PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Anlam Açlığı...


Averroes
09-03-2008, 02:21
Bir coğrafi terimden ziyade bir kavram ya da bir algılama olarak ele almayı yeğlediğim “dünya” fenomeni basit bir tanımlamayla üstesinden gelinemeyecek kadar çetrefilli bir kavram. Bilinmelidir ki dünya ve daha özelinde “yaşam” için söylenen ne varsa, bu tanımlardan herhangi birisi bu “yaşam”ın özünü muhteva etmekte son derece yetersizdir.

Dünyayı ele almaya başlamışsanız ilk büyük handikap bunu araştırmaya nerden başlamanızla ilgili olarak kendini gösterir. Burada farklı bilim dallarının farklı çözüm versiyonları olacaktır. Dünya deyince neyi anlıyorum? Pekiyi dünyadaki diğer milyarlarca hemcinsim ne anlıyor? “Dünya nedir?”, “Yaşam nedir?” sorusuna verdiğim cevap beni tatmin ediyor mu? Pekiyi kendisini tatmin eden var mı? Bulduğu cevabı içinde yıllarca saklayıp yaşatan ve bu cevabın kendisine sağladığı iç huzuruyla hayata gözlerini yuman bir tek insan bile var mı? Felsefe yüzyıllar boyunca iş başında… Filozoflar kafa patlatırcasına yüzyılardır, ne olduklarını, ne olacaklarını, ne olmaları gerektiklerini düşünmüyorlar mı? Din adamlarının bu sorulara ilişkin verdikleri tatminkâr cevapları var mı? Botanikçiler, evrimbilimciler, zoologlar aynı cevaplar üzerinde hemfikirler mi?

Anlaşılan o ki, yüzyıllardır insanlar bir şeyi diğerlerinden daha fazla yaptılar. “Anlam” aradılar. O aranan şey o kadar değerli ve anlamlıydı ki, cevabı dünyada elde edebilecekleri herhangi bir şeyden kat kat daha değerli olacaktı. Bu şeyi bulmak için sorular sordular: “Ben kimim?”, “Neden yaşıyorum?”, “Hayat nedir?”

Dünyada insanın en büyük meselesi kendini bir doğrunun içine (ya da doğru sandığı şeyin içine) oturtma meselesidir. Bu mesele o kadar büyüktür ki delirmeyi ya da intiharı göze almalısınız. Size dolaylı olarak şunu söyler ya beni bulursun ya da bu yaşamına mal olur. İnsan kendine ilk soruları sormaya başladığı andan itibaren kum saati ters çevrilir ve süre başlar. Kimileri bulduğunu düşünür ve süreyi durdurur, kimileri ise bulmak diye bir şey yoktur der ve hiçbir şey bulamayacağını bile bile aramaya devam eder ve kendi sonunu hazırlar. Fiedrich Nietzsche beynine taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemişti ama kum saatine uzanmak aklının ucundan bile geçmiyordu. Nihayetinde süre doldu ve onu delirmeye mahkum etti. Aynı şekilde Hemingway’i, Woolf’u ve daha nicelerini de intihara zorladı.

Yaşam hakkında ne düşünüyorsanız, bilin ki o düşündüğünüz şey değildir. Yaşam cevabı birkaç cümleyle verilebilir bir şey değildir. Yaşama dair vereceğiniz cevap, insanoğlunun sınırlı sözcük kapasitesine, sınırlı bakış açısına ve diğer yaşam ürünleriyle olan ilişkisine göre verilecektir. Burada problem yaşamı, yaşam içerisinde tanımlamaya çalışmamızdır. Bu dışarısını hiç görmemiş bir balığın su dışı dünyayla ilgili spekülasyonlar yapmasına benziyor. Bazen dünyada sudan başka bir şeyin olmadığına inanıyor, bazen dünyada balıklardan başka da canlılar olabileceğine inanıyor, bazen de sudan başka bir yaşamın olup olmadığının bilinemeyeceğini savunuyor. Yaşam, en iyi yaşam dışılıkta anlaşılabilir. İnsan bedeni, yaşarken yaşam-dışılığa çıkamayacağına göre bunu yine yaşarken yapmalıdır. Yani dünyayı konuşabilen bir bebek gibi düşünmelidir. Burada bebek metaforunu özellikle seçtim, çünkü yetişkinlerin aksine bebeklerin geçmiş yaşantı ürünleri ve doğal olarak önyargıları yoktur. Dünyayı anlamamızın önündeki en büyük engel dünyayı açıklarken işin içine yaşantı ürünlerimizi de katarak anlamaya çalışmamızdır. Doğumundan beri kimsesiz çocuklar yurdunda kalmış bir çocuğun yaşadığı yığınla olumsuz tecrübeyle söyleyeceği “dünyada mutluluk diye bir şey yoktur,” ifadesi onun geçirdiği olumsuz tecrübelerle açıklanabilir. Konuyu biraz daha özele indirgersek, ben Türkiyeli olarak Almanya’nın İkinci Dünya Savaşındaki mağlubiyetine ne kadar üzülebilirim ki? Çünkü bir Türk’ün aynı şekilde herhangi bir ülkenin herhangi bir vatandaşının bakış açısına az ya da çok ülkesinin menfaatleri karışmaz mı? Ülkesi ile ilgili önyargılarını kaç yurttaş bir tarafa bırakabilip, haksız olduğunu düşündüğü bir savaşta karşı ülkenin menfaatlerini düşünebilir? Bu da bizi bir sonuca götürüyor: az ya da çok yaşamsal önyargılarımız bizi hayatı yaşadığımız şekilde algılamaya götürüyor.

Her filozof felsefesini önce kafasında yapılandırır. Hiçbir filozofun felsefesi, kafasındaki dünyadan, tanıdığı insanlardan, umutlarından, öfkelerinden, acılarından bağımsız değildir. Yani benim bu küçük odam buram buram felsefem kokar. Sizinki de öyle...

Aslında felsefe dediğimiz şey halet-i ruhiyenizin elleriniz vasıtasıyla kâğıda kendini yazmasından başka bir şey değildir. Ne Nietzsche eksiktir yazdıklarında, ne de Sokrates. Nietzsche’nin paragraflarını üst üste koyarsanız, onun beynine ve yaşamına ulaşırsınız. Nietzsche’nin felsefesinde Tanrı’nın ölü olması, aslında onun buna böyle inandığı için değildir; böyle olmasını görmek istemesindendir.

Bu nedenle nesnel felsefe yoktur. Her filozof aslında kendini anlatır ve insanlar buna felsefe der. Yaşamın kendisini sürüklediği ve bu sürüklemenin bitip insanın eline kalemi alacak kadar sürüklenmez olduğu zamanda felsefesini yapar. Bir pesimist için çoğunlukla Tanrı yoktur, hayat anlamsız ve muğlaktır, yaşamın bir amacı ve anlamı yoktur, bu nedenle toplumsal normlar ve ahlak kuralları sorgulanmalıdır. Aslında ahlak diye bir şey de yoktur. (Daha da ileri gidip) Aslında hiçbir şey yoktur. Kendi bile yoktur.


Arthur Schopenhauer mutsuz bir çocukluk dönemi geçirmişti. Babasının otoriter ve baskıcı eğilimleri altında yaşamak zorunda kaldı. Babasının intiharından sonra annesi de evi terk etti ve Arthur’a onu sürekli azarlayan mektuplar yazdı. İç huzursuzluğu onu sürekli şehir değiştirmeye yöneltti. Yaşamında belki de yaşayamadığı tek haz mutluluktu. Giderek daha da umutsuzlaştı ve yazdığı kitaplarla karşımıza yeryüzünün gördüğü en kötümser filozof olarak çıktı. Şimdi biz Schopenhauer’i felsefesinden ayrı düşünebilir miyiz?

Ya Lao Salome’ye olan aşkından (belki de onun Paul Ree ile olan ilişkisini kıskanmasından) yaşama attığı iftiralarla meşhur, nihilist, karamsar, Friedrich Nietzsche…

Ya yıllarca uyuyamamanın etkisinde hüzün günlüklerini bize “yaşam felsefesi” diye yutturmaya çalışan ve “Umutsuzluğun Doruklarında” kitabının mey’us yazarı Emil Cioran…

Ya etrafında ceset görmekten dolayı dünyada kusmadık yer bırakmayan ve bu kusmuklar üzerinde Nobel’e uzanan “Yabancı”nın absürtçü filozofu Albert Camus…

Ya Sartre,

Ya Kierkegaard,

Ya Woolf,



TÜM BİLDİĞİM HAYVANİ BİR ŞEKİLDE “ANLAM’A” AÇ OLDUĞUMUZ VE BU AÇLIĞIMIZIN HİÇ BİR ZAMAN DİNMEYECEĞİDİR.



"FELSEFEYLE UĞRAŞIYORUM DEME, KENDİMLE UĞRAŞIYORUM DE." * * * * * EPİKTOTES

aydoe
09-03-2008, 02:40
Bir problem yaratıp.Bu problemi çözülemez hale getirmek.
Anlamsızlıklar yaratıp,anlam aramak.

Anlamak anlamsızlığı yokeder.
Anlarsan anlam açlığıda yaşamazsın.
Dünya hiçte karmaşık değildir.Doğru bakar,doğru görür,doğru yorumlarsan herşey çok basittir.
Mutluluk sürekli değildir,anlıktır.Sürekli mutluluk veya mutsuzluk akıl rahatsızlığıdır.
İnsanın duygu durumu inişler ve çıkışlar gösterir.
Çözümsüz düşünceler yartıp kfayı fazla yorarsan ya kafayı yersin yada intihar edersin.
Somutla yetinirsen herşey kolaydır.Soyutlaşmanın sonu *buharlaşmadır. :lol:

Averroes
09-03-2008, 19:45
Sevgili Aydoe,

Dünyada huzur formülasyonun çok etkileyiciydi lakin benim gibi "düşünmek acı çekmektir" anlayışını benimseyen biri için hafif kalıyordu,

Sorun senin formülasyonunun basitliği değil, benim böyle bir formülasyonun içine sığamayacak kadar "genişlediğim". *

Miniklerin gözlerinden öperim...

Selamlar

dilaver
09-03-2008, 20:36
sayın scopenhauer
* *
* * *öncelikle varlık mı bilinci belirler, bilinç mi varlıgı belirler sorusuna bir cevap aramanız gerektigini düşünüyorum. Şayet düşünceler varlıgın algılanması ise acı çekmekle bir alakası yoktur. Meseleyi bir kere varlıgı ve somutu kavrayabilmek olarak ele aldıgınız zaman ise soyutta gezinip olmayan teoriler üretip bunlar yüzünden mutsuz olmanıza gerek kalmaz. Hayat aslında son derece basittir. Kavrayabildiginiz zaman ise mutsuz degil son derece mutlu olabileceginizi düşünmekteyim. Ama mutsuzluk için yeni felsefeler yaratmak istiyorsanız o sizin bilebileceginiz bir iş. İnsanlar mutsuzluga ilk adımlarını tanrıyı yaratarak attılar. Gerçi mutluluga varmak için yarattıkları bu kavram birilerinin mutlulugu birilerinin de mutsuzlugu oldu.

* * * Aslında düşünebilmek ve bunun bilincinde olmak meseleleri çözebilmenin ön şartıdır. Bu ise mutsuzlugun degil mutlulugun bir ön şartıdır.Ama düşünenememek ya da var olan kalıplar içerisinde düşünceler üretmek ve dogmalarla ve ön kabullerle düşüceyi sınırlamak ise zorunlu olarak mutsuzlugu getirir. Beyninizi özgür hale getirmeyi denemelisiniz. Bu tüm ön kabullerden kurtuluş ile olur. Kendi kendinize yetebildiginiz an mutlu olabileceginizi hissedeceksiniz.

* * * *saygılarımla

Averroes
09-03-2008, 22:33
Sn Dilaver,

Acının dini olmaz, ne de dinsizliği. Bu en büyük acıyı, somurtmada ve keyifsizlikte simge olmuş Nietzsche'nin mi yoksa vücudunu kurtçuklara besin kaynağı yapmış Eyyüb'ün mü yaşadığı kadar anlamsızdır. Acı, "düşünmek etinden" beslenmeye başladığı an kimliğinizin bir önemi yoktur artık. önemli olan dünyaya sırıtarak optimist pozlar vermek değildir, insan acılarından bir tür "acı keyfi" yaratabilir, yani bir tür "acı çekiyorum o halde varım."

Acının içine gizlenmiş Tanrısal gizemin kendini öyle çok çabuk açık edeceğine inanmıyorum. "Bol acılı bir çek" yazmadan, kim vardır onu optimist sırıtışlarla satın alacak? Ne kadar acı, o kadar köfte!

Selamlar

evrensel-insan
10-03-2008, 01:45
Saygideger arkadaslar;

Somut kavramlarda (kalem gibi) en azindan tartisma yoktur neyin ne oldugu bellidir ve pozitif bilim olarak konu sadece cisimi ifade eder.

Soyut ta ise durum farklidir.Diyelim sevgi,sevginin olabilmesi icin mutlaka ve mutlaka onu algilayan birisi olmasi gerekir.YANI SOYUT KAVRAMLAR INSANOGLUNUN BIR URETIMIDIR.Birisi birsey algilar onu ifade etmek ister ve ayni somut durumdaki gibi o algiladigini isimle ozdeslestirir ve onu kendine gore aciklar.Burada cok buyuk bir sorun vardir.O da somut ornekte olmayan sorun.Somut ornekte neyin ne oldugu bellidir ve tartisilmaz demistik ama;

SOYUT TA NEYIN NE OLDUGU SADECE ONU ALGILIYANA VE ORTAYA KOYANA GORE BELLIDIR.ALGILAYAMAYAN ICIN BELLI DEGILDIR VELEVKI BELLI OLSA BILE IKI KISI ARALARINDAKI ALGI VE TANIMLAMA FARKINDAN DOLAYI ORTAK BIR NOKTA OLUSMAZ.

O yuzden soyut kavramlar anlamlari algilari var olup olmadiklari algilayan algilayamayan her bir sahis icin ya vardir ya yoktur ya oyle tarif edilir ya boyle dolayisiyla soyut kavramlari "neoldugu belli" temelinde algilayamayiz cunku her algiya gore degisir.O zaman bu konularda tartismak anlamsizdir ve her kim herhangi bir soyutu nasil algiliyorsa baska birisi bunu saygiyla karsilamali ve iki tarafta biribirine biribirini kabul ettirme mucadelesi vermemelidir.

O YUZDEN NEYIN NE OLDUGU DEGIL NEYIN NE OLARAK NASIL OLUSTURULDUGUNUN BILINCINE VARMAK GEREKIR.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
10-03-2008, 04:10
Saygideger arkadaslar;

Sifir,esitleyici,toparlayici,birlestirici ve butunleyici vazifesi gordugu gibi,yanlisiz,tarafsiz,notr anlamina gelir.Birseyi sifirlamak demek,seyin resmini (resmin hicbir yerinde yer almadan) butun ayrimlariyla birlikte ve butununu sunmak demektir.Benim felsefemin temel ogelerinden biridir.

Bir kisiye tabi ki hic kimse neyi ogrenmesi gerektigini soyleyemez,soylerse ona baski ve empose yapmis olur.Onemli olan kisinin ogrenimine herseyi sunabilmektir,eger ogrenebileceginin tamami kendine sunulursa oda etki altinda kalmadan neye yonelecegini kendisi karar verir ve bu karara saygi duymak gerekir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Averroes
10-03-2008, 15:47
Sn Evrensel insan,

düşüncelerinizi takip ediyorum, bu vesileyle de tanışmış olduk. "Anlam açlığı" yazıma verilen cevapların, "sanki bunların benim dini algılamalarımla bir alakası varmış gibi" tarifi kolay bir reçete sunulmasına tepki gösterdiğinizi anladığım yazınız için teşekkür ederim.

Yaşantı ürünlerim bana hep aynı şeyi vurguladı: Özbilincin hızlandırıcısı ve kavratıcısı acıdır. Yaşamın gizemi "acı kilidiyle" açılacaktır. Mutluluk aptallığın kardeşidir ve insanlara verebileceği tek şey devamlı sırıtan/sırıtmak zorunda hisseden aptal bir yüz ifadesidir. Bilgeliğin bir bedeli vardır. Ve o şeyi almadan sana hiçbir şey vermeyecektir: Bir tutam ağarmış saç, kırışık bir alın ve beyninin içinde felsefi çığlıklar savuran o sadist "şey". *

Selamlar

evrensel-insan
10-03-2008, 16:53
Saygideger schopenhauer;

Son paragrafta yazdiklarina;sevineyim mi,uzuleyim mi,dogal mi karsilayayim bir turlu karar veremedim.Ben genelde duygusal algilamadigim icin pek de onemli degil,o yuzden notr algiliyorum.Yalniz su kadarini soyluyeyim ki zaman denen mevhum,eger iyi kullanirsan dusunceni besler,kullanmassan hem fizigini hem dusunceni hem yasamini harcar.Yine de iltifatlarin icin tesekkurler.Ben de tanistigimiza memnun oldum.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Averroes
10-03-2008, 17:18
Sevgili evrensel insan,

Demişsinki, Son paragrafta yazdiklarina;sevineyim mi,uzuleyim mi,dogal mi karsilayayim bir turlu karar veremedim.Ben genelde duygusal algilamadigim icin pek de onemli degil,o yuzden notr algiliyorum
Diyorum ki, Nötr algı olamaz. Nötr algı, algısızlıktır.

Demişsinki, Yalniz su kadarini soyluyeyim ki zaman denen mevhum,eger iyi kullanirsan dusunceni besler,kullanmassan hem fizigini hem dusunceni hem yasamini harcar
Diyorumki, Zaman gibi kendisine biz insanların anlam yüklediği bu türden soyut şeyler iddia ettiğin gibi "düşünce besleyemez", "fizik, düşünce ve zaman" harcayamaz. Harcayan zaman değil iddia ettiğim gibi "acı" dır. "Bilincin temeli acıdır, "geçen zaman" şeklinde tanımladığın soyut olguyla bir alakası olamaz.

Selamlar

evrensel-insan
10-03-2008, 18:06
Saygideger schopenhauer;

Karsilikli yazisiyor oluyoruz ama notr negatif degil,yuksuzdur yani positii ve negatifi yoktur,insanoglu fonksiyonu ortaya atarken aslinda eglenceyi yeglemis ama kendini sorunun icinde bulmus,bu temelde bakarsak;positif islev negatife donusmus.Ayrica insanoglunun ilk algisi negatif olmus(soru,unlem,saskinlik) ve bu hemen positife donusmus(isaret-cevap) boylece zaten karsitlik ve ikilem baslamis.

Once de soyledigim gibi sey=sorundur,hele soyut sey daha da sorundur.O yuzden seye verilen anlam seyin algisi hem gorecelidir hemde algiya gore degiskendir.Bilindigi gibi hic birseyin evrensel tanimi,anlami yoktur.

Saygilarimla;
evrensel-insan