05-03-2008, 11:46
Ahiret için çalış
Ergun Çağlayan
Yıllık fiyat artış ortalamasının yüzde dokuz civarında olduğu ve pek kısa bir süre içinde yüzde dörde düşürüleceği iddia ediliyor. Merkez Bankası, fiyatları altın, petrol ve gıda maddelerinden "arındırıp", kalanların yıllık yüzde dört hedefine yaklaştığını öne sürüyor.
Bu büyük kandırmacanın niyeti sadece emekçileri, sabit ücretlileri kazıklamak değil. Bu konuda zaten on yıllardır hükümetler ve ekonomi bürokratları, İMF yönlendirmesiyle ellerinden geleni yapıyorlar. Merkez Bankası, aynı zamanda bir şekilde "enflasyon hedefime uygun seyrediyor" mesajı da vererek dünyanın şu çalkantılı döneminde sermaye kaçışını engellemeye çalışıyor.
Çünkü enflasyon, gösterge faizlerinin artırılmasını zorunlu kılacak bir seviyeye çıkarsa, trend bozulmuş, kaçış alarmı verilmiş olacak. Ancak son günlerde TCMB'nin bu çabaları boşa çıkmaya başladı ve borsadan sonra tahvil piyasasından da kaçış başladı.
Sokaktaki enflasyon, ya da emekçinin enflasyonu olarak adlandırılan, düşük gelirlilerin tükettikleri mal ve hizmetlerin fiyatlarını endeksleme konusunda özellikle resmi kurumlarda büyük bir sansür işliyor. İhmal edilme eğiliminde olan gıda ve akaryakıt fiyatları, en çok emekçinin gündelik hayatını ilgilendiriyor. Buna ek olarak ev kiralarının de açıklanan enflasyonun çok üzerinde arttığı biliniyor.
Bu itirazlara verilen yanıt buz gibi: Çekirdek enflasyonu veri alırız. Ona göre zam veririz (reel ücretleri düşürürüz)... Hesapta fiyatlar, eninde sonunda "çekirdek enflasyon" olarak adlandırılan mal grubundaki seyre doğru yavaşlayacak.
Enflasyonun iki önemli nedeni var: Kamu harcamalarının toplanan vergilerden çok olması, parasal genişlemeye yol açması. Bir de tüketim ile üretim arasında bir oransızlık doğnması, yani tüketimin üretimden daha fazla artması ya da üretimin düşmesi yüzünden fiyatların yükselmesi.
Türkiye'deki enflasyon, hem tüketici kredileri, hem de ithalata bağımlı mallardaki fiyatların yükselişi kaynaklı. Belki de bazı geçici özellikler barındırdığı söylenebilir. Ama biz gıda ve akaryakıttan söz ediyoruz. Hızlı ve sürekli yükselen, tüm maliyetlere etkisi olan, diğer fiyatları bir süre sonra etkileyeceği besbelli olan iki mal grubu.
Yani, iddia edildiği gibi diğer fiyatlar bir süre sonra yavaşlamayacak, petrol ve gıdanın yarattığı maliyet artışlarını yansıtmaya, yani hızlanmaya başlayacak. Üstelik döviz kurlarında kalıcı yükselişler enflasyonu daha da artıracak. Ama bu arada Merkez Bankası, iktidar partisine daha iyi hizmet edebilmek için, alfabedeki çeşitli harflerden yararlanarak artmayan fiyat endeksleri yapmaya devam edebilir!
Bu "H tipi çekirdek" enflasyon üzerinden ücretleri baskılama operasyonları, tek saldırı kanalı değil elbet. Çok daha büyük saldırı hazırlıkları devam ediyor. Bu düzenin patronlarının emekçileri Çin'deki gibi çalıştırmayı "milli dava" haline getirmeye çalıştıkları apaçık ortaya çıktı. Belki beş altı büyük kentte "kentsel dönüşüm" rantları yüzünden daha farklı girişimler gündemde. Tarımı çökerten bu düzen, küçük kentlere ve kasabalara karın tokluğuna çalışma koşullarını dayatmayı hedefleyecek.
Yabancı ortaklı bankaların ve yine yabancı ortaklı büyük holdinglerin bu dönüşüm için kabarmakta olan krizleri kullanma hazırlığında olduğunu da biliyoruz. En büyük yardımcılarının kısa sürede daha da büyük boyutlara varacak olan işsizlik olacağına da şüphe yok.
Sosyal güvenlik, kıdem tazminatı, tüm sosyal haklar özelleştirme, fon yönetim şirketlerine devredilme hazırlığında. Bu fonlar, büyük tekellerin kuracağı şirketlere küçük ortak olarak sermaye akıtacak, böylece bundan böyle batan şirkeler emeklilik fonlarını da birlikte götürecekleri için geride yaşlanmış muhtaç insan yığınları bırakacaklar.
Bu uğursuz gelecek planlarını yürürlüğe koymak için yaptıkları en önemli hazırlığa değinmeden bitirmemek gerekir: Türk ve Kürt liberallerinin desteğiyle kitlelere mümkün olduğunca bol gericilik pompalamak. Bundan daha etkili bir politika düşünülebilir mi? Taşra kentlerinde ve kasabalardaki koğuşlarda karın tokluğuna çalıştıracakları, tarikatların örgütlediği ve denetlediği "mümin"ler üzerinden büyük para kazanmanın hesaplarını yapıyor patronlar. Hayır fantezi değil bu, İstanbul'un dış semtlerinde yaygın bir ölçekte süregiden bu olgunun bölgesel asgari ücret, kalkınma teşvikleri ve Kürt sorununun piyasacılıkla halli gündemleriyle çakıştırılması girişimleri hızla yol alıyor.
Ergun Çağlayan
Yıllık fiyat artış ortalamasının yüzde dokuz civarında olduğu ve pek kısa bir süre içinde yüzde dörde düşürüleceği iddia ediliyor. Merkez Bankası, fiyatları altın, petrol ve gıda maddelerinden "arındırıp", kalanların yıllık yüzde dört hedefine yaklaştığını öne sürüyor.
Bu büyük kandırmacanın niyeti sadece emekçileri, sabit ücretlileri kazıklamak değil. Bu konuda zaten on yıllardır hükümetler ve ekonomi bürokratları, İMF yönlendirmesiyle ellerinden geleni yapıyorlar. Merkez Bankası, aynı zamanda bir şekilde "enflasyon hedefime uygun seyrediyor" mesajı da vererek dünyanın şu çalkantılı döneminde sermaye kaçışını engellemeye çalışıyor.
Çünkü enflasyon, gösterge faizlerinin artırılmasını zorunlu kılacak bir seviyeye çıkarsa, trend bozulmuş, kaçış alarmı verilmiş olacak. Ancak son günlerde TCMB'nin bu çabaları boşa çıkmaya başladı ve borsadan sonra tahvil piyasasından da kaçış başladı.
Sokaktaki enflasyon, ya da emekçinin enflasyonu olarak adlandırılan, düşük gelirlilerin tükettikleri mal ve hizmetlerin fiyatlarını endeksleme konusunda özellikle resmi kurumlarda büyük bir sansür işliyor. İhmal edilme eğiliminde olan gıda ve akaryakıt fiyatları, en çok emekçinin gündelik hayatını ilgilendiriyor. Buna ek olarak ev kiralarının de açıklanan enflasyonun çok üzerinde arttığı biliniyor.
Bu itirazlara verilen yanıt buz gibi: Çekirdek enflasyonu veri alırız. Ona göre zam veririz (reel ücretleri düşürürüz)... Hesapta fiyatlar, eninde sonunda "çekirdek enflasyon" olarak adlandırılan mal grubundaki seyre doğru yavaşlayacak.
Enflasyonun iki önemli nedeni var: Kamu harcamalarının toplanan vergilerden çok olması, parasal genişlemeye yol açması. Bir de tüketim ile üretim arasında bir oransızlık doğnması, yani tüketimin üretimden daha fazla artması ya da üretimin düşmesi yüzünden fiyatların yükselmesi.
Türkiye'deki enflasyon, hem tüketici kredileri, hem de ithalata bağımlı mallardaki fiyatların yükselişi kaynaklı. Belki de bazı geçici özellikler barındırdığı söylenebilir. Ama biz gıda ve akaryakıttan söz ediyoruz. Hızlı ve sürekli yükselen, tüm maliyetlere etkisi olan, diğer fiyatları bir süre sonra etkileyeceği besbelli olan iki mal grubu.
Yani, iddia edildiği gibi diğer fiyatlar bir süre sonra yavaşlamayacak, petrol ve gıdanın yarattığı maliyet artışlarını yansıtmaya, yani hızlanmaya başlayacak. Üstelik döviz kurlarında kalıcı yükselişler enflasyonu daha da artıracak. Ama bu arada Merkez Bankası, iktidar partisine daha iyi hizmet edebilmek için, alfabedeki çeşitli harflerden yararlanarak artmayan fiyat endeksleri yapmaya devam edebilir!
Bu "H tipi çekirdek" enflasyon üzerinden ücretleri baskılama operasyonları, tek saldırı kanalı değil elbet. Çok daha büyük saldırı hazırlıkları devam ediyor. Bu düzenin patronlarının emekçileri Çin'deki gibi çalıştırmayı "milli dava" haline getirmeye çalıştıkları apaçık ortaya çıktı. Belki beş altı büyük kentte "kentsel dönüşüm" rantları yüzünden daha farklı girişimler gündemde. Tarımı çökerten bu düzen, küçük kentlere ve kasabalara karın tokluğuna çalışma koşullarını dayatmayı hedefleyecek.
Yabancı ortaklı bankaların ve yine yabancı ortaklı büyük holdinglerin bu dönüşüm için kabarmakta olan krizleri kullanma hazırlığında olduğunu da biliyoruz. En büyük yardımcılarının kısa sürede daha da büyük boyutlara varacak olan işsizlik olacağına da şüphe yok.
Sosyal güvenlik, kıdem tazminatı, tüm sosyal haklar özelleştirme, fon yönetim şirketlerine devredilme hazırlığında. Bu fonlar, büyük tekellerin kuracağı şirketlere küçük ortak olarak sermaye akıtacak, böylece bundan böyle batan şirkeler emeklilik fonlarını da birlikte götürecekleri için geride yaşlanmış muhtaç insan yığınları bırakacaklar.
Bu uğursuz gelecek planlarını yürürlüğe koymak için yaptıkları en önemli hazırlığa değinmeden bitirmemek gerekir: Türk ve Kürt liberallerinin desteğiyle kitlelere mümkün olduğunca bol gericilik pompalamak. Bundan daha etkili bir politika düşünülebilir mi? Taşra kentlerinde ve kasabalardaki koğuşlarda karın tokluğuna çalıştıracakları, tarikatların örgütlediği ve denetlediği "mümin"ler üzerinden büyük para kazanmanın hesaplarını yapıyor patronlar. Hayır fantezi değil bu, İstanbul'un dış semtlerinde yaygın bir ölçekte süregiden bu olgunun bölgesel asgari ücret, kalkınma teşvikleri ve Kürt sorununun piyasacılıkla halli gündemleriyle çakıştırılması girişimleri hızla yol alıyor.