PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yaradılış Teorisi diye birşey yok


aydoe
11-03-2008, 10:52
Bilim Teknik 07.03.2008
"Yaradılış Teorisi" diye birşey yok!


Evrimsel genetik ve türleşme konusunda pek çok yayını bulunan ve dünyanın önde gelen bilim insanlarından Prof. Dr. Jerry Allen Coyne, 15 Mart 2008 tarihinde saat 15:00'da ODTÜ Kültür Kongre Merkezi Kemal Kurdaş Salonu'nda 'Doymak Bilmeyen Cehalet ve Bağnazlık: Akıllı Tasarım Evrime Karşı' başlıklı bir konferans verecek. Aykut Kence


Ülkemizde, dini öğeler yaratılış görüşü adı altında biyoloji ders programlarına gireli tam 23 yıl geçti. Bu eğitim sonucunda son yıllarda yetişen biyoloji öğretmenlerinin önemli bir kısmı da giderek evrime ve bilime karşı bir tutum içine girdiler (Somel vd. 2007). Kamuoyunda evrimin tartışmalı bir konu olduğu, dine karşı öğeleri taşıdığı şeklinde bir kanı oluştu.

Bunun sonucu olarak 34 ülkeyi kapsayan bir anket çalışmasında (Miller vd. 2006) Türkiye evrimi ve bilimi benimseyen ülkeler arasında en sonuncu geliyordu. Yazarlar, yazdıkları makalelerde Türkiye'nin bilimde geri kalmışlığını bu çalışmayı örnek göstererek vurguluyorlardı. Özellikle bir makalede Graebsch ve Schiermeier (2006) Türkiye konusunda pek iyimser olmadığını açıkça belirtti.

Ülkemizde yapılan bir çalışmada ise öğretmenler hizmet süresine göre sınıflandırıldığında, daha uzun süredir hizmet veren öğretmenlerin sadece %4'ü evrimin bilimsel olarak geçerli olmadığı ya da dini inançlarına uymadığı şeklinde yanıt verirken yeni mezun öğretmenler arasında bu oran %17'ye kadar yükselmiştir (Somel vd., 2006).

Bu da kaygı verici bir tablodur. Görülüyor ki son yıllarda yetişen öğretmenler evrimi ve bilimi daha da az oranda kabul ediyorlar. Bu, önümüzdeki yıllarda gençlerimizin daha büyük oranda dogmatik eğitim alacaklarını ve bilimden uzaklaşacaklarını göstermektedir.

Uzun yıllar bilim ve din karşı karşıya getirilmiş ve gençlerimiz bunlardan birini seçmeye zorlanmıştır. Bu uygulama halen de sürmekte. Bilimde kuram nedir, yasa nedir bunun ayırdında olmayan milli eğitim bakanlarımız var. Bir milli eğitim bakanı evrim kuramının ateizmle birebir örtüştüğünü ve Türkiye'de ateistlerin %1 oranında bulunduğunu bu nedenle milletin %99'unun görüşleriyle örtüşen "yaratılış teorisinin" karşı görüş olarak öğretilebileceğini savunuyordu.


YARATILIŞ TEORİSİ YOKTUR

Öncelikle "Yaratılış teorisi" diye bir şey söz konusu değildir. Yaratılış bilimsel bir teori ise deney ve gözlemler ile yanlışlanabilmesi gerekir. Dinsel bir inanışı ise bilimsel yöntemlerle sınamak inancın zedelenmesi anlamına gelmez mi? Bir inancın bilim derslerinde bilimsel bir kurama seçenek olarak öğretilmesi gençlerimizin bilimsel düşünceyi kazanmasına engeldir. Buna karşın Türkiye, biyoloji derslerinde yaratılış görüşünü öğreten Dünya'daki tek laik ülkedir.

Laik bir eğitimde bilimin dinsel inançlarla örtüşüp örtüşmediği tartışma konusu bile yapılamaz. Aynı şekilde dinsel bir inancın fen derslerinde bilimsel bir kurama seçenek olarak öğretilmesi söz konusu olamaz.

Zira bilim, tüm dinlere eşit mesafededir. Hiçbir dinin ne karşısında ne de yanındadır. Tanrının varlığını ya da yokluğunu kanıtlamak bilimin işi değildir. Bilimsel kuramları dinsel inançlarla örtüştürmeye çalışmak hele hele toplumun şu kadarı bilimsel görüşle örtüşen inanışa sahip, şu kadarı ise bununla çelişen bir dinsel inanışa sahip demek bilim açısından da din açısından da son derece zarar vericidir. Bilim insanları arasında şu ya da bu dinsel inanışa sahip kimseler vardır.

Ancak bilim insanları dinsel inançlarıyla bilimsel araştırmalarını ayrı tutabildikleri oranda başarılı olurlar.

Çağdaş evrim kuramının sağlıkta, tarım ve hayvancılıkta, ekonomide ve hatta bilişimde önemli uygulamaları vardır. Kuramsal ve gündelik bakımdan bu denli yarar sağlayan ve bilimsel kanıtlarla desteklenen bir kuramı yanlış tanıtıp yerine bilimsellikten uzak bir öğretiyi ona seçenek olarak vermek ülkemize yapılabilecek en büyük kötülüklerdendir.


ODTÜ'DE ÖNEMLİ KONFERANS

Bilimsel düşüncenin yerini yobazlığın ve cehaletin alması yönünde atılan bu adım tıpkı matbaanın Anadolu'ya girişinin dinsel kaygılarla üç yüz yıl geciktirilmesi gibi gelişimin ve kalkınmanın önünü tıkayıp ülkemizi geri bırakacaktır. Bütün bunlar gerici güçlerin ülkemizde yıllardır süregelen toplumu adım adım dönüştürme projesininin bir parçasıdır.

Prof. Dr. Jerry Allen Coyne 15 Mart 2008 tarihinde saat 15:00'da ODTÜ Kültür Kongre Merkezi Kemal Kurdaş Salonu'nda 'Doymak Bilmeyen Cehalet ve Bağnazlık: Akıllı Tasarım Evrime Karşı' başlıklı bir konferans verecektir.

Evrimsel genetik ve türleşme konusunda pek çok yayını bulunan ve dünyanın önde gelen bilim insanlarından olan Prof. Dr. Jerry Allen Coyne aynı zamanda ülkemizde de üniversitelerin bazı biyoloji bölümlerinde okutulan ve evrimsel biyoloji alanındaki başucu kitaplarından biri olan 'Speciation' (Türleşme) kitabının yazarıdır.

Bilim ve evrim konusunda bilgi edinmek isteyen ve kafasında soruları olan herkes bu konferansa davetlidir. Bu konferans sayesinde evrime ve genel olarak bilimsel düşünceye karşı başlatılmış olan kampanyanın bir kısmını oluşturan akıllı tasarım savlarının ve evrim kuramının bilimsel bir irdelemesini dinleyebileceğiz.

Kaynaklar

Graebsch, A., Schiermeier, Q. (2006). Anti-evolutionists raise their profile in Europe. Nature, Special report, 444, 406-407.

Miller, Jon D., Scott, E. C., Okamoto, S., (2006). Public Acceptance of Evolution. Science Vol. 313. no. 5788, pp. 765-766.

Somel, N., Somel, M. Tan, M. Kence, A. (2006) Türkiye'de Evrim Kuramı öğretimi üzerine tartışma ve öğretmenler. CBT, 20(1018): 20-21.

Kence, A., Biyoloji Eğitiminde Evrim ve Yaratılışçılık, Biyoloji Eğitiminde Evrim, (Bozcuk, N. A., Özmen, M., Çıplak, B., Editörler) (2007): 215-222, Malatya.

Somel, R.N., Türkiye'de Biyolojik Evrim Eğitiminin Tarihsel ve Sosyolojik Bir Değerlendirmesi, Biyoloji Eğitiminde Evrim, (Bozcuk, N. A., Özmen, M., Çıplak, B., Editörler) (2007): 199-214, Malatya.

ozgur_beyin
11-03-2008, 11:09
ah ateizm ah, aydoe ,nasıl ''yaratılış'' teorisi olmaz?
eğer yaratılış teorisi yoksa ,bunca *camiyi, bunca kiliseyi, bunca havrayı v.b. kapatıp.eşşeğini kaybetmiş köylü gibi
ne yapacağımızı bilemez vaziyette daruldünyada biçare mi dolaşacağız.
eğer yaratılış teorisi yoksa ,(ki bence aslan gibi vardır) *korkularımızı cennet umutlarımızı nerelere sokacağız.
götünün altından sandalyasi çekilmiş ''kör hafız'' gibi yeremi düşeceğiz.
yapmayın ağalar ,etmeyin beyler. yaratılış teorisi yoksa bizde yokuz.
son ümidimizi elimizden almayınız. bizi kuransız imansız bırakmayınız.
siz<lerden ricam içime su serpin, lütfen ''belki vardır'' deyin :cry: *:cry:

Titan
11-03-2008, 11:35
Olmaz mı özgür_beyin,

Bush ve şurekası evangelistler ile Türkiyede ki * uzantıları adnan hocacılar, nakşiler, süleymanlcılar ve fethullahçılar, onlar bu dünya da * rahat hayat sürmek için sizin gibi zındıklara başka nasıl umut dağıtabilirler ki? :evil:

Umarım için şimdi daha rahattır. :D

aydoe
11-03-2008, 11:53
Prof. Dr. Jerry Allen Coyne, 15 Mart 2008 tarihinde saat 15:00'da ODTÜ Kültür Kongre Merkezi Kemal Kurdaş Salonu'nda 'Doymak Bilmeyen Cehalet ve Bağnazlık: Akıllı Tasarım Evrime Karşı' başlıklı bir konferans verecek.
Ankara'da olan arkadaşlar bu konferansa katılarak bize aktarımda bulunabilirler.
Bizde bir fikir ediniriz.
Aslı astarı varmı yokmu,ne diyorlar.
Akıllı tasarım mı,akıllı seçilim mi nerden geldik nereye gidiyoruz.
Durduk yere cehennem odunu olmayayım :lol:
Bide katılan arkadaş sorsun onlara bakalım bu cinleri görmüşlermi,akıllı tasarım yoksa cinleri kim tasarlamış? :lol:

metalheart
11-03-2008, 13:06
tasarım mı akıllı , tasarımcı mı akıllı ?
söyleyenler mi akıllı ??
buna inananlar mı akıllı ??
herkes mi akıllı ??
akıl akıl gel takıl....

metalheart
11-03-2008, 13:39
Mine Kırıkkanat
Vatan Gazetesi 11 Mart 2008



The Daily Telegraph gazetesi, bizim Diyanet İşleri ve A. Ü. İlahiyat Fakültesi’nin hadislere dair yürütttüğü ortak çalışmayı, “İslamiyet’te devrim” diye tanımlamakla yetinmedi. Batının hasretle beklediği müjdenin gazına gelip, “NATO’nun tek Müslüman üyesi ve küresel terörizmle savaşın önemli bir ortağı konumundaki Türkiye’de hadisleri çağa uyarlama çabası ABD’nin etkisiyle başlamış ve radikal İslamcılıkla mücadele planının bir parçası olabilir...” yorumuyla, hadise adresini de verdi!

Bu adres kapsamında, bir yandan radikal İslamcılığa savaş açan ABD’nin öte yandan Türkiye’yi niçin İslamlaştırdığı bir, İslamiyet reformunu niçin bizzat İslamlaştırdığı bir ülkede başlattığı iki, soruları akla gelebilir.

Dünya, din eksenli büyük bir çatışmaya hazırlanıyor, demiştim. Böyle bir çatışmayı yaratmak için sadece toplumları dindarlaştırmak yetmez. Asıl devletlerin laik ya da seküler olmaktan çıkarılması gerekir ki, yansız bir hakemlik otoritesi kalmasın, imana göre ümmet saflaşması gerçekleşebilsin.

Ancak, ne ABD ne de hiçbir Batı ülkesi, din eksenli genel bir çatışmada İslamiyet’i doğrudan hedef alabilir, çünkü böylesi kendi Müslüman nüfusları göz önüne alındığında iç savaşlara yol açar. Dolayısıyla, iyiyi kötüden ayırmak zorundadır ve iyisi, elbette kendilerine biat eden İslamcılık olacaktır.

İşte bu anlamda ABD, “iyi” İslamcılığın kendi ürettiği olacağına karar vermiştir. Ama savaşın taraflarını belirleyecek İslamiyet reformunu, tabii ki şeriatla yönetilen bir ülkede başlatamaz.

Oysa NATO üyesi, üstelik laiklik sayesinde uygarlık mürekkebi yalamış bir Türkiye’de, 1980 darbesiyle imana verilen kuvvetle Washington’da projelendirilmiş bir AKP iktidarı ve 1990’dan beri yularını tuttuğu tarikat semercilerine önce “In God We Trust” mealinde İslam devletini kurdurur, sonra da İslamiyet’te özlenen “Hristiyan ” reformu yaptırır...

Bu İslam reformisti Hristiyanlar arasında, Katolikler vardır, Evangelist Protestanlar vardır, Ortodokslar yoktur.


***

Türkiye’ye Ayetullah dönüşüne hazırlanan Fethullah Gülen örgütüne, naip ve naibelerin görevlerine kadar Katolik tarikat Opus Dei’in bire bir İslami kopyası olarak, devlete sızma ve kadrolaşma görevi verilmiş ve başarıyla tamamlanmıştır.

Balansı Amerikan ayarlı bir İslamiyet’in ideolojisi ise ağırlıklı olarak Evangelistlerin yönettiği, ama Katoliklerin de bulunduğu “Yaratılışçı” şûra sağlamış, sözcülüğü de bol fosil, mebzul İngiliz matbuatıyla Harun Yahya’ya verilmiştir.

Eğer bunca çeviri külliyatı, belediye sergilemeleri ve yedi düvele postalama pullamaya rağmen Harun Yahya Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hâlâ daha peygamber ilan edilmediyse, Evangelistler bunun nedenini Harun Yahya’nın Adnan Oktar olmasında aramalıdır. Amerikalılar Adnan Oktar’ın Türkiye’deki namını bilselerdi, sanırım başka bir akıllıya havale ederlerdi İncil’deki Genese’i (Yaratılış) Kur’ana uyarlayan tasarımı!

Ne gariptir ki, bilimsel Evrim Kuramı’na karşı semavi Akıllı Tasarım’ı, saldırgan ve pahalı bir propagandayla empoze etmeye çalışan lobinin başını Ronald Reagan’dan George W. Bush’a nedense hepsi cumhuriyetçi ABD başkanları çekiyor. Ne tesadüf ki, Seattle’daki “yaratılışçı” Discovery Institute’e cömert bağışlarda bulunanlar, aynı zamanda Bush’un iki seçim kampanyasının büyük sponsorları.

Üstelik, ABD’de (ve tabii dünyada) kürtaja, eşcinselliğe, feminizme karşı savaş açan tutucu ve köktendinci Hristiyan lobilerin hepsi, hem de okul kitaplarından Evrim Teorisi’nin çıkarılıp “Akıllı Tasarım” ın konulmasını savunanlar...


***

Bakın, bir dinin başka bir din tarafından markaja alınması, alta düşmesi, üste çıkması beni hiç ilgilendirmiyor. İslamiyet’e demokrasi, çağdaşlık ve kadın erkek eşitliği getirecek her reformu, nereden gelirse gelsin alkışlamaya hazırım.

Ama İslamiyet’e el atan Hristiyan “neocon” lara bakınca, idealist Dr. Frankeistein ile reformist Dr. Jekyll’lar görüyorum. Onlar da “iyi” yi yaratmaya çalışırken, “kötü” yü aratacak “beter”e ulaşmışlardı...

Sizin anlayacağınız Türkiye’nin üçüncü bir (laik) şansı yok. Ya şer’i olacak ya da cebri, ama illa ki İslami...

Cemal
11-03-2008, 15:21
aYdove abim..yaw bakşindik..yanı hiiç alınma :oops: ... yanı sis cailsinisya 8O ..yanı okadandeğil ama...yanınedeolsa *bu kartdeşinis kadan bilemessinis bu konuları :wink: .yaNı bunnar ilinselbilin konuları*böleoluncasda sitede tek sössaibi tabiki pıRof olan kardeşinis.*demi abim. :lol: toriisivarmıyokmu bilmem..ama yaratılışda var*-yaratanda var..ama sis göremessinis..okadan.itirasiste mem.demi abim.pırofa itiras olmas...saolun.saolun.. :roll:

aydoe
11-03-2008, 18:53
Cahalız cahal
Bırakalım bilim tartışsın ,bulsun varmı yokmu?
Koskoca Proflarımız var,en kıymetli Prof. Cemal bu konuda görüşünü bildirdi,bundan sonrası teferrüat.
Der ki teorinin olup olmaması değil,işin aslına bakın
var olanı severim varoluşundan dolayı demiş
artık bizede söz kalmamıştır.
saygılar

evrensel-insan
11-03-2008, 20:09
Saygideger arkadaslar;

Bundan sonra benim felsefeme gore diye yazima baslamayacagim(bu son).Sadece dusuncelerimi belirtecegim,isteyen arkadas istedigi felsefi akimla bag kurar.

Yaratan-yaratim-yaratilan,eski bir sozu hatirlarsak;hicbirsey vardan yok,yokdan var olmaz.Dolayisiyle,tek birsey vardir o da icicegecmislik,hersey biribiriyle icicedir ve birbiriyle iliskisi vardir-Aslinda dusuncenin kurallari bu iliskiyi celiskiye donusturmustur,ya neyse..-

Derida'i hatirlarsak,author yani yazarin oldugunu(olmek) soylemis ve sadece text-metin,yazi nin varligini ispat etmistir.Yani yazar hem yaziyla ozdeslesmis ve yazisiz ifade edilmemistir, bu anlamda yazim hem yazari hemde uzerine yazilani ortaya koyar.Buna istersek bagda diyebiliriz ama ne bagin sahibi-ki bagla ozdeslesmistir ne de bagin oteki ucu-ki oda bagla ozdeslesmistir,bag olmadan ifade edilemez.

Iste dusunceye de bu temelde bakarsak,dusuncenin oznesi yani ortaya koyani yoktur dusunce dusunceyi ortaya koyanla dusuncenin ortaya koydugu arasindaki bir bagdir.Bu bagi kaldirirsaniz ne dusunceyi ortaya koyani nede uzerine dusunce konulani ifade edemezsiniz.

Iste bag bu uclemin degismez ogesidir,uclari karsitlik ifade eder ve bagin herhangi bir ucla ozdeslesmeside ikilemi olusturur.


iste bu bagin ikilem ve karsitligi X'i ve karakterini kendisi ve uclari Y yi ve kendisini verir.iste bu isteyene logonomy dir ve evrensel temeldedir.Ayni zamanda bu temel isleyisi ve hareket kabiliyeti acisindan evrensel sorundur.Bunun en genis konabilecek ic sinirinida-karsitlik sinirinin obur ucu-(sey-hicbirsey) *nihilizmortaya koyarak bireyci akilciligi iflas ettirmistir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ozgur_beyin
11-03-2008, 20:58
sevgili şopen ve evren insan. bu fıkra ,size

paşanın biricik oğlu, bir çingene kızına aşık olur. babasına, dolaylı olarak, bu kızle evlenmek istediğini söyletir.
paşa ''kesinlikle olmaz'' deyince ,genç yataklara düşer. yemekten içmekten kesilir.paşa, gözlerinin önünde oğlunun eridiğini görünce, çok ünlü bir tabibi getirir. paşanın oğlunu muayene eden tabib *paşaya ''efendim oğlunuz
kara sevdaya yakalanmış eğer. o kızı oğlunuza almazsanız bir kaç aylık ömrü kalmış''
durumu öğrenen paşa, çarnaçar *ağzı laf yapan bir adamını , kızın olduğu ,*çingene obasına gönderir.
kız, çeri başının kızıdır. paşanın adamı, *çeri başına
'' muhterem kerimenizi ,muhterem paşamızın *ve nevcivan olan mahdumunun arzusuna binaen , desti izdivac
talebiyle munkat olub, mümayi ileyh, mucibleri tarafıma izhar etmenizi arzederim''
adamın sözlerini yarıda kesen çeri baş,ı adamlarına '' atın dışarı bu adamı. sövüyormu övüyormu? belli değil''
adamı paşaya ''paşam ,kızı vermek bir yana beni kapı dışarı etti'' *deyince paşa ''bak şu çingeneye. benim gibi adama kız vermiyor. gidin şunun çadırını başına yıkın'' derdemez, *insanları iyi tanıyan bir adamı.
''paşam müsade ederseniz bir de ben gideyim'' der. paşa ''iyi bide sen git bakalım der''
adam çeri başının çadırına girer
''bak ulan çeribaşı , senin küçük kancığı, bizim paşanın oğluna karı yapacağız haberin olsun''
çeri başı ''abem emrin olur. dün biri geldi bize sövüp saydı gitti senin gibi ,adam gibi istemedeki'' der


sevgili şopen ve evren insan ,biz burda hancıyız. umarım sizde kısa bir ''yolculuk ''yapmaz ,gitmezsiniz. sizde
''hancılar'' gurubuna katılırsınız.
yazılarınızı gereksiz yere girift hale getiriyorsunuz.
meramınız nedir ? felsefi bir halita yaparak (ikna etmek kaydıyla) tebliğcilik mi yapmaya *çalışıyorsunuz.
sevgili evren insan ''benim felsefem'' *ibaresi, aydınlatıcı ,*yol gösterici bir tarzmıdır ?size göre
biraz düşünen, her insanın belirli konularda bir felsefesi vardır. aslında bu, kişisel felsefeden öte
''kişisel bakıştır'' . siz kişisel bakışınızı *tanıdığınız (fikir olarak) bir kaç felsefeciyi ,kendi görüşlerinizi kuvvetlendirmek için kullanıyor veya kullanmaya çalışıyorsunuz . tabi, bunu yapmak doğal olarak hakkınızdır
ama bunu ,dine dayanak yapmak ,sizce akılcı bir yolmudur?
benden bin defa iyi biliyorsunuzdur. felsefe soyut bir kavramdır. bu soyutlukta ,kişiden kişiye değişir.

ikinizede, bir ağabeyiniz olarak tavsiyem. yazılarınızı gereksiz ''malumatfuruşluk'' yapmadan, yukarda fıkrada anlatmaya çalıştığım gibi, açık bir dil ve anlaşılır cümlelerle yazın. aslında ,bütün anlatmaya çalıştığınız, bir iki *cümlede açıklanabilmek mümkünken. siz ''divan edebiyatı'' şairleri gibi gereksiz teşbih , ve tezhiblere yöneliyorsunuz.

benim söyleyeceklerim bunlar .reklamda dendiği gibi *,''gerisi size kalmış'

thunderpoint
11-03-2008, 21:14
Forumlarda yazılanların okunma ihtimali yazının uzunluğuyla ters orantılı ne yazık ki.. Mükemmel dizilmiş ve çoğunluğa hitap edebilen bir edebi dil yoksa tabii..

İşin içine felsefi yazın girince konu daha da ağırlaşıyor. Bir de görecelik sözkonusuysa anlaşılması güç, komplex mesajlar çıkıyor ortaya. Bu sebeple yazılanların öz ve -aynı zamanda- ortak algıya hitap eder olması gerekiyor.

Ben de ozgur_beyin ile aynı kanaatteyim..

pante
11-03-2008, 21:15
Ağzına sağlık sevgili Özgür_Beyin.
Son zamanlarda birçok yazıyı 2-3 satır okuduktan sonra yüzeysel geçmek zorunda kalıyorum.
Nedeni de en başta senin değindiğin konular.
Okuduğumuz bir cümleyi "Ne demek istedi?" diye tekrar okumak zorunda kalıyoruz.
Tekrar okuma sonunda ise gereksiz bir cümle ile karşılaşıyoruz.
Hem hızlı okuma yapamıyoruz hem de yarısı gereksiz kullanılmış cümleleri boşuna okuyarak zaman kaybı yaşıyoruz.
Açık ifadeler, arı bir Türkçe, birbiri içine geçmemiş kısa cümleler ve *akıcı bir yazı mesajların daha fazla okunmasını sağlayacaktır.

Averroes
11-03-2008, 22:03
sevgili özgür beyin ve thunder,

eleştirnizi faydalı buluyorum ancak konu soyut olunca ister istemez dilin az ziyaret edilen mekanlarına da girip çıkmak zorunda kalıyorsunuz. dil seçimim değil de yazının uzunluğu konusunda size hak veriyorum. evet uzunlar ama yazılarımın altı doldurulmamış ve sloganik kalmasından endişe ediyorum. uyarınız için teşekkür ederim

Selamlar

ozgur_beyin
11-03-2008, 22:15
sloganik kalmasından endişe ediyorum. uyarınız için teşekkür ederim * schopenhauer

bizde anladığın için ,teşekkür ediyoruz.

mhmd
11-03-2008, 22:21
Sn. schopenhauer,
Sn. evrensel-insan,

Her ikiniz de sitemize hemen hemen aynı anda geldiniz.
Hoş geldiniz, safa geldiniz.
Esasen sn. evrensel-insan'a bir yazısında ricada bulunmuştum. Teşekkür ediyorum, dikkate aldı.
Ancak son yazılanlar için bir başlık açmayı ve yazım için, ilgi, ilgi için sadelik, sadelik için güncel yazım ve yazım kurallarını hatırlatmak istemiştim.

Sağ olsun ağabeyimiz bunu bizden önce ve çok da güzel bir şekilde yapmış. Ve bunu yaparken de kendisinden beklenmedik uzunlukta :) *ancak güzellikte bir yazı hazırlamış.

Her ikinizinde çok değerli fikirleri vardır ve bizim gözümüzde de aynı değerdesiniz. Bunu mutlaka bir kenarda tutarak değerlendirmek isterim.

Fikirlerinizin ne olduğu T.D. site sakinleri için çok önemli değildir.
Ancak önemli olan bir taraf var ki bu fikirlerin kendinize has olduğunu bilmeniz ve öylece de aktarmanızdır.
Kalıcı olmanızı, tüm yazarlar gibi canı gönülden diliyorum. Ancak bunun için biraz uzun soluklu ve tempolu olmak lazım.
Bir anda tüm taşları heba etmeyin.
Okumanın da keyfini yaşayın derim.
Bilmem iyi mi derim?

evrensel-insan
11-03-2008, 23:04
Saygideger ozgur__beyin;

Birincisi yasini bilmiyorum ama ben 52 yasindayim,dolayisiyle benim abim olabilmen icin benden buyuk olman gerekiyor.

Ikincisi yasimin senden buyuk oldugunu dusunursek,ben osmanli dilinde yazarsam o zaman sen anlamayabilirsin,ama ben algilanabilir bir dille yaziyorum.

Ucuncusu bir kisi bir seyi ilgi-etki-onem temelinde algilar-anlar degil-eger benim yazilarim algilanmiyorsa-ki algilamak icin bir yazi," bu yazi dogru mu- yanlis mi-bana uygun mu- degil mi temelinde degil"bu yazi neyi vermek istiyor? bu yazinin demek istedigi nedir?bu yazi hangi dusunce temelinde yazilmis?" v.s. algilamaya yonelik soru ve cevaplarla okunursa daha iyi algilanir.

Bilmem critical thinking diye bir dusunce tarzini duydun mu? bu tarz sorunun sikismasi ve tek cevaba zorlamasi yerine sana dusunce genisligi ve zenginligi veriyor,bir ornek"Turk musun? sorusu yerine,neden bir milliyete ihtiyac duyuyorsun?sorusu veya tanri varmi? yerine "tanri,nedir, kimdir,tanridan ne anliyorsun? kim ve neden bu ifadeyi ortaya atmistir?v.s gibi kisiyi dusunceye itici sorular ve cevaplari.

Ben critical thinking-kritik dusunce tipi dusunmeyi on yildir uyguluyorum.Maalesef yazilarimda bu dusunce yapisinin temelinde yaziliyor.

Benim sana acizane onerim yazilan yazinin-en azindan basligi ilgini cekmiyor,seni etkilemiyor ve onemsemiyorsan okumayabilirsin.Cunku bir yaziyi algilama temelinde okumak ve yazmak ve buna alismak zaman alan bir olgudur.

Gordugun gibi bu yazim da uzun oldu ve anlamak icin okursan yine ayni sorun dogar,ama algilamak icin okursan o zaman baska.

Benim bir ozelligimde,yazi yazmaya basladigim zaman kontrol yazidadir,parmaklarim ve beynim ortak karar verir ve yazi biter.Aksi taktirde ben istesem de yazima mudahale edemem ve bir yazdigim yaziyi bir daha yazamam.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
11-03-2008, 23:25
Saygideger ozgur_beyin;

Once bizim icin zahmet edip yazdigin fikran icin tesekkurler

Eger anlamak yerine,dinleyen algilamayi tercih etseydi,o zaman "ne dedigini anlamadim biraz acik konusurmusun"diye sorar ve en azindan algilamak icin caba sarfederdi.

Anlamak tek taraflidir ve yorumsaldir ya kabul ya da red temelinde anlama mumkundur.

Algilama ise denilenin ne oldugunu yorumsuz dinlemek ve "ali'nin dedigi bu"demektir,ya da" bana gore Ali bunu demis" demektir.Algilamada yorum yoktur,algilama notrdur.

Algilamanin amaci mesaji verenin verdigi mesajdan o konuda ne dusundugunu ogrenmektir.

Kisiler arasindaki karsilikli iletisim de ne kadar algilama gelisirse kisiler birbirini daha cok tanir.Hem dusuncesel hem de davranis ve kisisel ozellik temelin de.

Anlamak ise kisileri birbirine daha cok tanitacagi yerde;ya birbirlerini kabul ya birbirlerini red temelinde nihayette birbirlerini iknaya yonelirler-ki bu kisiyi empoze altina almak ve kendi dusunce ve davranis yapisina cekmek demektir.

Tabi butun bunlarin yapilabilmesi icin,once vatandas duygusalligindan kurtulup,bireysel hak ve ozgurluklerin benimsenmesi ve ozumsenmesi gerekir.

Bu da ne yazik ki pek bizim toplumumuza uygun bir yapi degildir.Aslinda burada sorun toplum degil,boyle bir toplum yetistirmeyen anadolu ve dogu gelenegidir.

Bir kisi nerede dogar buyur ve yetistirilirse yetistirilsin,isterse kendini egitip ogrenmeye yonelebilir.OGRENMENIN YASI YOKTUR.

anlama yorumsal,algilama ogrenme temellidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

vartor
12-03-2008, 04:53
Cok degerli kardesimiz evrensel-insan,
Her yazdigimi kendim bir daha okumadan yollamam. bunun nedeni sizin de acikladiginiz gibi aklim, beynim ve parmaklarim arasinda gidip gelirken, bazen esas anlatmak isteyecegim seyi arada noktalayamamis buldugum icindir.
*Siz ne demek istediginizi biliyor anliyorsunuz, ancak yazmanizin gayesi, okuyanin anlamasi degil midir? Nacizane tavsiyem (yasim 60) yazdiktan sonra ortalama insan tarafindan bu yazdigim anlasilabilir mi diye bir goz atmaniz. Evet bazilarimiz gucluk cekmeden anlayabilir, ama bazilarimiz da zorluk cekiyor olabilir; hepimizin anlayabilmesi eminim sizin de arzunuzdur. "critical thinking" boyle yapmanizi onermez mi.
* Sizinle ortak bircok goruslerimiz var, nedeni belki de yasimizdan ve uzun zamandir ulkemizin disinda yasamamizdan dolayi olabilir, fakat hepimizin ortak yonu, insan denen su garip hayvanin su dunyada daha huzurlu bir hayata kavusmasina kendimizce katkida bulunmak. Bu yondeki iletilerinizle yaptiginiz katki icin tesekkurlerimi sunarim.

ozgur_beyin
12-03-2008, 12:07
sevgili evren insan , allaha binşükür :lol: ''leb'' dendi mi iyi leblebinin çorum2da yetiştiğini anlayacak ferasetteyim.
sizi ve yazdıklarınızıda anlıyorum
şimdi size bir örnekle durumu (tekrar ) açıklamaya çalışayım.


''zatım olarak, bizatihi lisani arabi ve lisani farisiyi makbul haddine yakın ,bir duhul içreyim. bu meyanda vakıaya vuzuh edersek bu iki lisandan, terkib edilmiş, lisani osmaniyeyide idrak edip, şerh etmekteyim. mümayiileyh ,
bu mevzulara hakim bir ''kari'' olarak, zatınızın *ol kastınızı idrak etmekte ve agah olmakta,deruni lisanınıza
vazıh olmaktayım''

sevgili evren insan ,yukardaki tumturaklı ve zorlama cümleleri açıklarsak, şunu demek istiyorum.
''bende arapça farsça dan anlar ve yazarım dolayısıylada bu iki *dilin bir karışımı olan *osmanlıcayıda çözerim''

sevgili evren, yazılan yazılar zor okunup zor anlaşılıyorsa ''okunmaz'' olur. hal böyle oluncada yıllarca okuyarak belirli bir fikri olgunluğa erişmişsiniz.tabiki artık erişilmiş bu bilgi birikimini bir yerler aktarmayı arzu ediyorsunuz. eskilerin bir lafı var '' marifet iltifata tabidir''
eğer bu darbı-meselin özünü anlarsanız ,sorun çözülür gibi olur
.
ben sizden 9 yaş küçükmüşüm ''ağabeylik'' durumu için özür dilerim

evrensel-insan
12-03-2008, 12:32
Saygideger vartor ve ozgur_beyin;

Bunca yildir alismis oldugum yazi seklimi degistirmem gerekse,denerim.

Ne kadar basarili olacagimi bilmiyorum, ama en azindan yazimim halk dili olmadigini algiliyabiliyorum.

Bir Hurriyet gazetesiyle,bir Cumhuriyet gazetesinin yazi dili ve hitabettigi kitle farklidir.Onemli olan okuyanin algilamak istemesi,sizler yeterki algilamak isteyin,bende elimden geleni yaparim.Onerileriniz icin tesekkurler.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ozgur_beyin
12-03-2008, 12:49
Saygideger vartor ve ozgur_beyin;

Bunca yildir alismis oldugum yazi seklimi degistirmem gerekse,denerim.

Ne kadar basarili olacagimi bilmiyorum, ama en azindan yazimim halk dili olmadigini algiliyabiliyorum.

Bir Hurriyet gazetesiyle,bir Cumhuriyet gazetesinin yazi dili ve hitabettigi kitle farklidir.Onemli olan okuyanin algilamak istemesi,sizler yeterki algilamak isteyin,bende elimden geleni yaparim.Onerileriniz icin tesekkurler.

Saygilarimla;
evrensel-insan


denemenize gerek yok yukardaki metinde ,bunu halletmişsiniz :lol:

Behcet2006
28-03-2008, 06:39
YARATILIŞ TEORİSİ YOK, "YARATILIŞ GERÇEĞİ VAR" NEREDEN ÇIKARIYORSUNUZ!!!

rebera_roni
28-03-2008, 17:01
''Behcet2006 -YARATILIŞ TEORİSİ YOK, "YARATILIŞ GERÇEĞİ VAR" NEREDEN ÇIKARIYORSUNUZ!!!-''

cümleni kurup neden kaçıyorsun anlamadım bi tez attın ortaya bari kanıtlar bişeyler yazda git.burda paylaşım içerisindeyiz, tezi atıp kaçma yarışmasında değiliz.

gozeneli
29-03-2008, 04:27
yaratılış varda kurandan önce kuranda sonra diye ikiye ayrılır. :lol:

sonra batıl inançlılar Darwin'in sözlerini niye çarptırıyorlar.

Darwin insanlar maymundan olmuştur demedi dedigi şu insanların ve maymunların kökü aynı. :roll:

batıl inançlılar (din)azorlugun varlıgını kabul ediyormu?

onurlu
31-03-2008, 00:48
konunun açılışındaki yazı ne kadar da taraflı yazılmış bir yazı

qw19
31-03-2008, 02:33
"konunun açılışındaki yazı ne kadar da taraflı yazılmış bir yazı" onurlu

Bencede. Bir evrim teorisi dayatmasıyla karşı, karşıyayız. Mazallah, evlerden ırak olsun, dağlara taşlara.

Çok taraf tutmuş. Komunist midir nedir, bende anlayamadım.

Selam ve du ile.

gozeneli
31-03-2008, 13:02
Evrimin peygamberi kim? Kuranı ne Mesajı ne?

ibret
18-06-2008, 19:59
"Yaradılış Teorisi" diye birşey yok! aynen öyle kabul ediyorum yaradılış teorisi yok yaradılış gerçeği var

ibret
18-06-2008, 20:02
yaratılış varda kurandan önce kuranda sonra diye ikiye ayrılır. :lol:

sonra batıl inançlılar Darwin'in sözlerini niye çarptırıyorlar.

Darwin insanlar maymundan olmuştur demedi dedigi şu insanların ve maymunların kökü aynı. :roll:

batıl inançlılar (din)azorlugun varlıgını kabul ediyormu?


böyle saçam bir düşünce mi olur maymunlar ile hayvanların kökü aynımı aynı ise nasıl farklı oluyor şimdi bir kavak ağacının kökünden bir armut çıktığından eminmisin yada insandan niye maymun çıkmıyor hani arasıra karışıklıklar oluyor genler falan karışıyor bi kerede karışssında abi insandan maymun çıksın farketmez yada maymundan insan çıksın

spartacus
18-06-2008, 20:08
İbret, Karadenizdeki su deniz suyu da akdenizdeki musluk suyumu ? Bak bende bunu anlamıyorum...

K.C.
18-06-2008, 20:18
abi insandan maymun çıksın farketmez yada maymundan insan çıksın


Bakara
(65) Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, "Aşağılık maymunlar olun" demiştik.
Maide
(60) De ki: "Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah'ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır."

Araf
(166) Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara "aşağılık maymunlar olun" dedik.

Aslında Sn. İbret, çok haklısınız,
maymundan insan olmuyormuş, ama insandan maymun oluyormuş...

bunların hepsi evrimi tersine çevirmeye çalışıyor, halbuki güneş balçıkla sıvanmaz hey ateistler :)

ozedonus
22-08-2008, 09:21
Eğer bilimsel çalışma, labaratuvar ortamıyla sınırlı tutulursa,denek durumunda olmayan ve kanıtlanmayanlar bilimsel kanun olamaz.Bunun gibi teori veya hipotez da olamaz.Burada denenmeyen şeylerin yani denenmeyen ama ortaya iddia olarak atılan varlıklara bakış açısının yokluğu üzerine mi yoksa varlığı üzerine mi fikir yürütülür,sorun burada başlamaktadır.İsterse inanır buna vahiy der isterse inanmaz buna doğma der.işte bu noktadan sonra bilimin idolojik veya inanç dairesi içinde bir yaklaşım içinde olması veya kaldığı yer itibariyle iman ve inkarı seçmeden sadece denenenler üzerinde yorum yapmakla yetinmesi yollarından birini seçmek durumuyla karşı karşıyadır.Kanaatime göre inançlar ve ideolojiler öznel olduklarından, henüz kanıtlanmayan varlıklar üzerinde yorum yapılmaması bilimin ideolojik dünya görüşlerine yem edilmemesi adına en iyisidir.Aksi takdirde bunun adı bilim olamaz.



Yaratılışın dogma mı veya teori mi olduğu veya bilimsel olup olmayacağı konusu ise bu metoddan sonra ele alınması gereken bir konu olmaktadır.Yaratılış görüşünde varlık kavramı materyalleri de aştığından bilimsel bir labaratuvarda kanıtlanmazsa da akli ölçütlerle ve bu metodda da en önemli yöntemle zıttının imkansızlığı yönüyle ispatlanabilen bir iddiadır.Hatta bu bakımdan yaratılışın varlığı, yaratılışın inkarı görüşünden daha akli gerekçelere sahiptir.Yaradılışı kabul etmeyenler de iki kısma ayrılır.Bir kısmı maddenin öncesizliğini savunur,diğeri ise yokluğun varlığı meydana getirdiğine inanır.Bu açıdan da maddenin öncesizliğini de yokluğun varlığı meydana getirdiğini söyleyenlerin de çözemedikleri sorunlar kalıyor.Hem de labarataunvarda denenmeyecek kadar önemli sorun..

okinono
22-08-2008, 17:39
"aşağılık maymunlar olun"
.........
Acaba;
Dünya kendi içinde bir evrim ile türlerini oluşturduktan sonra, insan farklı bir bilinç ile donanarak yeni bir tür olarak eski türün devamında ortaya çıktı da , hem evrimi savunanlar hem de Kutsal kitaplar doğruyu söylüyorlar

Yani şu anda zihnimde ayetleri geçiriyordumda, Dünyayı ben insanlar için yarattım mealinde bir ayet yok sanki. (Neyse sonra bakarım.)

Acaba;
Buradaki "aşağılık" kelimesi ile verilmek istenen mesaj, onlara göre insan ırkının üstünlüğümüydü. Yani aşağılık olarak doğaya hükmedemeden uyum sağlayarak bilmeden yaşarken sizi biz eğittik ve o türden ayırdık da, siz yasakları dinlemediğiniz için tekrar eski halinize döndürdük mü demektir.

Yani bence bugün evrimi ispat etmek için kemikleri bulmak için uğraşmaya gerek yok.
Bulunması gereken bilginin sıçrama noktalarıdır.

Yani ne oldu da Ateşi kullanmayı öğrendik. Ve %99 benzerliğimiz olan ve insanlardan nasıl ateşi yakacağını model olarak gördükleri halde, maymun anne neden muzlu kek yapmayı öğrenemedi de hala muzu dalından yiyor.

Bence bilinçte ve bilgide bir anda bir üstünlük oldu gibi duruyor. Yani şartlar eşitken Tanrı bilgisini insandan yana kullanarak farklı bir ırk mı yaratmış oldu.

Bu konuyada zaten balıklama atlayanlar bildiğim kadarı ile Sirriuscular. O yola girdik mi kaldı zaten 4 yılımız. Soru anlamsız kalır. :)

Zaten hep demişimdir; her soruya bir cevap bulmak demek, Asayişi muhafaza edenlerin her cinayete bir fail bulmasına benzer.

Mantık şudur.
Adam ölmüştür. Nasıl olsa bunu başka bir adam öldürmüştür. Asıl mesele olayın faili meçhul kalmaması ve otoritenin sarsılmamasıdır. Öldürenin kimliği %100 net olursa mükemmel olur, %100 olmasa da %51 de olayı kapatmak için yeterlidir.


Neyse , benim gibi ilimin B sinden anlamayan adam için bu sorular fazla kaçar. En iyisi susmak.

Sadece başlığı okurken aklıma takıldı. Yazayım dedim. Belki benim gibi bilgi fakiri başka arkadaşlar da varsa onların hislerine tercüman olayım diye.

Selamlar

srkn99
22-08-2008, 18:23
inanmamak için minimantıkii bir sebep..

Tanrı var mı yok mu? Kökeni ne? Tanrı mı insanları yarattı insan mı Tanrı'ları? yok EL-lat yok fıkıh yok hadis yok sünnet yok takva yok haram falanda filan.. ve binlerce kafa karıştıracak tabir, ünlem, soru vs..

Bunların arasından azıcık sıyrılıp şunu soralım..

Tanrı gerçekten varsa ve Kudretliyse onun varlığına inanmayan insanları neden cezalandırsın, Hani derler ya insan mantığı ile gerçeği bulur diye.. Peki hangi mantıkta bir şeye inanmamak suçtur? Hadi Tanrı'yı mantıkla bulduk! peki ya dinlere ne demeli? Dİnleri de insanlardan öğrenmekdik mi ve yine hangi mantıkta insanlara inanmamak suç tur ?

, bir düşünceye yada bir insana inanmamak suç olamaz. dolayısı ile inanmayan insanlar suçlu değildirler. Suçludur diyecek biri varsa önce kendi aklından kuşku duymalıdır..

Titan
22-08-2008, 18:38
İnançların hakim olduğu her türlü dogmatik söylemler mutlak olduğuna göre, "yaradılış teorisi" diye bir teori olamaz. Teori olarak kabul edenler ise herhangi bir "kesin yargı"da bulunamazlar. Yok eğer teori olarak kabul ediyorlarsa o zaman evrimi de kabul etmeleri gerekir.

Çünkü teorilerde gerçeğe ulaşmak evrimseldir, bir sonraki teori aksi ispatlanana kadar bir öncekini çürütür. Teoriler bilimseldir, inançlar ise mutlak!

spartacus
22-08-2008, 19:23
"Eğer bilimsel çalışma, labaratuvar ortamıyla sınırlı tutulursa,denek durumunda olmayan ve kanıtlanmayanlar bilimsel kanun olamaz.Bunun gibi teori veya hipotez da olamaz.Burada denenmeyen şeylerin yani denenmeyen ama ortaya iddia olarak atılan varlıklara bakış açısının yokluğu üzerine mi yoksa varlığı üzerine mi fikir yürütülür,sorun burada başlamaktadır.İsterse inanır buna vahiy der isterse inanmaz buna doğma der." ozedonus

Ozedonus dogmalar inanıp, inanmamakla kritik edilemez. Bilimsel teoriler ise iddialara değil, gözlem ve bulgulara dayanır. Bilimsel varsayımlar ise somut verilere dayanır. Somut veri olmadan bilimsel varsayım olmaz.

Yaratılışın dogma mı veya teori mi olduğu veya bilimsel olup olmayacağı konusu ise bu metoddan sonra ele alınması gereken bir konu olmaktadır.Yaratılış görüşünde varlık kavramı materyalleri de aştığından bilimsel bir labaratuvarda kanıtlanmazsa da akli ölçütlerle ve bu metodda da en önemli yöntemle zıttının imkansızlığı yönüyle ispatlanabilen bir iddiadır.Hatta bu bakımdan yaratılışın varlığı, yaratılışın inkarı görüşünden daha akli gerekçelere sahiptir.Yaradılışı kabul etmeyenler de iki kısma ayrılır.Bir kısmı maddenin öncesizliğini savunur,diğeri ise yokluğun varlığı meydana getirdiğine inanır.Bu açıdan da maddenin öncesizliğini de yokluğun varlığı meydana getirdiğini söyleyenlerin de çözemedikleri sorunlar kalıyor.Hem de labarataunvarda denenmeyecek kadar önemli sorun.. Ozedonus

Demişsin. Yaratılış bir öykünmedir. Tüm öykünmeler somut değil, soyutlamalar üzerinden akıl yürütmelerle yapılır. Mesala yaratılış hikayesinde size gerçek elmadan bahsedebilir ve -elmayı gördünüz mü? O halde demek ki elmayı yapan-yaratan bir şey olmalı-var. Bu bir öykünmedir, elmayı görmek elmayı görmektir ancak elmanın varlığı, varlığı tartışmalı bir başka şeyin ne sebebi nede göstergesidir(burasıda yaratılışın dogmatikliğidir, buradan uydurulan bir sanal kahraman dile gelmiş kurgu ve senaryosu yazılmış, oradan konuşmakta, buyruklar savurmaktadır. işte dogmatiklik budur). Eğer tüm bunlardan bir yaratılış hikayesi yazacak isek bunu yazmak zor değildir. Zor olmadığı içindir ki insalık tarihinden binlerce dinsel öykü geçmiştir. Dinsel öykülerde temel kriter inandırıcı olmak üzerine kurulmuştur. Bu nedenlede insanlığın gelişimi ile doğru orantılı olarak sürekli değişmiştir. Bu bahisle hiç bir teorinin gerçekliği inandırıcılık etkisiyle doğrulanamaz, inanmakla öykü olmaktan çıkartılamaz. Geçmişde dinsel bir şey iken, bugün bir çok insan fala inanmaktadır. Fal yazarları ise her an herkesin öyle ya da böyle başından geçmesi muhtemel şeyleri yuvarlama usulü ile anlatır. Her gün okuduğunuzda yılda 365 günden birisinde bile olsa muhakkak kendinizle ilgili bir şeyler bulacaksınızdır. İnanmak için bu yeterli ise, sabah 10 da yatağından kalkıp, bir gün sonranın falını yazmaya koyulan bir falcının yuvarlama kelimeler ile genel geçer yazdığı şeylere inanmak size kalmıştır. Sizin inanmanız veya var olmanız ise falcının hikaye yazdığı gerçeğini değiştirmez. O nedenledir ki kıyaslarınızda, inanmak-inanmamak gibi şeyleri temel belirleyen olarak öngöremezsiniz.

Madde nasıl olduğu, madde nin varlığı herhangi bir yoktan yaratımın göstergesi değildir. Eğer yaratılış hikayelerinin merceği ile yaklaşacaksak, tüm madde, evren, doğa, canlı, cansız, teorinin temelini yada bunların kökenini arayan değil, aksine bunları kendi hikayesine alet eden bir temelden yaklaştığı görülebilir. Peki şimdi diyorsun ki, inanmak daha akli gerekçelere sahiptir?! Değildir.

Akli gerekçeye sahip olamaması daha üst paragraftaki elma örneğinde gayet açıktır. Ben varım, sen varsın, doğa var o halde Tanrı "Z" var demenin neresi aklidir? Sorun daha başından düğümlenmiş tanrı Z için diğer şeyleri alet etmişsin. Uydurmalarla uyaklı, kafiyeli etkili hikayeler yazmışsın ve akli olmayı inanmak(!)-inanmamak temelinde oluşturmuş, sonrasında da inanmak gibi zanları daha akli bulmuşsun!?. O halde fal'a inanmak, hiç inanmamakdan daha aklidir. Neden çünkü fal varki bizler varız, falda yazıyor ki bizler yaşayabiliyoruz. Fallarda yazanlar olmasa bizde hiç bir şey yaşamayacağız. İşte inanı temelinde akli olmak böyle bir şey, demek ki Tanrı Z(fal) varki biz varız...

Bir diğer konuda madde'yi yoktan var etmiyor kimse. Yoklukda; yaratılış hikayelerinin temel aletlerinden bir tanesidir. Çünkü yaratılış önce her şeyi yok eder, sonrasında ise yaratır. Böyle bir oyun oynar. Yokluk yaratılışçıların hem temel taşı hemde temel sorunudur, kendi sorunları çerçevesini aşamadıkları için kendi sorunlarını diğerine dayatır ve böyle bir sorun var sanırlar. O nedenle de inanmayanlar maddeyi yoktan var ediyor gibi bir bahtsızlığa düşerler.