatorluk Osmanlı, 2006, 36.s.)
Halifelik'in Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferi sonrasında Mısır'dan alınıp İstanbul'a getirildiği bilinir. Ders kitaplarında "halifelik" Osmanlı'ya getirildi denir. Bunun anlamı aslında o günkü halife III. Mütevekkil'in İstanbul'a getirilmesidir. Böylelikle halife Osmanlı'nın korumasına alınmıştır. Osmanlı sultanları 18. yüzyıl sonuna kadar halife ünvanını kullanmamıştır. İlk olarak Abdülhamit Ruslarla yapılan Küçük Kaynarca anlaşmasında "halife" sıfatını kullanır. Bu döneme kadar hiçbir Osmanlı belgesinde sultanlar için "halife" sıfatı geçmez.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Yavuz_Sultan_Selim
Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransızlar Cezayir'li, Tunus'lu, ve Fas'lı halkı HAC mevsimi olmadığı halde hacca götürmüşlerdir. Bu sahte haccın amacı halkı Fransa'nın yanında Osmanlı'ya karşı savaşa sokmaktı. Olayın sonuçları ise Arap Ortadoğusu için, yakın-uzak gelecekte görülmemiş genişlikte bir felaket olacak olan bir ihanet, sırtından hançerleme olarak tarihe geçmiştir.
Kaynak: Kemalizm ve İslam Dünyası - İskender Gökalp ve François Georgeon
Yavuz Sultan Selim'in Mercidabık ve Ridaniye savaşları ile yıkıp topraklarına kattığı Memluk devleti sanılanın aksine bir Arap devleti değil bir Türk ve Çerkes devletidir. Memluklar köle Türklerin kurduğu bir devletti. Yönetiminde Türkler ve Çerkesler yer alıyordu. Başlangıçtaki Türk ağırlığı daha sonra yerini Çerkeslere bırakmıştır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Memluklar
Yavuuz Sultan Selim'in saldırdığı Safevi devleti bugünkü İran'da kurulmuş olduğu için bir Fars yönetimi sanılır. Halbuki Safevi devletinin yönetiminde Kızılbaş ve Azeriler yeralır. Ülkede iki önemli etnik grup vardır. Ehl-i kılıç denilen Kızılbaş-Türkler ve ehl-i kalem denilen Farslar. Bu iki kesim arasında uzun yıllar çekişme yaşanır. Hatta Yavuz ile Şah İsmail arasında Çaldıran savaşından önce yapılan uzun mektuplaşmalarda Yavuz mektuplarını Farsça Şah İsmail ise Türkçe yazmıştır. Osmanlı'nın zaferinden sonra Safevi devletinde Fars etkisi artar.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Safevi
ozgur_beyin
19-01-2008, 15:16
Venedik'in nasıl kurulduğunu biliyormusunuz.
Hun *İmparatoru Atilla ,452 yılında Kuze İtalya'nın Aqueileia *ve Padua şehirlerini yakıp yıktı. Bu iki şehirden kaçan insanlar, Adriyatik Denizi *sonundaki , bataklıklarda bulunan adalara geçerek ,şimdi dünyanın en gözde şehirlerden olan, VENEDİK'in temellerini attılar.
(kaynak . H. G. Wells. kısa dünya tarihi. varlık yayınları. basım tarihi 1962)
Biliyor muydunuz?
İstanbul Polonezköy'ün 1853 Kırım Savaşı için Osmanlı'ya destek amacıyla gelen Polonya birliklerinin savaştan sonra da kalma kararı vermeleriyle oluştuğunu.
ozgur_beyin
19-01-2008, 15:56
Osmanlı'nın Rasputin'i *CİNCİ HOCA.
17. Yüz yılda yaşamış Cinci HOCA Safranbulu'dan Dersaadete ikbal aramaya gelen, son derece zeki ve kurnaz bir üfürükçüdür.
Osmanlı döneminde ,Sultan Ahmet cıvarında her meslek erbabına mahsus, kıraathaneler (şimdiki kahve)
vardı.
Cinci Hoca'da , kendi meşrebine uygun bir kıraathane bulup , icrai sanat etmeye başlar. Sultan Ahmet'i seçmesinin en büyük nedenide buranın '' SARAY'a'' yakın olmasıdır.
Cinci HOCA , çevrede ünlenmeye başlar.İsmi ''Saray'a kadar ulaşır.
Sultan Deli İbrahim bir gecede yaklaşık 18 tane bakire cariyeyle yatar.Sabah, kendinden geçen Deli ibrahim'i
kendine getirmek için ,annesi KÖSEM SULTAN'a içerden birinin tavsiyesiyle CİNCİ hOCA çağırılır.
Cinci hoca ., İbrahim'i görünce durumu anlar ve tedavi eder.
Cinci hoca artık sarayın ''ser-tabibidir''. ona sormadan hiç bir şey yapılmaz. Artık sarayda , onun için olmaz diye bir şey yoktur.Devlete ve işleyişine büyük zararlar verir.
Daha sonra boğularak ortadan kaldırılır. Cesedi *Sarayburnu'ndan denize atılır.
(KAYNAK.Ziya Şakir Soku *basım tarihi 1944 kitabın adı CİNCİ HOCA. )
Bir biliyor muydunuz daha benden. Bu olayı öğrendiğimde çok trajik gelmişti bana ve sarsılmıştım. Sanırım sodomo'dan okumuştum:
Ankara Savaşı'nda (1402) Timur'a yenilen Yıldırım Beyazit'in 8 ay süreyle bir kafesin içinde Anadolu kasabalarında gezdirilerek teşhir edildiğini, Timur'un bir gün kafesin önünde Yıldırım Beyazit'in karısının ırzına geçmesinden ötürü Beyazıt'ın kafasını parmaklıklara çarpa çarpa intihar ettiğini biliyor muydunuz?
Önemli bir kanıt: Evlenmek sünnet olduğu halde Yıldırım Beyazıt'tan sonraki padişahlar, Çelebi Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan mehmet, II. Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim evlenmemişlerdir. Gerekçesi benzeri bir savaşta tutsak düşmeleri ihtimaline karşı namuslarını korumaktır. Evlenmeme geleneği Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem Sultan ile evliliğiyle bozulmuştur. O dönemde imparatorluk dünyanın en güçlü askeri gücüne sahiptir.
şu Yıldırım Beyazit olayı gerçekten ilginç geldi ,,, teşekkürler,,
Adana nın kozan ilçesinde hatırı sayılır bir berberi nüfusunun bulunduğunu biliyormusunuz...Kurtuluş savaşında Fransızlar tarafından *savaşmak için getirilen berberiler saf değiştirerek Atatürk ün kuvvayı milliyesi tarafına geçmişlerdir...savaştan sonra atatürk ün onlara yaptığı "sizleri yurdunuza göndereyim" önerisini Fransızlar ın kendilerini yaşatmıyacaklarını söyleyerek *red etmişler, ilk önce Tarsus dolaylarına yerleştirilmişler , iklime uyum sağlıyamadıkları için daha sonra Kozan'a yerleştirilmişlerdir.
* * Kaynak: Kendileri ile konuştum :)
evrensel-insan
14-03-2008, 05:22
Saygideger arkadaslar;
Milli akimlarla ilgili Osmanli Imparatorlugunda milli kimlik tartismasi ilk olarak ikinci mesrutiyet doneminde "Osmancilik" olarak ortaya cikmis Genc Turkler'in (ki bunlar genellikle osmanli kokenine aitti).ve Ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin de kurulmasiyla tartismaya acilmis, Osmancilik,Turancilik,Turkculuk kavramlariyla cesitlilik kazanmistir.
Milli bir bilinc temelinde ilk "Turk"kavramini kullanan AHMET RIZA ISIMLI BIR AYDIN ,ITTIHAT VE TERAKKI CEMIYETI'nin bir toplantisinda 1902 yilinda kullanmistir.
MUSTAFA KEMAL 1907 yilinda bu cemiyete uye olmustur.
Milliyetcilik Osmanli topraklarinda ilk once Balkanlarda toplumsal bir yukselis olarak 1820'lerde ortaya cikmistir.Yani Fransa Devriminden(milliyetin ideoloji olarak tarih sahnesine cikisi) 30-40 yil sonra osmanli topraklarina bu ideoloji giris yapmistir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
bayraktaro1
14-03-2008, 19:37
Bir Tane de benden;
İstanbul'un Fethi
Ünlü Padişahımız Fatih Sultan Mehmet'in henüz 21 yaşında iken 1453 yılında İstanbul'un Fethi'ni herkez bilir ve tarih kitaplarında okuruz. Ancak, 29 mayıs sabahı Haliç'ten de baskı uygulayabilmek için gece yağlı kütükler üzerinde karadan Haliç'e taşınan gemiler, o sabah Bizans askerlerine karşı bir süpriz unsuru olmuştu.
Diye bas bas bağırırlar. Fakat, yağlı kütükler üzerinde karadan Haliçe taşınan gemiler bilgisinin tamamıyla uydurma olduğu çünkü, Haliç Bölgesi'nin topoğrafik yapısı sebebiyle bunun imkansız olduğunu ünlü bir tarihçi açıklamıştır.
Benim Kaynağım; Prf. Dr. Mete GÖKTAN - Osmangazi Üniversitesi, derste sözlü anlatışı
Bu gün Murat Bardakçı'nın "Tarihin Arka Odası" adlı TV programında ilginç bulduğum bir konu oldu:
Bu gün elimizde olan tüm mehter marşları 1913 bestesi. Daha eski Osmanlıya ait mehter marşları elimizde yok. Bunun nedeni ise 1826'da Yeniçeri Ocağı kaldırılırken sadece Yeniçerilerin değil onlara özgü her türlü eşyanın ve evrağın da yok edilmesi. Vakayı Hayriye denilen bu olay sırasında Yeniçerilere özgü olan mehter marşı da tarihin derinliklerine gönderilmiş. 1913 yılında ise mehter marşını geri getirmek üzere beste siparişleri verilmiş.
bir safsata vardı ilkokul kitaplarında ki eminim hepiniz okumussunuzdur:
"Askerler ayranı içerken ve mataralarını doldururken Kırmızı Ebe ile aralarında devamlı şu ikili konuşma geçer:
-Doldurun gazilerim!
-Doldur ana!
-Doldurun yavrularım!
-„ANA DOLU!“
Ihtiyar ananın oluğunu daima dolu gören askerler, „Ana dolu“ diyerek buz gibi ayranla Ağustosun kavurucu sıcağında serinlerler. Bu esnada askerlerin içini bir de şu duygu ve düşünce kaplamıştır: „Bu vatan, askerine sahip cıkacak, onu her yerde bir bakraç ayranıyla da olsa serinletecek ve Allah yolunda gazaya hazırlayacak „Analardolu“,
Derler ki, işte o günden sonra bu topraklara „ Anadolu“ dene gelmiştir.""
yukardaki hikaye ilk ve orta dereceli okullarda cocuklara anadolu kelimesinin nerden geldıgını anlatmak ıcın anlatılan uydurma bir hikaye *oldugunu bılıyormuydunuz? ki yıne eminim cogunuz biliyorsunuzdur :)
gerçegin ise; Anadolu kelimesi, Yunanca "Doğu" anlamına gelen ή άνατολή (anatole) kelimesinden türemiş. Bu sözcük, "doğmak, yükselmek" anlamına gelen Yunanca άνατέλλειν (anatellein) fiilinden gelir. "Doğu ülkesi" anlamına gelen Anatolia ilk kez 7. yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğu'nun Afyon, Isparta, Konya, Kayseri ve İçel yörelerini kapsayan idari birimi (Anatolikon Thema) için kullanılmış oldugunu biliyormuydunuz?
Bir biliyor muydunuz daha benden. Bu olayı öğrendiğimde çok trajik gelmişti bana ve sarsılmıştım. Sanırım sodomo'dan okumuştum:
Ankara Savaşı'nda (1402) Timur'a yenilen Yıldırım Beyazit'in 8 ay süreyle bir kafesin içinde Anadolu kasabalarında gezdirilerek teşhir edildiğini, Timur'un bir gün kafesin önünde Yıldırım Beyazit'in karısının ırzına geçmesinden ötürü Beyazıt'ın kafasını parmaklıklara çarpa çarpa intihar ettiğini biliyor muydunuz?
Önemli bir kanıt: Evlenmek sünnet olduğu halde Yıldırım Beyazıt'tan sonraki padişahlar, Çelebi Mehmet, II. Murat, Fatih Sultan mehmet, II. Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim evlenmemişlerdir. Gerekçesi benzeri bir savaşta tutsak düşmeleri ihtimaline karşı namuslarını korumaktır. Evlenmeme geleneği Kanuni Sultan Süleyman'ın Hürrem Sultan ile evliliğiyle bozulmuştur. O dönemde imparatorluk dünyanın en güçlü askeri gücüne sahiptir.
gercekten banada cok ilginç geldi.
hocam bunun kanıtı sadece dıger padişahların kanuniye dek evlenmemiş olmalarımı?
yani tek kanıt buysa bu bir iddia olarak kalır dıye dusunuyorum.
saygılar
mutluluk35
26-05-2008, 05:57
Türkiye'nin 2. dünya savaşına katılmadığı zannedilir genelde..
1942’de hem Almanya’nın, hem de İngiltere’nin başını çektiği Müttefikler’in Türkiye’yi savaşa sokmak için baskı uyguladıkları bir yıl oldu. Türkiye çeşitli gerekçeler ileri sürerek bunların hepsini geri çevirdi. Ama 1943’te Müttefikler’in üstünlüğü belirince İngiltere bu kez savaşın bir an önce bitmesine katkıda bulunmak ve zaferin nimetinden pay almak gibi görüşlerle Türkiye’yi Müttefikler’in yanında savaşa sokmaya çalıştı. Churchill bu amaçla 30 Ocak 1943’te Adana’ya gelerek İsmet İnönü’yle görüştü. İnönü, Churchill’in Türkiye’nin en geç Ağustos 1943’te savaşa katılması isteğine karşı, bunun gerekli silahların, savaş araç ve gereçlerinin verilmesi durumunda olanaklı olabileceğini söyledi. Bu konudaki görüşmeler sürerken Müttefikler 14-24 Ağustos tarihlerinde Kanada’nın Québec kentinde, 19-30 Ekim’de de Moskova’da düzenledikleri toplantılarda Türkiye’yi savaşa katmak yolundaki baskıyı arttırma kararı aldılar. 28 Kasım-2 Aralık tarihlerinde bir doruk toplantısı yapan Churchill, Roosevelt ve Stalin de bu kararı onayladı. Bunun üzerine Churchill ve Roosevelt 3 Aralık 1943’te İsmet İnönü’yü Kahire’ye davet ederek bu konudaki kesin isteklerini ilettiler ve Türkiye’nin Şubat 1944’te savaşa katılmaması durumunda her türlü yardımı keseceklerini bildirdiler. İsmet İnönü’nün askeri ve stratejik gerekçelerle savaşa katılmayı reddetmesi üzerine Mart 1944’te İngiltere, Nisan 1944’te de ABD Türkiye’ye askeri yardımı durdurdu. Diplomasi alanında da baskılar sürüyordu. Bu baskılara bir süre daha direnen Türkiye savaşın gidişinin iyice belirginleşmesi üzerine 2 Ağustos 1944’te Almanya ile siyasal ilişkilerini kesti. Bunu 6 Ocak 1945’te Japonya ile ilişkilerini kesmesi izledi. Ardından Müttefik liderleri Şubat 1945’te toplanan Yalta (Kırım’da) Konferansı’nda, yeni kurulacak Birleşmiş Milletler’e yalnızca 1 Mart 1945’e kadar Almanya’ya savaş açmış ülkelerin katılmasını içeren bir karar aldılar. Bunun üzerine Türkiye 23 Şubat’ta Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etti.
Elbette bu devletler fiilen yenilmiş oldukları için,Türkiye'nin herhangibir askeri harekatına gerek kalmadı....
benim kisi çok alakalı olmıyacak konularla ama bende paylaşmak istedim : arap yarım adasındaki tüm hurma ve zeytin ağaçları hz. muhammedin ailesine aitmiş...
bu yüzden orucu bunlarla açmak sevapmış.. ticaret....
Türkiyede bir çok insan, 2. Dünya savaşında Atatürkün henüz ölmediğine,
yaşadığına inanıyor. İnanmıyorsanız çevrenizdeki insanlara sorun.
çakırcalı
10-08-2008, 22:30
Osmanlı yönetiminde Türkler o denli aşağılanıyordu ki, Prof. Şahabettin Tekindağ’ın bulduğu bir belgede Yavuz Sultan Selim, İran Safevi Hükümdarı Şah İsmail’e gönderdiği bir mektubunda; “...ben Sultan Bayezıt oğlu Sultan Selim Han, sen ki ey eşşek Türk...” diyebiliyordu. Ve Yavuz Sultan Selim'in divanı Farsça, Şah İsmail'in divanı ise Türkçe idi. :) (http://www.turandursun.com/forumlar/#_ftn2)
yucemanitu
10-08-2008, 23:10
Ne kadar doğru bilemem ama paylaşayım. Anadolu'ya ilk gelen Türkler Alevi imiş. Çünkü İslam'ı İran süzgeciyle almışlar. Yavuz'un Mısır seferine kadar padişahlar da Alevi. Daha sonra halifelik Osmanlı'ya geçince siyasi sebepten diğer Müslüman kavimler üzerinde etkili olmak için padişahlar Sünni oluyor. Tv'de şu an adını hatırlayamadığım bir tarihçi söylemişti. Kanıt olarak Hacı Bektaş, Ahmet Yesevi ve Mevlana'nın Alevi olduğunu ve Anadolu'ya ilk gelenlerin Türkmenler olduğunu söylüyor. Bir de hatırlarsanız Yeniçeri ocağı Alevi'ydi.
khalkedon81
29-08-2008, 22:21
bunu çoğunluk biliyordur ama ben yinede yazayım fatih sultan mehmed kundaktaki kardeşini ileride yaşanacak taht kavgalarını önlemek amacıyla öldürtmüştür bunu tabi ilgili fetvayı çıkarttıktan sonra yapmıştır yani olayı kitabına uydurmuştur
kandahar
29-08-2008, 23:05
Bir biliyor muydunuz daha benden. Bu olayı öğrendiğimde çok trajik gelmişti bana ve sarsılmıştım. Sanırım sodomo'dan okumuştum:
Ankara Savaşı'nda (1402) Timur'a yenilen Yıldırım Beyazit'in 8 ay süreyle bir kafesin içinde Anadolu kasabalarında gezdirilerek teşhir edildiğini, Timur'un bir gün kafesin önünde Yıldırım Beyazit'in karısının ırzına geçmesinden ötürü Beyazıt'ın kafasını parmaklıklara çarpa çarpa intihar ettiğini biliyor muydunuz?
Uydurma bu. Bilakis Timur Bayezit'i çok iyi karşılamış ve gururunu kırmamaya çalışmıştır. Tecavüz olayı da uydurma, ayrıca Yıldırım Bayezit zehir içerek intihar etmiştir.
kandahar
29-08-2008, 23:09
gercekten banada cok ilginç geldi.
hocam bunun kanıtı sadece dıger padişahların kanuniye dek evlenmemiş olmalarımı?
yani tek kanıt buysa bu bir iddia olarak kalır dıye dusunuyorum.
saygılar
İlk iddia uydurma olduğu gibi diğer iddia da uydurmadır.
serüvenci
29-08-2008, 23:10
zehiri nereden bulmuş hapiste?
saygılarımla.
kandahar
29-08-2008, 23:12
benim kisi çok alakalı olmıyacak konularla ama bende paylaşmak istedim : arap yarım adasındaki tüm hurma ve zeytin ağaçları hz. muhammedin ailesine aitmiş...
bu yüzden orucu bunlarla açmak sevapmış.. ticaret....
Böyle bir şey yok.
kandahar
29-08-2008, 23:14
zehiri nereden bulöuş hapiste?
saygılarımla.
Tam olarak hapis değil, daha ziyade gözaltında zaten. Bu kafes olayı abartıdan ibaret. Zehiri ise yüzüğünde taşıdığı söylenir, bu daha sonraki dönemlerde de soylular arasında yaygın bir yoldu.
kandahar
29-08-2008, 23:19
Ne kadar doğru bilemem ama paylaşayım. Anadolu'ya ilk gelen Türkler Alevi imiş. Çünkü İslam'ı İran süzgeciyle almışlar. Yavuz'un Mısır seferine kadar padişahlar da Alevi. Daha sonra halifelik Osmanlı'ya geçince siyasi sebepten diğer Müslüman kavimler üzerinde etkili olmak için padişahlar Sünni oluyor. Tv'de şu an adını hatırlayamadığım bir tarihçi söylemişti. Kanıt olarak Hacı Bektaş, Ahmet Yesevi ve Mevlana'nın Alevi olduğunu ve Anadolu'ya ilk gelenlerin Türkmenler olduğunu söylüyor. Bir de hatırlarsanız Yeniçeri ocağı Alevi'ydi.
Anadolu Aleviliği'nin İran Şiiliğiyle alakası yoktur. Şiiliğe yakın olan kesim Aleviler içinde azınlık olan Caferiler'dir. Anadolu Aleviliği daha ziyade Şamanizm ve İslam öğelerinin birleşmiş bir biçimidir, bugün anladığımız anlamda Alevilik-Sünnilik ayrımı ise Safevi tehdidi ortaya çıkana kadar yoktu. Ahmet Yesevi Alevi inancının Orta Asya'daki asıl membaıdır, İslam'ı Türkler arasında yayanlar da onun müritleri zaten, fakat kendisi medrese öğrenimi almış bir zattır. Mevlana'na ise daha şehirleşmiş, medrese eğitimi almış, kurallara bağlı bir zattır, Alevi-Sünni diye bir ayrım o dönemde oluşmuş değildi fakat illa bir tarafa konacaksa Mevlana kesinlikle Sünnidir. Yeniçeri Ocağı ise gelenekte Alevi değil Bektaşi'dir.
gercekten banada cok ilginç geldi.
hocam bunun kanıtı sadece dıger padişahların kanuniye dek evlenmemiş olmalarımı?
yani tek kanıt buysa bu bir iddia olarak kalır dıye dusunuyorum.
saygılar
tartışmalı bir mevzu bu zaten. şimdi kaynak gösteremeyeceğim ama bu olayın yanlış olduğunu savunan tarihçiler de var.
İstanbul'un fethini "Hilal'in Haça zaferi" olarak nitelerler.
Hilal'in başından itibaren İslam'ın simgesi olduğu zannedilir.
Hatta Hilal'in putperstlik döneminin ay Tanrısı El-İlah'dan İslam'a geçtiğini düşünenler vardır.
Ben de bugün gazeteden okudum.
Hilal Bizans'ın simgesiymiş.
Hatta eski Bizans sikkelerinde hilal varmış.
Fatih, hilali benimsemiş ve kullanmaya başlamış, böylece İslam'a geçmiş.
BİR belgesel çekimi sırasında Kayseri Kalesi’ne asılan haçlı Bizans bayrağının (!) Kayserilileri fena halde kızdırdığı ve çekimin yarıda kaldığı, aklı başında çok kişiyi kara kara düşündürdü. Yobazlığın bu kadarı da olur mu? Araştırmacı-gazeteci ve biyografi yazarı Orhan Karaveli, bu konuda şaşırtıcı şeyler söylüyor:
"...Pek bilinmez ama Bizans’ın simgesi haç değil hilaldi. Sikkelerinin üzerinde bile hilal resmi vardı: İstanbul’un fethi sonrasında hilalle tanışan genç Fatih Sultan Mehmed, hilali sevip benimsemiş ve sancaklarını hilal ile süsleyen ilk Türk ve Osmanlı Sultanı olmuştur. Sonraki yıllarda Cezayir, Tunus ve Pakistan gibi İslam ülkeleri bayraklarına hilali alırken, S.Arabistan, Ürdün, Yemen ve Suriye gibi Arap ülkeleri hilalden özenle uzak durmuşlar ve durmaktadırlar. Özetle, hilal ilk kez Hıristiyan Bizanslılar tarafından resmi sembol olarak kullanılmıştı ve ciddi bir olasılıkla bayraklarında da haç değil hilal vardı. Dizi çekimi yapanların yolları tekrar İmparator Tiberius’un ’Caesarea’ adını verdiği 4000 yıllık Kayseri’ye düşerse haçlı bir bayrak yerine hilalli bir bayrak kullanabilirler ve işlerini de sanırım daha rahat görebilirler..."
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9947869_p.asp
Cumhurbaşkanlığı forsunda bulunan onaltı adet Türk devleti içine sadece üç devletin bayrağında hilal vardır.
Gazneliler Devleti
http://tr.wikipedia.org/wiki/Gazne_Devleti
Altınordu (Altınorda) Devleti
http://tr.wikipedia.org/wiki/Alt%C4%B1n_Orda
Osmanlı Devleti
http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu
Söz konusu teze göre Osmanlı, hilali; Fatih Sultan Mehmet Hanın İstanbul'u fethinden sonra, yani 1453 tarihinden sonra kullanmaya başlamıştır.
Oysa ki; Osmanlıdan daha önce kurulmuş olan Altınordu devleti 1242 - 1502 yıllarında bayrağında hilali kullanmıştır. Daha da ilginç olan devlet ise Gaznelilerdir. Fatihten, Fatih Sultan Mehmet Handan ve hatta Osmanlıdan da önce kurulmuş ve yıkılmış bir devlettir Gazneliler. Günümüz Hindistan, Pakistan, bölgelerinde hüküm sürmüşlerdir.
Gazneli Devleti de 961 - 1187 yılları arasında bayrağında hilali kulanmıştır.
Bu üç devletin ortak özellikleri sadece Türk olmaları değildir. Aynı zamanda müslüman inancındadırlar.
(Gerçi Altınordu devleti başlangıçta Moğol ve şaman olarak başladıkları yollarına Türk ve İslam olarak devam etmiştir. )
Bir de, şunu bilmek lazımdır. Bayrak sembolü tarihin içinde evrimleşerek gelmiştir. Türklerin ilk kullandıkları Tuğlardır. Bunlar mızrakların uçlarına asılan renk ve sembollerdir. Daha sonradan bayraklaşarak kare zemin üzerine sembollere geçilmiştir.
Ayrıca bir devletin tek bir bayrağı da olmayabilirdi. Başlangıçta tuğ olarak başlayan devletin zamanla bayraklaşan bir sembolü olması muhtemeldir.
Osmanlıda da başlangıçtan itibaren aynı bayrağı görmeyiz. Zaman içinde değişime uğramıştır.
http://www.gbg.bonet.se/osmanli/kultur/bayrak.htm
Hz. wikipedianın, bayrağımız hakkındaki yorumlarında da Bizans sembolü yoktur.
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Bayra%C4%9F%C4%B1
Hasılı kelam; yukarıdaki bilgiler doğrultusunda hilalin Bizanstan Osmanlıya geçme yorumu bizce birhayli zorlamadır.
prometheus4517
22-09-2008, 13:14
11 eylüle geliyim. aslında bir uçak yoktu desem :) daha tarih sayılmaz ama. birçok molaya nedenolduğu için neden sonuç ilişkisiyle incelenebilir.
GEÇMİŞİN İCADI
Tekin, toplantıyı izleyenlerden gelen bir soru üzerine, tarihçilerdeki karşı konulmaz yaratma ihtiyacının zaman zaman geçmişin icadı noktasına ulaştığını ve bunun da tarih araştırmalarındaki en önemli unsurlardan biri olan objektifliği zedelediğini vurguluyor:
"Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak çok tehlikeli bir şey. Maalesef eskiçağ olsun, ortaçağ olsun, hangi konuda olursa olsun, insanlar hep bir şeyler söylemişler: Haliç'te gemiler batmış güya, ışıldıyormuş ondan Altın Boynuz denmiş. Ay-yıldız için de, savaş sırasında yerde kan varmış, üzerine Ay ile yıldız düşmüş; bu, Türk motifiymiş... Hayır böyle bir şey yok, İsa'dan yüzyıllarca önce bile Byzantion'un, İstanbul'un sikkelerinde hilal ve yıldız var. Tabii bu, hoşlanmasak da, şu demek: Byzantion'u Orta Yunanistan'daki kolonistlerden Megaralılar gelip kurmuşlar. Megaralıların kendi sembolü bu. Yani hilal ve yıldız orada da var, dolayısıyla gelip İstanbul'u kurunca buradaki sikkelerinde de hilal ve yıldızı kullanıyorlar. Yani bunun ne 1071 Malazgirt Savaşı ile ne de Osmanlı ile alakası var. Hilal ve yıldız aslında çok eskiden beri, Pontos Krallığı'nda hep sevilerek kullanılan bir motiftir. Dolayısıyla bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin paralarında da hilal ve yıldız vardır, başka bir ülkenin de vardır; ama eskiçağda da örneklerini görüyoruz. Bu yüzden bazı şeyleri iyi bilip öyle fikir yürütmeli ve objektif düşünmeliyiz."
http://www.tarihvakfi.org.tr/icerik.asp?IcerikId=58
Aşağıda linkte ise daha farklı bir görüş mevcut:
http://www.guzelulkem.net/neco/index.php?topic=2695.0;imode
Hilal ve yıldızı Bizanslıların İsadan çok zaman önce kullandıkları gerçek olsa da,
Hilal'in simge olarak kullanımı Sümerlere kadar gidiyor. Yani, Bizanstan daha eski. İslam'da kullanımı ise daha sonra.
Ayrıca İslam'dan ziyade bir Türk simgesi olduğu iddiası da dikkat çekici.
kandahar
22-09-2008, 21:52
Gökyüzüne bakınca ne görüyorsunuz? Hilal, güneş ve yıldızlar. :D Bunlar kimsenin mülkü olamayacağına göre farklı farklı milletlerin bayraklarında kullanılmış olmalarında da şaşıracak bir şey yoktur. İlla birinin diğerinden almış olması icab etmez, nitekim Türkler daha Orta Asya'dayken hilal ve yıldızı sembol olarak kullanmışlardır hatta paralarının üzerinde de AY-YILDIZ sembolü birlikte vardır. Dolayısıyla hilal ve yıldızı Bizans'a maletmek abesle iştigaldir.
http://http://www.coinlink.com/2006/images/turkcoin.jpghttp://www.coinlink.com/2006/images/turkcoin.jpg
http://img219.imageshack.us/img219/4715/turkcointw7.jpg (http://imageshack.us)
Öte yandan bu sembolün Araplar'dan geçmediği de kesindir. Ayrıca Arap tanrıçalarıyla falan da ilgisi yoktur. Nitekim İslam'ın ilk bayrağı sadece siyah bir kumaş idi.
yucemanitu
01-11-2008, 04:54
Anadolu Aleviliği'nin İran Şiiliğiyle alakası yoktur. Şiiliğe yakın olan kesim Aleviler içinde azınlık olan Caferiler'dir. Anadolu Aleviliği daha ziyade Şamanizm ve İslam öğelerinin birleşmiş bir biçimidir, bugün anladığımız anlamda Alevilik-Sünnilik ayrımı ise Safevi tehdidi ortaya çıkana kadar yoktu. Ahmet Yesevi Alevi inancının Orta Asya'daki asıl membaıdır, İslam'ı Türkler arasında yayanlar da onun müritleri zaten, fakat kendisi medrese öğrenimi almış bir zattır. Mevlana'na ise daha şehirleşmiş, medrese eğitimi almış, kurallara bağlı bir zattır, Alevi-Sünni diye bir ayrım o dönemde oluşmuş değildi fakat illa bir tarafa konacaksa Mevlana kesinlikle Sünnidir. Yeniçeri Ocağı ise gelenekte Alevi değil Bektaşi'dir.
Bir konuyu yanlış biliyorsam bunu birinin düzeltmesi güzel olur. Ama bir konuda kendi düşüncelerine ters şeyler görünce asılsız mesnetsiz "o öyle değil" lafı insanı şaşırtıyor.
Bak canım kardeşim "Mevlana kesinlikle Sünnidir." demişsin neye dayanıyor hiç. Sen demişsin olmuş. Oysa ben Mevlana'nın sema dönme ve sazlı (sazı illa bağlama olarak düşünmeyin çalgı anlamında) ibadet gibi özellikleri olduğunu zannediyordum neyse yanılmışım(?) Hu çekip sema dönmezde Sünni gibi yaşarmış Mevlana da Mevleviler de. Sonra bu Anadolu'ya Horasan'dan gelenlerde hiç İran etkisi yok mu? Bu adamlar Aleviler ortaasya geleneklerini de sürdürüyor olabilirler zaten ordan gelmişler buna bir şey demiyoruz. Ama Horasan'daki İran etkisini de yok mu sayacağız? Mevlana'yı Sünni yaptığın gibi son satırda da Bektaşiliği de Alevilikten tamamen koparmışsın. Neyse ben eski yöntemimi uygulamaya geri döneyim artık önce nicki oku sonra mesajı oku ya da okumaydı eskisi ve bunu yaparken çok huzurluydum.
kandahar
01-11-2008, 05:32
İletimi düzgün okursanız söylenen açıktır. Bahsi geçen dönemde bugünkü Alevi-Sünni ayırımı yoktu, bu Safeviler döneminde çıkmıştır, temeli de yine siyasidir.
Mevlana'yı illa bir safa koyacaksam Sünni dememin benim için duygusal bir anlamı olabileceğini herhalde iddia edemezsiniz? Mevlana Sünni olsa ne olur Alevi olsa ne olur, neden gerçeği saptırayım? Mevlana'nın ailesini, yaşam tarzını, fikirlerini bilseniz herhalde neden "illa bir tarafa konacaksa Sünni'dir" dediğim anlaşılırdı. Semada çalgı kullanılması da hiç bir şey ifade etmez, benzerliklerden ayniyet kesbetmek de doğru bir yaklaşım değildir. Koyu Sünni Rufailer de çalgı kullanıyorlar, buradan da Alevilik bağlantısı mı çıkaracağız? Tersine gelenekte Sünni tarikatlarda çalgı kullanma geleneği Hintliler'den geçtiği iddia edilir.
İran etkisinin hiç olmadığını söyleyen ise olmadı, fakat İran etkisi olması Şii inançlarıyla Alevi inançlarının aynı olduğu anlamına gelmez. Nitekim Hz. Ali İran'da çok önemli bir dini figürken Alevilik'te (sözlü gelenekle geçtiğinden) dini bir öğeden ziyade folklorik bir öğeye dönüşmüştür. Şiilikle Alevilik arasındaki farkı açıklamama bile pek gerek yok aslında, bir İran'a bakın bir bizim Aleviler'e fark zaten ortadadır.
Ayrıca "Yeniçeriler Alevi'ydi" iddası yanlıştır, Yeniçeriler Bektaşi'dir. Bunun böyle olması Bektaşilik'in Alevilik'ten tamamen ayrı olduğu anlamına da gelmez. Fakat aynı şey de değillerdir. Kaldı ki Yeniçeriler'in Bektaşiliği gelenekten ibarettir, inanç temelinde pek bir kıymet-i harbiyesi yoktur.
:eek: Türkiye'de harf devrimi hangi yılda oldu ?
http://www.atonet.org.tr/yeni/files/_files/UNUTULAN_MANSETLER/1919-1919-0.pdf
Bu gazeteler forumlarımıza daha önce de konuk olmuştu. Biraz dikkat ederseniz bu gazetenin cumhuriyet sonrasında basıldığı anlaşılır. Yani bir tür kurgulama yapılarak bir günlük gazete etrafında Kurtuluş Şavaşı süreci anlatılmaktadır.
http://www.atonet.org.tr/yeni/index.php?p=1112&l=1
Buradaki açıklamaya göre , bunların yenidentürkçe olarak dizayn edildiğini mi anlamam gerekiyor.
Ayrıca baskılardaki mürekkep lşekelri falan photoshop mu sahi?
Hayret , neden böyle bir şey yapsınlar ki!
Eğer sizin dediiniz gibi bir şey varsa ve bunu açıkça belirtmeden de bu kadar güzel eskiterek kağıdı bunu yaptılar ise en azında bunun orjinalllerinide eklerdi diye düşünüyorum.
Düşünsenize, kağıdın üstünde karışan mürekkep ile zaten yazıların çoğu okunamazken, neden okunamayan yazıyı tercüme etsin, hadi etti diyelim. Nasıl etti?
Yolladığım linkte bir açıklama var,
"
Ama kılı kırk yardık ve yılmadan iğne ile kuyu kazarcasına gazete sayfalarına ulaştık.Elinizi attığınızda lime lime olmuş gazeteleri, büyük bir özenle fotoğrafladık. Ancak sayfaların büyük bir bölümü, okunamaz halde perişandı. Ama teknolojinin imkanlarını kullanarak, yakın tarihimizin o sayfalarına yeniden hayat vermeyi başardık. "
.
buradan da bişey anlaşılmıyor benim açımdan.
İzah ederseniz sevinirim. Özellikle kağıtlardaki lekeler ve resimlerin yerleşimi hakkında uzman birinin bilgisi beni mutlu eder.
Sitede daha önce söz konusu olay sanırım, cumhuriyet veya başka bir milli gazetenin 1920 yılındaki istanbul gazetelerinin tercümesi ile oluşturduğu bir çalışmaydı.
ozgur_beyin
07-02-2009, 00:31
birinci dünya savaşında insanlık penicilin'i bilmiyordu bu yüzden sayıları çok, yaralı asker
basit yaraların tedavisi (penisilin yokluğundan) mümkün olmadığından ölmüştür
Ayrıca baskılardaki mürekkep lşekelri falan photoshop mu sahi?
Hayret , neden böyle bir şey yapsınlar ki!
1919 yılında değil de mesela 1928 yılında basılmış olsa sizce mürekkep lekeleri filan açısından çok farklı olur muydu ?
Dikkat ederseniz gazetenin ismi bile bir nevi kahinlikle oluşturulmuş. Henüz oratada olmayan ve çok sonraları konan bir ismi almış: İstiklal Harbi Gazetesi !!
Yine dikkat ederseniz ancak Atatürk'ün Nutku sayesinde öğrendiğimiz bazı özel bilgilere
tam da onun ağzından çıkmış biçimiyle günlük olarak gazeteden öğreniyoruz. (bakınız
padişahla M.Kemal arasında geçen konuşmalar)
Anladığım kadarıyla bir tür geçmişe yolculuk yöntemiyle Kurtuluş Savaşı gazete etrafında
anlatılmış.
http://kutuphane.tbmm.gov.tr/cgi-bin/koha/opac-detail.pl?bib=284543
sanirim yukardaki kitabi kullanmislar, ama yaptiklari sey icin bir aciklama yapmalari gerekirdi. Bu sekilde sanki o yillarda böyle bir gazete varmis gibi göstermisler.
ozgur_beyin
14-02-2009, 01:37
belirli çevrelerce çok mutassıp olduğu olduğu zannedilen osmanlı toplumunun
cinsellikte zannedildiğinden daha özgür olduğunu. seksle ilgili bir sürü kitap yayınlandığını
homoseksüel fahişelere (hiz oğlanları) vesika verdiğini ve belirli yerlerde çalışması için yer tahsis edildiğini biliyormuydunuz
Sitedeki Sunuş Yazısı
...........................
ATO'DAN UNUTULAN MANŞETLER
Eskilerin meşhur bir sözü vardır, "Hafıza'i beşer nisyan ile malüldür"diye. Yani "insan aklı unutma özürlüdür" der atalarımız ve bu teşhis tam isabettir.
Ne yazık ki insanımız bu hastalığın önlemini alma konusunda pek başarılı olamadı. Tam tersine her gün bir unutkanlık hapı yutmuşcasına tarşhten ders alma refleksimiz köreldi. Bu nedenle toplum olarak hatalarımızı bir kısır döngü içinde tekrarlayarak bugünlere geldik.
Ve de Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği "çağdaş uygarlığa" bir türlü sıçrayamadık.
Ünlü yazar Bertolt Brecht'in şu sözleri tam da bu meseleyi ifade eder...
"Büyük sıçrayışları gerçekleştirmek isteyenler birkaç adım geri gitmek zorundadır. Bugün, yarına dünle beslenerek yol alır"
Ben de bu durumu, geri ve dikiz aynalarına bakmadan yol almaya benzetiyorum. Bunu yapamadığımız için de pek çok kez yol kazalarına uğradığımız bir gerçektir.
Elinizdeki bu çalışma gerçekten çok yorucu ama bir o kadar da keyif veren bir emeğin ürünüdür. Geniş bir ekip, büyük bir titizlikle, aylarca arşivleri taradı.
Kurtuluş Savaşı'ndan bu güne kadar, Cumhuriyet tarihimizin kilometre taşları denilecek olaylar bir araya getirildi. Özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarına ait gazete arşivlerine ulaşmak çok zor oldu.
Ama kılı kırk yardık ve yılmadan iğne ile kuyu kazarcasına gazete sayfalarına ulaştık.Elinizi attığınızda lime lime olmuş gazeteleri, büyük bir özenle fotoğrafladık. Ancak sayfaların büyük bir bölümü, okunamaz halde perişandı. Ama teknolojinin imkanlarını kullanarak, yakın tarihimizin o sayfalarına yeniden hayat vermeyi başardık.
Bu nedenle, çok faydalı olacağını umduğum bu çalışmanın ortaya çıkmasında inanılmaz katkıları olan odamız çalışanlarından, özellikle Esra Erten, Yakup Asil, Tarık Çoruk ve emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkürü bir borç biliyorum.
Ankara Ticaret Odası'nın bu hizmetinin, tarihten ders çıkartmama hastalığımızı yenmemize bir nebze oldun katkı sağlayacağı umuduyla, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Sinan AYGÜN
Ankara Ticaret Odası Başkanı
.................................................. ..........
Sayın Sinan Aygün,
Konu başlığında belirttiğim linkte yapılan önemli ve tarihi çalışmanızı gördüm. Büyük bir heyecanla tam da ikna edeceğim kişiler için önemli bir belge diyerek arkadaşlarıma mail attım.
Ancak, çoğu arkadaşımdan gelen bilgide hayretler içerisinde kaldım. Bu tıpkı orijinal gibi duran gazeteler meğerse Fake imiş.
Konumuzun içeriği zaten, harf devrimi ne zaman başladı olduğu için, bu yayını sizin orijinalmiş gibi gösterme becerinize bağladılar. Hatta orijinal belge gib görünsün diye de çok dehşet paralar dağıttığınızı söylediler.
Soru : 1919 yılında İSTİKLAL HARBİ GAZETESİ diye bir gazete varmıydı?
Soru: 1919 yılında italik Türkçe harf ile çıkan Türk gazetesi varmıydı?
Soru: Eğer bu gazete küpürleri orijinal değilse, böyle bir kurguyu sarih ve net hiçbir açıklama yapmadan nasıl yayınlayabilirsiniz.
Soru: Bu çalışmada böyle bir okuyucuyu gerçek ile kandırma yöntemi izlendi ise; bu aklı size veren sivri akıllı kimdir?
Saygılarımla
**** ***
**8-212***
544-3**-**-44
.................................................
Üstte Sinan Aygün'ün sunuş yazısında konu ile ilgili yerleri işaretledim.
Fakat Frodo'nun ikazı da gerçekten yerinde. Kendisinden umulmadık bir sağduyu göstermiş. Sağolsun.
Altta da Bence Sinan Aygün'e ağır hakaret ettiğim maili astım. Henüz tahmin edildiği üzere yanıt, mesaj ulaşığı okunduğu halde bir cevap gelmedi.
Yine de , Ticaret odasında çalıştığı halde böyle bir çalışmayı yapabilecek kadar grafik bilgisine sahip çalışanları kutlamak gerek.
Ya da her zaman olduğu gibi, yalandan başka bir şey bilmeyen Sinan Aygün'ün karekterini ortaya koyan önemli bir delil olur.
Anlayamadığım ise şu; bu kadar hafif bir adamın ERGENEKON ile adının anılması.. Ben bunlara koyun güttürmem; adamn Ankara'yı yönetiyor..
Hoş Koyun, Ankara kelimeleri brbirini kapsayan kelimeler ne de olsa :)
Her neyse, bir cevap gelirse yazacağım burada.
Uyaran arkadaşa teşekkür ederim. Tekrar bu grafiği hazırlayan ATO çalışanlarını veya beş haneli rakamları esnafın cebinden alıp bu çalışmayı yapan grafikeri kutlarım.
Not:Konu havada kalmasın diye yazdım...
Soru : 1919 yılında İSTİKLAL HARBİ GAZETESİ diye bir gazete varmıydı?
Soru: 1919 yılında italik Türkçe harf ile çıkan Türk gazetesi varmıydı?
Soru: Eğer bu gazete küpürleri orijinal değilse, böyle bir kurguyu sarih ve net hiçbir açıklama yapmadan nasıl yayınlayabilirsiniz.
Soru: Bu çalışmada böyle bir okuyucuyu gerçek ile kandırma yöntemi izlendi ise; bu aklı size veren sivri akıllı kimdir?
:)
Çok güzel bir çalışmayla ortaya konmuş "Unutulan Manşetler" adlı bir kitap yayınlamış ATO.
Kitabın önsözünde de gerekli açıklamalar yapılmış.
*** Yaklaşik 500 gazetenin sadece birinci sayfalarina yer verilen kitap, 15 Mayis 1919 tarihli İstiklal Harbi Gazetesinin birinci sayfasiyla başliyor ve 2 Mayis 2007 tarihli Yeniçağ Gazetesi'nin manşetinde yer alan ''Mahkeme 367 şart'' başlikli birinci sayfa haberiyle son buluyor.
*** Kitapta, Türkiye'nin 15. Başbakani Adnan Menderes ile 1970'lerin öğrenci liderleri Deniş Gezmiş ve arkadaşlarinin idamindan, Kibris çikarmasina kadar birçok birinci sayfa haberi yer aliyor.
*** Kitapta 25 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet Gazetesinin, ''Uğur Mumcu'ya bombali suikast'' başlikli ilk sayfasina da yer verilen kitapta, günümüzden de 20 Ocak 2007 tarihli Türkiye'de YeniÇağ Gazetesinin, gazeteci Hirant Dink'in öldürülmesine ilişkin ''Gün ortasinda karanlik kurşun'' başlikli sayfasi, 13 Nisan 2007 tarihli Vatan Gazetesinin, ''Sözde değil özde Başkomutan'' başlikli sayfasi, 30 Nisan 2007 tarihli Akşam gazetesinin ''Ne darbe Ne şeriat Demokrat Türkiye'' manşetli sayfalari da bulunuyor.
***
Adam büyük bir hizmet vermiş, demediğinizi bırakmadınız yahu.. :eek:
1919'a ait gazete manşetleri eski yazı ile basılsaydı kim anlayabilecekti? :rolleyes:
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7203274&yazarid=218
Bu yazıyıda eklemek lazım sanıırm.
Özellikle arşivin aslının nerde olduğu ve dğer yarısının da kimlerde olduğu yer önemli.
ozgur_beyin
25-02-2009, 00:01
osmanlı hanedanından sürgünde ölen bir tek cem sultan hacca gitmiştir.
Evet ama zorunluluktan! hatırladığım sürgündeyken mekan değişikliği nedeni ile tesadüf bir ziyaret olmalıydı.
Konu Osmanlı olunca akla delilerin gelmemesi mümkün mü. Ünlü “Osmanlı Tokadı” na isim babalığı yaptıkları belirtilen, savaş başladığında düşmanı yormak için en önde kullanılan Deliler Alayı. Eski savaş alanlarında yapılan kazılarda çıkan kafataslarının şekli ve iskeletlerdeki boyun kırıkları araştırmacıların dikkatini çekmiş ve bu öldürülme şeklinin Osmanlı’nın savaşlarda kafesler içinde savaş alanına götürülerek silahsız ve sadece bilek gücü, hareket ve ses tonlarının korkutuculuğu ile savaştırılan bu gurubun kullanılmasından kaynaklı olduğu bulunmuş. Her ne kadar edindiğim bilgilerden Tokatçıların devşirme askerlerden gönüllüler olarak seçildiği ve Osmanlı ordusunda isimlerinin “delil” olması daha sonradan bu grubun “deli" adını aldığı belirtilmekte ise de bu bana pek inandırıcı gelmedi.:rolleyes:
bu tokatçıların ormanda özel olarak eğitildiklerini el boyutlarının normal insanlarınkinden büyük olduğunu okumuştum..
Tokat çalışmalarını ormandaki ağaçlar üzerine vurarak yaparlarmış, elleri şişinceye kadar durmadan ağaçları tokatlarlarmış. Seslerinide yine ormanda farklı tonlarda bağırarak brütal dediğimiz sesleri çıkartarak açarlar gür ve kalın seslere bu şekilde sahip olurlarmış..
düşünüünce koca elleri ile kalın sesleriyle kım bilir ne kadar korkunç oluyorlardır, birde boylaru uzun ve irilerse tam canavar olarak ilerliyorlarmış :)
Valla olsa da yine öyle bir kaç deli, en önde sürebilsek bu zülme karşı savaşta. Kodumu oturtsa Osmanlı tokadını.
Ama nerdeee, herkes akıllı olmuş. Akıllılar konuşur benim gibi başka da bi halt bilmez.
Veya başka konuşanlar gibi.
Hoş kim akıllı, kim deli, bu da ayrı muamma.
Ne demiş felsefenin tapılan insan tanrısı yazar; deliliğe methiye; böyle buyurdu zerdüşt.
Selamlar
ozgur_beyin
10-03-2009, 02:09
hz. alinin kılıcı olarak bilinen zülfikar'ın hitit kültüründen aleviliğe geçtiğini biliyormuydunuz?
hz. alinin kılıcı olarak bilinen zülfikar'ın hitit kültüründen aleviliğe geçtiğini biliyormuydunuz?
....
Vallahi ben bilmiyordum. Bu konu önemli. Zira Zülfükar'ı çürüten İslam savaşlarının neredeyse yarısının yanlışlar ile dolu aktarıldığını ispat eder keza hadis kültürü kökünden bitirir.
Pür dikkat bu başlığı bekliyorum Sevgili dostum Özgür Beyin.
Selamlar
ozgur_beyin
01-04-2009, 22:07
sirakuzalı (bugünkü sicilya) arşimedin ''odeometreyi'' (uzaklık ölçen mekanizma)
icad ettiğini biliyormuydunuz?
arşimed'ten roma senatosu yollara mil taşları konulması ister ve arşimed odeometreyi yapar ve roma yollarına ''mil taşları'' dikilir bu taşlardan hala vardır.
bu miltaşları orduların yürüyüşünde ve sevkinde büyük kolaylıklar sağlamıştır.
odeometreler hala otoların hız tesbit mekanizmalarında kullanılmaktadır.
ah ah bu iskenderiye kütüphanesi yanmasaydı daha ne keşiflerden haberimiz olacaktı
arkadaşlar bir başlıkta size antikietera mekanizmasını ve su saatleriyle ilgili bazı şeyleri anlatacağım tabi allah ömür verirse:)
ozgur_beyin
08-04-2009, 22:00
türkiyede ilk defa bir siyasi partiye üye olan kadının AFET İNAN olduğunu biliyormuydunuz
Devrimci, Deniz GEZMİŞ'in, yakalandığında üzerinden çıkan kimlikte;
Örgütü= El Fetih
Adı=Muhammed Ali
Görevi=Savaşçı
olduğunu biliyor muydunuz?
Not: Verdiğimiz bilgi Deniz GEZMİŞ ve fikirlerini küçük düşürücü olarak alınamaz, zaten küçük de değillerdir.
12 Mart 1972 darbesinin, dönemin başbakanı olan Süleyman DEMİREL ve hükümetine karşı yapıldığı,
Darbeden sonra, darbecilerin, ülke yönetimine kimin geçmesi konusunda devirdikleri meclisten fikir sorduğu!
CHP üyesi Nihat ERİM'i TARAFSIZ başkan atama kararı aldıkları!!
Tüm bunları protesto eden Bülent ECEVİT'in partisinden istifa ettiği.
İstifasını verirken yaptığı konuşmadan dolayı hakkında soruşturma açıldığı.
Tüm bunlara rağmen kendisini deviren cunta ve hükümetine ŞARTSIZ DESTEği yine Süleyman DEMİREL'in verdiğini!!!
Biliyor muyduk?
Devrimci, Deniz GEZMİŞ'in, yakalandığında üzerinden çıkan kimlikte;
Örgütü= El Fetih
Adı=Muhammed Ali
Görevi=Savaşçı
olduğunu biliyor muydunuz?
Not: Verdiğimiz bilgi Deniz GEZMİŞ ve fikirlerini küçük düşürücü olarak alınamaz, zaten küçük de değillerdir.
Doğrusu bilmiyordum sevgili mhmd. Ama bildiğim El-fetih örgütünün bir dönem ortadoğuda devrimci ruhu temsil ettiği ve Türkiye'li devrimcilerin Filistin direnişine aktif katıldıkları, bugün Filistin bayraktarlığı yapanların o günlerde Filistin Gerillalarına katılımı ihbar ile ödüllendirdiğidir.
Gerçekten de öyle.
O dönemin devrimci öncüleri El-Fetih örgütünde hem siyasi hem askeri eğitim almalarının ötesinde İsrail'e karşı da bire bir savaşmışlardır.
Niçin bunu şimdi öğreniyoruz???
Muhtemelen yakın tarihimizin "taraflı" okunmasından sevgili mhmd. Ama devrimcilerin el-fetihle İsrail'e karşı savaşmış olmaları bilinen bir şeydir. En çarpıcı örneklerinden birisi de yazar Faik Bulut'tur. Bildiğim kadarıyla yıllarca İsrail zindanlarında yattı.
Turhan Feyizoğlu'nun bir yazısından :
Lübnan´da Nahr el Bared kampında kalan Bora Sabri Gözen, Kerim Öztürk, Cafer Topçu, Ahmet Özdemir, Yücel Özbek, Ali Kiraz, Şükrü Öktü ve Gürol İlban , 21 Şubat 1973 Çarşamba günü, İsrail Deniz Kuvvetleri tarafından düzenlenen baskınla öldürüldü. ´´Cin Ali´´ lakaplı Ali Ergün ile Faik Bulut , kurtuldular. Bu baskının, ´´Elrom olayına misilleme olduğu´´ iddia edildi. İsrail askerleri tarafından bu baskınlar daha sonra da yapıldı. Bu baskınlar sırasında kamplarda bulunan birçok Türk hayatını kaybetti, birçoğu esir alınarak İsrail hapishanelerinde yıllarca yattı. İsrail´in Filistin kamplarına yaptığı baskınlardan en büyüğü 1982 yılında olmuştu. Bu kamp baskını sırasında Mustafa Çetiner ve İmam Ateş öldü.
-Genelkurmay Başkanı Orgeneral 12 Mart 1971'in muhtıracı generallerinden Muhsin Batur'un, 12 Eylül 1980 öncesinde CHP’den milletvekili olup, Cumhurbaşkanlığına dahi aday olduğunu!!!
-Şair ve denemeci Enis Batur'un, Muhsin Batur'un oğlu, Cahit Batur kardeşi olduğunu!!!
-Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral TAĞMAÇ'ın; 1904 yılında Erzurum'da doğduğu. 1926 yılında Kuleli Askeri Lisesi'ni, 1928 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu, 1930 yılında Topçu Sınıf Okulu'nu bitirdiğini. 1935 yılına kadar çeşitli Topçu Birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı yaptı. 1935 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1938 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1956 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde görev yaptı. 1956 yılında Tuğgeneral , 1959 yılında Tümgeneral, 1962 yılında Korgeneral ve 1964 yılında Orgeneral olup halis bir Anadolu çocuğu olduğunu,
-Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Orgeneral Faruk GÜRLER'in; 1913 yılında İstanbul'da doğduğu. 1929 yılında Kuleli Askeri Lisesi'ni, 1931 yılında Topçu Asteğmen rütbesi ile Harp Okulu'nu , 1933 yılında topçu Sınıf Okulu'nu bitirdi. 1939 yılına kadar çeşitli Topçu Birliklerinde Batarya Takım Komutanlığı yaptıktan sonra, 1939 yılında girdiği Harp Akademisi'ni 1942 yılında bitirerek Kurmay oldu. 1959 yılına kadar çeşitli karargah ve birliklerde ve Napoli'de görev yaptı. 1959 yılında Tuğgeneral, 1962 yılında Tümgeneral, 1963 yılında Korgeneral olduğunu,
-Muhtıranın Celal Eyiceoğlu'nun imzasını taşıdığını,
-Maddelerinin;
1- Parlamento ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatlarıyla yurdumuzu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Celal Eyiceoğlu (d. 1914 İstanbul), Türkiye - (ö. 26 Mart 1983), Atatürk'ün bize hedef verdiği uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.
2- Türk milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetleri'nin bu vahim ortam hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliğini giderecek çarelerin, partilerüstü bir anlayışla meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılap kanunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin demokratik kurallar içinde teşkili zaruri görülmektedir.
3- Bu husus süratle tahakkuk ettirilemediği takdirde,Türk Silahlı Kuvvetleri kanunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamak görevini yerine getirerek, idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır. Bilgilerinize.
Şeklinde olduğu,
Kaynak, http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/12_Mart_Muht%C4%B1ras%C4%B1
-Muhtıradan yıllar sonrasında bir gazetecinin darbeci generallere;
"-Şayet dönemin, Süleyman DEMİREL hükümeti vermiş olduğunuz muhtıraya karşı dirense ne yapacaktınız?" Sorusuna;
"-Ne yapacaktık, tüm komite olarak İSTİFAMIZI verecektik."
Dediğini biliyor muyuz?
Bu topraklardan Nasreddin Hocaların, çıkması boşuna değilmiş!!!
ozgur_beyin
11-04-2009, 18:03
daimler benz otomobil yapmaya başladığında , bir ingiliz benz fabrikasına eğer otonun adını
(markasını) mercedes olarak yaparsanız 12 adet sipariş vereceğini söyler. benz kabul eder
ve daimlar benz'in ürettiği otomobilin markası mercedes olarak kalır
ozgur_beyin
12-04-2009, 20:34
kanuni döneminde bile osmanlı şarap ihrac ettiğini ayrıca osmanlıda meyhane ve umumhane yönetmeliği olduğunu biliyormuydunuz?
-Doktor Şevket Gözaçan Göz Hastalıkları mütehassısı Diploma No: 2771. Bir talebesini muayene ettiği, bu sebeple Bediüzzaman’ın yazdığı teşekkür mektubu evinde bulunduğu için Eskişehir’de hapse atıldığını.
-Antalya Çil Müftüsü Ahmet Hamdi Okur'un Bediüzzaman’a selam gönderdiği için üç ay Eskişehir hapsinde yattığını, biliyor muydunuz?
28 Şubat sürecinin büyük nedenlerinden! biri olan hortlayan irtica temsilcisi Ali KALKANCI'nın şeyh olma kararını rakı masasında aldığını,
Süreç işletildikten sonra gerçek mesleğine geri döndüğünü,
Büyükçekmece Haramideredeki fabrikasında 360 kilo uyuşturucu ile yakalandığını,
12 yıldan 43,5 yıl mahkumiyet talebi ile yargılandığını
Biliyor muydunuz?
28 Şubat sürecinin büyük nedenlerinden! biri olan hortlayan irtica temsilcisi Ali KALKANCI'nın şeyh olma kararını rakı masasında aldığını,
Süreç işletildikten sonra gerçek mesleğine geri döndüğünü,
Büyükçekmece Haramideredeki fabrikasında 360 kilo uyuşturucu ile yakalandığını,
12 yıldan 43,5 yıl mahkumiyet talebi ile yargılandığını
Biliyor muydunuz?
Bunu bilmeyecek ne var sayın Mehmet insanlarımız din adına şeyhlere ziyaretlere gittikçe; camii ve kuran kurslarına para yağdırdıkça sırtlarına binen çok olur.. Acaba şu kalkancı ve kalkancı gibilerin yaptıklarını öğrenen insanlar hala şeyhlerin ve ziyaretlerin kapısında yığılacak mı?
Evet yığılacaklar en baştan yapılan din sömürüsü ve ticareti devam edecek
bilmem hangi yerde ufruğü kuvvetli hocanın kapısını aşındıran insanlar,kadınlar olacak din bir ticarettir artık;
aldatmacadır kandırmacadır bunu göremeyen o kadar çok insanımız var kii yazık...
saygılar..
parmis güneşin_kızı
Sn. parmis,
Mesele sahtekarların etrafına üşüşen sinekler değildir.
Aynı elin bu sahtekarları üretmesi, pazarlaması ve bu pazarlamayı konu edinerek yaptığı işlevdir.
Zamanında ideoloji adıyla bölünen kamplardaki filizlerin, aynı orakla bir sağtan bir soldan kesilerek toplumun yıldırılmasını konu edinerek aynı orağın toplumu biçtiği gibi.
ozgur_beyin
29-05-2009, 15:09
sempozyum antik yunanda beraber içki içmek anlamına geldiğini,
ve yine antik yunanda felsefeyle sadece erkeklerin uğraşabildiğini kadınların ise bu konuda yetersiz olarak düşünüldüğünü biliyormuydunuz
ozgur_beyin
04-06-2009, 21:31
başka ülkelerde nasıldır bilmem ama türkiyede iki türlü tarih var.
birincisi sağ kesimin tarihi (kutsal tarih)
ikincisi sol kesimin tarihi (laf biraz belki ağır kaçacak ama) küçümseyen ve reddedilen tarih
bu anlatacağım, hangisine uyar bilmem ama olay şu
gebze çayırında (büyük ihtimalle) doktoru tarafından zehirlenen fatih saraya getirilir
fakat iktidar savaşları fati'in ölümüyle başlamıştır.
bu savaşlarn arasındaki hayhuydan dolayı fatih'in naaşı olduğu yerde unutulur
tesadüfen fatihin naaşının olduğu yere gelen bir hizmetli kokan fatihin cesadinden haberdar
edr unutulan fatih'in naaşı yeniden akla gelir ceset hem kokmuş hemde şişmiştir
.üzerindeki urbalar kesilerek çıkartılırve ceset tahnit(türk usulü mumya) edilir.
sonrada törenle gömülür
başka ülkelerde nasıldır bilmem ama türkiyede iki türlü tarih var.
birincisi sağ kesimin tarihi (kutsal tarih)
ikincisi sol kesimin tarihi (laf biraz belki ağır kaçacak ama) küçümseyen ve reddedilen tarih
bu anlatacağım, hangisine uyar bilmem ama olay şu
gebze çayırında (büyük ihtimalle) doktoru tarafından zehirlenen fatih saraya getirilir
fakat iktidar savaşları fati'in ölümüyle başlamıştır.
bu savaşlarn arasındaki hayhuydan dolayı fatih'in naaşı olduğu yerde unutulur
tesadüfen fatihin naaşının olduğu yere gelen bir hizmetli kokan fatihin cesadinden haberdar
edr unutulan fatih'in naaşı yeniden akla gelir ceset hem kokmuş hemde şişmiştir
.üzerindeki urbalar kesilerek çıkartılırve ceset tahnit(türk usulü mumya) edilir.
sonrada törenle gömülür
Gerçekten çok şaşırmış bulunmaktayım Sayın ozgur_beyin...
Bu konu hakkında bir kaynak verebilirmisiniz acaba?
Saygılarmla...
Aslında Fatih'in cenazesi unutulmuyor. Geleneklere göre yeni padişah tahta geçtiğinde babasının cenazesini defnetmektedir. Amasya'daki Beyazıt ile Manisadaki Cem Sultan arasındaki saltanat kavgası şiddetli olmuş ve sanırım 50 gün saltanat boş kalmış. Bundan dolayı Fatih'in cenazesi sarayın bir odasında kokuşmuş.
Beyazıt kavgayı kazanınca tahta geçip babasının kokmuş cenazesini defnediyor.
Ben bu olayı ölümün duyurulmasının saklandıgı şeklinde biliyorum.
Bayazıt İstanbul'a gelene kadar ölüm gizlenir ve cenaze saklanır. Bayazıt gelince de ölüm ilane dilir, Bayazıt taç giyer ve ulufe dagıtır, sonra gömü olur.
saygılarımla
Saygıdeğer arkadaşlarım bu olay hakkında güvenilir bir kaynk verebilirmisiniz acaba?
Bunlar çok da önemli olmasa gerek.
http://www.stargazete.com/pazar/fatih-in-cenazesi-tam-19-gun-sonra-defnedildi-haber-191551.htm
http://tr.wikipedia.org/wiki/Cem_Sultan
Başlığa konu olacak haber ise bizce bu!
http://www.tarihportali.net/tarih/printpage.html;topic=3175.0
Teşekkürler Sayın mhmd...
%100 kesin olarak idda edemem , daha dun dinledim ,
bizlerin deli , ruslarin ve batinin ise buyuk muhtesem petro olarak bildikleri , modern rusyanin ilk imparatoru 1. peter
denize dusen bir askerini kurtarmak icin kisin ortasinda denize atlar ve sonucunda hastalanarak zatureden olur ..
Bir imparatorun basit bir asker icin hayatini tehlikeye atmasida delilikmidir bu konuda turkler mi haklidir bunu bilemiyecegim
1967 yilinda Arap-Israil savasi yapilirken savasi gozlemlemek icin Misir aciklarinda konuslanmis bir Amerikan gemisi, Israil hava kuvvetleri tarafindan delik desik edilir 34 kisi olur 100 den fazla kisi de yaralanir. Bunun bir misir saldiri oldugunu dusunen Abd 6. filodaki nukleer silah tasiyan ucaklarini Misir uzerine yola cikartir. Fakat son anda Amerika disisleri bakani bir telefonla saldiriyi durdurur. Daha sonralari gemiyi israil'in vurdugu anlasilinca Israil yanlislik yaptik diyerek ozur diler. Fakat yanliklik yoktur uydu goruntuleri geminin uzerinden Israil hava kuvvetleri tarafindan defalarca kesif ucusu yapildigini kanitliyor. Hatta gemiyle telsiz iletisimine dahi gecilmistir. Amerika birlesik Devletleri halkin, basinin kimsenin bu olayin hesabini sormamalari icin her turlu sansuru yapmis ve dosyayi kapatmistir. Belkide aciklamakta gercekten gucluk cektikleri ender olaylardan biridir.
Demek Mısır yapınca saldır İsrail yapınca sineyeçek ha oda güzel :D
Bir tatbikattada bizim bir gemimizi havaya uçurmuştu Amerika sonradan özürle falan geçiştirildi olay.Biz yapsak ne olurdu acaba,görmek gerek bunların yanlı tutumlarını artık.
Saygılarımla...
ozgur_beyin
06-06-2009, 00:03
bizim tarihimiz dahil bir sürü düzmece olduğunu biliyorsunuzdur
birde rusların düzmece dimitrisi olduğunu biliyormuydunuz?
Düzmece Dimitri (ö. 1606) Moskova Büyük Prensliği tahtında hak iddia edip, 1605'ten 1606'daki ölümüne kadar yaklaşık bir yıl boyunca I. Dimitri adıyla Rus çarı unvanını sürdürdü. Rurik hanedanının sona ermesiyle (1598) başlayan karışıklık sırasında, IV. İvan'ın 1591'de Ugliç'te esrarengiz biçimde ölen küçük yaştaki oğlu Dimitri İvanoviç olduğunu öne sürmüştür
Kimi düzmece kimi de inandırmaca!!!
Alman yasalarına göre, 2. Dünya Savaşını Almanlar başlatmamıştır, demenin hala yasak olduğunu biliyor muyuz?
Tarih yazılacak...
Yaz...
ozgur_beyin
19-06-2009, 00:03
amerika kıtasına ,bu ismi Waldsee Müller adında bir haritacının verdiğini biliyormuydunuz?
Ben american vespuçiden geldiğini biliyordum bu daha mantıklı geliyor en azından :D
ozgur_beyin
19-06-2009, 00:09
sevgili nogada bildiğin doğru . vespuçinin mektuplarından dolayı haritacı bu ismi yaptığı haritayada bu ismi vermiştir yani isim babası bu haritacıdır.
bu haritaya amerikalılar ''amerikanın doğum belgesi' demektedirler
sevgili nogada bildiğin doğru . vespuçinin mektuplarından dolayı haritacı bu ismi yaptığı haritayada bu ismi vermiştir yani isim babası bu haritacıdır.
bu haritaya amerikalılar ''amerikanın doğum belgesi' demektedirler
Teşekkürler verdiğiniz bilgi için...
Saygılarımla...
Tabut standardımız olduğunu ?
Türkiye’nin 3 Aralık 1930 yılında yürürlüğe koyduğu tebliğ gereği; tabutlar için kullanılan tahtaların kalınlığı en az 4 santimetre, tabutu mıhlamak için kullanılacak çiviler de burgulu olmak zorundadır.
Dirimize standart yok bırakın ölümüze olsun :)
ozgur_beyin
29-06-2009, 15:12
mevlananın sema'sı esasında mecusilere ait olduğunu biliyormusunuz.
buna karşı çıkacaklar mevlananın belh'li olduğunu unutmasınlar.
bu mecusi ritüeli zamanla ilahi bir hal (mevlevilikte) alarak zikir halina dönüşmüştür
1700 lü yılların başında İstanbul'daki İngiltere başkonsolosunun eşi olan Lady Montagu çiçek hastalığı geçirmiş ve yüzünde hastalığın izleri kalmış.
İngiltere'de henüz bulunmayan çiçek aşısının İstanbul'da yaygın bir şekilde kullanıldığını görmüş ve iki çocuğunu aşılatmıştı.
İstanbul'dan yazdığı ve tarihe 'şark mektupları' olarak geçen mektuplarla ve Londra'ya döndükten sonra bizzat kendisi çiçek aşısını İngilizlere tanıtmıştır.
Lady Montagu'nun bu mektupları ilk kez 1721'de Londra'da 'Transactions' adlı dergide '-Türkler çiçek hastalığını nasıl alırlar' başlığıyla yayınlanmış.
1 Nisan 1717 tarihinde Edirne'den Lady Montagu tarafından, arkadaşı Bayan Sarah Chiswell'e yazılan mektubun, İngiltere'de AŞILAMANIN BAŞLAMASINA neden olduğunu biliyor muyduk?
(Sn. walla duymasın)
Aynı kaynaktan devam edelim. (Sağlıkta Nabız Aktüel ve Sosyal Tıp Dergisi, 6.Cilt)
Otuzdördüncü Osmanlı Padişahı olan Sultan II. Abdülhamid'in (1842-1918) annesi ve babasının tüberküloz dan öldüğünü.
Bu yüzden sağlığa çok önem verdiğini.
Pasteur'un mektubunu alan Abdülhamid Han, Pasteur'un çalışmalarını geliştirmek için İstanbul'a davet ettiğini.
Pasteur'un bu teklifi, yaşlılığı nedeniyle kabul etmediğini.
Davet mektubuyla birlikte 800 Osmanlı lirasını ve 1. derece Mecidi nişanını gönderdiğini.
Aşı üretimi için bir heyetin daha sonradan Fransa'ya gönderildiğini.
Bu heyet döndükten sonra İstanbul'da 1887 yılında Darü's Saadet, Darü'l Kelb ve Bakteriyoloji Ameliyathanesi (Kuduz Enstitüsü) kurulduğunu.
Kuduz aşısının keşfinden sadece 3 yıl sonra İstanbul'da kuduz ve çiçek aşısı üretilmeye başlandığını.
Bu merkezin, doğu ülkelerinde birinci, dünyada ise üçüncü merkez olduğunu, biliyor muyduk?
ozgur_beyin
01-08-2009, 20:15
arap düğünü
afrika kökenli kadın köle ve evlatlıklar senede bir defa bey koz çayırında veya başka büyük alanlarda senede bir defa toplanır ve ateş etrafında dans edip eğlenirlerdi.
ve bu eğlenceye halk arasında ARAP DÜĞÜNÜ denirdi.
evlatlık gerçekte gönüllü kölelikti. evlatlarına bakamıyan aileler hali vakti yerinde ailelere çocuklarını evlatlık(hizmetçi) verirlerdi bu iş 1964 yılına kadar devam etti
1964 yılında çıkarılan bir kanunla bu iş yasaklandı ve kaldırıldı
ozgur_beyin
03-08-2009, 15:28
1789 fransız devriminden sonra gücü kırılmaya başlayan kiliselerin arazilerine dünyada ilk defa amsterdamda gecekondu yapılmıştır
Tarihte ilk defa türk ismiyle kurulan ve çoğunluğunu türklerin oluşturduğu devletin,TÜRKİYE CUMHURİYET i olduğunu.
bu bir tespit.
ben böyle bir sonuca vardım. belki yanılıyorum.
eğer öyleyse lütfen düzeltin.
türklerde soyun babadan geçtiğine inanıldığı için,Osmanlı dada annenin kimliği önemsenmemiştir.
soru:TARİHTE türkler kadar başka ırklarla karışan başka bir millet varmıdır.
cevap:hayır
bu bir tespit tir.
yanılıyorsam lütfen düzeltin.
al bundy
01-09-2009, 14:14
Tarihte ilk defa türk ismiyle kurulan ve çoğunluğunu türklerin oluşturduğu devletin,TÜRKİYE CUMHURİYET i olduğunu.
bu bir tespit.
ben böyle bir sonuca vardım. belki yanılıyorum.
eğer öyleyse lütfen düzeltin.
Göktürkler
Ben 1 göktürk devletinin içinde kendilerinden çok moğol ve çinli de var diye biliyordum.sadece göktütrkler diyerek kestirip atmışınız hocam.göktürk devletinin nufusunun çoğuda türk müydü?
al bundy
01-09-2009, 15:13
Ben 1 göktürk devletinin içinde kendilerinden çok moğol ve çinli de var diye biliyordum.sadece göktütrkler diyerek kestirip atmışınız hocam.göktürk devletinin nufusunun çoğuda türk müydü?
Benim okuduklarıma göre en çok Türkler vardı. Sabarlar, Oğuzların tamamı, Kazaklar, Kırgızlar, Türgişler, Tatarlar, Karluklar, Peçenekler kısacası şimdi Türk ve Türki dediklerimizin neredeyse tamamı Göktürk imparatorluğu içindeydi. Moğollar ve Çinliler azınlıktaydı.
amerikayı keşfedenler önce hindistan kıtası zannediyorlar ve orada getirdikleri bir meyveye hindistan cevizi diyorlar,buldukları tavuk benzeri yaratığa
Turkey diyorlar çünki bu tavuk benzeri yaratığı genelde türk ler alıp satıyor. bizde hindistandan geliyor zannederek hindi diyoruz.
YA YÜCE MİLLETİMİZ HİNDİ DEĞİL.
8
asyanın ortasındaki sarı saçlı mavi gözlü kırgızların iskenderin orta asya ya armağanı olduğunu.ve bizim kurt tan türeme destanımızın aynısın romayı kuran romulus kardeşlerle aynı destan olduğunu.
ROMA nire ÖTÜGEN yayla demeyin.
sefa ve merve tepelerinin islamiyetten önce iki büyük putun bulunduğu tepe olduğunu şuan ki uygulamaların islam öncesinde de aynen uygulandığını ve peygamberin bunu değiştiremediğini.
bir nevi boşa yoruluyoruz.
şu anda şeytan taşlanan yerin islamiyetten de önce EBREHE nin ordularına yol gösteren şahsın öldürüldüğü yer olduğunu biliyormuydunuz.
eskiden türk bey leri ziyafet verince yemekten kalkanlar ellerini beylerin üzerine sürerlermiş.elbise ne kadar yağlıysa bey o kadar büyükmüş.TONYUKUK ELBİSESİ YAĞLI DEMEKTİR.
TONYUKUK:II.GÖKTÜRK DEVLETİ VEZiri.
göktürk abideleri mimarı
Sheik Galib
02-09-2009, 23:27
Tarihte ilk defa türk ismiyle kurulan ve çoğunluğunu türklerin oluşturduğu devletin,TÜRKİYE CUMHURİYET i olduğunu.
bu bir tespit.
ben böyle bir sonuca vardım. belki yanılıyorum.
eğer öyleyse lütfen düzeltin
cumhuriyet olarak ilk devlet ise Batı trakya türk Cumhuriyeti Süleyman Askeri ve arkadaşları tarafından kurulan.
Ayrıca Memlüklere "el Devlet'üt türkiye" de deniyordu.
O ZAMAN tekrar vurguluyorum. çoğunluğunu türklerin oluşturduğu. ve dünyaca kabul edileni de ekleyeyim.
mısıra bir zamanlar türk yurdu denmiştir ancak türkler çoğunluk değildir.
dogruluk
04-09-2009, 18:22
tarihimizle ne biliyoruz ki sadece kafamızı sallayıp kabul ederiz.elin gavuru dedigimiz kişiler bizim tarihimize daha iyi bilip daha iyi koruyo.bizim mezarların içine ayran işeleri ne biliyim duvarlara isimler yazmalar.bunlar bizim tarihimiz.bunları yapan zaten tarihi iyi ögrenmiştir.
dogruluk
04-09-2009, 18:23
ve yazdıgımız yazıların altına kaynaklar sunalım arkadaşlar.
ozgur_beyin
25-10-2009, 11:02
hürriyet kelimesinin namık kemal'e ait olduğunu biliyormuydunuz
ozgur_beyin
29-10-2009, 16:37
eğer bir ermeni papaz yazmasaydı . malazgirt savaşından hiç haberimiz olmayacaktı
biliyormuydunuz*
al bundy
29-10-2009, 18:35
eğer bir ermeni papaz yazmasaydı . malazgirt savaşından hiç haberimiz olmayacaktı
biliyormuydunuz*
Zannetmiyorum çünkü Sıbt İbnu'l-Cevzî'nin "Mir'atu'z-Zamân"ı ile İbnu'd-Devâdârî'nin "Kenzü'l-Durer"i var, bunların dışında başka Arap, Fars ve Bizans kaynakları var. Bunlar gibi birçok kaynağın toplandığı "İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı"adlı kitapta bahsediliyor.
ozgur_beyin
29-10-2009, 20:33
Zannetmiyorum çünkü Sıbt İbnu'l-Cevzî'nin "Mir'atu'z-Zamân"ı ile İbnu'd-Devâdârî'nin "Kenzü'l-Durer"i var, bunların dışında başka Arap, Fars ve Bizans kaynakları var. Bunlar gibi birçok kaynağın toplandığı "İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı"adlı kitapta bahsediliyor.
sevgili bundy benim bilgim yanlış olabilir düzelttiğin için teşekkür edrim
İslamiyette kadın alma sayısının neden 4 olduğu ile ilgili ilginç bir bilgi!
Çeşitli inançlar sahip Asya kıtasında ilginç bir evlenme şekine Bengal de ilkel kabile reislerinde rastlanıyor. Güvercin ile evlilik!
Kabile reisleri dört kadın ile evlenebilmektedirler fakat üç rakamı uğursuz kabul edildiği için önce iki kadın ile evlenen kabile reisi üçüncü eş yerine kutsal saydıkları bir güvercin ile evlenir. Damat adayı dişi güvercini zevce olarak aldıktan sonra artık uğursuzluk ortadan kalkmış demektir. Bundan sonra dördüncü kadın ile evlenirken eş saydığı güvercini de devamlı omuzunda taşır.
ozgur_beyin
07-11-2009, 23:47
eskiden eskimolorda gelen misafire evin kadını ikram edilirdi. evdeki kadını reddetmek hane sahibine büyük bir hakaret sayılırdı.
belki bileniniz veya seyredeneniz vardırantony quinn'in bu konuyu anlatan bir filmi vardı.
milomanara
21-11-2009, 04:05
Emperyalizmin en ironik örneklerinden biridir Çin'deki afyon savaşları:
16.yy'da hızlanan Dünya ticaretinde Çinliler açık ara öndedir. Çay, porselen, ipek gibi malzemelerin Avrupalılara satışından 17.yy'ın ortasında Avrupalılardan 28 milyon kilogram gümüş almışlardı. Buna bir çare arayan emperyalistlere çare İspanya'dan geldi. Tütün ve mısır gibi yeni dünya ürünlerinin yanı sıra, Çin'e afyon satmaya başladılar. 19.yy'ın başlarında binlerce Çinli afyon bağımlısıydı ve Çin hazinesi tam takır kuru bakırdı :)
Çin 1839~1842 ve 1856~1860 olmak üzere iki afyon savaşıyla bu durumu sona erdirmek istese de, emperyalist orduları Çinlileri yenerek, inanılmaz ayrıcalıklar, kapitülasyon vari haklar ve hatta toprak(Hong Kong) aldılar.
İyice aşağılanmış ve açlıktan kırılmakta olan Çin'de 1899~1901 tarihleri arası boksör isyanı denen bir isyan çıktı. Ne kadar yabancı(misyoner, tüccar, vs..) varsa hepsini kıtır kıtır kesti bu boksör denen Çinli adamlar. Tahttaki Qing hanedanı da boksörlere arka çıkınca yine emperyalist ordular tarafından yerle bir edildiler. Zaten 1911'de son hanedan çöktü ve Çin Cumhuriyeti kuruldu. 1949 yılında Komünist Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla bu Çin Cumhuriyeti bugün Taiwan dediğimiz adaya kaçtı ve halen aynı isimle varlığını sürdüyor(KKTC gibi tanınınmıyor).
Son derece fantastik bulduğum Çin yakın tarihinin kısaca olayı budur.
ozgur_beyin
23-11-2009, 22:25
hrıstiyanlıktaki mum yakma şamanlardaki ve bizdeki ağaca dilek için çaput bağlamayla aynı sebebe dayandığını biliyormuydunuz
Emperyalizmin en ironik örneklerinden biridir Çin'deki afyon savaşları:
16.yy'da hızlanan Dünya ticaretinde Çinliler açık ara öndedir. Çay, porselen, ipek gibi malzemelerin Avrupalılara satışından 17.yy'ın ortasında Avrupalılardan 28 milyon kilogram gümüş almışlardı. Buna bir çare arayan emperyalistlere çare İspanya'dan geldi. Tütün ve mısır gibi yeni dünya ürünlerinin yanı sıra, Çin'e afyon satmaya başladılar. 19.yy'ın başlarında binlerce Çinli afyon bağımlısıydı ve Çin hazinesi tam takır kuru bakırdı :)
Çin 1839~1842 ve 1856~1860 olmak üzere iki afyon savaşıyla bu durumu sona erdirmek istese de, emperyalist orduları Çinlileri yenerek, inanılmaz ayrıcalıklar, kapitülasyon vari haklar ve hatta toprak(Hong Kong) aldılar.
İyice aşağılanmış ve açlıktan kırılmakta olan Çin'de 1899~1901 tarihleri arası boksör isyanı denen bir isyan çıktı. Ne kadar yabancı(misyoner, tüccar, vs..) varsa hepsini kıtır kıtır kesti bu boksör denen Çinli adamlar. Tahttaki Qing hanedanı da boksörlere arka çıkınca yine emperyalist ordular tarafından yerle bir edildiler. Zaten 1911'de son hanedan çöktü ve Çin Cumhuriyeti kuruldu. 1949 yılında Komünist Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla bu Çin Cumhuriyeti bugün Taiwan dediğimiz adaya kaçtı ve halen aynı isimle varlığını sürdüyor(KKTC gibi tanınınmıyor).
Son derece fantastik bulduğum Çin yakın tarihinin kısaca olayı budur.
Sayın milomanara; verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim. Bunlar Çin hakkındaki çok önemli detaylardı, öğrenmiş oldum.
hrıstiyanlıktaki mum yakma şamanlardaki ve bizdeki ağaca dilek için çaput bağlamayla aynı sebebe dayandığını biliyormuydunuz
O zaman Hıristiyanlarınki biraz "Çakma" oluyor(!):noidea:
tarih öncesi devirlerde insanlar doğanın sırlarını çözemedikleri için ,her coğrafyanın insanı kendi doğasına tapıyordu.
kendi dağına ,taşına,bereketli toprağına,seline,ormanına ,ağacına,kuşuna,her türlü yabani hayvan ve doğada ne varsa ona.yani faydasını ve zararını bileceği şeylere.
kendisiyle yaşayan,kendisiyle arkadaş bir doğaya.her şeyini doğadan esinlenerek yapıyordu.taptığı doğasıyla arasında bir mesafe sınır yoktu.
hiç bir doğa tanrısı insandan uzak değildi.içiiçeydiler.
bu tanrılar hep yöneticiydi hiç biride çıkıp ben yarattım sizi,herşey benim demiyordu.
eğer insanlar doğaya tapmak yerine
gaddar bir tek tanrıya tapsalardı,
anadolu medeniyeti ki dünyanın temel medeniyetidir desem abartmış olmam;
işte bu medeniyet olmazdı.
düşüncenin özgürlüğünün temeli anadoluda atılmıştır.
boşuna değil 2500 yıllık tiyatrolar,şiirler,şahaser mimari eserler,heykeller
boşuna değil.
ağaca çaput bağlama diyoruz ama o ağaç ,bu toprak,şu dağlar
güzel yurdumun bir damla suyu yüzbin zemzem eder.
NEYSE NE YAZACAKTIM NE YAZDIM .SAYGILAR.
ne alaka ???
hayır bir ima varsa hemen söyle.istanbul olmadan önceki isim İSLAM-BUL dur....
ne alaka ???
hayır bir ima varsa hemen söyle.istanbul olmadan önceki isim İSLAM-BUL dur....
sayın SULTAN,
gerçekten de hala buna inanan insanların olması üzücü.
İstanbul kelimesi etimolojik olarak ''şehir için'' anlamına gelen Rumca "stín Póli" kelimesinden zamanla ''Stanbol''a dönüşmüş, sonra da günümüzdeki haline evrilmiştir.
saygılarımla
sevgili sultan ;
imzanda eksiklik var.
FATİH Sultan Mehmet şöyle demiş:
BENİM YAPCAK LARIMI, SÜZ HAYEL BİLEM EDÜMEZSÜNÜZ.
byzantion
vizantion
antoninya
alma roma
nova roma
istinpolin
megali polis
kalipolis
çargrad
miklagord
vizant
stimbol
estambol
eskomboli
bizantiya
el-mahsura
kustantine el-uzma
dersaadet
deralliye
mahrusa-i saltanat
asitane-i aliyye
darü`l-hilafe-t`ül-aliye
dergah-ı mualla
südde-i saadet
ve nihayet
istanbul.
İstanbul'un Semt Adları ve Öyküleri
Aksaray: Fatih'in sadrazamı İshak Paşa, İç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.
Ahırkapı: Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için Ahırkapı ismi verildi.
Aşiyan: Kuş yuvası
Aşiyan, günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret'in burada bulunan, Farsça'da kuş yuvası anlamına gelen 'Aşiyan' isimli evinden alıyor.
Bağlarbaşı: Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor.
Bebek: Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması.
Beşiktaş: İlk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde.
Beyazıt: Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.
Beyoğlu: Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, İslamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.
Bakırköy: Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı.
Bostancı: Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.
Depremde çatlayan kapı
Çatladıkapı: Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1532 tarihinde meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı Çatladıkapı olarak anılmaya başladı.
Çemberlitaş: Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.
Çengelköy: Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor.
Çıksalın: Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hakim olan bölgeye, halk arasında "çık, salın" denilmeye başlandı.
Eminönü: Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt, adını burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor.
Feriköy: Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri'nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı.
Galata: Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise İtalyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu isim verildi.
Horhor: Fatih'te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve yanındakilere, "Buraya bir çeşme yapın baksanıza 'hor hor' su sesleri geliyor" der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle anılmaya başlar.
Kadıköy: Fenikeliler Kadıköy'e yerleşmeye başlayınca buraya "Yenişehir" anlamına gelen CHALKEDON demişlerdir.KARCHEDON ve CHALKEDON kelimelerinin ikisi de Fenike ismidir.
1350 yılında; Kadıköy Osmanlılar tarafından istila edildikten sonra ismi "kalıcı Dünya" olmuş , fakat bu deyim fazla kullanılmamıştır.
Daha sonraki yıllarda İstanbul Türkler tarafından zaptedilmiş ve Kadıköy , Fatih'in ilk kadısı olan HIDIR Bey'e makam ödeneği karşılığı arpalık olarak verilmiştir.Böylece Kadıköy ismi yerleşip , günümüze kadar gelmiştir.
Okmeydanı: Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.
Samatya: Bizanslılar döneminde kum tedavisi yapılan kumsalı dolayısıyla Psammothia olarak adlandırılan semte osmanlı döneminde samatya denilmeye başlanmış.
Şişli: Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve 'Şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'Şişlilerin Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor.
Şaşkınbakkal: Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkanı açıldığını görenler, burada iş yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.
Sütlüce: Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu.
Tahtakale: Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.
Taksim: Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.
Tarabya: Bizans döneminde denize girilen ve su tedavisi yapılan semte tedavi anlamında Therapia denirmiş, Fatih'in sehri işgalinden sonra osmanlılar tarafından Tarabya olarak anılmaya başlandı.
Teşvikiye: Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeleliyor.
Unkapanı: Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.
Üsküdar: Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a dönüştü.
Veliefendi: Hipodrom bir zamanlar Şeyhülislam Veli Efendi'nin sahibi olduğu topraklar üzerinde kurulduğundan semtin adı Veli Efendi'yle anılıyor.
9 dilde İstanbul
İstanbul'un pek çok dilde çok farklı isimleri bulunuyor.
Grekçe: Vizantion
Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma
Rumca: Konstantinopolis, İstinpolin, Megali Polis, Kalipolis
Slavca: Çargrad, Konstantingrad
Vikingce: Miklagord
Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli
Arapça: Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma
Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul
Osmanlıca'da: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, İstanbul, İslambol, Darü's-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü'l-Hilafetü'l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet
Karaköy: Karai denilen Yahudiler eskiden İstanbul ve Galata’daki karşılıklı sahillerde oturdukları için aynı yerlere Karaköy adı verilmiş. Yeni Cami inşa edildiği zaman Yahudiler oraya çıkmaya mecbur kalmış.
Maslak: Su bentlerinden kemer ve künklerle getirilen su, şehrin girişindeki depolarda toplanır ve buradan kollara ayrılarak çeşitli noktalardan şehre girmesi sağlanırdı. Şehir dışındaki bu su depolarına maslak adı verilirdi. Bu depolardan birinin İstinye sırtlarında yer aldığı anlaşılıyor. Çünkü Levent ile Hacıosman Bayırı arasında bulunan semt Maslak diye, bu semtten geçen yol ise Maslak yolu diye anılıyor. Şehir içindeki su dağıtımdepolarına ise maskem denilmekteydi ki Taksim adı, o semtte böyle bir su dağıtım deposunun bulunmasından geliyor.
Nişantaşı: Atış alıştırmaları ya da atış yarışmalarında atılan okun (silah atılmışsa kurşunun) düştüğü yere anı olarak genellikle üstünde kitabe bulunan bir taş dikilirdi. Bu taşa nişantaşı denirdi. Nişantaşı semtinde bu taşlardan iki tane bulunuyor. Semt adını bu taşlardan almış. Teşvikiye Camii’nin avlusundaki iki nişantaşından biri 3. Selim’e ait ve 1790-1791’de dikilmiş. Diğeri 2. Mahmud’a ait ve 1811 yılında dikilmiş.
Kadıköy: İÖ 680’de kurulan şehrin ilk adı Khalkedon’dur. Helence “khalkon” bakır anlamına geliyordu. Bilge Umar adın kökende “Kalakada” yani Kala-ka(a)da iskele yeri olan anlamına geldiğini sanıyor.
Osmanbey: Semt, 2. Abdülhamid’in mabeyincilerinden Çemberlitaş’taki Matbaa-i Osmaniye’nin kurucusu Osman Bey’in adıyla anılıyor. Osman Bey 1870’lerde bu semtte arazi alarak kendine bir konak yaptırmıştı.
Gümüşsuyu: Necdet Sakaoğlu, “İstanbul sularına şehrengiz” başlıklı yazısında Gümüşsuyu’ndaki gümüş sözcüğünün gömüşten geldiğini söylüyor. Dolmabahçe’den Taksim’e çıkan yol üzerinde bulunan İdris Ağa çeşmesi gibi, Gümüşsuyu Askeri Hastahanesi’nin duvarındaki şimdi kaldırılmış olan çeşme de tepedeki “gömüş”ten yani büyük su haznesinden besleniyordu. “Gömüş” deyimi zamanla “gümüş”e dönüşmüş, semtin adı da Gümüşsuyu olmuş.
Etiler: 1940’lı yıllarda günümüzde Etiler adını almış bölge bomboş bir araziydi. 1950’lerin başlarında burada 192 villa yapımı için Etibank’ın ortaklığıyla bir Etiler Yapı Kooperatifi kuruldu ve 1954’te konutların yapımına başlandı. Semtin adı da bu yapı kooperatifinden kaldı.
Galata: Galata Rumca süt demek olan “gala”dan çıkmış. Galata’da inek ahırları ve süthaneleri bulunması oraya bu adın verilmesine neden olmuş. Sütlüce’nin de eski adı süt kaynağı anlamına gelen Galatani imiş. Galatani Türkçe’ye çevrilerek Sütlüce denmiş.
Aya İrini: Hagia ve aya Yunanca “kutsal” anlamına gelir. Dinsel yapıtların çoğunun adı “hagia” ya da “aya” ile (Ayasofya, Aya İrini) ve de “ay” ile (Ay Mama Saray, Ay Emilianos) başlar. Ayasofya’dan sonra İstanbul’un ikinci büyük kilisesi olan Aya İrini’nin Roma tapınaklarının kalıntılarından yararlanarak 4. yüzyılın başlarında yaptırıldığı biliniyor. Kiliseyi yaptıran 1. Konstantinus bu kiliseye “ilahi, kutsal selamet” anlamına gelen Aya İrini adını vermiş.
Kaynak: ODTÜ Mimarlık Fakültesi Endüstri Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi olan Önder Şenyapılı, “Ne demek İstanbul; Bebek niye Bebek!”
AVCILAR
Cumhuriyet sonrası devirde, 1924 yılında Ambarlı köyünün Rum nüfusu 40-50 hane olarak Türkler ile değiştirildi. Rumlardan boşalan yerlere askeri ambarların yerleştirilmesi nedeniyle bu yere Ambarlı denildi. Buraya Türkler'in yerleşmesiyle tarımcılık daha önem kazandı. Avcılar'ın merkezine Bulgaristan'dan getirilen Türkler yerleştirildi. Daha sonra burada bulunan küçük çiftliklerin köy halini alıp yerleşim alanların çoğalmasıyla buraya Avcılar dendi.
BAHÇELİEVLER
1930'larda, Fikret Yüzatlı, yüzölçümü 500 dönüm olan İncirli Çiftliği'nin sahibiydi. O dönemde Fikret Yüzatlı'nın bir arkadaşı olan Ali Galip Ersel ismindeki emlakçının bu çiftliği satılığa çıkarmasıyla birlikte Bahçelievler'in kuruluş hikayesi başlar. Ali Galip Ersel, ağabeyi vasıtasıyla Fikret Yüzatlı'yı bulur ve Fikret Bey'e bu yeri satın almak istediğini söyler. Fakat bu kadar büyük bir araziyi almaya gücünün yetmeyeceği için de Fikret Yüzatlı ile birlikte ortak olarak bu araziyi alır. Böylece haritadaki alanda Bahçelievler'in ilk temelleri atılır. Buna İncirli Çiftliği adını verirler. Çağdaş bir ilçe düşüncesindeki Fikret Yüzatlı bu amaçla Ankara'daki Bahçelievler'i örnek alır.
BAĞCILAR
İlçe, Osmanlı döneminde Rum ahalinin yaşadığı Mahmutbey Nahiyesi'nin köylerinden biridir. İstanbul Belediyesi İstatistik Müdürlüğü'nce 'İstanbul Şehri İstatistik Yıllığı 1930-31' adlı eserde bu köylerden altı tanesinin isimleri şunlardır: Avaz Köyü, Ayapa Köyü, Ayayorgi Köyü, Çıfıtburgaz Köyü, Vidoz Köyü ve Yeni Bosna Köyü. Zamanla bu köylerden biri olan Çıfıtburgaz'ın adı Bağcılar olarak değiştirilir.
BAYRAMPAŞA
İlçeye 1927'de Bulgaristan'dan gelen göçmenler sağmal inekler yetiştirmek için çiftlikler kurduğundan dolayı bölge Sağmalcılar olarak anıldı. 1954'te köy statüsüne getirilen Sağmalcılar, Rami Bucağı sınırları içindeydi ve Maltepe Askeri Kışlası nedeniyle Kışla Arkası olarak da anılıyordu. Başka göçlerin de olması nüfusun artmasına neden oldu. Mimar Sinan tarafından İstanbul'un su ihtiyacını karşılamak amacıyla döşenen ve halen faal durumda bulunan su kanallarına inşa edilen binaların atık su ve tuvalet tesisatlarının yanlış bağlanması ve bu su kanallarına bağlı çeşme sularının bölge halkı tarafından kullanılması sonucunda semtte kolera salgını çıktı. Salgın çok kişinin hayatına mal oldu. Sağmalcılar adının zihinlere kolera sözcüğüyle birlikte yerleştiği düşünüldü ve lV. Murad'ın sadrazamlarından Bayram Paşa'nın burada bir çiftlik sahibi olmasından esinlenilerek Sağmalcılar adı Bayrampaşa olarak değiştirildi.
SARIYER
İlçenin ismi sırasıyla Simas'tan Skletrinas'a, daha sonra Mezarburnu, Altın Yar, Sarı Lira Yer ve Sarıyar'a, son olarak da Sarıyer'e dönüştü. Altın ve bakır çıkarılan maden mahallesi ile şifa suyu arasındaki yarların (uçurum) sarı renkte olması nedeniyle buraya Sarıyar dendi. Daha sonra söyleşi değişerek Sarıyer'e dönüştü.
ŞİŞLİ
Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada konağı olduğu ve 'Şişçiler Konağı'nın zamanla 'Şişliler Konağı' haline gelmesiyle semtin adının Şişli kaldığı rivayet edilmektedir.
ÜMRANİYE
İlçenin ilk adının 'Yalnız Selvi' olduğu söyleniyor. Yalnız Selvi denmesinin sebebi, birkaç mezar ve birkaç selvi ağacının bulunmasıydı. Balkan Savaşları'ndan sonra, Yugoslavya ve Bulgaristan'dan gelen göçmenlerden dolayı bir süre de 'Muhacir Köy' olarak anıldı.
SARIGAZİ
Sarıgazide yaşayan ayşlı insanların rivayetlerine göre zamanında buraya bir savaştan gazi olarak kurtulmuş sarışın bir adam yaralı halde bu mevkiye kadar gelip daha sonradan burada vefat etmiştir. Adamın sarışın olması ve gazi olmasından dolayı buraya iki kelimenin birleşimi olan SARIGAZİ adı verilmiştir. Bu zatın türbeside Sarıgazi beldesinde yer almaktadır.
Kaynak: Akşam gazetesinin web sitesinden yararlanılmıştır.
Şile: Tarihi M.Ö. 12.000 - 6.000'lere kadar inen bir yerleşim birimidir. "Şile" Yunanca bir kelimedir. Türkçe'de Mercanköşk anlamına gelir. Bu bitki, tepelerde ve dağ sırtlarında yetişir ve güzel kokulu çiçekler açar.
Şile, İstanbul'a bağlı 32 ilçeden biridir. Türkiye'nin kuzey batısında Marmara Bölgesi'nin kuzey doğusunda, Çatalca -Kocaeli bölümünde, Kocaeli yöresinde ve Kocaeli Yarımadası'nın Karadeniz kıyısında yer alır. İlçenin doğusunda Kocaeli ilinin Kandıra, güneyinde yine Kocaeli'nin Gebze, güney batısında İstanbul'un Kartal ile Ümraniye, batısında İstanbul'un Beykoz ilçeleri, kuzeyinde ise Karadeniz bulunur.
YEŞİLKÖY: Bu semt, Osmanlı döneminde daha çok Rumların yaşadığı bir balıkçı köyüydü ve o zamanlar Ayastefanos adıyla anılmaktaydı. Ancak Cumhuriyet döneminde yer iBu semt, Osmanlı döneminde daha çok Rumların yaşadığı bir balıkçı köyüydü ve o zamanlar Ayastefanos adıyla anılmaktaydı. Ancak Cumhuriyet döneminde yer isimleri Türkçeleştirilirken bu semte de Yeşilköy adı uygun görüldü. Bu adı o dönemde semtte yaşayan ünlü edebiyatçı Halit Ziya Uşaklıgil'in yeşiline, doğasına hayran olduğu için verdiği rivayet edilir. 1878 Osmanlı-Rus Savaşının sonuçlarını kayda geçiren "Ayastefanos Anlaşması" burada imzalanmıştır.isimleri Türkçeleştirilirken bu semte de Yeşilköy adı uygun görüldü. Bu adı o dönemde semtte yaşayan ünlü edebiyatçı Halit Ziya Uşaklıgil'in yeşiline, doğasına hayran olduğu için verdiği rivayet edilir. 1878 Osmanlı-Rus Savaşının sonuçlarını kayda geçiren "Ayastefanos Anlaşması" burada imzalanmıştır.
milomanara
17-12-2009, 05:28
BC, BCE, AD, CE ifadeleri tarih kitaplarında sıkça yer alır. İşin içinden çıkamayınca, milattan önce ve milattan sonrayı ifade eden bu kısaltmaları, kesin ve son kez olarak öğrenme gereği duymuştum, paylaşayım efendim:
Bildiğiniz gibi İsa'nın doğumu (her ne kadar 4 yıl kadar yanlış hesaplanmışsa da[1 (http://en.wikipedia.org/wiki/Jesus)] :) ) milat kabul edilir. Şimdi batılı kaynaklarda bunu ifade etmek için kullanılan kısaltmalara bakalım:
AD - Latince:Anno Domini - İngilizce:Year of Our Lord - Türkçe:Tanrımızın Yılı yani milattan sonra
BC - İngilizce:Before Christ - Türkçe:İsa'dan Önce yani milattan önce
CE - İngilizce:Common Era - Türkçe:Yaygın(bilinir) Devir(Çağ) yani milattan sonra
BCE - İngilizce:Before the Common Era - Türkçe:Yaygın Devirden Önce yani milattan önce
Elektrik Lambası(AMPUL)'ü Thomas Edison'un bulmadığını,asıl sahibinin Nikola Tesla olduğunu biliyormuydunuz :D
Elektrik Lambası(AMPUL)'ü Thomas Edison'un bulmadığını,asıl sahibinin Nikola Tesla olduğunu biliyormuydunuz :D
Ayrıca radyo, bobin, kaplosuz elektrik iletimi vb... binlerce icadı bulunan bir insandır Tesla. Şu anda elektronik bu kadar ileri bir seviyedeyse tamamen Tesla'ya borçludur.
al bundy
17-12-2009, 21:17
Ayrıca fonograf (ses kayıt cihazı) da Edison'un buluşlarından biridir. Tabii onun da Tesla kökeni varsa bilemem.
milomanara
19-12-2009, 14:29
Elektrik Lambası(AMPUL)'ü Thomas Edison'un bulmadığını,asıl sahibinin Nikola Tesla olduğunu biliyormuydunuz :D
Tesla güzel adamdır ama hakkında yapılan "unutulan dahi" propagandasını yersiz buluyorum. Hem unutulmamıştır, hem de hak edip alamadığı bir onurlandırma yoktur. Ampul'ü Edison'dan önce 22 mucit daha keşfetmiştir ama ekonomik kullanılabilirlik açısından(iç direç, vakum oranı, doğru parlayıcı malzeme) verimli olan Edison'un ampulüydü[1 (http://en.wikipedia.org/wiki/Incandescent_light_bulb)].
ozgur_beyin
06-01-2010, 00:06
Noel sözcüğü Latince'deki Natalis sözcüğünün Fransızca'ya uyarlanmış biçimi olup "doğuş veya doğumgünü" anlamına gelir. Bazı dilbilimciler ise bu sözcüğün Fransızca'da haber anlamına gelen "nouvelle" sözcüğünden türetildiğini düşünmektedir
esenboğa havaalanın adı timurun komutanlarından biri olan (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=isen+buga)isen bugadan gelmektedir.
(http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=isen+buga)
-12. Yüzyılda Avrupalıların, kuşları ağaçların doğurduğuna inandığını,
-Viktorya İngilteresinde bekar bayan ve erkek yazarların kitaplarının aynı rafta yan yana olamayacağını,
-Alman besteci Richard Wagner ne zaman Felix Mendelssohn'un bir eserini yönetse ellerine eldiven takar, parça bitince de bu eldivenleri atardı. Nedeni ise Mendelssohn'un yahudi olduğunu,
Biliyor muyduk?
ozgur_beyin
26-02-2010, 21:15
filipinlerin 15 milyon vatandaşı yurt dışında çalışmaktadır bunların çoğuda kadındır
sadece honkongda 400000 kadın evlerde hizmetçilik yapmaktadır. ve bu kadınların çoğuda
cinsel taciz veya cinsel istismara uğramaktadır.
hemşerilik okulları filipinlerde pek revaçtadır. çünkü ,ülkeden kaçışın vizesi bu hemşirelik te gizlidir. ayrıca durumu nispeten daha iyi ailerin çocuklarıda dünyada kabul gören(diploması)
bir okulda(adı enderun) ahçılık öğrenmektedir
okulun adının enderun olmasının sebebi osmanlının enderundaki nitelikli eğitiminden dolayıdır
Çok eğlenceliymiş : )
Günümüzdeki 'leğen'in kelime kökünün Yunanca 'lekane'den geldiğini ve Yunanlılarca kusma kabı olarak kullanıldığını biliyor muydunuz?
Tarihte bugün;
28 Subat 1900 yilinda Almanya'da kadinlar ilk kez üniversiteye girme ve okuma hakkina sahip oldular.
Bundan bir yil önce 1899'da Johanna Kappes isimli bir kiz talabesi ilk kez lise bitirme sivanlarini basariyla tamamlayarak "abitur" denilen ve lise mezunlarina üniversitede okuma hakki veren diplomayi kazanir.
Johanna Kappes mutlaka tip okumak istedigi icin o zamana dek üniversitelerde hic bir kadin kabul edilmedigi halde yine de Freiburg'daki Albert-Ludwigs-Universitesi'nin rektörlerini bir konusmada kendisine inandirmayi basararak seminarlara katilir.
Ama yine de kadin oldugu icin onun sadece dinleyici statüsü ile üniversiteye gitmesine izin verildigindan bu sefer Devlet tarafindan onaylanmis bir diplomaya sahip olmayacagi ve bitirme sinavlarina giremeyecegi söylenir. Burada da "Kadin ögretimi ve kadin yüksek egitimi Dernegi"'nin destekleri ile bu üniversite bitirme ve diplom sahibi olma sinavlarina girmesi tesvik edilir ve onaylanir.
Uzun süre Almanya'da sadece Baden büyük dükaliginda kadinlara üniversitede okuma izni verilir. Ardindan ancak 1904'de Württemberg dükaliginda da buna izin verilir. En son olarak 1908'de Prusya eyaleti de kadinlara üniversitelerde okuma izini verir.
Yararlanilan kaynak (almanca);
http://www.uni-protokolle.de/nachrichten/id/56589/
Türkiye'de ise;
1920: İlk Türk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu (Ahmet Ağaoğlu'nun kızı)) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu.
1920: İlk Türk kadın tiyatro sanatçısı Afife Jale İstanbul'da sahneye çıktı.
1921: Dr. Safiye Ali Almanya’da tıp eğitimini tamamlayarak ilk Türk kadın hekim olarak tarihimizdeki yerini aldı.
1922: Yedi kız öğrenci Tıbbiye'ye kayıt yaptırarak eğitime başladı.
Haziran 1923: Nezihe Muhittin'in başkanlığında Kadınlar Halk Fırkası'nın kurulması girişiminde bulunuldu. Kadınlara oy hakkı tanımayan Seçim Kanunu gereğince valilikçe partinin kuruluşuna onay verilmediğinden dernekleşmeye gidildi.
1924: İlk kadın diş hekimi (Ferdane Bozdoğan Erberk) diplomasını aldı.
1925: Suat Hilmi Berk ilk kadın sulh hukuk hâkimi oldu.[8]
1930: İlk kadın yargıçlar atandı.
http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye'de_kad%C4%B1n_haklar%C4%B1#T.C3.BCrki ye.27de_kad.C4.B1n_.22ilk.22ler
Safiye Ali--ilk kadın hekimimiz
İstanbul'da 1891 (1894 yazar bazı kaynaklar) yılında dünyaya gelen Safiye Ali Osmanlı İmparatorluğun'a çeşitli hizmetlerde bulunmuş bir ailenin kızıdır.Babası Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid’in yaverliğini yapmış olan Ali Kırat Paşa annesi ise Mekke Muhafızı Müşir Hacı Emin Paşa'nın kızı Hasene Hanım'dır.(kendisi de Bülent Ecevit'in annesinin teyzesidir)
İlk olarak özel başlayan eğitimi Üsküdar Amerikan Kız Koleji ile devam eden Safiye Balkan Savaşı'nda gördüğü yaralılardan çok etkilenir ve kendine tek bir hedef belirler doktor olmak.
Yaşadığı yıllarda elbette bir kadının tıp fakültesinde okuması ve hekim olması ancak hayal edilebilecek bir fantezidir, çünkü Darülfünun Tıp Fakültesi bayan öğrenci kabul etmemektedir.Belki de Maarif Vekili Şükrü Bey destek olmasa hiçbir zaman Almanya'ya gidip Würzburg Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kayıt yaptıramayacaktı. Safiye Ali başarıyla bitirir okulunu , kadın ve çocuk hastalıkları üzerine ihtisas yapar. Kurtuluş Savaşı sona ererken o yurduna dönmüş ve işe başlamış olur.
http://www.hafif.org/yazi/safiye-ali-ilk-kadin-hekimimiz
Tarihte bu gun :
Bu acı BİZİM acımız. Bu yas HEPİMİZİN. (http://www.durde.org/index.php/2010/04/19/bu-aci-bizim-acimiz-bu-yas-hepimizin/)
1915’te, nüfusumuz henüz 13 milyonken, bu topraklarda 1,5 – 2 milyon Ermeni yaşıyordu. Trakya’da, Ege’de, Adana’da, Malatya’da, Van’da, Kars’ta… Samatya’da, Şişli’de, Adalar’da, Galata’da…
Mahalle bakkalımız, terzimiz, kuyumcumuz, marangozumuz, kunduracımız, yan tarladaki rençberimiz, değirmencimiz, sınıf arkadaşımız, öğretmenimiz, subayımız, emir erimiz, milletvekilimiz, tarihçimiz, bestekârımız… Arkadaşlarımızdılar. Kapı komşularımız, dert ortaklarımızdılar. Trakya’da, Ege’de, Adana’da, Malatya’da, Van’da, Kars’ta… Samatya’da, Şişli’de, Adalar’da, Galata’da…
24 Nisan 1915’te “gönderilmeye” başlandılar. Onları kaybettik. Artık yoklar. Çok büyük çoğunluğu aramızda yok. Mezarları bile yok. “Büyük Felaket”in vicdanlarımıza yüklediği “Büyük Acı” ise olanca ağırlığıyla VAR. 95 yıldır büyüyor.
Bu “Büyük Acı”yı yüreğinde hisseden bütün Türkiyelileri 1915 kurbanlarının anısı önünde saygıyla eğilmeye çağırıyoruz. Siyahlar içinde, sessizce. Ruhlarına yakacağımız mumlarla, çiçeklerle…
Çünkü bu acı BİZİM acımız. Bu yas HEPİMİZİN.
24 Nisan 2010
19.00
Taksim Meydanı, Tramvay Durağı
(Şu anda sürüyor .)
Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur DE ! platformu :
http://www.durde.org/
ozgur_beyin
13-05-2010, 13:31
27 mayısın ünlü lideri cemal gürsel'in, komunizmle mücadele derneğine üye olduğunu .bu konuda yoğun eleştiriler alınca 1965 te istifa ettiğini biliyormuydunuz?
not= bu dernekbir çok kanlı olaya damgasını vurmuştur ve o zamanlar (60lı yıllar) çok muteber bir dernekti. bu dernek için devlet katında bile akan sular duruyordu.
ama komunizmle mücadele derneklerinden kurtulduk ama şeriat devletine doğru yol almaya başladık.(umarım yanılırım)
ozgur_beyin
14-05-2010, 20:36
hanefi mezhebinin kurucusu ebu hanifenin babasının adı zevta'dır. ebu hanife arap değil farisidir. babası zerdüşt dininden dönme müslümandır.
islami siteler bu zerdüştlüğü es geçerler ve babasının faziletlerinden bahsederler.
ozgur_beyin
26-07-2010, 02:44
üsküpte (yugoslavya)beyan baba adında bir türbe vardır.
içinde yatan sultan beyazıdın kızı beyhan sultan yatmaktadır. ama beyhan sultan zamanla isim değiştirip beyan baba olmuş ve evliyalığa doğru yelken açmıştır. ve günümüzdede çul çaput bağlanmaya başlamıştır
hanefi mezhebinin kurucusu ebu hanifenin babasının adı zevta'dır. ebu hanife arap değil farisidir. babası zerdüşt dininden dönme müslümandır.
islami siteler bu zerdüştlüğü es geçerler ve babasının faziletlerinden bahsederler.
Sizin babanızın dinine bakarak nasıl sizin (ateist) olduğunuzu anlayamıyor isek,
verdiğiniz ebu hanife'nin etnik kimliği ile söyledikleri arasında bir bağ kurmamız olası değildir.
Ki canim kadar sevmeme ebu hanifeyi.
Ama çarpıtmanın bu kadarına da pes doğrusu.
bu sanki birisini dikizleyerek uzaktan onun hakkında yayın yapmak gibi birşey. bu iste bir nevi paparazzi gibi davranıyor. Oysa paparazzilerin yayınlarının bir çoğu gercekten de pis ilişkiler ile örülüdür.
Yani demem o ki, bu sitede bulunan insanların bir çoğu dinsiz, dinciler ile birşekilde temas halinde ve burada onların yüzüne söylemeyemediklerini deşifre ederek tatmin oluyorlar.
Oysa bu cok yanlış
Madem başka hayat yok, ve madem kendinize muktedirsiniz o halde elinizde olan tek şey ya korkaklığınızı kabul ederek yaşayacak ya da ölümüne saldıracaksınız.
Yoksa gece ateist gündüz dindar bir kimlik inanın(...) dahi seçmediği bir yöntemdir.
ilginç,
ozgur_beyin
26-07-2010, 10:05
burkalp tam bir müslüman kimliği segilemişsiniz.yazdıklarımda sadece bilgi var. hakaret yok kötüleme yok.saksağanım kuyruklu kuşum .yazılanlarda yanlış olan ne çarpıtılan ne.
ebu hanifenin halife tarafından öldürüldüğündende haberin yok galiba.
ayrıca hanifenin babasının zerdüşt olması babasını bağlar.senin terbiyesiz ve okuduğunu anlamamanın seni bağlaması gibi.çarpıtma ne onları bir yaz ferasetine kurban olduğum dini bütün zırcahil
ozgur_beyin
20-01-2011, 19:14
bundan 70 milyon yıl önca iki karanın çarpışması sonunda oluşmaya başlayan himalayalar.
bugün bile yılda 5 mm yükselmeye devam etmektedir
bakkalmahmud
20-01-2011, 20:06
bundan 70 milyon yıl önca iki karanın çarpışması sonunda oluşmaya başlayan himalayalar.
bugün bile yılda 5 mm yükselmeye devam etmektedir
Sayin özgürbeyin,Hindistanin bundan 200 milyon yil önce afrika kitasindan kopup Asyaya kayip himalayalari olusturdugunu ve yazdiginiz gibi hersene santim (kac cm hatirlamiyorum aklimda 2 gibi kalmis)olarak yükseldiyini biliyordum,dogru olanin 200 milyon oldugundan eminim.
Sn. SABIRLI,
200 milyon yil önce afrika kitasindan kopup
70 milyon yıl önca iki karanın çarpışması
Her ikiniz de doğruyu söylüyorsunuz muhtemelen.
Biriniz kopma, diğeriniz çarpışma süresini vermişsiniz.
Afrika Kıtasından koptuktan sonra diğer kıta ile birleşmeye başlama için 130 milyon yıl çok değil.
Saygı, her şeyden önce...
ozgur_beyin
24-01-2011, 01:06
herkese islami öğütler verip islama davet eden saidin şakirdi fethullah gülenin hiç hacca gitmediğini biliyormuydunuz
ozgur_beyin
24-01-2011, 01:32
17 eylül 1961 de asılan adnan menderes , 1951/ 1960 yılları arasında43 kişinin adam kararını imzaladığını biliyormuydunuz
Hiçbir Osmanlı padişahının hacca gitmediğini.
ozgur_beyin
12-06-2011, 09:27
ünlü arap şairi imrul kays'ın mezarının ankara hıdırlık tepesinde olduğunu biliyormuydunuz
KIRZİNCRLERNİOSMANLI
13-06-2011, 11:39
Hiçbir Osmanlı padişahının hacca gitmediğini.
Vahdettin gitti.
ozgur_beyin
13-06-2011, 20:31
Vahdettin gitti.
padişah olarak vahdettin hacca gitmemiştir. sürgündeyken hicaz kıralı hüseyin davet ewtmiş ve hacca gidişi böyle olmuştur yani padişah olarak hacca gitmemiştir
ozgur_beyin
17-06-2011, 09:53
halife osman katledildikten sonra . naaşı üç gün ortada kalmış ve daha sonra karısı ve en fazla 6 kişiyle gömülmüştür önce cenazesi haşi kevkeb adlı yahudi mezarlığına gömülmüş.
daha sonraları muaviye bu mezarlığı satın alarak müslüman mezarlığına katmış böylecede osman bir nevi müslüman mezarlığına(baki) intikal ettirilmiştir.yani osman hala yahudilerle beraber yatıyor olmalı
ozgur_beyin
17-06-2011, 10:18
ayrıca cuma namazında okunan iç ezanı osman ihdas etmiştir. yani bir nevi dine ekleme yapmıştır (bu eklemeleri yapanların başında muaviye vardır buda ayrı bir konudur)
osman öldüğünde 100bin roma altını 1 milyon pers gümüşü ve 100bin pers gümüşü değerinde mülk , atve devesi vardı .y
yakışmazmı fakir peygambere! fakir !! halife
ozgur_beyin
06-07-2011, 23:54
orta çağda , herhangi bir şey yandıktan sonra içinden bir şeyler kaçarak ateşin söndüğüne inanılmakta ve bu kaçanın FİLOJİSTON olduğuna inanıldığını biliyormuydunuz?
ozgur_beyin
30-08-2011, 10:02
osmanlıda, misafire kahve ikram edildiğinde yanına bir bardakta su koyarlarmış.
misafir önce kahveyi alırsa. bu karnı tok anlamına gelirmiş. önce suyu alırsa bu misafirin aç olduğunu anlatırmış ve hemen misafire sofra kurulurmuş.
buda kahvenin yanındaki suyun esbabı mucizesi
ozgur_beyin
30-08-2011, 22:27
rusyada çekilen ilk renkli resim leo tolstoy'un resmidir
Türk sinema tarihinin bilinen ilk filmi Fuat Uzkınay tarafından 1914 tarihinde çekilen ''Ayastefanos'daki Rus Abidesinin Yıkılışı'' belgeseldir. Günümüze hiçbri kopyası ulaşamamıştır.
Uzkınay'ın diğer filmleri :
Leblebici Horhor Ağa (1916)
Himmet Ağanın İzdivacı (1918)
Zafer Yollarında (1923)
İzmir Zaferi (1942)
saygılar
ozgur_beyin
21-09-2011, 22:19
islamın(sünni islamın) göbeğineakılcılığı değilde nakilciliği sokan gazali. bir ruhi bunalımdan sonra akıldan vazgeçip sufilik yoluna girdiğini biliyormuydunuz?
ozgur_beyin
02-10-2011, 20:27
dünyanın en güçlü çarpışmasını rusyanın sibiryasında olduğunu biliyormuydunuz.
detay
http://www.bulutsu.org/ggg/
2. Abdülhamit cuma selamlıklarına kendisine çok benzeyen süt kardeşi İsmet bey’i göndermiş, böylece memleket meselelerine daha fazla zaman ayırıyormuş... kaynak (http://haber.gazetevatan.com/dublor-kullanmis/382941/1/Haber)
saygılar
ozgur_beyin
25-10-2011, 16:59
çayın 4750 yıldır bilinmekte ve içildiğini biliyormuydunuz
ozgur_beyin
05-11-2011, 23:01
incil ,adını (bible) lübnandaki, biblos kentinden aldığını biliyormuydunuz?
ozgur_beyin
06-03-2012, 23:36
şimdi dünyada her kumarbazın veya kumara düşkün olanın hayalini süslediği LAS VEGAS'I
BUGSY SİEGEL adlı bir gangsterin kurduğunu biliyormuydunuz?
bugsy'i merak eden buraya bakabilir.
http://en.wikipedia.org/wiki/Bugsy_Siegel
ozgur_beyin
09-04-2012, 21:54
günümüzde yaklaşık 80000 nufusa sahip bir şehir olan venedik. türkiye ye gelen turist kadar
turist geldiğini biliyormuydunuz (yaklaşık 25 milyon)
rastaman
21-09-2012, 20:30
2. Abdülhamit cuma selamlıklarına kendisine çok benzeyen süt kardeşi İsmet bey’i göndermiş, böylece memleket meselelerine daha fazla zaman ayırıyormuş... kaynak (http://haber.gazetevatan.com/dublor-kullanmis/382941/1/Haber)
saygılar
2.Abdulhamit'in suikast paranoyası hastalık boyutundadır,defalarca suikasta uğramış sultanın bu paranoyasının yersiz olduğu da söylenemez.
Cuma da düblor kullanmasının asıl sebebi güvenliktir,memleket meselelerine zaman ayırmak olduğunu sanmıyorum.
Bu arada ''cumada dublör kullanmak'' da nedir ya:)Cümle içinde kullanmak bile komik.
incil ,adını (bible) lübnandaki, biblos kentinden aldığını biliyormuydunuz?
Bunun nedeni de Mısır'da üretilen papirüslerin Yunanistan'a Biblos limanından ihraç edilmesi.. :)
Eski Macar Kralları ziyafet verdikleri zaman, saraylarına gelen davetlilerin arabalarının tekerleklerini çıkartırmış. Bunda amaç ziyaretçilerin vakitsiz ayrılmalarını önlemek ve eğlencenin devamını sağlamakmış :)
BİLİYOR MUYDUNUZ?
Osmanlı resmi belgelerinde ve padişah fermanlarından İstanbul'un adı 1. Dünya savaşı sonrasına kadar yüzlerce yıl Konstantiniyye olarak geçmiştir. Konstantinopolis olan Yunanca ismin sonuna -iyye eki getirilerek Osmanlıcalaştırılmıştır.
(Kaynak: Osmanlı'yı Yendiden Keşfetmek-İlber Ortaylı)
konuyu dağıtmadan. benim bildiğim istanbul da rumca dan geliyor. :) *aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık.
kaynakta buldum. http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=6616
istanbul'un kelime kökeninin islambol'dan geldiği rivayetleri de sıkça söylenmektedir.
İstanbul'a çağlar boyunca değişik adlar verilmiştir. Bu kent adları, kent tarihinin farklı dönemleriyle ile ilişkilidir. Bu adlar tarihsel sırayla, Byzantion, Augusta Antonina, Nova Roma, Konstantinopolis, Kostantiniyye, İslambol ve bugünkü İstanbul adlarıdır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stanbul
ozgur_beyin
10-10-2012, 17:57
türkiyede ilk defa, kartpostal yayınlayan max frütel adlı biri olduğunu biliyormuydunuz
türkiyede ilk defa, kartpostal yayınlayan max frütel adlı biri olduğunu biliyormuydunuz
İyi bir kartpostal koleksiyoncusuyum, ama bunu bilmiyordum. Kaynak belirtebilir misiniz?
14. Fransa Kralı 14. Louis, hayatında sadece bir kez banyo yapmış. Ne kadar doğrudur bilemiyorum :)
kaynak (http://www.enteresan.com/haber/banyo-yapmaktan-nefren-eden-fransa-krali-xiv-louis.rl.4.1.html)
Sudan nefret ettiği için böyle bir alışkanlık yaratmıştır kendisinde. İlk kez banyo yaptığı zaman da, bebeklik döneminde vaftiz olurken olmuştur.
14. Fransa Kralı 14. Louis, hayatında sadece bir kez banyo yapmış. Ne kadar doğrudur bilemiyorum :)
kaynak (http://www.enteresan.com/haber/banyo-yapmaktan-nefren-eden-fransa-krali-xiv-louis.rl.4.1.html)
Sudan nefret ettiği için böyle bir alışkanlık yaratmıştır kendisinde. İlk kez banyo yaptığı zaman da, bebeklik döneminde vaftiz olurken olmuştur.
Bu söylenti Almanya'da da var ama König Louis XIV'ün hayatında sadece 1 değil 3 kere banyo aldığı yönündedir.
1) bebekliğinde vaftiz olurken
2) kralın bir metresinin onun kokusuna dayanamadığı için yıkanmasını ısrar etmesi üzerine
3) ayıp olan yerinde (kıçında) bir döküntü yarası çıktığı için doktorunun ona reçete olarak oturma banyosu yapması gerektiğini söylediğinde..
Bu söylenti Almanya'da da var ama König Louis XIV'ün hayatında sadece 1 değil 3 kere banyo aldığı yönündedir.
1) bebekliğinde vaftiz olurken
2) kralın bir metresinin onun kokusuna dayanamadığı için yıkanmasını ısrar etmesi üzerine
3) ayıp olan yerinde (kıçında) bir döküntü yarası çıktığı için doktorunun ona reçete olarak oturma banyosu yapması gerektiğini söylediğinde..
uh içim rahatladı en azından 1 değilmiş :) kimse çıkıp bi tas su dökmemiş mi ?! ne pis adammış bu kral :)
uh içim rahatladı en azından 1 değilmiş :) kimse çıkıp bi tas su dökmemiş mi ?! ne pis adammış bu kral :)
İşin aslı bu dönemde kimsenin yıkanmadığıdır. Yüzlerce odası olan koskoca Versaille sarayında bir tek bir tane bile banyo yoktur. Bu devirde suyla yıkanmak sağlığa zararlı olarak algılanıyordu. Bu dönemde özellikle şehirlerde hijenik veya temiz su olmadığı için, ten üzerindeki açık gözeneklerden suyun vücüda gireceği ve bunun zehirlenmeye yol açacağı sanılıyor ve tehlikeli olarak görülüyordu (kısmen de doğrudur zaten, bu tehlike banyo yaparken her zaman vardır). İnsanlar bu dönemde suyla yıkanmak yerine parfüm kokularıyla kendi kokularını gidermeye çalışır ve bu şekilde temizlenirdi. Bunun yanında ter kokusu veya diğer insan kokusu bu devirde sağlıklı ve normal bir şey olarak algılanırdı.
Sn. Alka verdiğiniz bilgilere istinaden az önce bi forumda okudum. Sarayında tuvalet de bulundurmamış Kral Louis XIV, okuduğum sayfalar sadece onun için geçerli bir durum diye düşündürmüştü bunu bana. Madem ki o dönemde, suyla yıkanmak sağlığa zararlı olarak düşünülüyordu, 2. ve 3. banyosunu nasıl açıklayabiliriz? Banyo yapmadığı için de, ayıp yerinde yara çıkmamış mı.. öyle de böyle de durum kötü..
Bir de parfümün kullanımına dair;
bildiğim kadarıyla parfümün ilk kullanımı 14.yüzyılda gerçekleşmişti, hatta Macar Kraliçesine atfedilmişti ve macar suyu ismi verilmişti.
Fransa'da kullanımı da tabiki günümüz parfüm niteliğine kavuşmuş haliyle 17/18. yüzyıllara denk geliyor.
IV. Louis, Fransa'nın en uzun süre tahtta kalan kralıymış 1643-1715 yılları arasında krallık yaptığına göre de zamanın trendi parfüm gayet mantıklı bi çözüm olmuştur:)
Sn. Alka verdiğiniz bilgilere istinaden az önce bi forumda okudum. Sarayında tuvalet de bulundurmamış Kral Louis XIV, okuduğum sayfalar sadece onun için geçerli bir durum diye düşündürmüştü bunu bana. Madem ki o dönemde, suyla yıkanmak sağlığa zararlı olarak düşünülüyordu, 2. ve 3. banyosunu nasıl açıklayabiliriz? Banyo yapmadığı için de, ayıp yerinde yara çıkmamış mı.. öyle de böyle de durum kötü..
Tarihi bulgulara göre Orta Çağ'da yani 13. ve 14. yy'da su ile yıkanmak normal bir yıkanış şekliydi. O dönemde evde banyo bulundurmak ise çok lüks ve pahalı bir şey olduğu için halk banyo evlerine giderdi. (Bizde de yakın geçmişte olduğu gibi).
Ancak 15. ve 16. yy'da su ile temizlenme ve banyo kültürü aşağılanmaya ve küçük görülmeye başladı. Bunun nedenleri arasında halka açık banyo evlerinin ahlaksızlık yaydığı görüşüydü.
Bu dönemde banyo evlerinde çiftlerin baş başa kalabileceği ve yalnız olabilecekleri özel ayrı bölümler vardı. Bu nedenle banyo evlerinden geneleve geçiş arasındaki sınır çok belirsiz olup bu dönemde aynı zamanda buna paralel olarak cinsel bulaşıcı hastalıklar da daha sık görülmeye başladı. Ancak bunun nedeni sanıldığı gibi suyla yıkanmak değil, cinsel ilişkinin kendisiydi ve bu ilişki o dönemde bilinmiyordu.
Bu yüzden banyo evlerinin ve suyla yıkanmanın hastalıklara yol açtığı düşünülmeye başlanmış ve suyla yıkanmanın kendisi tehlikeli olarak görülmeye başlanmıştır.
16. ve 17 yy'da bu inanç devam etmiş insanlar su dışında başka yollarla temizlenmeye çalışmıştır. Mesela bezlere veya mendillere pudra sürerek pudra tozu ile yüzlerini temizlemişler veya parfümlü mendiller kullanmıştır.
Suyun temiz olmadığı görüşü ise 18. yy'da yavaş yavaş terkedilmeye başlanmıştır. Tam olarak 1720/30 yılları arasında suyun temiz olduğu görüşü yavaş yavaş yerleşmeye başlamıştır.
"Temizlik yapmak için vücut uzuvlarının bakımı mutlak bir zorunluluktur. Uzuvlar her gün suyla yıkanmalı ve bu amaçla suyun içine türlü aromatik bitkiler veya alkol içeren sıvılar konulmalıdır." (Le Médecin des Dames, 1772) (Hanımların Temizlik ve Sağlık Bakımı, 1772)
Teşekkürler Sevgili Alka..
Tarihte bugün;
07/11/1892 İstanbul'da Darülaceze'nin temeli atıldı.
07/11/1893 ABD'nin Colorado eyaletinde kadınlara oy verme hakkı tanındı.
07/11/1910 Rus yazar Tolstoy öldü.
07/11/1917 Ekim Devrimi; Bolşevikler Rusya'da iktidarı ele geçirdiler. Sovyetler Birliği kuruldu.
07/11/1918 Grip salgını Batı Samoa'ya yayıldı. Yıl sonuna dek 7.542 kişinin (nüfusun 20'si) ölümüne neden olacak.
07/11/1929 New York'taki Modern Sanatlar Müzesi halka açıldı.
07/11/1962 Uluslararası Evlilik Oluru, En Düşük Evlilik Yaşı ve Evliliklerin Yazımı Sözleşmesi imzalandı. Türkiye bu sözleşmeyi onaylamadı.
07/11/2003 Dünyanın en büyük yüzen kitap fuarı ''MV Daulus'' İzmir'in Alsancak Limanı'na geldi.
kaynak (http://www.tarihtebugun.gen.tr/)