PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yeni bir sosyalizm istiyorum.


qw19
24-04-2008, 23:09
Eskisinden memnun kalmadım ondan. Upgrade edilmiş, bugları giderilmiş olsun.

Sosyalizmin devlet tipinide şeklinide yanlış buluyorum. Daha fazla demokrasi olmalı, ademi merkeziyetçi olmalı.

Fakat en önemlisi üretim ilişkileride farklı olmalı eskisinden bunun nasıl olacağınıda kafa yormak şart. Bu alt yapı her yerde iflas etti. Teknolojik gelişmelere ayak uyduramadı.

Selamlar.

pante
24-04-2008, 23:43
İstediğin sosyalizm'in önce adını koyalım sevgili vgm.
Bence "Bilimsel Demokratik Sosyalizm" olmalı.

Çünkü sadece "Demokratik sosyalizm" dendiğinde Avrupa ülkelerindeki sözde sosyalistler akla gelecektir. Bilimsel'i de, proleterya diktatörlüğü kuracağız derken bürokratik diktatörlüğe mahkum kalanlara bırakmamak gerek.

25-04-2008, 10:40
Sevgili vgm,

Kanserin nasıl ki ileri aşamalarında tedavisi henüz bulunamadı ise tam eşitlikçi, tam sömürüsüz, tam özgürlükçü bir sistem henüz insanlık tarafından henüz bulunamadı. Önceleri Marksizm-Leninizm ile bulunduğu sanıldı ama bunun bir illüzyon olduğu anlaşıldı. Kapitalizmden kurtulmaya çalışılırken devlet kapitalizmine gömülündü.

İnsanlık tarafından ideal bir sistem bulunamadı demiştim. Bu daha ziyade altyapı için daha çok geçerli. Üstyapı olarak çok partili ama gerçek çoğulcu parlamenter rejim dünya çapında üstünlüğünü ispatlamıştır görüşündeyim. Bu nedenle adına ister sosyalizm diyelim ister başka bir şey ulaşmayı hedeflediğimiz ideal düzenin üstyapısının çoğulcu demokrasi olması gerektiği bana göre şarttır.

Bunun yanında geniş bir sivil toplumun varolması tabi bunu sağlamak için de örgütlenme özgürlüğü şarttır. Parlamento *üzerinde baskı grubu olması anlamıyla sivil toplum ulaşmayı özlediğimiz sosyalist toplumun olmazsa olmaz şartıdır. Marksist demokrasi anlayışında ne çok partili rejim ne de sivil toplum vardır. "Emekçiler zaten iktidardadır sivil topluma ve başka partilere ne gerek var" demenin getirdiği sonuçları gördük.

Doğu Almanya'nın resmi adı "Demokratik Almanya" idi. Demek ki sosyalizmin önüne filanca takıyı getirmekle bu iş olmuyor.

Günümüzün batı toplumları sosyalizme en yakın toplumlardır. Bizler sosyalizmi genellikle ML anlayışla yorumladığımız için batı toplumlarını sosyalizme en uzak toplumlar olarak yorumluyoruz. Günümüz batı rejimlerinin çözemediği en büyük sorun gelir dağılımındaki dengesizliktir. Bu sorunun kamulaştırma yöntemiyle çözülemeyeceğini gördük. Peki nasıl düzelteceğiz? Uygarlığın önündeki en önemli sorulardan biri budur ve aynen AIDS'in veya ileri evrelerindeki kanserin tedavi edilememesi gibi henüz tam çözümü görünmemektedir. Ancak tam çözümün olmaması kısmi çözümlerin olmadığı anlamına gelmez. Vergi oranlarındaki düzenlemeler, iş yasaları, işsizlik sigortaları, sendikalaşma, emekçilerin parlamentoda daha fazla sandalyelere ulaşması gibi yöntemler önemli ölçüde ilerleme ve sosyalizme gittikçe yakınlaşma demektir.

Özetle:

-Altyapıda özel teşebbüsün varlığına halen ihtiyaç vardır ve özel teşebbüs halen dünyadaki bilimsel-teknolojik ilerlemenin ve üretimin motor gücü olmaya devam etmektedir.

-Çoğulcu parlamenter rejim ve sivil toplum günümüzün ve geleceğin olmazsa olmaz şartıdır.

-Çoğulcu ve özgürlükçü rejimde emekçiler seslerini daha fazla duyuracak ve parlamentoda daha fazla sandalye alacak ve emekten yana düzenlemeler yapabileceklerdir.

-Emekçilerin önemli ölçüde temsil edildiği parlamento ve sivil toplum burjuvazinin sömürücü özelliğinin minimumda kalmasını sağlayacaktır.

-Sosyalizm dediğimiz mutlu topluma ulaşmanın yolu liberalizmin özgürlükçülük ve çoğulculuk ilkeleri ile Marksizmin eşitlikçilik ilkelerinin sentetiziyle mümkündür düşüncesindeyim.

mutluluk35
25-04-2008, 15:53
Tarihte *komünist *yönetimlerin *uygulandığı *ülkelere *baktığımızda,insanların *ekonomik *eşitlik *kavramıyla *tatmin *olamadıklarını *görürüz.Bu *durum *Sovyetler *yörüngesindeki *Macaristan ve *Polonya *ayaklanmalarında,Çindeki * Tiananmen *olaylarında *ya da Berlin *duvarının *yıkılışında açıkça *görülmüştür.

İnsanlık *tarihi *hükmeden *ile *hükmedilen *ayrımının *farklı *versiyonlarını *bize *göstermiştir.İşte *demokrasinin, totaliter *rejimlerden *farkı *da *kendini *burada *gösterir.Hükmeden *ile *hükmedilenin *çelişkisi *‘’yurttaşta’’ sentezlenmiştir.(tabi *diyalektiğin *mantığına da uygun *olarak tez ve antitezin *bazı *temel *karakteristikleri *korunarak).Demokrasilerde *hükmeden *bu temel * arzusunu *tatmin *ederken,hükmedilen de *talep *ettiği * takdirde *yöneten *sınıfına *dahil *olabileceğinin *bilincinde *olarak *yönetilmekte,ve *kendisini *yöneten *iktidarların *meşru *hak *ve *yetkilerinin *kendi *rızasından kaynaklanmasından *dolayı, insanlık *onurunun *tanındığının *bilincindedir.

Fakat *kapitalizmin *sömürü *düzeninin *aç *bıraktığı insan toplulukları da *saygınlık *peşinde *koşmaz.İnsan *önce *temel *doğal *ihtiyaçlarını *karşılamak *zorundadır.Dünya *kaynaklarının eşitçe *paylaştırılması *buna *çözüm *olabilir *diyebiliriz.Bu *defa *da *yukarıda *yazdığım demokrasinin,temel *getirilerinden *olan *mülkiyet *hakkına *müdahale *etmiş *oluruz.Fransız *devriminin *hürriyet *ve *eşitlik *ilkeleri *böylece *birbirini yok *eder *niteliktedir,zira *özgürlüğün *sınırsızlığı(liberal *ekonominin *bırakınız *yapsınlar *özgürlüğü) milyonlarca *sefalet *insanı *yaratırken, marxizmin *eşitliği *pratiğe *uyarlandığında *Sovyet *politbürosu *yaratır.İşte *burada *totaliterizm *kendini *gösterir,Doğu *Berlin halkı *eğitim, sağlık gibi hizmetleri *ücretsiz *alıyor *olmalarına *rağmen * Amerikan, İngiliz, Fransız büyükelçiliklerine sığınır ya da *batı *tarafına *geçmeye *çalışırken *öldürülür.

Burada *kapitalizm *ile *demokrasiyi *birbirinden *ayırmamız *gerekir.Demokrasi *burjuva *devriminin *ürünüdür,sermayeye *hizmet *eder *dersek,müslümanların ‘ gevur *icadıdır’ *yanlışına düşebiliriz.Böyle *düşünürsek *temel *hak *ve *özgürlükler * alanındaki *gelişmeleri,köleliğin *yasaklanmasını ,zencilerin *ve *daha *sonra *kadınların *oy *hakkı *elde etmesi *vb. konuları *açıklamakta *yetersiz *kalırız.Komünist *felsefenin *bana *vereceği *cevap *zaten *bu *tür *sosyal *statü *eşitsizliklerinin , eşitlikçi *komünal *toplum *düzeninin *bozulması *ve *üretim *ilişkilerinin *şekillendirdiği *üstyapıda *anlamını *bulmasıdır.Böyle *olduğunu *varsaysak *bile,artık *tarihin *başlangıcındaki *ekonomi *düzenine *geri *dönmek,üstapı *kurumlarını *tasfiye *etmeyecektir.Tek *yolu *bunu *zorla *gerçekleştirmektir *ki,adı *da *faşizmdir.Ayrıca *eşitsiz *ekonomi *düzeni *insanın *tatmin *yetersizliğinden *doğduysa, bu ihtiyacın tatmin edilmesi *aynı *ekonomi *modeline *geri *dönüşle *sağlanabilir mi, yoksa *bu *üst ihtiyaca *daha *üstün *bir *kavrayışın çözümü *mü *gerekmektedir *?.

Bu *çözüm *bence *herhangi *bir filozofun çözüm *önerisinden *ziyade,toplumsal *hafızanın *ürünü *olacaktır.Yani *çelişkileri *sentezleyerek *ilerleyen *tarihin *ürünü..Bahsettiğim *tatminsizlik *bir *insanın *hem *diğer *insanlar,hem *de *doğanın ürünleri *üzerinde *hükmetme *isteğidir.Geçici *çözüm *Fransız *devrimi *olmuştur,yukarıda *bahsettiğim *gibi *hükmeden-hükmedilen *tatminini * politik *düzeyde *sağlamıştır.Fakat *ekonomik *düzeyde *bir *iç *çelişkiye *sahiptir, adı *da *sınırsız *kapitalizmdir.Bu *çelişki *sistemin *yine *bazı *karakteristik *özellikleri *muhafaza *edilmek *şartıyla(büyük *olasılıkla *politik *yönetim *biçimi) *yeni *bir *sentezle *sonuçlanacak *gibi *görünüyor.Bu *mili *demokratik *devrim *mi *olur ,bilimsel *demokratik *sosyalizm mi *olur, kestirmek *güç.Ancak *gerekli *olan *bence *özgürlük *ve *eşitliğin,koordinat *düzlemi *üzerinde *düşünecek *olursak,optimum *doruk *noktasında olacağı *bir *yapıdır.

Ama *şu *bir *gerçek *ki,artık *sosyalistler de insan hak *ve *özgürlükleri *konularında *daha *duyarlı *olmaya *başladı.Şeriatçıların da *çoğunun *kendilerine *itiraf *edemeseler *bile,halkın *denetim *mekanizmasından *bağımsız *bir *halifeye boyun *eğeceklerini *zannetmiyorum.Onlar *da *bir *ülkenin *gizli *toplum *polisiyle *değil, gizli *oyla yönetilmesi *gerektiğinin *farkına *varmaya *başlamışlar *olsa *gerek.Saygılar

pante
25-04-2008, 20:57
Bilimsel Demokratik Sosyalizm, gerçekten bilimsel, gerçekten demokratik, gerçekten sosyalizm olmalıdır herşeyden önce.

Gerçekten bilimsel nasıl olur?
Bilime dayanmayan, dogmalardan üretilmiş, hayal mahsülü, sisteme değil bireysel başarılara bağlı fikirler, ilkeler, teoriler, taktik ve stratejiler edinilmez. Her alanda bilimsel teoriler üretilir ve uygulanır. Bilimselliği tartışılmayan, üzerinde toplumsal mutabakat sağlanmamış ya da toplumun sosyal niteliklerine ters *kararlar alınmaz. İster lider olsun ister teorisyen bir ya da birkaç kişinin ortaya koyduğu fikirler tabulaştırılıp emrivaki yapılamaz. Bu tür fikirler bilim senatosundan onay almalıdır. Çünkü parti yönetimleri ve meclislerde siyasi ve duygusal davranılır. Liderin ve kurmaylarının *dediği, düşündüğü yanlış olsa dahi kabul görür.

Örneğin evlilik müessesesi. Bu konuda fikir yürütüp bunu sosyalizmin kapsamına sokmak bir ya da birkaç kişinin elinde olmamalıdır. Bu toplumsal bir konudur ve ancak toplum bu konuda özgürce kendi tasarrufunu kullanır.

Vaktinden önce zorlama ile yapılmak istenen işlerde başarı olasılığı zayıftır.
Örneğin Türkiye'de sosyalizm bu şartlarda mümkün değildir. Devrim yapma gücü olup iktidar ele geçirilebilecek dahi olsa sosyalizm uygulamasına kalkışıldığında sonucun başarısız olması kaçınılmazdır. Böyle bir durumda yapılacak olan ancak gerçek bir demokrasidir, iç ve dış sömürünün engellenmesi, bağımlılığın azaltılması ve bilinçlendirme-eğitimdir. Aksi takdirde gelindiği gibi gidilir. Ekonomiyi bilmeyenlerin elinde üretim yarıya düşerse, ihracat durursa, halkın gelir düzeyi yarı yarıya düşerse, işsizlik, açlık, kıtlık oluşursa bu sosyalizmi zedelemekten öte gitmez. Nitekim sosyalizmin geçmişi buna benzer örneklerle doludur.

Yani devrimden önce evrim sürecinin tamamlanmış olması, şartların olgunlaşması, halk desteğinin yeterli olması şarttır. Halk savaşı, köylerden şehirlere akın vs. stratejiler bilimsel değildir. Bunlar ancak emperyalizmin fiili işgalinde uygulanabilir. Kalıcı ve başarılı bir devrim parlamentoda yeterince mücadele vermeden sağlanamaz. Halbuki kimi maceracı gruplar, seçime girse parlamentoya 1 milletvekili dahi sokamayacak zayıflıkta olmasına rağmen devrim yapma hayalinde olabilmektedir. Bu eksiğini kamufle etmek için ise parlamento mücadelesini reddetmektedir.

aydoe
27-04-2008, 11:36
Sosyalistlerin yurtsever olmaları gerektiğini düşünüyorum.Deniz Kavukçuoğlu'nun makalesini de uygun gördüğüm ve Cumhuriyet gazetesinden link veremediğimden ekliyorum.

Cumhuriyet 27.04.2008
PANO
DENİZ KAVUKÇUOĞLU

Sosyalizm ve Yurtseverlik

Bir süredir ulusallık , yurtseverlik tu kaka bu topraklarda. Sağcıları anlayabiliyorum, sağa dönmüş eski solcuları da Fakat bir de sosyalist kalıp ama aynı zamanda bu kavramlara karşı çıkan dostlar var. Biz de bir zamanlar yaşanan çağın gerçekleriyle artık örtüşmüyor da olsalar Marksist kurama, kuramcıların ve bilimsel sosyalizmin önderlerinin yazıp söylediklerine hiç sorgulamaksızın dört elle sarılırdık. Marx , Engels , Lenin , Stalin , Mao, sözleri tartışılamaz sosyalizm büyükleriydi. Onların söylediklerine yöneltilen her eleştiriyi revizyonizm , oportünizm , sağ sapma olarak görür, eleştireni kıyasıya suçlar, yerden yere vururduk.

Sorulacak olursa, sosyalist düşüncenin toplumda kök salamayışının nedenlerinden biri de sosyalistlerin, yaşadığımız çağın gerçeklerine uygulanabilir bir sosyalizm üzerinde düşünce birliğine, -asgari müşterek düzeyinde de olsa-, varamamalarıdır, derim.

Örnek olarak yurtseverlik kavramını ele alalım. Karl Marx ve Friedrich Engels birlikte kaleme alıp 1848 yılında yayımladıkları Komünist Manifesto da, İşçi sınıfının vatanı yoktur” demişlerdir. Bu söylem, Manifesto nun sonundaki, “Bütün dünyanın işçileri birleşiniz! Ayağınızdaki zincirden başka kaybedeceğiniz bir şeyiniz yoktur!” çağrısının da gerekçesidir. Bu söylem/çağrı 19. yüzyıl koşullarında yanlış mıdır? Hayır, çünkü o dönemde vatan ya da yurt kavramı 20. yüzyıldaki anlamını henüz kazanmamıştır. Ulus devletlerin oluşma sürecini yaşadıkları o çağda yurt , basit bir toprak parçasından başka bir şey değildir. Karl Marx ve Friedrich Engels in ülkeleri Almanya nın birliği de Manifesto nun yayımlanmasından 23 yıl sonra, 1871 de gerçekleşmiştir.

1848 yılındaki Avrupa bugünkünden çok farklıdır; örneğin, bugün her biri birer bağımsız ulus devlet olan Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya, Macaristan, Avusturya, Slovakya, Çek Cumhuriyeti, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu na bağlı toprak parçalarıdır. Polonya 11 Kasım 1918 de bağımsızlığına kavuşmuş; Norveç, İsveç ten 17 Mayıs 1905 te, Finlandiya Rusya dan 6 Aralık 1917 de ayrılmıştır.

Bu örnekler çoğaltılabilir. 1848 koşullarında Marx ve Engels in söylemleri doğrudur.

Onların yaşadıkları çağda Lenin in tanımlamasıyla, kapitalizm, en yüksek aşaması olan emperyalizme henüz erişmemiştir. Yurtseverlik kavramı, daha sonra, emperyalizmin ulus devletler için tehdit oluşturmasıyla birlikte ve yurttaşların ülkelerini korumak/savunmak refleksi kazanmalarıyla ortaya çıkacaktır. Böyle ele alındığında yurtseverlik (patriyotizm) kavramının sosyalistler tarafından benimsenip içselleştirildiği ilk ülkenin yine Avrupa nın ilk ulus devletlerinden biri olan Fransa olması bir rastlantı değildir. Şu sözler Fransız sosyalizminin önderlerinden Jean Jaurès ye aittir:

Yurtseverliğin azı enternasyonalizmi zayıflatır, yurtseverliğin çoğu enternasyonalizmi güçlendirir. Enternasyonalizmin azı yurtseverliği zayıflatır, enternasyonalizmin çoğu yurtseverliği güçlendirir. Jaurès nin bu sözleri zamanın ortodoks Marksistleri tarafından çok eleştirilmiş, fakat tarih onu haklı çıkarmıştır. Kimi sosyalistlerimiz bugün de milliyetçiliğe karşı çıkma adına özünde milliyetçilikle hiçbir ilintisi bulunmayan yurtseverliği eleştirmektedirler.

Oysa II. Dünya Savaşı nda Fransa da, İtalya da, Sırbistan ve Yunanistan da işgalci Nazi ordularına karşı en kahramanca direnişi o ülkelerin komünist ve sosyalistleri göstermişlerdir. Saldırgan Nazi ordularını o zamanki Stalingrad da durduran güç, Kızıl Ordu nun ve Sovyetler Birliği nin 25 milyon ölü veren emekçi halkının kararlı yurtseverliğidir.

Çin halkının Japon emperyalizmine, Vietnam halkının Amerikan emperyalizmine karşı kazandığı zaferler de 20. yüzyılın somut yurtseverlik örnekleridir.

Milliyetçilik asla değil, fakat yurtseverlik, bugün küresel emperyalizme karşı mücadelenin olmazsa olmaz ruhudur. Eğer sosyalizm, bir yanıyla, üzerinde yaşanan toprağı emekçilere yaşanmaya değer bir yurt kılmaksa bunun yolu bağımsızlıktan geçer. Halkların bağımsızlık talepleri ise yurtseverlik ruhuyla bilenip güç kazanır. Aklımızdan çıkarmayalım, derim.

dilaver
27-04-2008, 12:29
Öncelikle Deniz Kavukçuoglu nun yazısı üzerine bir şeyler karalayalım sonra da sosyalizmin ne olup olmadıgına başka bir yazıda deginiriz.

* *Bugünlerde bir kavram yeri gögü inletiyor ve bu kavram hemen zorunlu bir sonuçla süsleniyor. Bu kavram antiemperyalizm ve sonucu da yurtseverlik. Peki nedir antiemperyalizm ve kimlerdir bu emperyalsitler, nerelerdedir bunlar. Hiç tartışılmayan ise budur, ya da üstü örtülmeye çalışılan budur. Anti emperyalizm ve kökü dışarıda olan tehditler. Temcit pilavı ve tanımı da yok. Sadece sıkışınca başvurulan bir demagoji.

* *Her şeyden evvel esas kavramımız kapitalizmdir ve emperyalizm bunun zorunlu sonucudur. İleri aşama kavramını bu şekilde ele almak gerekiyor. Kapitalizm var olmak için kendini sürekli bir biçimde genişleyerek yeniden üretmek zorundadır. Sermaye devamlı büyüme ve gelişme egilimindedir. Bu egilim diger sermayedarların yok olması pahasına, yıkılmalar, iflaslar, çöküşler
ve birleşmeler pahasına olur. Bunun zorunlu sonucu da tekellerdir. Her kapitalist işletme şayet kendini var etme amacındaysa büyümek ve tekelleşmek zorundadır ya da diger tekellerle veya işletmelerle işbirligi içerisinde olmak, onları yutmak ya da yutulmak zorundadır.

* * Önceleri ulusal pazar çapında yinelenen bu işlem pazarların daralmasıyla uluslararası boyuta varır ve dünyasal ölçekte ortaya çıkar. Buna biz emperyalizm diyoruz. Bu kapitalizmin bir aşaması olarak zorunlu bir sonucudur da aynı zamanda. Kapitalizmin dogası geregi tekelleşme olgusundan kurtuluşu yoktur. Sonuçta emperyalizm aşamasında kapitalizmde iki şey degişmiştir. Birincisi borsanın gücü artmıştır, ikincisi ise rüşvet mekanizması anormal genişlemiştir. Semaye ihraçları ve bu sermayenin girdigi ülkelerde sömürüden aldıgı pay derinleşmiştir. Tekel gücü askeri güçle de birleşince yayılma ortaya çıkar.

* * Şimdi bu sermaye ihracı bizim gibi ülkelerde nasıl gerçekleşir. Yerel sermayeyi de içine alarak, önce işbirlikçilik temelinde sonra da kompradorlaşarak içsellik temelinde gerçekleşir. Emperyalizm artık içsel bir olgu olmuştur. Emperyalizmin ülke içerisindeki temsilcisi artık içsel bir olgu olan yerel komprador sermayedir. KOç tur, Sabancı dır, Kara Mehmet tir, Aydın Dogan dır vs vs, *bunların siyasi temsilcisi ve egemenlik aygıtı olan devlet ise bu düzenin koruyucusudur. Bir ülkede ya da bizim ülkemizde farklı bir emperyalist aramaya, taramaya, yaratmaya gerek yoktur. Yapılacak en basit iş bu şirketlerin uluslararası baglantılarını, sermaye yapılarını, girdikleri ihaleleri, kimlerle birlikte girdiklerini, hangi ülkelerde ne gibi işler yaptıklarını incelemektir. O zaman emperyalizm çok net bir şekilde ortaya çıkar.

* * O halde anti emperyalist mücadele anti kapitalist olursa bir anlam taşır. Anti emperyalist mücadele komprador sınıflara ve onların temsilcisi olan siyasi mekanizmaya karşı olabilirse gerçek anlamına oturur. O halde anti kapitalist bir mücade ülke içindeki egemen çarkları ve onların baskı aygıtı olan devleti hedeflemelidir. Bunun dışındaki tüm söylemler olmayan bir düşmana olmayan hedefler göstermekten ve bilinç çarpıtmasından başka bir şey degildir.

* * *Gerçek bir yurtsever ülkesi içerisindeki sömürü çarkını ortadan kaldırmaya kalkışan kişidir. Emperyalizmi net olarak tanımlayalım. Abd mi, o halde kim Abd ile gizli kapılar arkasında pazarlık yapıyorsa, kim Abd ile ikili anlaşmalar imzalıyorsa, kim Abd ile askeri anlaşmalar ve operasyonlarda yer alıyorsa emperyalist ve işbirlikçisi de odur. Abd ile birlikte anti emperyalizm olmaz. O halde bir bakın bakalım. Hangi devlet adamı Abd ile ve başkanı ile bir arada olmuş, hangi askeri yetkili Abd ile görüşmeye ve işbirligine, bilgi belge alışverişine gitmiş. Ve bunlar ne amaçlamış. Anti emperyalist mücadele mi.

* * *Hangi iş adamı tekellerle anlaşma imzalamış, ortak yatırım yapmış, işbirligine gitmiş, oraya bakın işte emperyalizm oradadır. Ama derseniz ki işçi sendikaları, emekçi örgütleri emperyalist ülke ve tekellerle kolkoladır o zaman Deniz Kavukçuogluna katılırım. Bu *bilinç çarpıtmasından, kavram kargaşasından, hamasi nutuktan öteye gitmez. Tek amacı vardır, varolan devlet nizamını, kapitalist düzeni koruyabilmek ve ne oldugu belirsiz bir kavramla mücadeleyi pasifize etmek.

* * Evet yutdu savunacagız elbette ama kime karşı savunacagız. Bu ülkenin kaynaklarını sömüren kompradorlara karşı ve onların siyasi destekçisi ve mekanizması olan devlete karşı. İMF den aldıgı 6,5 milyar dolara karşı işçi ve emekçileri öldürme yasası olan SSGSS yasasının tahahhüdünü veren devlete karşı. ABD nin emir komutasında Nato şemsiyesi altında Afganistana asker gönderen mekanizmaya karşı. ABD ile ortak tatbikata giren askeri yetkililere karşı. Yani kısacası bizi Abd nin peyki ve hizmetçisi haline getiren devlete ve kapitalist sisteme karşı.

* * *Emperyalizmi dagda taşta aramaya gerek yok. Onlar bizim içimizde ve bizim başımızdalar. Bizi yönetiyorlar ve bu siyasi sistemin ismi ise devlet. Bir de yanına Cumhuriyet yaftası asmışlar.
Anti emperyalist ve yurtsever olmak isteniyorsa anti kapitalist olmak ve kapitalizme ve onun düzenine onun siyasi sitemine karşı mücadele zorunluluktur. Gerçek yurtseverlik budur. Gerisi Don Kişot misali yeldegirmenlerine saldırmaktan başka bir işe yaramaz.

* * * saygılarımla

28-04-2008, 01:20
Sosyalizmdeki yurtseverlik kavramı tartışılabilecek ayrı bir konu. Ayrı bir başlıkta tartışılır elbette. Ancak bu başlık altında vgm'nin yanıtını istediği sorular başka. Nasıl bir sosyalist toplum istiyoruz sorusunu yöneltiyor.

Şu soruların net yanıtı gerekiyor kanımca:

Sosyalist toplumda,

1- Çok partili ve çoğulcu bir parlamento mu olmalı yoksa sadece emekçileri temsil eden bir parti yeterli mi?

2- Geniş sivil toplum örgütlenmeleri olmalı mı yoksa emekçi partisinin egemen olduğu toplumda bunlar zaten gereksiz mi?

3- Üretim araçları (fabrikalar, tarlalar, mağazalar, bürolar vs.) kamu mülkiyetinde mi olmalı yoksa özel mülkiyette mi olmalı? Yoksa bazı üretim alanlarında devlet bazılarında özel teşebbüs mü olmalı?

Bence bu üç sorunun yanıtı verilmediği sürece sosyalist toplumun tanımı hep eksik kalacaktır. Kendi yanıtlarımı önceki mesajımda vermiştim. Diğer arkadaşların da görüşlerini öğrenmek isterim.

dilaver
28-04-2008, 02:06
sevgili Cem

* *Sosyalizm komüne hazırlık devresidir ve Bunun şiarı da Tüem iktidar Sovyetlere idi. Degişen bir şey olmayacak. Tüm İktidar gene sovyetlerde olacak. Sovyet nedir, en ufak topluluktur. Parlemento sovyet düşüncesine çok uzak bir kavramdır.Sovyet bulundugumuz yerdir, mahalledir, köydür, sokaktır, iş yeridir. Parlemento gibi temsili demokrasi gibi kavramlar sovyet düşüncesine göre son derece geridedir. O halde yerel yönetim tabir edilene benzetirsek sovyet yönetimi bizatihi demokrasinin kendisidir.

* Mülk sahipleri sınıflara parti kurmak yasaktır, onların seçme seçilme hakkı bile olamaz. Ama emekçiler parti kurabilirler ama sovyet sisteminde parti ne işe yarar bu da ayrıdır. İnsanlar dogal önderlerini seçeler, partilileri degil. Toplum en geniş bir biçimde örgütlü toplum olacaktır. İş satleri kısaltıldıgı oranda bu daha da gelişir.

* * Üretim araçları toplumundur, bunaister kamu deyin ister sovyet. Ama tüm iktidar sovyetlerindir.

* * Şimdilik bu başlangıç olsun devam ederiz.
* *

* * saygılarımla

qw19
28-04-2008, 02:46
Özel mülkiyet le ilgilenmeye gerek yok bence. Tam tersini yapmak gerekli devlete ait toprakları halka dağıtmalı. Yerel idareler konusu tamam orada hemfikirim. Eğitim, sağlık bedava olmalı. Bu sübvanse edilmeli, ekonomi planlanmalı. Bu çok basit ölçeklerde yapılmalı. Özel sektörün önü açılmalı. Örneği bir semte 10 berber açtırmayacaksın, kobilerin birleştirilip büyük ölçeklere getirilmesi vs. Bu tip planlardan bahsediyorum.

Selamlar.

aydoe
28-04-2008, 11:43
Sosyalist toplumda,
1- Çok partili ve çoğulcu bir parlamento mu olmalı yoksa sadece emekçileri temsil eden bir parti yeterli mi?
2- Geniş sivil toplum örgütlenmeleri olmalı mı yoksa emekçi partisinin egemen olduğu toplumda bunlar zaten gereksiz mi?
3- Üretim araçları (fabrikalar, tarlalar, mağazalar, bürolar vs.) kamu mülkiyetinde mi olmalı yoksa özel mülkiyette mi olmalı? Yoksa bazı üretim alanlarında devlet bazılarında özel teşebbüs mü olmalı?

Vgm arkadaşımız yeni bir sosyalizm istiyor,onun için klasik sosyalist yapılanma veya marksit leninist komünist yaklaşımla değil yeni bir sosyalist açılım getirmemiz gerekiyor.

Sosyalizm veya komünizm isterken ne amaçlanmıştır?Sınıf sömürüsünün ortadan kalkması,zaman içinde sınıfların ortadan kalkması ve üretimin toplumsallaşması.

Amacımız budur,
Halk iktidarı ve eşitlikçi bir toplum en geniş bireysel demokrasi yaratılmalıdır.

1-Halkı temsil edebilcek parti içi demokrasinin olduğu tek parti olmalıdır.
Önemli olan partinin *demokratik yapılanması ve tabandan inşasıdır.Halkın partisi olmalıdır.

2-En geniş anlamda örgütlü toplum yaratılmalıdır.En küçük birimden örgütlenme başlamalı ve partide temsile kadar gitmelidir.

3-Küçük ve ortaboy işletmeler kişilere ait olabilir.Topraklar *işleyenlere ait olmalı belli bir büyüklüğün üstüne çıkmamalıdır.
Büyük işletmeler ve büyük fabrikalar kamunun olmalıdır.

28-04-2008, 13:56
Tüm İktidar gene sovyetlerde olacak

Bunlar teoride güzel sözler ancak uygulama deneyimlerine göz atmakta fayda var:

SSCB deneyiminden bir örnek:

Lenin döneminde fabrikaların yönetiminde işçilere tam söz hakkı ve tam katılım hakkı veriliyor ancak fabrikaların yönetiminde o kadar çok tartışma ve zaman israfı oluyor ki hem kaos ortamı hem de fabrikada her kişinin yapması gereken özel görevleri aksıyor. Karar alma süreçleri uzuyor bazen uzamaya rağmen sonuçlar da alınamıyor dolayısıyla üretim durma noktasına geliyor.

SONUÇ: Uygulama daha Lenin döneminde kaldırılıyor.

Çin'de Mao dönemi deneyimlerinden bir örnek:

Köylülerin verecekleri vergi oranını belirleme hakkı kendilerine veriliyor. Köylüler o kadar düşük bir vergi oranı belirliyor ki bu vergilerle devletin kamusal harcamaları karşılaması mümkün değil!

SONUÇ: Uygulama daha Mao'nun hayatı döneminde kaldırılıyor.

"İktidar Sovyetlere" sloganının uygulanabilirliği problemlidir. İşçinin ve köylünün çıkarına olan her zaman toplumun genelinin çıkarına değildir. Burada yerel yönetimlerin özerkliğinin değil herşeyi işçi ve köylüye endekslemenin, onları adeta kutsallaştırmanın yanlışlığını vurgulamak gerekiyor. Sosyal devlet anlayışı gereği emekçileri ön plana alan politikalar izlenmeli ancak toplumun genel çıkarları daha önde olmalı.

Özerk yönetim uygulamaları ekonomik birimlerde değil ama toplumun genelinde batı toplumlarında Sosyalist toplumlara göre çok daha başarılı şekilde uygulanmıştır.

Tüm eleştirlere ve hegemonyacı karakterine rağmen ABD demokrasisi SSCB ve Çin demokrasisinden, K. Kore demokrasisisnden çok daha ileridedir. Hemen somut bir örnek verelim "Fahreyhayt 9/11" adlı rejim karşıtı bir film Amerika'da yayınlanabiliyor. Ancak SSCB veya Çin gibi ülkelerde benzeri rejim karşıtı filmlere izin verildiğini görmüyoruz. İzin verilmek şöyle dursun *böyle işlere yeltenenlerin başlarına ne geldiğini de biliyoruz. Bir örnek de buradan, Aleksandr Soljenitsin:

Aleksandr İsayeviç Soljenitsin (d. 11 Aralık 1918, Kuzey Kafkasya, Kislovodsk),1970 nobel Edebiyat Ödülü sahibi Rus yazardır.

1942'de üniversite diplomasını aldı. 1939-1945 arasında dört sene Sovyet ordusunda görev aldı. 1942 yılında yüzbaşı rütbesiyle İkinci Dünya Savaşı'na katıldı. Ancak cephedeyken yazdığı mektuplarda Stalin hakkında eleştirilerini belirtince tutuklandı ve sekiz yıl ceza kampında hapis cezasına çarptırıldı. Savaş bittikten sonra Moskova yakınlarındaki bir hapishaneye konulan Soljenitsin, 1950'de Kazakistan'da bulunan Ekibastus'ta siyasal tutuklular için düzenlenmiş özel bir kampa gönderildi ve üç yıl burada kaldı. Onu izleyen yıllarda istenmeyen kişi (persona non grata) ilan edildiği için sürgüne gönderildi.

Kazakistan'ın Kok Terek köyünde öğretmenlik yapmaya başlayan yazar, bu dönemde kansere yakalandı ve bir süre Taşkent'te tedavi gördü. Yeni parti şefi Nikita Kruşçev tarafından başlatılan Stalin'in etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik operasyonlar çerçevesinde hakları geri verildiği için Ryasan'da çalışmasına olanak tanındı. 1962'de "İvan Denisoviç'in Bir Günü" adlı kitabını çıkardı. Bu öyküsünün başarısı üzerine kendini tamamen yazarlığa veren Soljenitsin, zorunlu çalışmayı anlatan Stalin karşıtı bu yapıtıyla Kruşçev'in takdirini kazandı ve bir yıl sonra Sovyet Yazarlar Birliği'ne kabul edildi. Ancak "Matrenin dvor" ve "Dlya polsu dela" adlı öyküleriyle tekrar partinin hedef tahtası haline geldi. 1966'da yazara ülke dışına çıkma yasağı konuldu ve üç yıl sonra Yazarlar Birliği'nden çıkartıldı.

Yaşadığı dönem boyunca çeşitli cezalara çarptırılan Aleksandr Isayeviç Soljenitsin, kendisine verilen 1970 Nobel Edebiyat Ödülü'nü dört yıl sonra alabildi. 1989'da yeniden Yazarlar Birliği'ne alındı. O dönem iktidarda bulunan Mikhail Gorbaçov, yazarın yurttaşlık haklarının geri verilmesi doğrultusunda çalışmalar başlattı ve sürgünüyle ilgili kararı 1991 yılında resmen kaldırttı. 1994'te Rusya'ya dönen yazar parlamento önünde yaptığı konuşmada Rusya'nın kendisine göre hatalarla dolu demokrasiye geçiş şeklini eleştirdi.


Edebiyat hayatı [değiştir]Soljenitsin´in romanlari hapis ve savaş deneyimlerini anlatır. Ivan Denisoviç´in Yaşamında Bir Gün (1962) ve İlk Çember (1964) hapis sahneleri icerir. Kanser Koğuşu (1966) bir hastahanede gecmektedir. Hapishane ve hastahane imgelerini toplumsal simgeler olarak kullanarak yazar, devrimci ideallerle sert politik gerceklikler arasindaki celiskiyi gösterir. Kahramanlari, tiranlik ve zulüm üzerindeki onurun zaferini belirtirler.

Soljenitsin bu bağlamda, Kirmizi Tekerlek adinda dört ciltlik uzun bir tarihsel roman tasarlamistir. Birinci cilt, Ağustos 1914 (1971) 1914´deki 1. Dünya Savasi´ni anlatir. Bu romanin 1917 Ekim Devrimi´nin tarihsel anlamina vurgu yapan genisletilmis ve düzenlenmis bir baskisi 1989´da yayinlanmistir. Ikinci cilt, Kasim 1916 1993´de yayimlanmistir.

1960´ların sonu ve 1970´lerin başında, Sovyet hükümeti Soljenitsin´i romanlarında ülkesini küçük düşürdüğü icin suçlamış ve 1973´te Paris´te yayınladığı üç ciltlik Gulag Takımadaları, 1918-1956 romanından sonra da bu baskılarını arttırmıştır. Bu kitap, Sovyet hapishane kamplarının bir incelemesiydi. Gulag Takımadaları´nın iki cildi 1975´te, üçüncü cildi de 1976´da yayımlandi. 1974´te Sovyet hükümeti Soljenitsin´in vatandaşlığını iptal etti ve onu sınırdışı etti. Iki sene İsviçre´de kaldıktan sonra 1976´da Amerika Birleşik Devletleri´ne yerleşti. Soljenitsin, Sovyetler Birliği´ndeki son yıllarından Görünmez Müttefikler (1971) ve Meşe ve Dana (1975) otobiyografilerinde bahsetmiştir. 1990´da, Sovyet hükümeti yazarın vatandaşlığını geri verdi ve Soljenitsin 1994´te Rusya´ya geri döndü.

Demek ki Nazım Hikmet'in burada başına gelenler Marksist-Leninist rejimlerde de muhalif yazar ve şairlerin başına geliyor. Bunun nedeni SSCB uygulamasındaki politik hatalar değil Leninizmdir. Onun demokrasiyi dar kalıplara sokan ideolojisindedir.



Mülk sahipleri sınıflara parti kurmak yasaktır, onların seçme seçilme hakkı bile olamaz.

Mülk sahibi olmayıp ama izlediği politikalar mülk sahiplerinin lehine olanlar ne olacak? Asıl problem burada. Örneğin Atatürk büyük mülk sahibi değildir ama izlediği politikalar liberaldir ve Türkiyede burjuvaziyi yaratmaya yöneliktir.

Ortaçağ avrupasında Engizisyon mahkemelerinin hakimiyetinde nasıl ki içine şeytan girdiği iddia edilerek kişiler ateşlerde yakıldıysa Marksist-Leninist bir sosyalist toplumda da kişiler ve kurumlar burjuva ideolojisini savunmakla suçlanıp saf dışı edilebilirler. Nitekim örneği de pek çoktur. Stalin veya Mao döneminde ve Mao sonrası Çin'de *muhalif grupları yok etmek için çok kullanılan bir yöntemdir. Çoğulcu demokrasinin olmadığı toplumlarda bunu engellemenin hiçbir yolu da yoktur. Proleterya dikatatörlüğünün kaçınılmaz sonucu sadece burjuvazi üzerinde değil hakim anlayışın dışında kalan herkes üzerinde diktatörlüktür. Çünkü hangi görüşün proleteryanın çıkarına olduğuna karar vermek her zaman kolay değildir. Ayrıca buna karar verecek olan merci nedir?

Örneğin sosyalist bir devlette 100 işçi kapasiteli fabrikaya 200 işçi alındığını ve bunun fabrikayı zarar ettirdiğini düşünelim. Fabrikanın bir yöneticisi 200 işçinin kalmasından yana (örneğin bunun gerekçesi bu işçilerin seçimde kendisine oy vermesi olsun) diğer yönetici ise işçi açığı olan başka işyerlerine aktarımı savunsun. 1. yönetici 2. yöneticiyi işçi düşmanı olmakla suçlayabilir. İşin daha kötüsü bunu tasviye gerekçesi de yapabilir.

Bir başka örnek olarak Nobel ödüllü yazar Aleksandr Soljenitsin'in başına gelenleri de yukarıda yazmıştım.

O halde bundan çıkarmamız gerekn sonuç -en azından bana göre- geniş tabanlı bir çoğulcu demokrasinin insanca bir yaşam için olmazsa olmaz şart olduğudur.

sargon
28-04-2008, 16:39
Marks'a gore sosyalizme en yakin toplumlar kapitalizmin en cok gelismis oldugu toplumlardi. Bu toplumlarda burjuva devrimleri gerceklesmisti. Bu yuzden artik sosyalist devrimin olanagi vardi. Hatta Ingiltere gibi uzlasma anlayisinin gelistigi toplumlarda bir devrim olmaksizin da sosyalizme gecilebilirdi.

Lenin, bir dogu ulkesinde, henuz kapitalizmin yeni gelismeye basladigi bir ulkede, burjuva devrimin olmadigi bir ulkede yola cikmisti. Burjuva demokratik devrim olmadigi icin, partisinin onune iki asamali bir program *koydu. Birincisi demokratik devrim, ikincisi sosyalist devrimden olusuyordu. Bunun anlami sadece siyasal iktidari ele gecirmenin bir toplumu kapitalizme, ordan da sosyalizme gecebilecegi seklinde bir dusunce idi. 1917 Subat'inda burjuva devrim gerceklesti. Lenin, hizla yola devam dedi ve Ekim 1917'de de sosyalist devrim. Bu 7-8 ay icinde kapitalizm ne yasamisti da sosyalizme geciliyordu. Sonuc devlet kapitalizmi oldu. Burjuvazinin demokratik programinda olan seyler de komunist partisinin "gecerken" halledecegi seyler listesine konuldu. Bu listedeki ozgurluklerin bir kismi yerine getirilirken, bir cogu da yapilmadi. Ozgurlukler sorunu oldugu gibi kaldi. Devlet kapitalizminin dogal sonucu burokratik bir sinifin olusmasiydi. Bu sinif buyuyup guclendikce, ozgurlukleri daha da bogdu. Sonunda sistem tamamen coktu.

Sosyalizm, geri bir ulkede yasaklar koya koya gelistirilecek, bir zamanlar bizim bir burokratimizin dedigi gibi "bu ulkeye komunizm gelecekse onu da biz getiririz" anlayisina benzer sekilde, kapitalizm gelistirilecekse onu da biz gelistiririz denecek bir sey degil. Ozgurluklerin olmadigi, orgutluluk kulturunun olmadigi, otoriteye saygi degil tapinmanin oldugu, dusuncelerini ifade etmenin bile olumle cevap bulabildigi bir rejimde "demokratik program"i sadece devrime yuruyebilmek icin birilerini/siniflari yanina cekme araci olarak gormek buyuk bir hatadir. Bu anlayisla done done yine ayni otoriter kulturu uretirsiniz.

Eger kapitalizmden sonra dunya sosyalist bir toplumsal sisteme gidecekse bunun gelisecegi yer yine kapitalizmin en gelistigi yerler olabilir. Buralarda yeni sistemin ilk urunlerinin eski toplum icinde olusmasi beklenir. Nitekim Avrupa'da gelisen "sosyal devlet" bunun bir ilk urunu olarak dusunulebilir. Bir toplumsal sistem degisimi "toplum muhendislerinin" vura kira yapabilecegi birsey degildir. Olmadigini, tersine berbat birer baski rejimi olustugunu orneklerle gorduk.

Marks'in bunu soyledigi zaman daha emperyalizm yoktu, o yuzden bu gelismeyi gorememisti, bu Lenin sayesinde tamamlandi dusuncesini katilmiyorum. Marks'i okuyanlar pekala orda da sermayenin uluslarasilasmasi surecinin anlatildigini bilirler. Leninizm Marksizm'i tamamlayan bir *sey yada emperyalizm doneminin Marksizmi degil, dogu toplumlarina uyarlamaya calisan bir sosyalizm projesidir. Her iki teorik yaklasim da sosyalizmin tarihine butun digerlerinden, hatta toplamindan fazla katkilar yapmistir. Olumlu yada olumsuz.

Sosyalizm genel bir esitlik ozlemi olarak varligini surduruyor. Belki yeni teorik gelismeler olacak, belki pratikten yeni sonuclar cikarilacak. Su ana kadar yasananlardan ders almayan ve klasik Marksist-Leninist cizgide israr edenlerin isci ve emekciler tarafindan da yalniz birakilacagini dusunuyorum. Siradan insanlar ideolojilere bir din gibi sarilmadiklari icin hatalari daha cabuk goruyorlar.

pante
28-04-2008, 19:19
Gerçekten Demokratik Nasıl Olur?
Burjuvazinin iktidarı demek nasıl ki patronun, fabrikatörün başbakan, bakan olması demek değilse;
Proleteryanın iktidarı da işçilerin partiyi, kabineyi oluşturması demek değildir.
Kapitalizmde burjuvazi ve proleterya olmak üzere 2 ana sınıf olduğundan burjuva iktidarının yerine proleteryanın iktidarı denmiştir. Asıl anlamda bu bir halk iktidarı olmalıdır.

Proleteryanın diktatörlüğü ise, sosyalizmin inşaasında karşı devrimi engelleme amacıyla öngörülmüştür. Bu diktatörlük burjuvazi üzerine, kapitalist düzeni yeniden getirmek isteyecek olanlar üzerinedir. Halk için ise bu bir dikta değil demokrasi olmalıdır.
İşte geçmiş uygulamalarda Rusya'da, Romanya'da, Bulgaristan'da en büyük yanlış bu diktatörlüğün halk üzerine de uygulanmış olmasıdır.

Tek parti bence şart değil, üstelik farklı düşüncelerdeki devrimciler için güvensizdir de.
Örneğin devrim öncesi birkaç tane sol parti, onlarca farklı fraksiyon olduğunu düşünelim.
Devrimi yapan parti için bu unsurlar tehlikeli görülecektir. Bunlar tasfiye edilecek ve gözler üzerlerinde olacaktır. Halbuki sömürü düzenine dönüşü amaçlamadıktan sonra tüm görüşlere parti kurma hakkı verilmesinde hiçbir mahzur yoktur. Sosyalist-sosyal demokrat çerçevede hazırlanmış bir anayasaya ve sisteme uyumlu olduktan sonra halka istediği partiyi seçme hakkı verilebilmeli, alternatifsiz tek partiye mahkum bırakılmamalıdır.

Çok partililik sayesinde yargı ve denetim organlarının, toplumun değişik kesimlerini temsil eden stk'ların bağımsız çalışması da mümkün olabilecek, yolsuzluklara, haksızlıklara, adam kayırmalara, bürokratik oligarşiye de engel olunabilecektir.
Sosyalizmin inşaası ve güvenliği için İnsan hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasına kesinlikle gerek yoktur. İnsanların eğitim, iletişim, inanç, eğlence, seyahat vb. hakları da engellenmemelidir.

Sosyalizmin inşaasında sistem tam anlamıyla rejime girene kadar küçük esnaf, küçük sanayi ve küçük çiftçiler özgür bırakılmalıdır. Taş üstünde taş bırakmayarak devleti ve sistemi A'dan Z'ye yıkmanın mantığı yoktur. Sermayenin mülkiyetine ve üretim araçlarına el konularak başlangıç yapılır ve sistemli bir şekilde kapitalizm tasfiye edilebilir. Bakkalın, marketin, kasabın, berberin, köylünün 30 tane koyununun devletleştirilmesinin anlamı olamaz.

qw19
28-04-2008, 20:50
Aslında şu tek parti tartışmalarımıza Venezüella çok iyi ve güncel bir örnek teşkil ediyor.

Chavez iktidarını pekiştirmek ve görev süresini uzatmak için referanduma gider fakat ilk yenilgisinide bu referandumda alır Chavez taraftarları bir kısmıda seçime katılmamıştır. Açıkçası Chavez taraftarları dahi diktatörlüğe dönüşme tehlikesinden korkmuşlardır. Açıkçası ben referandum sonucundan bunu çıkarıyorum.

Çümkü Chavez kendine muhalif olan bir TV kanalının kapanmasını sağlamıştır. Sanırım kafalarda soru işaretleri Chavez'in bu eylemiyle belirmiştir.

Özel mülkiyetin kalkması toplumun dinamiklerini yok eder. Kaldı ki motivasyonun ortadan kalktığı bir sistem dünyada varolamaz, olamamıştırda. Hele hele artık iktidara gelme şansı bile yoktur.

Adil bölüşüm için hiç bir şeyi devletleştirmenize gerek yoktur. Tam tersi teşvik edin, vergi toplamaya bakın bunlarlada istihdam yaratacak yeni yatırımları teşvik edin. Kapitalizm sosyalistler için de fırsatlar dünyası.

Selamlar.

dilaver
29-04-2008, 00:41
yahu arkadaşlar, sosyalizm degişim degerinin ortadan kaldırılmasıdır. Ürünlerin kullanım degerine sahip olmasıdır, meta üretiminin yani pazar için üretimin ortadan kaldırılmasıdır. Şİmdi böye bir hedef içerisinde bakkal çakkal ne işe yarayacak, malları mı bekleyecekler. Sonra gelene yönünü mü gösterecekler.

* *Sosyalizmin nihai amacını göz ardı ettiginiz düşünüyorum. Elbette bu iş bilinçli bir faaliyettir zorla olmaz. İnsanlar tedricen mülkiyet ilişkisinde kurtulacaklardır, bunda bir zorlama olmaz. Tüm insanları da çalışan haline getirmeden, çalışandan kasıt üretendir özel mülkiyet ilişkilerini de yok edemezsiniz.

* * Ayrıca Sovyetlerdeki başarısızlık ve yanlış uygulama sistemin yanlış oldugu sonucunu getirmez. 6000 senelik sınıflı toplum tarihine karşı 80 senelik sosyalist deneyin başarısızlıga ugraması ile her şeyin yok oldugunu düşünmek son derece yanlıştır.


* * *saygılarımla

qw19
29-04-2008, 03:13
Değişim değeri yeni yatırımların ve kısaca her türlü yeninin kapılarını açar. AR-GE den tutunda eğitim sağlık vs ye kadar.

*Önemli olan değişim değerinin kaldırılması değil onun nereye kaynak olarak aktarılacağıdır. Kaldı ki sosyalizmde de bu böyledir.

*
* *"Ayrıca Sovyetlerdeki başarısızlık ve yanlış uygulama sistemin yanlış oldugu sonucunu getirmez. 6000 senelik sınıflı toplum tarihine karşı 80 senelik sosyalist deneyin başarısızlıga ugraması ile her şeyin yok oldugunu düşünmek son derece yanlıştır." dilaver

* *Kendi adıma böyle bir sonuç çıkarmıyorum ama sosyalizmi de değişebilir, revize edilebilir olarak görüyorum. Kaldı ki madem böylesi yenilgiler var bunlardan da ders çıkarılmasıda elzemdir.

* Selamlar.

29-04-2008, 12:21
Pazar için üretimi kaldırmak geçmişten günümüze insan modeli için çok zor bir hedef. Kişiler kar ve refah, konfor için değil de toplumsal fayda ve ahlaki değerler için üretim yapar duruma gelebilir mi? Kuşkusuz ideal bu gibi görünüyor ama bu sistem füze icat eden Von Braun ile onun bürosunun temizliğini yapana hemen hemen aynı ücreti hatta temizlikçisinin çocuk sayısı fazla ise ona daha fazla ücret vermeyi gerektirir. Her ne kadar kapitalist düzenin bu birey tipinde önemli bir payı olsa da çocuk yetiştiren pek çok insanın gözlediği gibi insanoğlunun doğuşuyla varolan bir egosu da söz konusu.

70 yıllık SSCB deneyimi neden bencillikten uzak, toplum için üreten insan modeli oluşturamadı? Devrimde doğanlar Gorbaçov döneminde 70 li yaşlarda idi. Yaklaşık 3 kuşak insan sosyalist ortamda eğitildi-büyütüldü. Salt kapitalizm kuşatması yeterli neden olmamalı çünkü Polonya, Çekoslovakya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Çin, K. Kore, Vietnam, Kamboçya, Arnavutluk, Yugoslavya, Küba gibi pek çok devlette aynı rejim söz konusu idi. Diğer dünya devletlerinde ise komünistler iktidar olamasa bile hatırı sayılır güçte idiler. Dolayısıyla kapitalist cepheye karşı sosyalist bir cephe vardı.

qw19
29-04-2008, 18:21
İş döner dolaşır insanda düğümlenir. Cem'in bahsettiği insan tipinin yaratılması genel manada mümkün değildir. Lider kadrolarınız iyi olacak ve
sistemi herkesi tatmin edecek bir adaletle kuracaksınız
yasalar karşısında tam bir eşitlik olmalı boşluktan faydanlamayı ortadan kaldırmalı,
eğitim millileşmeli ve devletleştirilmeli,
haksız rekabet her yerde ortadan kaldırılmalı.
Üniversitelerin çoğu kapatılmalı ve teknik okullara dönüştürülmeli.
Küçük ölçekli sanayilere sınır konmalı ve birleşip büyük işletmelere dönüşmeleri teşvik edilmeli. Vergiler azaltılmalı,
savunma giderleri azaltılmalı bürokraside otomasyona geçilmeli,
istihdam fazlası emekli edilmeli.
Tüm devlet kademelerinde rantabilite için optimizasyon yapılmalı.
Özellikle üst düzey bürokrat ve milletvekillerinin sayıları azaltılmalı. Bununla ilgili bir araştırma yapılmış ve istihdam fazlasının üst düzey bürokratların maliyetinin toplam maliyetteki yeri %85 çıkmış.


Selamlar.

dilaver
29-04-2008, 19:31
şimdi öncelikle bir konuda hemfikir olmamız gerekiyor. O da Sovyetler Birliginde yaşananın sosyalizm falan olmadıgı. Bu konu net bir biçimde anlaşılabilir ise kısır Sovyet tartışmalarından da kurtuluruz. Sovyetler Birliginde bir sosyalizm kurma çabası başladı fakat süreç içerisinde bu bürokratik bir Burjuva diktatörlügüne , devlet kapitalizmine ve şimdi de açık kapitalizme dönüştü

* * Deger yasasının sosyalizmde de işlemesi, ürünlerin piyasa için üretilmesi, üretimin üretim için yapılması zaten kapitalizmin ta kendisidir. Piyasa geçerli oldugu sürece, meta üretimi *kapitalizm her dakika , her saniye kendisini yeniden üretir. O halde burada sorulması gereken soru meta üretimi ortadan kaldırılabilir mi olmalıdır. Üreticilerin ürettigi malların denetimine sahip olabilmesi mümkün müdür. Ürün ile üretici arasındaki yabancılaşma ortadan kaldırılabilir mi. Şayet kaldırılabilir ise yeni insan yaratabilmek de pek de zor degildir.

* * *Meta üretim ekonomisi ile her şey alınır, satılır hale gelmiştir. Buna sadece ürünler degil, tüm eger yargılarımız, tüm ahlaki normalarımız da dahildir, işte kapitalizmim esas yıkıcılıgı buradadır ve insan dogaya, insan insana, insan kendi özüne yabancılaşmıştır. İşte bu yabancılaşma sonucudur ki bizim beynimizde, deger yasası haricinde insanların çalışmayacagı, üretmeyecegi düşüncesi yansılanmaktadır. Bu tam bir aldatmaca, tam bir ahlaki çöküş örnegidir.

* * * İnsanların çalışıp çalışamayacagının ölçütünü kendinize sorarak verebilirsiniz. Şöyle düşünün günlük 1-2 saatlik bir üretici çalışmanın oldugu bir sistemde ben gücümün sonuna kada çalışırmıyım yoksa gene başkasının sırtından mı geçinmeye çalışırım. Bu soruya evet diyebiliyorsanız ki bu site ahalisinin tamamının buna evet diyecegine eminim; o halde böyle bir tartışma geride kalmıştır. Herkesin Von Braun oldugu bir toplumda ise ücret farklılaşması ve bunun haksızlıgı söz konusu edilemez.

* * * *Her halde bu konuda daha da fazla derinleşmek gerekecek.

* * * * saygılarımla

dilaver
30-04-2008, 19:44
Artık sosyalizmin iflas ettigini söyleyen arkadaşlara ufak bir sorum olacak. Pratik en iyi ögretmendir. Pratik bir sorun var karşımızda; sizce devlet neden İşçilerin Taksim'e çıkmasını engellemeye çalışıyor. Bu kadar korku ve öfkenin nedeni ne. Acaba devleti yönetenler sosyalizmin, Marksizm Leninizmin iflas ettiginden haberleri yok mu. *:cry:

* * Birilerinin onlara bu gerçegi hatırlatmasında fayda yok mu. Yoksa gerçek onların bildigi gibi de bizler derin bir depolitizasyon içerisinde miyiz. Bu kadar korku kimden ve neden. Asla gerçekleşmeyecek bir şeyden bu kadar korkulur mu.

* * *Devlet sınıfsal yüzünü bir kere daha açıga vurmuştur. Devlet bir sınıfın diger sınıf/ sınıflar üzerindeki baskı ve tahakküm aracıdır. 1 Mayıs Taksim süreci her şeyi açıklamıyor mu.

* * *Sermaye bedeli ödenmemiş, gasp edilmiş emektir. Sermaye ve devlet bunu çok iyi biliyor, tek korkuları emekçilerin de bir gün bu gerçegi ögrenebilecekleri.


* * * saygılarımla

evrensel-insan
30-04-2008, 22:21
Saygideger arkadaslar;

Bence once suna karar vermek lazim, istenilen-her neolursa-halkla birliktemi yapilacak yoksa bir darbe olarak mi?

Bu soru temelinde, eger istenen sey halkla birlikte yapilacaksa; birincisi Turkiye toplumsal iliskileri feodal iliskilerdir.Dusunce yapisi ve davranisin temelinide feodal iliskiler belirler.

Turkiye henuz burjuva demokratik devrimini tamamlamamis; ne bir burjuva ne de bir isci sinifi bilinci yerlesmemistir.Toplum vatandaslardan olusmaktadir.Birey, bireysel bilinc gelismemistir.

Vatandas kendisi kendi hak ve ozgurlukleri icin ne bir bilince sahiptir, ne de boyle bir hukuksal yapi yerlesmemistir.Bireysel bilinc yerlesmedigi halde ben ve benim-- duygusalligi vardir.

Duygusallik dusuncenin temelini olusturur ve hakim olan dusunce sekli duygusal akildir.Herkes biribirini kendi gibi yapmaya calisir.KORKU FELSEFESI,SURU PSIKOLOJISI TOPLUMA YERLESMISTIR.

Vatandas dusunce ve davranisinin getirdigi ferdi guven,kararlilik, kendine guven yoktur.Bilgilenmeyi sevmez, hep baskalarini suclayarak veya takip ederek yasamini surdurur.

Kandirilmasi,aldatilmasi kolaydir.Dusunce ozgurluguyle tanismadigindan,dusunce uretemez,hafizasinda ne varsa onunla yasar.Tutucudur, gelenek,gorenek ahlak v.s. kurallarina bilincli degil;korukorune baglidir.

Sabirsizdir,guc kullanmayi sever.Vatandasin kisisel hurriyeti yoktur.Soz sahipligi ailesel hiyerarsi temelindedir.Ekonomik bagimsizligi yoktur.Toplumun disina cikamaz.Ya toplumda yer edinir,ya da kaybolur.v.s.

Sosyalizm, sosyal kokeninden gelmektedir.Sosyal yasam ve iliskilerin orgutlenisi anlamina gelir.

Butun bu nesnel ve oznel gercekler temelinde ve bu temelin alistirildigi kutuplasma, zorakilik guc kullanimi ozundeki bu toplumun nasil bir yonetim ve yonlendirime sahip olmasi gerektigini iyi dusunerek ve yapilacak olanin geri tepmemesini de gale alarak, ve fazla ne halktan kopuk ne de"utopist"dusunerek cevap verelim.

Bu toplum nasil,korunur,kollanir,ilerletilir,bilinclendirili r,cok sesli birlik butunluk yapisi nasil korunur.Dis etkenlerden nasil arindirilir ve onlarin burnunun sokulmamasi saglanir.Nasil bir devlet yapisi tum toplumu kucaklar? v. benzeri sorularin cevaplari,nasil bir toplumsal yapi ve o yapinin savunucusu koruyucusu, tum toplumu kucaklayan devlet ve egitimsel,ogretimsel,bilgilendirici,yol gosterici, yardimci olucu sivil orgut yapisi.

Toplumunu ve birlik butunlugunu dusunecek ve ona gore davranacak bilinc ve ust yapi.

Bu belki benim istedigim degil; ama gercekci temelde olabilecek bir Turkiye cografyasi.Butun terimleri ve kavramlari onlarin uygulanabilirliginin mumkunlugunun tartisma ve onerisine girmiyorum.

Saygilarimla;
evrensel-insan