Orijinalini görmek için tıklayınız : Kendi Kürdünü İnkar, Komşunun Kürdüne Savaş..
2000 lerin dünyasında Musul üzerinde hakkı olduğunu düşünebilmek için Cumhuriyetin Türkçü konseptini değiştirmesi ve kendi Kürtlerinin anayasal vatandaşlık bağlamında eşit haklarını tanımakla işe başlamak gerekmektedir.
Savaş sorununu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) politikasıyla sınırlı tartışmak, dünyanın herhangi bir yerinde değil ama Türkiye'de olabildiğine saptırıcı olacaktır.
Çünkü Türkiye, bu savaş olasılığına sadece ABD bağımlılığıyla değil, aynı zamanda kendi konum ve talepleriyle müdahildir. Nitekim komşu Kürtlerin devletleşmesini savaş nedeni ilan eden ve oradaki siyasal gelişmeleri askeri yollarla kontrol etmeye çalışan politikası, onun ABD ile yaşadığı anlaşmazlıkta da belirleyici bir rol oynamaktadır.
Halen kendiyle yetinmesini engelleyen Osmanlıcı ve Türkçü hayalleri yanı sıra kendi çok kimlikli gerçekliğiyle barışık yaşamaması, Türkiye'nin Irak konusunda temel handikaplarını oluşturmaktadır.
YAYILMACILIK VE MİLİTARİZM
Bunları aşamaması halinde demokratikleşmesinin imkansızlığı bir yana yayılmacı ve militarist savrulmalardan kendini koruması da olanaksızdır. Nitekim savaş tartışmalarında bunun somut yansımaları ile karşı karşıyayız.
Kendi Kürt sorununu ezmekte ısrar eden bir Türkiye'nin, Irak Kürtlerinin devletleşmesini kendi geleceğine bir tehdit olarak algılaması, dolayısıyla bir savaş sorunu olarak yaşaması kaçınılmazlaşıyor.
Bu da tıpkı ABD'nin Irak özgülünde gerçekleştirdiği "önleyici vuruşun" bir prototipini kendi "arka bahçesinde" denemeye yönelmesi demektir.
12 EYLÜL ANAYASASI'NIN DA GERİSİNE
Oysa böylesi bir yönelim, sadece uluslar arası hukuk açısından değil kendi hukukumuz açısından da gayrı meşru. Nitekim 92. madde bunu açıkça yasaklıyor. Ama ne yazık ki sorunlarımızı çözme iradesinden yoksunluk, bizi 12 Eylül Anayasasının bile gerisine sürüklüyor. .
Bu noktada sorun sadece basit bir hukuk ihlali olmayıp ciddi bir Kürt-Türk savaşı riskini barındırmaktadır. Bunun sorumlusu ise, her halükarda dış müdahaleyi yapan olacaktır.
Risk almak ancak kendi meşru topraklarına ve vatandaşlarına yönelik saldırı durumunda kabul edilebilir.Oysa halen ne topraklarımıza ne vatandaşlarımıza bir saldırı söz konusu değildir.
MEŞRU ZEMİN!
Dolayısıyla Irak'a müdahale için meşru bir zemin yoktur. Meşruiyet dayanağı olarak geriye ABD'nin kullandığı "önleyici vuruş" stratejisi kalıyor, ki bizim olası bir Irak harekatımızın meşruiyeti, ABD'nin Irak saldırısının meşruiyeti kadardır. Böylesi bir olasılıkta bizim dünya çapında ödeyeceğimiz faturanın çok daha ağır olacağı da cabası.
Bu noktada ABD müdahalesine karşı çıkarken Türkiye'nin Irak'a müdahalesini savunanların içsel tutarsızlıklarına da işaret edilmelidir. Her şey bir yana, olası bir Kürt devletleşmesini, askeri yolla engellemenin, BM hukukunu alenen ihlal etmek olacağı açıktır.
Bunun diyelim ki, "Bağdat'ın zımni muvafakati alınarak yapılması" (Mümtaz Soysal) halinde bile en küçük bir meşruiyeti olmayacaktır.
Bu durumu ne solcu bir geçmiş ne anti Amerikan duruş ne de anayasa profesörlüğü değiştiremez; izan yeterlidir. Esasen bu "önleyici müdahale" anlayışının, "suçu" ortadan kaldırmak gerekçesiyle işkenceyi savunmak gibi bir şey olduğu, dahası muhatabının kitleselliği oranında ondan çok daha büyük bir insanlık suçu olacağı da açıktır.
IRAK'TA NE YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ?
Halen Irak özgülünde izlenen siyasetin tutarlı bir açıklamasını yapabilmek olanaksızdır. Bir yandan Irak'ı parçalamaya çalışan ABD ile işbirliği yapıp diğer yandan Irak'ın bütünlüğünü korumak için askeri müdahaleyi savunuyoruz.
Bir avuç Türkmeni güçlendirmeye ve kurucu unsur yapmaya çalışırken, Irak'ın asli unsuru olan Kürtleri bu konumdan çıkarmaya ve anti demokratik Irak'taki konumundan bile geriye itelemeye çalışıyoruz.
Bu arada Türkmenlerin haklarını savunuyormuş görünürken, hak ve özgürlüklerinin gereği olarak Kürt Parlamentosunda yer alışlarını, Onu meşrulaştırmasınlar diye engelleyip, kendi devlet çıkarlarımız için can güvenliklerini riske atıyoruz. Ve bunların üzerine Kürtleri iktidarsızlaştıracağımız bir Irak'a garantör olmaya çalışıyoruz.
TÜRKİYE ÇIKAMAYACAK
Tüm bu politikalarıyla Türkiye, Irak'ın demokratikleşmesini engellemek bir yana kendi demokratikleşebilmesinin önünü daha da kapatmış olacaktır. Dahası, bir kere Irak'a girdikten sonra geri çekilmek de, söz konusu çözümsüzlük politikasıyla olanaksız olacaktır. ABD vurup düzenledikten sonra çıkacaktır, ama Türkiye çıkamayacaktır.
Nitekim halen mevcut 20 bin askerini bile geri çekememektedir. Hele ki orada bir askerimizin ölmesi halinde bu iş daha da olanaksızlaşacak, Iraktaki Kürt toprakları, Türkiye'nin demokratikleşme olasılıklarını da boğan tam bir bataklığa dönüşecektir.
Türkiye'nin savaş politikası halen ne yapıp edip Kürtlerin devletleşmesinin engellenmesi gibi negatif bir temelde biçimleniyor. Şimdilik güç dengeleri sayesinde bunu sağlıyor; ancak bu politikanın ufku, çözüm üretme yeteneği ve dünyanın gelişme eğilimleriyle bağı bulunmamaktadır.
"KÜRT DEVLETİ" VE SAVAŞ GEREKÇESİ
Savunulan statükonun bütünüyle anti demokratik olduğu, aşiret diye küçümsediğimiz Kürtlerin, Türkmen ve Süryanilerin haklarını içeren demokrasisinin bile gerisine düşen bir konum sergilediği açık. Kaldı ki kuzey Irak'ta bir "Kürt Devleti" kurulması olasılığının, devletler hukuku açısından Türkiye'nin bu savaşa katılmasına gerekçe olamayacağı da açık.
Çünkü Kürtlerin Kuzey Irak'ta bir devlet kurup kurmayacakları sorunu Türkiye'nin değil Irak'ta yaşayan Kürtler'in ve Irak halklarının kendi kaderleriyle ilgilidir. Bu olasılık karşısında TC'nin alabileceği biricik meşru tutum, Türkiye'de yaşayan Kürtler'in hak ve özgürlüklerine yönelik bir dizi demokratik düzenleme olabilir.
Aziz Nesin'in, "Bulgaristan'da Türkler Türkiye'de Kürtler" şeklindeki analojisinde de özlü olarak ifade ettiği gibi artık Türkiye, hiç olmazsa Irak ve Bulgar Türklerinin haklarını kendi Kürtlerine çok gören ve bunu sonucu komşulardaki gelişmeleri savaş önlemleriyle karşılayan konumdan vazgeçmelidir.
MAZERETLER VE TUTARSIZLIKLAR
Bu noktada BM'in, sınırların değiştirilmezliğini öngören 2(4). Maddesi gerekçe gösterilerek ulusların kaderlerini tayin hakkına karşı duruş gerekçelendirilemez.
Bunu özellikle bizim yapmamız daha da komik; çünkü resmi bilincimiz, Irak sınırlarının İngilizlerce suni olarak çizildiği şeklinde biçimlenmektedir. Dolayısıyla gelinen noktada düşülen pozisyon, kendi çözümsüzlüğünün diyeti olarak bu suni sınırların savaş pahasına koruyuculuğu olmaktadır.
Kürtlerin " feodal önderlikler " peşinde gittiği gerekçesiyle ulusal realiteleri ve haklarını tanımamanın gerekçelendirilmesi de aynı şekilde, kendimizden ve Saddam'dan başkasını ikna etmeyecek bir yaklaşım. Irak'ın parçalanması halinde, Musul'un Irak'a bırakıldığı Haziran 1926 Ankara Antlaşması'nın feshi, dolayısıyla oradaki "haklarımızın" meşru hale geleceği iddiası da aynı oranda mesnetsiz.
KORKU YERİNE SEVİNÇ
Herşeyden önce oranın bize at olduğu iddiasının, TC Osmanlı ile özdeşleştirilmeyecekse, cumhuriyet ve ulusal devlet mantığı içinde gerekçelendirilmesi olanaksızdır.
Komşunun, bizimkilerin yarısından az Kürtleri devletleşince bizdekilerin de bu doğal hayale sürüklenebileceği korkusu, halen devletin Kürt politikasını belirleyen başlıca faktör olmaktadır.
Oysa bu korkunun sorunlu karakteri bir yana, aşılması da sanılandan kolaydır: Kendi Kürtlerini tanıyan, onların kimliklerinden kaynaklı haklarını kabullenen, onları kurucu ve eşit haklı yurttaşları olarak gören, anayasal konseptini bu evrensel ve demokratik kurala göre değiştiren bir Türkiye'nin, Irak Kürtlerinin devletleşmesinden korkmak yerine, bu gelişmeden sevinç üretebileceği açıktır.
Çünkü kendinin en büyük ikinci parçasının, geçmişte suni olarak ve zoraki kendinden koparılmış parçasının haklarına kavuşmasıdır söz konusu olan.
AMASYA TAMİMİ
Üstelik böyle bir çözüm için tarihsel dayanaklarımız olduğu da anımsanmalıdır. Nitekim İ. İnönü'nün, Lozan görüşmelerinde Türklerin ve Kürtlerin temsilcisi olarak bulunduğunu belirtmesi, Amasya Tamiminin, kendi meşruiyetini, "Biz Türkler ve Kürtler olarak" kurduğu anımsansın. Bunun gerektirdiği yükümlülük ise açıktır; Türklerin, Kürtlerin ve herkesin cumhuriyeti olmak, birlikteliği inkar politikalarından arındırmak...
Dolayısıyla 2000'lerin dünyasında Musul üzerinde hakkı olduğunu düşünebilmek
için Cumhuriyetin Türkçü konseptini değiştirmesi ve kendi Kürtlerinin anayasal vatandaşlık bağlamında eşit haklarını tanımakla işe başlamak gerekmektedir. Bu politika, Türkiye'nin hem bölgede hem de dünyada elini güçlendirecek, Kürt Türk kardeşliğini gerçekleştirecek, belki de gönüllü birlikteliği getirecek biricik demokratik tavırdır.
Oysa bunu yapmayan Türkiye kendi demokratikleşmesini de engellemektedir. Demokratikleşememenin sonuçlarını ise, halen dünya insani gelişme sıralamasında 85. sıraya düşerek, ekonomik kalkınmamızı bir türlü sağlayamayarak ödüyoruz.
Erdoğan AYDIN
08.03.2003
Barzani ve Talabani Türkiye'deki kürtleri de kapsayan bir kürt devletinden yana değildir. Buna sebep onların iktidarı Türkiye'de yaşayan Kürtlere kaptırmaktan korkmalarıdır. Velhasıl kelam PKK'nın bertaraf edilmesinden yanadırlar, tamamen yok edilmesinide istememektedirler. Bu da birkaç cılız itiraz dışında Türkiye'ye karşı çıkmamaktadırlar. Sanırım Amerika, Barzani ve Talabani'ye güvenen PKK ciddi bir hayal kırıklığı yaşamaktadır, bu ne ilk ne de son olacağa benziyor.
* *Kürt halkı zaten Türklerle birlikte yaşama arzusundadırlar. Son seçimlerde de bunu çok açık bir şekilde göstermişlerdir. Ama DTP ye de teveccüh göstermişlerdir. Fakat DTP her zaman olduğu gibi bu avantajı değerlendirememiş sloganların peşinde ve PKK nın güdümünde sürüklenmiştir. Sürekli gerginlik politika izlemiş ve semeresinide görecektir. Önümüzdeki yerel seçimlerde de kalelerini kaybedecektir.
* *Sanki ortada Turan varmış gibi buna karşı tezler ileri sürme komedisi her yerde devam ediyor. Türkiye'de Turancı mutlaka vardır, ama etkileri okyanusta su damlacığı kadardır. Kürt sorununun çıkışını Turancılıkta görmek bana aşırı naif bir yaklaşım olarak gelmektedir.
* *Ben çözümü *Kürtlerin üretime katılmasında, doğuda eğitim seferberliği ilan edilmesinde, sağlık hizmetlerinin götürülmesinde görüyorum. DTP böylesi somut hedefler üzerine yoğunlaşmalıdır.
Bu lafazanlıklardan herkes bıkmıştır.
* *Ajitatif söylemler kimseyi etkilememektedir. Artık bölücü tavırların ve eylemlerin yerini birleştirici söylem ve eylemler almalıdır.
* *Selamlar.
meaculpa
25-02-2008, 04:56
Kendi kürdünü inkar, komşunun kürdüne savaş...
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * Ve hala kürt-türk kardeştir diyen iki yüzlü devlet politikaları...
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * Nihai çözüm; herkes Türkleşti (rildik) k diyecek!!!
Kendi temellerini demokrasi ile sağlam tutamayan devlet bu konuda da tökezlemeye mahkumdur.
Sınır dışı operasyon, iç siyasi düzenlemelere perde olarak kullanılmış, faydacılığı tartışmalı, anlamsız bir harekettir.
İşin çok çok içinde ırkçı bir temelin olduğunu bile zannetmiyorum.
Türk ya da Kürt fark etmez bir yerde.
Kontrol ve gücün bulunduğu ellerdir önemli olan. Ve bu güç ile hükmetme işlevi.
Buna şaşırmamak lazım. İşin içinde sadece ırk olsa idi şimdiki iktidar, göbeğini kaşıyan adamlarla eşitlenmezdi.
gercekisim
25-02-2008, 11:37
2000 lerin dünyasında Musul üzerinde hakkı olduğunu düşünebilmek için Cumhuriyetin Türkçü konseptini değiştirmesi ve kendi Kürtlerinin anayasal vatandaşlık bağlamında eşit haklarını tanımakla işe başlamak gerekmektedir.
Savaş sorununu Amerika Birleşik Devletleri (ABD) politikasıyla sınırlı tartışmak, dünyanın herhangi bir yerinde değil ama Türkiye'de olabildiğine saptırıcı olacaktır.
Çünkü Türkiye, bu savaş olasılığına sadece ABD bağımlılığıyla değil, aynı zamanda kendi konum ve talepleriyle müdahildir. Nitekim komşu Kürtlerin devletleşmesini savaş nedeni ilan eden ve oradaki siyasal gelişmeleri askeri yollarla kontrol etmeye çalışan politikası, onun ABD ile yaşadığı anlaşmazlıkta da belirleyici bir rol oynamaktadır.
Halen kendiyle yetinmesini engelleyen Osmanlıcı ve Türkçü hayalleri yanı sıra kendi çok kimlikli gerçekliğiyle barışık yaşamaması, Türkiye'nin Irak konusunda temel handikaplarını oluşturmaktadır.
YAYILMACILIK VE MİLİTARİZM
Bunları aşamaması halinde demokratikleşmesinin imkansızlığı bir yana yayılmacı ve militarist savrulmalardan kendini koruması da olanaksızdır. Nitekim savaş tartışmalarında bunun somut yansımaları ile karşı karşıyayız.
Kendi Kürt sorununu ezmekte ısrar eden bir Türkiye'nin, Irak Kürtlerinin devletleşmesini kendi geleceğine bir tehdit olarak algılaması, dolayısıyla bir savaş sorunu olarak yaşaması kaçınılmazlaşıyor.
Bu da tıpkı ABD'nin Irak özgülünde gerçekleştirdiği "önleyici vuruşun" bir prototipini kendi "arka bahçesinde" denemeye yönelmesi demektir.
12 EYLÜL ANAYASASI'NIN DA GERİSİNE
Oysa böylesi bir yönelim, sadece uluslar arası hukuk açısından değil kendi hukukumuz açısından da gayrı meşru. Nitekim 92. madde bunu açıkça yasaklıyor. Ama ne yazık ki sorunlarımızı çözme iradesinden yoksunluk, bizi 12 Eylül Anayasasının bile gerisine sürüklüyor. .
Bu noktada sorun sadece basit bir hukuk ihlali olmayıp ciddi bir Kürt-Türk savaşı riskini barındırmaktadır. Bunun sorumlusu ise, her halükarda dış müdahaleyi yapan olacaktır.
Risk almak ancak kendi meşru topraklarına ve vatandaşlarına yönelik saldırı durumunda kabul edilebilir.Oysa halen ne topraklarımıza ne vatandaşlarımıza bir saldırı söz konusu değildir.
MEŞRU ZEMİN!
Dolayısıyla Irak'a müdahale için meşru bir zemin yoktur. Meşruiyet dayanağı olarak geriye ABD'nin kullandığı "önleyici vuruş" stratejisi kalıyor, ki bizim olası bir Irak harekatımızın meşruiyeti, ABD'nin Irak saldırısının meşruiyeti kadardır. Böylesi bir olasılıkta bizim dünya çapında ödeyeceğimiz faturanın çok daha ağır olacağı da cabası.
Bu noktada ABD müdahalesine karşı çıkarken Türkiye'nin Irak'a müdahalesini savunanların içsel tutarsızlıklarına da işaret edilmelidir. Her şey bir yana, olası bir Kürt devletleşmesini, askeri yolla engellemenin, BM hukukunu alenen ihlal etmek olacağı açıktır.
Bunun diyelim ki, "Bağdat'ın zımni muvafakati alınarak yapılması" (Mümtaz Soysal) halinde bile en küçük bir meşruiyeti olmayacaktır.
Bu durumu ne solcu bir geçmiş ne anti Amerikan duruş ne de anayasa profesörlüğü değiştiremez; izan yeterlidir. Esasen bu "önleyici müdahale" anlayışının, "suçu" ortadan kaldırmak gerekçesiyle işkenceyi savunmak gibi bir şey olduğu, dahası muhatabının kitleselliği oranında ondan çok daha büyük bir insanlık suçu olacağı da açıktır.
IRAK'TA NE YAPMAYA ÇALIŞIYORUZ?
Halen Irak özgülünde izlenen siyasetin tutarlı bir açıklamasını yapabilmek olanaksızdır. Bir yandan Irak'ı parçalamaya çalışan ABD ile işbirliği yapıp diğer yandan Irak'ın bütünlüğünü korumak için askeri müdahaleyi savunuyoruz.
Bir avuç Türkmeni güçlendirmeye ve kurucu unsur yapmaya çalışırken, Irak'ın asli unsuru olan Kürtleri bu konumdan çıkarmaya ve anti demokratik Irak'taki konumundan bile geriye itelemeye çalışıyoruz.
Bu arada Türkmenlerin haklarını savunuyormuş görünürken, hak ve özgürlüklerinin gereği olarak Kürt Parlamentosunda yer alışlarını, Onu meşrulaştırmasınlar diye engelleyip, kendi devlet çıkarlarımız için can güvenliklerini riske atıyoruz. Ve bunların üzerine Kürtleri iktidarsızlaştıracağımız bir Irak'a garantör olmaya çalışıyoruz.
TÜRKİYE ÇIKAMAYACAK
Tüm bu politikalarıyla Türkiye, Irak'ın demokratikleşmesini engellemek bir yana kendi demokratikleşebilmesinin önünü daha da kapatmış olacaktır. Dahası, bir kere Irak'a girdikten sonra geri çekilmek de, söz konusu çözümsüzlük politikasıyla olanaksız olacaktır. ABD vurup düzenledikten sonra çıkacaktır, ama Türkiye çıkamayacaktır.
Nitekim halen mevcut 20 bin askerini bile geri çekememektedir. Hele ki orada bir askerimizin ölmesi halinde bu iş daha da olanaksızlaşacak, Iraktaki Kürt toprakları, Türkiye'nin demokratikleşme olasılıklarını da boğan tam bir bataklığa dönüşecektir.
Türkiye'nin savaş politikası halen ne yapıp edip Kürtlerin devletleşmesinin engellenmesi gibi negatif bir temelde biçimleniyor. Şimdilik güç dengeleri sayesinde bunu sağlıyor; ancak bu politikanın ufku, çözüm üretme yeteneği ve dünyanın gelişme eğilimleriyle bağı bulunmamaktadır.
"KÜRT DEVLETİ" VE SAVAŞ GEREKÇESİ
Savunulan statükonun bütünüyle anti demokratik olduğu, aşiret diye küçümsediğimiz Kürtlerin, Türkmen ve Süryanilerin haklarını içeren demokrasisinin bile gerisine düşen bir konum sergilediği açık. Kaldı ki kuzey Irak'ta bir "Kürt Devleti" kurulması olasılığının, devletler hukuku açısından Türkiye'nin bu savaşa katılmasına gerekçe olamayacağı da açık.
Çünkü Kürtlerin Kuzey Irak'ta bir devlet kurup kurmayacakları sorunu Türkiye'nin değil Irak'ta yaşayan Kürtler'in ve Irak halklarının kendi kaderleriyle ilgilidir. Bu olasılık karşısında TC'nin alabileceği biricik meşru tutum, Türkiye'de yaşayan Kürtler'in hak ve özgürlüklerine yönelik bir dizi demokratik düzenleme olabilir.
Aziz Nesin'in, "Bulgaristan'da Türkler Türkiye'de Kürtler" şeklindeki analojisinde de özlü olarak ifade ettiği gibi artık Türkiye, hiç olmazsa Irak ve Bulgar Türklerinin haklarını kendi Kürtlerine çok gören ve bunu sonucu komşulardaki gelişmeleri savaş önlemleriyle karşılayan konumdan vazgeçmelidir.
MAZERETLER VE TUTARSIZLIKLAR
Bu noktada BM'in, sınırların değiştirilmezliğini öngören 2(4). Maddesi gerekçe gösterilerek ulusların kaderlerini tayin hakkına karşı duruş gerekçelendirilemez.
Bunu özellikle bizim yapmamız daha da komik; çünkü resmi bilincimiz, Irak sınırlarının İngilizlerce suni olarak çizildiği şeklinde biçimlenmektedir. Dolayısıyla gelinen noktada düşülen pozisyon, kendi çözümsüzlüğünün diyeti olarak bu suni sınırların savaş pahasına koruyuculuğu olmaktadır.
Kürtlerin " feodal önderlikler " peşinde gittiği gerekçesiyle ulusal realiteleri ve haklarını tanımamanın gerekçelendirilmesi de aynı şekilde, kendimizden ve Saddam'dan başkasını ikna etmeyecek bir yaklaşım. Irak'ın parçalanması halinde, Musul'un Irak'a bırakıldığı Haziran 1926 Ankara Antlaşması'nın feshi, dolayısıyla oradaki "haklarımızın" meşru hale geleceği iddiası da aynı oranda mesnetsiz.
KORKU YERİNE SEVİNÇ
Herşeyden önce oranın bize at olduğu iddiasının, TC Osmanlı ile özdeşleştirilmeyecekse, cumhuriyet ve ulusal devlet mantığı içinde gerekçelendirilmesi olanaksızdır.
Komşunun, bizimkilerin yarısından az Kürtleri devletleşince bizdekilerin de bu doğal hayale sürüklenebileceği korkusu, halen devletin Kürt politikasını belirleyen başlıca faktör olmaktadır.
Oysa bu korkunun sorunlu karakteri bir yana, aşılması da sanılandan kolaydır: Kendi Kürtlerini tanıyan, onların kimliklerinden kaynaklı haklarını kabullenen, onları kurucu ve eşit haklı yurttaşları olarak gören, anayasal konseptini bu evrensel ve demokratik kurala göre değiştiren bir Türkiye'nin, Irak Kürtlerinin devletleşmesinden korkmak yerine, bu gelişmeden sevinç üretebileceği açıktır.
Çünkü kendinin en büyük ikinci parçasının, geçmişte suni olarak ve zoraki kendinden koparılmış parçasının haklarına kavuşmasıdır söz konusu olan.
AMASYA TAMİMİ
Üstelik böyle bir çözüm için tarihsel dayanaklarımız olduğu da anımsanmalıdır. Nitekim İ. İnönü'nün, Lozan görüşmelerinde Türklerin ve Kürtlerin temsilcisi olarak bulunduğunu belirtmesi, Amasya Tamiminin, kendi meşruiyetini, "Biz Türkler ve Kürtler olarak" kurduğu anımsansın. Bunun gerektirdiği yükümlülük ise açıktır; Türklerin, Kürtlerin ve herkesin cumhuriyeti olmak, birlikteliği inkar politikalarından arındırmak...
Dolayısıyla 2000'lerin dünyasında Musul üzerinde hakkı olduğunu düşünebilmek
için Cumhuriyetin Türkçü konseptini değiştirmesi ve kendi Kürtlerinin anayasal vatandaşlık bağlamında eşit haklarını tanımakla işe başlamak gerekmektedir. Bu politika, Türkiye'nin hem bölgede hem de dünyada elini güçlendirecek, Kürt Türk kardeşliğini gerçekleştirecek, belki de gönüllü birlikteliği getirecek biricik demokratik tavırdır.
Oysa bunu yapmayan Türkiye kendi demokratikleşmesini de engellemektedir. Demokratikleşememenin sonuçlarını ise, halen dünya insani gelişme sıralamasında 85. sıraya düşerek, ekonomik kalkınmamızı bir türlü sağlayamayarak ödüyoruz.
Erdoğan AYDIN
08.03.2003
Risk almak ancak kendi meşru topraklarına ve vatandaşlarına yönelik saldırı durumunda kabul edilebilir.Oysa halen ne topraklarımıza ne vatandaşlarımıza bir saldırı söz konusu değildir.
Kendi meşru topraklarına ve vatandaşlarına yönelik saldırı durumu olmadığını mı sanıyor acaba Erdoğan Aydın? Peki o zaman hergün meydana gelen saldırılar nerden geliyor,uzaydan mı?
Dolayısıyla Irak'a müdahale için meşru bir zemin yoktur
Daha nasıl bir meşru zamin arıyor bu yazar? Bu memleketin insanlarına,topraklarına saldıran o..çocukları Irak'ın kuzayinden gelmiyor mu? yoksa onlar da uzaydan mı geliyor?
ki bizim olası bir Irak harekatımızın meşruiyeti, ABD'nin Irak saldırısının meşruiyeti kadardır
öYLE DEĞİL! Erdoğan Aydın...öyle değil! Amerikan vatandaşlarına Irak'tan sınırı geçerek gelip,saldırı düzenleyen,çoluk çocuk,asker sivil demeden öldüren kimse yoktu! ama Türkiye'ye gelip söylenen eylemleri yapanlar var! Sen nerde yaşıyorsun?!
Bir avuç Türkmeni güçlendirmeye ve kurucu unsur yapmaya çalışırken, Irak'ın asli unsuru olan Kürtleri bu konumdan çıkarmaya ve anti demokratik Irak'taki konumundan bile geriye itelemeye çalışıyoruz.
Bu arada Türkmenlerin haklarını savunuyormuş görünürken, hak ve özgürlüklerinin gereği olarak Kürt Parlamentosunda yer alışlarını, Onu meşrulaştırmasınlar diye engelleyip, kendi devlet çıkarlarımız için can güvenliklerini riske atıyoruz. Ve bunların üzerine Kürtleri iktidarsızlaştıracağımız bir Irak'a garantör olmaya çalışıyoruz.
Senin bira avuç Türkmen diyerek insan yerine koymadığın ve oradaki Kürtler tarafından ezilip,katledilen kişilerin insan olduğunu düşünemiyor musun? Kürtleri de hemen Irak'ın asli unsuru yapıverdin bakıyorum da...:) peki araplar ve Türkler yabancı unsur mu? bu kadar yanlışlarla dolu bir yazıyı böyle birisinden beklemezdim...
Evet kendisini ezenlerin oluşturduğu ve katılmanız halinde size kendi kendinizi ezdirecek,kendinizi hançerlemenize sebep olacak,intihar etmenizi sağlayacak bir oluşumu meşru görmek manasızdır! can güvenliğ zaten bu güçler tarafından tehdit edilenlerin bu şekilde davranarak can güvenliklerine karşı yeni bir tehdit oluşturmayacağı,hatta kendisini savunmaya geçmiş olacağı ortada!
Aziz Nesin'in, "Bulgaristan'da Türkler Türkiye'de Kürtler" şeklindeki analojisinde de özlü olarak ifade ettiği gibi artık Türkiye, hiç olmazsa Irak ve Bulgar Türklerinin haklarını kendi Kürtlerine çok gören ve bunu sonucu komşulardaki gelişmeleri savaş önlemleriyle karşılayan konumdan vazgeçmelidir.
Bulgaristandaki Türkler'in orada bir Türk devleti kurmak gayesinde olmadıklarını ama Türkiye'deki pek çok kürtün Türkiye'den bölünerek ırakın kuzayinde kurulacak bir kürt devletine katılmak için gün saydıkları aşikardır...Bulgaristan'daki Türkler ile hiç bir benzerliği yok!
Komşunun, bizimkilerin yarısından az Kürtleri devletleşince bizdekilerin de bu doğal hayale sürüklenebileceği korkusu, halen devletin Kürt politikasını belirleyen başlıca faktör olmaktadır.
Oysa bu korkunun sorunlu karakteri bir yana, aşılması da sanılandan kolaydır: Kendi Kürtlerini tanıyan, onların kimliklerinden kaynaklı haklarını kabullenen, onları kurucu ve eşit haklı yurttaşları olarak gören, anayasal konseptini bu evrensel ve demokratik kurala göre değiştiren bir Türkiye'nin, Irak Kürtlerinin devletleşmesinden korkmak yerine, bu gelişmeden sevinç üretebileceği açıktır
Hayale sürüklenmiyorlarsa,hergün haber bültenlerindeki isyan haberleri neden ? çocuk mu kandırıyorsunuz?Ama hakkınızı yemeyelim bu bir HAYALDEN öteye geçemez!
Türkiye'de kürt olduğu için öldürülen değil,Türk olduğu için öldürülen insanlar var! sen daha kürtlere hak verilmesinden bahsediyorsun! verilmeyen hak yok zaten hatta Türklere tanınandan daha fazlası kürtlere veriliyor ama gözler doymak bilmiyor..hak verilsin diye ağlaşmanızın dayanağı nedir? hangi haktan bahsediyorsunuz halen?! hergün pkkyı savunan ve şu anda mecliste bulunan partileri bile var! hak verilmiyor diye yalan söylemeyin!Böyle birşeyin başka bir ülkede örneği yok!
tamamen yanlışilarla dolu ve pkklıların söylemleriyle örtüşen bu tip yazıların dinlerin tartışıldığı böyle bir forumda ön planda yer almasını ve provokasyona neden olması hiç hoş değil! üstelik konuyu başlatan da forum yöneticisi...hak özgürlük derken,kimin haklı olduğunu kimin haksız olduğunu da görün! sonra konuşalım.
İki yazıda Erdoğan Aydın'a ait neden birleştirmediniz, aşağı yukarı aynı konu da ve aynı yazar.
Bakın ırk endeksli sol olmaz, önce bir ona karar verin isterseniz. Gerçekismin belirttiği gibi yalnızca Türk olduğu için öldürülen insanlar varken, ezilmişlik polemiklerinin arkasına saklanarak milliyetçilik ve şovenistlik yapmak ne solla bağdaşır, ne de etikle.
Selamlar.
metalheart
25-02-2008, 15:18
asılan yazı 08.03.2003 tarihli
acaba asan arkadaş mı bu yazıyı hala savunuyor,e.aydın mı? yoksa her ikisi demi ??
Erdoğan Aydın Cumhuriyet gazetesi'nde tarih köşesini yazar iken bu forumda makalelerinin yayınlanması uygun görülmüş idi. O dönemde Erdoğan Aydın genellikle Osmanlıcılığın eleştirisi üzerine yazıyordu. Cumhuriyet gazetesi ulusalcı olduğu için Kürt sorunu konusundaki düşüncelerini yazmıyordu Erdoğan Aydın.
Cumhuriyet'den ayrılınca Kürt sorunu üzerine yazmaya başladığı anlaşılıyor.
Şahsen yukarıdaki makalesinde yazdıklarının çoğuna katılıyorum ancak belki de sadece din ve tarih gibi konulardaki makalelerinin yayınlanması daha iyi olabilir. E.A nın güncel konularla ilgili makalelerini Güncel Politika forumunda isteyen kişinin yayınlaması daha uygun gibi görünüyor.
Savaşta kazanan olmaz ,ateş düştüğü yeri yakar.
İstanbul'da 3 milyon kürt yaşıyor.
Akp içinde Tayyip'in açıklamasına göre 75 kürt milletvekili var.
Dtp mecliste grup kurmuş 25 milletvekili var ne yazık ki ,pkk borazancılığı yapıyor. Apo'dan korkusundan pkk dışında çözüm önerileri geliştiremiyor.
Diğer partilerde de kürt milletvekilleri var.
Balkanlar da bölünme parçalanma yaşanıyor.Bosna bağımsızlığını Abd destekli ilan etti.
Rusya sırpları destekliyor.
Irak işgal altında bölünmüş ,hem işgal güçleriyle hemde iç savaş yaşıyor.
Pkk dış destek görmese varlığını sürdüremezdi.
Kürtler çirkin bir oyunun parçası ve kullanılmaktalar.
Türkiye işgal altında,zor bir dönemden geçiyor ve kürtlerden bir kısmı vatan hainliğine devam ediyor.
HarunKAHYA
25-02-2008, 20:38
" 2000 *lerin *dünyasında *Musul *üzerinde *hakkı *olduğunu *düşünebilmek *için *Cumhuriyetin *Türkçü *konseptini *değiştirmesi *ve *kendi *Kürtlerinin *anayasal *vatandaşlık *bağlamında *eşit *haklarını *tanımakla işe *başlamak *gerekmektedir. "
Bu lafları yazmak için ya sersem olmak lazım; ya da fazla lux demokrat(Özentisi)
Bu memlekette Kürt kardeşlerimize tanınmayan tek hak kalmıştır:
TÜRKÜN KAFASINA ........ ÖZGÜRLÜĞÜ.... :lol:
Yakında bu özgürlük de tanınır... :wink:
Eee zamanında epey hakları yenmişti; bu bir gerçek; şimdi de onlar bizim hakkımızı yesin; ödeşiriz..
Allahtan memlekette lux demokratların yanında; realist insanlar da var.Lux'ler biraz dış dünyaya akıllı baksınlar..
Sn. Gerçekisim; tesbitlerinize aynen katılıyorum ve güzel yargılarınız için teşekkür ediyorum..
o. çocukları * *gerçek isim
türkün kafasına skıçma özgürlügü * harunkahya
Artık bölücü tavırların ve eylemlerin * *peker
vatan hainliğine * * * * * aydoe
* * *yazıya karşı çıkan arkadaşların suçlamalarından örnekler. Bu söylemlerin düşünce belirtme ile ilgisi oldugunu zannetmiyorum. Bu söylemleri kullanan arkadaşlar Müslümanlar kendi kutsallarına hakaret ettiler diye ettikleri küsürlere nasıl karşı çıkarlar anlamakta zorluk çekiyorum.
* * * Yukarıdaki yazı bir yazarımıza ait, aktaran arkadaşımız da onun tüm yazılarını aktarmayı kendisine görev edinmiş ve iyi de yapmış. Keşke pek çok yazarımız da E.Aydın gibi şimdiye kadar yazdıgı ve yazacagı tüm yazıları bize kullanma hakkını verse. O minvalde de bu yazı yayınlanmış.
* * * *Yazıya düşünsel olarak karşı çıkmak varken hemen biz ve ötekiler ayrımı yapılmış ve suçlamalar, amiyane tabirlerle beraber yürütülmüş. Kutsalın tanrı ya da peygamber olması hiç önemli degildir. Tanrı ve peygamber kutsalının yerine, devlet, ırk, milliyet gibi *kutsallar koyuyor ve başkalarını da bu minvalde hainlik ile suçluyorsanız degişen hiç bir şey yoktur.
* * * * Bu tespitlerin ne derece bilimsel oldugunun yargısını söylem sahiplerine bırakıyorum.
* * * * saygılarımla
Sayın Dilaver
''vatan hainliğine * * * * * aydoe''
Evet ne yazmışım ''kürtlerden bir kısmı vatan hainliğine devam ediyor.''
Yanlışmı?
Kürt milliyetçiliği temelinde ,ermeninin ,yunanlının ,dış güçlerin desteğinde Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı silahlı kalkışma içinde olmak vatan hainliğidir.
Bu vatan bizim değilmi?
Alt kat komşum Kürt değilmi?
TC ordusunda her tür etnik kökenli gencimiz yokmu?
TC'ye ve TSK'ya saldıran savaş açan Pkk değilmi?
Pkk vatansever mi?
Yıllardır süren savaş akan kan ,kaybedilenler?
Savaşı başlatan Pkk değilmi?(84 eruh,şemdinli baskını)
Bunlar Kürt yurtseveri ise biz Türkiye yurtseveriyiz.
Ayrılıkçı olan onlardır,bölücü olan onlardır.
* *
Artık bölücü tavırların ve eylemlerin * *peker
* * * Dilaver adını kendin koysana, buna amiyane derken DTP nin türban desteğine bir çift laf edemiyorsun, bu mu senin dinlerden özgürlük ilken, ilkesizsiniz, sol sapmadan kastım da sensin dilaver çünkü bu yazıların hepsinin arkasında sen varsın, çık neyi savunuyorsan açıkça yaz, sen Ahmet Altan gibi liboşların peşinden gidebilecek kadar solcusun, ve sürekli tahrik peşindesin, bir de dilinden sosyalizmdir devrimdir düşürmezsin.
Mehmet Altan, Cengiz Çandar gibilerin yazılarınıda assana, yakışır. Başkalarının alıntılarını fikir yorum katmamışsınız diye kaldırıyorsunuz, senin özelliğin ne de olduğu gibi c/p yaptığın yazılar kalıyor.
* * * * Derdin şimdi de tahriklerle Atatürkçülerle, gerçek solcuların siteden uzaklaştırılmalarını sağlamak mı. Burası dinlerden özgürlük sitesimi yoksa senin kürtçü, şoven propagandalarını yapabileceğin platform mu.
* * * * *Sen bu yazıları asana kadar bahsi geçen arkadaşların, ben dahil hiçbiri siyasetle ilgili yazı yazmıyordu. Sen tutup Atatürk'e asimilasyon yapıyor deyip, kürtleri yoketti, etnik temizlik yaptı diyenlerin yazısını asacaksın Atatürk'e faşist demek değildir nedir, aynı uslupta cevap vermeyi de bize haram kılacaksın Hazreti Dilaver öyle mi.
* * * * *Bir çok arkadaşım bu site kürtçü, şovenmi diye bana soruyor ve bunlar solcudur. Şu astığın yazılardan ben utanıyorum.
* *
* * * * *Öylesi yazılar asacaksan, bu yanıtlara da katlanacaksın.
* * * * *Etik davran ve cümlemide olduğu gibi yayınla, cımbızlama yapmadan.
* * * * *Ne o bu sitede kimse kendi milletini savunamayacak mı. Sen bu siteyi dahi Atatürk'ün sayesinde yayınlayabiliyorsun, bunun adı da nankörlüktür.
*
Selamlar.
kutsalınıza dil uzatıldı herhalde peker, olabilir biz bu sitede her türlü kutsala karşıyız. Benim derdim söylemlerinizi uslubu koruyarak sürdürmenizdir. Ama görüyorum ki müslüman söylemlerinden farkınız yok. Neden düşüncelerinizi savunabilmek için bilgi dagarcıgınıza güvenemiyor musunuz. Neyse bu filmi daha evvel de gördük biz, gene aynı şeyler oluyor herhalde.
* *İsteyen istedigi milleti savunsun ama hakarete yer vermeden. Kaldı ki E.Aydını biraz takip ediyorsanız onun hiç bir zaman Atatürke karşı olmadıgını bilmeniz gerekir. Siz dökülem kanlardan zevek alıyorsanız bu sizin sorununuz, ama ben kahroluyorum. Türk ya da Kürt olması farketmiyor. Emekçi olması ise farkediyor benim için. Yoksul olması farkediyor.
* *Maalesef Peker insan sarayda başka düşünüyor, gecekonduda başka düşünüyor. Uzun zamandır bir başlık haricinde yazmamaya gayret ediyorum, mümkün mertebe polemiklerden kaçınıyorum ama kısmet olmuyor herhalde.
* * Söyleyin Peker istediginiz gibi söyleyin ama düşüncede kalarak, kimseye suçlama yapmadan. Biz ve öteki diye ayırmadan. Bunu her halde yapabilirsiniz degil mi.
* * *Bu sitede kimin ne oldugu önemli degildir, önemli olan fikirlerin serbestçe ifade edilmesidir. Siz de buna katkıda bulunmaya çalışın bence. Ama bir milletin üyesi kendi milletini karşı taraf gördügü unsurlara hakaret ve küfür ederek savunuyorsa onun milleti hakkında kuşkuya düşerim.
* * *Bir miktar gerçek anlamda benim yazılarımı okumuş olsaydınız Peker benim bir şovenist olmadıgımı bilirdiniz.Ben bir işçiyim, sınıf bilinçli bir işçi. Ve işçilerin vatanı olmaz.
* * *saygılarımla
Ne güzel yeni hedefimizi de bulmuşuz!
Gercekisim ! Erdoğan Aydın’ın fikirleri sizinkiyle uyuşmuyor diye Forum Yöneticisine mi saldırmak lazım? *ilgili yazıya cevabınızı zaten yazmışsınız olması gereken de bu, Köşede farklı konularda bu kadar yazı varken Hık! Yok. *söz konusu Kürtler olunca forumu provoke eden kim acaba? Üstelik alıntıda söylenen tek sözcük bana ait değilken Pervane demiş ki!
Metalheart yanılıyorsunuz! *Pervane, Erdoğan bir de Şaşı var üç kişiyiz. İnanmazsınız toplansak yarım bölücü etmeyiz ama Kürdün adı çıkmış bir defa! *Savunumuzu öğrenince vuracak mısınız?
Ve Peker “Hafıza-i Beşer Nisyân ile Malûldür” Bkz. “Tartışmak Başlığı” Bir de “İbrikçi Hikayesi” vardı onu şimdi hatırlayamadım.
Bundan sonraki konuları RTÜK pardon Gecekisim, Metal ve Peker’in denetiminden sonra köşeye asacağımı beyan eder, 5000 kişiye karşılık, 5 kişiye vermiş bulunduğum rahatsızlık için site sakinlerinden özür dilerim.
Yazıları tam okumadan önyargılarımızla cevaplar döşeniyoruz gibime geliyor. Öncelikle E.Aydın'ın
yazısının K.Irakta halen sürdürülen sınır ötesi harekâtla ilgisi, en azından doğrudan bir ilgisi yok.
2003-2004 yıllarında pohpohlanan Musul-Kerkük'e askeri müdahale ile ilgili bir duruş.
Ama aklımızda halen sürdürülen operasyon olduğu için onunla ilişkilendirmekte tereddüt etmiyoruz.
Gerçekisim arkadaşımızın uzun yazısı bu bağlamda değerlendirilebilir. Önerim E.Aydın'ın yazısını
bir daha okumasıdır. Katılırız, eleştiririz bu doğal hakkımızdır ama kimse ile kişisel sürtüşmeye girmeden düşüncelerimizi ifade ederiz.
Son olarak peker arkadaşımızın "Bir çok arkadaşım bu site kürtçü, şovenmi diye bana soruyor ve bunlar solcudur. Şu astığın yazılardan ben utanıyorum." ifadesi üzerinde düşünülmeye değer bir
çıkış. Alıntı yaptığım *yazısına kadar bu başlıkla ilgili mesajları son derece dikkatli ve aklı başında
eleştirilerken (ve bu anlamda neden dilaverin eleştirisine konu olduğunu da anlamadığımı belirteyim) son mesajında önyargılarının kurbanı olmuş gibi duruyor.
Tartışma içerisinde dilaver arkadaşa yönelttiği suçlamalar epeyce haksız olmuş. Bu site "kürtçü,
şoven" bir site değildir ve dilaver' de bu suçlamada taraf olmayacak net bir duruşa sahiptir.
Lütfen yazdıklarımıza dikkat edelim ve her şeyin tartışılabildiği ve tansiyonun gereksiz yere
yükseltilmediği bir platform olma özelliğimizi korumaya çalışalım.
metalheart
25-02-2008, 22:20
asılan yazı 08.03.2003 tarihli
acaba asan arkadaş mı bu yazıyı hala savunuyor,e.aydın mı? yoksa her ikisi demi ??
yazdığımı net okumamışın herhalde pervane???
Yazıları tam okumadan önyargılarımızla cevaplar döşeniyoruz gibime geliyor. Öncelikle E.Aydın'ın
yazısının K.Irakta halen sürdürülen sınır ötesi harekâtla ilgisi, en azından doğrudan bir ilgisi yok.
2003-2004 yıllarında pohpohlanan Musul-Kerkük'e askeri müdahale ile ilgili bir duruş.
Ama aklımızda halen sürdürülen operasyon olduğu için onunla ilişkilendirmekte tereddüt etmiyoruz.
frodo..
metalheart
25-02-2008, 22:26
Metalheart yanılıyorsunuz! *Pervane, Erdoğan bir de Şaşı var üç kişiyiz. İnanmazsınız toplansak yarım bölücü etmeyiz ama Kürdün adı çıkmış bir defa! *Savunumuzu öğrenince vuracak mısınız?
pervane...
olayı tahrik unsuruna getirmenin anlamı yok...
şaşıya da benden de selam söyleyin arada...
gercekisim
25-02-2008, 22:37
Yazdıklarımın bir tek kelimesini bile düşünmeden yazmış değilim ve arkasındayım.Söylediklerimi hakedenlere söyledim,vatanına ihanet edenlere,kendi insanlarını katledenlere söylenecek sözlerin en hafifi bunlar!
Benim yazdıklarımda forum yöneticisine saldırmak durumu sözkonusu bile değil! Daha evvel kimdi hatırlamıyorum ama bir forum yöneticisi,bu tür konuların ilk sayfada görünmemesi için karar alındığını söylemişti,sanırım siz de o dönemde forum yönetici iseniz bu karardan haberdarsınızdır,o dönemde değilseniz bile bunu öğrenmeniz gerekirdi sayın pervane..
Hala "kürdün adı çıkmış birkere" diyerek acitasyon yapmaktasınız,bu mazlum edebiyatlarının modası geçeli çok oldu pervane...bugüne dek bu Devlet Kürt-Türk ayrımı yaptı ama nasıl yaptı biliyor musun? hiç senin sandığın ya da gerçeği bildiğin halde gizlemek istediğin gibi değil! Bu memlekette ayrım Türkler aleyhine yapılmıştır ve yapılmaktadır..bu Osmanlı döneminde de böyleydi şu anda da böyle bunun istisnası bir tek dönem varsa o da Atatürk dönemidir! memleketin bütün imkanları ayaklarına giden ve buna rağmen vatanına ihanet edenlere söylenecek laf çok ama ben sadece birisini söyledim..bundan gocunuyorsanız pkkyı da kutsal sayıyorsunuz demektir...ben pkkyı desteklemeyip te vatanına bağlı insanlara hangi ırktan olursa olsun saygı duydum ve duyarım.
Memleketin batısında halen yolu suyu bulunmayan yerler varken doğuda yol kapalı diye ayağına helikopter gönderilenler Türkler değil pervane! memleketin batısında yol kapalı olunca hastasını hastaneye sırtında taşıyan Türkler,çocuğunu okula karlara bata çıka gönderen Türkler ama paletli karüstü araçlarla çocukları okula götürülen kürtler pervane! sen daha ne hakkından bahsediyorsun?
bu yaptığınız ırkçılıktır! kürt ırkçılığıdır...böyle yaparsanız tepki görmeniz de gayet doğaldır,bir de çıkıp mazlum edebiyatı yapmayınız lütfen.
Bu tür konuları nedense bir defa da Türk ırkçılığı yapan birisinin açtığını görmedim ama sizler boyuna sizin açınızdan aslında olmayan meseleler icat edip provakasyon yapıyorsunuz,hiç değilse şu konuları forumun görünmeyen yerlerinde tartışın.Bu saldırı olarak görülecek birşey değil bir öneridir..yok ben böyle yaparım derseniz o zaman provakatör olduğunuzu tescillersiniz.
"Üstelik alıntıda söylenen tek sözcük bana ait değilken Pervane demiş ki! " pervane
Nick'in çok güzel "pervane". Türkçenin azizliği.
"Bundan sonraki konuları RTÜK pardon Gecekisim, Metal ve Peker’in denetiminden sonra köşeye asacağımı beyan eder, 5000 kişiye karşılık, 5 kişiye vermiş bulunduğum rahatsızlık için site sakinlerinden özür dilerim."
Birbuçuk milyar müslüman inanıyor zaten pervane.
"söz konusu Kürtler olunca forumu provoke eden kim acaba?" pervane
Söz konusu şovenizm olduğu için, yoksa kürtler meselesi değil, site şovenist söylemlere "izin vermiyor" ya.
"Ve Peker “Hafıza-i Beşer Nisyân ile Malûldür” Bkz. “Tartışmak Başlığı” Bir de “İbrikçi Hikayesi” vardı onu şimdi hatırlayamadım. " pervane
Bir daha oku hatırlarsın, hakaretlere yanıt yumuşak olamıyor ne yazıkki.
Pervane gelir gelmez ayağının tozuyla astığın yazıya bak, ne o karakol baskınlarında öldürülen mehmetçikler olduğu zaman pek sesin çıkmıyordu. İlkesizsiniz, karşı çıkacaksanız hepsine karşı çıkacaksınız. Zaten bu durumu TC yarattı falan demeden.
Türban soruma cevap gelmedi, dağarcıklı arkadaşım.
Selamlar.
Bazı arkadaşlara bir kaç gündür sormama rağmen henüz net bir cevap alabilmiş değilim.
Bilindik söylevler dışında arkadaş niyetimiz bu diyen bir arkadaş çıkmadı. Kürt meselesi konusunda bir arkadaş çıkıp bizi laf kalabalığına boğmadan maddeler halinde şunları istiyoruz diyebilirmi ? konuyu şu şekilde ele alırsa sevinirim daha anlaşılır olur ...bir türk vatandaşı şuna sahip ama kürt vatandaşı sahip değil...
Bu arada Peker kardeş türban demişken bir alıntı ile ilave yapayım.
Bölgenin hassasiyetleri
Kürt siyasetçilerinin bir kısmı bu yeni yapılanma sonrasında devletin bir karar vermesi gerektiğini savunmaya başladı. Onlara göre radikal Kürt İslami hareketlerinin güçlenmesi devletin de işine gelmezdi. DEP eski milletvekili Hatip Dicle, Neşe Düzel’le yaptığı röportajda bunu dile getirenlerdendi: ‘Kürtler çok dindar bir halktır, bizim tabanımız da çok dindardır. PKK imha edilirse, o taban radikal İslami örgütlere kaymaya çok müsaittir. Kürt halkının talepleri karşılanmadığı zaman doğacak olan şey, çok tehlikeli bir radikal İslami Kürt hareketidir.’ Dicle’nin bir yıl önce dile getirdiği bu tespitlerini bugün DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan dile getiriyor. Vakit Gazetesi’ne konuşan Kaplan, laiklik konusunda TSK ile aynı çizgide olduklarını söyleyerek, ortamın dincilere bırakılmamasını istiyor. ‘...Orada AKP dini eğilimleri ağır basan bir yönetim tarzını egemen kılmak ister. Biz olmasak, meydan dincilere kalır. Bu kesinlikle böyle. Diyarbakır’da şeriatçılar nasıl miting yaptılar!.. Bu, yapılmak istenenin nüvesidir. Laikliği kim koruyacak...’ Kaplan, başörtüsünün serbest bırakılmasına da karşı olduğunu söyleyerek ‘AKP türban istismarı yapmaktadır. Dini radikal örgütlenmelere alan açılmamalıdır’. Kaplan aslında bu söylemiyle bölge halkıyla aralarını açan derinliği de tarif ediyor ve 22 Temmuz seçimlerinde AK Parti’nin bölgede bu kadar güçlenmesinin temel nedenini görmezden geliyordu. Oysa bölgede eski siyasi anlayış yerini farklı ve bir o kadar da renkli bir alana bırakmıştı. Bunu sağlayan da bölgede susan silahlardı. http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=37748
DTP milletvekilleri bu şekilde düşünürken ne olduda değiştiler türban için evet oyu verdiler.
Bakın gercekisim, uzaktan vatan sevmek başkasının çocuğunu sevmeye benzer! gece ateşlenmez, acıkmaz, ağlamaz hatta altını ıslatmaz... iki agucuk gerisin geri annesinin kucağına verirsiniz. Bu nedenle tartışmak evet ama kırıcı olmanın kimseye faydası olamaz.
Neden forum'un görünmeyen yerine alınmasını talep ediyorsunuz. İnsanoğlunun *yaralarıda vardır. *cins kediler yaralarını gizlermiş. Gizlersek sorunumuz çozülecek mi? *Cevap yazmak gibi bir zorunluluk neden hissediyorsunuz ki?
Türban soruma cevap gelmedi, dağarcıklı arkadaşım.
* geçmiş turban konulu tartışma forumlarına bir göz atılırsa benim duruşum net olarak görülebilir. Ama kısaca üniveristelerde turban diye bir sorun üniveriste özerkligi temelinde çözülebilir ancak. Bunun dışındaki tüm çözümler kayıkçı kavgasıdır ve gerilim arttırmanın biz ve öteki ayrımının bir tezahüründen başka bir şey olamaz. Demokrasi sorunu ise önce üniveristede demokrasi sonra gerisi.
* *Ama bu konunun yeri burası degildir. Üniverisitelerde turban ise 82 de ortaya çıkmıştır. Gerekirse ilgili başlıklarda gene tartışabiliriz.
* *saygılarımla
gercekisim
25-02-2008, 23:04
Bakın gercekisim, uzaktan vatan sevmek başkasının çocuğunu sevmeye benzer! gece ateşlenmez, acıkmaz, ağlamaz hatta altını ıslatmaz... iki agucuk gerisin geri annesinin kucağına verirsiniz. Bu nedenle tartışmak evet ama kırıcı olmanın kimseye faydası olamaz.
Neden forum'un görünmeyen yerine alınmasını talep ediyorsunuz. İnsanoğlunun *yaralarıda vardır. *cins kediler yaralarını gizlermiş. Gizlersek sorunumuz çozülecek mi? *Cevap yazmak gibi bir zorunluluk neden hissediyorsunuz ki?
"Uzaktan vatan sevmek" tabirini benim için kullanamazsınız! benim için vatan sevmenin uzağı yakını yok!
Yazdıklarımda sizin kırılmanızı gerektiren nedir?
Neden forumun görünmeyen yerinde olmasını istediğimi önceki iki mesajımı dikkatli okusaydınız görürdünüz.
Sizin de yaranız var mı,varsa ne olduğunu açıkça yazın o halde, yaranız yoksa zaten gocunmanız gerekmez..Evet görünüşe göre yaranız var,,peki nedir bunlar? açıklayın lütfen.."gizlersek sorunumuz çözülecek mi?" diyorsunuz ama sorununuzu açıklamıyorsunuz..
Ben bir haksızlık olduğunu düşünüyorum o yüzden yazıyorum,gerekçeleriyle beraber.Peki siz neden cevap yazmak gereği duyuyorsunuz?neden böyle bir konu açma gereği duyuyorsunuz?
Pervane gelir gelmez ayağının tozuyla astığın yazıya bak
Peker ha gayret az daha *karakol baskınından döndün anlayacaktım :lol:
Sizin de yaranız var mı,varsa ne olduğunu açıkça yazın o halde, yaranız yoksa zaten gocunmanız gerekmez..Evet görünüşe göre yaranız var,,peki nedir bunlar? açıklayın lütfen.."gizlersek sorunumuz çözülecek mi?" diyorsunuz ama sorununuzu açıklamıyorsunuz.. gercekisim
Evet gercekisim benim yaram var. Bu Ülkede bu kadar ana ağlarken nasıl yaralanmaz insan yüregi.
anaların gözyaşını nereye kadar saklayabiliriz. Amacın toprak talebi olduğunu ima etmeye mi çalışıyorsunuz. Bu acıya bir çıkış yolu aramak size inandırıcı neden gelmiyor...
arkadaşlar bu kadar polemik yeter. Konu ortada, buyrun konu dahilinde birbirimiz kırmadan ve olayları suçlama, kişiselleştirme boyuta indirgemeden devam edelim.
* * saygılarımla
kendi kürdünüde komşuya postala kurtul bu yükten
gercekisim
25-02-2008, 23:24
Sizin de yaranız var mı,varsa ne olduğunu açıkça yazın o halde, yaranız yoksa zaten gocunmanız gerekmez..Evet görünüşe göre yaranız var,,peki nedir bunlar? açıklayın lütfen.."gizlersek sorunumuz çözülecek mi?" diyorsunuz ama sorununuzu açıklamıyorsunuz.. gercekisim
Evet gercekisim benim yaram var. Bu Ülkede bu kadar ana ağlarken nasıl yaralanmaz insan yüregi.
anaların gözyaşını nereye kadar saklayabiliriz. Amacın toprak talebi olduğunu ima etmeye mi çalışıyorsunuz. Bu acıya bir çıkış yolu aramak size inandırıcı neden gelmiyor...
Bakın ağlayan analardan bahsediyorsunuz ama hangisi? Çocuğu vatanını beklerken hainler tarafından kahpece *şehit edilmiş kişilerin anası mı yoksa sadece kahpeliği yapan hainlerin anası mı? şayet sadece hainlerin anasından bahsediyorsanız o anaların üzülmeleri beni de üzer elbette ama hainlik yapanlar için zerre kadar üzülmem! Keşke böyle şeyler hiç olmasaydı da kimse ölmeseydi,kimse şehit düşmeseydi ama birilerinin kaşıntısı olduğu su götürmez bir gerçek..
"Amacın toprak talebi olduğunu ima etmeye mi çalışıyorsunuz. Bu acıya bir çıkış yolu aramak size inandırıcı neden gelmiyor"
Toprak taleb eden kalleş zihniyette olanlarla benim tartışacak birşeyim yoktur! siz böyle birşey söylemiş olsaydınız şu anda sizinle tartışıyor olmazdık zaten.Umarım böyle bir düşüncede değilsinizdir.Bu acıya bir çıkış yolu arıyorsanız bu hümanist yaklaşımınız güzel ancak bu arada haklıyı,haksızı ayırd etmelisiniz,kürt ırkçılığı yaparak bu niyetinizin gerçekliğine inandıramazsınız,samimi olamazsınız.
Neyse *bu *filmi *daha *evvel *de *gördük *biz, *gene *aynı *şeyler *oluyor *herhalde.
Evet Dilaver, bu filmi daha önce yaşamıştık.
Ve inadına içinde bulunduğumuz bu hassas dönemde bu tür yazıları asarak tahrike kalkışanlar var.
Hala bunalımlardan ders alınmamış görünüyor.
Erdoğan Aydın'ın siyasi yazıları Cem'in önerisinde olduğu gibi ön başlıklarda değil, politika başlığında yer almalı.
Bunalımı sonlandırmak için de bu başlıkların zaman geçirmeden taşınmasını öneriyorum.
sevgili pante
* *Erdogan Aydın aydınlanmacı bir yazar. Tarih içerikli yazıyor ve resmi tarihi de eleştiriyor. Onun bizim için önemi dine karşı tutumunun yanısıra şimdiye kadar yazmılş oldugu *ve bundan sonra yazacagı tüm yazılarını serbestçe kullanma ve yayınlanma yetkisi vermesi. Bu yüzden bir köşe açtık ve tüm bulabildigimiz yazılarını yayınladık. Böylece bir külliyat oluşabilirdi. Keşke başka yazarlar da bize bu imkanı sunsalar da onlara da köşe yapsak.
* * Ancak gördügüm o ki bazı yazıları ideolojik bulunuyor ve sertçe eleştiriliyor. Olabilir elbette , eleştirilebilir ama kıvam kaçırılmadan. Asan arkadaşım sadece bu minvalde asmıştır başkaca da bir niyeti de yoktur. Şimdi önemli olan bu konuları tartışabilmektir ve ötelememektir. Ben kendi hesabıma sadece izlemedeyim ve bir iki uslup bozukluguna dikkat çektim ama yanlış anlaşıldı.
* * Bütün konuları görünmez yaparak bir yere varamayız. Bence bu site üyeleri artık bunu aşmalılar ve medenice tartışabilmeliler. Bu sitenin dinlerden özgür üyeleri en azından bazı müslümanların gösterebildigi hoş görüyü gösterebilmeliler. Ve her türlü meselede fikir bazında tartışabilmeliler.
* * Ben üyelerin bu duyarlılıgı gösterecegine eminim. Ne olur, biraz hoş görü biraz anlayış, biraz tahammül. Ve her şeyden evvel karşısındakine düşüncesini ifade etme özgürlügü saglayabilmek. Ne kadar ters gelse de. Bizi ilerletecek ve farklılaştırabilecek olan budur. Dinlerden özgür insanlardan da beklenilmesi gereken budur. Yoksa nasıl inandırıcı olabiliriz.
* * saygılarımla
Ben bugünkü Türkiye konjöktürün de, Atatürk'ün altının oyularak bir yere varılacağı kanısında değilim ve bu manada da tarafım. Mesele kutsalım meselesi değildir. Atatürk eleştirilemez hiç değildir. Benim tehdit algılamamda Kürt meselesi yoktur bile, fakat şeriat baş tehdittir. Ve kesinlikle yokedilmesi gereken tehdittir.
* *Türban konusunda DTP'nin tavrı açıkça gerici ittifaka dahil olduğunun göstergesidir.Şimdi içinde bulunduğu gruba bir göz atalım MHP, BBP, AKP, DTP milliyetçi cephe. Bunun adını koymayı dilavere bırakalım, amiyane olmasın lütfen. Dağarcığında vardır herhalde
* *PKK Kürt halkının en gerici, en şoven yanlarını örgütlemektedir. Onun uzantısı olan DTP de bu kervana katılmıştır. Ağalık düzeni olan feodalizme en küçük eleştirisi olmayan DTP'nin sol ağzına yakışmamaktadır. Bu gün doğu ve güney doğu da Kürtler serf bile değildir, köledir. Bunlara yani asıl ezen sisteme isyan, başkaldırı dururken kültürel haklar için silahlı mücadeleye anlam verebilmek mümkün değildir, kaldıki bugün öyle bir sorunda yok. Tam eşeğini dövemeyen, semerini döver hikayesidir. Benim agam eyidir.
Selamlar.
olayı pkk, dtp devlet üçgenie sıgdırdıgımız müddetçe ne anlaşabilmek mümkün ne de çözüm bulabilmek. Kürt halkından bahsederken buralara girmenin alemini anlamakta zorluk çekiyorum. Madem ki Kürt halkından bahsediyoruz o halde o minvalde gidelim. Genelde tartışabilirsek kırıcı da olmayız belki anlaşabilme umudu da dogar.
* *Pkk yı ve 23 senedir varlıgını ise onun sınıfsal temeline dayanarak bulabiliriz, hangi sınıfların üzerinde yükselmektedir pkk. Buradan gidelim.
* *sahinin de önerisi ile onun sorusunu ilgili başlıga taşıdım. Ve bir ön ileti astım. Tartışmanın o başlıkta yürütülmesine taraftarım, böylece de vitrinden uzak olur. *:lol: Başlık güncel politika forumunda Kürt Meselesi başlıgı.
* * Turbanı ise yaratan kim nasıl çıkmış önce bunlra göz atmak gerekiyor. Kimin zamanında siyasal İslam yükselmiş onu degerlendirmek gerekiyor. Bugünü ancak dünü iyi kavrayarak degerlendirebiliriz.
* * saygılarımla
AMASYA TAMİMİ
Üstelik böyle bir çözüm için tarihsel dayanaklarımız olduğu da anımsanmalıdır. Nitekim İ. İnönü'nün, Lozan görüşmelerinde Türklerin ve Kürtlerin temsilcisi olarak bulunduğunu belirtmesi, Amasya Tamiminin, kendi meşruiyetini, "Biz Türkler ve Kürtler olarak" kurduğu anımsansın. Bunun gerektirdiği yükümlülük ise açıktır; Türklerin, Kürtlerin ve herkesin cumhuriyeti olmak, birlikteliği inkar politikalarından arındırmak...
Şu Erdoğan Aydın'a hep beraber soralım mı şu Amasya Tamiminin neresinde Türk-Kürt olarak bu protokolün yapıldığı yazılıymış?
Yahu bu Amasya Tamimi için neler söylenmedi neler? Amerikan mandasının kabul edildiği bile yazılıymış Amasya Tamimi'nde, iyi mi :)
Erdoğan Aydın'ın tarihçiliğine şapka çıkarmak isteyen var ise şu söylediği şeylerin bir araştırmasını yapıversin bi zahmet. Bir Tamim bu kadar mı zıvanadan çıkartılır.
Allahtan okuma yazmamız var :) Allahaşkına orjinal dilinden bakıverin de şüpheye düşmeyin:)
AMASYA TAMİMİ'NİN TAM METNİ --Hemi de orjinalinden :) ---
1-VATANIN TAMAMİYETİ VE MİLLETİN İSTİKLÂLİ TEHLİKEDEDİR. HÜKUMET-İ MERKEZİYE, İTİLAF DEVLETLERİNİN TESİR VE MURAKABESİ ALANDA BULUNDUĞUNDAN, DERUHTE ETTİĞİ MESULİYETİN İCABINI İFA EDEMEMEKTEDİR. BU HAL MİLLETİMİZİ MADUN TANITIYOR. MİLLETİN İSTİKLALİNİ YİNE MİLLETİN AZİM VE KARARI KURTARACAKTIR. MİLLETİN, HAL VE VAZİYETİNİ DERPİŞ ETMEK VE SEDA-YI HUKUKUNU CİHANA İŞİTTİRMEK İÇİN, HER TÜRLÜ TESİR VE MURAKABEDEN AZADE BİR HEYET-İ MİLLİYENİN VÜCUDU ELZEMDİR. BUNUN İÇİN BİLMUHABERE HER TARAFTAN VAKİ OLAN TEKLİF VE ARZU-YU MİLLİ ÜZERİNE, ANADOLU'NUN BİLVÜCUH EN EMİN MAHALLİ OLAN SİVAS'TA MİLLİ BİR KONGRENİN SERİAN İNİKADI TAKARRÜR ETMİŞTİR. BU MAKSATLA, TEKMİL VİLAYAT-I OSMANİYENİN, HER LİVASINDAN, FIRKA İHTİLAFATI DİKKAT NAZARINA ALINMAKSIZIN, MUKTEDİR VE MİLLETİN İTİMADINA MAZHAR, ÜÇ KADAR ZATIN SÜRATLE YOLA ÇIKARILMASI İCAP ETMEKTEDİR. HER İHTİMALE KARŞI, BUNUN BİR MİLLİ SIR HALİNDE TUTULARAK DAĞDAĞAYA MAHAL VERİLMEMESİ VE LÜZUM GÖRÜLEN MAHALLERDE SEYAHATİN MÜTENEKKİREN İCRASI.
2-DOĞU VİLAYETLERİ NAMINA 10 TEMMUZ'DA ERZURUM'DA TOPLANMASI MUKARRER KONGRE İÇİN, MEZKUR VİLAYETLERİN MÜDAFAA-İ HUKUK-I MİLLİYE VE REDD-İ İLHAK CEMİYETLERİNDEN MÜNTEHAP AZALAR, ZATEN ERZURUM'A MÜTEVECCİHEN YOLA ÇIKARILMIŞLARDIR. O VAKTE KADAR VİLAYAT-I SAİREMİZİN MURAHHASTAN DA SİVAS'A VASIL OLABİLECEKLERİNDEN, ERZURUM KONGRESİNİN AZASI, TENSİP EDECEĞİ ZAMANDA, UMUMİ TOPLANTIYA İŞTİRAK ETMEK ÜZERE, SİVAS'A HAREKET EDECEKTİR.
3-YUKARIDAKİ MEVADA GÖRE MURAHHASLAR, MÜDAFAA-İ HUKUK VE REDD-İ İLHAK CEMİYETLERİ VE BELEDİYELER TARAFINDAN VE SAİR SURETLERLE İNTİHAB EDİLECEKTİR.
4-BU MUKARRERATIN TATBİKATINA, 3. ORDU MÜFETTİŞİ MUSTAFA KEMAL PAŞA, ESBAK BAHRİYE NAZIN HÜSEYİN RAUF, BEY, 15. KOLORDU KOMUTANI KAZIM KARABEKİR PAŞA, 13. KOLORDU KUMANDAN VEKİLİ MİRALAY CEVDET VE 3. KOLORDU KUMANDANI MİRALAY REFET BEY, CANİK MUTASARRIFI HAMİT BEY, 2. ORDU MÜFETTİŞİ FERİK CEMAL PAŞA, 12. KOLORDU KUMANDANI MİRALAY SELAHATTİN BEY, 20. KOLORDU KUMANDANI ALİ FUAD PAŞA, BURSA'DA 17. KOLORDU KUMANDAM MİRALAY BEKİR SAMİ BEY, EDİRNE'DE KOLORDU KUMANDANI MİRALAY CAFER TAYYAR BEY VE DİĞER BAZI MÜLKİ VE ASKERİ MÜHİM ZEVAT TARAFINDAN ÇALIŞILACAKTIR. BUNDAN BAŞKA ESBAK MÜŞİR AHMED İZZET PAŞA, NAFİA NAZIRI FERİD BEY VE AYAN AZASINDAN AHMED RIZA BEY GİBİ ZEVATIN FİKİR VE MÜTALAALARI ALINACAKTIR.
5-REDD-İ İLHAK VE MÜDAFAA-İ HUKUK-I MİLLİYE CEMİYETLERİNİN VERECEKLERİ TELGRAFLARIN YALNIZ TELGRAFHANELERDE KABUL EDİLEREK ÇEKİLMEMESİ, POSTA VE TELGRAF UMUM MÜDÜRLÜĞÜ'NDEN TAMİM EDİLMİŞTİR. BU HUSUS SURET-İ KAFİYEDE REDDİLEREK MUHABERATIN BEHEMAHAL SERBESTÇE TEMİNİ İÇİN TEZAHÜRATTA BULUNULARAK MUHABERAT TEMİN EDİLECEK VE TEMİN EDİLİNCEYE KADAR TEZAHÜRATA DEVAM OLUNACAKTIR.
6-TEŞKİLAT-I ASKERİYE VE MİLLİYE, HİÇBİR SURETLE İLGA EDİLMEYECEKTİR. KUMANDA, HİÇBİR SURETLE TERK VE AHARA TEVDİ OLUNMAYACAKTIR. VATANIN HERHANGİ BİR TARAFINDAN YENİDEN VAKİ OLACAK DÜŞMAN İŞGAL HERAKATI, UMUM ORDUYU ALAKADAR EDECEK VE HASIL OLAN VAZİYETE NAZARAN MÜDAFAA-İ MEMLEKETE MÜŞTEREKEN TEVESSÜL OLUNACAKTIR. BU SEBEPLE, KUMANDANLAR DERHAL BİRBİRLERİNİ HABERDAR EDECEKLERDİR. ESLİHA VE MÜHİMMAT KATİYYEN ELDEN ÇIKARILMAYACAKTIR.
Not: Ayrıca Mustafa Kemal'in Kürtlere özerklik vaadi vb. bölücülerin hababam debabam tekrar ede durdukları çarpıtılmış ve safsta-i kübra'dan sallamalar niteliğindeki bütün rivayetler beşer mahsulü yalanlardan ibarettir.
Musul vilayetinde olası bir plebisit için birazcık Musul Kürtlerinin gönlünü okşadığı gayrı-resmi sözleri de bu durumu teyid etmediği gibi gazetecilerle yaptığı bir ayaküstü sohbet ekseninde söylediği sözlerden ibarettir. Buradan bölücülere ekmek çıkmaz. Onlar da şeriatçıların yaptığı gibi Atatürk'ten kendilerine malzeme çıkartmaya çalışmaktalar ama nafile.
Atatürk'te görseniz görseniz koskoca bir TÜRKLÜK ruhu ve uygulamaları görürsünüz.
İsteyen baksın milli mücadele ve Cumhuiyet yıllarına. Atatürk'ün ağzından Türk'ten başka sözcük yoktur. Hatta o kadar ki bugünün MHP'si bile Türklükte onun yanına yaklaşamaz. Anadolu'da Osmanlı'nın yok ettiği Türklük bilincini küllerinin arasından tekrar şaha kaldıran adamdır Atatürk.
Bölücüler ve şeriatçı yobazlar başka kapıya gitsin. Bizim milli mücadele ve Cumhuriyet tarihimiz ile ilgili veremeyeceğimiz bir hasabımız yoktur.
Ayrıca Kürtlere de ne egemenlik ne toprak *vermek yoktur bizim kitabımızda.
Kendi yok olmakta olan 3-4 bin kelimelik dillerini kullanmaları için onlara Kürtçe kurslar bile açtık, daha ne istiyorlar?
Anadolu, Edirne'den Şemdinli'ye Türk'ündür ve ilelebet öyle kalacaktır.
Beğenmeyen başka kapıya !
Bunu iyice bellesinler de sürekli hayal kırıklığına uğramasınlar.
Benden abi tavsiyesi onlara.
1970 li yılların sonlarında idi. İlkokulda idim ve bir gün amatör bir takımda futbol oynayan dayım beni takım otobüsü ile yakınlardaki bir ilçedeki maça götürmüştü. Maçın kaç kaç bittiğini hatırlamıyorum hatta kimin kazandığını da hatırlamıyorum ancak dönüş yolculuğu sırasında dayımın yan koltuklardan birinde oturan esmer arkadaşına konuşma sırasında "Kürdo!", "Kırooo!" sözlerinin eşlik ettiği alaycı ses tonu ve küçümseyici gülüşünü hatırlıyorum. İlk defa bu ülkede Kürt denilen insanların varolduğunu ve bunun çok da makbul bir şey olmadığını o zaman öğrenmiş idim.
O dönemlerde Kürtlere "Kıro", Kürdo!" diye aşağılama sıkça görülürdü. Günümüzde pek rastlanmıyor. Bu saygınlığı sağlayanın PKK olması ne acı bizim için.
Yıllar geçmişti ve lisede okuyordum. Amcamın oğlu askerliğinin acemilik kısmını yapmak üzere Ankara Mamak Muhabere okuluna gelmişti. Yıl 1983 olmalı. Bir pazar günü ziyeretine gittim. Ziyaret dönüşü banliyö treninde aynı birlikte görev yaptığı belli olan bir astsubay tam karşımda oturuyor idi. Kısa bir tanışmanın ardından bana birliğine gelen ama Türkçeyi hiç bilmeyen Kürtleri nasıl dövdüğünü anlattı. "Ne hazır ol'dan ne rahattan ne de sağa sola dön'den anlıyor, ben de basıyorum tekmeyi tokadı" diyordu nefretle. O dönem henüz PKK'nın adı yaygın olarak duyulmamıştı. Ben de siyasetten bihaber, 12 eylül sonrasının apolitik bir liselisiydim. Bir yorum yapamadım, yanıt da vermedim. Tek düşündüğüm ve hissettiğim olayın dehşeti idi. Birliğine askerlik yapmaya gelen kişileri sırf Türkçe bilmedikleri için tekme-tokat dövmesi çocuk ruhumu incitmişti. Sesinde en ufak bir pişmanlık yoktu, tersine anlatırken bile kızgınlığı geri gelmişti sanki.
Bu olay istisna mı idi yoksa aşağılanan bir toplumsal kesime karşı pek çok yerde görülen bir olay mı idi? Bunu o zaman değil ama yıllar sonra sıkça düşündüm. Acaba o dayak yiyen Kürt gençleri askerlikleri bitip dağ köylerine döndüklerinde PKK'ya katılmışlar mıdır? Acaba arkadaşlarına ve akrabalarına başlarından geçenleri anlatmışlar mıdır? Eğer anlattılar ise bunları duyan diğer genç Kürtler askere katımayı değil de PKK'ya katılmayı seçmişler midir?
amasya protokolleri ile ilgili olarak bu yazının da okunmasını öneririrm :
http://www.diyarbekir.net/cgi-bin/index.pl?mod=news;op=author_id;id=202
saygılarımla
Çek bir arabesk bol acılı olsun.
Mazlumculuktan başka sığınacak bir liman mı kaldı propagandistlere?
Ah zavallım Kürtler, ne acılar çekiyorlarmış da haberimiz yokmuş.
1983'te hem de. İyi de biz eşek gibi dayak yiyiyorduk hocalarımızdan ve Türkçe'de biliyorduk.
Ne olcek şimdi? Biz Türklerin hakkı ne olcek?
Askerde dayak yemedim ama dayak yiyenlerin çoğunun da doğulu olmadığını da gördüm.
Üstelik ne garip onlar da sağa-sola dönemedikleri için dayak yiyorlardı.
Peki sizin aklınıza sebebin "kürtlük" olmadığı basit bir sağa-sola dönme sebebi olduğu aklınıza gelmedi mi?
Olsun onu da ben hatırlatayım.
Hadise basit bir sağa-sola dönme meselesidir.
Yani sebebi uzakta değil yakında arayacaksın önce.
İşte buna bilimsellik denir.
Yoksa acıyı bol doldurursan o yemeği kimse yemez.
Bu yaşadıkların karşısında, kendi kendine sorduğun bu soruların cevabı, sence nedir cem?
AMASYA PROTOKOLÜ
( 22 EKİM 1919 )
1. Türk vilayetleri düşmana terk olunmayacak, hiçbir biçimde manda ve himaye kabul edilmeyecek, Türk vatanının bütünlüğü ve bağımsızlığı korunacak.
2. Azınlıklara siyasi egemenliğimizi ve sosyal dengemizi bozacak ayrıcalıklar tanınmayacak.
3. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, İstanbul Hükümeti tarafından resmen tanınacak.
4. İtilaf Devletleri ile yapılacak olan barış görüşmelerinde Temsil Heyeti’nden de bir temsilci bulunacak.
5. İvedi olarak Anadolu’da halkın özgür seçimiyle bir meclis toplanacak.
6. Anadolu hareketi, İstanbul Hükümetini küçümseyici ve yok sayıcı davranışlardan kaçınacak.
Not: Ayrıca Amasya protokolleri ile ilgili böylesine sahte ve çarpıtma bilgiler ile bir kara propaganda faaliyeti içinde olan Sn.Ayşe Hür hanımefendiyi de intihar bombacısı pkk'lı kadın teröriste amacı uğruna ölümü göze alan gözü kara kadın olarak bakan şu yazısından da tanıyabilirsiniz:
http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=128
Biz Atatürk'ü ve milli mücadelemizi *terörist sempatizanlarının ağzına sakız ettirmeyiz ve kullandırtmayız.
Yalan ve çarpıtılmış bölücü kaynaklı tarih çarpıtmalarına verilecek en iyi cevap doğru bilgidir.
Milleti aldatmaya yönelik bu psikolojik savaş ile ancak ve ancak doğru bilgi ile savaşılır.
İşte amacım da budur benim. Doğru bilginin aydınlığıdır kara ruhların tesirinden kurtaracak olan insanları.
ayşe hürü boşverin, önemli olan yer şurası :
Bu sansürü gün ışığına çıkaran ünlü tarihçi Faik Reşit Unat, Başbakanlık Arşivi'ndeki belgenin aslını 1961'de Tarih Vesikaları Dergisi'nde (S.18, s. 359-365) yayınladığında ya da 1968'de Mazhar Müfit Kansu "Erzurum'da Ölümüne Kadar Atatürk'le Beraber" adlı kitabında tam metne yer verdikten sonra
Faik Reşit Unat sahtekar mıdır
Mazhar Müfit Kansu satılmış mıdır.
Olayın özü bu buraya gelin. Sayın Vatan ya da bin bir surat mı diyeyim.İnşallah bu sefer kalıcı olursunuz. *:lol: *Ancak bizim tercihimiz sodomo idi. Onu hem sever hem de sayardık.
saygılarımla
Hadise basit bir sağa-sola dönme meselesidir
Hadise basit bir sağa-sola dönüp dönememe meselesi değil otorite figürü ile karşısındakinin değeri arasındaki meseledir.
Otoriteye göre tüm vatandaşlar Türkçe bilmelidirler. Bu örnektede otorite figürü olan astsubay Türkçe bilmediği için emrini yerine getiremeyenleri dövmüştür. Dövmenin sebebinin aslen emri yerine getirememek olması bir şeyi değiştirmez. Burada sadece astsubayın niyetine değil fiili gerçekliğe de bakıyoruz. Bu gerçeklik kişinin Türkçe bilmemesinin *sonucunda üzerinde şiddet ugulanması gerçekliğidir. Kürt gencinin gözünde olay şudur: Türkçe bilmediği halde zorunlu vatandaşlık görevi gereği askeri gitmiş ancak *hiç anlamadığı bir "yabancı" dil konuşan komutanı tarafından suçsuz yere dövülmüştür. O komutanın başka gerekçelerle başka askerleri de dövüyor olması sadece şiddetin yaygınlığını gösterir.
Acaba söz konusu ettiğimiz astsubayın komutasına NATO görevi gereği bir kaç Amerikalı veya Alman eri verselerdi misal gene döver miydi acaba sağına-soluna dönemiyorlar diye? :)
Dövemezdi değil mi? Çünkü karşısındaki astları bile olsa kendisinden daha üst seviyede gördüğü bir toplumun bireyleri olacaktır. Demek ki neymiş? Basit bir sağa sola dönüp dönememe meselesi değil karşısındakinin toplumsal değeri ile ilgili bir mesele imiş. *:wink:
Askerlik anıları ise bir tane de bizden diyelim.
Görevimin son ayları idi. Karakolumuza, terhis erlerinin yerine takviye olarak, Alaydan 5, 6 er gönderdiler. Gönderilen erler, eğitimlerini almış ve öylece gelmişlerdi. Nasıl eğitim aldıklarını bilemediğim tüm askerleri, kıdem farkı dahi gözetmeden eşit davranıyorduk.
Bir gece koğuşta yatmakta olan çavuşun boğazına, karanlıkta bıçak dayanmış.
Şayet yeni gelenlere zulüm yapmaya devam ederse öldüreceği tehdidini savurup kaçmış.
O gece üst üste üç defa alarm verdim. Kimseyi uyutmadım. Tüm karakolu baştan başa arattırdım. Bizzat, erleri sorguladım.
Ortaya çıkan korkunç bir gerçek vardı. Yeni gelen erlerin içinde PKK sempatizanı ve hatta bilemememe rağmen PKK militanı erlerin mevcut olduğunu fark ettim.
Zulüm var mıydı?
Kendi karakolumda araştırdığım kadarı ile yoktu.
Karşılıklı önyargılar var mıydı?
Her iki tarafta da müthiş önyargı mevcuttu.
Bir gün dahi geçirmedim. Raporlarını düzenleyip bölüğe gönderdim. Öğleden sonra bölükten gelen bir tim ile son gelen tüm erleri Alaya gönderdik.
Toplumun genelinde olmadığı gibi ordumuzun genelinde de böyle bir ayırım yoktur.
Bunun olmadığını son Dağlıca olayındaki militan PKK lının, en uçta ve önemli bir görevde bulunmalarıyla anlayabiliyoruz.
Ancak kişisel ve yerel önyargılar mevcuttur. Ve bu önyargılar bir tarafı şiddete iterken diğer tarafı dağa çıkarmaktadır, en azından bunları yapanları haklı görmektedir.
Bir yazar, kürt halkı ve hakları için; -Verdik, -Veriyoruz gibi cümleler sarf etmekte.
Kimse kimseye bir şey veremez. Ortak yaşam ve hakları ne zaman öğreneceğiz?
Bu gün katil PKK nın peşindeki ordumuzunun verdiği şehitler için Türkçe yakılan ağıtların yanında yükselmekte Kürtçe ağıtlar. Her iki şehidimizin de ön sıfatı Er dir. Türk Er ya da Kürt Er değil.
İşte bu iki ağıtın yükselmesidir bu vatanı hala ayakta tutan büyük güç.
(Bu ağıtların bir an önce son bulmasını temenni ediyorum.)
Vatanımız diyerek yaşadığımız toprakların kıymeti, bu toprakların üstünde yaşayanların kıymetinden daha üstün değildir.
Önce insan gelir.
İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın...
"Turbanı ise yaratan kim nasıl çıkmış önce bunlra göz atmak gerekiyor. Kimin zamanında siyasal İslam yükselmiş onu degerlendirmek gerekiyor. Bugünü ancak dünü iyi kavrayarak degerlendirebiliriz." dilaver
Evet bunu materyalist tarih bilinci ile sorgulayıp dünü kavramakla ve tartışmakla ömür tüketelim.
Zaten çözüm üretmek yerine, zaman tüketmek en güzeli. Havva türbanlımıydı bunu açıklığa kavuşturmadan ilerlememiz pek de mümkün görülmüyor.
Çözüm noktasında olayın nerden çıktığının, nasıl çıktığının anlamı yoktur, çözüm bugünü ilgilendirir, dünü değil. Deneysel faydaları vardır tarihin, buda denenmiş çözümlerin elimine edilmesi noktasındadır.Aynı nehre iki kere giremeyeceğin için. Bu konuda da çok ayrı düşünüyoruz fakat sonra girelim.
Ben DTP'nin türban tavrını nasıl değerlendirdiğinizi soruyorum. Çok mu anlaşılmaz sorum.
Selamlar.
DTP'nin sürekli şekilde özgürlük taleplerini dile getirmesi türban konusunda özgürlük taleplerine de olumlu yönde oy vermelerine yol açtı. Gerçekte DTP türbana karşı mıdır yoksa gerçekten de serbestisinden mi yanadır bilemiyorum ancak kamuoyuna "Biz özgürlüklerden yanayız" mesajı vermeye çalışıyorlar *düşüncesindeyim.
thunderpoint
26-02-2008, 12:16
Telepati bile diyebilirsiniz ama Mine bunu bugün yazmış.. Açılım sağlaması dileğiyle..
(Mine'nin ideolojik karakterini söylemeye gerek yok sanırım...)
Mine Kırıkkanat, Vatan, 26.02.2008..
Biz Türkler... *
Tarihimizle övünür ama övündüğümüz tarihi bilmez, öğrenmeye de çalışmayız.
Böylece her kuşak bir öncekiyle aynı yanlışları yapar, malumu keşif sanır.
Vatanımızı çocuklarımızdan daha çok sever, hiç gitmediğimiz, zaten gitmek niyetinde de olmadığımız toprakları savunmak için gözümüzü kırpmadan savaşa göndeririz.
Ama tayin olmaktan bile ödümüz kopan o topraklara bırakın gitmeyi, o topraklardan gelenlere de güvenmeyiz. İşte kanıtı:
***
“Ben Van’ın Erciş İlçesi’nden Maşallah Soylu. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Maliye 1. Sınıftayım. 19 yaşında bir gencim, ama bana genç denirse... Yaşıtlarım aşka, sevgiye kafa yorarken ben annemin sağlığına üzülüyorum. Daha doğarken acıya doğmuşum: 4 yaşındayken doktorla tanıştım, 12 yaşında iyileştim. Ama sadece bir yıl sonra, ben 13 yaşındayken annem diyaliz hastası oldu. Babam o zaman da işsizdi, şimdi de işsiz.
Bir ara MTA’da mevsimlik işçi olarak çalışmış, sonra çıkarılmış ve bir daha iş bulamamış. Haftada 3 kez diyalize bağlanan bir anne ve hepsi de öğrenci 3 çocuklu bir aileyiz, yaşayıp gidiyoruz, tabii buna yaşamak denirse...
Annemi Ankara’ya götürüp böbrek nakli sırasına yazdırmak istedim. Denizfeneri’nin yardımıyla gönderdim, babam da refakatçi olarak gitti.
Gittikleri günün ertesi döndüler. ‘Nereden geliyorsunuz?’ sorusuna ‘Van’ cevabını verince kimse ilgilenmemiş. Çıkılan 18 saatlik yol, hüsranla geri dönüldü. Umutla çıkılan bir yoldan hayal kırıklığıyla dönmek nasıl bir acıdır, bilemezsiniz.
Ben vazgeçmedim. Yine Denizfeneri’ne başvurup, onlardan sadece annemi, refakatsiz olarak Ankara’ya götürüp tedavilerini uygulatıp geri getirilmesini istedim. Çünkü Ankara’da hiçbir akrabamız, aileme yol gösterecek kimse yok...
Denizfeneri, bu talebime karşılık para ve gıda yardımı yaptı. CANSUYU yardımlaşma derneğine başvurdum. Oradan da sadece aynı tür yardım yapılınca, Seda Sayan’ın programını aramayı düşündüm. Telefon açtığımda, ‘Nereden arıyorsunuz?’ sorusuna ‘Van’ yanıtını verince, ilk soruyu neşeyle soran ses, ‘Sen en iyisi mail at, sana dönerler,’ diyerek kapattı telefonu.
Son çare de böyle tükenince, annemi Ankara’ya gönderebilmek umudum kalmadı.
Yardım talebim, her zaman olduğu gibi yine Allah’tan...
Organlarımı bağışlamıştım, ama kararlıyım, eğer annemi tedavi ettiremezsem, organ bağış belgemi hastaneyi iade edip bağıştan vazgeçeceğim.
Vanlı olabilirim, ama PKK’lı değilim, terörist değilim, ben de bu vatanın evladıyım... ”
(YN:Yardım eli uzatmak isteyenler için belirtiyorum: masallah_soylu_06@mynet.com)
***
Biz Türkler, vatanı çocuklarımızdan çok sever, ama nedense, koltuklarını vatandan çok sevenleri vekil seçeriz. Vekillerin seçtiği cumhurbaşkanı da zaten evlatlarımız bu toprakları kanlarıyla sularken göndere bayrak yerine türban çeker. İşte size sınır dışı operasyonun sınır içi yararları:
***
“Sayın Kırıkkanat,
Derdimi ummana döktüm, asumana inledim, diye bir şarkı vardır. Son yıllarda derdimizi döktüğümüz okyanusların suyu yükseldi, göklere inlemelerimizden uzay araçları arızalandı.
Ordu Kuzey Irak’a girdi, girmedi, giremez diye feryat ettik, türbandı, baş örtüsüydü diye dilimizde tüy bitti.
Şu işe bakın ki, Ordu Irak’a girdiği gün, milletvekilleri sigorta emeklilerinin maaşlarını azalttı, kendi maaşlarını çoğalttı.
Aynı gün, Cum. Baş. türban yasasını onayladı. Aklıma bir
halk deyişiyle bir çakma mafya savsözü geliyor:
İlki ‘yangından mal kaçırmak.’ İkincisi, ‘hastayı yatağında öpeceksin...’
Bu millet öpüle öpüle, malı yangından kaçırıla kaçırıla akıllanmadı. Sizin gibi namuslu, yiğit birkaç köşe yazarı olmasa, okunacak gazete, izlenecek televizyon da kalmayacak!
Ersan Uysal
Hasta Bir Türk”
***
Biz Türkler ne kadar gururlansak yeridir de; kiminle, ne ile ve ne zaman, işte o pek belli değildir.
"ABD’nin Irak’ta yenilmesinin mümkün olmadığını, dara düştüğünde üç devletli bir Irak projesini Birleşmiş Milletlere kabul ettireceğini de yazdık. Üç devletli bir Irak projesinde Kürdistan, ABD’nin asla vazgeçmeyeceği bir savunma ve saldırı üssü olacak."Hasan Bildirici
Yakında "Uncle Sam Wants You" (Sam Amca Seni İstiyor) da asarlar. Kimi yahudilerin 2. Dünya Savaşı sıralarında Nazi olmaya özenmelerini çağrıştırdı. Ezilen, zavallı psikolojisi. Acıyorum, üzülüyorum ve bunda çok samimiyim. Sanırım Kürtlere en büyük zararı bunlar veriyorlar.
"Türk ırkına dayalı devletin Kürtler karşısında diz çökeceği günler çok uzak değil. Dağlardan her gün birkaç Kürt gencinin cesedini indirmiş olmak kaçınılmaz sondan kimseyi kurtaramaz. Türk ırkının Kürtleri yönetme hakkı yoktur. Pek uzak olmayan bir gelecekte Kürdistan’ın dört parçasını da Kürdistanlılar yönetecektir. Ortadoğu’da Kürtler için adalet yoksa hiç kimse için adalet olmayacaktır..."Hasan Bildirici
Adamın komşusu her gün ona bir bakraç süt verirmiş. Beriki de ilenirmiş; Komşunun ineği ölsünde, süt vermezse, vermesin dermiş.
"DTP'nin sürekli şekilde özgürlük taleplerini dile getirmesi türban konusunda özgürlük taleplerine de olumlu yönde oy vermelerine yol açtı. Gerçekte DTP türbana karşı mıdır yoksa gerçekten de serbestisinden mi yanadır bilemiyorum ancak kamuoyuna "Biz özgürlüklerden yanayız" mesajı vermeye çalışıyorlar *düşüncesindeyim." Cem *
Teşekkürler Cem, 500mumluk ampul gibi oldum, DTP'nin özgürlük havarisi olduklarını hemen görmüşsünüz, bunu da bilmeden yapmışsınız o da ayrıca takdire şaayan. Buna hangi özgürlük mücadelesi ve taleplerine bakarak anladınız. Atamayla gelen Genel Başkanlarına bakarak mı, nerde durduğun kadar, kimlerle durduğunun önemini yok sayarakmı. Bu kaçıncı MC. Yoksa aşiret ve şıh demokrasisine bakarak mı anladınız. Yoksa dünya tarihinde manda(bu bile hafif kalır) isteyerek bir ilke imza atan PKK ve DTP yandaşlarının etnik mücadelesine bakarak mı. Bu objektif yorumun karşısında dumura uğrayanlar olacaktır, keşke yorumunu parça,parça alıştıra alıştıra yayınlasaydın..
Selamlar.
Herhalde DTP lilere "Yanki go home" diye bağıracağımız günler uzakta değil.
* Benim işçilerin ve yoksulların yılmaz savunucusu, emperyalizmin korkulu rüyası, anti faşist mücadelede savaşın kartalı, barışın güvercini *arkadaşım nerelerde. Bulanlar getirmesin. :D
Selamlar.
Kürt çocuklarını okullarda "Bizler orta-asya'dan geldik, atalarımız Göktürklerdir" şeklinde propaganda ile asimile ederek etnik Türke çevirme politikası ve benzeri politikalar bırakılmadığı sürece Kürt özgürlük mücadelesinin sonuna kadar destekçisiyim ancak PKK'nın değil. Kürtler silahlı mücadeleyi bırakmalı ancak devlet de yasal partiler üzerindeki baskısını azaltmalıdır. Kürtler haklarını yasal arenalarda dile getirmeye daha fazla ağırlık vermeliler.
ABD konusuna gelirsek hem Türkler hem de Kürtler ABD ile kendi çıkarları doğrultusunda ilişki kuramktadırlar. Türkiye ABD sayesinde dünyanın en güçlü ordularından birine sahip oldu. Bunu kaybetmek istemeyecektir. K. Irak Kürtleri ise ABD sayesinde diktatör saddam'dan kurtuldu ve özgürlüklerini sağlamada ABD'yi araç olarak kullanmaktadırlar. Nasıl ki Türkiye Kurtuluş Savaşında SSCB'den destek aldı ve bunu kullandı ise K. Irak Kürtleri de ABD'den faydalanmaya çalışmaktadır.
spartacus
26-02-2008, 13:58
Ülkemizde aydınlanma süreci toplumsal bir düzeyden gerçekleşmemiştir. Günün gereklerince üretmeyen ve sanayi toplumlarının dünyasında hala feodal üretim ilişkileri ve feodal üretim araçları mülkiyetine bağlı bir süreç yaşanmıştır. Üretim araçları mülkiyeti ve tarzı doğal olarak üretim ilişkilerini de belirlediği gibi egemen üst-yapı(siyaset, iktidar, bilinç, eğitim...) açısından da belirleyici olmuştur. Bu halde aydınlanma süreci geçmiş üretim ilişkilerine bağlı olarak değil aksine ona karşıt bir süreç olarak gelişebilirdi. Bu süreç 18. Yüzyıllarda Avrupa ve sanayi devrimleri ile yaşanırken, ülkemizde içsel-toplumsal açıdan böyle bir yükseliş yaşanmamış kapitalist iktidar ve ulus-devlet modeline geçiş dahi hasbel-kader olmuştur. İçsel bir süreç olarak yaşanmışlıktan ziyade dışsal bir koşulun(emperyalist işgal ve birinci dünya savaşı ve savaş koşulalrından *kurtuluş) dayatımı olarak yaşanmıştır. Bu nedenledir ki kapitalist üretim ilişkilerine dayalı bir ulus devlet modeli yerine, bu yapı salt bir model olarak alınma noktasında kalmıştır. Birinci sorun feodal üretim tarzı ve üretim araçları ve üretimin mahiyeti temelinden içsel bir hesaplaşma-bir aydınlanma süreci olarak yaşanmamış ve tepede kalmış iken ikinci sorunda tasviye edilmemiş feodal toplumsal bir alt-yapı ve örgü(üst-yapı) üzerine ulusal örgütlenmeyi inşa etmekle doğmuştur. Toplumsal üst-yapı ile çelişik bir iktidar sorunu yaşanmış, feodal toplumsal örgüyü kırmanın en temel koşulu olan ulus olma bilinci dayatılan ve kendisini aşırı düzeyde abartan bir süreç olarak yaşanmıştır. Ulus ve ulusal birliğin örgütsel anlamı yerine millet olmanın şovenist propagandası siyasi içerik kazanmıştır. Burada asıl görülmesi gereken ise geçmiş üst-yapının(iktidar anlayışı, bilinç, eğitim, toplumsal gelenekler vs) tasviyesinin bir süreç meselesi olduğu ve bu sürecin temelinde ise geçmiş üretim-tarzının tasviyesi yattığı görülememiştir. Bir dönem toprak reformu adı altında geçmiş üretim tarzı tasviye edilme sürecine alınmış isede yerine kapitalist tarzda bir sanayi ve üretim tarzı örgütlenemediği için havada bazı hallerde de salt bilinçlenme düzeyinde(Köy Enstütüleri) kalmıştır. Oysa alt-yapı(üretim tarzı ve ilişkileri) oluşturulmadan, üst-yapı(bilinç düzeyi vs) ayakları üzerine oturtulamazdı.
Öyle yada böyle tüm milli mücadeleler özünde burjuva mücadelelerdir ve her kapitalist devlet oluşumu kaçınılmaz olarak ulus-devlet modeliyle örgütlenecektir. Bu ulus devlet modeli ilk elden ve kaçınılmaz olarak ümmet-devlet modeli ile iktidarın mahiyeti açısından uzlaşmaz bir çatışmaya girecektir. Bu uzlaşmazlık ta ki siyasal iktidarın ve devlet modelinin karakteri değişene kadar sürecektir. bundan sonrası uzlaşmazlık için yeni iktidarın geçmiş yapıyı tasviye mi edeceği yoksa onunla çıkarları temelinde uzlaşacağı mı belirleyecektir. Görülen şu ki, bilhassa 1950 ler tamda feodal yapı ve iktidar anlayışı ile uzlaşılan dönem olmuştur. Ülkemizde ise feodal gericiliğin direnci üst paragrafta kabaca değinilen süreçlerden dolayıdır ki etkin ve toplumca ve hatta iktidarcada karşılık bulan bir süreç olmuştur.
Milli meseleler aslında insanların milliyetlerinden bağımsız siyasi meselelerdir, sonuçta insanlar iradelerinden bağımsız olarak herhangi bir coğrafyada herhangi bir milletin içine doğmaktadır. Günümüz koşullarında ve ilk elden kapitalist devletler ulus-devlet olmak zorundadırlar. Feodal direnç ise Ümmet temelinden siyasi bir örgütlenmeye gitmek zorundadır. Bu ise GERİCİ bir konumu temsil eder. Günümüzde ümmet temelli gericiliğin temsilcisi AKP dir ve uluslararası ölçekte süper devletlerde ülke bağımsızlığının ve ilerleyişinin, AYDINLANMA sürecinin en üst paragrafda ifade etmeye çalıştığım koşullarda gerçekleşeceğini bilmektedirler. Yani ümmetçi-feodal yapı hiç olmaz ise üstyapı(devlet, eğitim, iktidar) temelinde ne kadar uzun süre yaşatılır ise, toplum ve toplumsal üretim ve bilinçde o kadar alt düzeyde olacaktır.
Dinci ve feodal gericiliğin Kürt toplumuna olan yaklaşımı Ümmet açısından bir politik faydalanma temelindedir(tam bir nemalanmadır). Aslında burada ki özne Kürt'leri bir millet olarak ne kabul etmek nede onlara milli bir birlik temelinden yaklaşmak değildir, ümmet anlayışını ve örgütlenişini güçlendirmektir. Diğer taraftan ise sözde ulusal birliği, şovenist bir kimlik, ırk noktasına indirgeyen resmi ideoloji ise toplumsal örgüye inkar temelinden, milliyetçi bir yaklaşım sergilemektedir. Bu halde gerçekçi yaklaşım nerededir ? Yada kayış ne tarafa nasıl olacaktır. İnkar politikası kaçınılmaz olarak karşıt Ümmet politikasını güçlendirerek ve örgütleyerek sürmektedir-ki bu gericiliği güçlendirmektedir-. AKP'nin aldığı oyların en temelinde yatan gerçeklerden bir taneside bu gerçektir. Diğer bir gerçek ise ötekileştirilmiş bir toplumun inkar politikalarına dayalı uzun yıllardır baskılanması ve baskı oluşturulmasıdır, varlığın inkarıdır.
Türban meselesinde AKP neden desteklenmektedir, çünkü bir Ümmet politikası altında inkar edileni(Kürtleri) sanki kabul ediyormuş gibi görünürken buradan ne gibi politik sonuçlar yada faydalar çıkar hesap bunun hesabıdır. Ne adına olursa olsun feodal gerciliğin ümmet potası altında milli meseleleri ters yüz etmesi desteklenemez ve bu bakış açısı ve politik duruş, aydınlanma karşıtı bir öze işaret eder.
Ne Ümmet potası altında sürdürülebilir gerici bir toplumsal yapı örgütlenmesi ama nede hiç bir nesnelliğe dayanmayan ve ulus-devlet anlayışının getirdiği parçalanma psikolojisinden öte bir kaygı taşımayan(tamamen politik) inkar savunulabilir. Verili koşullarda en ideal yol, birlikte ve beraber ama inkara ve ötekileştirmeye dayalı tüm politikaları ters yüz etmiş toplumsal bir birliktir.
Türban üzerinden milli bir politik fayda sağlama anlayışı da bu anlayışda olanlar da bilinçli bir yaklaşımla değerlendirir isek desteklenemez. Türban'a ise illa da birilerinin(gerici) baktığı politik çerçeveye hapsolunarak yaklaşmamak gerekir. Bu siyasi bir obje olarak kullanılıyorsa da diğer tarafta toplumsal istek açısından onu kullanma isteği vardır. Bu türban ile öbür türban ayrıştırılmalı, asıl örgütlenmesi gerekenin toplumsal aydınlanma olduğu kavranmalıdır ve ülkede gerçekleştirilememiş aydınlanma, sanayi üretiminin temelden yoksunluğu vs olumsuz getirileri insanlara baskı yoluyla mal edilmemelidir. Bu da aynen inkar politkası gibi çözüm değildir.
ozgur_beyin
26-02-2008, 14:09
sevgili sargon yazın için teşekkürler. bir kitaba sığacak tarihsel süreci çok güzel özetlemişsin.
zaten ''ulu kral''ada bu yakışırdı :lol:
HarunKAHYA
26-02-2008, 14:29
Başta sn.site yöneticileri bütün sn. arkadaşlarımdan ilk yazımdaki münasebetsiz kelime için özür diliyorum.o kaba laf ne bana nede sitemize yakıştı.
Bu kelime nezaketsizliği harici yargılarım geçerlidir.Verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.
Kürt kardeşlerimizin-bölünme harici bütün özgürlükleri vardır.-Geçmişin hıncını alma gayreti onları bitirir.Türk insanı milliyetçi ve savaşkan bir ırkdır.Vatanı için canını feda etmekten hiç çekinmez.Bütün dünya bunu böyle biliyor zaten.Temennimiz odurki Türkün bu damarına basılmaz.Tarihte bunun örneklerini çok gösterdik.Hasta adamdan dünyanın yedi düveline kafa tutan Atatürkü bu millet tekrar çıkaracak güce sahiptir..
Başta sn.site yöneticileri bütün sn. arkadaşlarımdan ilk yazımdaki münasebetsiz kelime için özür diliyorum.o kaba laf ne bana nede sitemize yakıştı.
Bu kelime nezaketsizliği harici yargılarım geçerlidir.Verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.
Kürt kardeşlerimizin-bölünme harici bütün özgürlükleri vardır.-Geçmişin hıncını alma gayreti onları bitirir.Türk insanı milliyetçi ve savaşkan bir ırkdır.Vatanı için canını feda etmekten hiç çekinmez.Bütün dünya bunu böyle biliyor zaten.Temennimiz odurki Türkün bu damarına basılmaz.Tarihte bunun örneklerini çok gösterdik.Hasta adamdan dünyanın yedi düveline kafa tutan Atatürkü bu millet tekrar çıkaracak güce sahiptir..
Olay budur, teşekkür ederiz harunkahya sorumlu tutumunuzdan ötürü.
sevgili sargon yazın için teşekkürler. bir kitaba sığacak tarihsel süreci çok güzel özetlemişsin.
zaten ''ulu kral''ada bu yakışırdı :lol:
Sevgili şeyhim kralları karıştırmışsın, yaşlandın mı nedir. :lol:
Sevgili Spartacus,
"Verili koşullarda en ideal yol, birlikte ve beraber ama inkara ve ötekileştirmeye dayalı tüm politikaları ters yüz etmiş toplumsal bir birliktir." görüşüne katılıyorum.
Ancak anlayamadığım nokta Türkiye'de hala feodal üretim ilişikilerinin varolduğunu mu düşünüyorsun? Bana göre 1980 li yıllar itibarıyla kapitalizmin gelişiminde hız kazanması ile Türkiye'de feodalite tamamen tasviye olmuştur. Belki güneydoğuda istisnaları vardır. Benim ilkokul yıllarımda Türkiye nüfusunun yarıdan çoğu tarımla uğraşıyordu. Uzun yıllardan beri ise sanayi ve hizmet sektörü tarım alanını oldukça gerilerde bıraktı.
Günümüzde feodalitenin temsilcisi hiç bir partinin varolduğunu düşünmüyorum. Ne AKP ne başkası. Bunlar üstyapıda kısmen feodal gelenekleri savunsa da genel olarak feodalitenin temsilcisi sayılamaz görüşündeyim.
Kapitalizmin zorunlu olarak ulus devlet yapısını savunmak durumunda olacağı görüşüne de katılmıyorum. kapitalizmin günümüde ulaştığı aşama uluslararası şirketler dönemidir. Kapitalizmin uluslararası dolanımda olduğu bir dönemde devletlerin sığ ulusal karakterde varolmaya devam etmesi düşünülemez. Bu 20. yy ın son çeyreğine kadar olan dönemde geçerli olabilir ancak genel bir kural olamaz düşüncesindeyim. Semayenin dolanımı arttıkça, iletişim ve ulaşım teknolojileri de geliştikçe ulusal devletlerin eski katı kuralları kaybolmakta örneğin en yüksek yargı organı AİHM olmakta, gümrükler ve sınırlar kalkmakta, milli para birimleri yerine uluslararası para birimleri devreye girmektedir. Bu süreçin yavaş da olsa devam edeceğini sanıyorum.
thunderpoint
26-02-2008, 15:12
Vatanı için canını feda etmekten hiç çekinmez.Bütün dünya bunu böyle biliyor zaten.
Sevgili Harun,
Sözünü ettiğin özellikler yalnızca biz Türklere mi mahsustur? Şayet bu doğru olsaydı dünyada başka ırk olmaması gerekmez miydi? (Lütfen 'düşün mesafeni' uzun tutarak değerlendir.) Yoksa birileri bizlere devamlı bunu aşıladı da biz mi gaza geliyoruz? Örneğin yukarıda belirttiğin yargıyı Viking soyunu hedef alarak söylemen ne ifade eder?
Hasta adamdan dünyanın yedi düveline kafa tutan Atatürkü bu millet tekrar çıkaracak güce sahiptir..
'Hasta adam' Osmanlıdır. Osmanlı ise 'pay-i taht'tır. Yani kaleleri ve sarayları dışındaki insanları ümmi kılıflı vaadlerle yaşatan ayrıcalıklı topluluk. Oysa Türkiye bir Cumhuriyettir. Dolayısıyla şartlar ve konumumuz çok farklıdır. *Bu sebeple *" Tarihte bunun örneklerini çok gösterdik!" şeklinde başlayan yargını da 'hamasi' bulduğumu belirtmek istiyorum.
Sevgiler...
spartacus
26-02-2008, 17:29
Sevgili Cem
Kapitalizm zorunlu olarak ulus devlet modelini savunacaktır yönünde değil benim vurgum, "Öyle yada böyle tüm milli mücadeleler özünde burjuva mücadelelerdir ve her kapitalist devlet oluşumu kaçınılmaz olarak ulus-devlet modeliyle örgütlenecektir" şeklindedir. Burada bir ilk oluşum süreci ifade edilmektedir ve günümüzden 50-200 yıl önce kurulan devletler bu süreci zorunlu olarak ya geçmiş yada tökezlemiştir(ulus-devlet aşılamamıştır). Ha keza bu gün o dönemlerde bir devlet olma sürecini tamamlayamayan uluslar ise bu gün çeşitli yöntemlerle milli mücadeleler vermektedir. Bu halde milli mücadelelerin kurtuluş yollu stratejilerine baktığınızda ise göreceğiz ki bir ulus-devlet hedefi vardır aksi başka türlü kendisini ifade etme olanağını her ülkede bulma şansı olmadığı gibi karşıt direniş de yine ulus-devlet noktasından olmaktadır. Günümüz koşullarında yada dün, bir devlet olmanın meşruiyeti hala bir ulus olmaya dayanmaktadır ve bu yapısaldır. Burada ele almamız gereken yapısallıktır, piyasadaki yada pazarda ki ulus ötelik değil diye düşünüyorum. Bir yerde ulusal yapısallığa olan başvurum ekonomik çıkarların ve politik koşulların durumuna göre değişebiliyor. Buna 60 yıl öncemizden tarihsel örnekler, Almanya, İtalya ve İspanya verilebilir-ki uzak bir dönem değildir-.
Evet feodal alt yapının belirleyiciliği yoktur ama politik alan dediğimiz alan üst-yapısal bir alan olmakla birlikte feodal üst-yapının temel direnci hala buradan sürdürülebilmekte ve belirleyici olabilmektedir. Bu gün iran açısından da farklı bir şey yoktur, belirleyici olan feodal alt-yapı değilken, politik olarak feodal üst yapı kurumları ve toplumsal örgü statükoyu koruma açısından belirleyici olarak sürmeye devam etmektedir. Irak'a baktığımızda yine vesayet altında kurulan iktidar kaynağını aşiret(feodal) ilişkilerden ve dengelerden alır(politik olarak). Çünkü feodal alt-yapı belirleyici değilken, kapitalist alt-yapı da yeteri düzeyde yoktur ve bu daha çok taşıma usulü ticarete dayanır. Yani feodal alt-yapının yerine başka ülkelerin ürünlerinin taşınımı vardır. Feodal üst yapı ve toplumsal örgü nasıl tasviye olacak şimdi yada gerçekten bu kısa vadede arzu edilecek mi? Bindiği dalı kesecek mi? Sanayisi bile tarım sanayisini aşamamış kısa süre öncesinin Türkiye'sinde çok uzak değil hala feodal üretim araçlarının kullanıldığı dönemler(örnek kağnı, at). Oysa Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda kağnıların yerini traktörler alabilmeliydi, tarım sanayisi aşılmalı ve sanayi merkezli üretim yapılmalıydı. Tarım sanayisi ise aşılamamış ve geçmişin ağaları bu seferde tarım sanayisi ve sanayi ürünlerinin ticareti üzerinden nemalanmaya devam etmiştir. Bakın kurulan fabrikalara nedir ? Şeker fabrikalarıdır, tuğla fabrikalarıdır neden bir traktör, otomotiv vs fabrikası değil.
Tüketim toplumunun sürdürülmesi ve feodal üst yapının korunumu(direnci) pazardaki tüm diğer üreten ülkelerin ekonomik çıkarınadır ve kanımca AKP iş olsun diye bu kadar öne çıkarılmamıştır. (asıl ifade etmek istediğim işin bu tarafıdır). Yani feodal alt-yapı yok, bırakın belirleyiciliği nesnel gerçekliğini bile kaybetmiştir ama yerine ne konmuştur, buna bakmak gerekir. Toplumsal kültür kaynağını tüketim değil üretim süreci ve ilişkilerinde edinir, diğeri çok uzun sürecek ve uzun ve etkili dirençlerle karşılaşacaktır ve hali hazırda geçmiş üretim sürecinin(feodal) oturmuş toplumsal bir üstyapısı ile karşılaşılacaktır ve feodal toplumsal yapı tarafıncada kendisini kabul görme noktasına doğru zorlanıyor hissedecektir. Tasviye etse bu gücü bulacağı alt-yapı yok. En basit örnekle tarikatlar örnek verilebilir.
Feodal alt-yapının yerine taşıma usulü ticareti koymuşuz ki bu bir ülke açısından alt-yapı ve üretim tarzı olmadığı gibi hatta sermaye birikiminide sağlamayacaktır, ülke sürekli borçlanarak açık kapamaya zorlanacaktır.
Kürt çocuklarını okullarda "Bizler orta-asya'dan geldik, atalarımız Göktürklerdir" şeklinde propaganda ile asimile ederek etnik Türke çevirme politikası ve benzeri politikalar bırakılmadığı sürece Kürt özgürlük mücadelesinin sonuna kadar destekçisiyim ancak PKK'nın değil. Kürtler silahlı mücadeleyi bırakmalı ancak devlet de yasal partiler üzerindeki baskısını azaltmalıdır. Kürtler haklarını yasal arenalarda dile getirmeye daha fazla ağırlık vermeliler.
Ya doğru ise ne olcek?
Ya Kürtler gerçekten bir Turan soyu ise nolcek?
Bilime karşı mı gelceniz?
Kafa mı tutacaksınız Don kişot gibi?
Gülünç olmaz mı o zaman haliniz?
Ne dersiniz, ispatlayayım mı size kürtlerin TÜRK olduğunu?
:)
Üzgünüm ey Kürtler! Size anlatılan Med, Guti zırvalıkları hikayedir.
Sizler bal gibi de bir Göktürk soyusunuz.
Aman depresyona girmeyin haa :)
ozgur_beyin
26-02-2008, 19:08
Sevgili şeyhim kralları karıştırmışsın, yaşlandın mı nedir :lol: FRODO
Sevgili frodo, kralları karıştırsam iyi. köleyle kralı karıştırmışım :lol: *:lol:
Aslında çok şaşıyorum turandursun sitesi müdavimlerine. Üye olmadan bir kaç ay öncesinden beri takip ediyorum ve edinebildiğim bilgi epey fazla. Ama iş ırksallığa geldi mi en "bilinç"li gibi görünenler, birden mitoloji kahramanı kesiliveriyor!
Yazılanların hepsini okudum. Bir yazar dışında.
Hem materyalist düşünüp hem de "PKK çıktı teröre başladı" dercesine yazılar yazanlara ilk cümlemdeki duyguları besliyorum. Güneydoğuluyum. İlk okulun ilk döneminde akşam saat 19:00 sıralarında ailemle eve giderken, sırf çok ötelerde silah sesi duyuldu diye ( ki dört yanımız karakoldur silah sesleri her akşam duyulur ) askerlerin " sıkalım kafalarına " dediklerinden mi bahsetmeli yoksa kürt diye uzmanlık alamayan doktor akrabalardan mı bahsetmeli yoksa yerleşke değiştirince ( taşı toprağı altın şehir! ) kürt olduğumuz için ev kiralamayan ev sahiplerinden mi? Hiç mi olmadı? Notlarımın ½ 95i 5 iken kaydımızı yapmayan okul müdürlerinden mi?
Haa ayrıcalık yoktu değil mi?
Kağıt üzerinde herkes eşit...
Afiyet olsun efendim... Yerseniz!
Hala ülkesinin tarihinden bir haber olup, kürt sorununu 1984'e indirgeyenlere biraz daha ötelere gitmeleri için telkinde bulunmak gerek. *Bu ülke ilk kurulduğu andan beri bir sorunla muzdariptir. Uzun süre de bu sorun devam edecektir. Kürltere kürtçe konuşmanın yasak olduğu dönemleri hatırlamaz mısınız ? Hatırlarsınız. Hem "sözüm vatan düşmanlığı yapmayan kürtlere değil" der, hem de bu vatan savunucuların tüm kürtlerin dilini yasakladığını unutuverirsiniz. Bakkala giden yaşlı kadının kürtçe olarak söylediği bu sözlerden de mi ibret almazsınız?
-Bana bir ekmek ver türkçe olarak!
Unutuvermişim. 70 yaşındaki ninemiz de PKK üyesi..
Tuzu eksik olmuş efendim.. Ama yine de yiyiniz!
Bugün kendi ırkını yüceltenler, diğer tüm ırklara da kendilerini yüceltme fırsatı vermektedir. Tıpkı thunderpoint'in dediği gibi.
Naylondan ilericilik olmaz! Naylondan kültürlü de olunmaz. Olunsa, olunsa eşit mesafeden bakabilenlerden "insan" olur. Ve bu insanlar, "insani olan herşey kabulüm" diyenlerden olur.
Peki ya "açıkla bakalım DTP'limisin?" diyene ne demeli ?
Çıkın sokağa kitaptan kılıçlarınızla DTP'li avlayın o halde... Bu "devlet"in yasaları ile kurulmuş olan bir parti üyelerine...
Alıntı yapmayı pek sevmem. Özür dileyerek yapıyorum bu alıntıyı.
“Karaoğlan” belgeselini çekerken, Bülent Ecevit’in kişisel arşivinde bazı tarihi belgelere ulaştık.
Hem yakın tarihe hem Ecevit’in siyasi mücadelesine ışık tutacak nitelikteki bu belgeler, bu hafta İmge Yayınları’ndan çıkacak “Ecevit ve Gizli Arşivi” kitabında yayımlanacak.
Ecevit’in paha biçilmez arşivinin en ilginç belgelerini bu yazı dizisinde ilk kez gün ışığına çıkarıyoruz.
Bülent-Rahşan Ecevit çiftinin Oran’daki kütüphane evinin her tarafı kitapla dolu geniş bir salonu var.
Bu salonun hemen arkasında daha küçük bir oda bulunuyor.
Orada da raflar, raflarda dosyalar var. Dosyaların üzerindeki başlıklar, buranın Türk siyasi hayatının hafıza odası olduğunu kanıtlıyor:
“MİT raporları... MGK tutanakları... 12 Eylül mektupları... Arayış yazışmaları... Kıbrıs-Yunanistan dosyaları... Ecevit’in mektupları... Ecevit’e yazılan mektuplar...”
Kapağını kaldırdığımız her dosya, yakın tarihin bir başka karanlık köşesini aydınlatıyordu:
Biri Maraş’ın... diğeri Susurluk’un... bir başkası 12 Eylül adaletinin... Kürt meselesinin... ya da CHP içi bir çekişmenin...
İki belgeselci, böyle bir belge deposuna buyur edilince ne yaparsa onu yaptık biz de:
Ecevit’ten bazı belgeleri yayımlamak için izin istedik.
İzin verilince de bu hafta çıkacak “Ecevit ve Gizli Arşivi” (İmge, 2008) başlıklı kitapta 100’e yakın belgeyi onun yaşam öyküsü içine yerleştirdik. Eminiz ki, belgelerin tümü yayımlandığında, gerçekler biraz daha su yüzüne çıkmış olacak.
Can Dündar-Rıdvan Akar
Ecevit’in Gizli Arşivi’nden çıkan inanılmaz belge:
27 Mayıs’ta askerler, Kürt sorununa İttihatçılar gibi “hicret çözümü” önerdi:
“Kürtlerle Karadenizliler yer değiştirsinler!”
1961’de askerler Kürt sorununa çözüm üretmek üzere DPT’de bir “Doğu Grubu” oluşturdu.
Bu grup, bir “Doğu Raporu” hazırladı. 27 Mayıs hükümeti de raporu, yeni koalisyon hükümetine devretti. Yıllar sonra, o koalisyonun Çalışma Bakanı Bülent Ecevit’in arşivinde bulunacak bu belgedeki “yapılacaklar listesi”nde göç önerisi vardı:
“Bölgenin, kendilerini Kürt sananlar lehindeki nüfus strüktürünü Türk lehine çevirmek için, Karadeniz sahillerindeki fazla nüfusla, memleket dışından gelen Türkleri bu bölgeye yerleştirmek, bölgedeki kendilerini Kürt sananları bölge dışına hicrete teşvik ve bu hicreti finanse ederek, memleketin Türk çocuğu bulunan yerlerine iskan etmek...”
Yıl: 1961...
27 Mayıs’ta iktidara el koyan askerler, “vatanın bütünlüğü” konusunda endişeliydi. Muhtemel bir Kürt sorununu önlemek için tedbir araştırıyorlardı.
Şunu görmüşlerdi:
“Vatan bütünlüğünün yegane garantisi, bölge halkını devlete daha sıkı bağlamaktı.”
Bunun temini için “İnkılap Hükümeti”, Devlet Planlama Teşkilatı’na konuyu inceleme görevi verdi.
DPT bünyesinde bir “Doğu Grubu” oluşturuldu. Bu grup, bir dokümantasyon merkezi kurarak bölgeyle ilgili MAH’ta (MİT) Genelkurmay’da, Emniyet’te ne bilgi varsa toplayacak ve “bölgenin nüfus strüktürünü değiştirme ve asimilasyon bakımından” gerekli politikaları saptayacaktı. “Doğu Grubu”, 8, 10 ve 16 Şubat ile 24 Mart 1961’de “bölgede çalışmış ve çalışmakta olan başlıca idare ve siyaset adamları”nı bir araya getirdi, ortaya çıkan önerileri Hükümet’e iletti.
Gürsel kabinesi, raporu 18 Nisan’da görüştü ve kabul etti. Yayınladığı kararname ile Bakanlıklarca fiiliyata geçirilmesini istedi. Ancak Hükümet o yılın Ekiminde yapılan seçimle devrildi.
Yerine Kasım’da İnönü Başkanlığı’nda kurulan AP-CHP koalisyonu geldi.
Bunun üzerine “Kürt dosyası”, “bir muhtıra ile” yeni hükümete iletildi ve uygulamanın devamı istendi.
“Politika Dairesi Başkanı Kurmay Albay Haşim Tosun” imzasıyla yeni hükümete gönderilen raporun giriş yazısında kibarca “Bunu, sizin tasarruf hakkınızı kullandığımız şeklinde yorumlamayın, size bir yardım kabul edin” deniliyordu
KİŞİYE ÖZEL
ZATA MAHSUS
T.C.
BAŞBAKANLIK
KANUNLAR VE KARARLAR
TETKİK İDARESİ
Karar sayısı .5/1108
KARARNAME SURETİ
Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından hazırlanan 3 Nisan 1961 gün ve DPT-SPD-DG-2400 sayılı ilişik “Devletin Doğu ve Güneydoğu‘da uygulayacağı kalkınma programının esasları” adlı rapor Bakanlar Kurulunun 18 Nisan 1861 günü yaptığı oturumda müzakare ve kabul edilmiş ve
a. Mezkur esasların Devlet Planlama Teşkilatınca planlama, koordine ve tatbikinin yapılması,
b. Esasların yerine getirilmesi için DPT’nin ilgili Bakanlıklar mümessilleriyle kuracağı özel komisyonlarda programlaşan hususların Bakanlıklarca fiiliyat sahasına konulması,
18 Nisan 1961 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Devlet Bakanı ve Devlet Bakanı ve Devlet Bakanı
Başbakan Başbakan Yrd. S. ULAY
Org. Cemal GÜRSEL F.ÖZDİLEK
Devlet Bakanı Adalet Bakanı Milli Savunma Bak.
H. MUMCUOĞLU E. TÜZEMEN M. ALANKUŞ
Içişleri Bakanı Dışişleri Bakanı Maliye Bakanı
N. ZEYTİNOĞLU S. SARPER K. KURDAŞ
Milli Eğitim Bakanı Bayındırlık Bakanı Ticaret Bakanı
A. TAHTAKILIÇ Prof. M.GÖKDOĞAN M. BAYDUR
Sa. Ve Sos.Y. Bakanı Güm. Ve Tekel Bakanı Tarım Bakanı
R. ÜNER F. AŞKIN O. TOSUN
Ulaştırma Bakanı Çalışma Bakanı Sanayi Bakanı V.
O. MERSİNLİ C. TALAS K.KURDAŞ
Turizm Bakanı İmar ve İskan Bakanı
C. BABAN R. ÖZAL
Suretinin aynıdır. Haşim TOSUN (Kur.Alb. Politika D. Başkanı)
ESBABI MUCİBE
İnkilap Hükümeti 1108 sayılı Bakanlar Kurulu kararını çıkarıncaya kadar Doğu ve Güneydoğu bölgesinin yurdun diğer kısımlarına nazaran dikkati çekecek derecede ihmale uğradığını görmüş ve bölgede,devletin nüfusunu daha ziyade arttırmayı ,bölge halkını mevcut devlet nizamına daha sıkı bağlamayı,VATAN BÜTÜNLÜĞÜNÜN YEĞANE GARANTİSİ olduğunu idrak etmiş ve bunun tamini yolunu bulmak için Devlet Planlama Teşkilatına tetkik vazifeleri vermiştir.
Bu tetkikler neticesinde, mezkur teşkilatı tarafından ekteki rapor hazırlanmıştır.Bu rapor teklif edilen hususların ,kısa bir zamanda tahakkuk ettirilemeyeceği ve dlayosoyla tatbikatının birbirini takip eden Hükümetler tarafından icra edilebileceği anlaşılmış,bulunduğundan , kendisinden sonra gelen Hükümetlere ,bir muhtıra ile açıklanmasına zaruret hasıl olmuştur.
mes'elenin inkilap hükümetinin ,kendisinden sonra gelecek hükümetlerin ,tasarruf haklarını kullandığı gibi bir telakkiye yol açmaması ,teklif edilen tedbirlerin VATAN BÜTÜNLÜĞÜNÜN YEĞANE GARANTİSİ olduğu ve inkilap hükümetinin ,bu işte daha fazla gecikmiyerek ve modern devlet idaresindeki uzun vadeli planlama ihtiyacı zihniyetine uyarak, kendisinden sonra gelecek hükünetlere bir yardımı şeklinde kabul edilmesi temenni olunur.
SURETİNİN AYNISIDIR.
Haşim TOSUN
Kur. Alb.
Politika D. Bşk.
Bülent Ecevit, yeni kabinenin 35 yaşındaki Çalışma Bakanı’ydı.
Göreve gelir gelmez bu raporu masasında buldu.
Üzerinde “Devletin Doğu ve Güneydoğu’da Uygulayacağı Kalkınma Program Esasları” yazıyordu.
Son derece ayrıntılı hazırlanmış rapor, bazı radikal çözüm önerileri getirirken, sonraki yıllarda uygulanacak kimi politikaları da adeta haber veriyordu:
“Devletin yerine ağa yerleşti”
Rapora göre Doğu ve Güneydoğu’da dış tahriklerin de etkisiyle yurt bütünlüğünü bozucu bazı faaliyetlere teşebbüs edilmişti ve “bu durum, tahripkar neticeler doğurma temayülü gösteriyor”du.
Bunda “devletin bugüne kadar izlediği tezatlı politikalar”ın da etkisi vardı.
Bölge ihmale uğramış, otorite boşluğuna ağalık, şıhlık gibi “sosyal müesseseler” yerleşmişti. Hem bölge halkının devlete bağlılığı azalmış hem de bölgedeki ayırıcı faaliyetlere müsait bir zemin yaratılmıştı.
Nüfus kompozisyonu değişmeli
DPT, acilen “Doğu ve Güneydoğu Bölgesi için özel Kalkınma Planları” hazırlanmasını öneriyordu.
Plandan şu yararlar bekleniyordu:
“
a) Bölgede gelirin artmasını ve iyi dağıtılmasını sağlamak.
b) Bölgeye diğer bölgelerden nüfus çekmek veya bölge nüfusunun bir kısmını –iktisadi teşvik tedbirleriyle- diğer bölgelere göndermek suretiyle, bölgenin nüfus kompozisyonunu değiştirmek.
c) Sosyolojik ve antropolojik araştırmalara dayanarak bölgenin sosyal yapısını –temsili sağlayacak yönde- değiştirmek...
”
İttihat Terakki de düşünmüştü
Kısmen İttihatçıların 1913-1918 arası uyguladığı yöntemi (Bu konuda bkz: Fuat Dündar, “İttihat ve Terakki’nin Müslümanları İskan Politikası”, İletişim, 2001) çağrıştıran bu teklif, nasıl uygulanacaktı?
Raporda bunun yöntemi ayrıntılarıyla ortaya konmuş.
İşte rapordaki önerilerden bazıları:
HİCRET ESASLARI
Kürtler,“Türk çocuğu”bulunan yerlere...
ASİMİLASYON: Halihazır İskan Kanunu ve tatbikatını, tesbit edilen politika ihtiyaçlarını karşılayacak ve asimilasyon temin edecek şekilde incelemek ve tadil etmek...
HİCRET : Bölgenin, kendilerini Kürt sananlar lehindeki nüfus strüktürünü, Türk lehine çevirmek için, bölgelerindeki iktisadi şartların zorluğu karşısında başka taraflara hicrete mecbur kalan Karadeniz sahillerindeki fazla nüfusla, memleket dışından gelen Türkleri bu bölgeye yerleştirmek, bölgedeki kendilerini Kürt sananları bölge dışına hicrete teşvik ve bu hicreti finanse ederek, memleketin Türk çocuğu bulunan yerlerine iskan etmek...
IRAK KÜRTLERİNDEN AYIRMAK: Türkiye’de kendilerini Kürt sananlarla İran ve Irak’taki Kürtlerin irtibatını kesme bakımından bölgeyi, kendilerini Kürt sananların çoğunluğunu dağıtmak üzere, sistemli bir şekilde bölecek iskan sahalarına ayırmak...
KONTENJAN KADRO: Bölgeden batıya ve batıdan bölgeye nüfus akışını temin maksadıyla doğu ve batıda resmi ve özel sektöre ait sınai, zirai ve ticari tesislerin personel kadrosunun muayyen bir nisbetini, diğer bölge halkından olan işçiler için kontenjan olarak tefrik etmek...
MİSYONER YETİŞTİRMEK : Planlanan bölge okulları, köy okulları ve meslek okullarının faaliyete geçirilmesi... kız ve erkek misyoner yetiştirilmesi ve bunun için hususi müessese kurulması... Bölge halkından kabiliyetli ve küçükten asimile edilen gençlere yüksek tahsil imkanları sağlanması...
KÜRT MEMURLAR : Doğuya kendilerini Kürt sananlardan vali, kaymakam, hakim, jandarma subayı, ordu subayı, assubay, öğretmen, memur gönderilmesi...
RADYODA PROPAGANDA : Radyo vasıtasıyla Türkçe güfteleriyle mahalli havaların çalınması ve mahalli radyoların, bölge için, propaganda uzmanlarından müteşekkil gruplar tarafından hazırlanacak programları yayması...
İNANDIRMA FAALİYETİ : Irk bakımından, Türk siyasi düzeninin kendi menfaatleri bakımından en elverişli, en emin ve en çok imkan sağlayan düzen olduğunu telkin eden bir inandırma faaliyetine girişilmesi...
TİYATROCULAR, AŞIKLAR : Uzmanlar tarafından hazırlanmış skeçler oynayacak küçük tiyatro ekiplerine, bölgenin lisanına vakıf saz şairlerine yukarıdaki fikirlerin aşılanması...
KÜRT MESELESİ YOKTUR : Dünya entelektüel muhitine Türkiye’de bir Kürt meselesinin mevcut olmadığının anlatılması...
DOĞUNUN TÜRK TARİHİ : Bir üniversiteye bağlı derhal bir Türkoloji Enstitüsü kurularak kendini Kürt sananların menşelerinin Türk olduğunun ispat olunarak yayınlanması... Doğunun Türk tarihinin yazılarak neşredilmesi...
DAĞLI TÜRKLER : İslam Ansiklopedisi, Rus alim ve politikacısı Minovski’nin tarafgirane bir surette, kendini Kürt sananların menşeinin İrani olduğunu iddia eden yazısını alarak, kendilerini Kürt sananlar kısmında neşretmekle, Lozan’da delegelere kabul ettirilen, kendilerini Kürt sananların dağlı Türkler olup, menşelerinin Turani olduğu tezi ile de tezada düşülmüştür. Doğulu münevverler arasında münakaşayı mucip olan ve ayrılık taraftarlarına tutamak veren bu hatanın, derhal tashih edilmesi...
MENŞELERİ TURAN : Kendilerini Kürt sananların, menşelerinin Turani kavimlere dayandığı hakkında, çeşitli yönlerden arayışlar yapılmaya ve neticelerinin türlü neşir vasıtalarıyla yayılması..
KAYNAK : Milliyet
İspat mı demiştiniz?
Buyrun..
ozgur_beyin
26-02-2008, 19:35
Aslında çok şaşıyorum turandursun sitesi müdavimlerine. Üye olmadan bir kaç ay öncesinden beri takip ediyorum ve edinebildiğim bilgi epey fazla. Ama iş ırksallığa geldi mi en "bilinç"li gibi görünenler, birden mitoloji kahramanı kesiliveriyor! NAMIK
namık ne kadar güzel ifade etmiş. tebrikler namık.
Namık, iyi koku alıyor, nasıl alıyorsa.
Ne zaman Kürtçü ırkçılık peydahlansa Namık bitiveriyor hemen.
Tebrikler Namık.
Yönetimdeki arkadaşlar, biraz sözümüzde, kararımızda samimi olalım.
Ön başlıklarda siyaset olmayacaktı.
İster E. Aydın'ın yazısı olsun, ister başka bir yazarın.
Neticede 2003'te *yazılmış bir yazıyı asan bizden biri, E. Aydın değil.
E Aydın adına sığınarak bölücülere prim vermenin anlamı yok.
Kararınız değiştiyse bilelim.
Şu yazı asılana kadar herşey düzgün gidiyordu sitede, yine altüst ettiniz ortalığı.
Size de tebrikler.
Dusunup de soyleyemedigimi dile getirmis namik. Isi sahsiyete dokmeden bizler tartisamiyacaksak, digerlerinden ancak yumruklariyla tartismalarini bekleyebiliriz.
*Siyaset konusunda fazla bilgim olmadigindan karismamayi yeg tutarim, ancak tartisma adabini da tum katilimcilara hatirlatmak isterim. Daha gecenlerde bu konuyu isledigimizi zannediyordum, Sadece din hakkinda degil, tum konularda bu gecerlidir.
* Azinlik olmayan biri, bir azinligin neler hissettigini anlayamaz. Zaten bir millet kendi vatandasina azinlik oldugunu hissetirdigi muddetce onu kendinden sayiyormus masalina yine ancak kendi gibiler inanabilir.
*Ataturk'un yaptigi millet tanimina bu ulkenin sinirlari icinde yasayan herkes, hangi irk, dil ve dine sahip olursa olsun dahildir. Yoksa ben mi yanlis anliyorum?
NAMIK arkadaş o alıntı yaptığınız belge sizce farklı değerlendiridirilebilir . Benim için ise *o belge bu ülkenin bölünmemesi için çare arayan Türk vatanseverlerin bir cabalarıdır.Şimdi ben böyle söylediğim için faşist oluyorum ,cahil oluyorum,ırkçı oluyorum sizse demokrat oluyorsunuz entelnektüel oluyorsunuz oh ne ala memleket yersen tabii .Ülkeni seviyorsun cahilsin vatanım bölünmesin diyorsun faşistsin Tek bayrak ,tek devlet diyorsun ırkcısın. Ben Türk'üm arkadaş bu ülkeden toprak talep eden Ermenide,rumda,bölücü Kürt'de benim düşmanımdır. Bu hususta haklı ve haksız olmakda hiç önemli değildir .Hangi ülke elindeki toprakları bir başkasıyla isteyerek paylaşır dünyanın kerizi bizmiyiz yani.
spartacus
26-02-2008, 20:30
Sevgili şeyhim kralları karıştırmışsın, yaşlandın mı nedir :lol: FRODO
Sevgili frodo, kralları karıştırsam iyi. köleyle kralı karıştırmışım :lol: *:lol:
Veey ihtiyar kurukafa seni :):):)
Yönetim Kurulu olarak aldığımız bir karar gereği ayırım noktalarımızı öne çıkaracak siyasi tartışmaların "meraklısına" bölümünde sürdürülmesi gerekiyor. Başlangıçta o amaçla açılmamış olmasına rağmen bu başlık YK kararının ihlal eden ögeler açısından epey zenginleşti.
Sansür mantığına düşme pahasına da olsa bu başlığı güncel politika bölümüne taşıyor ve YK'da
güncel politikanın yer altında sürdürülmesi kararını yeniden gözden geçirme ihtiyacı doğduğunu düşünüyorum.
Başka forumlarda gayet rahat sürdürülen bu tartışmaların bizim forumlarımızda neden sorun olduğunu anlamaya çalışmalıyız.
İspat mı demiştiniz?
Buyrun.. Namık
Neyi ispatlıyorsunuz astığınız yazıda?
Ulus devlet olabilmeye,emperyalist işgale karşı bağımsızlık kazanmış,uygarlaşma yolunda kalkınma yolunda çabaları olan genç bir cumhuriyetin homojen bir ulus devlet yaratma ve varlığını sürdürmeye çalışmasıdır.
Ben kürdüm ,öbürü boşnak beriki laz,diğeri çerkes,kimisi türk ne yapılsaydı?
Demokrasi herkes için ,demokrasi mücadelesi verilmiyor etnik milliyetçilik mücadelesi veriliyor.
Türkiye Cumhuriyeti bir dönüm noktasında ya var olacak ya da yok olacak!
T.C her devletin yaptığı gibi varlığını korumaktadır.
yazı 2003'den belki ama, asılış zamanı bu kadar manidar olamazdı herhalde!..
kürtler zorluklar yaşamış, hala yaşıyor olabilirler; ama yakın tarihte yaşadıkları yalnızca başkalarının değil, bizzat kendilerinin müsebbibi oldukları bir durumdur. ki bir kısım sol cenahın pozitif ayrımcılıkla kendilerine verdiği destek de ortadadır. hatta bu destek pozitif ayrımcılığın da ötesinde bir çifte standarttır.
mesela bu bir kısım sol cenaha göre"nasyonel sosyalist" hitler faşisttir; ama pkk denilen terör örgütü kürt halkının özgürlüğünü savunuyordur ve pkk faşisttir diyenler faşisttir aslında!..
bunlara göre türkler en ufak bir milliyetçi duygu beslememelidir. beslerlerse faşist damgasını yerler zaten. ama kürtler silahlansın, dağa çıksın, terör estirsinler. nafile... onların ki özgürlük mücadelesidir!..
özünde milliyetçiliğe topyekün karşı bu sol cenah, mesele kürtler oldumu su koyvermekten, ve bunu savunmaktan da asla gocunmaz!
metalheart
26-02-2008, 21:04
dağa çıkıp silahla özgürlük mücadelesi yapanlar, bunlara destek olanlar...
savaşarak kazandınız mı haklarınızı??
yoksa hiç alakası olmayan insanları mı düşman ettiniz kendinize??
ATA'dan sonra yapılanlan yanlışların herkes farkında,menfaat peşinde koşanların şahsi hırsları neticesi ile bugünlere geldik. *
diyarbakırda bizim sizin .istanbulda bizim sizin.
ama yaşanan yaşatılan gerçekleri göz ardı etmeyin.
25 senedir süren bu silahlı mücadelede okul,hastane,üniversite,havaalanı,iş,ev,aş ne buldunuz???
siz orada bunları yaparken diğerleri ballı börek mi yedi zannediyorsunuz buralarda ?
düzgün demokratik mücadele yapmak varken sizin haklarınızı korumak isteyen sizi haklı görüp yanınızda olmak isteyenleri kendinize karşı almakla kalmayıp onlarında özgürlüklerinin kısıtlanmasını sağladınız.
bencilde değil bütün vatan üzerindeki haklar için neden mücedele etmediniz etmiyorsunuz??
yanlış devlet politikasını neden ırksal bağlamda öngörüyorsunuz?
özgürlük mücadelesi deyip zorla askeri baskıları herkesin üzerine salıyorsunuz?
TC 500 senelik bir cumhuriyet değil!!! sadece daha 85 senelik..
silahla yaptığınız mücadele 80 ihtilalcilerine *dokunmazlık sağladı...herkesin sizin ve bizim paralarımızla bize dönmesi gereken hizmetler silaha yatırıldı.refah beklerken herkese sefalet baskı dağıtıldı..
olmayan sendikal haklar ,politik haklar ,örgütlenmeler daha da beter yasaklandı...
kutuplaşma tavan yaptı...insanların gözünü açlığın yanında kan bürüdü..
en ufak sivri dillilik terörle anılmaya başlandı.
80 sonrasının iğreçliğini temizlemek varken daha da beter bok saçıldı etrafa...
kendinizle beraber herkesi daha da baskının içine soktunuz...
bumuydu özgürlük mücadelesi??
2,3 sayfalık yazı asmaya mecburmusunuz, çok, yazmayla çok ikna edemezsiniz, iş DTP'nin *gerici ve şoven politikalarına açıklamaya geldi mi nasıl demogoji yaparımın, nasıl çarpıtırımın, lafazanlığın peşindesiniz. İlkesizlik ilkeniz olmuş.
* * * * *Kurtkan çok doğru yazmış şovenliği kürtler yapınca özgürlük hareketi, yaptığınız, tuttuğunuz yol yanlış diyene faşist damgası vuramazsınızda, ona dağarcığınız yetmeye yetmezde bunu denemeniz ayıp. Birbirinizin şakşakçılığına soyunmanızda ayrı bir sevimsizlik.
* * * *Senin ırkçı, emperyalist yağdanlığı söylemlerine evet demeyince mi demokrat olamıyoruz. Öyle ya TC de Amerika'dan çıkar peşinde, Kürtler de. Maşa olmanın gerekçesimidir bunlar Cem. DTP'nin türbanı desteklemesine getirdiğin açıklamalarını dön bir daha oku, bakalım ne düşüneceksin. Nasıl bir laf salatası yaptığını düşün. Hepimizin çocuğu var yarın onların yüzüne bakacağız, ben senin yerinde olsam arımdan ölürdüm, dinlerden özgürlük diyeceğim sonrada MHP,AKP ile saf tutacağım, daha neler yapabilirsin Cem çıkarların gündeme geldiğinde, illa maddi olması gerekmiyor. Demiyecekler mi din perhizindeyken MHP, AKP turşusunu nasıl yedin diye. Ha dilaver, solcu kardeşim. Senin dağarcığında u dönüşleri çok gibi. Şu perhizi bir izah edin, edin de daha çok batın.
* * * * Birde sizi türkleştirmekmiş dert, ya arkadaş bu yazdığına nasıl inanırsın, hem sizi aşağılayalım, küçümseyelim ondan sonrada sizi türk yapıp, türklüğü kürtlerle bozalım, bunun ikisinin birden doğru olma ihtimali yok. Karar verin bu ikisinden birine ona göre cevap verelim.
* * * * Pante yapılan u dönüşlerini görmüyormusunda sözlerini tutmadıklarını başlarına kakıyorsun, kutsalları yok ama benim kutsalım, söylediklerimin kölesi, söylemediklerimin efendisiyim.
Selamlar
Yönetimdeki arkadaşlar, biraz sözümüzde, kararımızda samimi olalım.
Ön başlıklarda siyaset olmayacaktı.
İster E. Aydın'ın yazısı olsun, ister başka bir yazarın.
Neticede 2003'te *yazılmış bir yazıyı asan bizden biri, E. Aydın değil.
E Aydın adına sığınarak bölücülere prim vermenin anlamı yok.
Kararınız değiştiyse bilelim.
Şu yazı asılana kadar herşey düzgün gidiyordu sitede, yine altüst ettiniz ortalığı.
Size de tebrikler.
Evet Pante bu yazı asılana kadar herşey düzgün gidiyordu, tartışma adabından dolayı kilit vurulan başlıkları hatırlatmama gerek yok ama asıl tebriği hak eden sizsiniz. Kimseye E.Aydın'ın yazısının üzerinden siyaset yapın diye tekilfte mi bulunuldu?
Yönetimin kararına saygı duyuyorum.
Ama bu saatten sonra kimse bana samimiyetten bahsetmesin...
Kürt çocuklarını okullarda "Bizler orta-asya'dan geldik, atalarımız Göktürklerdir" şeklinde propaganda ile asimile ederek etnik Türke çevirme politikası ve benzeri politikalar bırakılmadığı sürece Kürt özgürlük mücadelesinin sonuna kadar destekçisiyim ancak PKK'nın değil. Kürtler silahlı mücadeleyi bırakmalı ancak devlet de yasal partiler üzerindeki baskısını azaltmalıdır. Kürtler haklarını yasal arenalarda dile getirmeye daha fazla ağırlık vermeliler.
Ya doğru ise ne olcek?
Ya Kürtler gerçekten bir Turan soyu ise nolcek?
Bilime karşı mı gelceniz?
Kafa mı tutacaksınız Don kişot gibi?
Gülünç olmaz mı o zaman haliniz?
Ne dersiniz, ispatlayayım mı size kürtlerin TÜRK olduğunu?
:)
Üzgünüm ey Kürtler! Size anlatılan Med, Guti zırvalıkları hikayedir.
Sizler bal gibi de bir Göktürk soyusunuz.
Aman depresyona girmeyin haa :)
Eee ne olacak şimdi Göktürk soyundan olduğumu öğrendim ama depresyona girmedim..
Siz hala annenizin deterjanını mı kullanıyorsunuz? Biz Göktürk soyu olduğumuzu ögrediğimiz zaman emin olun ki sizler gibi üzgün olmayacağız. İnsan soyuna tabi olmak mutlu eder bizi. :wink:
Artık burada eteğimizdeki taşları rahat rahat dökebiliriz.
"dinlerden özgürlük diyeceğim sonrada MHP,AKP ile saf tutacağım, daha neler yapabilirsin Cem çıkarların gündeme geldiğinde, illa maddi olması gerekmiyor. Demiyecekler mi din perhizindeyken MHP, AKP turşusunu nasıl yedin diye. Ha dilaver, solcu kardeşim. Senin dağarcığında u dönüşleri çok gibi. Şu perhizi bir izah edin, edin de daha çok batın."
Bu ne biçim mantık peker ? *Şimdi hükümet Akp ve sınır ötesi operasyon yapıyorlar sen de
bu harekatı destekliyorsun AKP turşusu mu yedin ? Yazdıklarınız hiç okumuyor musunuz ? Neden
herkes bizim gibi düşünmek zorunda olsun ki ? Yanılabilir yanlış değerlendirebilir olaylara yanlış açıdan bakıyor olabilir ama bu suçlar yazıların anlamı ne ?
Erdoğan Aydın'ın 2003'te yazdığı bu makalede hak verilecek yanlar çok.
Her ne kadar Türkiye, Kuzey Irak'taki Kürt oluşumuna karşı bir tehdit içinde olmadığını bildirse de, Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt Devletini savaş sebebi saydığını ifade etmişti.
Erdoğan Aydın'ın bu yazısı da bu savaş sebebi ifadesi nedeni ile yazılmıştır sanırım.
Bana göre Musul mücadelesi 1926 Ankara Anlaşması ile kaybedilmiştir.
Bu anlaşmadan sonra bunun vasiyeti, Misak-ı Milli'si olmaz.
İngiliz oyununa gelinmiş ve Misak-ı Millinin bir parçası elden çıkmıştır.
İsmet İnönü Lozan'da İngilizlere karşı Musul'u şu sözlerle savunmuş:
"Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de Hükümetidir; çünkü, Kürtlerin gerçek ve meşru temsilcileri Millet Meclisi'ne girmiştir ve Türklerin temsilcileriyle aynı ölçüde ülkenin Hükümetine ve Yönetime katılmaktadırlar."
"Kürtler Türkiye'de her zaman yurttaşlık haklarından yararlanmışlardır, siyasal ve sosyal bakımlardan her zaman işbirliği yaptıkları Türk Hükümetini hiçbir zaman yabancı bir hükümet saymamışlardır."
"Musul Kürtleri için olduğu kadar, Anadolu'nun öteki yerlerindeki Kürtler için de geçerli olan bu düşünceler, Musul Vilayetinin doğu kesiminde oturanlara dört yıldan beri söz verilen yalancı özerkliğin, kendilerine neden hiç çekici görünmediğini ve gerçekte sömürge yönetimi altına alınmış bir halk durumuna düşürülmüş insanların kaderine ortak olmayı kabul etmeye onları neden inandıramadığını açıklamaktadır."
Petrol hevesi ile kulaklarını tıkayanlara İnönü bu defa bölgede seçim önerisinde bulunmuş, bu da kabul görmemiştir. Mesele çözülemeyince Milletler Cemiyetine aktarılmış, tam bu sıralarda da ilginçtir ki gerici Şeyh sait isyanı patlak vermiştir. Arkasında İngilizlerin olduğu belgelenmiştir.
Türkiye, defalarca Musul konusundaki İngiliz oyunlarını kabul etmeyeceğini açıklamasına rağmen bu tutumunda direnemeyecek ve Cemiyet-i Akvam Meclisi kararına uyarak 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması ile Musul’u Irak’a terk etmeyi kabul edecektir.
Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti uzun vadede Türkiye'nin lehinedir ama teröre karşı mücadele verirken böylesi bir oluşumun ayrılıkçıları güçlendireceği düşüncesiyle karşı durulmaktadır. Karşı duruşun sebebi Irak'ın bölünmemesi olarak gösterilmesine rağmen asıl amaç budur.
Türkiye'nin bu politikasına neden karşı çıkılır?
Erdoğan Aydın bu politikayı neden haksız bulur?
Ulusların kendi kaderini tayin hakkı gereğince Kuzey ırak'a müdahalenin meşru olmadığı düşüncesiyle.
Ancak UKKTH gün gelir bölgedeki Türkmenler içinde geçerli olur, Kıbrıs'taki Türkler için nasıl geçerliyse.
Ne yazık ki komşumuz Kürtler için hassas olanlar, konu Kıbrıs olduğunda Kıbrıs'ın toprak bütünlüğünden yanadırlar ve Türkmenlerin hakları konusunda ağızlarını açmazlar.
UKKTH sosyalistlerce desteklenebilir ama gerçekten ulusal bağımsızlık, tam bağımsızlık mücadelesi veren uluslar için geçerli olmalıdır. Emperyalist amaçlar için ve Emperyalizmin maşası kukla bir devlet oluşumu için verilen desteği anlamak mümkün değildir. UKKTH'nin Lenin için en önemli şartı gerçek bağımsızlık iken, Stalin de bu şart sosyalistlerin önderliğinde bağımsızlık hareketinin yürütülüyor olmasıdır. Biz ise ortada ne sosyalistleri ne de tam bağımsızlık mücadelesini göremiyoruz.
Ha dilaver, solcu kardeşim. Senin dağarcığında u dönüşleri çok gibi. Şu perhizi bir izah edin, edin de daha çok batın.
* *Benim tüm duruşlarım nettir, bu site üyeleri bilirler. Turban konusunda görüşlerimi defalarca yazdım. Ama merkezi olarak görüşlerimizi Bültenin Mart sayısında okursunuz umarım. Böylece de tartışmaya ve suçlamalara gerek kalmaz. Ak kara belli olur.
* *saygılarımla
Namık kardeşimiz de her zamanki gibi alışık olduğumuz türden bol acılı bir duygu sömürüsü ile konuyu detaylandırmış.
Efendim yok okula kaydını yapmamışlar yok işe almamışlar yok şu yok bu.
Namık kardeşim elimde mendil gözyaşlarına boğularak okudum bu yürek burkan hayat hikayeni.
İnan ki kendimi bir Kürt gibi hissediverdim ne hikmetse :)
Ama daha iyilerini de gördüm bak. Roman tadında anlatanlar da var o yürek burkan Kürt olmaktan doğan acı dolu hayatlarını.
Ben her zaman derim: Bu yaşıma girdim MAZLUMCULUK gibi böyyyük bir siyaset görmedim arkadaş.
Vallah billahi gözüm korktu. Türk milletini çok iyi analiz etmiş olmalı bu psikolojik savaş uzmanları. Biliyorlar biz arabesk bir toplumuz. Orhan babalar, Müslüm babalar, Ferdiler falan.
İşte bu arebesk kültürün üstüne bina ettiler bu siyaseti.
Amerikan kuklası bir İslam devleti ile bir Kürt devleti yolunda nasıl da işliyor bu MAZLUMCULUK siyaseti anam anam vallah billah ölürüm ben.
Kafama yediğim taş acıtmaz canımı ama bu gönül yarası pek bi derin oluyor canım:)
UKKTH sosyalistlerce desteklenebilir ama gerçekten ulusal bağımsızlık, tam bağımsızlık mücadelesi veren uluslar için geçerli olmalıdır. Emperyalist amaçlar için ve Emperyalizmin maşası kukla bir devlet oluşumu için verilen desteği anlamak mümkün değildir. UKKTH'nin Lenin için en önemli şartı gerçek bağımsızlık iken, Stalin de bu şart sosyalistlerin önderliğinde bağımsızlık hareketinin yürütülüyor olmasıdır. Biz ise ortada ne sosyalistleri ne de tam bağımsızlık mücadelesini göremiyoruz.
Evet, UKKTH'nin durumu tam da böyledir. Birileri hâla bunu sosyalistce bir hak gibi görmektedir lakin bu UKKTH şu anda emperyalistlerin savunduğu bir parçalama projesi olarak karşımıza çıkmaktadır. bu saatten sonra UKKTH'yi savunmak emperyalistlerin piyonu olmayı kabul etmektir. Böl-parçala ve ufak lokmalar halinde yönet projesinindeki rolü açıktır, nettir UKKTH'nin.
Ben şu dünyada kıscacık bir hayat yaşayacağım onu da emperyalistlere piyon olarak onursuzca yaşayacak değilim.
Emperyalizme hizmet eden hiçbir projede yokum arkadaş.
Bütün onurlu Türk vatandaşlarını da bu tip amacı belli projelere karşı dik durmaya davet ederim.
Ayrıca Kürtler bir ulus da değildir ve "devlet kurma hakkı" diye bir hak da litaratürde yoktur.
Egemenlik savaşlar ile kazanılır, AB kapılarında hak dilenciliği yaparak veya ülkeni işgal eden ve karına kızına tecavüz eden ve dahası katleden emperyalistlerle Barzaniciler gibi ittifak yaparak ve onursuzca onların altına yatarak değil. Kazanırsın savaşını kurarsın devletini.
Can verecen kan verecen ve de kazanacaksın. Hak hukuk işlemez bu işlerde. Öyle olsa idi Amerika Kzılderelilerin olurdu. Ama bak eloğlu geldi 150 sene önce kurdu ülkesini orada binlerce yıldır yaşayan Kızıldereliler de avucunu yaladılar.
UKKTH'yi ancak ve ancak ben Kızılderlilerin Amerika'da devlet kurması için savunurum.
Benim topraklarımda Türk'ün sözü geçer. Edirne'de de Şemdinli'de de Cudi'de de Küpeli'de de.
Anadolu benimdir. Sımsıkı yapıştım bu toprakların her bir karışına, dünya gelse kimseye vermem.
Ağlayıp zırlayanlar havasını alırlar. Gitsinler "Mam Talabani" amcalarının kucağına.
Arkalarına bile dönüp bakmadan hemi de.
"Bu ne biçim mantık peker ? *Şimdi hükümet Akp ve sınır ötesi operasyon yapıyorlar sen de
bu harekatı destekliyorsun AKP turşusu mu yedin ? Yazdıklarınız hiç okumuyor musunuz ? Neden
herkes bizim gibi düşünmek zorunda olsun ki ? Yanılabilir yanlış değerlendirebilir olaylara yanlış açıdan bakıyor olabilir ama bu suçlar yazıların anlamı ne ?" frodo
* * * * Desteklediğim kanısına nereden vardı frodo, ayan mı oldu. Söylemediğim sözler ima dahi etmediğim konular üzerinden cevap yazmak ne demek oluyor. Benim sırtımda sizinki gibi yumurta küfesi yok, kürtlerin milliyetçiliğine hayır derken çok daha sert hayırı türk milliyetçiliğine diyorum, siz bunu yapamıyorsunuz, bu mantıkla da yapamazsınız, ben dinciliği kim yaparsa hayır diyebiliyorum, ama siz DTP'nin yapmasına özgürlükleri desteklemek olarak bakıyorsunuz ayıp olan budur frodo. Turşuyu sen mi yiyorsun, ben mi bir daha bak bakalım. *
* * * *Gidip yazdıklarımı da kontrol et tersi anlama gelecek çok laf etmişimdir ama harekatın doğruluğuna ait tek bir sözüm yoktur. Bu son savaşı karakol basarak PKK lılar başlattığı halde. PKK fırsat vermektedir, akılsız dostum olacağına akıllı düşmanım olsun sözünü iyi anlayın, bunu DTP lilerde iyi anlasın.
* * * Harekat Türkiye için bir bataklığa dönüşebilir diye endişem var, şimdi anladın mı neden desteklemediğimi. Hele, hele AKP nin desteklediği birşeyi desteklemek için 40 yıl düşünürüm.
* * * Ben senin DTP'nin tavrı noktasında ki görüşlerini soruyorum dilaver. Benim için ak ,kara orda belli olur.
* * * Selamlar.
Gel frodocum bu yazını da editle gene gülecem bak. :)
Selamlar.
"Bu ne biçim mantık peker ? *Şimdi hükümet Akp ve sınır ötesi operasyon yapıyorlar sen de
bu harekatı destekliyorsun AKP turşusu mu yedin ? Yazdıklarınız hiç okumuyor musunuz ? Neden
herkes bizim gibi düşünmek zorunda olsun ki ? Yanılabilir yanlış değerlendirebilir olaylara yanlış açıdan bakıyor olabilir ama bu suçlar yazıların anlamı ne ?" frodo
* * * * Desteklediğim kanısına nereden vardı frodo, ayan mı oldu. Söylemediğim sözler ima dahi etmediğim konular üzerinden cevap yazmak ne demek oluyor. Benim sırtımda sizinki gibi yumurta küfesi yok, kürtlerin milliyetçiliğine hayır derken çok daha sert hayırı türk milliyetçiliğine diyorum, siz bunu yapamıyorsunuz, bu mantıkla da yapamazsınız, ben dinciliği kim yaparsa hayır diyebiliyorum, ama siz DTP'nin yapmasına özgürlükleri desteklemek olarak bakıyorsunuz ayıp olan budur frodo. Turşuyu sen mi yiyorsun, ben mi bir daha bak bakalım. *
* * * *Gidip yazdıklarımı da kontrol et tersi anlama gelecek çok laf etmişimdir ama harekatın doğruluğuna ait tek bir sözüm yoktur. Bu son savaşı karakol basarak PKK lılar başlattığı halde. PKK fırsat vermektedir, akılsız dostum olacağına akıllı düşmanım olsun sözünü iyi anlayın, bunu DTP lilerde iyi anlasın.
* * * Harekat Türkiye için bir bataklığa dönüşebilir diye endişem var, şimdi anladın mı neden desteklemediğimi. Hele, hele AKP nin desteklediği birşeyi desteklemek için 40 yıl düşünürüm.
* * * Ben senin DTP'nin tavrı noktasında ki görüşlerini soruyorum dilaver. Benim için ak ,kara orda belli olur.
* * * Selamlar.
İlginç. Genel olarak söylediklerinden böyle bir "duruş" anlamışım ve yanılmışım anlaşılan.
"Benim sırtımda sizinki gibi yumurta küfesi yok, kürtlerin milliyetçiliğine hayır derken çok daha sert hayırı türk milliyetçiliğine diyorum, siz bunu yapamıyorsunuz, bu mantıkla da yapamazsınız, ben dinciliği kim yaparsa hayır diyebiliyorum, ama siz DTP'nin yapmasına özgürlükleri desteklemek olarak bakıyorsunuz ayıp olan budur frodo. Turşuyu sen mi yiyorsun, ben mi bir daha bak bakalım."
Yumurta küfesi hiç taşımadım peker. Tek küfem imzamda var zaten. PKK ve DTP konusunda benim düşüncem şudur: Kürt sorunu aslında Türk sorunudur. Yani ben olaya Türk-Kürt *ikileminden bakmam benim eksenim (eğer ayırım yapacaksam) ezen-ezilen, sömüren-sömürülen şeklindedir. Karşıtlığın her iki yanında da türkler de kürtler de vardır.
DTP nin türban konusundaki tavrı "kendi ayağına kurşun sıkma"dır. Çünkü oynanan oyun DTP nin çapını fersah fersah aşaçak çapta oynanmaktadır. Yarın dinsel argümanları kullanarak ortaya çıkacak yeni oluşumlar DTP'nin yerini alacaktır. DTP'nin ilk hatası bu değildir zaten. Halkın oyları ile girdiği mecliste PKK ile arasına mesafe koyarak ona rağmen politika üreterek kimliğini *kanıtlayabilecekken PKK'nın dümen suyundan çıkamamış ve kanla, terörle beslenen bir damarın içinde kalmayı seçmiştir.
Son olarak benim karşı çıktığı şey "tavır"dır. Yani peker cem gibi düşünmez, frodo ya da bir başkası da.. Sorun bu düşüncelere karşı çıkarken kullanılan dil ve üsluptur.
Safirat'a söyleyecek bir sözüm yok. Kendi yazdıklarına kendisi inansa, amenna..
Pante'ye ise şunları söylemek isterim. Online zamanım görülebiliniyorsa bakılsın. İma ettiği şey, birilerinin kürt konusu olduğunda beni çağırdığıdır. Yanılıyor. Bugüne kadar bir tek kişi beni buraya çağırdı ve bir sefer çağırdı. Bir iki ay inceledikten sonra siteyi, üye oldum. Çağırma nedeni ise kişilerin özgün düşüncelerini hakarete varmadan tartışabildiklerini göstermekti. Gördüm. Gördüm de iş ırksallığa gelince gören gözler kör oluyor.
İslam hakkında pek fazla bilgim yok. İnternet başında en çok vakti buradaki yazıları okumakla geçiriyorum. İki haftadır evden girebilmek için de bilgisayar almaya çalıştım ve dün aldım. En büyük nedeni burayı takip edebilmek. Bundan da hoşnutum. Art niyet aramanız boşunadır. Hele ki sizin yazılarınızı dikkatle inceliyorum. Bazen dinler hakkında eksik bilgi versenizde..
Yine yazdıklarımın bir kısmı bu konuyu içerir. Asıl yazımlarım sosyalsitlerin bakışıdır. Bu konuda ise sosyalist bakış açısı değil, insani bakış açısı göstermekteyim.
**
Bizlerin en temel yanılgısı, bir tarafı milliyetçilik ile suçlarken, kendi milliyetçiliğimizi gizleme çabamızdır. Biraz da solcu sosu ekledik mi tamamdır. Eline silahı alıp dağa mı çıkmak lazım diyenler, Mustafa Kemal'in benzer yöntemi uyguladığını unutuyorlar. Hak verilmez alınır. Aklın yolu birdir diye konu açıp, hem fikir olanlar, ayni yöntemlere nasıl gayri cevaplar veriyor anlamış değilim... Kendileri anladı ise beri gelsin.
Daha düne kadar solculuğu Dilaver'den öğrendiğini belirten peker, bir anda solcu kesiliverdi. Aklımda kaldığı kadar, peker her türlü diktatörlüğe karşı idi. Buna proletarya diktatoryası da dahildi. Peki ırksal diktatoryaya da karşımıdır? Karşı ise çözümü nedir? Kürtlerin tek temsilcisi DTP ya da PKK değildir. Hak-par Mesop gibi yapılar da bulunmaktadır. Bunlar farklı düşünlere sahip. Bu yapılar hakkında ne düşünmektedir? İcraatı nedir bu uygulamalar karşısında? Karşı olmak, içerisinde haeketi barındırır. Bu hali ile peker nasıl tavır takınmış, neler yapmıştır?
Yoksa lafla peynir gemisi yürütme denemeleri başarıya ulaşmak üzere midir?
Kurtkan'ın yazdıklarını resmi ideolojinin görüngüsü olarak nitelendiriyorum. Olması gereken, fiiliyatta uygulanan değildir. Eğer bu olsa idi, uzaydan bölücü kürt getirmek lazım olurdu. Ancak görünen o ki, yıllardır yapılan bu uygulamalar yanlış sonuçlar doğurmuştur. Bizlere düşen görev ayni olan insani özelliklerimizi ortaya çıkartmaktır. Kişinin değiştiremeyeceği tek şey, doğduğu yer ve öz anne babasıdır. İşinizi, aşınızı, aşkınızı, yaşadığınız şehri değiştirebilirsiniz. Dilinizi de değiştirebilirsiniz. Ancak doğduğu yer yüzünden insanları yadırgamak, ortaçağ bağnazlığına karşı özgürlüğünü eline almışların işi olmamalıdır. Ulus devlet modeli 2. paylaşım savaşından beridir yıkılmaktadır. Emperyalizm ileri ülkelerde ulus devleti ortadan kaldırmakta, geri ülkelerde himaye için bu modele sarılmaktadır. Ancak görünen, ulus devletin insanlık için değil, bir acuç mülk sahibi için gerekli olduğudur.
Toprak mülkiyetini ise hiç anlamış değilim. Homo sapienslerden itibaren göçebe ve de işgalci değil miyiz? 1.5 milyar insanın kutsalına karşı dur, ancak 70 milyonluk ülkenin bilmem kaç milyonluk kişisinin kutsalına sahip çık. Bu mudur işin aslı da ben anlamıyorum? İlk insan afrika'lıymış. "Haydi kutsalımıza kavuşmaya"mı demeliyiz?
Hiç inceledik mi totemler yapıp korkutmaya çalışan ilk insanların, tanrılar yaratarak tapınmasına geçiş sürecini? Sahi genlerimiz arasında tapınma geni olduğu da bulunmuştu? Düşünüyorum da bu geni çıkartmak için illa bıçak altına mı yatmak lazım?
"Yani peker cem gibi düşünmez, frodo ya da bir başkası da.. Sorun bu düşüncelere karşı çıkarken kullanılan dil ve üsluptur." frodo
Sevgili frodo;
Yok olmaz öyle, bizler aşağı yukarı aynı düşünürüz, aramızda küçük nüanslar olabilir. Bu temel bir farklılıktı onun altını çizmek zorundaydım.
Selamlar.
Bir Kürt neden Apo'ya veya Barzani'ye sempati duyar bileniniz var mı?
Birisi *bebek katili diğeri de Irak'ı işgal eden emperyalist güçlerin işbirlikçisi bir millet düşmanı , aşiret reisi, tek adam. *
Hem demokratik bir ülkede yaşayacaksın hem de tarihi şanlı bir anti-emperyalist mücadele ile dolu bir demokratik Türkiye'de yaşayacaksın ama Talibani ve Barzani gibi kukla aşiret reislerine sempati besleyeceksin. Nasıl oluyor bu?
Üstelik bu adamlar gelir bize insan hakkı/demokrasi falan öğretirler.
Hem Apo/Barzani gibi diktatörlerin peşinden koş hem de gel bana demokrasi öğret.
Yuh artık devenin nalı.
Irak'ın Kuzeyi'nde var mı demokrasi?
Yahu adam hem diktatör hem de bütün topladığı vergileri kendi kişisel servetine dahil etmekte.
Yani ülkesinin tamamının haracını o kesiyor.
Şimdi bu adamlara sempati besleyenlerin bu toprakların çocukları olması mümkün mü?
Hepsi haindir bu zevatın.
Bakın Urfa'lı Kürtler ne kadar vatanseverdir. Daima taktir ettim Urfa'lıları. Pkk orada hiç varlık gösteremedi.
Neden?
Çünkü Urfa'da bir milli mücadele yaşandı destansı tarihimizde.
O milli mücadlele ruhudur Urfa'yı bugün bile dimdik ayakta tutan.
Daha ötesi ise rahattı. İşgal altında değildi. İşte mesele burada.
Ve de İngiliz işbirliği ile dolu isyanlara kalktılar fakir Anadolu halkına karşı.
Ben Kürdün vatansever olanını severim kukla olanını değil.
İnsan olan sömürgecilerin piyonu olmaz ve dahası bebek katillerinin peşinden koşmaz.
Türk olmak gibi gurur verici bir şey var mı şu dünyada? Böyle şanlı bir tarih kimde var?
Böyle asil bir millet nerede?
Rabbime duacıyım beni Türk olarak bu dünyaya gönderdiği için.
Ne mutlu TÜRKÜM diyene!
Ben senin DTP'nin tavrı noktasında ki görüşlerini soruyorum dilaver. Benim için ak ,kara orda belli olur.
* * * *Bak ne demiş Dtp liler :
Bireysel haklar ve özgürlükler bağlamında Üniversite kapısında türbanla gelip orada başını açması insan haklarına aykırıdır.
* * * *Ben ise tam tersine kadınların başlarını kapamaları konusunda dini ya da toplumcu bir zorlama getirmenin insan haklarına aykırı oldugunu düşünüyorum. Turbana özgürlük diye bir gündem yapaydır ve kasıtlıdır. Turban zaten özgürdür, isteyen istedigi gibi başını kapıyor ya da açıyor. Ancak üniversitelerde turbanla egitim yapılması o bölümlerde okuyan ögrencilerin o bölümlerin gerektirdigi bilimsel anlayışa sahip olması ile bagıntılı bir durumdur. Evrim teorisinin ana bilim dallarından biri olması gereken biyoloji fakültesinde böyle bir teoriyi kabul etmedigini başına bagladıgı türban ile gösteren bir kadının bu bölümden alabilecegi ya da bu bilim dalına verebilecegi hiç bir şey yoktur. Ama aynı kızın güzel sanatlar akademisinde okuması için de bir mani olabilecegini zannetmiyorum.
* * *Turban meselesi Türkiyenin ya da meclsisin degil bilimsel ve akademik özerklik temelinde üniversitelerin kendi iç meseleleri olmalı ve özerk üniversite senatolarınca karara baglanmalıdır.
* * * Sanırım bu sefer net olmuştur, ben bu görüşlerimi çok önceleri de ilgili başlıklarda dile getirmiştim.
* * * *saygılarımla
Her olumsuzluğu vur Türk devletinin sırtına otur burda kürtler eziliyor diye ağıt yaz.Kim dedi size ağalara,tarikat şehylerine kulluk yapın diye.Kim dedi size bakamıyacağınız onlarca çocuk doğurun sefaleti yaşayın diye.Kim dedi size vahşi töreleriniz yüzünden kız coçuklarını okutmayın ve onları törelere uymadığı için öldürün diye.Kim dedi size yeni kurulan cumhuriyete isyan eden ingiliz işbirlikçisi şeyh saitlerin peşinde gidin diye.Kim dedi size dağlara cıkıp Türk askerini vurun diye.Dışlanmışlığınızı niye buralarda aramıyorsunuzda hemen Türk devletinde Türk halkında arıyorsunuz.
spartacus
27-02-2008, 17:04
Öncelikle bu konuda bazılarının insanların fikirlerine ve görüşlerine bir ambargo koyma telaşı vardır. Bu telaşda olanlar boşuna baskı kurmaya çalışıyorlar. İnsanlar görüşlerini birilerinin hoşuna gidip, gitmemesi meselesinde ne ele alabilir ne de sunabilir, burası ve bu konu bir platformdur insanların fikirlerinin susturulduğu ve baskılandığı değil aksine fikirlerin paylaşımı için sunuma açıldığı ve teşvik edildiği yerdir. Bu nedenle kimse fikrini söylemekle burada suçlu olmaz, ve bazılarıda bazı yetkileri kendisi için alet ettirme gayretinden vazgeçmelidir. *Alicengizlere gerk yoktur burası engizisyon yada şeriat mahkemesi değildir.
Sizde fikirlerinizle konuya iştirak edebilirsiniz herkes edebilir. Ama sırf görüşleri bana uymuyor diye insanların susturulması noktasında ali-cengizlerden vazgeçilmelidir.
Gelelim çok konuşup boş üfürmelere.
Bir UKKTH bir burjuva haktır. Ulusal aidiyetin politik bir örgütlenişe büründüğü kapitalizmin ilk evreleri için geçerlidir. Ulusal mücadeleler özünde Feodal iktidara karşı verilmiş mücadelelerdir. Feodal iktidarda politik örgü Ümmet örgüsüdür ve feodal devlet bir ümmet devletidir. Bu devlet ulusal devletler ve ulusal mücadeleler ile parçalanıp yıkılırken, ulusal birlik yada milliyet politik açıdan feodaliteye hem ters ama hemde yabancı bir kavramdır. Yine ulusal varlığın politik olarak örgütlenmesi ve ulusal devlet yada ulusal iktidar örgütlenişi sosyalizme yabancı ve ona terstir. O halde, ümmet toplumları ulus toplumlarına dönüşmüştür. Anti-emperyalist yada savaş koşulalrında anti-feodal olarak gelişemeyen ulusal mücadeleler ve kurulan ulusal devletler döneminde, bir zamanlar ümmet çatısı altında aynı toplum olarak yaşayan insanlar, ne zaman ki siyasi ve iktidar yapısında belirleyici olanın artık ümmet değil millet olduğu ve miiliyetçilik akımlarının önce değil devlet ulusal modelli kurulduktan sonra yayıldığı olmuştur bu sorun ortaya çıkmış ve *yaşanılan her coğrafyaya acı getirmiştir. Burada ahkam kesip boş lafızlar edileceğine önce anlaşılması gereken bu kişilerin iradelerinden bağımsız bir şeydir. Burada oturup keyfiyet düzeyinde ne konuşursak konuşalım ortada iradelerimizde olmayan bir süreç vardır ve hepimiz aynı amentüyü getirsek bile bu gerçek değişmeyecektir.
Nasıl ki feodalitenin meşruluğu ve ümmet toplumu koşullarında milli mücadeleler ayrılıkçı ve devleti yıkıcı olarak görülmüş ve geçit verilmemiş ise, kapitalist devlet modelinin ilk kuruluş dönemlerindeki ulusal karakterde meşruiyet düzlemine dönüşmüştür. Milli aidiyetlerin politik örgütlenmesi ve toplumun politik olarak örgütlenişindeki kullanımı kapitalist devlet modeline aittir. Yine bir ümmet çatısı altında birlikte ve ayni aidiyetle yaşayan toplumlar, milli ölçekli kapitalist devlet sürecinde kaçınılmaz olarak ayrıştırılmış ve bir ırka dayalı devlet modeline geçilmiştir. Türkiye'de 1. dünya savaşına karşı mücadele ulus birliği temelinde değil bir DİN birliği temelinde kafire karşı birleştirilmiştir. O günün koşullarında anadoludaki toplumsal örgü ÜMMET tir. Kurtuluş savaşı ve saltanatın devrilmesinden sonra ümmet birliği parçalanmış artık miadını doldurmuş, ümmet kurumlarından(devlet dahil) millet kurumlarına geçiş aynı ümmet de farklı kültürlere, milletlere sahip olan bir farklılık ortaya çıkarmıştır. Eğer politik örgütlenmede devlet ulus yerine insana ve dolayısıyla topluma dayanıyor olsa toplumsal birlik zedelenmeyecek ve ulusu bir devlet olma meşruiyeti yerine insanı bir devlet olma meşruiyetine yeter görülecekti. Bu yapılamadı. Bunun yerine esas seçilen ulus dışındakiler ancak yok sayılarak ve onlara hiç bir koşul altında kendilerini ifade etme hakkı tanımayacak bir inkar önlemine gidildi. Eğer ben bir ulus devleti isem ve topraklarda başka uluslar var ise, bu halde onları ulus olarak kabul eder ve kendilerini ifade hakkı tanırsam, onlarda benim sahip olduğum politik meşruiyete(UKKTH) sahip olurlar denildi.
Takrir-i Sükun ve Mecbur-i İskan yasaları eliyle günümüzden 70-80 yıl önce sürgün dönemi başladı. Farklı dilde konuşmak değil hatta ve hatta sanat icra etmek(müzik, tiyatro, edebiyat) yasaklandı. Sürgünde yöntem birlikte ve iç içe olan ailelerin ayrıştırılması olarak yapıldı. En etkili yol bu olarak görüldü ve anne çocuktan, çocuk babası yada amcasından ayrıldı. Bir çok insanda yollarda hayatını kaybetti... Sorulacak temel soru, neden ? ne için hangi kaygılarla? Üstelikde o tarihde daha ümmet toplumunu aşamamış toplumsal bir iç içelikde buna neden başvuruldu. Çünkü deniyordu devletimiz bir ırka dayanır ve egemen olan o ırktır. O ırk dışında kalanlar ya bizle aynı ırktır yada farklı oldukları iddialarında iseler baskılanmalı ve asimile edilmelidir.
Yani toplumsal örgütlenişi insan öznesi ile yapamamanın getirdiği sancılar sonucunda ayrılıkçılık bizzat ulusal-devlet'in kendisince örgütlenmiş kendi karşıtını kendi eliyle örgütlemiştir. dost ve kardeş kabul etmek yerine henüz yılanlıktan bir haber ümmet toplumu, içinde barındırdığı ulusal potansiyel gözönüne alınarak yılanın başını ezmek diye sindirilmiştir. İnkar politikası örgütlenmiş ve Anadolu'da türk'den başka millet yoktur denmiştir. Bu günün demokratına, ülkücüsüne, ulusal demokratına göre çeşitli tanımlar eliyle sunumlar yapılmıştır. Ulusal demokrat Türk'lüğün tüm diğer ırklardan daha üst bir ulusal birlik zemini olduğunu söylemekte, ülkücü ve turancılar ise türk'lüğü salt ve saf bir ırk olarak ele almakta diğerlerini kabul etmemekte yada aşağı görmektedir. Her ikisininde yaşam karşısında tam bir karşılığı yoktur. Heleki ulusal demokratların ki tamamen ırk tanımı üzerine kurulu sahte bir ulusal söylem olmaktan öteye gitmemiştir. Irk tanımı üzerinden kapsayıcı ve ulus(etnik) ötesi bir ulus dan bahsedilemez. Bu kendini kandırmanın temelinde ise kendi şovenizmimizi saklama dürtüsü yatar. Yoksa hangi demokrat, bir insanın dilini kesmek yanlısı yada savunucusu olabilir ?
Aksine bizde dil meselesi diye bir sorun yoktur, bizde ırk meselesi diye bir sorun yoktur, bizde etnisite temelli bir sorun yoktur o nedenle toplumsal örgüde insanlar anlaştığı dilde konuşmakta özgürdür derlerdi daha 70-80 yıl önceki yasalara bir göz atarlardı. Çünkü ulus birliği bir üst kimlik olarak sağlanmıştır ve bu tür argümanlar bu birliğin ne birleştiricisi nede ayrıştırıcısı değildir denirdi.
ABD de çok uluslu bir ülkedir ama hiç bir ispanyol'a, hiç bir Alman'a, İskoç'a, İtalyan'a vs İngilizce dayatılmamıştır. Hatta 19. Yüzyılda Newyork Eyaleti nüfüsuna baktığınızda İngilizler 200.000 küsür iken Almanlar 400.000 küsürlük nüfusları ile birinci sıradadır. Ne oldu peki, New York eyaleti 10 parçaya bölündü mü ? Bölünmedi çünkü iktidarın yani siyasi örgünün temel dayanağı IRK olarak örgülenmemişti ve dolayısıyla ne Alman'ın ayrı ne İspanyol'un ne Portekizlinin nede İngilizin ayrıca bir millet devleti gibi bir meşruiyete sahip değildi. İşte meselenin özünde yatan MEŞRUİYET nerden ve hangi ölçekte sağlanmıştır, belirleyici olan budur. Eğer ki New York eyaletinde en çok Alman nüfus vardır dolayısıyla bizim ülkemiz bir Alman ülkesidir diğer dillerin konuşulması ve kültürel aktivitelere girilmesi dahi yasaktır denmiş olsa idi, Almanın'ın sözde çıkarına olan toplumsal birlik meşruiyetiyle, İngilizlerde aynı şeyleri söyleme hakkına sahip olacaklardı ve biz buna kapitalizm koşullarında Ulusların kendi kaderini Tayin Hakkı diyecektik.
Önce biz ne olduğumuzu nasıl kurguladığımızı ve acı sonuçlarını ortaya koyalım. Meşruiyetimizin dayandığı yegane koşutlarımız nedir buna bakalım. Eğer meşruiyetimizi Irk üzerinden kurgulamış ve oluşturmuş isek buraya istinaden diğer milletleri sistem dışı ve yabancı kabul etmiş, düzene uymazlar demiş isek, kendimizdeki meşru koşutu bilsekte bilmesekte diğerlerinede vermiş oluruz. İşte sancılı gerçeğimiz budur ve bunun bilinmesi ile içine düştüğümüz temel, ayrılık kaygısıdır... O halde bu kaygıları bitirmenin temeli birlikten geçer, ötelemek ve yok saymaktan değil.
Ortada kimseyi sen Kürtsün yada sen Türksün diye ne suçlayabilir ama nede aşağılık görebiliriz. Suç unsuru dahi bir iradi muhatap gerektirir, sözde kendilerini demokrat görenler bırakın demokratik tarzda düşünmeyi, daha hukuksal mantığı bile insani açıdan kurmaktan yoksundurlar. İnsan iradesinden bağımsız olarak bir coğrafya ve bir toplumun içine doğar. Seçme hakkı yoktur ve insani aidiyetleri içine doğduğu toplum ve coğrafyaya göre edinir. Bunu inkar etmek faşizm ise bunun adı faşiszm olacaktır, gocunacak yada dualar edilecek bir şey değil.
Birde bataklığa atılıp atılıp ardınca sakız gibi ağızlarda çiğenen şu bölücülük ve PKK nın arkasına sığınmaktan en azından burada kendimizle aynı görüşte olmayanları susturma gayretine girmeyelim. Bu kadar düşük bir seviyeden tartışmanın ne kimseye bir faydası nede yararı olmayacaktır. Ötekileştirme ve susturma hastalığından vageçelim ki, ağzımıza pelesenk ettiğimiz şu birlik, beraberlik söylemlerine hiç olmazsa yakışan bir profil çizelim. Birlik ve beraberlik içinde ve insani olarak kimsenin dışlanmadığı koşulalrı nasıl yaratırız asıl düşünülmesi gereken budur. Bu düşünceye çözüm olarak sunulan inkar politikası çözüm değildir sorunun kaynağında temel taşlardan bir taneside zaten inkardır, herkes kabul etmek zorunda değildir, böyle bir kural koyamazsınız.
Yani ya inkarcı ve ayrılıkçı olacaksın yada bölücü olacaksın üçüncü bir yol yoktur dayatımıdır bu? Peki illa ikisinden birisi mi olmak zorundayız, üçüncü yol vardır ve bu bakımdan işime gelir gelmez noktası aşılmalıdır.
Ötekileştirme ve susturma hastalığından vageçelim ki, ağzımıza pelesenk ettiğimiz şu birlik, beraberlik söylemlerine hiç olmazsa yakışan bir profil çizelim. Birlik ve beraberlik içinde ve insani olarak kimsenin dışlanmadığı koşulalrı nasıl yaratırız asıl düşünülmesi gereken budur.
*Sakin bir kafayla, yukaridaki cumleleri dogrulayacak ilk cozum onerisi kimden gelecek merak ediyorum. Evet arkadaslar, onlar ve biz diye dusundukce soruna cevap bulmak bence de kolay degil. Once bu topraklarda yasayan halklarin tamamina biz demeyi ogrenmeliyiz.
Vatanımız diyerek yaşadığımız toprakların kıymeti, bu toprakların üstünde yaşayanların kıymetinden daha üstün değildir.
Önce insan gelir.
İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın
İşin o kısmı o toprakların üzerinde yaşayan insanların tiyneti, karakteri ile ilgilidir.
Ne yapacağız, hainleri topraktan daha mı öne koyacağız?
Bunlar beylik laflar. Eğer vatan toprağı üzerinde vatanseverler yaşıyorsa amenna ama yok öyle değillerse önce toprak gelir. Ayrıca vatanseverler de vatan toprağı için canlarını verirler.
Yoksa sizin dediğiniz gibi olsa idi bu topraklar şu anda üzerinde yaşayanlar ölmesin diye gavura verilirdi.
Kısacası önce toprak vardır sonra insan.
Yüce rabbim hepimizi topraktan yaratmadı mı? :wink:
Spartacus Arkadaş şu üçüncü yol var *dediğin şey nedir neler öngörür bir anlatsanda bizde istifade etsek. Diğer uzun uzun yazdıkların benim için yeni bir şey ifade etmiyor önceden bildiğim konular . Sadece bu üçüncü yola takıldım bizim bilemediğimiz sizin bildiğiniz şu yeni üçüncü yol önerilerini bir anlatsanızda Türk toplumuda belki sizin bu değerli önerilerinizi dikkate alır kendine bir çekidüzen verir.Nede olsa siz başkalarının yazdıklarını küçümseyip boş üfürlemeler olarak görüyorsunuz. Buna göre sizin düşünceleriniz herhalde çok dolu dolu ve önemli olmalı.Tanrı sizin gibi entelnektüel insanları başımızdan eksik etmesin. Zaten bu halkın başına ne geliyorsa burda vatan,Bayrak,millet,deyipte bölücülere baskı kuran bizler gibi cahilce buralarda üfürenlerden geliyor.
Arkadaşım Spartacus biz burda bazı meselelerin üzerine herhangi bir kitaba bakmadan net'den kopyalamadan bir şeyler karalamaya çalışıyorsak bu bizim cahil olduğumuzu göstermez sadece kitaplardan buraya aktaracak ve net'den araştırıp kopyalayıp buraya yapıştıracak vaktimiz olmadığını gösterir.Hasbelkader daha önce okuyup araştırdığımız kafamızda kalan bilgi kırıntılarıyla vakit buldukça buraya yazıyoruz hepsi o kadar bunlara siz üfürme deyip küçültsenizde.
Bu ön koşullar olduğu müddetçe, ne sayılırsa sayılsın üçüncü yol adına, "e bunlar zaten var" denecektir. Bu nedenle şartlanmış biçimde savunuya ya da yazılanların üstünden atlamak hele birde bunların bilindiğini belirtmek yerine, karşıt fikirleri ya sununuz ya da bu fikirlerin doğruluğunu idrak ediniz. Ön kabuller yıkılmadan hangi üçüncü yol hakkında fikir belirtilir ki sayın kurtkan? Ya da uzlaşıya varılır ?
Bir de dikkatimi çekti. Hem başkalarını yeriyor hem de kendinizi yeriyorsunuz. İkisini aynı anda yapmanın doğruluğu nasıl ölçülebilinir?
Spartacus'ün dediklerine tümüyle katılıyorum.
spartacus
27-02-2008, 18:51
kurtkan demek ki kitaplardan aktaracak değil bildiğince yazıyormuşsun, eee benimkinin farkı ne ? Yanlış istikamettesin ve erken konuşmayacaksın. Burada senin ne kadar vaktin var ise onu ikiye böl ve öyle düşün. Şahsen benim gidip sağı solu karıştıracak vaktim yok olmadığı gibi forumlara anlık katılır ve o an görüşlerimi belirtirim böyle olması gerektiğinide savunurum. Diğerini araştır devşir bu güne kadar hiç yapmadım, yapmamda çünkü bana ters geliyor. Bildiğimce yazarım, bir başlıkda yeterli düzeyde bildiğim yok ise yazıları okuyarak bir şeyler kazanmaya çalışırım. Böyle büyük loklamalr döküyor iseniz buyrun inceleyin bana bir tane alıntı yada ordan burdan derme bir şey getirin. Taş çatlasa mitolojik ve tarihsel konularda kitap, kaynak yazar ve sayfa ismi verdiğim bir iki yazı ve toplamda bir kaç paragrafı geçmez ve onlarıda belirtmişimdir. Araştırıp yazdığım bir şey olursa o gün altında kaynağı görürsün. Burası arena değil, bunu ben biliyorum sende biliyorsan sorun yok ve söylediklerinin anlamı yok, ha bilmiyorsanız benimde diyecek bir şeyim yok.
üçüncü yol, o bildiğiniz şeyler olarak ifade ettiklerinizin içinde zaten. Sorunuzu kendiniz cevaplamışsınız ve madem biliyorsunuz neden sorma ihtiyacı duydunuz?
Üfürük konusu ucu açık bir söylem değil, zaten paragrafta ifade edilmiştir. Buradan başka başka sonuçlar çıkartmaya gerek yok, bir üfürük varsa adına üfürük denmeyi hak eder oda bir paragarflık yer tutar, orada başlar ve orada biter. Eğer bütün sorun bu ise bir yanıt verdiğimi umuyorum. O halde sizin ve benim şahsımda konu kapanmıştır.
Erdoğan Aydın'ın yazısındaki Musul meselesine değinmiştim.
Sonuç olarak da şunu söyleyebilirim.
Türkiye'nin bir Musul-Kerkük meselesi ya da hevesi yoktur.
Birilerinin nasıl ki Turan hayali vardır, Musul hayali olanlar da genelde Turan hayali olanlardır.
Gelelim Kürt kimliğine..
Halk hiçbir dönemde Kürt kimliğini yoketmeyi, asimile etmeyi düşünmemiştir.
Halk, geçmişte devlet içinde zaman zaman etkinleşen asimilasyon politikalarını ciddiye almamış, önemsememiştir. Kürt'e Kürt, Laz'a Laz, çerkez'e Çerkez demiştir.
Kürt'ten kız almış, Kürt'e kız vermiştir. Yeri gelmiş "Kürdün kızı" türküsünü söylemiştir.
Halk bunu yaparken "Ben Türküm, sen Kürtsün" diye yapmamıştır.
Kendisini Türk olarak soyutlamamış, müslüman kimliğinde birleşmiştir Kürt'le.
Çünkü Türk'ü daima genel bir kimlik olarak görmüştür.
Halkın gözünde Kürt de Türk'tür, Laz'da, Çerkez'de.
Halk "Nerelisin" "Memleket nere" diye sormuştur her zaman.
Kürt, Laz, Muhacir, Fellah, Abaza, Çerkez, Yörük vs. halk için yöresel niteliklerdir.
Ne Kürt, ne Laz ne de bir başka yöreden insanımız kesinlikle hiçbir zaman, hiç bir yerde bir ayrım görmemiş, farklı uygulamaya tabi olmamıştır. Asla aşağılanmamıştır.
"Kro" sözcüğü Kürtçedir ve erkek evlat anlamına gelen Kür'den türemiştir. Türetip kullananlarda Kürtler olup sıpa anlamında kullanmışlardır. Zamanla bu sözcük kaba-saba anlamda kullanılır olmuş. Ama sadece Kürtlere karşı değil. Kürt olsun, Türk olsun herkes bu kelimeyi birbirine kullanmaktadır. Sonuç olarak bu kelimeyi bir aşağılamaymış gibi sunmak yanlıştır.
Askerde de ayrım yoktur. Ama askerde hele geçmiş dönemlerde Türk olsun, Kürt olsun genele karşı şiddete, küfüre dayalı bir eğitim vardı, bu durum günden güne iyileşmektedir.
Bir de askerde uyanıklar çoktur. "Alavere dalavere Kürt Memet nöbete" deyimi vardır ki bu uyanıklar için söylenmiştir.
Kürtçe konuşmada da hiçbir zaman bir mani olmamıştır. 70'li yıllarda Kürtlerin kültür özgürlüğünü savunurduk. Bugün artık buna gerek bile kalmamıştır. Bir hayli ilerleme olmuştur.
Sadece eğitimde bir sıkıntı vardır ki, ilköğretimde Türkçe'ye alışana kadar çocuklar sıkıntı çekmektedir. Bu konuda da ilerde çözüm oluşturulacağı kesindir.
Kürt kimliğinden, Kürtlere ayrı kimlik verilmesi, nüfus kağıtlarında Kürt yazması gibi abuk anlamlar çıkarılması ise ayrılıkçıların niyeti olabilir. Böyle birşey ayrımcılığa neden olur ki asıl sıkıntı o zaman başlar. Kimlikte tabiyeti "Türkiye Cumhuriyeti" dir herkesin.
Turan diyen, Musul-Kerkük diyen nasıl ırkçı ise ayrılıkçılar da ırkçıdır.
Çünkü ayrılığa neden hiçbir sebep yoktur.
Üstelik Kürtlerin büyük çoğunluğu *İstanbui, Ankara ve İzmir'dedir.
Yine Kürtlerin büyük çoğunluğu ayrılıkçıları, PKK'yı desteklemez.
Büyük şehirleri hesaba katmasak dahi Güneydoğu'da dahi DTP'nin oy oranı ortadadır.
100 seçmenden 79-80'i DTP dışındaki partilere oy vermiştir.
Ki yaklaşık %20 civarındaki DTP oyunun da tamamının ayrılıkçı-ırkçı olduğu söylenemez.
Bu da Kürtlerin ezici çoğunluğunun ayrılıkçılara destek vermediğini gösterir.
"Kafa sayısı-oy sayısı önemli değil" denirse ulus olmanın gerek-şartı olan "ulusal bilinç" eksik deniyor demektir ki ulusal bilinç kazandırırken de ırkçı propaganda yapılır.
"Sen Kürtsün. Bunlar Türk. Neden seni ezenlere-sömürenlere oy veriyorsun" söylemi zaten fazlasıyla yapılmaktadır. Destek sağlamak, kafa sayısını arttırmak maksadıyla bu ırkçı propagandanın dozunu arttırmanın bedeli de etki-tepki gereği Türkçü ırkçılığı kışkırtmak ve halkı birbirine düşürmek olur.
Gerçi terör örgütünün de ayrılık yolunda tüm ümidi iç savaştır, Türk ve Kürt çatışmasıdır.
Ama 25 yıldır bu oyun tutmuyor, Türk ve Kürt kardeşliği bunca oyuna rağmen sarsılmıyor.
Kürtçe konuşmada da hiçbir zaman bir mani olmamıştır. 70'li yıllarda Kürtlerin kültür özgürlüğünü savunurduk.
* * Pante hakikaten seni anlamakta zorluk çekiyorum. 30 lı yıllarda Kürtçe konuşandan 5 krş ceza alındıgını Kürt Meselesi başlıgı altında kanun maddeleri ile yazdıgımı anımsıyorum. En son o başlıga genelkurmay tamimlerinden ve kitapçıklarından bir köy nasıl imha edilir yazısını asmaya niyetliydim , daha sonra vazgeçtim. Forum aşırı gergindi çünkü. Bu yasaga karşı nasıl Kürtçe konuşmaya mani yoktu dersin.
* *İsmail Beşikçi sadece Kürtler vardır dedigi için ömrünün 17 senensini cezaevinde geçirdi. Yalçın Küçük ün Kürtler Üzerine Tezler kitabını aç, orada sadece Kürt ve Kürdistan dedigi için aldıgı cezalar ile mahkeme savunmaları var. Bunlar 80 li 90 lı yıllarda.
* *Evet bizler 70 li yıllarda Kürtlerin sadece k ültürel *haklarını degil kendi kaderlerini tayin etme hakkını da savunurduk. Senin yazılarında kullandıgın halklara özgürlük sloganı senin içinde yer aldıgın oluşum tarafından sırf bu amaçla formüle edilmişti. Ve bunu ifade ediyordu.
* * Emniyette K masası vardı. Komünist ve Kürt masası, daha sonra iki K ya ayrıldı. Kürtlerin kültürel taleplerini savunmak bile olmadıgını ifade etmektir. Çok da uzak degil. Sakıp Sabancı Kürt realitesinden bahsetti diye anında susturuldu ve sonucunda anlamsız bir şekilde kardeşi öldürüldü. Daha sonra katili de cezaevinde öldürüldü.
* * *Cem Boyner YDH hareketiyle bir iki çıkış yapmak istedi ve ciddi de taraftar buldu fakat anında emekli oldu ve bir daha da siyasetle ilgilenmedi. Eşref Bitlis ile Özal'ın farklı çözüm istedigi için öldürüldükleri hala dizi konusudur.
* * * Daha evvelki iletilerinde Kürt ve diger etnik grupların Türk kimligi altında assimile edilmeye çalışıldıgını fakat bunun artık tutmadıgını yazdıgını çok iyi hatırlıyorum.
* * * İşin garip tarafı bugün ne PKK, ne DTP ne de APO ayrılmayı ve ayrı bir devleti savunmuyorlar. Ayrı devleti savunan Kürt oluşumları var fakat bunların içerisinde Pkk ve Dtp yok. Ama özellikle söylem bunların ayrılıkçılıgı üzerine.
* * * Şimdi hal böyleyken Pkk ne için savaşıyor, ayrılık istemiyor. Devlet neye savaşıyor, ayrılık isteyen yok. Apo diyor ki bu savaş bitsin, iki taraftan da akil damlar otursun ve demokratik bir cumhuriyet temelinde barış yapılsın. Bu şartlarda aslında çözüm o kadar da zor degil.
* * * *Bir tek insanın yaşamı bile her türlü çıkar ve mülkiyet hesaplarının üzerindedir bana göre. Ama ortalık o kadar toz duman ki, kimin ne için neyi savundugu ve neyi öldürdügü belli degil.
* * * *Harekata bakıyoruz. 17 mehmet, 170 de pkk lı ölmüş. Diger tarafa göre 108 mehmet ve 5 gerilla ölmüş. De ki 500 pkk lı öldürdün, mecbur geri döneceksin. Çünkü başta Abd olmak üzere herkes bu fikirde ve seni orada tutmazlar. Yavaş yavaş dünya kamuoyu dillenmeye başlıyor. Yok herşeye ragmen kaldın, işgalci olursun. Abd tutunamıyor orada sen nasıl tutunacaksın. Gidecegin yere geldin.
* * * *Pkk gerilla taktigi ile güneye çekiliyor, seni güney Kürdistana çekmeye *çalışacaktır, girersen peşmerge ile çatışırsın daha büyük bela.
* * * * Diyelim ki orada karakollar kurdun ve birlikler bıraktın, ana gücünü çekince sil baştan olacaktır, Pkk saldırıya geçecektir, haydaa gene harekat sil baştan gene aynı şeyler.
* * * * Peki tüm bunlara karşı 10 gün sonra tamamen geri çekildiginde adama sormazlar mı kardeşim bu 10-20 o zaman kadar ne olacaksa bu kadar insan neden öldü diye. Ne halettin de bu gençler öldü diye.
* * * * *Kaldı ki bu harekat kim ne derse desin Pkk ya güç saglamaktadır. Mazlum olmaktadırlar. Şayet dış basını ve olayları takip ediyorsanız, içteki gelişmelere bakıyorsanız bunu görebilirsiniz. Şimdilik homurdanıyorlar ama nerede olursa olsun tüm Kürtlerin Irksal ve cografi bir birligi var. Eskiden aşiretler bu birligin önünde suni engeldiler, ama şimdi aşiret ilişkileri de çözülüyor. Ne deniyor Suriyeli Kürtlerin oluşturdugu grupla Türkiyeli Kürtlerin oluşturdugu grup arasında Pkk içinde çatlak çıktı.
* * * * Bakın bu çok önemli. Bzim terör diye basite almakta ısrar ettigimiz olay Kürtler açısından bir Kürt Meselesi olarak algılanıyor ve bu yüzden insanlar yaşamlarını ortaya koyabiliyorlar.
* * * * Kaldı ki bu savaşın bir de ekonomik boyutu var. Bu fatura kim tarafından nasıl ödenecek.
* * * * saygılarımla
''Ne deniyor Suriyeli Kürtlerin oluşturdugu grupla Türkiyeli Kürtlerin oluşturdugu grup arasında Pkk içinde çatlak çıktı. ''
Üstünde durulması gerekli!
Pante hakikaten seni anlamakta zorluk çekiyorum. 30 lı yıllarda Kürtçe konuşandan 5 krş ceza alındıgını Kürt Meselesi başlıgı altında kanun maddeleri ile yazdıgımı anımsıyorum. En son o başlıga genelkurmay tamimlerinden ve kitapçıklarından bir köy nasıl imha edilir yazısını asmaya niyetliydim , daha sonra vazgeçtim. Forum aşırı gergindi çünkü. Bu yasaga karşı nasıl Kürtçe konuşmaya mani yoktu dersin.
"Kürtçe konuşmaya hiç bir zaman mani olunmamıştır" derken, daha önceki satırlarımda *devletin dönem dönem münferit asimileci yönetimlerini belirtmiştim. Ama halk bunlara itibar etmemiş, destek vermemiştir. Zaman zaman "Zo diyenleri hallettik, sıra lo diyenlerde" diyecek kadar ırkçı-faşist kafalar da yönetimde bulunmuş ama tutunamamıştır.
70'li yıllarda Kürtler serbestçe Kürtçe konuşurken bunu ne politik ne de silahlı mücadele ile elde ettiler. Bu zaten Osmanlı'dan itibaren sahip oldukları bir haktı. Münferit uygulamalar ise yayın organları yazılar ve mahkemelerdeki konuşmalar içindi.
Benim bahsettiğim ise halkın Kürtçe konuşmasıdır.
"Kıro ya da Kürt denmesinin kalkması Pkk sayesindedir" benzeri bir ifade de hatırlıyorum yazılarda. Yok böyle birşey. Ne geçmişte ne de yakın dönemde Kürtler aşağılanıyordu ama boyun eğiyordu, şimdi pkk sayesinde aşağılanmıyorlar" anlamındaki bu açıklama komiktir. Pkk'yı takan yok halk arasında. Her yerde açık açık labnet okuyorlar, nefret ifadelerinde bulunuyor insanlar. Ama Kürtler için geçmişte ne ise şimdi de durum aynıdır. Belki parasal, ticari konularda geçmişte rahatça kazık atanlar şimdi çekiniyor olabilir.
Erdoğan Aydın'ın yazısı hakkında yazdıklarım ise 2003 ve Kuzey Irak yönetimi ile ilgilidir.
Gündemdeki harekat ile ilgili değil.
Kara harekatına karşı olduğumu daha önce "Sınır ötesi harekat şart oldu" başlığımda yazmıştım.
Hele bu kış ortamında ve elverişsiz koşullarda bu harekat Türkiye'nin de aleyhinedir.
Uzun süre kalacaklarını ise hiç zannetmiyorum. Belki ABD ile anlaşırlarsa bir tampon bölge oluşturulabilir.
Terör böyle bitmez. Dağdakileri öldürerek teröristler eksilmez.
Terörün musluklarını kesmek gerekir. Gençlerin terör örgütünü kafalarından çıkarmaları gerekir. Bu da askeri harekatlarla değil, ekonomik-sosyal yatırımlarla ve demokratik haklarla mümkün olabilir.
Bu da askeri harekatlarla değil, ekonomik-sosyal yatırımlarla ve demokratik haklarla mümkün olabilir.
* * işte bütün meselenin özü bu. Ve ne olursa olsun kan durmak zorunda. Bunu durdurabilecek tek güç ise biziz. Bu ise savaş isteyen, savaşan, savaş çıgırtkanlıgı yapan taraflardan hiçbirine destek olmamaktan geçiyor. Bunu bir tarafının devlet, örgüt vs vs olmasının bir şey farkettirmemesi *gerekiyor. Sonuçta ölenlerin her biri TC vatandaşı, her biri insan ve herbiri bizim evlatlarımız, gençlerimiz ve gelecegimiz.
* * Ve bin seneden fazla kaynaşmış bir biçimde yaşayan halklara güvenmek gerekiyor.
* * *saygılarımla
''Ne deniyor Suriyeli Kürtlerin oluşturdugu grupla Türkiyeli Kürtlerin oluşturdugu grup arasında Pkk içinde çatlak çıktı. ''
''Sonuçta ölenlerin her biri TC vatandaşı, her biri insan ve herbiri bizim evlatlarımız, gençlerimiz ve gelecegimiz. '' *Dilaver
İki cümlede sizin hangisi doğru?
Pkk içinde suriyelide,ermenide,almanda var çok uluslu bir güç bize karşı savaş açmış.
Pjak'ı kurmuşlar iran'la da svaşıyorlar.
Düşündürücü!
ben Türkiyeli Pkk lıları kastetmiştim aydoe. Dogru iki ifade çelişir gibi gözüküyor. Ermeni ve Almanı da olması ise çokuluslu güçler açısından degil de dayanışma açısından degerlendiriyorum. Dünyada Kürt meselesine insanlar sizin baktıgınız gibi bakmıyor. Dayanışma içerisine de girebiliyorlar. Ancak Kürtler harici etnik gruplar son derece azdır ve özellikle abartılır. Örnegin Cemil Bayık Türktür. Pir Ahmer de Türktü yanılmıyorsam. Ömer Özsökmenler eski devrimci hareketlerden birinin önder kadrosundaydı, Türktü, dagda öldü. 90 lı yıllarda.
* *Pkk 90 lı yıllarda zannedersem PAK diye bir *örgüt kurmuştu. Türkleri örgütlemek için, ama başarılı olamadı.
* *Zaten Türkiye açısından sakıncalı ve tehlikeli olan da olayın uluslararasılaşmasıdır. Filistin sorunu gibi bir sorun haline gelmesidir. Pkk nın amacı budur ve buna dogru gidiyor. Türkiye bütün Kürtleri içine alabilecek bir Pkk oluşumu ile başa çıkamaz. Zaten biraz da Abd nin de amacı budur. Bu tehlikeyi bertraf etmek, Pkk yı tasfiye etmek. Barzani ile işbirligi içerisinde kalıcı olmak. Barzani nin ise tavan ile taban arasında sıkıştıgını düşünüyorum.
* * saygılarımla
İşin garip tarafı bugün ne PKK, ne DTP ne de APO ayrılmayı ve ayrı bir devleti savunmuyorlar. Ayrı devleti savunan Kürt oluşumları var fakat bunların içerisinde Pkk ve Dtp yok. Ama özellikle söylem bunların ayrılıkçılıgı üzerine.
Pekaka'nın apo'nun dtp'nin neyi savunduğu biz Türkleri ilgilendirmez.
Bizim işimiz pekaka'yı gördüğü yerde kafasını ezmektir ve bu bizim için apayrı bir zevktir.
* * *Şimdi hal böyleyken Pkk ne için savaşıyor, ayrılık istemiyor. Devlet neye savaşıyor, ayrılık isteyen yok. .
Birincisi pekaka savaşmıyor onda öyle bir güç-organizasyon ve hukuki statü yok. Pekaka terör yapıyor. Savaş devletler arasında olur, apayrı bir hukuku vardır. Diyarbakır'da üniversite sınavına hazırlanan 16-17 yaşındaki öğrencileri bombalı araçlarla katletmek savaş değil terördür.
Bebek katliamının adı da terördür, yollara mayın döşeyerek Mehmedimi şehit etmenin adı da terördür, şehirlerde araç yakmanın adı da terördür Anafartalar çarşısını bombalamanın adı da.
Apo diyor ki bu savaş bitsin, iki taraftan da akil damlar otursun ve demokratik bir cumhuriyet temelinde barış yapılsın. Bu şartlarda aslında çözüm o kadar da zor degil
Apo ne diyorsa diyor bize ne? Biz onu paket yaptık getirdik ve tıktık içeri. Anasının da Türk olduğu o gün anlaşılmıştı :) "Gözlerim bozuk" diyerek kedi gibi miyavladığı o hali hiç gözümün önünden gitmez. Bir iki hafta öncesine kadar "kan istiyorum daha çok kan, kan kan" diye havlayan bu adam yakalandığı gün zavallı bir kedinin ruh hali ile sağa sola yalvarırcasına bakıyordu. İçimden nereden nereye.... diyordum onu gördüğümde.
Bizim için o bir bebek katilidir.
http://www.pkkgercegi.net/
Sizin için manevi bir önder olabilir ama bu sizin sorununuz. Çok şükür böylesine bir zavallıyı kendimize manevi önder yapacak kadar aklımızı ve vicdnımızı peynir ekmekle yemedik.
Mütaakip defalar söyleiğim gibi biz Türkler asil bir milletizdir.
Bebek katillerini kendimize önder seçmeyiz.
Ayrıca "İki taraf" dediğiniz de kim ola?
Pekaka Türkiyenin karşısında bir "taraf" olabilir mi?
Hiç güleceğim yoktu. Bir tarafta 70 milyonluk koca bir ülke var diğer tarafta 3-5 bin kişilik bir terör örgütü.
Fare kendini dağ mı sanıyor yoksa :)
Bu tip sözlerle sözümona pekaka gibi bir terör örgütünü Türkiye ile eş bir teraziye koyarak örgüte "büyüklük" imajı kazandırılmaya çalışılıyor.
Vay be, büyümüş büyümüş de Türkiye Cumhuriyetinin karşısına geçip onunla pazarlık bilem yapıyorlar.
Olur olur. Çukurca ilçesinin bir köyünün muhtarını gönderelim mi pekakaya :)
En azından kendi boyuna göre bir taraf olabilir bak bizim bir köy muhtarlığımız :)
Yok yok. Bir köy muhatarını bile muhattap ettirmem pekaka ile. Onlar Ahmet Altan ile Jasmin Çongar'ı çağırsınlar da dertlerini ona anlatsınlar :)
Ayrıca "demokrasi" sözcüğü de terör örgütleri ile parelel kullanılacak bir sözcük değildir.
Çok şey öğrenmeniz gerekecek. Öncelikle demokrasiyi.
Türkiye demokratik bir ülkedir.
Peki Irak ve Irak'ın Kuzeyi?
Hadi orası içinde Barzani'nin tek adamlığına karşı çıkın da görelim demokratlığınızı.
Burada demokrat orada tek adamcı nasıl olabiliyorsunuz. Zor olmuyor mu? :)
Söz konusu olan Kürtlük ise demokrasi geçici bir süre askıya alınabilir mi yoksa?
Kimlik demokrasinin ve insan haklarından daha mı öncelikli?
Kimlik uğruna demokrasi feda edilebilir mi yoksa?
Önce millet olallım sonra bakarız demokrasiye felsefesi yani :)
* * * Bir tek insanın yaşamı bile her türlü çıkar ve mülkiyet hesaplarının üzerindedir bana göre. Ama ortalık o kadar toz duman ki, kimin ne için neyi savundugu ve neyi öldürdügü belli degil.
Herşey bellidir belli. Mazlum Türk milletinin çocukları olan Mehmetler zalim bebek katilleri olan pekaka ile canları, kanları pahasına mücadele ediyor. İşte herşey bu kadar nettir.
Biz bunu hep yaptık tarihte. Hep zalimlerle savaştık.
* * * Harekata bakıyoruz. 17 mehmet, 170 de pkk lı ölmüş. Diger tarafa göre 108 mehmet ve 5 gerilla ölmüş. De ki 500 pkk lı öldürdün, mecbur geri döneceksin. Çünkü başta Abd olmak üzere herkes bu fikirde ve seni orada tutmazlar. Yavaş yavaş dünya kamuoyu dillenmeye başlıyor. Yok herşeye ragmen kaldın, işgalci olursun. Abd tutunamıyor orada sen nasıl tutunacaksın. Gidecegin yere geldin
Yahu hiç gülceğim yoktu. Yine pekaka'nın yalanlarına kanan ve sempatizan var karşımızda desene:)
108 Mehmet'e karşılık 5 "gerilla" ölmüşmüş.....
Birincisi ona "gerilla" denmez terörist denir. Bebek katillerine dünyanın her yerinde terörist denir.
http://www.pkkgercegi.net/pkk_gercekleri_dosyalar/frame.htm
Öğretmen katledenlere de terörist denir.
http://www.meb.gov.tr/belirligunler/sehitogretmenler/index.asp
Neymiş? Önce insan olmak ve katillere sempati beslememek gerekirmiş, değil mi?
Katillere sempati besleyenlere ben "insan" demem ve onların sağa sola "insanlık" öğretmelerine de sessiz kalmam çünkü bilirim ki bu iğrenç bir propagandadır.
İkincisi de 108 asker 5 pekakalı rakamı tamamen bir yalandır.
Pekaka sempatizanları daima pekaka'nın verdiği rakamlara inanırlar ama gerçekle yüzleştiklerinde yüzlerinin halini görmek istrrdim.
pekaka dünyanın en çok yalan söyleyen terör örgütüdür. Eğer 5 diyorlarsa o rakam 250 dir çünkü 50 tane adamı ölmeden pekaka adamımı kaybettim demez. 50 de 1 dir onların ilan ettiği rakamlar:) Acı ama gerçek budur sizler için.
Bunu siz daha ufacıcıken üniversite yıllarımda sizin abiniz olan pekaka sempatizanlarının gerçeklerle yüzleştiklerinde girdikleri "şok" durumunu görünce daha iyi anlardım.
Zavallılarım nasıl da morarmışlardı Apo'nun "çok ağır kayıplar verdik, dağılıyoruz" dediği günlerde. Halbuki o günlere kadar "hep 150-200 asker vurduk 2 gerilla kaybımız var" türünden safsataları dinlerken çok gururlanırlardı.
Şimdi görüyorum da sizlerinde durumu aynı :)
Ayrıca sana Erdal Sarızeybek'in "İhanet'İ gördüm" ve "Şemdinli'de sınırı aşmak" kitaplarını tavsiye ederim okuyun. Orada pekaka'nın yıllar sonra yazdıkları kitaplarında *"kaldıramayacağımız kadar ağır kayıplar verdik" dediği operasyonları anlatır Erdal Sarızeybek. Ne gariptir ki o operasyonlar yapıldığında pekakalılar aynı bugün olduğu gibi 3-5 kayıptan bahsediyorlarmış ama yıllar sonra bu rakamların 1000-1500 civarında olduğunukendi yazdıkları kitaplarda bile kabul etmişler.
Kısacası inanmayın bu yalanlara. Saf olmayın. Yetişkin bir insansınız birazcık akıllı olun.
Ayrıca onaca F16, Cobra, tank top saldırısından sonra tahmin et bakalım kimin kaybı daha çok olur.
Biraz mantığınızı kullansanız bile gerçeği görürsünüz ama sizler inanmak istediğinize inanıyorsunuz.
* * * Pkk gerilla taktigi ile güneye çekiliyor, seni güney Kürdistana çekmeye *çalışacaktır, girersen peşmerge ile çatışırsın daha büyük bela
Pekaka güneye çekilmiyor, güneye kaçmaya çalışıyor.
Peşmerge ile çatışmak da en büyük arzumuzdur. Çatışmalıyız ve onların da kafasını ezmeliyiz. Biz varız yani sen dert etme. İstersen bir kuytuda kendi halinde yaşa. Sana ne biz Türklerin kiminle çatıştığından. Biz Amerika ile bile savaşa gireriz. Siz bilmezsiniz bizi. Siz bu topraklara yabancısınız. Siz Anadolu çocukları değilsiniz. Siz bizdeki inancı, kararlılığı bilmezsiniz.
* * * *Diyelim ki orada karakollar kurdun ve birlikler bıraktın, ana gücünü çekince sil baştan olacaktır, Pkk saldırıya geçecektir, haydaa gene harekat sil baştan gene aynı şeyler.
Hayır orada karakol falan kurmadık biz Irak'ın Kuzeyinde 2 adet ÜS kurduk.
Bu gerçeği kabul etmeyen Amerika-Barzani-Pkk hempaları hep karakol diyerek küçültmeye çalıştılar bizim ÜS'leri.
Biz İncirlik için karakol desek olur mu? Biz gerçeği söyleriz. Şu ana kadar ÜS kurduk bundan sonra da Irak'ın Kuzeyi'nde daima var olacağız.
Özel harekat orada olacak. Artık çekilmeyiz. Geçti o günler. Hakurk da bizim Zap da Kandil de.
Oradaki mağaralarda artık "Özel Harekat"" olacak. Hem de yılın 365 günü.
Eee, birazcık da şu gerillacılık oyununu biz oynayalım değil mi ama :)
Ah ulan ah nasıl da canım çekiyor şu dağlarda pekakalı avlamayı.
Vallahi bugün çağırsalar giderim askere ama bana bu saatten sonra patates soydururlar :)
Sayın Safirad
* *Sizi ciddiye almıyacagımı bilmenizi isterim. Yazılarınızın hiç birini cevaplamaya gerek görmeden okurum. Bu yüzden benden cevap beklemeyin, sizi ciddiye alan varsa isterse yazabilir. Site tüzügüne uydugunuz müddetçe istediginiz yazabilirsiniz. Buna bir mani yok. Sizi ciddiye alan varsa cevaplar.
* * Sizden ricam kişilik haklarını ihlale yeltenmemeniz ve site tüzügüne aykırı yazılar yazmamanızdır. İyi katılımlar ve de iyi avlar diliyorum. *:lol:
* * Ayrıca Hpg verilerine inandıgımı ya da savundugumu söylemedim.
* * Son olarak burası koptugum yer oldu :
Bunu siz daha ufacıcıken üniversite yıllarımda sizin abiniz olan pekaka sempatizanlarının gerçeklerle yüzleştiklerinde girdikleri "şok" durumunu görünce daha iyi anlardım.
* * saygılarımla
Siz kopmaya devam edin. Ben pekaka sempatizanlarının halet-i ruhiyesini iyi bilirim.
Sizlerin beyinlerini "destansı kahramanlıklar" ile bol bol yıkarlar. Lakin o kahramanlarınızın *hepsi şimdi ölüdür.
O yüzden boşa kürek çekip başkasını da kendinize benzetmeye çalışmayın.
Ne bu topraklarda ne de Irak'ta artık olmayacak pekaka. Hayal aleminden uyanın.
Abileriniz öğrendi bunu 90-95 operasyonlarında. Şimdi hiçbirisi pekaka'nın yayın organlarının yüzüne bile bakmaz.
Tek bir şansınız oldu o da işbirlikçi AKP hükümeti. 8,5 milyar dolarlık anlaşma karşılığı Amerika'ya Irak'a girmeme sözü verdiler *ve harfiyen uyguladılar bu anlaşmayı. 5 yıl kaybettik.
Kısacası taşlar bağlı iken köpekler serbest bırakıldı.
Yoksa yüzlerce binayı pekaka nasıl yapacaktı Türkmenistan dağlarında.
Ama artık bitti. Artık bu sürece *TSK ve Türk milleti el koydu.
Bitti o eski günler. Uyanın da balığa çıkın.
O meşhur söz ile tamamlayayım sözlerimi:
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak
thunderpoint
28-02-2008, 10:48
Sevgili arkadaşlar,
Özellikle bu başlıkta bulunan iletilerdeki en dikkat çekici şey ithamlar...
Safirat'ı saymıyorum, meydan zaten onun -kendini bildiği sürece-... Yalnız hemen herkeste "Yönetimin bu konularda ortak bir tavrı varmış ve bu uygulanıyormuş" gibi bir kanı seziyorum. Bunu mesajlardaki "Sizler şöylesiniz, böylesiniz" ifadelerinden anlıyorum.
Kimse düşündüklerinin tamamını düşünülebileceklerin hepsi zannetmesin. Herşeyi kavrayabildiğini zanneden ve bu sanı üzerinden siyaset yapanlar kaybettiklerinin de farkında olmazlar! (Tıpkı dilaver'i "gerilla" hitabından ötürü itham edip 1 satır sonra perhizini bozup lahana turşusuna saldıran safirat hz.leri gibi...)
Yönetim olarak tavrımız nettir: Tüm üyelere eşit mesafede durmak ilkemizdir. Tabusuzluk gerçek niyetimizdir. Hiç bir politik yapılanmanın güdümünde falan da değiliz. Yanılgılar milli-ırksal tabularımızın da olmadığını ve olmayacağını kavrayamayan beyinlerden kaynaklanmaktadır.
Yöneticilerin forumlara yazdıkları fikirler kendilerini bağlar. Hepimizi topluca ilgilendiren kısım ise tüzüğe uyulup uyulmadığıdır. Bu sebeple yönetim grubundan herhangi bir üyenin söylediğini tüm yönetim söylüyormuş gibi algılamak büyük yanılgıdır.
Bu durumu belirtmek istedim..
Saygılar...
Safirat ne yazdığın kadar, neye hizmet ettiğinde önemlidir. Herhalde burada asılan hiçbir yazı sizinki kadar PKK ya hizmet etmemiştir. Eğer TC yi savunmak sizin gibi düşünenlere kaldıysa, *sonumuz geldi ve 17. devlet için çalışmalarımıza başlamamız lazım.
Ben PKK nın yerinde olsam sizi maaşa bağlarım, propagandanın en güzelini siz yapıyorsunuz.
Namık yazdıklarına yanıt vermiyeceğim, belli ki çok kızıp yazmışsın, niyeyse. Söylediklerin doğru olsa kabul etmekten hiç çekince duymam bundan emin olabilirsin, bunlara cevap, ben şöyleyim, ben böyleyim demekten öte de gitmez. Velhasıl şu yaştan sonra da, kuzularla kırkılamam, kusura bakma. :)
Selamlar.
ABD de çok uluslu bir ülkedir ama hiç bir ispanyol'a, hiç bir Alman'a, İskoç'a, İtalyan'a vs İngilizce dayatılmamıştır. Hatta 19. Yüzyılda Newyork Eyaleti nüfüsuna baktığınızda İngilizler 200.000 küsür iken Almanlar 400.000 küsürlük nüfusları ile birinci sıradadır. Ne oldu peki, New York eyaleti 10 parçaya bölündü mü ? Bölünmedi çünkü iktidarın yani siyasi örgünün temel dayanağı IRK olarak örgülenmemişti ve dolayısıyla ne Alman'ın ayrı ne İspanyol'un ne Portekizlinin nede İngilizin ayrıca bir millet devleti gibi bir meşruiyete sahip değildi. İşte meselenin özünde yatan MEŞRUİYET nerden ve hangi ölçekte sağlanmıştır, belirleyici olan budur. Eğer ki New York eyaletinde en çok Alman nüfus vardır dolayısıyla bizim ülkemiz bir Alman ülkesidir diğer dillerin konuşulması ve kültürel aktivitelere girilmesi dahi yasaktır denmiş olsa idi, Almanın'ın sözde çıkarına olan toplumsal birlik meşruiyetiyle, İngilizlerde aynı şeyleri söyleme hakkına sahip olacaklardı ve biz buna kapitalizm koşullarında Ulusların kendi kaderini Tayin Hakkı diyecektik.Demiş SPARTACUS ARKADAŞ.
Şimdi ABD'nin nasıl bir tarihi süreçten geçerek kurulduğunu iyice incelemeden bu tesbitlerinizin doğru olduğunu nasıl iddaa ediyorsunuz. Amerika kıtasını işgal eden ve ordaki yerli halkı soykırıma uğratan Avrupalı işgalçilerin zaman zamanda aralarında paylaşıp kavgaları yaparak en sonunda ortak çıkarlar doğrultusunda bir devlet kurma süreçidir ABD,nin kurulması.Tamamen beyaz ırkın üstünlüğüne dayalı bir devlet yapılanmasıdır ABD'nin ilk kuruluşu.Siz herhalde toprakları işgale uğruyan katledilen emek güçü sömürülen Amerikan yerlilerini ve Afrika kıtasından köle olarak getirilen iliğine kadar emekleri sömürülen insanları yok sayıyorsunuz ve onları bir ırk olarak kabul etmiyorsunuz.
ABD'nin bugünde tüm dünya ülkelerini sömürmesi ve sömürdüğü ülkelerin kaynaklarıyla halkını beslemesi ABD'de farklı milletlerin bir arda ortak çıkarlar doğrultusunda bir arada bulunmasını sağlıyor tıpkı geçmişte olduğu gibi.Birgün bu ekonomik çıkarlar biterse o zaman görürsünüz siz ABD'nin nasıl paramparça olduğunu.
SPARTACUS arkadaş benim sizden istediğim bu üçüncü yol önerilerinizi daha açık bir ifade ile madde madde yazmanız herkes tarafından daha iyi anlaşılsın diye.
NAMIK Bey
Ön kabuller yıkılmadan hangi üçüncü yol hakkında fikir belirtilir ki sayın kurtkan? Ya da uzlaşıya varılır ?
Bir de dikkatimi çekti. Hem başkalarını yeriyor hem de kendinizi yeriyorsunuz. İkisini aynı anda yapmanın doğruluğu nasıl ölçülebilinir? Demişsiniz.
Bende sizin ön yargılı olduğunuzu düşünüyorum.Sizde bakış acınızın tek doğru olduğunu savunuyorsunuz En iyisimi burda yazılanları tarafsız bir gözle okuyan karar versin kimin ön yargılı olduğuna.
Gelelim ikinci sorunuza ben ordaki yazdığımda kendimi yermiyorum iyice okursanız bu kendimi yerme ifadesi olarak kullandığım kelimeler mizahi bir anlatımdır.Bence tekrar okuyun o yazıyı baştan sona.
Tuhaf bir durum. Kürtçülüğün en kralı yapılır ama kimse ona ırkçılık demez. Üstelik tarihi, bilimsel bir temeli olsa ona da gam yemem.
Yahu Barzani Kırmançi lehçesini bile yasakladı bizim Barzani hayranlarında çıt yok.
Geçtik dili adam Kürtlerin lehçesini bile yok saymakta ama Kürtçülerden çıt çıkmadı.
Onlardan onurlu bir tepki beklerdim. O bildik demokrasi, insan hakları söylemlerinin hiçbirisi
Barzani'nin tek adamlığı ve kültürel asimilasyonu için geçerli değilmiş meğer.
Bulmuşlar Türkiye gibi bir demokrasi ülkesini *ama ha babam Barzanicilik oynuyor basının Barzani beslemeli kalemleri.
İyi de nasıl oluyor bu? Bir insan hem demokasiden bahsediyor da hem de Barzani gibi bir aşiret reisi tek adama nasıl sempati duyabiliyor.
Üstelik kendi ülkesini işgal eden emperyalist barbarlarla da köküne kadar işbirliği yapacak kadar insanlıktan çıkmış birisi.
Bu utanç bütün Barzanicilere yeter de artar bile.
Herhalde onlardan demokrasi vb. insanlığın yüce değerlerini öğreneceğimizi sanmamıştınız.
Biz ikiyüzlüleri şak diye tanırız.
Dedim ya biz Türkler asil bir milletizdir.
Spartacus Arkadaş
Türk devleti ırk temelinde kurulmamıştır millet temelinde Atatürk tarafından kurulmuştur.Bunu en iyi ifade eden Atamızın Ne mutlu Türk'üm diyene sözüdür dikkat edin Ne mutlu Türk doğana dememiştir Atamız.
Ne yapsaydı yani Mustafa Kemal Darmadağın olmuş bir imparatorluk ve ondan arta kalan bir çok etnik grup.O dönemde tek bir dil oluşturmasaydı her etnik grup kendi dilinde konuşsaydı yazsaydı nasıl millet oluşacaktı. ABD misali vermişsiniz o dönemlerde Anadolu sefalet içinde hangi maddi kaynaklar oluşacakta ekonomik çıkarlar doğrultusunda her etnik grup bir araya gelecek ve bir ABD gibi devlet oluşturacak.O dönemde her etnik grup kendi dilini konuşsa kendi diliyle yazı yazsa ortak bir dil olmasa bu süreç onlarda ayrı bir devlet kurma hevesi oluşturmazmı? * .Bu etnik gruplar emperyalistlerin elinde bir oyuncak olmazmıydı .Bence ATATÜRK en doğru olanı yapmıştır tüm etnik unsurlara Türk kimliğini vermiş tek dil tek bayrak altında güçlü bir devlet kurmuştur ve bunun ırkçılıkla bir alakası yoktur Türk kimliği bizi birşeştiren kültürel bir kimliktir.
spartacus
28-02-2008, 13:54
Asıl sorun sözde birilerini temsil ettiğini söyleyenlerle çözülemez. Burada en azından şu konuda PKK yada DTP tartıştırılması bize bir yarar sağlamayacaktır. Bu tür tartışmalar birbiriyle rekabet eden yada birbirlerine karşıt bir örgütlenişde taraflarca yapılır. Burada sorun ve hatta bu güne kadar bu sorun, sitemizde tarafların, taraflarını tartışması olarak ya anlaşıldı yada lanse edildi. Böyle bir şeyin olması söz konusu olamaz, olmamalıdır. Herkes bu ve tüm diğer konulara görüşlerini belirtmek için girmektedir. Tarafını yada tarafları tartştırmak bu tür konularda yarar sağlamayacaktır. Konuya mümkünse görüşlerimiz açısından katılmalıyız.
Gerçekten şahsen ben bu konuya baktığımda ve içine girdiğimde bir çok yönden yanlış bakıyor olabilirim, hatta tümü yanlış olabilir ama ne yapayım, yanlışda olsa bir görüşüm var elbette katılacağım değil mi? Bir şeyi yanlış bile bilsem burada bu beni suçlu yapar mı? Başkalarına ters gelebilir, her birimizinki diğerlerine ters gelebilir, aynılaştığımız noktalar gibi farklılaştığımız noktalarda olabilir ama olabilir, böyle bakmamız gerekir. Hemen farklı düşündüğümüz yerlerde farklılığımızı, "bölücü", "terörist", "kafir" vb gibi ithamlarla kimseyi suçlama hakkına sahip değiliz, heleki görüşlerimizi kabullendirmek noktasında buna ihtiyaç duymuş isek bu dahada acı bir şeydirç Demek ki hiç birimiz insan değiliz yada insan olarak kimse kimseyi kabullenemiyor...
Sorunun kaynağı ki önceki yazımda açıkladım, insanların yani bizlerin tek, tek iradelerinde olan bir şey değil, iradelerimizden bağımsızdır. Osmanlı'dan çok, çok örnekler veriyorum, hangimiz alevilere yapılanlara evet diyebiliyoruz? Peki neden? sorusunu sormak bize zor geliyor. Acaba insanların sünni yada alevi olmasımıydı işte ben bunu anlamıyorum. Benim bakışım bu düzeydendir, kimin alevi, kimin sünni olduğu, taraf psikolojisinden değil, bu taraflılığında iradesinden bağımsız olan bir gerçeklikten bakıyorum. Yanlış bakıyor olabilirim ama bakışımın beni götürdüğü sonuç kendimin yine kendime her şeyden evvel dürtüst olmamı başarmamdır. Bunu başarmak zorundayım eğer bunu başarırsam hiç olmazsa bunca acıların içine bakış açımdan çıkarttığım sonucu ters yüz ederek yapmamış olurum. Benim görüşlerim ve bakış açım yanlış ise birisi bana doğru açıyı sunsun ama bunu yaparken lütfen bana doğru dönüp "bebek katili" söylemleriyle hınç oluşturmaya çalışmasın. Ben düşman değilim, her ne kadar Marslıyım desemde Mars'dan gelmiş değilim.
Osmanlı'da alevilerin gördüğü zulmün kaynağı şudur: Her mezhep politiktir ve her milli sorunda politik meselelerdir. Benim yapmam gereken hangi politik nasıl politik noktasını kavramak ve insani açımı kaybetmemktir. Bunu yaptım ve vardığım sonuç, FEODAL sistemde toplumun bir iktidara bağlı örgütlenmesinde yatan ana örgüye ulaştım. Bu örgü ÜMMET örgüsü idi ve kaynağını dinden alıyor ve örgütlülüğünü aynı dine mensup olanlarla sağlıyordu. Buradan hareketle toplum politik bir aidiyetliğe kavulşturuluyordu. Oysa Ümmetlerde kendi içlerinde farklı toplumsal yapılar barındırabiliyordu. Bunun nedeni ise dinlerin insanlığa yeterince hakimiyet kuramadığı, insan iradesinin yok edilip aşılamadığıdır ve çeşitli yorumlara yol açtığı idi. Ortaya iki tane hasım çıktı.
1. Karşıt ümmet olanlar (Başka dinin mensupları)
2. Farklı mezhep olanlar(aynı dinin farklı yorumlarından oluşan mezhep ümmetleri)
Dönüp sisteme baktım, gördüm ki feodal. Ve iktidarın toplumsal örgütlenişi insana değil mezhebe dayandırılmış. Yani din sisyasi olarak örgütlenmiş. (Hani laiktik hani laikliğin ne olduğunu bilirdik. Ki buraya geçerken değiniyorum sadece ama önemli bir ayrıntıdır)
Şimdi ümmetin yani dinin siyasi örgütlenmesi devlet örgütlenmesinin karakteri olarak kurgulanmış ve oluşturulmuş. Devletin ise hitap ettiği ve hükmettiği coğrafyalar sınırlarla belirlenmiş. Coğrafyalar topraktır, sınırlarda topraktır ve inorganiklerdir ama üzerlerinde yaşan insanlar ORGANİK canlılardır. Sorun burada yaşanmaya başlanmış ve sorunun temel KAYNAĞI devlet örgütlenmesinin dini düzeyde ve ümmet eksenli oluşturulmasındandır. Kimsenin kimseyi şurada boğazlamasına ne gerek var ne de birbirimizi dışlamanın bir anlamı var.
Feodal sistemde Osmanlı toplumsal ve siyasi örgütlülüğünü mülki ve yerleşik hayatın o zamanki sistemi olan feodalizmle ve buradan hareketle "sünni" yapı ile sağlamıştır. Eğer Osmanlı coğrafyasında bir çok mezhep, ayrı din mensubu barındırıken, başka başka toplumları inorganik sınırlar ve coğrafya altında hakim alanına alırken sadece ama sadece SÜNNİ mezhebe iktidar ve devlet örgütlenmesi olarak dayanmayı MEŞRU laştırmış ise, bunun sonu aynı meşruiyete ümmet ve mezhep oldukları için diğerlerinin de doğal olarak sahip oldukları gerçeği ile karşılaşılmıştır. Bu ne demektir, buda aynı coğrafyada inorganik sınırlar içinde ayrı olanların aynı MEŞRUİYETE dayanarak farklı devletler kurabileceği gerçeğidir.... İşte sorunun temel politik meselesi budur ve mezhep olsun başka insan aidiyetlerinin politik olarak örgütlenişi olsun bunlar siyasi meselelerdir ve malesef tek tek yada toplum ölçeğinde İNSANLARIN iradelerinden bağımsızdır. Kimse annesinden alevi doğmakla suçlu olmaz, kimsede Kürt olmakla suçlu olmaz bu insanın iradesinde değildir ama siz sırf POLİTİK çıkarlar uğruna insanların aidiyetlerini, inançlarını, kültürlerini kendi siyasi menfaatleriniz uğruna ve kendi çıkarlarınızı gizlemek adına kullanır ve kendi GAYRI MEŞRULUĞUNUZA böylelikle bir meşruiyet sağlama yoluna gidersenseniz, insanların canı yanar. Gözyaşı olur, kan olur ve insanlar hiçde iradelerinde olmayan şeyler uğruna birbirlerini bilinçsizce boğazlarlar. Aynen Yavuz Selim'in Tokat ve Sivas çevresinde 100.000 aleviyi katletmesi gibi! Katledenler kimi katlediyor, İNSANI. Katledenler kimi BÖLMÜŞ insanı ne demiş,i sen alevisin ben sünniyim, sen alevisin bana tabisin diyerek bu bölücülüğü birilerinin(egemen hakim kesim) yararına işlemiştir.
Şimdi geldiğimiz aşamada artık feodalizm yok ama insan yine var ve yimne insan inançlarının, aidiyetlerinin kullanımı ve esiri durumuna getirilmiştir. Bir kez olsun düşüneceğiz ve göreceğiz ki sorunun kaynağı insanların ne olduklarında değil NASIL KULLANILDIKLARINDA düğümlenmiştir. Bu düğüme düğüm atan ve insanı ret eden, kamplaştıran adı ne olursa olsun bu günün dünyası adına, ister ezen taraf densin ister ezilen taraf, ister hakim densin ister hakkını arayan ne denirse densin, bu savaşın her iki tarafında olmakta bir tencere ile kapağının herhangi bir tarafında olmaktan farklı olmayacaktır. Eğer bir yerde olunacak ise ne tencere ne kapağı altının ateşinde olmak gerekir. Şimdi sırf tencere ve kapak olmadım diye eğer-ki üçüncü yol budur- ben SÜNNİLERİN gözünde terörist, alevilerin gözünde vahşi olacaksam, bu benim sorunum değil, ve böyle olmasını ben istemiyorum. Ne zamanki GERÇEKTEN laik olur ve özneyi insandan yana alırız, günümüzün aydınlanma çağı dediğimiz çağa adımımızı atmış oluruz. Aydınlanma gerçekleşmeden asla hiç birimiz birbirimizi anlayamayacağız. Kabahat bizim siyasal örgütleniş tarzımızdadır, insanımızda değil. Ya sadece sünnilere dayanmayacağız yada sünnilerden gayrısını ya susturacak yada kan kusturacağız. peki aramızdaki fark ne sadece 1 tane, o farkda farklı anneden dünyaya gelmiş olmaktır.
Benim görüşlerim budur ve bakalım ne ile suçlanacağız, sünni vahşi mi olacağım,i yoksa alevi bölücü mü? Seçim sizin.
spartacus
28-02-2008, 14:02
Kurtkan mümkünse bana yazmayabilirmisin arkadaşım.
Birincisi çarpıtıyorsun, ırka dayalı kapsayıcı tanımlarla kendimizi kandırmayalım. Birleştirici olmak bütüne dayanmakla olur, ayrıştırıp ret etmekle olmaz, birleştirenin ne işi olur ayrıştırmakla.. Artı ben daha tek bir yazımda niye türküm denmişi irdelemedim, bu koşulda başka çare yoktu ama başka çarenin olmayışı doğru olduğu anlamına gelmez dedim,o kadar ki acılar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor, taki birleştirmenin ayrıştırmakla olmayacağı anlaşılana kadar. Bu toplumsal aydınlanma ilede direk hele geçmişin o gnlerinde tamamen ilintili. Kimseyi suçlamadım.
Türk kimliği bizi birşeştiren kültürel bir kimliktir.
Bu aksine ayrıştıran bir sözdür.
Türkiyede yeterki kendilerini ifade hakkında bulunmasınlar diye bir politik kalkınma stratejisi izlendi doğuda. Bu başarılı olamadı çünkü olamayışı bu sözün ilk gerekçelendirmesinde yatmaktadır. Takrir-i Sükun ve Mecbur-i İskan yasaları günümüzden 70 yıl öncelere gider, Osmanlı ne yaptı ise bizde onu yapıyoruz ama aramızda şöyle bir uçurum var, bizler ortaçağda yaşamıyoruz.
En başından ayrıştıracaktiki, emperyalistlerin küçük lokmaları yutmaları kolay olsun, bu günde sol eliyle yapılmaya çalışılmaktadır bu ayrılıkçılık.
* * *Güya, kürtlerin varlığını belirtmek adına, neymiş halklara özgürlükmüş kurnazız ya. Desene ayrım yapmadan halka özgürlük diye. Kürt, türk herkes beraber olsun. Halklar deyince kürtlerin varlığını kabul etmiş oluyor ya; bu kadar enayilik olabilir , bu kadar emperyalistlerin ekmeğine yağ sürülür, bu kadar irili ufaklı düşmanın yapamadığını, yapmak olur. Bir sürü kürtle türk evlenmiş karışmış, ayrıştırsanıza halklar diyen aklıevveller, hiç mi adam tekamül etmez, hiç mi ders çıkarmaz.
* * *Kurtkan'ın son yazısını dikkatli okuyun, gerçekçilik nedir, halkın çıkarlarını savunmak nedir öğrenin.
* * *Safirat bütün kürtleri hain, PKK lı ilan edip gidiyorsun, böyle bir şey yokken, varmış gibi gösteriyorsun, bu kadar olmaz, içindeki nefreti başka konularda kus. Türkler asil bir millet eeee. AKP ye oyları ben verdim dimi. Bir çuval kömüre oylarını satmadılar sanki, hoş kime vereceklerdi o da ayrı sorun.
* *
* * * Eğer söylediğim gibi düşünmüyorsan bunu belirt ki anlayalım. Senin yaptığın PKK karşıtlığı değil, PKK yandaşlığı.
Selamlar.
Velhasıl şu yaştan sonra da, kuzularla kırkılamam, kusura bakma. *:D *-peker-
Kusura bakmayın, ben de bu yaştan sonra ( yaş belirtmesi de ayrı bir durum :) ) hıncal uluç tarzı, mahallenin abisi tiplemesine soyunanların yazısına katlanamam.
Ne zaman kürt konusu açılsa, barzani talabani pkk ABDcilikle suçlanıyor. Peki son operasyonlarda ABD nin parmağı yok mu? Ya da en başından beri? Eee bu ABD türkiye'ye yardım edince iyi başkasına edince mi kötü oluyor? Ya da ilke dedikleri bu mu oluyor? Aklıma geldi birden; ilkesizlik ilke mi olmuştu?
Her yazılana hamasi nutuk ya da demagoji diyip geçmekse işin çabası oldu artık. Ayrımcılık yok diyenlere ayrımcılık var diyorsun, demagoji yapma diyorlar :) Ayrımcılık yok diyenlere evet ayrımcılık yok demediğimiz sürece demagog olarak kalacağız anlaşılan...
Ne mutlu türk'üm demek yerine ne mutlu türkiye'liyim denmiş olsaydı ( ki bu bile bir ırkı üstün tutmak demektir) , kurtkan'ın dedikleri doğru olurdu. Ancak ırklar arasında birini üstün tutup diğerlerini ona tabi kılmanın nedeni spartacus'un yazılarında açıklanmış bulunuyor. Tüm bunlara rağmen, onlarca belge bulunmasına rağmen hala asimilasyon yok deniyorsa, bol smile kullanmamız gerekecek. Kendini kürt sananlar sözü devletin resmi evraklarında geçmektedir. Bugün sizler bile kürtlerin varlığını kabul ediyorsanız bu kürt halkının mücadelesinin sonucudur. Bu mücadelenin yöntemi eleştirilir, yine sitedeki ilk yazılarımda yöntem eleştiri üzerine benim de yazdıklarım mevcuttur. Ama bir bütün olarak kürt halkını yok saymak, ırksal baskı altında tutmak, benim işim değildir.
Yazılanları en başından tekrar okudum. Bir tarafta kürt halk mücadelesini meşru görenler var ( ama eleştirileri de var), diğer taraf ise karma karışık! Kimisi kürt yok ezilmeli demekte, kimisi kürtler diğer halklarla eşit haklara sahip demekte, kimisi tek kimlik demekte kimisi ise aslında eşitsizlik zaman zaman uygulanmış ama halk bu oyuna gelmemiş demekte. Bir de bize oyuna geldiğimiz söylenmekte. Oyuna gelmememiz için, hanginizin koynuna girmemiz gerekiyor sizce ?
Safirat bütün kürtleri hain, PKK lı ilan edip gidiyorsun, böyle bir şey yokken, varmış gibi gösteriyorsun, bu kadar olmaz, içindeki nefreti başka konularda kus. Türkler asil bir millet eeee. AKP ye oyları ben verdim dimi. Bir çuval kömüre oylarını satmadılar sanki, hoş kime vereceklerdi o da ayrı sorun.
* *
* * *Eğer söylediğim gibi düşünmüyorsan bunu belirt ki anlayalım. Senin yaptığın PKK karşıtlığı değil, PKK yandaşlığı.
Arkadaşım bütün Kürtleri hain ilan ettiğimi hangi yazımda okudun?
Eğer okuma yazmanız varsa Urfalı Kürtleri nasıl övdüğümü okumuş olmalısınız.
Benim için kriter vatanseverliktir. Vatan haini bir Türk'ü değil vatansever bir Kürdü severim her daim.
Mesela şehit düşen/gazi olan ve her daim pekaka ile çarpışarak bu vatan toprağını koruyan binlerce köy korucusu Kürdümüz var Mehmetçik olan Kürdümüz var.
Hepsinin başımın üstünde yeri vardır.
Ama Bülent Ersoy, Jasmin Congar, Ahmet Altan, Cengiz Çandar, Fehmi Koru gibilerine de Türk demem.
Benim için Türk gerektiğinde kayıtsız şartsız vatan uğruna canını verecek olandır.
Siyasi çözüm, sivil çözüm, barış, kardeşlik vb. lafazanlıklarla bizi pekaka ile masaya oturtmaya zorlayanların Türk olması mümkün değildir. Onlar Türkçe konuşan gavurlardır.
Yani neymiş?
Hadise söylem ve eylemde imiş, ırkta, soyda sopta değil.
İyi de bunu kaçbin kere daha söyleyeceğim? Parmaklarımıza yazık değil mi?
Bazıları da Türk kimliğini *"ayrıştıran" bir unsur gibi göstermeye çalışıyor.
Sorarım nesi ayrıştırıyor?
Irka, soya sopa dayalı olup kendi ırkından olmayanı kendinden saymasa ve vatandaşlar arasında da hukuki olarak etniste ayırımı yapılsa idi o dediğiniz belki olurdu ama bir milli kimlik olarak Türklük hukuki ve kültürel bir kavramdır ve her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin milli kimliğidir.
1924 Anayasası’nın 88. maddesi:
“Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese Türk denir.”
Cumhuriyetin ilk anayasasında bile ırk ve din ayırımının yapılmayacağı açıkça yazılmış.
O halde nedir sorun?
Ben Türk değilim diyenler olabilir. Bu onların kendi bireysel tercihi.
Benim onlara tavsiyem derhal Türk vatandaşlığından çıkmalarıdır.
Hem Türk vatandaşı olup bütün imkanlardan faydalanacaksın (seçme-seçilme hakkı dahil) hem de
Türk değilim diyeceksin. Lütfen tercihlerine uygun hukuki eylemde bulunsunlar veya bu çarpık durum derhal giderilsin devletçe.
Almanya'nın milli kimliğine bağlı olmayanlar ile yani "Alman değilim" diyenlerle egemenlik paylaştığını gördünüz mü?
Hayal aleminde dolaşmayın.
Biz her etnisteye siyasi hak verseydik şimdi bin parçaya bölünmüş olurduk.
Etnisteler milli kimlikte kaynaşır. Kaynaşmak istemeyene de güle güle derler, toprak ve egemenlik vermezler.
Hak dilenciliği yaparak siyasi egemenlikten pay alamazsın. Egemenlik güç ile zor ile kuvvet ile savaşarak kurulur. Buna da tarih denir.
Öyle olmasa idi Amerika bugün Kızılderlilerin olurdu.
Ayrıca etniste, din, mehzep tartışmaları ortaçağa özgü ilkel tartışmalardır. Türk gençleri bilimle sanatla, felsefe ile spor ile teknoloji ile, meslekleri ile ilgilenmeli ve bu tip ilkel etnik köken tartışmaları ve kavgaları ile kendilerine ve ülkeye yazık etmemeliler.
Ne mutlu türk'üm demek yerine ne mutlu türkiye'liyim denmiş olsaydı ( ki bu bile bir ırkı üstün tutmak demektir) , kurtkan'ın dedikleri doğru olurdu. Ancak ırklar arasında birini üstün tutup diğerlerini ona tabi kılmanın nedeni spartacus'un yazılarında açıklanmış bulunuyor.Demiş Namık bey
Bu yukarıda yazılanlardan burdaki kürtçü arkadaşların gerçek niyeti açıkca ortaya cıkıyor.Biz millet diyoruz *onlar biz ayrı ırk'ız diyor.Biz parçalanmıyalım diyoruz onlar ayrı bir devlet istiyor. Bilmiyorum yukarıda namık bey'in yazdıklarından başka bir anlam çıkarmı.
Bu yukarıda yazılanlardan burdaki kürtçü arkadaşların gerçek niyeti açıkca ortaya cıkıyor.Biz millet diyoruz *onlar biz ayrı ırk'ız diyor.Biz parçalanmıyalım diyoruz onlar ayrı bir devlet istiyor. Bilmiyorum yukarıda namık bey'in yazdıklarından başka bir anlam çıkarmı
Şoven duyguların esiri olmuş olanlar, ümmet toplumundan ulus toplumuna geçiş aşamasındaki ulusal bilinç oluşturma amaçlı söylemleri ırkçılık olarak nitelerler.
O dönemde zorunluydu bunlar.
Ama bu dönemde bu sözler, sloganlar ağızlarda sakız yapılırsa yanlış anlaşılır.
Biliyoruz ki Osmanlı'da Türkler aşağılanır, hakir görülürdü. Hatta öylesine ileri gidilmişti ki;
Divan-ı Hümayun yazarlarından Hafız Ahmet Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde;
“Sakın Türk’ü insan sanma
Bin an bile olsa Türk’le birlikte olma
Türk eline şeker alsa o şeker zehir olur.
Türk’ün başını kesenken sakın gam yeme
Baban da olsa Türk’ü öldür.”
diyordu.
Fuzuli: "Gökten insen sana yer yok/ Yürü var gel, ya Arap'tan ya Acem'den.." diye boşuna yakınmamış.
Ahmet Vefik Paşa Bursa valiliği sırasında esnafı geziyormuş. Kime sorduysa Rum, Ermeni, Arap, Arnavut, Çerkes, Gürcü çıkıyor. İlerde süklüm püklüm duran birine yaklaşıp: "Sen?" diye sormuş paşa... Adam utana sıkıla "Ben Türk'üm" deyince sevinmiş, "Öyle mi bak ben de Türküm" demiş.. Adamın yanıtı "Estağfurullah Paşam." olmuş.
Ümmetçi ama Arap'ın Acem'in üstün Türk'ün ise aşağılandığı, ezildiği bir toplumdan bu ulusun çıkması kolay olmadı.
Osmanlı ne kadar Türk'ü aşağılasa da Avrupa Osmanlı'ya Türk diyordu.
Ve Avrupa'nın dediği oldu. Ama antiemperyalist savaşla ve devrimlerle.
Ulusal bilinci olmayan bir toplumu kopmaya, ayrılmaya teşvik etmekle ulus oluşturulmaz.
Ulus bilinci zorlamayla olmaz, evrimini tamamlaması gerekir. O da ulus olmanın tüm niteliklerini taşıyorsa. Tarihte bir ulus olduğuna dair tek bir geçerli kanıtı olmayan toplum da ulusal bilinçten yoksun olması nedeniyle aşağılanamaz. Ama bu toplumu on yıllardır harekete geçiremeyenler suçu kendilerinde görmek yerine bu toplumda görmektedirler.
Bu şovenistler olsaydı, emperyalist Avrupa ve ABD'nin desteğini de görünce kesinlikle Kurtuluş Savaşında birlik olmaz, fırsat bu fırsat deyip herhalde karşı saflarda yer alırlardı.
Nitekim Sevr anlaşmasındaki ayrı devlet maddelerine balıklama atlayan Şerif paşa önderliğinde küçük bir ayrılıkçı azınlık o zaman da vardı, şimdiki gibi.
Şimdikiler de bugün Sevr anlaşması gibi bir fırsat yakalasalar "Allah" der sazan gibi atlarlar ama yine en büyük tekmeyi Kürtlerden yerler.
Adamlar daha ağzına Türk sözcüğünü alır almaz sana şoven, ırkçı, faşist diyerek basıyorlar küfürü.
Aslında ne faşizmi ne ırkçılığı ne şovenizmi biliyorlar.
Bir tek sakızları var ağızlarında: Ezilen ulus milliyetçiliği ilericilik ezen ulus milliyetçiliği gericiliktir.
Yahu devlet bireyi ezer anlarım da bir ulus diğer ulusu nasıl ezer bileniniz var mı?
Ama ideolojiler tutsak eder beyinleri. Düşünmez düşünmek dahi istemez ideolojik beyin.
Hazır kalıpları vardır onu kullanır bu yukarıdaki cümle gibi.
Kalıpların dışı güvensiz alandır. Ne diye uğraşsın ki yeni bir şeyler öğrenmeyi ve diğerinin düşüncesindeki doğru yönleri kabul ederek alışageldiği ve tembelce değiştirmeyi istemediği kalıplarından kurtulmayı.
İdeolojik beyin düşünmez, anlamaz ve asla adam olmaz.
İdeolojik beyin tutsak beyindir.
Kürtçülük bir ideolojidir ve bu ideolojiyi az buçuk M/L ideolojisi ile harmanlayarak kendince taraftar toplamaya çalışır. Bunlar da yetmez batılı "demokrasi, hak, hukuk" söylemleri ile meşruiyet alanı oluşturmaya çalışır.
İlginçtir sürekli "önsel kabuller" ile çıkmakta karşımıza.
Örneğin Kürtlerin bir ulus olduğu önsel kabulü. Tartışmaz bile bu kabulü sadece senin onu kabul etmeni bekler.
Neden kabul edeceğim? Sen yaptın mı ulusun tanımını?
Hadi yap görelim ve Kürtleri bu tanımın çerçevesinde tutarlı bir yere koy.
Bana dayatmaya çalıştığın şey senin dogmandır.
Sen dogmalarınla hoş olabilirisin ama ben bilimsel düşünürüm.
Ayrıca Kürtçe eğitim isterler ama Kürtçe'nin bir eğitim dili olamayacağını bile göremezler. Veya görürler de görmemiş gibi yaparlar. Onlara göre Kürtçe basbayağı bir dildir. İşte tam da burası bir ön kabuldür. Asıl gerçek odur ki, Kürtçe ölmekte olan bir dildir ve bu saatten sonra Kürt Dil Kurumu kursalar bile bu dili ayağa kaldıracak değillerdir.
Dünyanın hiç bir yerinde 3-4 bin kelime ile matematik, fen, fizik, kimya eğitimi verilmez. 3-4 bin kelime ile sen ancak çarşıya domates almaya gidersin.
Bir de şu Kürt aydınlarının(!)*konuştuğu Kürtçeyi *anlayan bir Kürt vatandaş var mı acaba?
Kürtçenin entelcesi :)
Mısırlıların da tarihte Mısırca diye bir dilleri vardı ama hiçbir Mısırlı Mısırca eğitim istiyoruz diye celallenmez. Çünkü bu zırvalamak demektir.
Haaa ayrıca Barzani Kırmançi lehçesini yasakladı. Acaba lehçe yasaklayan bir faşist var mı bu dünyada. Dil yasaklayanı gördüm de lehçe yasaklayanı ilk defa görüyorum.
Neee ona buna faşist mi demiştiniz? İşte tam yeridir faşit demenin hadi "faşizm uzmanları" sizleri Barzani'nin bu tavrını yorumlamaya davet ediyorum.
Birinci görev Kürtlük adına bir devlet kurma çabası olunca süpür halının altına bütün sorunsalları. Zamanı değil şimdi TC ile uğraşırken *sırası mı demokrasi talep etmenin Barzani'den, değil mi ama?
Üstelik tam da Barzani'nin kucağına düşmüşken.
Bakın sizin aklınızdan geçenleri okuyuverdim. Bu da benim hünerim :)
Burda bu forumda bu kürtçülük yorumlarından sonra bence sözün bitdiği tartışmanın bir anlamı kalmadığına inanıyorum.Bu ülkenin bölünmesini isteyen alır silahı pkk'lılar gibi dağa çıkar orda hesaplaşırız.Burda *klavye başında yazı yazmayla bu ülkenin bölünmesi için hangi gerekçelerle olursa olsun bizi ikna etmeniz mümkün değil.Hiç kimse kanla alınmış bu toprakları üç beş laf salatasıyla ikna olup alın size şu topraklar sizin olsun demez.Kürt ırkçılığı ve bölücülük yapıyorsun entelnektüelsin,Aydınsın, demokratsın yersen tabii. Geçin bu işleri artık çoçuklar bile inanmıyor bu sözlere başka gerekçeler bulun yemiyor artık .Artık sözün bitdiği noktadayım bölücülerle kürt ırkçılarıyla daha fazla konuşmanın gereği olmadığı inancındayım.Gelin sıkıyorsa bu ülkeyi bölünde görelim.
Haddinizi biliniz sayın peker. Hamasi nutuklarla bölücü, iğrençlik, ırkçılık suçlamalarıyla kendi çapınızı ortaya seriyorsunuz. Algı probleminizin olduğunu düşünmeye başlıyorum. Ancak siz, kutuplaşma yaratma gayretinizden dolayı, sizden olmayanları bir tarafa itip, kendinizi tatmin etmeye çalışıyorsunuz. İthamlarınızın tümünü size iade ediyorum. Hiç yazmadığım şeyleri, yazmışım gibi gösterip biryerlere varma gayretindesiniz. Eğer biraz ciddiyetsizliğiniz olsa idi yazılarımdan cımbızlama yapmaz, aldığınız satırın devamını da yazardınız. Ama görüyoruz ki kişinin yaşı, doğru düşünmesine bir kıstas değilmiş. Hele ki "ilke" sözünü çok kullanmanız, sizin ilkeli olduğunu hiç göstermez. Aksine yazdıklarınıza bakınca ilkeden eser olmadığını görebiliyoruz.
Burada size sosyalistlerin burjuva bir harekete bakış açısını anlatmayacağım. DTPnin sosyalist olmadığını bu nedenle de asla DTP'li olamayacağımı ( aşağılık birşey olarak gördüğümü sanmayın ) anlamanızı beklerdim. Ancak niyetiniz fikir tartışmak olmadığından dolayı anlamamayı yeğliyorsunuz. Bir harekete destek olmak ve meşru görmek farklıdır. Bundan önceki yazımda da meşru gördüğümü belirttim. Geçmişte yine buradaki bir yazımda ise sosyalistlerin burjuva ulusal harekete destek olmaması gerektiğini belirttim. Zahmet edip bakabilirsiniz. Her önünüze gelen karşıt fikirliye, ağalarınız ithamı ile, birleştirici değil ayrıştırıcı olduğunuz görülebiliniyor.
Tüm yaşananlar gözler önünde iken, cumhuriyetten ötedir kürtlerin yaşadığı coğrafyalara yatırım yapılmaz iken, sağlık ocakları dahil açılmaz iken, bugün bunların olmamasının *nedeni olarak PKK'yi göstermeniz "ilkeleriniz" hakkında ip uçları veriyor. PKK'yi yaratan öteden beridir sistemli olarak kürtleri asimile edilmeye çalışan sistemdir. 61'de yayınlanan belge dahil bunun göstergesidir. Kaldı ki 1930'lu yıllarda kürtçe konuşmak 3 kuruşluk ceza sebebi ise dada da konuşmaya gerek yoktur. Tüm bunlara rağmen sessiz durulamayacağını bilmeniz gerekirdi. Bu ülkede kürt vardır dediği için yargılanan aydınlar dururken, kapatılan partiler dururken hala kaynağı bir örgütte aramanız artık kimseyi şaşırtmıyordur.
Türkiye'nin fakirleşmesinin nedeni kürtlerin mücadelesi değildir. Aksine kürtler üretimin içine alınsa idi ne bu mücadele başlayacak, ne de tekeller karlarına kar katacaktı. Materyalist bakmayacağınızı belirterek zaten sağlıklı bir sonuç çıkaramayacağınız ortada. Bu heli ile fazla uzatmayacağım.
Yaşınızın getirdiği tecrübeye dayanarak, bir kişinin iki üç sayfalık yazısını bakarak herhalde tüm fikirlerini anlamış oluyorsunuz. Nereden çıkardınız sağlık ve ya eğitim politikamın olmadığını? Hangi sosyalist böyle bir talebi es geçebilir? Ayrıca salt kürtler için eğitim ve sağlık önergem yoktur. Ancak insanlar için bu önergeler yüzyıllardır mevcut ve bu önergelerin doğruluğunu biliyorum!
Tecrübelerinizi biraz daha detaylandırıp sitede yazı yazan herkesin nereli olduğunu açıklayabilirsiniz. Belli mi olur kehanetleriniz tutar da bir koltuk sahibi olursunuz.
Karşıt fikirleri fikirleriniz ile tartışacağınıza işin kolayına kaçıp tehditle hakaretle bastırmaya çalışıyorsunuz. Siz bunu yapmaya devam edin, devam edin de insanlıktan da biraz nasip alın lütfen...
"Bir harekete destek olmak ve meşru görmek farklıdır." Namık
* *Meşru gördüğün hareketi desteklemiyorsan problemlerin sanılandan daha ciddi.
"Tüm yaşananlar gözler önünde iken, cumhuriyetten ötedir kürtlerin yaşadığı coğrafyalara yatırım yapılmaz iken, sağlık ocakları dahil açılmaz iken, bugün bunların olmamasının *nedeni olarak PKK'yi göstermeniz "ilkeleriniz" hakkında ip uçları veriyor. " Namık
* Türkiye sosyalist ve demokratik bir ülke olmadığı için çok pişmanım. Namık herhangi bir eylemi, oluşumu desteklemek için illaki benden olması şart değildir. Niye ilkesiz dediğim de bu manada da açıktır. Hadepten itibaren halk kendini aldatılmış hissetmektedir. İki yüzlü ve riyakar politika izlemişlerdir. Düşmanlığı körüklemekten başka bir şey yapmamışlardır. Siyasi harekete dahil olmuş, mecliste temsil edilebilen bir partinin, terörden taraf olmasının da, ayrıca meşruiyeti de yoktur.
* Havanda su döven sosyalistliğin zerrece bir önemi yok. Uzunca süredir sosyalistler laf ebeliğinden başka bir şey yapmadığından, nesli tükenmeye yüz tutmuş, marjinallikle yok olmanın sınırlarında yaşamaktadır, konjoktör duasına çıkar hale gelmiştir. Çelişkiler derinleşsin de tekrar altın günlerimize dönelim umudundadırlar.
*Ben insanın en azından günlük yaşamında düşündüklerini kısmen de olsa hayata geçirmesinden yanayımdır. Bu mana da sosyalist parti yok, o zaman kimseyi desteklemeyim bana aykırıdır. Tembel işidir. Özgürlükçü, demokratik her hareket desteklenir benim anlayışım budur.
*Neymiş sağlık, ekonomik ve eğitim politikan? Sosyalizmdekini c/p yapma ama, reel koşullara göre yaz.
*Yatırımlar meselesine gelince şahin'in teşviklerle ilgili anlattıklarına bir göz atmanı öneririm.
PKK ya rağmen oraya kim yatırım yapabilir onu da yaz, ama ben PKK nedeniyle çok büyük yatırımlardan vazgeçenleri biliyorum.
*Seni bir tarafa ittiğim yok, senin söylediklerine dairdir yazdıklarım, bunlara ilişkin hiç bir görüş belirtmeyip işi üslup konusuna getirmen zaten beklenen. Can Yücel'in sözü aklıma geldi ,"tüzükle, büzük tartışmaları", konuyu tartışmaktan kaçalım uslubu tartışalım olur mu.
* Hangi mücadele sonucunda, kürtler denmeye başlandı. Buna cevap verebilecekmisin ver , ondan sonra uslup yanlıştır de. Neyi kastettiğimiz açık, yeni bir şeyler söylemiyorsun, o nedenle yazını taramak anlamak için yeterli bir çabadır.
*Şu halk ve halklar meselesinede bir şeyler yaz. Ne diyorsun öyle ya, madem seni anlamıyorum.
*Selamlar.
Meşru gördüğün hareketi desteklemiyorsan problemlerin sanılandan daha ciddi. *peker.
Ne o ? Şimdi de doktor olmaya mı soyundunuz?
Neyi destekleyip neyi desteklemeyeceğimin icazetini sizden alacak değilim. Siz de kendinizi böyle görmezseniz kendi adınıza iyi birşey yapmış olursunuz.
Baskıcının bastırmaya çalıştığı kişiler, aynı yöntemi uygulayınca sizler, baskıcının tarafında durmayı tercih ediyor olabilirsiniz. Bu herkesin kendi görüşüdür. Birilerinin ise toplumsal görüş olması için uğraştığı görüştür. Ancak tutarlı olabilmek için, ilkeli olabilmek için problemin kaynağını ortaya koymak gerekir. Bu mesele 84'te başlamadı. Edip karaman'lar döneminden itibaren ortadadır. Israrla problemi buraya çekme gayretiniz size has birşey değil, yansıtılan durumdur.
30'larda yasaklanıyorsa bir dil, 60 larda asimiliye edilmek için devlet eli ile harekete geçiliyorsa tüm karşı duruşlar meşrudur. Kişilerin destek şartları ise ayrı olabilir ki olmalıdır da. Burjuva bir harekete destek sosyalistlerden gelmemelidir. Ancak köstek olma gibi bir durum da söz konusu değildir. Problem dediğiniz bu ise biraz istirahate çekilmenizi salık veririm. *
Niye ilkesiz dediğim de bu manada da açıktır. Hadepten itibaren halk kendini aldatılmış hissetmektedir. peker.
Burada bahsettiğiniz halk hangi halktır? Bu kanıya nasıl vardınız? Araştırmalarınız nelerdir? Kaç kişi ile görüştünüz?
Bir çok topic'te ½ lik rakamlarınız var. Merak ediyordum ve hep sormak istemiştim. Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz? Birileri bu rakamları kulağınıza mı üfürüyor yoksa gerçekten araştırmalar sonucu mu bu verileri elde ediyorsunuz?
Aklıma takıldı. Piskolojinin temel yöntemlerinden biri de bir çok yanlış bilgi arasına bir kaç doğru bilgi ekleyerek, yanlış bilgilerin doğru olduğunu benimsetme yöntemidir. Tersi de uygulanabiliyor. Yani bolca doğru bilginin arasına sıkıştırılmış yanlış bilgileri doğru gibi sunmak..
Düşmanlığı arttırmak cümlesi ise cuk oturmuş. Zaten en tepede olan düşmanlığı arttırmanın yolu bastırmak isteyenlere karşı durmak mıdır?
Peker'le daldan dala atlamaya devam ediyoruz.
Konumuz kürt sorunu ancak en başından beridir bu sorunu tartışmak yerine peker, yazanları eleştirmeyi yeğliyor. Neymiş efendim türban'a nasıl bakılırmış neymiş sosyalistler bitmişmiş. Sanırım sosyalistlerin tükenişi (!) bu sorunu da ortadan kaldıracak. Tabi ki peker'e göre.
Israrla konunun özünden sapmaya çalışıyorsunuz. Bu sorunu yaratanlar kimlerdir. Nasıl gelişmiş, neler yapılmış. Devlet eli ile çatışmalar nasıl başlatılmış. Zaten yatırımın 60 yıldır gitmediği bir bölgeye, ulusal bilinç yükselmeye başlarken yatırım planları yapmak, insani oluşun mu bir göstergesidir yoksa hesapları değiştirmenin mi? Dilaver bir yazısında kürt realitesinden bahsedenlerin başına gelenlerden söz etti. Bu konuda da susmanız, konuyu nereye getirmeye çalıştığınızın göstergesidir.