PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yeni Bir Turnusol Kağıdı: Pazarlıksız ve Her Alanda Özgürlük


26-02-2008, 15:14
Yeni Bir Turnusol Kağıdı: Pazarlıksız ve Her Alanda Özgürlük

Başörtüsü tartışmasında, ne laiklik adına örtüye karşı çıkanlar tarihsel olarak laik; ne de özgürlük adına örtüye destek verenler tarihsel olarak özgürlükçü.
25 Şubat 2008, Pazartesi

Doğan Emrah ZIRAMAN

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti, kendi hükümet dönemi için türbanla ilgili ilk raundu Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) desteğiyle kazandı. Kavga şu an için siyaset ringinden çıkıp, hukuk ringine geçti. Bu ringde de ne olacağını yakın zamanda göreceğiz. Hukuk sürecindeki her türlü gelişme, diğer ringin de adresini göstermiş olacak.

Türbanla ilgili son süreç, genel olarak "sol"un taraf olmaya dair temel anlayış biçimlerini de ortaya çıkararak turnusol kağıdı işlevi gördü.

Genel bir ilke olarak şunu söyleyebiliriz: Burjuvazinin kendi çelişkilerinde, dönemsel olarak bir taraf seçilecekse, öncelikle bakılması gereken yer, burjuvazinin kendi çelişik hali değil. Tam tersine hangi alanda birleştiği. Çünkü burjuvazinin kliklerinin birleştiği hemen her alan, genel olarak solla birleşemeyeceği alan.

Bu alanı belirlemek, solun burjuvazi içindeki çelişkileri kendi lehine kullanma şansı verebileceği gibi; alanı belirleyememek solun burjuvazinin kuyruğuna takılmasına da neden olabilecek.

Düşman kardeşler laiklik ve din

Burjuvazi siyasal anlamda "yek pare" değil. Burjuva kliklerin, kapitalizmin dağıttığı nimetlerden yaralanmalarındaki öncelikli farkları, sınıfsal konumlanışından çok, ait olduğu sınıf katmanının tarihsel gelişimine bağlı.

Kapitalizmin eşitsiz gelişim yasasına da bağlı olarak ülke içinde de eşitsiz gelişen kapitalizmle, burjuvazinin güçlü kanatlarının sayısı da arttı. Ağırlığı İstanbul merkezli olan burjuvazinin yanına, gelişimini yakın zamanda tamamlayan taşra burjuvazisi geldi.

Kapitalizmle ilişkilerindeki tarihsel farklılık (daha doğrusu kapitalizmin eşitsiz gelişimine dayalı farklılık), kendisini kapitalizmi kavrayışlarında değil, ideolojilerinde gösterir. Siyasetinde yönetilmesinde çoğu zaman işbirliği içine giren bu klikler, zaman zaman kendi güçleri doğrultusunda siyaseti tamamen kendilerince belirleme adımları atarlar.

Türban özelinde durumu karikatürize edersek, düşman kardeşlerin düşmanlıkları kapitalizmin dinleştirilmiş bir laiklikle mi yoksa laikleşmiş bir dinle mi yürütüleceğine dair.

Sol hangi tarafta?

Tarihsel olarak işçi sınıfına dayalı olan "sol", düşman kardeşlere karşı kendi çıkarları doğrultusunda yandaş ya da karşı çıkan konumuna geldi. Tarih olarak çok fazla uzağa gitmeye gerek yok, feodalizm içinde parçalanmış Almanya’ya karşı birleşik Almanya için Marx liberal Almanlar’la işbirliği yapmaktan çekinmedi. Çünkü Alman Feodalizmi, birleşik Almanya’ya isteyen her kesimi (sınıfına bakmandan) düşman ilan ediyordu.

Ancak hem Marx için egemene (feodalizme) karşı duran muhalifle (burjuvazi) yandaşlığın sınırını belirleyen, yukarıda dile getirdiğimiz ilke oldu. Bu ilke göz ardı edilirse, yandaşlık yerine, taht kavgasına dahil olmaya çalışan ve ilk fırsatta boğulacak bir şehzade konumuna düşüldü.

Bu noktada yukarıdaki ilke göz ardı edilerek burjuvazinin her türlü kapışmasında onların taraflılığına göre, taraf olunan herhangi bir konum, burjuvazinin bir kısmının kendi konumunu sağlamlaştırıncaya kadarki kabulüne dayalı olacak.

Türbana destek verenler özgürlükçü mü?

Türban tartışmasında, ne laiklik adına türbana karşı çıkanlar tarihsel olarak laik; ne de özgürlük adına türbana destek verenler tarihsel olarak özgürlükçü.

Türban konusunda bu ayırımı net biçimde yapmadan, sol adına ortaya sunulacak her tutum, kelimenin tam anlamıyla kuyrukçuluk olacak ki olmakta da.

5 Şubat 2008’deki Meclis Grup toplantısında ulema gibi konuşan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal, kapananların baskıdan değil de "kişisel tercih" olarak kapandıkları gibi algılanması gerektiği sinyalini vererek, *işine göre laik olacağını gösterirken; 15 Şubat 2008’de, çoğunun eşi türbanlı olması muhtemel işçilerin katılığı Devrimci İşçi Sendikaları (DİSK) Genel Kurulu’nda konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik "mezarda emekliliğe hayır" diyen işçilere, "30-40 yıllık süreç için" neden kızdıklarını sorarak, işçilerin gelecek kuşakları, kendi çocukları için endişelenmelerini "haksız" bulacak kadar özgürlükçü olduğunu göstermişti.

Laikliğin teminatını eninde sonunda, din dersini anayasal zorunluluk olarak koyan askere bel bağlayarak çözen bir anlayıştan laiklik dilenmek; 301’den çok daha önce, mevcut kanunlarında yer alan, "zoraki özgürlük" denilebilecek bir yığın hakkı dahi işletmeyen anlayıştan özgürlük dilenmek, ne siyasetten ne de tarihten herhangi bir şey anlamak demek.

Ya da en doğrusu, iddia edilenden çok daha farklı bir siyasal konumlanışta olunduğunu itiraf edememek demek.

Pazarlıksız ve her alanda özgürlük olmalı

Türban konusunda sıkışan kliklerin kendi argümanlarını var edecek, yüzde 47’lik oy desteğine(!) ya da ordu desteğine sahipken bile, "toplumsal desteği" aramaları boşuna değil.

Türban üzerinden "Önce sizin özgürlük anlayışınız olsun, sonra bizim özgürlük anlayışımıza da sıra gelir" tarzında bir destek, bugün ve yakın gelecek için tahribatı en yüksek politik tutum olarak gözüküyor. Siyasal İslam’ın totalitarizmine karşılık, akla dayandığı iddiasını taşıyan diğer bir totaliterliği seçmekse, tahribatı yüksek ikinci politik tutum olacak.

Bu bağlamda solun çok yakın süreç için ortak konumlanışı pazarlıksız ve her alanda özgürlük talebi üzerine kurulmalı. Bu özgürlük talebi tarihsel koşullarla birlikte ele alındığında, başta sol olmak üzere, ihtiyaç duyulan "özgürlükler" için hissedilir bir kapı aralama gücünde olmadığı ve de olamayacağı açık ve net.

Ancak bu talebin varlığı ya da yokluğu iki durumun ortaya çıkmasında güçlü bir turnusol işlevine sahip olacak:

Pazarlıksız ve her alanda özgürlük talebinin varlığı, özgürlük adına türbanı serbest bırakanların ya da karşı çıkanların, tarihsel ve güncel anlamda ne kadar özgürlükçü olacağını gösterecek.
Pazarlıksız ve her alanda özgürlük talebinin yokluğu "sol" ya da "özgürlük" adına söz kullananların nasıl ve kimin kuyruğuna takıldığını gösterecek.
Pazarlıksız ve her alanda özgürlük talebinin, yazının başındaki gibi, güncel olarak özgürlükçü ya da baskıcı ve de aynı zamanda uzlaşamayacak kadar ayrı gözüken tarafların, nerede ve nasıl bir anda birleşebileceklerini çok açık biçimde öncelikli olarak gösterecek.

Bu talep herhangi bir şekilde kabul görmediği takdirde, türban bağlamında türbanı desteklemeyi ya da karşı çıkmayı "sol"un tereddüt etmeden reddetmesi ve yakın süreçte pazarlıksız ve her alanda özgürlük talebinde ısrar etmesi tarihsel bakımdan en yerinde konumlanma olacak.

26-02-2008, 15:16
Said Nursi Örneği: Tesettür Bir Toplumsal ÖneridirBen Türkiyeli bir feminist olarak, özel olarak Nursi'nin görüşlerini benimseyen, ayrıca tesettür hikmetleri onunkinden farklı olan herkesin "Tesettür Risalesi" hakkındaki görüşlerini merak ediyorum

25 Şubat 2008, Pazartesi

Handan KOÇ

Türkiye fikir ve siyaset dünyası içinde çok önemli bir yeri olan Said Nursi’nin Nur Risaleleri olarak anılan yazılarının toplamı 12 Eylül sonrası diye de nitelenen son 25 yıl içinde yeniden organize olan cemaat hayatı ile birlikte güncel bir ağırlık kazandı.

Ben bu metinler arasından bir tanesini ele almanın bu gün her zamankinden daha fazla önem taşıdığına inanarak, bu yazıyı kaleme alıyorum. Bu Tesettür Risalesi'dir. Konu herkesi ama en çok da Said Nursi'nin yaşamına, görüşlerine önem verenleri ilgilendirdiği gibi, feministleri de yakından ilgilendiriyor. *

Benim görüşüm bu risalenin kadınların tesettürle yaşaması gerektiği üzerine yazılmış en önemli metin olduğu. Ne yazık ki ne yarı gizlilk içinde ve baskı altında okunduğu yıllarda, ne de açık açık okunabildiği bugün, risalenin içeriği yeteri derecede önemsenmedi, sadece Müslüman kadınların tesettürü dini bir zorunluluk olarak yaşamaları gerektiği yönündeki sonuçla meşgul olundu.

Bilebildiğim kadarı ile metnin gayet açık ve net uslubu ile yüzleşildi. Bu büyük bir eksiklik.

Said Nursi *bu yazısında tesettür neden gereklidir diye dört hikmet(sebep) açıklar. Bu yazıda sadece birinci hikmete ayrılmış olan bölümü ele alacağım. (Bu "hikmet"in tam metnine ulaşmak için buraya tıklayın)

"Özgürlük" diyenlerin orjinal kaynağı *
Başlangıçta belirttiğim gibi risalenin dili ve iddiaları çok açıktır. Bir din ve siyaset düşünürü olan Nursi açık nedenler sunarak kadınlara seslenir. Onlara esas esaretin tesettürsüz yaşamak olduğu tezini ispat etmeye çalışır. Bugün tesettürün bir özgürlük sağladığını iddia edenler bu manada orijinal değildir. Bu fikir Nursi’de vardır.

Metnin sonundan başa doğru gidersek, Nursi'nin dünyasının sınıfsal eşitlik fikrine nasıl kapalı olduğunu görürüz. Kadınlar açık yaşadığı takdirde “adi “bir kundura boyacısı, rütbeli birinin açık bacaklı karısına sarkıntılık edebilir. Bu olmamalıdır, derken "adi" sıfatının bu rahat kullanımı Nursi'nin sınıflara bakışını, üstlerin üst, astların ast kalacağı bir düzen taraftarı olduğunu ortaya koyar. Yazar tesettür aleyhinde olanlara "hayasız" diyerek ise yine bugün devam eden bir iddiayı dillendirir. Nursi'ye göre tesettürsüz yaşamayı savunanlar değil, Müslüman olmamak "hayasız" yani "ahlaksız"dır.

Cinsiyetçiden öte ırkçı
Kadınların zayıf yaradılışı yüzünden, özgürleşmeleri ancak çarşaflarını kaleleri yaparak gerçekleşebilir. Bildiğimiz kadarıyla hiç evlenmemiş olan Nursi kadınların doğuştan zayıf yaratıklar olduğu fikrini o kadar çok yineler ki, onun fikir dünyasında erkeklerin üstünlüğüne yapılan vurgu cinsiyetçilikten öte adeta ırkçı bir nitelik taşır.

Çünkü işaret edilen değişmez, kesin ve her kadına mahsus bir özellik varsa o da zayıflıktır. Ayrıca kadınlar doğuştan *kıskançtır, çirkinliklerinin görülmesini istemezler ve erkeklerin himayesine muhtaç oldukları için onlar tarafından hiyanetle itham edilmekten çok korkarlar dolayısı ile kendilerini hamilerine sevdirmeye çalışırlar.

Bunlar değişmez özelliklerdir, sebepleri tabii dir asla toplumsal sistemle ilgili değildir. *Dolayısı ile bu değişmez özellikleri ile kadınlar kendilerini kendileri olarak asla var edemeyecektir. Koruyucuları olan erkeklere göre yaşayacaklardır.

Kadınların eşitlik arayışlarının yükseldiği ve Batıdan başlayarak tüm dünyayı etkilediği yılların insanı olan ve her şeyi takip etme iddiasında olan Nursi için doğum kontrolü akla hayale gelmeyen bir şey olmuş olamaz. Çünkü kutsal addedilenler dahil çok eski metinlerde bile kadınların meşru görülen görülmeyen cinsel ilişkilerinin sonucu olarak doğum yapmamak üzere bir takım tedbirler aradıkları ve zaman zaman buldukları bilinmektedir. Kadınlara sekiz dokuz dakikalık bir zevk yüzünden hamile kalabileceklerini, *bu yüzden erkeklerin iştahını açmayacak şekilde gezmeleri gerektiğini söylerken Nursi propagandasına korkutmayı katmaktan çekinmeyen bir siyasetçi yönü olduğunu belli eder.

Açıkça ayrımcılık
Son olarak, birinci hikmetin başına dönecek olursak, bence kadınları aşağı gören ifadelerdeki açıksözlülüğü de bu risalenin önemli bir özelliği olarak aklımızda tutmamız gerekir. Bu dil de hiçbir perdeleme yok.

Tesettür bir toplumsal öneridir. Tüm Türkiye sathında bu önerinin farklı sahipleri ve gerekçeleri var. Ben Türkiyeli bir feminist olarak bugün özel olarak Said Nursi'nin görüşlerini benimseyen ve hoşgören herkesten, ayrıca tesettür hikmetleri onunkinden farklı olan herkesten de bu risalenin en azından bu bölümü ile ilgili olarak ne düşündüğünü *yazıp tartışmalarını bekliyorum.

Belki bu aşılmış bir tartışmadır. Her halükarda bu bilgi ve değerlendirme Türkiyeli bir kadın hareketinin düşünsel gelişimi için de çok yararlı olacak.(HK/EÜ)