Orijinalini görmek için tıklayınız : Dinlerin temel kaynağı....
AnTiMaSKe
17-03-2008, 06:09
Bu konuda pek çok şey söylendi,yazıldı çizildi...
Ben bu başlık altında size birkaç makale snucam.
Amacım dinlerin ne denli pagan kültüründen geldiğini sizlere açıklamak.
Bazı arkadaşlar diyecekler ki "hepsinin temelinde Allah var o yüzden benzer"...
Ancak bu iddia küçük bir çocuğun babasının kendisine çektiğini söylemesi gibi birşeydir.Sümer ve mısırlılar yazının ilk kaşifleri olduğundan onlardan önce gelen dinleri tanımamız gerekliydi...
AnTiMaSKe
17-03-2008, 06:10
Kurdukları kardeşlik *ittifakı, aralarındaki * zıtlıkların korunmasını gerektiriyor olsa ve bu nedenle *her biri *kendi öz törelerine bağlı kalmaya çalışıyor olsalar *da, yine de, eski toplum birimler *arasındaki *ittifak yaşamı, *tarafların *kaçınılmaz *bir yakınlaşması *ile sonuçlanmış olmalıdır. Tıpkı günümüzde farklı ulusal topluluklar arasındaki kaynaşma eğilimine karşı durulamaması gibi.
Eski toplumda tanrıların tekleşme süreci, bu bakımdan, törelerin de ‘bütünleşme’ *süreci demektir aynı zamanda. Tıpkı günümüzde farklı dinlerin tek bir din halinde evirilme süreci yaşıyor *olmaları ve ulusal, yöresel, dinsel farklı törelerden bazıları elenirken, bazılarının *evrensel kabul yönünde ilerlemekte olması *gibi.
Eski toplumda, ittifak kurucu *görece küçük toplum birimler, bu süreç içinde, geçişme, kaynaşma yoluyla yeni bir toplum birim halinde * şekillenirlerken; bu arada her birine ait önceki toplumsal kurumlar da (töreler) birbirleri içine geçmeye başlarlar. Hiç olmazsa, yeni nesiller, farklı törelerin *orada alt bileşenler halini aldığı bir ‘tek’ ritüelin sahibi olmuşlardır artık. Modern dönemin ‘bir tek ritüeli’ içinde, kaynakları bakımından birbirine özünde *zıt *kurumların da *var olabilmesinin nedeni budur. Tamamen farklı *toplumsal dönem ve işlevlere ait olan kurumların birbirine ulanmış, birbiri içinde erimiş *örneklerini, diyelim ki, düğün tören’lerinde *bastan sona izlemek mümkündür. Böyle durumlarda ayinle ilgili *sürecinin analitik yorumu, kaynaklara ulaşma *bakımından, çok daha gerekli hale gelir.
Eski Ahit’e göre Abraham, oğlunu, İshak’ı kurban etmek *istediğinde, başını vücudundan ayıracak *ve sonra da kutsal *ateşe atacaktı. Buradaki haliyle ‘tek’ bir ayinle ilgili süreci olarak tanımlanan bu tören, kurbanın başını *keserek (‘kan *akıtarak’) ve ateşte *yakarak öldürme *biçimli farklı iki ritüelden * oluşmaktaydı. Anlaşılıyor ki, daha Abraham sırasında, önceki ittifaklar *böyle bir kaynaşmanın ürününü vermişti. Eski Ahit’in *İsak’a ilişkin sunum anlatımı, daha önceki çağların iki *farklı ritüelinin * a+b olarak birbirine ulanmış, ‘tek’leşmiş halidir.
İslami yorumda, Abraham’ın kurban edilecek *oğulu İsmail’dir ve *kurban ritüelinde *‘ateşte yakma’ sunum biçiminden söz bile *edilmez. Ateş kültünü, ittifak halinde olduğu karşıt topluluğa ait gören bir geleneğe dayanan (“insan topluluğu ve cin-melek topluluğu”; “insanoğlu ve tanrıoğlu”... gibi ayrımlar buna bağlıdır) İslam’da ateş, bu nedenle, şeytan’ın yaratılış *ve cehennemin *eza aracıdır; bir kutsama aracı ise, hiç değildir. Şiilik veya Aleviliğin İslam içindeki yerini, su-suzluk motifli Kerbela; Ali, Ömer vb.kişilik öğeleri ile değil de, Sümer-Akad eski gelenek kökenleri temelinde anlamaya çalıştıkça, bu konunun, “Su ile Ateş”, “Gök ile Yer” *ikili kült birliği halinde sürüp gelen ana çizgilerin İslam içine yansımış halinden başka bir şey olmadığını *göreceğiz.
Abraham’ın oğul kurban sunum anlatımlarında, sunumundan önce veya sonra, kurbanın *(sunucunun değil) su ile gerçekleşen *kutsal *bir arınma işleminden de bahsedilseydi; Sümer-Akad geleneğinde başlangıcından bu yana *tanımış olduğumuz üç önemli farklı sunum biçimini, ‘tek’ bir ayinle ilgili içinde *birbirine eklenmiş haliyle de *tanımış olacaktık. Yakılarak veya toprağa gömülerek defnedilen ölü bedenin, bu törenlerden *önce *mutlaka * yıkanması kuralını, İlyada anlatımları ve İslam uygulaması tamamlar.
Devamı: http://toplumvetarih.blogcu.com/557028/
AnTiMaSKe
17-03-2008, 06:11
Asanaların yapılması, çok eski bir bilim olan Hathayoganın bir kısmını oluşturuyor, ve yogik ya da psikolojik değerlerinin yanı sıra insanı daha sağlıklı yapan, organların zindeliğini ve dinçliği artıran birkaç duruştan ibaret. Asana Sözcüğü ‘duruş’ veya ‘pozisyon’ demektir. Asana bireyin bedensel ve zihinsel metin, sakin, sessiz ve rahat kalabilmesi için yaşam hali demektir.
Sansktitçe Surya ‘güneş’ Namaskara ise ’selamlama’ veya ‘bağlantı’ demektir. Böylece Surya Namaskara ‘güneşle bağlantı’ anla.ına gelmektedir. Surya Namaskara bedende akan güneş enerjisinin canlandırma tekniğidir. Güneş ruhi bilinç simgesidir.
Şimdi Suryacıların Güneşe tapınırken uyguladıkları Surya Namaskara nasıl yapılır birlikte öğrenelim.
1 - Dik olarak ayakta durun. Bacaklarınız bitişik. Beden dik ancak rahat olsun. Ellerinizi göğüs kafesinizin önünde birleştirin ( Namaskar Mudra).
2- Kollarınızı yukarı doğru kaldırın. Bu sırada kollarınızı ve dizlerinizi bükmeyin.
3- Kalçanızdan bükülerek öne doğru eğilin, avuçlarınız aşağıya ve alnınız dizlerinize baksın. Dizlerinizi bükmeyin.
4- Elleriniz ve ayaklarınız aynı yerde kalacak şekilde dizlerinizi yere koyun bedeniniz dizlerinizin üzerinde, kalçanız topuklarınıza değsin ve alnınız yerde olsun.
5-Geriye doğru gelirken nefes alın
6- Dördüncü sırada ki hareketleri tekrar edin.
7- Yavaşça ayağa kalkın.
8- Bir sonraki tura geçmeden önce Namaskar Mudra duruşuna gelin
Nefes alın…
Namaskara’da nelere dikkat etmelisiniz :
1- Her zaman boş bir mide ile yapın
2- Açık ve temiz havayı tercih edin. Havası iyice temizlenmiş bir oda da olabilir.
3- Tek başınıza veya bir grup ile yapabilirsiniz. Unutmayın ki grup çalışmaları, kollektif şuur oluşturur.
4- Temiz bir mat veya örtü kullanın.
5- Çalışmadan 1/2 saat önce yıkanın.
6- Bel fıtığı veya bel problemi olanlar, yüksek tansiyon hastası olanlar, bu çalışmayı önce doktorlarına danışmalıdırlar
7- Rahat ve bol bir giysi seçin.
9- Çalışmanın her anında bedeninizin tama.ını iyice hissedin. Tam bilinç içinde hissedin.
Müslümansanız egsersizler bittikten sonra önce sağa, sonra sola selam vermeyi unutmayınız.
AnTiMaSKe
17-03-2008, 06:13
Tarih sahnesinde insanın yaratılışı ile ilgili ilk kayıtlar Sümer metinlerinde bulunur.Sümer kayıtlarında bulunan insanın Nefilimler tarafından yaratılışı ilk bakışta hem evrim teorisine hemde kutsal kitaplara uymaz.Ama dikkatli incelenirse bu kayıtların hem evrim teorisini hem de Ahit hikayelerinin doğruluğunu onaylayabilir ve ikisi arasında çatışma olmadığını göstere bilir.
Tanrıların insanları , belirli metinlerde insanı bilinçli bir şekilde yarattığı ve hemde tarif edi len göksel olaylar ile başlayan evrimsel zincirdeki bir halka olarak tarif eder.
Sümer metinlerinde insanın henüz yaratılmamış olduğu nippurda sadece tanrıların oturduğu sırada meydana gelen olaylarla dolu örneklemeleri kaydeder.Aynı zamanda dünyanın yaradı- lışı ve üstündeki bitki ve hayvan yaşamının gelişimini, geçerli olan evrim teorisine göre açık- lar
Sümer metinleri Nefilimler dünyaya ilk kez geldiğinde tahıl ekme,meyve ağacı dikme ve da var güdme işlerinin henüz yayılmadığını belirtir.Aynı anlatımlar Tevrat da anlatılanla aynı şe- kil de altıncı gün ve evrim sürecine yerleştirilir.
Ve henüz yerde bir kır fidanı yoktu,
ve bir kır otu henüz bitmemişti.
Ve toprağı işlemek için adam yoktu.
Tüm Sümer metinleri tanrıların , işlerini yapmak için insanı yarattığını yazar.Marduk tarafın dan söylenen yaradılış destanında ;
Aşağı bir ilkel yaratacağım ;
İnsan olacak adı Bir ilkel işci yaratacağım ;
Tanrılara hizmet etmekle yükümlü olacak Onlar rahat edebilsin diye.
Sümerlilerin ve akadların insan ‘ı adlandırdıkları terimler ,onun statüsü ve bizzat amacını bizzat anlatır ; lulu (ilkel) , lulu amelu ( ilkel işci) ,
Eski ahit çağlarında nefilim ilah ,rab,hükümdar,efendi,yönetici dir.Genellikle daha sonra ibadet diye çevrilen terim avod (calışma) dır.Kadim insan tanrısına ibadet etmez sadece onun için çalışır.
Ahitteki ilah , Sümer anlatıları gibi insanı yaratır yaratmaz bir bahçe dikti ve insanı çalışma ya atadı.
- RAB Tanrı doğuda, Aden’de bir bahçe dikti. Yarattığı Adem’i oraya koydu. Tekvin 2:8
Sümer yazılarında insanı yaratma kararı bir meclis tarafından alınmıştır.Eski ahitte bu anla tım Tanrı (Elohim) ; çogul ilahların kullanılması dikkatten kaçmamalıdır.
Tanrı(Elohim), “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi . Tekvin 1:26
Elohim , yani tanrılar adem ve havanın bilgi ağacının meyvesini yediklerinde yine seslenirler ,
Sonra, “Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu” dedi, Tekvin 3:22
Kutsal kitaplardaki yaradılış hikayelerinin Sümer kökeninden çıktığı açıktır.Eski ahit insanın tanrı olmadığını ve göklerden gelmediğini netleştirmek için epey uğraş verir.Gökler ,göklerin efendisinindir ve insanoğluna dünyayı vermiştir.
Sadece belirli bir biliş ve ilahi bir ömür süresi eksiği olan Adam, diğer her açıdan yaratıcıla-
rının suretinden (selem) ve benzeyişinde (dmut) yaratılmıştır.Metinde dmut ve selem terimle ri insanın tanrılara hem fiziksel hemde içsel benzerliği konusunda şüpheye yer bırakmaz.Tanrı lar ve insanların tüm kadim resimsel betimlemelerinde , bu fiziksel benzerlikleri açıktır.
Eski Ahitte , İbranilerin Tanrısı yüzyüze görülebilir,görüşülebilir,işitile bilir ve konuşulurdu. Tanrıların elçileride insana benzer ve tanrılar gibi davransın diye yaratılmıştır.
Nefilimlerin fiziksel ve duygusal kopyası olması gerçekte mümkünmüdür ? İnsan gerçekte nedir ?
İnsan nedir ? sorusuna batı dünyası uzunca bir süre dünyada yaşayan tüm canlıların hakimi ol sun diye yaratıldığını fikri verilirken 1859 da Darwin adlı İngiliz doğa bilimci “Doğal seçme yoluyla türlerin kökeni veya hayat mücadelesinde istenen ırkların korunması “ adlı eserinde doğal evrim hakkındaki daha eski düşüncelere ; bitki , hayvan ve tüm türlerin hayatta kalma mücadelesinin sonucu olarak doğal seleksiyon kavramını eklemiştir.Darwinden daha önce ö nemli jeologlar 1788 de İbrani takviminin öne sürdüğü insanlık tarihinin gerçekle uyuşmadığı nı öne sürmüş ve kilisenin oldukça yopun tepkisini çekmiştir.Bu tepki Darwinin aldığı tepki den oldukça fazladır. Darwinin patlattığı bomba ; insan da dahil olmak üzere tüm canlı varlık ların evrimin bir ürünü olduğu sonucudur. Süreç içinde ortaya çıkan kanıtlar kilisenin düşün- ceye karşı eleştirisini azaltmıştır. Eski Ahiti tümüyle geçersiz kılan ; bedensel olmayan bir yaradanın kendi suretin den canlı yaratmasıdır.
Bizler süreç içinde evrimleşmiş maymunlarmıydık ?
Bilim adamları basit teorileri sorgulamaları sonucunda evrim ; yaşam ve en basit tek hücreli yarattıktan sonra insana dek yaşam biçimlerinin dünya üzerindeki gelişmelerine sebep olan olayların genel rotasını açıklayabilir.Ama evrim , evrimin gerektirdiği milyonlarca yıl açısın dan Homo Sapiens in bir gecede oldu denebilecek ve Homo Erectus dan aşamalı bir değişi mi belirtecek daha eski safhalara ait kanıt olmadan ortaya çıkışını açıklayamaz.
Homo cinsinin hominid’i evrimin bir ürünüdür.Ama Homo Sapiensi eni ve devrimci bir üründür.Bilim tarafından açıklanamaz 300.000 yıl önce ortaya çıkmıştır.Bilim cevap veremez ama Sümer ve Babil metinlerinde insanın yaradılış zamanlarıyla ilgili zaman dahi ortaya ko – nur.
- 10 dönem boyunca işin zorluğundan ıstırap çektiler
- 20 dönem boyunca işin zorluğundan ıstırap çektiler
- 30 dönem boyunca işin zorluğundan ıstırap çektiler
- 40 dönem boyunca işin zorluğundan ıstırap çektiler
Nefilim yörüngesi bir şar’a yani 3.600 dünya yılına eşittir.İnişlerinden 40 şar yılı sonra sü mer kayıtlarına göre nefilimler isyan ederlerler.Eğer çıkan sonuca göre nefilimler ilk inişlerini 450.000 yıl kadar önce yapmışlarsa o zaman insan insanın yaradılışı 300.000 yıl kadar önce ol malıdır.Nefilimler memelileri,primatları veya hominidleri yaratmadı , nefilimler modern insa-nı yarattı.Bir Sümer metni ;
Adamuyu yaratmak için uykusundan uyandırılan EN.Kİ nin hikayesinde ;
“Adını söylediğiniz yaratık MEVCUTTUR “
Mevcut bir canlının üzerinde oynayarak kendi özelliklerini vermişlerdir.Maymun adam alınır (homo erectus) ve üzerinde kendi benzeyişleri verilir.
Evrim ile insanlığın serüvenini anlatan Sümer metinleri birbiriyle çalişmez tam aksine bir birini destekler.
İnsanoğlu yaratıldığındaEkmek yemeyi bilmiyordu
Giysiler giymeyi bilmiyorlardı
Bitkileri koyunlar gibi ağzıyla yerler
Suyu bir çukurdan içerlerdi.
Böyle hayvana benzeyen insanlar gılgamış destanındada tarif edilmektedir.Metinde stepler de Endikunun uygarlaşmasından önce nasıl olduğunu anlatır.
Tüm bedeni kıllarla kaplıydı
Kafasındaki saçlar bir kadınınki gibi uzundu
Ne halkı ne diyarı bilirdi
Yeşil otlaklardanmış gibi giyinirdi
Ceylanla birlikte otlarSu çukurunda
Vahşi hayvanla itişip kakışırdı
Sudaki kıpır kıpır oynaşan yaratıklarla
Kalbi neşe dolardı
Akadça metinlerde hayvana benzeyen insanı tarif etmekle kalmaz onunla karşılaşmayı dahi anlatır.
Şimdi tuzak kuran bir avcı
Onunla su çukurunda karşılaştı
Avcı onu gördüğünde
Yüzü hareketsizleşti
Yüreği daraldı yüzü bulutlandı
Karnı üzüntüden büzüldü
Bu kabarık tüylü maymun-insanlaı hayvan dostları ile gösteren bir çok silindir mühür bulun- muştur.Derken ,insan gücü ihtiyacı ile yüzyüze gelen ve ilkel işci elde etmeye karar veren ne filimler için en uygun çözüm hayvanı evcilleştirmektir.Homo erectus sürekli sorun çıkarmak tadır , zeki, vahşi ve fiziği iş için uygun değildir.Nefilimlerin araç ve gereçlerini kullanabilme li ,emirleri algılayabilmeli yararlı bir emulu olmalılardır.
Bir canlı organizmanın kendi benzerini üretmesinin genetik kodlarla olduğu artık bilinmek tedir.Yapay döllenmenin yanı sıra farklı türler arasındaki çapraz döllenme konularındada bi- lim oldukça yol almıştır.
Klonlama denilen işlem ;(Grekçe dal anlamına gelen klon kelimesinden) bir bitkiden alınan bir dalın yüzlerce aynı bitkiden üretilmesini sağlayan yöntemin hayvanlara uygulanmasıdır.
New York’ta bulunan Hastings-on-Hudson da yapılan deneyler , insan klonlama veya kopya lama tekniklerinin çoktan beri mevcut olduğunu gösterir.İşlem için insanın üreme organından hücre şart değildir.İnsanın yapısını oluşturan herhangi bir hücreden örnek yeterlidir.Normal döllenme anne ve baba kromozomlarının birbirinin üzerine yapışarak daha sonra yine 23 kro mozom çifti olarak ayrılmasıdır , buda DNA larda bazı değişikliklere sebep olur. Ama klon lamada , döl, ayrılmamış kromozom takımlarının tam bir kopyasıdır.İnsanın birebir kopyasını yapmak sayısız sayıda Hitlerler,Bushlar üretilmesi demektir.
Bir diğer konu hücre füzyonu denilen işlemin genetik mühendisleri tarafından artık mükem melleştirilmesidir.Bu işleme göre farklı kaynaktan alınan hücreler ile her biri genetik açıdan tam ama ata hücreler açısından bakıldığında tamamen yepyeni bir genetik kod taşıyan iki yeni hücre olmaktadır.Yani birbiriyle uyuşmayan canlı organizmalarının ,mesela bir fare ve tavuk hücrelerinin , genetik karıştırma ile yeni bir canlı , ne fare nede tavuk , yaratılabilir.Bu insan ve hayvan içinde yapılabilir.
450.000 yıl önce uzay yolculuğu yapan Nefilimler için genetik mühendislik alanında ileri olduklarını düşünmek pekte yanlış bir kanı olmaz.İster genetik klonlama ,isterse füzyon ,gene tik nakil veya bilmediğimiz bir yöntem olsun bunları biliyorlardı ve bunları sadece labaratuar ortamında değil canlı ortamındada yürütüyorlardı.
İki yaşam kaynağının karıştırılmasına yönelik kadim metinleri Berossus tapınağında gör – mekteyiz.Berossus a göre ; ayrıca Deus (tanrı) diye de adlandırılan ilah Belus (efendi) çeşitli ürkütücü varlık belgeleri ortaya çıkmıştır.
Bazıları çift ve dört suratlı olan kanatlı erkeler, tek bedende biri erkek diğeri dişi iki kafalı canlılar, keçibacaklı ve boynuzlu , insan başlı boğalar köpek başlı atlar gibi canlıların resimle ri Babildeki Belus tapınağı duvarlarında korunmaktadır.
Nefilimler kendi suretlerinden önce diğer alternatifleri denemişler ve bunlarla ilgili deney ler yapmışlardır.Bu yapay yaratıklar yaşayabilmekte fakat üreyememektedir.Kadim yakın do- ğuda tapınak alanlarında bulunan boğa-insan ,aslan-insan bir sanatçının hayal gücünden öte başarısız deneylerin bir göstergesidir.
Sümer metinlerinde mükemmel işci biçimlendirilmesi gayretlerinde EN.Ki ve ana tanrıça (Ninhursag) tarafından deforme edilen insanlardan bahsedilir.
Ninhursag’ın sarhoş olup EN:Kİ yi çağırdığı anlatıda ;
“insanın bedeni ne kadar iyi , ne kadar kötü ?
kalbim öyle diyor ki,onunkaderini iyi veya kötü yapabilirim.”
Deneme çalışmaları sonucunda çişini tutamayan bir erkek, çocuk doğurmayan bir kadın, cinsel organı olmayan insan üretilmiştir.Yapılan denemelerden sonra mükemmel insan ba- şarılmıştır.EN:Kİ onu Adapa diye adlandırdı.Eski ahit ise Adem.Bizim bildiğimiz Sapiens.
Bu son ürünle nefilimler ,insan kızlar ile uyuşmakta ,onlarla evlenip çocuk edinebilecekler dir.Bu kaynaşma sadece nefilimler ile aynı yaşam tohumundan oluşturulanlar için geçerlidir ve kadim metinlerde vurgulanan budur.Metinlerde bulunan lulu terimi ilkel anlamına gelsede karıştırılmış anlamına gelir.Mezapotamya kavramında insan ahitlerde olduğu gibi bir tanrının kanı ve kil in karışımından olmuştur.EN.Ki erectusu teknik bir olayla dönüştürmüştür bu olay
“dünyanın bodrumundantam abzu nun üstündenbir yuvarlak olana dek kili karıştırve bir yuvarlak şekil verkili doğru hale getirecek olaniyi, bilen genç tanrılar sağlayacağım “
Bu yazının Eski ahit karşılığı ,
RAB Tanrı Adem’i topraktan Yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu. Tekvin 2:7
Genelde varlık diye çevrilen ibranice terim nefeş tir.canlı bir yaratığı canlandıran ve öldü ğünde onu terk eden, elle tutulamaz o ruh tur.İnsanın yaratışının ahit versiyonunda nefeş (ruh , can) ve kanı eşdeğer tutar.Eski ahitteki eksiklikler mezapotamya metinlerinde açıktır.İnsanın biçimlendirileceği karışım için kanın gerekliliğini belirtmekle kalmaz, bunun bir tanrının kanı, ilahi kan olması gerektiğinide açıklar.
Tanrılar insanı yaratmaya karar verdiği zaman liderleri açıklar “Kan toplayacağım, kemikle ri var edeceğim” Kanın belirli bir tanrıdan alınmasını öneren Ea , “ilkeller onun modeli ardın ca biçimlensinler.” Ve tanrıyı seçtiler ,
Onun kanından ,insanoğlunu biçimlendirdilerÜstüne hizmeti yüklediler,tanrılar serbest kalsın diyeBu idrakin ötesinde bir işti.
Tanrılar insanlar gibi….destanına göre ,tanrılar daha sonra doğum tanrıçasını (ana tanrıça ninhursag) çağırdılar ve görevi yerine getirmesini istediler.
Doğum tanrıçası buradayken
Doğum tanrıçası döller biçimlendirsin
Tanrıların anası buradayken
Doğum tanrıçası bir lulu biçimlendirsin
İşciler ,tanrıların yükünü taşısınBir lulu amelu yaratsın
Boyunduruğu o taksın.
Bilim adamlarının incelemeleri sonucunda varmış olukları kanı esk, ahit metinlerinin orjinalinin sümet tabletleri olduğudur.Sümerce tabletlerde yukarıdakine ilişkin yüzlerce me tin ve resim bulunur.Bu metinlerin bize anlattığı ; maymunadamları hayvanlarla karıştırarak
Bir ilkel işçi yaratmaya calışan tanrılar işe yarayacak tek karışımın maymunadamlar ile Nefi- limler arasında olabileceği sonucuna varırlar.Bir kaç başarısız denemeden sonra Adapa/Adem yapılır.Başalangıçta sadece Adem yaratılmıştır.Adapa/Adem Sümer metinlerinin anlatımları na göre genetik model ve kalıptır.Bu kopya hem erkek hemde dişidir.Kadının biçimlendirilme sine yönelik eski ahitteki “ kaburga “ , sümerce Tİ (kaburga ve yaşam) üstünde bir kelime oyunudur.Havvanın ,Ademin yaşam özünden yapıldığı budur.
İnsanın yaradılışı ve yaradılış sürecinde yaşanan süreçleri yansıtan bir çok tablet ve resim in yanında , Tanrılar insanlar gibi….metninde geçen pasaj insanın davranış ve genel özellikle ri hakkında önemli bilgi sunar.Gereken “ilahi “ unsur sadece tanrının damlayan kanı değildir.
Çok daha temel ve kalıcı olan bir şeydir , seçilen tanrının TE.E.MA sının olduğu belirtilir bu kelimeyi çeviren, Oxford üniv prof. W.G.Lambert ve A.R.Millard , kişilik olarak çevirmişler dir.Yanlız bu terim çok daha spesifik olarak hafızayı yerinde tutan anlamınada gelmektedir. Aynı terim akadça versiyorda “ruh” olarak çevrilen etemu olarak yer alır.Her iki durumdada tanrıların kanında kişiliği saklayan şey , Ea nın bu kan üzerinde çalışma yaptığı gen dir.
Kil içinde ,tanrı ve insan bağlanacakBir araya getirilmiş bir birlik içindeÖyleki son günlere kadarBir tanrıdan olgunlaşanEt ve canO can bir kan bağında bağlanacakOnun işaretini yaşam ilan edecek
Ki bu unutulmasın can bir kan bağında bağlansın.
Metin tanrının kanının ,tanrı ve insanın genetik olarak son günlere bağlanması için kile karıştırıldığını belirtir; böylece tanrıların hem eti (suret) hemde canı (benzeyiş) insan üstüne asla koparılamayacak bir kan bağı ile basılacaktır. “Gılgamış destanı” tanrılar yarı ilahi olan gılgamışlar için bir kopya yaratmaya karar verdiklerinde ana tanrıçanın “kil” i tanrı ninurta özü ile karıştırdığı bilinmektedir.
Mezapotamyanın yada ahitin metinlerinin kanıtları ,biri tanrı diğeri homo erectus un olan iki gen takımını kaynaştırmak için benimsenen işlemin ,ilahi unsur olarak erkek genleri ve dünyasal unsur olarak dişi genlerini kullanmayı içerdiği önermektedir.
İlahın , Adem’i kendi suretinden ve benzeyişinde yarattığını tekrar tekrar iddia eden Tek – vin kitabı daha sonra Ademin oğlu Şit in doğumunu şu sözlerle ifade eder.
Adem 130 yaşındayken kendi suretinde, kendisine benzer bir oğlu oldu. Ona Şit adını verdi.
Tekvin 5:2
Adem süreçte Nefilim tarafından yaratılmışken , şit tamamen biyolojik bir süreçtir.Adem in erkek spermi dişi yumurtası ile döllenerek oluşmuştur.Adem ise bir dişi yumurtanın nefi-lim tarafından döllenmesi ile ortaya çıkmıştır.Tanrısal unsurların karıştırıldığı kil tüm metin- lerin ısrar ettiği gibi dünyasal bir unsur olarak maymun kadının yumurtasına sokulmuştur.
Kil yada kalıplanan kil için akadça terim tit’tir. Orjinali Tİ.İT (yaşamla olan) ,ibranice tit, çamur anlamına gelir, ama eş anlamlısı bişa (bataklık) ve beşa (yumurta) ile bir kök paylaşı lan boş ‘ tur.
Yaratılış metinleri kelime oyunlarıyla doludur ,
Adem_____ adama – adamtudam ; boş – bişa – beşa ___(kil-çamur-yumurta)
Efsaneler ve mitler ,eski ahit bilgileri ve modern bilim farklı bir açıdan daha uyum içinde dir. Modern antropologlar insanın güneydoğu Afrika da evrimleştiği bulguları için , mezapo tamya metinlerinde insanın yaratılışının APSU da olan “kutsal Amama” dünya kadınından bahseder.
İnsanın yaratılışı metninde , enki ana tanrıçaya şu talimatı verir : dünyanın bodrumundan tam absunun üstünden, kili bir yuvarlak olana dek karıştır.Mekanı olarak Apsuyu biçimlen diren Ea nın yaratılışına yakınan bir ilahi şunu belirterek başlar ,
Apsu daki ilahi Ea
Bir kil parçasını kopardı
Tapınakları tamir için kulla yarattı.
Metinler son derece açık biçimde belirtilirlerki Ea Eridu da su kenarında tuğladan bir ev kur muşken Abzu da değerli taşlar ve gümüşle süslü bir ev inşa etmiştir.Yaratığı olan insan ora dan çıkmadır.
AB.ZU nun efendisi ,kral Enki
Evini gümüş ve lapis-lazuliden inşa etti
Gümüşü ve lapis-lazulisi ,parıldayan ışık gibi,
Baba, AB.ZU da uygun biçimde şekillendirdi.
Parlak simalı yaratıklar
AB.ZU dan hasıl oluyorlar,
Efendi nudimmud un çevresinde duruyorlardı.
Çeşitli metinlerde İlk yaratılan bu ilkel işcilerle çalışan diğer anunnakiler arasında sorun lar olduğunu gösterir.
Efendiye karşı isyan eden ev Efendiye boyun eğmeyen evAL.A.Nİ onu efendiye boyun eğdirtti.Kötünün bitkisinin başını ezerKöklerini söker başını koparır.
İnsan yaratıldığı zaman Anunnakiler işlerini onlara devrederler ,
Anunnakiler ona doğru seyirtti
Ellerini selamlayarak kaldırdılar
Enlil in kalbini dualarla yumuşattılar
Ondan istedikleri kara başlı olanlar idi
Kara başlı halkaTutmaları için kazmaları verdiler.
Tekvin kitabında benzer biçimde Adem in mezapotamya nın batısında bir yerlerde yaratıldı ğı ve aden bahçesinde çalışmak üzere doğuya doğru mezapotamya ya getirildiği bilgisini ve-rir.
RAB Tanrı Aden bahçesine bakması, onu işlemesi için Adem’i oraya koydu. Tekvin 2:15
Örnekleri çoğaltmak mümkündür.Sonuç olarak dünya tarihini, bilimleri , dinlerin anlatıldı-ğı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır.
Kaynakça/Sitchin
thunderpoint
17-03-2008, 09:54
Sevgili antimaske,
Tüzüğümüz gereği 10 mesaj kotanız dolana kadar başlığı kilitliyorum..
Ahlaksız
24-07-2012, 16:21
Namaz öğreniyoruz, Hindulardan
Asanaların yapılması, çok eski bir bilim olan Hathayoganın bir kısmını oluşturuyor, ve yogik ya da psikolojik değerlerinin yanı sıra insanı daha sağlıklı yapan, organların zindeliğini ve dinçliği artıran birkaç duruştan ibaret. Asana Sözcüğü ‘duruş’ veya ‘pozisyon’ demektir. Asana bireyin bedensel ve zihinsel metin, sakin, sessiz ve rahat kalabilmesi için yaşam hali demektir.
Sansktitçe Surya ‘güneş’ Namaskara ise ‘selamlama’ veya ‘bağlantı’ demektir. Böylece Surya Namaskara ‘güneşle bağlantı’ anlamına gelmektedir. Surya Namaskara bedende akan güneş enerjisinin canlandırma tekniğidir. Güneş ruhi bilinç simgesidir.
Şimdi Suryacıların Güneşe tapınırken uyguladıkları Surya Namaskara nasıl yapılır birlikte öğrenelim.
1 – Dik olarak ayakta durun. Bacaklarınız bitişik. Beden dik ancak rahat olsun. Ellerinizi göğüs kafesinizin önünde birleştirin ( Namaskar Mudra).
2- Kollarınızı yukarı doğru kaldırın. Bu sırada kollarınızı ve dizlerinizi bükmeyin.
3- Kalçanızdan bükülerek öne doğru eğilin, avuçlarınız aşağıya ve alnınız dizlerinize baksın. Dizlerinizi bükmeyin.
4- Elleriniz ve ayaklarınız aynı yerde kalacak şekilde dizlerinizi yere koyun bedeniniz dizlerinizin üzerinde, kalçanız topuklarınıza değsin ve alnınız yerde olsun.
5-Geriye doğru gelirken nefes alın
6- Dördüncü sırada ki hareketleri tekrar edin.
7- Yavaşça ayağa kalkın.
8- Bir sonraki tura geçmeden önce Namaskar Mudra duruşuna gelin
Nefes alın…
Namaskara’da nelere dikkat etmelisiniz :
1- Her zaman boş bir mide ile yapın
2- Açık ve temiz havayı tercih edin. Havası iyice temizlenmiş bir oda da olabilir.
3- Tek başınıza veya bir grup ile yapabilirsiniz. Unutmayın ki grup çalışmaları, kollektif şuur oluşturur.
4- Temiz bir mat veya örtü kullanın.
5- Çalışmadan 1/2 saat önce yıkanın.
6- Bel fıtığı veya bel problemi olanlar, yüksek tansiyon hastası olanlar, bu çalışmayı önce doktorlarına danışmalıdırlar
7- Rahat ve bol bir giysi seçin.
9- Çalışmanın her anında bedeninizin tamamını iyice hissedin. Tam bilinç içinde uygulayın
http://www.youtube.com/watch?v=rxBIPlYRojw
Müslümansanız egsersizler bittikten sonra önce sağa, sonra sola selam vermeyi unutmayınız.
http://islamiyetgercekleri.wordpress.com/namaz-ogreniyoruz-hindulardan/
--------------------------------------------------------------------------
Putperest ibadetlerinden biri namazdır.Namaz, güneş kültünün ritüellerinden biridir ve Hint kökenli bir ibadettir.İslam öncesi Araplar da namaz kılarlardı. Günümüzde Hindular da namaz ritüellerini devam ettirirler. Sansktitçe "Surya" güneş Namaskara" ise selamlama veya bağlantı demektir. Böylece "Surya Namaskara" 'güneşle bağlantı' anlamına gelmektedir. Surya Namaskara, bedende akan güneş enerjisinin canlandırma tekniğidir. Arap putperestlerinin namaz kıldığı Kur'an'da yazılıdır.
Enfal-35. Ve ma kane salatühüm ındel beyti illa mükaev ve tasdiyeh fe zukul azabe bi ma küntüm tekfürun.Bilindiği üzere Arapça'da salat namaz demektir.''Onların Kabedeki namazları, ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Küfrünüzden dolayı azabı tadın.Namaz törenlerindeki ıslık ve alkışlar nedeniyle putperestlerin kıldığı namaz eleştiriliyor. Putperestler de günde 5 vakit namaz kılarlardı.
Şaharit namazı - sabah namazı
Musaf namazı - öğle namazı
Minha namazı - ikindi namazı
Neilat Şerarim namazı - akşamüstü namazı
Maarib namazı - akşam namazı
kaynak; Hayrullah örs, Musa Ve Yahudilik, s.399-405; Doç.Dr. Ali Osman Ateş, Asr-ı Saadette İslam; Şaban Kuzgun, Hz. İbrahim Ve Hanifilik, s.117; Epstein, Judaism. kuran'da geçen namaz vakit sayısı 3 olmasına rağmen 5 vakit kılınıyor olması zamanla putperest döneme dönüldüğü şüphesi taşımaktadır.aynı şekilde abdest de putperestlerde vardı. Cünup olunca boy abdesti alırlardı. (İbn-i habib, Muhabber)
http://cukko.net63.net/putperest-ibadetler.html
http://www.youtube.com/watch?v=VXTpTRuPiPQ
Namaz öğreniyoruz, Hindulardan
Enfal-35. Ve ma kane salatühüm ındel beyti illa mükaev ve tasdiyeh fe zukul azabe bi ma küntüm tekfürun.Bilindiği üzere Arapça'da salat namaz demektir.''Onların Kabedeki namazları, ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Küfrünüzden dolayı azabı tadın.Namaz törenlerindeki ıslık ve alkışlar nedeniyle putperestlerin kıldığı namaz eleştiriliyor. Putperestler de günde 5 vakit namaz kılarlardı.
Şaharit namazı - sabah namazı
Musaf namazı - öğle namazı
Minha namazı - ikindi namazı
Neilat Şerarim namazı - akşamüstü namazı
Maarib namazı - akşam namazı
Mekke'de ve civarinda Hindu mu varmis o donem? :)
Nerde ayette Kabe kelimesi? Beyt geciyor orada. Ustelik beyt'in yaninda.
Ahlaksız
24-07-2012, 16:49
Mekke'de ve civarinda Hindu mu varmis o donem? :)
Nerde ayette Kabe kelimesi? Beyt geciyor orada. Ustelik beyt'in yaninda.
Olmaz olur mu sayın Neva:)
Brahma putu bile varmış Kabe'de..Bildiğiniz gibi Mekke ticaret kervanlarının konakladığı bir yer..Mekke'ye ortadoğu civarından herkes gelirmiş..Hindularda gelmişler ve Mekke'liler Hinduların hem Tanrı'larına hem de ritüellerine sahip çıkmışlardır..Bir çeşit araklama:)
Brahma-Abraham-İbrahim:)
Ayette beyt geçiyor ama Diyanet Kabe olarak çevirmiş kelimeyi..Tıpkı salat kelimesini namaz olarak çevirmeleri gibi:)
Olmaz olur mu sayın Neva:)
Brahma putu bile varmış Kabe'de..Bildiğiniz gibi Mekke ticaret kervanlarının konakladığı bir yer..Mekke'ye ortadoğu civarından herkes gelirmiş..Hindularda gelmişler ve Mekke'liler Hinduların hem Tanrı'larına hem de ritüellerine sahip çıkmışlardır..Bir çeşit araklama:)
Brahma-Abraham-İbrahim:)
Ayette beyt geçiyor ama Diyanet Kabe olarak çevirmiş kelimeyi..Tıpkı salat kelimesini namaz olarak çevirmeleri gibi:)
Bahsedilen beyt bellidir Kuran'a gore. Nuh'un beyti.
Diyanet yapar zaten buldugu yere kafasina gore yapistirir.
Ahlaksız
24-07-2012, 17:22
Budizm'de Tavaf;
http://www.youtube.com/watch?v=WlrKLvE3tuU
Budizm'de Tesbih;
http://www.youtube.com/watch?v=kwBBhhEIa6I
Budizm'de namaz,rüku ve secde;
http://www.youtube.com/watch?v=IbX3Nj6NBik
http://www.youtube.com/watch?v=wipq7vp-2Jg
Şimdi burada önemli olan konu, insanların büyük bir çoğunluğunun neden bir dini inanç içine girdiğidir.
Eğer bu soruya gerçekçi bir yanıt arıyorsak, insanların çok önem verdikleri gereksinmelerini de hesaba almamız gerekir.
Bu konu çok önemli, yani yaşamsal bir gereksinme olarak ele alındığı ve de incelendiğinde, görürüz ki GÜVEN duygusu ilk insandan bu güne kadar önemini hiç de kaybetmeden devam etmektedir.
Mesela diyelim ki bir yabancı ülkeye gittiniz, ilk yapacağınız iş, kendinize bir otel odası bulup, onu sağlama almak olacaktır. Çünkü bilmediğiniz bu yerde, sizin güvende olabileceğinizi düşündüğünüz yer bu odadır.
GÜVEN çok geniş kapsaplı bir kavramdır. Öyle ki bu kavramın içine, sağlığımız da girmekte, geleceğe ait düşüncelerimiz de girmektedir. Tahmin dahi edemeyeceğimiz daha pek çok husus bu GÜVEN kavramına dahildir. Bildiklerimiz dahil bilmediğimiz konularda da GÜVEN içinde olmak hepimizce önemlidir.
Durum böyle olunca, hemen her insan, kendisini GÜVENde duyumsamak ister.
Neden dağ başında tek başımıza değil de, bir toplumsal yaşam içinde bulunmaktayız?
Bunun en başta gelen nedeni GÜVENdir.
İşte böylece, ilk insandan bugüne kadar en başta gelen, çok değer verdiğimiz düşüncemizGÜVENolarak kendisini gösterince, bunun sonucunda, DİN denilen inançların insanlara gereksinim duydukları bu GÜVENi sağladığı yadsınamayan bir gerçek olark karşımıza çıkmaktadır.
Konuyu açmadan önce forumda arama yaptım. Lafı geçiyor fakat üzerine bir konu açılmamış. Bugün İstiklal'de yürürken tuhaf fakat namaza benzer hareketler yapan üstü başı ıslak bir kadın gördüm (http://youtu.be/A4IY-A-AW0Y - Çekim bana ait değildir.İnternette buldum) ve ciddi anlamda ilgimi çekti. Daha sonra yaptığım araştırmalar neticesinde kökeni İslamiyet'ten çok çok öncelere dayanan bu uzak doğu ibadet biçiminin adının Surya Namaskara yani Türkçesiyle "Güneş Selamlaması" olduğunu öğrendim. Yorumsuz olarak sizlere sunuyorum:
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/eb/1Pranamasana.JPG/100px-1Pranamasana.JPG
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/72/3Uttanasana.JPG/100px-3Uttanasana.JPG
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/0/0b/5adho_mukha_shvanasana.JPG/100px-5adho_mukha_shvanasana.JPG
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/ed/2Urdva_Hastasana.JPG/100px-2Urdva_Hastasana.JPG
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/eb/1Pranamasana.JPG/100px-1Pranamasana.JPG
Evet bu ritüelin forumda daha evvelden de Namaz ile benzerliğini dile getirenler olmuştu. Aslında bu eski Hint ibadetlerinin İbrahimi dinlerle benzerliği eski Hristiyanlarca sık olarak dile getirilir. Hatta bir çok ateist İbrahim'in Brahma olduğu konusunda emin gibidir.
Bu konuyu güzelce araştırıp, daha önce derlenmiş Türkçe bir makale olup olmadığına bakmak lazım.
Ana sayfamızda İslam öncesi Arabistan ve İslamiyet'te Hint Töreleri isminde bir makale mevcut. Bu yazıda İslam öncesi Arabistan'a bazı Hint geleneklerinin nasıl geldiği anlatılmış. İlgilenenler bir göz atabilir:
http://turandursun.com/index.php?option=com_content&view=article&id=704:islam-oncesi-arabistan-ve-islamiyette-hint-toreleri&catid=58:ceviri-calismalarimiz&Itemid=127
Ondan daha da geriye gidin tarihsel olarak, farkli gunes selamlamasi gorebilirsiniz.
Yere tam kapanma seklinde.
Islam uzakdogu'dan almaz , namaz seklini. Tanah'tan alir.
Zira Kuran'da secde mevcuttur. Ayrica alninda secde izi olanlar diye ayet vardir.
Kaldi ki Tanah'a gore Ibrahim'in cikis noktasi Harran'dir. Babasi Terah'in yer degistirdigi bolgeler de bellidir. Antik adiyla Urhay.
Arkeolojik olarak Gobeklitepe bulgusu da bunu dogrular.
Ibrahim'in brahman olmadigi gayet aciktir.
Zira Gobeklitepe'deki eski donem seytan inanci ve eski donemdeki insana iliskin kurban anlayisi(insan kurban edilmesi) bunu ortaya koyar.
Dark_Prince
10-08-2012, 22:13
Bu konuda detaylı bir araştırma yapmıştım,okumanızı tavsiye ederim;
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=27790