PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Biz Doğruyu Ararken...


Averroes
15-03-2008, 23:25
Doğru nedir? Bilinebilir mi? Ne şekilde bilinmelidir? Sokrates’in uğruna hayatını verdiği bu soru, hangimizin kafasında bir Sokrates silüeti yaratmadı ki şimdiye kadar? *Aslına bakarsanız ben de tam olarak felsefemi bu noktaya oturtuyorum. Yıllardır bu sorunun cevabını arıyorum. Bütün uykusuzluğumuzun, keyifsizliğimizin, tatminiyetsizliğimizin sorumlusu bu soruya vereceğimiz cevaptır. Bu sorunun eksikliği değil midir ki başkalarını “doğruları görememekle, doğru olanı yapmamakla, doğru düşünmemekle” suçlamamız? Bu sorunun birey-temelli cevapları değil midir ki başkalarını “ona” uymamakla suçlamalarımız?

Doğru nasıl bilinebilir? İşi sadece uzun uzun harfleri üst üste yığıp, nedeni değil de süreci açıklayıp, kitaplara bu uzun ıvırzıvırosus’ları yerleştirip bizi cahillik kompleksine sokan ve aslında kendisinin de pek bir şey bilmediği bilim mi bildirecek bize doğru bilgiyi? Buna ne hakkın var bilim? İnsanların Tanrı-vergisi doğal hayret etme yeteneklerini kıymeti kendinden menkul ve etimolojik olarak bir değeri olmayan laf kalabalıklarıyla tehdit ederek, “bu hippopotalamusları bilmiyorsan hiç girme” mesajı vererek, ortalama insanı konu dışında tutan bilim mi bildirecek bize doğruyu? İşte ağaç, işte güneş, işte gökyüzü, işte insan… Ben anlamam solar energy’den, bana ne comet’lerden, boşversene homo sapiens’leri. Anlaşılsana be kardeşim! Önünde kainat, tefekkür et edebildiğin kadar. Ya da kur bir dil ekibi ve şu zırtapozusları çevir insanının diline. İnsanımızın tartışma ve görüş bildirme haklarını niye başka bir dilin kanunları üzerinden yaptırıyorsun? Benim kainat algım, bilimin hokus-pokus-hippotalamus’larıyla sınırlı değil ki? Benim düşünme yeteneğimi kendi belirlediğin sınırlar üzerinden yaptırmaya ne hakkın var? Sen niye benim algıma yanaşmaya çalışmıyorsun? Senin düşünme yetin Einstein’in teorileriyle mi sınırlı? Yani Einsteinler düşünebildiği sürece sen düşünebilirsin öyle mi? Onlar düşünsün ben analiz edeyim mi diyorsun? Bilimin bazı sağlıklı temel verilerine ve insan hayatını kolaylaştırıcı alet-edavatına diyecek yok bir sözüm. İtirazım onu hayatının gayesi yapan ve düşünmek için ondan gelecek talimatları bekleyen insanlara. Neyse, bu bilim mevzusu açıldığında üslup heba oluyor, cümleler devrikleşiyor, öfkeme hakim olamıyorum. Devam edelim…

Doğru bilgi bilinebilir mi bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da “bilinmezse bile bilinmeye çalışılabileceğidir.” Ortada arzuya hedef olan somut bir durum yoktur ki peşinden kovalayıp yakalayabilesiniz. Bir şey kesindir, o da doğru bu kainatın içinde bir yerlerdedir. Bu “doğru” yakalanırsa eğer, insan beyninin “ağına” takılacaktır. Ağa takılan, yani doğru sanılan şey sadece doğrular değil, aynı zamanda doğru sanılanlardır da. Doğru sanılanlarla, doğruları birbirinden ayırt etmek gerekecektir. İşte bu ayırt etme işi, yani bu ayıklama sürecinin sonu bizim yüz ifademizin niteliğini de ortaya koyacaktır. Ya doğruyu bulacağız ve sevineceğiz, ikinci şık olarak doğruyu bulduğumuzu sanacağız ve bu da sevinme anlamına gelecek, ya da doğru peşinden ısrarla koşup onu bulmazsak bile en azından “doğrunun peşinde” olduğumuzu bilerek onurlu bir sevinç yaşayacağız.

Bu şıklar arasında en riskli olan ikinci şık, yani “yanlışın doğru sanılması”dır. Çünkü “yanlışı doğru sanan insan” doğru sandığı şeyi öpüp koklamakla meşgulken, “doğru” sanılmaktan mutluluk duyan “yanlış” çoktan kişinin beyninde yeni yanlışlara hamile kalmıştır bile.

Burada sorun doğru sanılan yanlışın kişinin ağından çıkarıldıktan sonra ağın bir kenara atılmasıdır. Çünkü ağ atılmışsa eğer, gerçekte “doğru” olan “doğru” nasıl yakalanacaktır? “Doğru”nun “doğru”luğundan emin olunamadığından dolayı, “doğru”yu arama süreci, velev ki “doğru” yakalanmış bile olsa, sona erdirilmemelidir. Çünkü Hegel’in ve Marx’ın tez, anti-tez, sentez üçlemesinde olduğu gibi “doğru” kendisini karşı-tezlerle geliştirecek ve önüne “daha” sıfatını alacaktır. Ancak önüne asla almaması gereken sıfat “en” dir. Çünkü “daha” caiz, ancak “en” sakıncalıdır. Çünkü “en” sağlanmış sanılırsa eğer, ayrıca bir “daha” ya gerek yoktur.

“Fatma en güzeldir.” cümlesi artık kısır bir cümledir çünkü Fatma’nın “en güzel” olduğu teyit edilmiş ve “Fatma daha güzeldir” cümlesindeki “şimdiye kadar” iması artık yoktur. Fatma en güzelse eğer ve “bu durum geleceği de kapsayacak şekilde söylenmişse” gerçekte Fatma’dan “daha güzel” olan Aysun’un güzellik tescili güme gitmiştir. Oysa şu cüme yani: “Fatma “şimdiye kadar gördüğüm en güzel kızdır” ifadesi daha mantıklı görünmektedir. “Şimdiye kadar görülen” bir şeyin “en” sıfatı almasında bir mahzur yoktur. Ancak Fatma’nın güzelliğinin bütün zamanları kapsayacak şekilde söylenmesi, yani ağın kırılıp atılması kaçan doğruların yakalanmamasına neden olacaktır. Doğru’da bilinemeyeceğinden dolayı, doğruyu arama süreci kesintiye uğratılmamalıdır, zira “daha doğru”yu bulmakta bir sakınca yoktur.

Ateizmine ya da dinine doğru budur diyerek sıkı sıkıya yapışanlar ve daha hiç aramamacasına ağı kırp atanları bir risk beklemektedir. İnanırların riski şudur;

Aslında Tanrı yoktur, 60 sene boşu boşuna eğilip kalkmışlardır (namaz), boşuna kendilerini aç bırakmışlardır (oruç), hayatları boyunca kendi kendilerine konuşmuşlardır (dua). Nihayetinde toprak olmuşlardır ve mutlak bir bilmemezlik hali yaşamaktadırlar, dolayısıyla aslında olmayan bir Tanrı’ya boşu boşuna inandıklarına hayıflanacak kadar bile bilinçlilik hali yoktur. Zarar (zarar denirse eğer) dünyada yaşanmış, dünyadayken Tanrı’nın olmadığını bilmedikleri için Tanrı varmış gibi hareket etmişler, öyle inandıkları için pişman olmaları için de bir neden yoktur.

Gelelim atesitlere,

Meğer Tanrı vardır ve ateistler ağı kırıp atmalarından dolayı bu fikri hiçbir zaman sahiplenememiştir. Meğer Tanrı’da varken, kendisi için “yok” denmesine çok sinirlenirmiş. Ateistler, inanırların yaşamadığı pişmanlık halini “en” derecesinde yaşarlar. Sorun ateistlerin, dünyada insanoğlunun sahip olduğu en büyük nimeti (ağ) kırıp atmalarıdır. Ve ortaya çıkar ki, doğru olan Tanrı’dır ve defalarca yanlarından geçmiştir. Tanrı’ya duyulan öfke onun bilinmemesine de neden olmuştur. Ve bol çığlıklı şölen başlar…


Selamlar

spartacus
15-03-2008, 23:52
schopenhauer

Başlığı ve içeriği gerçeği ararken diye değiştirmez isen, burada ki "doğru" kelimesinin gerçekten "doğru" kelimesi olduğundan şüphe duyacak ve hatta bu kelimenin ardındaki art niyete sonrasında göndermeler yapmak durumunda kalacağım.

Doğru aranmaz, aranan şey ancak gerçektir. İnsanlar neyin doğrusunu aramış şu tarih boyunca da Sokrates bile hayatını buna feda etmiş olsun, sokrates'in aradığı gerçek iken, gerçek karşısında gördüğü baskı karşısında aldığı tutum DOĞRUDUR, öğrenme süreci açısından o dönem girdiği Yöntem doğrudur ve kıstaslarla bu ifade edilebilir. Bir şeyin yanlışı yok yada bilinmiyor ise doğrusuda yoktur. Yinede burada şöyle bir dram vardır, oda doğrunun yanlış, yanlışında doğru olduğudur :)

Bu minvalde doğruyu aramayın, yanlışıda bulursunuz, arayacaksanız gerçeği arayın, orada ne doğru nede yanlışa ihtiyacınız olmayacaktır. Ve ne hikmetse "doğru yol", "doğru" kelimeleri teolojinin(dini görüş) en etkin edebi kelimelerinden birisi olmuştur. Çıkar birisi tüm diğerlerinin kendisinin peşinden gelmesini ister. Neden ? Neden olacak çünkü doğru yolu gösterdiğini ve tek doğrunun kendi yolu olduğunu, bu yoldan gitmeyenleri ise büyük hüsranlar bekliyor olduğunu belirtir. Benim yolumdan gelin yoksa pişman olacaksınız? Neden pişman olacağım, çünkü yanlış yolda olmuş olacağım. Böyle sürüp gidecek dramatik bir durum. Yazık.

Yanlış doğru sanılmaz, aksine doğru sanılan şey doğru olur, yanlış onun aksidir. Bunlar birbirlerinin yerine geçerler, birbirleri olurlar hatta birbirlerini yaşarlar :) Kim demiş dünyanın yuvarlak olduğunu, yanlış söylemiş, hele ki dönüyor demiş olsun o zaman da engizisyonda, dinin karizmasını düşürdüğü için yargılanmış olursunuz. Açıkca yasaya karşı çıkar ve yanlış! yola girmiş olursunuz... Ne zamanki DOĞRUYU değil insanlar gerçeği bulur, işte erişilen şey doğru, moğru falan değil, gerçek ve bilinçtir. Doğru-yanlış edebiyatı ancak bilinçsizler için bir done sayılabilir ve en çok bilinçsizlere(cahillere) ise dinler hitap eder ve bu kelimeyi politik bir çıkar aracı olarak dinler kullanır. Hatta o derecedeki dünyaya dönüyor demek bile, dini yasalara aykırı(doğru yol olan dinler!) gelebilir ve yanlış olarak adlandırılabilir...

Birde neden kavramları ele alırken inanana göre, ateiste göre vs diye ayrım koyma gereği duyuyorsun anlam veremedim ? Ben ateistim şimdi ateiste göre söylemin de değişiklik oldu mu?

Tanrı pinokyodur. Yok diyemezsiniz, çünkü yalan söyleyince burnu uzamaktadır. Yalan söylüyorsa ve uzayan bir burnu var ise o halde Pinokyo tanrıdır.

evrensel-insan
16-03-2008, 02:11
Saygideger arkadaslar;

Ne tur dogru olursa olsun,hem evrensel temelde bir tanimi ve algisi yoktur,hem gorecelidir,kisiden kisiye degisir.

Hatta ayni kisi bugun dogru kabul ettigini yarin yanlisliyabilir.
Bence sunun temelinde dogrunun yerine sadece o anlik ve o yerde yapilanin ve uzerine yapilanin ortak uygunlugu ancak cozumdur.

Cunku bu ortak uygunluk,baska anda baska yerde ayni kisiler ve durum olsa bile uygun olmayabilir.

O yuzden bizleri yonlendiren butun positif soyutlar,o anda,o yerde ve orda bulunanlar temelinde ortak algilanirsa mumkundur.

Seyin dogrusu olmaz,dogru- butun soyut veriler gibi- bir bagdir ve en az iki ogeyi baglar,ve dogru olan ogeler degil,aralarindaki ortak bagin dogrulugudur.

Dogrunun bir sorunuda noktalamaktir.Yani bu dogrudur dendigi zaman artik dusunce bu icin bitmistir.

Bir de dogruya bel baglamanin psikolojik yikimi vardir.Dogru bilip noktaladiginiz bir olgunun,yanlisliginin farkina varir,veya algilarsaniz,o zaman o yanlistan kurtulmak icin gecen surecte bocalarsiniz,ta ki yeni dogrunuzu bulana kadar.

Bir de dogrunun baska psikolojik yikimi vardir.Dusunun cok sevdiginiz birine bagirdiniz ve bunun dogru oldugunu dusundunuz,da ha sonra farkina vardiniz ki bagirmaniz yanlismis,ne yapacak siniz,gurur bir yandan,kucuk dusmek bir yandan,ozur dilemek bir yandan-ki bu yaptiginiz kucugunuz se,yani kiziniz,oglunuz,kardesiniz o zaman bu psikoloji daha da katmerlenir.

Bagirdiniz uzuldunuz,bagirdiniz uzdunuz.gurur yaptiniz,ozur dileyemediniz v.s.

Iste dogru gibi butun yasam yolunu cizen ve dusunceye yon veren soyutlar,psikolojinin bir urunu ve etkileridir.

Dogru=sorun

Saygilarimla;
evrensel-insan

mutluluk35
16-03-2008, 03:08
Schopen *yine *bilimin yanılabilirliğine vurgu *yapmışsın,daha *önce ortada *bi yanlışlık varsa bunu *çürütecek olan yöntem yine bilimselliğin kendisi olmak zorundadır mealinde görüş belirtmiştim.Hegel diyalektiğinde her tez kendi içinde çelişki barındırır.Bu çelişkiler antitez olacak şekilde güçlendiğnde *içinde bulunduğu tezi aşar ve yeni bir sentez oluşur.Bu sentez aynı zamanda tezdir ve bu hareket *nereye varcağı bilinmeyen bir süreçtir.Bunun mantığı *mutlak anlamda doğru ve yanlışlığın olmadığı,sadece adına değişim dediğimiz bir gerçekliğin var olduğudur.Bu değişim ise hiçbir dogma kabul etmez.Örneğin İslam şeriatı *kendi zamanı ve bölgesi içinde uygulanabilecek en kusursuz,çelişkisiz sistem modeli olsun.Bu köleci toplum modelinin günümüz kapitalist düzenine uyarlanabilirliği nedir?Demek ki *değişimin önünde tanrı bile çaresiz kalıyor.(dinler desek daha mantıklı).Diyelim ki *öldük ve yeniden dirildik.Tanrı da bizi hesaba çekecek.’’Tanrı yoksa bile biz hiçbirşey *kaybetmeyiz,ama bir de varsa işte o zaman yaşadık’’şeklinde *fayda_maliyet *analizi *yapanlar mı ödüllendirilir,bu dinin’ sorgulanamaz’ yapısından istifade edip *kitleleri sömürenler mi *ödüllendirilir,yoksa *bu gerçeğin bilincine varıp,cehennemde *yanmayı *da göze alıp,her şeye rağmen *özgürlük için,insanlık onurunu hiçe saymayacak *daha *güzel *bir yaşam için mücadele verenler mi ödüllendirilir?Bana göre eğer bi tanrı varsa bile en çok övüneceği şey,kendisi sonsuz akıl sahibi bi *varlık *olarak kendi kullarının da aklını kullanabilirliğidir,sorgusuz körü körüne iman etmesi değil.Nedense *aklıma *eşkıya filminden bir sahne geldi.
Ama ben yaptım.Aşkım *için.Şimdi söyle bana,hangimizin aşkı Keje’ye daha büyük ha,hangimizin.Hangimiz Keje için bu kadar *günaha girmeyi göze *alabildik.Bu aşk için ben,CEHENNEMDE *yanmaya *hazırım.Ya sen?
Herkese mutluluklar
:D

Averroes
16-03-2008, 12:20
sevgili spartacus,

ufak nüans farklarını saymazsak, (tabi "doğru"yu hangi sözcük olarak kullanmaya niyetlendiğimize bağlı olarak) doğru ile gerçek arasında benim niyetlendiğim tarzda çok da fazla bir fark olduğunu düşünmüyorum. Önerdiğin "gerçek" ifadesini de kullanmış olabilirdim, zaten postumda doğru'nun gerçek anlamına gelen versiyonunu kullanıyorum. Ortada vahim bir hata yok.

Demişsinki, niye inanan inanmayan ayrımına gittin? Zaten postun iskeleti bu ayrımdı zaten. Postum doğruyu arayanlarla doğruyu bulduğunu zannedenlerin ruh yapısının bir analizini yapıyordu. İki olgunun aynı olmadığını sen de takdir edersin herhalde. Eğer bu doğruyu kovalama süreci insanın ebediyeti ile ilgili bir durumsa daha bir önem kazanıyor. postun sonunda zaten kimsenin yanlışlayamayacağı iki önerme sundum. Postumdan "Tanrı'nın varlığını iddia ettiğim sonucu çıkarılamaz her ne kadar onun varlığına inansam da.


selamlar

Averroes
16-03-2008, 12:45
sn mutluluk,

diyorsunki, Bunun mantığı *mutlak anlamda doğru ve yanlışlığın olmadığı,sadece adına değişim dediğimiz bir gerçekliğin var olduğudur.Bu değişim ise hiçbir dogma kabul etmez.

Diyorum ki, mutlak anlamda doğru ve yanlış vardır. sadece biz bilmiyoruz ne olduklarını. onun belirleyicisi de tanrı'dır. bu benim doğrum değil, doğru olmasını ümit ettiğim şeydir. tıpkı senin doğru olmasını ümit ettiğin şey tanrı'nın olmaması olduğu gibi. doğrunun ne olduğuna dair hiç kimsenin elinde sağlam kanıtlar yoktur, buna bilim adamları da dahildir. Bilimin ne olup ne olmadığını anlattığım en az 4-5 post var bu sitede. hepsinde de yaklaşık olarak bilimin icat yeteneği olmadığıını, sadece keşf edebileceğini söylüyorum. tezimde ısrarlıyım.

Diyorsun ki, Bana göre eğer bi tanrı varsa bile en çok övüneceği şey,kendisi sonsuz akıl sahibi bi *varlık *olarak kendi kullarının da aklını kullanabilirliğidir,sorgusuz körü körüne iman etmesi değil.

Diyorum ki, Tebrik ederim, tam da kafamdaki Tanrı ve kul imgelerine ışık tutucu bir açıklama. Burada hemfikiriz. Sorgusuz inanırlar sadece senin değil benim de sert eleştiri noktam. bunu bir sonraki postumda açık yüreklilikle tartışmak istiyorum. her ne kadar inancın bağnazlığı varsa da, inançsızlığın da bağnazlığı var. bu noktada inançsızların ve senin gibi değerli bir arkadaşımızın da katkılarını beklerim.

selamlar

Averroes
16-03-2008, 12:51
sn evrensel insan,

yaklaşık olarak postunun benimkiyle paralel gittiğini gördüm, benzer şeyleri savunduğumuzu görüyorum özellikle şu cümlen çok etkileyiciydi,

"O yuzden bizleri yonlendiren butun positif soyutlar,o anda,o yerde ve orda bulunanlar temelinde ortak algilanirsa mumkundur. "

İşte sorun bu ortak algının yakalanamamasından kaynaklanıyor. ortak algı yakalanamıyor, sadece bazen yakalandığı düşünülüyor o kadar.


selamlar

ozgur_beyin
16-03-2008, 12:56
sevgili şopen , kim nasıl ve nasıl anlatırsa anlatsın sadece *'' kendini anlatır'' buna sen ,ben, ve peygamberler
dahildir.
belirli kaynaklardan, fikri olarak beslenen insanlar , bu fikirlerden ya kendilerine *bir sentez yapıp, ya yeni tarz ve üslup geliştirirler. yada, sentez yapmayı seçmez veya beceremeyip ,edindikleri *fikirleri aynen kabul edip , başkalarının doğrularını kendi '' doğruları '' olarak benimserler.
dinlerden sentez yapabilenler, yeni bir dinin kurucusu olurlar. başkasının fikirlerini olduğu gibi kabul edenler
ise ya o dinin sadık bir saliki olur yada cemaat lideri veya mezhep kurucusu olurlar.

zannediyrumki sende kabul edersin, sübjektiflikte ''doğrular'' kişisel ve dogmatiktir.
bu dogmatik doğrular dinlerin ''nas'' larıdır.
senin dogmatik doğruların islam çemberi içinde kalan *''doğrulardır''.
halbuki senin doğrularını! reddedip , kendi doğrularını ,aynı senin tarzında savunan milyarlarca din salikleri vardır.
hal böyle olunca ''senin doğrularını'' nerelere yerleştireceğiz? göreceli doğrularamı ? bilimsel verilerin ışığındaki
müsbet bilimlerin içine mi?


salik:belli bir yolu tutup giden

Averroes
16-03-2008, 13:44
Sevgili Özgür beyin,

Benim doğrularım yoktur, inançlarım vardır. Ben "bilmem", "inanırım" sadece. Sen de, milyarlarca insanda böyle yapar. "Bilmek" için, mahlukatlıktan çıkmak lazımdır. "Dünya dışılık" gerekir bilmek için, bu da benim inancıma göre bu dünyada olamaz. Tanrı da kendisinin "tam olarak bilinemeyceğini" biliyor, Tanrı'nın ödüllendireceği şey inançtır, "bilmek" değildir. Cezalandıracağı şey de "inançsızlıktır", "bilmemezlik" değil. Zaten hadis, "yüreğinde zerre miktar inanç olan cennete girecktir" diyor, yoksa şöyle demesi gerekirdi: "içinde zerre miktar "bilmek" olan cennete girecektir. zaten zerre miktar "bilmek" olamaz. inanmak değişir, ama bilmek değişmez.

Mutfakta hırsız olduğuna inanıyorum.
Mutfakta hırsız olduğunu biliyorum.

Fark bu iki cümlede tam olarak ortaya konmuştur, birincide belkide mutfaktakinin bir kedi olabileceği anlamı gizlidir. ama ikincisinde durum farklıdır. çünkü görmüştür ve kimse ona hırsızı, kedi diye yutturamaz artık. *

Diyorsunki, hal böyle olunca ''senin doğrularını'' nerelere yerleştireceğiz? göreceli doğrularamı ? bilimsel verilerin ışığındaki
müsbet bilimlerin içine mi?

Diyorum ki, benim doğrularım yoktur, inançlarım vardır. eğer "biliyor olsaydım" bunun keyfini çıkartıyor olurdum. "bilememek" acıdır, acıyı yaratır, acı doğruyu araştırtır. Bu benim inancıma göre Tanrı'nın kendine inandırma yöntemlerinden en büyüğüdür. Acı yoluyla inanma. İnancın yanılabilirliği ve ömür boyu "doğru arama", insan ruhunu kemale erdirecek olan da budur.

Bilim ile ilgili tezler, doğruyu tam olarak vermez. bilim hangi yılda olursak olalım "tezlerden ibarettir." çünkü yeni gelenin bir öncekini çürütmesi, biliminde mutlak doğruyu veremediğinin kanıtıdır. "Gerçek Doğru" çürütülememelidir.

Selamlar

vgm.1
16-03-2008, 14:28
Çok güzel yazmışsınız mutluluk35, tebrikler.

Selamlar.

dial_ektik
16-03-2008, 15:23
Düşüncelerimizi ister yaldızlı sözcükler ardından,ister yalın ve çıplak olarak ifade ettiğimizde ulaştığımız hedef değişirmi?içimizdeki müziği tek bir kavalla yada bir senfoni orkestrası eşliğinde ortaya çıkardığımızda içsesimizin kalitesinde bir farklılık yaşanırmı?Elbetteki yaşamın aynı anda tam bir basit düzenek ve aynı anda sonsuz bir karmaşık yapı olması da bu iki durumuda yaşatır bize.Burada doğru-yanlış yada gerçek-gerçekdışı kavramlarına ilişkin ifade ettiğimiz herşeyin bizden önce binlerce kez ve binlerce insan tarafından seslendirildiğini bilmeyenimiz yoktur sanırım ve fakat biz bunları neden yineleriz.Yeni bir düşünce yarattığımızı mı sanırız? heralde diil,sandığımız gerçeği yeni bulduğumuz fikrimidir?bazılarımız için öyle olabilir.Burada dile getirilen bilimsel olanla olmayan düşünceler arasında temel bir fark olduğunu teslim etmek gerektiğini düşünüyorum o da bilim in kapsayıcılığı ve yanıt üretme sınırsızlığı karşısında metafiziğin kapsama ve yanıt üretme konusundaki doğal zayıflığı.Aklımızdan geçebilecek herşeyi doğru-yanlış kalıpları içinde bir önkabule yaslayabiliriz ama bilimin böyle bir hareket noktasından yola çıkmayacağınıda *bilmeliyiz,evrenin işleyişini çözme çalışmasıdır sadece bilim(herşeyi tanrı bilir ve o da kutsal metinlerde bunları anlatmıştır(dünyayı nasıl yarattığını v.s)sizi bu çalışmalardan muaf tutmuştur, boşverin araştırmayı diyen dinlerin tersine).Şimdi biz bunlardan birinin yanında olacağız ve 3.yol yok(bazılarımız olduğunu neden düşünür buda ayrı bir tartışma konusu.)Yapacağımız her tartışmada ayağımızı bastığımız bu dayanak üzerinde gelişecektir.

Averroes
16-03-2008, 15:39
Sn Dial_ektik,

Diyorsunuz ki, Burada doğru-yanlış yada gerçek-gerçekdışı kavramlarına ilişkin ifade ettiğimiz herşeyin bizden önce binlerce kez ve binlerce insan tarafından seslendirildiğini bilmeyenimiz yoktur sanırım ve fakat biz bunları neden yineleriz.Yeni bir düşünce yarattığımızı mı sanırız? heralde diil,sandığımız gerçeği yeni bulduğumuz fikrimidir?

Diyorum ki, Yineleriz çünkü anlama açızdır. Bu açlık hiçbir zaman dinmeycektir. "İnanmak" varsa, ve sürekli *başka formlarda kendini gösteriyorsa "Durmak" yoktur. İnaç gelişir, ama "bilmek" statiktir, durağandır. "İnanc"ımızı, "bilmek"e en yakın konuma getirmek durumundayız. Bu da daha fazla sorgulamak demektir. Daha fazla sorgulamanın "en büyük yöntemi" bilimdir. (beni bilim düşmanı sananların kulakları çınlasın) Evet, en büyük yöntem bilimdir, diyorum ama "tek yöntem" bilimdir demiyorum. Bilim daha emekleyen bir çocuktur. Ben ise anlam açlığımı doyurmak için ne zaman işe koyulacağı belli olmayan bilimin açlığımı dindirmesini bekleyemem. Benimse sadece gözlerim, kulaklarım yok, sezgilerim de var. Tanrı'yı da işin içine katan felsefi bakış açım var. Önce mateyalist, sonra bilim adamı olan yaklaşıma karşıyım. Bilimi desteklerim, ama işlerinde tanrısızlık önkabulünden yola çıkan bilimi değil. evren devasa bir muammadır ve bu muammadan bir şey kapmak için bilim admları hazretlerinin deney tüplerinin ne zaman tam sonucu vereceğini bekleyemem. Anlam arıyorum. siz de anlam açlığınızı bilimin deney tüplerine endekslemeyin lütfen. belki de hiç gelmeyecekler.


Selamlar

mutluluk35
16-03-2008, 17:35
Teşekkürler peker,selamlar

dial_ektik
16-03-2008, 18:43
Düşüncelerimizi ifade eden kavramlara tam bir hakimiyeti kendim dahil kimseden beklemiyorum ancak kavramların içini boşaltmak yada tersyüz etmekle amaçlanan kafa karışıklığı diilse bilinçli bir saptırma ve geribilinci beslemeye dönüşürki bu ikincisi iyi niyet taşımaz.Birkaç örnek;"ben laik bir devletten yanayım ama müslümanım","ben müslümanım ama bilimle hiçbir sorunum yoktur.","Ben dine ve tanrıya inanırım ama aynı zamanda" sorgusuz inanır" diilim".Birileri kavramın anlamını dahi bilmeden "diyalektik idealizm"diye bir "buluş"yapabiliyor!peki ne yapmalı?bizler aynı yerküreyi paylaşan bunca insan bu sahte ve olanak dışı diyalog çabalarını sürdürmelimi yoksa başka birşeymi yapmalıyız.Diyalog yoluyla çözüm önermesi çağımızın birçok hastalığı gibi kapitalist sistemin bir dayatması ve aslında bu yolla, dinden sonra "demokrasi,uzlaşma" afyonuyla kafası koparılmış tavuklar gibi bizi ortalığa salıyorlar.

vartor
16-03-2008, 19:44
Yasam boyunca edindigimiz tercubeler, kendimiz ve etrafimiz icin devamli yaptigimiz analizler sonucu, bir insanin gercek sayabilecegi sonuclar cikarmasina neden olabilir.
*Diyelim ki, tanri fikrini arastiriyoruz; Sadece bize ogretilenle kalirsak, bizden oncekilerin inanclarindan farkli bir sonuca ulasamiyacagimiz muhakkak. Ancak rational dusunursek, tarihte ayni inancla, degisik tanrilara inaninlidigi ve daha sonra bu dusunceye yeni bir imanin sahibi tarafindan gulundugunu gormek hic de zor olmaz. Yenisiyle birlikte artik o tanri olmus, gomulmustur. Bunun tarihte defalaraca tekrar ettigini kimse inkar edemez. Hala da dunyada, bizim domuzu mundar saydigimizin aksine, inegi kutsal sayip saygida bulunanlar var.
Aslinda bir hayvana su veya bu sekilde onem vermek ayni guluncluktedir ama nedense baskalariyla alay ederken, kendi dogmalarimizdan siyrilamaz, kendimize gulemeyiz bir turlu.
* Dogruyu ararken, kendisini dini dogmalardan siyiran birisiyle, siyiramiyan arasinda buyuk bir baslangic farki vardir bana kalirsa.
* * Ben Tanriyi biz insanlarin yarattigini iddia ediyorum.
*Tanri korkusunu icinden atamamis bir insan icin bu soz kufur bile addedilebilir.
*Hur dusunebilen bir insan ise ayni sozde buyuk bir gerceklik payi oldugunu gorur. Gorur diyorum, inanir degil. Cunku bu soz tanrilar tarihini arastiran bir insana mana ifade eder.
*Bilime inanmak degil, guvenme durumuna gelince; Bilim kendini yenileyebilen gun gectikce gozlerimizin onune iyi veya kotu teknolojileri, bilgileri getiren insan zekasi ve tahayyulunun neticesini gormemek mumkun mudur? Asirlardir kaplumbaga hiziyla gitmesine ragmen, kendi hayat surecim esnasinda yildirim hizina eristigini nasil inkar edebilirim? Bu inanc degil benim icin dogrudur, gercektir.

spartacus
16-03-2008, 20:41
sevgili spartacus,
Demişsinki, niye inanan inanmayan ayrımına gittin? Zaten postun iskeleti bu ayrımdı zaten. Postum doğruyu arayanlarla doğruyu bulduğunu zannedenlerin ruh yapısının bir analizini yapıyordu. İki olgunun aynı olmadığını sen de takdir edersin herhalde.


Nüans farkları ufak değil, hangi nüansdan bahsediyorsun ? Bu konuyu tartışacak isek konuda inancın işi yok. O halde neler yapabilirsin.

1. schopenhauer'in inancını bu konuya katmazsın.
2. Başkalarının inancını bu konuya katmazsın. Tanrıyı da katmazsın, "doğru" kelimesini ele almak için illa tanrıya yada herhangi bir inanca gereksinimin mi var!
3. İnanmayanlar adına kendi yargılarınla oluşturduğun subjektif bir inanmama inancını bu koınuya katmazsın....

Bunları yaparsan konuyu tartışabiliriz. Doğru ile gerçek arasındaki fark nüans olarak ifade edilemez. Gerçek ise doğruyu temsil etmez sadece bizlerin savları için dayanak olabilir...

Bence bu kelime oyunundan vazgeç! Kişilerin doğrularınıda inançlarınıda bırak, önce söyle doğru nedir ? İlk paragrafta bir iki kelime sarfedip işi inanca, inanır ve inanmayana ve onların DAVRANIŞLARI üzerinde kendince yorumlar yapmana bakarak, başlığı açışın ile içerik arasındaki farkın, bir art niyet olduğunu gösteriyor. Madem gerçeğe göre kıstaslanmış bir doğrudan bahsedecektin o halde spekülatif(öznel-sanal) inancın o yazıda işi ne ?! Ha illa "doğru" kelimesini kullanarak mı ifade etmeliyim, edeyim o halde, yöntemin doğru değil, amacın başlığı tartışmak da değil(kendi ifadelerin bunu gösteriyor).

evrensel-insan
16-03-2008, 23:43
Saygideger schopenhauer;

"Yaklasik olarak postunun benimkiyle paralel gittigini gordum"

Bu cumleyi biraz daha aciklarmisiniz? Pek algilayamadim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
16-03-2008, 23:54
Saygideger vartor;

"Hic birsey yoktan varedilemez ve vardan da yok edilemez"temelinde dusunursek ve varlik algisini sadece somuta degil,soyuta da tasirsak;(mesela sevginin varligi,bir duygu olarak algilanmis ve adlandirilmistir-evrensel temelde tam bir ortak tanimi olmasa bile ve her kisinin sevgi algisi biribirinden farkli olsa bile-)

TANRININ YARATILAN BIR OLGU DEGIL; IHTIYAC,MERAK,TECRUBESIZLIK,KORKU *BILGISIZLIK *v.s.ICERIGINDE VE,INANC TEMELINDE DUSUNCESINDE OLUSTURARAK ORTAYA ATTIGI BIR KONSEPT OLDUGUNU SOYLEYEBILIRIZ.

Onemli olan 21. yuzyilda neden hala insanin bu ortaya attigi konsepte ihtiyac duydugu ve bu konsepti nedenleyip-sorgulayip, ondan arinamadigi veya kurtulamadigidir.Iste cozulmesi gereken mesele budur.

Saygilarimla;
evrensel-insan