PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 6 Mayıs


dilaver
06-05-2008, 09:30
Bugun 6 Mayis

Deniz, Yusuf ve Huseyin’in katledilisinin 36nci yildonumu. 35 yildir oldugu gibi bu yil da, Turkiye’nin tum yurtseverleri, tum devrimcileri, tum sosyalistleri onlari aniyor, katledenleri lanetliyor.

Bu dogal; dunyada ve Turkiye’de somuru, baski ve zulum oldukca onlar, bu kohnemis dunyayi yikmak, yeni bir dunya kurmak isteyenlere guc verecek.

Fakat, bu yil siddeti daha da artarak, birkac yildir ruzgar bir baska turlu esiyor. Anmalar daha yayginlasiyor. Sadece yurtseverler, devrimciler, sosyalistler degil, siradan gencler, siradan insanlar Deniz, Yusuf ve Huseyin’e daha fazla sahip cikiyor, onlari, sahip ciktiklari degerleri ve yasadiklari donemi anlamaya calisiyor. Onlar hakkinda efsaneler uretiyor. Evet, galiba onlar artik sahip olduklari siyasi kimliklerin otesinde, ifade ettikleri siyasi goruslerin iceriginden daha buyuk bir etkiye sahipler.

Onlar, basindan beri yurtseverler, devrimciler ve sosyalistler icin yillardir vurgulana gelen bircok degeri temsil ediyorlardi ama artik sadece bu kesimler icin degil, dunyanin ve insanligin geleceginden umudu olan tum kesimler icin bir simgeye donustuler.Onlar Turkiye Halk Kurtulus Ordusu’nun kuruculari ve liderleri idiler, umudun ve gelecegin ordusunun bayragi oldular.
Onlara ŞAN, onlari katledenlere LANET olsun.

Ve umudun ve gelecegin ordusunun bir neferi olmak, onlarin bayraklarini tasimak, tum yitirdiklerimizi bu ordunun kutsal sancaklarina donusturmek boynumuzun borcu, onlara, gecmise ve gelecege verdigimiz soz olsun.


saygılarımla

frodo
06-05-2008, 10:14
MARE NOSTRUM


En uzun koşuysa elbet Türkiyede de Devrim,
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun,
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!

Can Yücel

dilaver
06-05-2008, 12:09
Zafer Celasun'un Denizler'in idamını radyodan okuması

http://rapidshare.com/files/112907012/Denizlerin_idam__305___radyodan_2.mp3


saygılarımla

dilaver
07-05-2008, 22:57
Denizlerin anması için saat 11.00'den itibaren Karşıyaka Mezarlığı 2 No'lu Kapı'da toplanma başladı. Denizlerin fotoğraflarının yer aldığı pankartlar, posterler, rengarenk flama ve bayraklarla Karşıyaka Mezarlığı adeta miting alanına döndü.

Kapının girişinde anons aracının arkasında kortejler sıralanırken, katılımcılar sığmayıp ara sokaklara ve mezarlık çıkışına kadar her yeri doldurdu. 68'liler Dayanışma Derneği, Devrimci 78'liler Federasyonu, EMEP, ÖDP, SDP, TKP, Sosyalist Parti, SHP, CHP, KESK ve bağlı sendikalar, DİSK Genel-İş, Ankara Şubeler Platformu üyesi sendikalar, TMMOB, TTB, Halkevleri, ESP, Kaldıraç, Partizan, Odak, Yurtsever Demokratik Gençlik, Akader, İHD, PSAKD, Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı, Alevi Bektaşi Federasyonu, ÇGD ve 2 Temmuz Vakfı'nın da aralarında bulunduğu çok sayıda örgütün temsilcileri, üyeleri anmaya katıldı. "Yaşasın Kürt ve Türk halklarının kardeşliği" pankartı arkasında DTP Eş Başkanı Emine Ayna, Grup Başkan Vekili Fatma Kurtulan, milletvekilleri Sevahir Bayındır, Şerafettin Halis ve Sırrı Sakık, DTP yöneticileri, "Halkın vekilleri hoş geldiniz" diye selamlandı. AKP İstanbul Milletvekili Ayşenur Bahçekapılı da anmaya katılanlar arasında yer aldı.

'Deniz ve Yusuf'a büyük sevgi

"Hatırla Sevgili" dizisinin oyuncuları Deniz (Barış Koçak), Yusuf (Murat Zubi) ve Salim (Oktay Gürsoy) büyük bir sevgi gösterisi ile karşılandılar. Hüseyin İnan'ın babası Hıdır İnan, Denizlerin Şekibe ablası Şekibe Çelenk, avukatları Halit Çelenk, EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, Kapital'in çevirmeni Alattin Bilgi ile çok sayıda aydın ve yazarın da katıldığı anmada, hep bir ağızdan "Devrim şehitleri ölümsüzdür" sloganı atıldı. Anmada, Denizler ve tüm devrim şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşunun ardından Denizlerin avukatı Halit Çelenk konuştu.
Denizleri metalaştıramadılar

Anmaya katılanlar adına ortak metni 68'liler Dayanışma Derneği'nden Halil Çelimli okudu. Aradan geçen 36 yılda egemenlerin Denizlerin mücadelesini ticari bir metaya çevirme çabalarının boşa çıktığını kaydeden Çelimli, emperyalizmin AKP eliyle sürdürdüğü halk düşmanı politikalara ve halkları birbirine düşmanlaştıran darbe planlarına karşı mücadele çağrısı yaptı. Denizleri asanlarla, Newrozları, 1 Mayısları kana bulayanların aynı kişiler olduğunu vurgulayan Çelimli, "Denizlerden aldığımız güçle egemenlerin işyerlerini, üniversiteleri teslim alma çabalarını, ideolojik kuşatmayı ve faşist saldırıları boşa çıkartacağız" diye konuştu. Kürt sorununda ödenen bedele rağmen, inkar ve imha politikasının hâlâ devam ettirildiğini, egemenlerin nifak tohumları attığını, milliyetçiliği içten körükleyerek, halkları birbirine düşman etmeye çalıştığını kaydeden Çelimli, yoksul halkların evlatlarının sınır içi ve sınır ötesi operasyonlarla AKP eliyle emperyalist politikalara kurban edildiğini söyledi.

Denizlerin sözleri tekrarlandı

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve devrim ve sosyalizm mücadelesinde yaşamlarını yitiren tüm devrimcilerin isimlerinin okunup, katılımcıların, "Yaşıyor" diye karşılık verdiği yoklamanın ardından kürsüye, Denizlerin yoldaşı Mustafa Yalçıner çıktı. Yalçıner, Denizlerin sehpada söylediği; "Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın Marksizm ve Leninizmin yüce ideolojisi. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi. Kahrolsun emperyalizm. Yaşasın işçiler ve köylüler" şeklindeki son sözlerini kitleye tekrarlattı. Yalçıner'in "Denizler bunları söyledikleri için idam edildiler. Böyle bir amaç için ölünmez mi" sorusuna hep bir ağızdan "Ölünür" yanıtı verildi. Emperyalizmin geçmişte 6'ncı Filolarıyla, NATO'suyla, Avrupa Topluluğu'yla saldırdığını, şimdi ise IMF ve Dünya Bankası'yla, ılımlı İslamla aynı saldırıyı sürdürdüğünü kaydeden Yalçıner, "emperyalizme karşı mücadele bayrağını yükseltme, emperyalizme karşı Deniz olma" çağrısı yaptı.

IMF ve Dünya Bankası eliyle bankacılık sektörünün, limanların, tersanelerin, madenlerin işgal edildiğini belirten Yalçıner, "Şimdi bayrakları yükseltmeyip ne yapacağız" diye sordu. Demokrasi mücadelesine de dikkat çekerek, demokrasi mücadelesinin emperyalizmden kopartılırsa hiçbir işe yaramayacağını vurgulayan Yalçıner, Tunceli'de Denizlerin resminin bulunduğu pankartı yasaklayan savcıyı, İstanbul'da Denizler için yapılacak mitingin yasaklanmasını kınadı. Yalçıner'in, Kürt sorununa değinerek, Deniz'in "Yaşasın Türk ve Kürt halkının kardeşliği" sözünü hatırlatması üzerine hep bir ağızdan "Yaşasın halkların kardeşliği" sloganı atıldı. Ayrılıkların, fraksiyonların bir tarafa bırakılmasını isteyen Yalçıner, işçi sınıfı ve halkın etrafında birleşebileceği demokrasi ve sosyalizm için bir güç merkezi olma çağrısı yaptı.

Konuşmaların ardından kortejler oluşturularak, Denizlerin mezarları önünden geçit töreni yapıldı. Denizlerin mezarları bırakılan onlarca çiçekle adeta çiçek bahçesine dönerken, şiir yazıp koyanlar, sigara yakıp bırakanlar da dikkat çekti. (Ankara/EVRENSEL)


saygılarımla

gerilla
08-05-2008, 05:18
anadolu'da topraklarında sosyalist gerillayı başlatan önderlerimizi saygıyla anıyoruz. onları asanlar bizim ebedi düşmanımızdır. onların intikamı almak için yapılan eylemler sürecektir. bütün faşistlerin ve deniz düşmanlarının sonu nihat erim gibi olacaktır.

vartor
08-05-2008, 06:22
Genclik yillarimin, yasitlarimin, genc yaslarinda haketmedikleri cezalar, iskenceler ve hayatlariyla odedikleri fikir ve gorus farkliliklari tekrar gozumun onunde canlandi. Karincayi bile incitemeyecek bir insanin, digerine fikir farkliligi yuzunden yaptigi barbarligi ise, bunca sene sonra bile anlayabilmis degilim.

aydoe
08-05-2008, 06:34
Unutmayacağız,yaşatacağız

pante
08-05-2008, 07:38
Denizlerin idamı deninince hep aklıma Deniz'in idamının işkenceye dönüştürülmesi, yaklaşık 50 dk. sürmesi gelir.
Deniz'in fizikli olması nedeniyle çift ilmik yaptıkları için normalde birkaç dk. sürmesi gereken idam uzuyor. Sonunda bakıyorlar ki can veremeyecek, ilmiği teke indiriyorlar ve idamı gerçekleştiriyorlar. Öldürürken dahi yapılan bu zulümü kabul edemiyor insan.

''Delikanlım,
iyi bak yıldızlara.
Onları belki bir daha göremezsin.
Belki bir daha
yıldızların ışığında kollarını
ufuklar gibi açıp geremezsin

Delikanlım,
sen ki,ya bir köşe başında
Kaşından kan sızarak gebereceksin
Ya da bir devrimci gibi darağacında
can vereceksin.''

evrensel-insan
08-05-2008, 08:15
Saygideger arkadaslar;

6 Mayis, TC tarihinde iktidarin yasattigi tarihsel bir kara lekedir.

Insana, dusuncesine ve insanliga zerre kadar deger vermeyen korku zihniyetinin bas urunlerinden biridir.

Dusunceyi yok edebilecegini zanneden zihniyetlerin yanildigini tarih bir kez daha gostermistir.Bu zihniyetin inadina, insanlik tarihi bu tip kara lekeleri hic bir zaman unutmaz ve unutmayacaktir.

Ayrica kazanilan dusunsel ve davranissal tecrubeyle, bu tip zihniyete karsilik verilen savas daha bilincli ve deneyimli olacaktir.

Fiziksel yapi somuttur elde edilebilir, hatta yok edilebilir. Ama o fizigin yaydigi dusunce, tarih ve dusuncenin toplumsallasmasi soyuttur ve elde edilemez.OLDURULEMEZ.

Saygilarimla;
evrensel-insan

iceman
10-05-2008, 07:41
unutma!!! unutturma!!

okinono
10-05-2008, 08:46
Dağlar ayak izlerinden tanır masumu
En kuytu köşelerinde saklar sessizden;
Nehirler isminden tanır suyu
İnceden hasretle akar derinden.
Zalim, kahpe ilmekten yakalar aslanı, kalleşçe boğar ipinden.

Gün olur doğar elbet bu nehirler, dağlardaki o kardan,
Elbet dolar bir gün yürekler, çılgın akan o sudan.
Zannetme ey zalim kurtulursun, kanla suladığın daldan;
Memleket türküleri patlar bir gün, uçurumdaki yardan.
İnanlar fışkırır, Divriği’den, Gemerek’ten, Ünye’den, Van’dan;
Şahlanır Aslanlar, can doğar Deniz’lerdeki kandan.

Ekose Camlar/02

dilaver
05-05-2009, 19:55
Halklarımıza, Kurum Temsilciliklerine,


İdamlarının 37.yılında halklarımızın kurtuluşu mücadelesinin yiğit temsilcileri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan’ı anıyoruz...


6 Mayıs 1972’de darağaçlarında son soluklarında bile devrime ve sosyalizme olan bağlılıklarını haykıran önderlerimizin devrimci düşünceleri ilk gün sıcaklığında yüreğimizde, bilincimizde, vicdanımızda yaşadı, yaşıyor…


Askeri faşist darbelerle hesaplaşma ve darbecilerin işledikleri suçlar için halka hesap vermesini sağlama mücadelesi’nin bir parçası olarak, Denizleri idam sehpalarına çıkarıp katledenleri bir kez daha lanetleyeceğiz.


Basın açıklamamıza kitlesel katılımınızı rica ediyor, saygılar sunuyoruz.


68’liler Dayanışma Derneği-Devrimci * 78’liler Federasyonu Basın Açıklaması:
Yeri: Yüksel Caddesi İnsan Hakları Anıtı Önü
Tarihi: 05 Mayıs 2009 Salı Günü saat: 12.30


Ortak Mezarlık Anması: (Tüm kurumlarla birlikte)
Tarih ve saat : 06 Mayıs 2009 Çarşamba
Toplanma saati: 12.00,
Anmaya Başlama saati: 12.30
Buluşma yeri : Karşıyaka Mezarlığı 2 Nolu Kapı

saygılarımla

boğaziçi
05-05-2009, 20:05
...``daragacinda`` isimli kitabi okudugumda tuylerim diken diken olmustu.
saygiyla aniyorum...

frodo
05-05-2009, 20:10
http://www.youtube.com/watch?v=OKF6YFK64rw

"Şarkışla'ya düşürmesin Allah sevdiği kulunu / Gemerek'te çevirmişler Deniz Gezmiş'in yolunu"

dilaver
05-05-2009, 20:17
MAYIS AYI HAYATIMIZ GİBİYDİ

Mayıs, benim için öfke ve direniş ayıdır. Mayıs benim için hüzün veyenilgidir.Mayıs ayı bitmez. Tam bitecekken yine gelir ve kendisini hatırlatır...

Mayıs ayı, eve geldiği ürpertici bir gecede, bizim çocukları astılar, diye kesik kesik ağlayan babamdır...Bu ülkenin onuru, masumiyeti, direnişi, temiz kalmış son çocuklarıasılmıştır mayıs ayında, ama mayısın hıncı ve kurbanları bitmemiştir yinede...

Mayıs ayı, Almanya’nın Köln şehrinde bana sonsuz bir hasretle sarılıp, senİstanbul kokuyorsun, diyen Atilla Keskin’dir en çok... Çünkü, mayısınBütün öfkesi, direnişi, hüznü, yenilgisi, bitmeyen istekleri ve son kurbanı onda toplanmıştır...En sevdiği, canından çok sevdiği insanları hep mayıs ayı içinde yitirmiştir o...Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’la birlikte yola çıkmıştır.

Aynıhareketin, Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nun öncüleridir hepsi. Özgürlük veadalet istemişlerdir. Bağımsız bir ülke ve o ülkede halkların kardeşçeyaşamasını istemişlerdir. Türkiye’yi yerinden oynatmışlardır...

Halklar inanmıştır bu çocukların haklılığına ve taleplerine. Bir subayolan babam dahi, bir mayıs gecesi, bizim çocukları astılar, diye ağlıyorsa,yeniden geri dönüp o günlere bir kez daha ve derinden bakılmalıdır...

Amakırılgandır tarih. İyilikler ve umutlar alınırsa elinden, aklı kötülüğeve zulme çalışır. Nitekim öyle oldu... Yakalandı bizim çocuklar. Askerimahkemelerde yargılandılar. Kalbi bu çocuklarla olanlar umutlarını veheyecanlarını korkunun karanlığında gizlediler...

Askeri mahkemeden 18 idam çıkar... Hakkında idam kararı çıkanlardan biride Atilla Keskin’dir... Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i Mamak Askeri Cezaevi’ndeki ön hücrelere tek tek koyarlar. Belli ki onların idamı kesindir artık.İntihar etmesinler diye de hücrelerindeki lambalar koridora alınmıştır.

Hüseyin İnan’ın, yani herkesin benimsediği ismiyle Dede’nin elinde“Gerilla Savaşı ve Marksizm” adlı kitap vardır ve çok az bir zaman sonra idam edileceğine hiç aldırmadan, bütün dikkatiyle okumaktadır...

Yusuf Aslan’ın hücresinin duvarında ise Pir Sultan Abdal’ın resmi asılıdır. Resimde, Pir Sultan Abdal’ın boynuna idam ilmeği geçirilmiştir. Tarihin kırılganlığı devam etmektedir...Yusuf Aslan bir ara hücresinden arkadaşlarına seslenir: Biz gidiciyiz, bukesin... Kendinizi sıkı tutmalısınız! Belli ki mapusluk süreci bu kez uzunolacak sizin için. Biz gittikten sonra üstünüze çok geleceklerdir.Kendinize bir uğraş bulun. Bol bol okuyun, hatta ikinci bir dil öğrenmeyeçalışın. Yoksa zamanı tüketmeniz kolay olmayacaktır...İ

damla yargılandıkları halde, birbirleriyle şakalaşmaktan geri kalmayan,ölüme bile güle oynayarak, yaşam sevinçlerinden bir nebze bile yitirmedengiden insanlardır bunlar...

Hücrelerine dadanan ve yakalayıp Abdürrezzak adını verdikleri bir fareyi kuyruğundan iple asıp, fareden çok korktuğunu bildikleri Yusuf Aslan’ınhücresinin önünde sarkıtan, onu ranzasının en üst noktasına tırmandırıparkadaşlarından can hıraş feryatlarla yardım istemesine en masumneşeleriyle gülen bu çocukları nasıl unutur ki insan...

O Yusuf ki, tutuklamalarından birinde polisler bıyıklarına bakıp, bunlarNe biçim bıyık ulan..., diyerek yoldukları için ve başka tutuklanışındapolislere bu zevki bir daha tattırmamak için sorgudan önce, kendibıyıklarını kendisi yolan; o Yusuf ki; elleriyle boğazını sıkıp, dilinidışarı çıkararak, bakın işte, beni astıklarında görüntüm böyle olacak!,diyerek kendi ölümüyle bile alay eden, yaşam dolu ve korkusuz birinsandı...

Deniz, bambaşkaydı benim için. Herşeyden önce babası Cemil Gezmiş, babamınarkadaşıydı. Kadıköy’ün, masaları yeşil örtülü, o yoksul esnafkahvelerinde buluşup, acı çaylar içer, idamların gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini konuşurlardı...

Deniz bambaşkadır benim için. Atilla Keskin’in görüş günlerine gelenabisinden Rodrigez’in gitar konçertosunu getirmesini istemiştir...Sarıldığım devrimciliktir onunkisi... Hep sevgiden sözeden Che Gueveragibidir… Yaşam sevinci, coşku, espri, hüzün ve duygusallıktır o...Rodrigez, belki de ilk kez onun varlığında, aynı anda yaşama ve ölüme çalmıştır gitarını, son bir kez içilen bir bardak hapishane çayı, son kez ciğerlere çekilen bir nefes sigarayla birlikte...

Hüseyin İnan ise okur, düşünür ve yorumlar. Hareketin gizli öncüsü odur.Boşa konuşmaz, herkes ona inanma ihtiyacı duyar. Eylemleriyle kanıtlardüşüncelerini. Sakin ve bilgedir. Bu yüzden arkadaşları ona “Dede”derler...

Ama dedim ya, kırılgandır tarih, iyilikler ve umutlar alınırsa elinden,Aklı kötülüğe ve zulme çalışır...

Önce Deniz’i götürürler idam sehpasına…Deniz, masaya çıkmadan önce, orada hazır bulunanlara, bizi cezaevinden yangından mal kaçırır gibi kaptılar, havalandırarak getirdiler; ayakkabılarımızın bağlarını bile bağlamamıza fırsat vermediler; postallarımın bağlarını bağlasınlar; asıldığımda ayağımdan düşmesini istemem, diye bağırır. Sonra gardiyanlar onu masaya çıkartır. Bir gardiyan ilmeği açar, genişletip, boğazından geçirir. Deniz o anda son sözlerini söylemeye başlar: Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!..

Deniz asılırken Yusuf Aslan’ı getirirler oraya ve Yusuf Aslan oradakilere,duydum Deniz’in sesini, der. Darağacı bu defa onun için hazırlanır. Yusufçıkar bu defa taburenin üzerine ve son kez şöyle der: Ben ülkeminbağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için, bir defa, şerefimle ölüyorum.Sizler, bizi asanlar, şerefsizliğinizle hergün öleceksiniz! Bizlerhalkımızın hizmetindeyiz, sizler Amerika’nın… Yaşasın devrimciler!Kahrolsun faşizm!..

(İnanın o yılları yaşayan biri olarak, bunları yazmak hiç kolay değil.Yirmiiki-yirmiüç yaşındaki o insanların bu sonsuz cesareti ve inancıkarşısında hayranlıkla birlikte, derin bir utanç da duyuyorum. Utanıyorum, çünkü bugün ülkemizin üzerinde Çatlı’nın faşist ruhu dolaşıyor. Utanıyorum,çünkü bu ülkede birçok lisede gençler kendilerine örnek insan diye, Çatlı’yı seçmiş. Utanıyorum, çünkü Çatlı’nın ev arkadaşı, iş arkadaşı olduğunusöyleyen birileri, pervasızca ve sanki hiçbir şey olmamış, sanki oncainsan boşuna ölmüş gibi, yanıbaşımızda ahkam kesebiliyor...)

Ve sonra sıra Dede’ye, Hüseyin İnan’a gelir. Sigara içip içmeyeceğinisorarlar. İçmeyeyim, der. Sonra orada bekleyenlere döner ve ayağındakilastik ayakkabıları göstererek: Söyleyin babama, yarın ayağımdaki bulastik ayakkabıları görüp, doğru dürüst bir ayakkabısı bile yokmuş diye,üzülmesin.Askeri cezaevinde, ayakkabılarımızı giymemize bile fırsat vermediler.Ayakkabılarım cezaevinde kaldı. Onlara hediyem olsun...

Savcı, sözünükesmek için, sehpaya çık, diye bağırır. Hüseyin İnan, masanın üzerinde, gayet sakin; sabırlı ol, çıkacağım, der. Ve tabureye çıkmadan, masanın üzerinde son sözlerini söyler yüreklice: Ben, şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. Kahrolsun faşizm!..Diner ağır kapıların ve acımasız kilitlerin gürültüsü...

Diner zincirşakırtılarının sesi... 1972 yılının 6 Mayıs’ıdır... Bir kişi dahagötürülse idama bu Atilla Keskin olacaktır. Ama daha başka kimse götürülmez. Son idam edilen Hüseyin İnan’dır. Ama vasiyeti kalır Atilla Keskin’de... İdama, darağacına götürülürken, Hüseyin İnan, can yoldaşından, Atilla Keskin’den tek bir şey ister: Eğer birgün kurtulursan bu zindanlardan, eğer birgün özgür olursan, bir sevdiğin olursa ve ondan da bir oğlun olursa, ne olur benim adımı koy…

Ölmeden önceki son isteği budur Dede’nin...Aylardan mayıstır. Zulüm ve dostluk; inanç ve erken ölüm birbirinekarışmıştır, ama unutulmayan tek bir şey vardır: Verilen sözler... İnsanınalnına yazılır. Üstelik aylardan mayıssa ve darağacına giden insanlar ensevgili arkadaşlarsa, dostlarsa, umutlarsa, direnişlerse ve sözkonusuolan, onların son dileğiyse...

Atilla Keskin, Mamak ve Niğde cezaevlerinde dört sene kaldıktan sonra,1977 yılında yurtdışına çıkar. Kendi gibi yürekli bir kadını sever. Bu kadından bir oğlu olur. Unutmak mümkün müdür o son sözleri: Eğer yaşarsan, eğer bir kadını seversen, eğer ondan bir oğlun olursa, ne olur benim adımı koy...

Ve dünyaya gelir o çocuk. Hiç şüphesiz, adı Hüseyin İnan olur. Dedeİnan... Almanya’dır gurbetin adı… Aradan yıllar geçer, Hüseyin İnan büyür.Sürgünlük büyür, büyür vatan hasreti, büyür yirmi iki-yirmi üç yaşında asılan yoldaşların özlemi...Ve birgün, küçük Hüseyin İnan, spor yaptığı yerden dönerken, sırt çantasıyoldan geçen bir kamyona takılır. Tekerleklerin altına sürüklenir birdenDede İnan. Ve o an can verir...

Ve ne acıdır ve ne tuhaftır ki, aylardan mayıstır... Oğluna benim adımı koy, diyen yoldaşın adını taşıyan ilk oğlu,ilk gözağrısı yine mayıs ayında alınmıştır Atilla Keskin’in elinden.Alınmıştır yaşamdan...Mayıs devlet midir?… Mayıs öfke ve direniş midir?… Mayıs zulüm müdür?…Mayıs hüzün müdür?… Mayıs, bu ülkenin asılan son masum ve lekesiz çocuklarımıdır; kırılan tarih mi, yoksa hayatın ta kendisi midir mayıs?…

Nedir mayıs?...Masumken ölmüştür Hüseyin İnan, tıpkı ismini aldığı Hüseyin İnan gibi,Onun yoldaşları gibi…

Bu yüzden annesi, beyaz bir tabuta konulmalı, diyediretir. Almanya’da günlerce beyaz ve küçük bir tabut aranır. Sonundabulunur o beyaz tabut. İçine Hüseyin İnan konur… İçine Türkiye konur…İçine, bu ülkenin yitip giden masumiyeti, darağacına korkusuzca, hattagüle oynaya giden ve kendi ölümleriyle bile alay eden lekesiz, yiğit çocukları konur...12 yaşındaki İnan’ın arkadaşları, mezara o an üzerlerinde ne varsa,çiçeklerini, kasetlerini, ayakkabılarını, wolkmenlerini, şapkalarınıatarlar...

Ağlamak ayıptır ya devrimciler için, hep içimize akıtırız ya o içimizidağlayan gözyaşlarını… Yüreği avucunda bir şair bozar bu kalpsiz geleneği;Atilla Keskin’in en yakın dostlarından şair Nihat Behram bozar…

Benağlıyorum ve kimseden izin almıyorum, der... Ve işte o an boşanırgözyaşları... Ve Atilla Keskin, yoldaşları birkaç metre ilerde asılırkenağlamayan Atilla Keskin, tam 21 yıl sonra, ilk oğlu Hüseyin İnan’ın mezarıbaşında ağlamaya başlar.22 yıldır dönemediği ülkesi Türkiye için, o cesur ve yiğit yoldaşlarıiçin, hergeçen gün yokedilen masumiyetler ve inançlar için, kirletilen umutlar için ve bunların hepsini o kısacık, o ceylan ömründe taşıyan ilk oğlu Hüseyin İnan için ağlar.

Doyasıya ve katıksız ağlar. Onca yıl,biriktirdiği herşey için, sustuğu ve içine attığı herşey için... Tıpkı babamın, bir mayıs ayında, bir gece vakti eve gelip ve hepimizi uyandırıp, biliyor musunuz, bizim çocukları astılar, diye ağlaması gibi...Yine de özlenir hayat, yine de özlenir ne kadar kirlense de Türkiye veİstanbul…

Ve Atilla Keskin, bana memleket hasretiyle sarılıp, sen deİstanbul’un kokusu var, diye gözyaşlarıyla sarılır...Bir kere gelenek bozulmuştur. Artık çok şey birikmiştir içimizde.Zehirlenmemek için, ne hissediyorsak öyle olmalıyız ve öyle davranmalıyızdır... Ve Nihat Behram, 12 yaşında, evine dönerken bir kamyon altında kalanHüseyin İnan için şu dizeleri okur mezarının başında:

“Acıların sessiz, sözsüz kuşlarını bıraktın şarkılarımıza... Ölümlerdeağlanmasın diye ezberlemiştik; senin için ağladık... Çünkü, bahar günüyürek taşımanın ölçüsüydü senin için ağlamak... Can üstünde parçalamış senin gibi bir çiçeğe ağlanır...

”Anladım, mayıs herşeydi… Öfkeydi, direnişti, zulümdü, yenilgiydi; o cesurve yiğit yoldaşlardı, ölümüyle alay eden Yusuf Aslan’dı, babası üzülmesindiye ayakkabılarını arkadaşlarına hediye ettiğini söyleyen Hüseyin İnan’dı; asılmadan önce son kez dinlenen Rodrigez’in gitar konçertosu eşliğindeiçilen son çay ve son sigaraydı; babamın, bizim çocukları astılar, diyekesik kesik ağlamasıydı; Atilla Keskin’in, sen İstanbul kokuyorsun, diyebana sarılmasıydı mayıs ayı... Beyaz bir tabutun başında hep birliktesöylenen son dizelerdi...

Mayıs hayatımız gibiydi. Doyasıya aşık olduğumuz, tekrar tekrar sevişsekde o hep özlediğimiz yere bir türlü ulaşamadığımız, bu yüzden acı çektiğimiz, acı çektikçe hasretle bağlandığımız sevgilimiz gibiydi mayıs ayı... Mayıs hayatımız gibiydi...

saygılarımla

posta kutuma gelen bir ileti

frodo
05-05-2009, 20:19
http://www.youtube.com/watch?v=FNTvWDpCcaw

Kendi sesinden savunması...

KızıL
05-05-2009, 20:22
yolunuz yolumuzdur....

dilaver
05-05-2009, 20:55
“DENİZ OLUNMALI …”

‘68 gençlik hareketinin devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam edilmesinin üzerinden tam 37 yıl geçti.

Denizler gençliğin bilgeliğiyle söylediler sözlerini ve devrimci bir ataklıkla yaptılar her eylemi…

Eğitimin militaristçe yönetimlerle, Ortaçağ düşünüşüyle yapılamayacağını söylediler; okul yönetimlerinde öğrencilerin yer almasını savundular… Bu nedenlerle üniversiteleri işgal ettiler, meydanlara döküldüler…

2009 yılında eğitim militaristçe bir korkaklıkla ve Ortaçağ karanlığıyla yapılmaktadır. Bu yetmezmiş gibi, öğrenciyi müşteri olarak gören Paralı Eğitim geldiği için yaralıyız…

Denizler idam edildiklerinde “yaşasın Türk ve Kürt halkının kardeşliği” diye haykırmıştı…

Biz bugün akan kardeş kanını durduracak tek şartın bu olduğunu haykırıyoruz egemen sınıflara...

Onların istediği dünyadaki bütün ülkelerle eşit, bağımsız bir Türkiye'ydi. “Bunun önündeki engel emperyalizmdi ve onun bir güç gösterisi olan 6. Filo bizim denizlerimizden, limanlarımızdan defolmalıdır…” dediler ve Amerikan askerlerini denize döktüler…

2009 yılında, değişik tuzaklarla kanın ve barutun diktatörlüğüne sürüklenmekte olan bir coğrafyada, ülkemizin dünyanın yüzüne bağımsızlık duygusu ve güveniyle bakabilmesi için savaşım veriyoruz…

Türkiye Yazarlar Sendikası bu ülkenin ilerici yazın birikiminde, emperyalistçe her şeye karşı başı dik ve devrimci bir ülke özleminin yerini bilmekte ve devrimci aydın savaşımının ana ekseni olarak görmektedir…

Biz, Denizleri onların ve hepimizin Nazım’yla selamlıyoruz.
“…Denizin üstünde ala bulutyüzünde gümüş gemiiçinde sarı balıkdibinde mavi yosunkıyıda bir çıplak adam durmuş düşünür… Bulut mu olsam,gemi mi yoksa?Balık mı olsam,yosun mu yoksa?..Ne o, ne o, ne o.Deniz olunmalı, oğlum,bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla”Biz, 6 Mayıs'ta Taksim'den devrimcilerin emperyalizmin askerlerini denize döktükleri yere, Dolmabahçe'ye yürüyoruz.

Toplanma yeri: AKM önü… Saat: 18.00

Türkiye Yazarlar Sendikası

aydoe
05-05-2009, 20:58
''Özgürlük sırtından vurulmuş yerde yatıyordu
Kurşun geçirmez yelekleri vardı
Ben çıplak yaşarken
Fikrime barut kokusu sokuldu
Medeniyeti ararlarken'' Redd 21

Çocuklarımıza Deniz dedik,Taylan dedik,Ulaş dedik ama ..
Halen çok gerisindeyiz ,söylemekle olmuyor bir şeyler yapmak lazım..

Saygıyla anıyorum..

evrensel-insan
05-05-2009, 21:08
Saygideger arkadaslar;

Gecmis tarihimizi ve bir amac ugruna yasamlarini kaybedenleri analim, unutmayalim. Ancak; bunu duygusal bir icerige tasiyip; gecmiste yaptiklari hatalari da, gorelim ve onlardan ders cikararak, ayni hatalari tekrarlamayalim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

dilaver
06-05-2009, 02:34
13 yaşındaydım, Deniz Abileri astıklarını duydum.

18 yaşında Deniz Abi ile yoldaş oldum.

25 yaşında Deniz’le arkadaş oldum.

35 yaşına geldim, Deniz kardeşim oldu.

Şimdi 50’mdeyim, Deniz oğlum oldu, umudum oldu.

Boynumuzda bir ilmek, yaşıyoruz 37 yıldır
.
Boynumuzun bir borcu var.

Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in 37 yıl önce boyunlarını vererek ödedikleri bir borç…

Emekçi halka olan bir borç…

Deniz’lerin vasiyeti:

Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
Yaşasın Marksizm-Leninizm yüce ideolojisi!
Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!
Yaşasın işçiler, köylüler!
Kahrolsun emperyalizm!

Boynumuzun borcudur, emekçilerin bağımsız Türkiye’sini yaratmak. Coşkuyla anıyoruz abilerimizi, arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi, oğullarımızı, umutlarımızı… Deniz’lerimizi…

saygılarımla

KızıL
06-05-2009, 02:45
aynı mahkemelerde yargılayacağız onları tek isteğimiz ecelleriyle ölmesinler...

dilaver
06-05-2009, 17:50
“Yaşasın Marksizm Leninizm”

Siyasi karmaşanın hâkim olduğu bir dönemde gençlere ve devrimcilere gösterilen bir hedefiydi bu sözler. Deniz Gezmiş ve arkadaşları devlet tarafından idam sehpasına gönderilirken bilime ve sosyalizme olan güvenini bu sözlerle ifade ediyordu.

Geçmiş mücadele deneylerini bugünkü bakış açımızla değerlendirdiğimizde bazı sözler vardır ki tarihin her döneminde geçerliliğini korur. Bir yandan halkın birlik içinde örgütlenmesini ifade eden “Yaşasın Türk, Kürt halklarının kardeşliği” diğer yandan “Yaşasın Marksizm-Leninizm” bir bütün ideolojin ifadesidir. Örgütlenme ve mücadelenin o tarihlerde en ileri boyutunu başlatan Denizler 70 sonrası faaliyetlerden doğan gelişmeleri de eleştirel değerlendirdiğimizde mücadele ve örgütlenme en olumlu yanlarıydı. Devrim örgütlenme ve mücadele isteyen bir süreçtir. İşte bunu yaşamlarıyla gösteren bu önderler tüm halkı cezalandırırcasına idam edilirken, halka ve sosyalizme olan inançları 6 Mayıs sonrası verilen mücadelede yaşatıldı.

Bu bugünde böyledir. Devrim için ölenlere verilen sözler semaya bırakılan bir not değil, geleceğe verilen sözlerdir. İşte her 6 Mayıs diğer devrim şehitlerinin öldürüldükleri tarihler kadar önemlidir. 30 Mart, 18 Mayıs ve 6 Mayıs bizler, her biri devrimci önderlerin katledildiği günler olarak devrimcilerin yüreğinde özel öneme sahiptir.

Onları anmak bu gün mücadelenin neresinde durduğumuza ve sınıf mücadelesine nerden baktığımıza bağlı olarak değerlendirmeliyiz. Egemen sınıf temsilcisi basın unsurları bile Denizler için nerdeyse “ağıt” yakacak durumdayken, bizler devrim ve sosyalizmin savunucuları Marksizm ve Leninizm temelinde geçmişten bugüne bakmalıyız.

Mayıs ayı işçi sınıfının uluslar arası mücadele ve dayanışması ile başlıyor, Nurhaklarda Sinanların öldürülüşü ile bitiyor. Bu anlamıyla mücadele ve örgütlenmenin yoğunlaştığı mayıslar yaşamında kendi iç dinamiğinin geliştiği bir süreçtir. Baharın ilk günleri.

Bizler her gün bu önder insanları sevgi ile, hasret ve inançla anıyoruz. Mücadelemizde yaşatıyor, gelecek güzel günlerde onlarla bir arada olacağımıza inanıyoruz.

saygılarımla

dilaver
07-05-2009, 01:10
http://www.marksist.com/sites/mtw6/files/images/deniz2.jpg


Onlar öldüler
Güneşe gömüldüler
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya
Akın var akın
Güneşe akın
Güneşi zaptedecegimiz günler yakın



Yoldaşlar başlatıgınız mücadele sürüyor . Boşuna ölmediniz.

saygılarımla

serüvenci
15-05-2009, 19:48
serüvencinin bu siteye üye olduğu gün. :)

Akhenaton
15-05-2009, 19:53
Yazık gencecik insanları yahudi komplosuna boğup zengin olmuşlar.

che21
15-05-2009, 20:10
Yazık gencecik insanları yahudi komplosuna boğup zengin olmuşlar.
O gENCECİK insanların neden o sehpalara yuruduklerınıde keske ogrenebilsen
yaşasın türk ve kürt halklarının kardeşligi
kahrolsun faşizm

Akhenaton
15-05-2009, 21:58
yaşasın türk ve kürt halklarının kardeşligi



Boş boş konuşma, biz halk değil Milletiz.

che21
15-05-2009, 22:02
Boş boş konuşma, biz halk değil Milletiz.
senın bu sözden cıkardıgın anlam buysa seni zeusa havale edıyorum :)

serüvenci
15-05-2009, 22:24
Boş boş konuşma, biz halk değil Milletiz.

hadi milleti geçelim ümmet olun, olma mı ? :p

Cem
15-05-2009, 22:29
Denizlerin verdiği mücadele yanılgı ve yanlışlarla doluydu. Onları idam etmek daha büyük bir yanılgıydı. Hatalar birbirini izledi.

Türkiyede demokrasi ve özgürlükleri geliştirmek yerine proleterya diktatörlüğü teorisinin izinden gitmek iyi sonuç veremezdi, vermedi de.

Anti-demokratik rejim bunların en büyük sorumlusuysa da bu Denizlerin, Mahirlerin yolunun doğru olduğunu göstermez.

Sosyalizm bağımsız Türkiye'nin garantisi değildi. Nitekim ne Çekoslovakya ne Macaristan ne de diğer pek çoğu sosyalizm altında bulunduğu halde bağımsız değildi. Bağımsızlık istekleri 1956 ve 1968'de komünist Rus tanklarıyla ezildi.

Denizlerin idamını, Mahirlerin infazını kınayalım ama izledikleri yolu yüceltmeyelim. Bu gerçekçi olmaz.

dilaver
15-05-2009, 22:39
Denizlerin idamını, Mahirlerin infazını kınayalım ama izledikleri yolu yüceltmeyelim. Bu gerçekçi olmaz.

Tam aksine gerçekçi olur. Denizlerin tek bir inacı vardı, o da devrim. Tek bir gücü meşru kılıyorlardı o da halk. Yani emekçiler.

Denizler'in yolunun dogru olup olmadıgını görebilmek için Latin Amerika'ya bir göz gezdirmek yeterlidir.

Devrim yapmak için yıkmaktır. Denizler de bunu temsil ederler. Denizler'in elbette hataları vardı ki onun için yenildiler. Ama Denizler kararlı idiler ve teslim olmayı reddettiler. Yoldaşlıga her şeyden çok önem verdiler.

Bizler de onların açtıgı yoldan yürüdük. Daha da fazla ezildik. Ama teslim olmadık, hala yol aynı yoldur ve dogrudur diyorum. Ve bugün Türkitye'de şunu hissediyorum. Devrimin gerilemesi durmuştur. Her geçen gün daha fazla insan şu an için az da olsa Denizler'in yolunu seçiyor. Bu teslim olmamanın yoludur.

saygılarımla

che21
15-05-2009, 22:45
Aslında denizlerin markiszmide tam anladıklarını sanmıyorum
genclik heyecanıylada bıraz karışık devrim yapmaya kalkısan özlerınde ıyı nıyetlı guzel bır ulke kurma hayallerı olan ınsanlardı.
nıye marksizmi tam anlamadıklarını soyledım abisi gecen gun bır acık oturuma katılmıstı kendısı soyluyordu zaten cokta genctıler dıyordu tam analdıklarınıda sanmıyorum dıyordu.
Deniz gezmiş zaten bıyıgını bile che gibi tras ederdi
yani biraz özenti biraz heyecan bıraz mucadele daha guzel bır turkıye hayali gencecik umutlar ve tükeniş
Onların mucadelelerının alt yapısı oldugunu sanmıyorum.
Nıyetlerı ıyıydı duyarlıydılar ama yetersiz olduklarıda ayrı bırgercek

Cem
18-05-2009, 17:59
Denizlerin tek bir inacı vardı, o da devrim.

Zaten asıl yanlışları bu idi. İktidara el koymak, parlamentoyu feshedip ML iktidarı kurmak ve kamulaştırma yapmak neredeyse sihirli bir formül gibi idi o kuşağın önemli bir bölümünde. Türkiyenin bir bolşevik devrimi benzerine değil demokrasinin ve özgürlüklerin gelişmesine ihtiyacı vardı. Gerçek bir çoğulcu rejim ve insan haklarına saygının gerek devlet düzeninde gerekse halk içinde iyice yayılmasını sağlamak gerekiyordu. Bu ise oldukça uzun vadeli ve zorlu bir yoldu. Gerek Denizler gerek Mahirler gerekse onların ardından gidenlerin önemli bir bölümü bu mücadeleyi küçümsedi, burjuva demokrasisi olarak gördüler ve bunun yerine bolşevik devriminin peşinden gittiler.

İnanç ve fikir özgürlüğünün olmadığı ortamda bunları sağlamaya çalışmak yerine bolşevik devriminin peşinden gitmek yanlıştı. Daha da kötüsü halkın muhafazakar kesimleri onların emekçi yanlısı yönlerini değil ateist yönlerini öne çıkarıyordu. Liberal özgürlükler için mücadele küçümsenince orada oluşan boşluktan dolayı ülkücü faşist hareket önemli ölçüde güç topladı.

1990 larda önplana çıkmaya başlayan İnsan hakları kavramı o dönemin solunda küçümseniyordu. Bundan dolayı ortaya çıkacak problemden de en fazla solcular etkilendi. Binlercesi gerek 70 lerde gerek 12 eylül zindanlarında kırıma uğradı işkencelerden geçirildi. Bu durum halk içinde ciddi bir tepki yaratmadı. Çünkü insan hakları için mücadele küçümsenmiş ve halk içinde yaygınlaşmamıştı.

Tek bir gücü meşru kılıyorlardı o da halk. Yani emekçiler.

Gerek Denizler gerekse Mahirler halk için halkla beraber değil halk için ama halktan kopuk öncü savaşçıları idi. Şimdi bile halktan rasgele yüz kişiye onları sorsanız çoğu terörist olarak tanımlar onları.

Evet onlar bozuk bir düzene karşı başkaldırı gerçekleştirdiler, anlaşılır ve kısmen hak verilir bir yönleri vardı. Ama yanlış tahliller, yanlış hedefler, yanlış yöntemler seçtiler.

Ama Denizler kararlı idiler ve teslim olmayı reddettiler.

kararlılık ama ne için kararlılık? Doğu Perinçek'de davası için hep kararlı idi. Muhsin Yazıcıoğlu da hep kararlı oldu.

Yoldaşlıga her şeyden çok önem verdiler.

Bu da önemli bir diğer yanlış idi. Yoldaşlığa değil temel insani değerlere daha çok önem verilmeli idi. "Yoldaşlığa" herşeyden fazla önem vermek ister istemez "ötekileri" yaratacaktı, yarattı da.

KızıL
18-05-2009, 19:43
sosyalizm in kurulumu her ülkede farklıdır sevgili cem sovyetlerind eyanlışı olabilir koreninde kubanında ancak mesele yanlışları çıkartıp iyiolanı saklamak mıdır? türkiiyenin içöinde bulunduğu bugünün dünyası sovyetlerin hala gerisinde??
şimdi türkiye kapitalizmi halkına ne vermekte?? küba sosyalizmi ne vermekte??
ben ilaç bile alamıyorum sağlık güvencem olmayınca ya sosyalizmde??
ne konut hakkım var ne ulaşım hakkım ne haberleşme ne sağlık v.s insan olduğum için hiçbir değerim yok kapitalizmde, emperyalizmde!!
peki sosyalizm bu olaya nasıl bakmakta bu hakları kıt kaynaklarıyla sağlamakta işte asıl olan bu neden bunlara bakılmaksızın yıllardır sosyalizm kötülenir hiç anlamak( cem sen sosyalizmi kötülüyorsun demiyorum yanlış anlaşılmasın)..

bu ülkede bağımsızlıktan kasıt amerikan emperyalizminden kurtulmak idi bunun içinde sosyalist türkiye şiarı vardı buda bağımsızlıktı, kımse sovyet egemenliğine girecek diye bir ön koşul söyliyemez türkiye için.. kaldı ki sovyetler komün hayatın yayılması aşamasında işgal denmıyecek işler yapmıştır kurulan halk devletlerinden sonra orda asker bulundurmadı tarihe iyi bakınız amerikan provakasyonu olmadan hangi sovyet bloğu sovyet döneminde rahatsızdı?? cıa ajanlarının her blok ülkede cirit atması yeterince provake nin olduğunu açıklamaz mı....

ancak herşeye rağmen sovyetleri eleştiriken özellikle ikinci dünya savaşı ve sonrası dönemde lütfen elinizi vicdanınıza koyun 20 milyon vatandaşın ölümüyle gerçekleşen bu savaş heryeri yıktı kıtlık hastalık hersey doğdu ve işin kötü tarafı ülkenin bilinçli parti kadroları cephelerde öldü tarımcılar savaşta öldü v.s 1960 sonrasında yeniden inşa döneminde ise ülke hatalarda ve ihanetlerde yüzdü.. 1980 de ise aslında sosyalizm çökmüştü...

Cem
18-05-2009, 21:28
kızılordu,

Denizlerin ve Mahirlerin yolu demokratik yol değildi. Zaten böyle amaçları da yoktu.Onların amaçları fikir özgürlüğü, insan hakları, çoğulcu demokrasi gibi hedefler değildi. İktidarı bolşevik türü yöntemle ele geçirip, meclisi feshedip, halk adına tek meşru gördükleri ML parti yönetimnde kamulaştırma yaparak temel sorunları çözebileceklerini düşünüyorlardı.

Yaşananlar ve tecrübeler bunun böyle olamayacağını, olsa da sağlıklı olmayacağını ve demokrasi olmaksızın sosyalizmin insanları mutlu eden bir sosyalizm olamayacağını gösterdi. En azından ben ve pek çok insan böyle düşünüyor.

Mesele SSCB nin 2. dünya savaşında uğradığı şiddetli yıkımla açıklanamaz.

Kautsky daha 1910 lu yıllarda leninin yolunun sosyalizme değil genel bir diktatörlüğe gideceğini çok güzel açıklıyordu. 1980 li yılların sonunda dünyanın pek çok leninisti bunun doğru olduğunu gördü.

dilaver
18-05-2009, 21:35
Cem

demokrasi ve komünizm başlıgında yazdım, hala da yazıyorum. Marksizm dedikodu temelinde eleştirilemez. Kulaktan bilgi ile eleştirilemez.

Marksizm demokrasiyi toplumsal olgu olarak hedefler, siyasi olarak degil.

Sen dedikodu temelinde, duyumlarla ML yi eleştiriyorsun.

Tüm ML ler en geniş demokrasi savaşçılarıdır ve asla devrim yapalım diye bir galeyanda degillerdir. Devrim en son yoldur. Aksi Lenin Duma'da neden yer aldı.

Biz iktidara talibiz, ama burjuvazi bizi engelleyecektir. Burjuvazinin kanunları bizi baglamaz. Engellendigimiz an devririz, devirmeye çalışırız. Ve bu tarihsel bir olgudur. Onun için biz devrim talebini asla göz ardı etmeden demokrasi mücadelesi veririz.

ML budur. Marks lenin bunu söylemişlerdir. 30 lara kadar SSCB de olan budur.

O başlıkta devlet üzerine 36 a4 boyutunda yazı yazdım. Buyrun ona karşı çıkın. Orada marksist devlet tahlili var. Ama dedikodularla duyumlarla ML yi itham etmeyin.

saygılarımla

Cem
19-05-2009, 11:16
Marksizm dedikodu temelinde eleştirilemez. Kulaktan bilgi ile eleştirilemez.Böyle olduğunu da nereden çıkarıyorsun?

Yazımı iyi okuduysan Lenin'in yolunun kanlı ve yanlış bir yol olduğunu, bu yolla sosyalizme değil genel bir dikatatörlüğe gidileceğini daha 1910'lu yıllarda Kautsky'nin öngördüğünü söyledim. Olay 1980 lerde Gorbaçovla birlikte gelen yeni bir tahlil filan da değil, Stalin ve Brejnev dönemi eleştirisi de değil. Adam daha 1910 larda geleceği görmüş. Çünkü teoriyi çözümlemiş.

1910 lu yıllarda Lenin ve Kautsky arasında bir polemik yaşanmış. Lenin, Kautsky'nin demokratik yolunu redetmiş ve şiddetle özdeşleşen Bolşevik yolu tercih etmiş. Görüşlerim dedikodulardan değil Lenin-Kautsky tartışmalarından köken alıyor.

Benzeri tartışma 1950 liğ 60 lı yıllarda Fransız aydınları arasında da yaşandı. Sartre cephesi SSCB çizgisinde bolşevik devrimi savunurken Albert Camus çizgisi demokratik bir sosyalizmi savundu.

Başlığı sosyalizm tartışmasına çevirmek doğru olmaz. Bu başlıkta söyleyeceklerim yukarıdaki mesajlarda belirtilmiştir: Denizler ve Mahirler bozuk bir düzene karşı başkaldırı içermeleri nedeniyle anlaşılır ve kısmen hak verilir bir yön taşısalar da Türkiyede bir bolşevik devrimin peşinden gitmeleri, demokrasiyi ve özgürlükleri küçümsemeleri nedeniyle yanlışlardı.

OQONUC
19-05-2009, 13:35
O başlıkta devlet üzerine 36 a4 boyutunda yazı yazdım.
..........
1 a4 kağıdı yaklaşık olarak 10 punto sıralı paragrafsız tek satır aralığı ile; 4500 harf alır. Paragraf araları ile biz buna yaklaşık 4000 diyelim.
Bu da 4000*36=144.000 tuş basımı demektir.
Bir tuşa 1/3 saniye tepkime ile basıldığını var sayarsak; 144.000/3=48000 Saniye eder.
48000 Saniye = 800 Dakika , 800 dakika =13 Saat eder.
Yani Dilaver Devlet konusunda hiç durmadan tam 13 saat yazmış oluyor.
Kişinin 13 saat yazabilmesi için de 13*100=1300 saatini normal yaşam koşullarında bu işe ayırması gerekir.
1300 Saat ise ; 1300/24 = 54.16 gün yapar. Biz buna hata payı ile iki ay diyelim,
Bir ailenin aylık büyük şehir masraflarını ortalama 2.000TL olarak varsaysak, yazarında alkol aldığını varsayıp; 35Cl lik günlük masrafını ve sigarasını eklesek;
Rakı kaç lira ? Eh 20 Tl diyelim, çerez sigara 25 olsun.
25*60=1500 yazar masrafı; 2000*2=4000 aile masrafı ; toplam 5.500 TL yazıların mal maliyeti olarak karşımıza çıkar.
Cem dahi bu konuda hala odunumun parası diyorsa; yazar 5.500 TL yi sokağa atmış dersek yanılmış olmalıyız.
Haaa, züğürt tesellisi bin tane gerekçe tabikii ileri sürülebilir.
Ama şahsi kanaatim odur ki; çok yazmakla çok çocuk olmaz.
Yok; bu öyle değildi. Nasıldı; ???? off kafa yok ki bizde, unuttuk işte. :D
Bu yazı içinde bu mesajın sahibi; bu yazdıkları da dahil olmak üzere tam; 1430 adet tuşa basmıştır. Böylece o da laklak sınıfına dâhildir.
Selamlar

KızıL
19-05-2009, 16:27
sevgili cem denizlerin çıkış amaçları demokrasidir anayasal haklardır ve bağımsızlıktır anti amerikancılıktır kesinlıkle sosyalizm değildir..

denizler daha sonraları okudukça marksizme merak salmış ve öğrenmişlerdir ve daha sonrasında neden sosyalizme evrildiklerini düşünmediniz mi??
sosyalizm denizlerin istediği şeylerin bütününe sahip idi bağımsızlıkta demokraside anti empeyalizmde hepsi sosyalizmdeydi bu yüzden M-L oldular.. kautsky meselesine gelince bende size dönek kautsky ı öneririm birde orada yazılanlara bakınız lütfen.. ayrıca lenin devrimi kansızdır sadece3 kişi ölmüştür bunun dışında lenin kendisine süikast de bulunanların bile öldürülmesine hatta hemen orada yakalandıklarında öldrülmesine linç edilmesine izin vermemiştir..
bakınız ki leninle kautsky ın 1910 yılında yaşadığı bu polemiğin asıl sebebi 1905 devrim denemesidir.. bu kanlı bitmiştir bastırılmıştır karşı devrim olmuştur sevgili cem bunuda lütfen unutmayınız bu diyalogun asıl nedeni 1905 dir..

ve son olarak demokrasi nedir?? bir meclis 500 millet vekili bir kaç parti?? bu demokrasi midir??

asıl demokrasi nedir biliyormusunuz bana göre: lenin halkın devlet yönetimine katılımı üzerine de neler yazmıştır lütfen okunuyunuz.. ası demokrasi şuanda kübada vardır neden mi??

halk komiteleri var sevgili dostlar her mahallede her vilayette bu komiteler ülke iktidarı hakkında düşünmekte ve görüş bildirmekte buna göre siyaset yapılmakta? ben sorarım şimdi hayatınız boyunca size soruldu mu bu?? halk komiteleri orada yaşayan insanlardan oluşmaktadır..

Türkiyede bolşevik devrimi olacak diyede bir kaide yoktur burası türkiyedir devrim olmalıdır ama ülkemizin öznel koşullarında ve dışardan bağımsız olarak olmalıdır...

pante
19-05-2009, 19:26
denizlerin çıkış amaçları demokrasidir anayasal haklardır ve bağımsızlıktır anti amerikancılıktır kesinlıkle sosyalizm değildir..

denizler daha sonraları okudukça marksizme merak salmış ve öğrenmişlerdir ve daha sonrasında neden sosyalizme evrildiklerini düşünmediniz mi??
sosyalizm denizlerin istediği şeylerin bütününe sahip idi bağımsızlıkta demokraside anti empeyalizmde hepsi sosyalizmdeydi bu yüzden M-L oldular..

Sevgili Kızılordu;

Şimdi böyle mi öğretiyorlar Deniz'leri?
Ya da böyle mi çarpıtıyorlar?
Sonradan sosyalizme evrilmek de nerden çıktı?
Deniz'ler başından itibaren mdd'ciydi. (milli demokratik devrim)
Sosyalist devrimi değil ulusal demokratik devrimi hedeflediler.
Tabi ki sonraki hedefte sosyalizm ve nihayetinde komünizm vardır.
Ama onu sonraki kuşakların görevi olarak görüyorlardı.

dilaver
19-05-2009, 19:47
“thko’nun savaşçıları işçi sınıfı ideolojisini kabul ettikleri içindir ki politik mücadelede sağlam bir düşünce-davranış bütünlüğü içine girenler partinin ilk çekirdeği olacaklardır. halk kitleleriyle örgütsel bağlar geliştikçe, thko saflarına küçük-burjuva ideolojisini taşıyanlar girecektir. o zaman bir taraftan partinin ordudan örgütsel farklılığı zorunluluk haline gelecek, diğer taraftan da küçük-burjuva ideolojisini ordu içinde de olsa tasviye etmek ve savaşçıların işçi sınıfı ideolojisini benimsemelerini sağlamak şart olacaktır. halk savaşının gelişim süresinde, ordu içinde farklı ideolojilerin varlığı kaçınılmazdır. partinin görevi, işçi sınıfı ideolojisinin hakimiyetini devam ettirmek ve başka ideolojilerin mevcudiyetini minimuma indirgemektir. bu genel tutum, halk savaşının başından sonuna kadar izlenmesi gereken bir tutumdur.”

hüseyin inan, türkiye devriminin yolu (mart 1972)

saygılarımla

not : Hüseyin İnan'ın cezaevince kaleme aldıgı TDY broşürü THKO nun bildirileri haricindeki tek temel belgesidir. Bunlar dışındaki belgeler Savunma ve ifadelerdir.

KızıL
20-05-2009, 00:30
sevgili pante böyle öğretmek değil çıkışı budur inceleyiniz istekleri sonra gelişmeleri ve nihayetinde marksiszmle biten idamları sizce nasıl? ayrıca benim amcam bizzat denizlerin yoldaşıydı...

mücerred
31-05-2009, 21:18
Sevgili dilaver,sevgili kizilordu
kominist olmak icin marksist leninist olmayi neden zorunlu görüyorsunuz,onlarsiz da kominist olunabilinir.Ayrica ML ler kominist olamaz.
Marks ,Lenin ancak kominizmin müjdecileri olabilir.

dilaver
31-05-2009, 21:27
kominist olmak icin marksist leninist olmayi neden zorunlu görüyorsunuz,onlarsiz da kominist olunabilinir.Ayrica ML ler kominist olamaz.

Tüm sınıf mücadelesi tarhini gö önüne aldıgınızda ilk Hıristiyanları da bu temelde ele almak mümkün. İslam içindeki bazı isyanları ve hareketleri de bu temelde ele alabiliriz. Ancak komünizm Marks ile özdeşleşti artık. Bu şekilde bilinir. Ama elbette sizin yaklaşımınız da mantıklı.

Bence bu ayrmı komünal tanımı ile aşabiliriz. :smash:

saygılarımla

Felsefeci 87
31-05-2009, 21:59
Peki sizlere can alıcı bir soru sorayım.

Deniz Gezmiş Kemalist mi, değil mi?

Saygılarımla..

dilaver
31-05-2009, 22:18
Deniz Gezmiş Kemalist mi, değil mi?

Tüm 68 solu gibi Denizler ve THKO hareketi de kamalizmden etkilenmiş ama ML düşünceye tamamen inanmış devrimcilerdi. Bunu 74 senesindeki THKO özeleştirisinde bulabilmek mümkündür.

68 kuşagında kemalizmden ilk kopuş Kaypakkaya ile başlar ve 74 lerden itibaren de kitleselleşir. 78 lilerde kemalizm çok azdır.

saygılarımla

Felsefeci 87
31-05-2009, 22:23
Peki Deniz Gezmiş'in savunmasındaki Atatürk'e bağlılık sözleri ve ''Biz Türkiye'nin ikinci kurtuluş savaşçılarıyız'' demesi, Babasına; ''Baba sana müteşekkirim, çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni'' sözleriyle bir mektup göndermesi, Doğan Avcıoğlu'nun Yön ve Devrim adlı yayınlarında verdiği röportajlarda Kemalist olduğunu belirten sözlerin görülmesi, onun Kemalist olduğunun bir ispatı değil midir?

dilaver
31-05-2009, 22:31
Hayır ispatı degildir. Bunların ispat olabilmesi için önce kemalizmin ne oldugunun tanımlanması gereklidir. İkinci olarak da benim yukarıya aldıgım Hüseyin İnan'ın TDY broşüründeki işçi sınıfı bilimi tanımını açıklamak gereklidir. Üçüncü olarak da THKO nun 74 özeleştirisinin incelenmesi gereklidir.

Thko ML ideolojiye inanmış ama onun ne oldugunu kavramayan, MDD tezlerinin etkisinde kalmış, sınıftan kopuk küçük burjuva ihtilalciligi temeline oturmuş bir hareketti. Teslim Töre de dahil olmak kaydıyla daha sonraki gelişimde kimse kemalizme sahip çıkmadı.

saygılarımla

dilaver
31-05-2009, 22:32
felsefeci cevabı yukarıda var :

Thko ML ideolojiye inanmış ama onun ne oldugunu kavramayan, MDD tezlerinin etkisinde kalmış, sınıftan kopuk küçük burjuva ihtilalciligi temeline oturmuş bir hareketti.

70 li yıllarda biz thko taraftarları böyle degerlendirdik. Ayrıca Denizlerin bir şeyleri temel alınacaksa idam sehpasındaki som mesajları temel alınır. Onlar ilettikleri son mesajlardı.

Yaşasın Marksizm Leninizm

Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşligi.

74 özeleştirisinden sonra daha ileride TDKP ismini alacak olan THKO hareketi hiç bir zaman geçmişini ML olarak degerlendirmemiştir.


saygılarımla

parmis
31-05-2009, 22:32
deniz gezmişin savunması
Gezmiş'in kendi savunması

"ben, yusuf aslan, hüseyin inan, sinan cemgil ve alparslan özdoğan beraberdik.

iddianameye karşı diyeceklerim mevcuttur, iddianame kelle istemek için hazırlanmıştır. yapılan tahliller yanlıştır, hatalıdır, değerlendirmeler keza isabetsizdir. yalnız biz varlığımızı hiçbir karşılık beklemeden esasen türk halkına armağan etmiş bulunuyoruz ve türk halkı ve devletin bağımsızlığına armağan etmiş bulunmaktayız.. bu sebeple ölümden çekinmiyoruz.

biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik. bugüne kadar da bu özlem içinde kaldık."


"iddianamede geçen ve bana affedilen bir cümleyi kabul etmiyorum. ben silahımı halka ve orduya karşı kullanmadım, ancak vatan hainlerine karşı kullanmak maksadıyla taşıdım ve halka ve orduya karşı kullanırım, şeklinde beyanda bulunmadım.

öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. anayasa’yı ihlal edenlerse ortadadır. anayasa’nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. anayasa’yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler.

iddia makamı bizim vermekte olduğumuz bağımsızlık savaşına karşıdır. türkiye cumhuriyeti anayasasına karşı, reformlara karşıdır.

onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.
bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil, sizlersiniz.

ve sonunda idam isteği ile buraya getirildik.

türkiye'nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk, varlığımızı türkiye halkına armağan ettik. bunun aksini iddia edenler vatan hainidir.

biz stratejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak, düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz.

tarih evvelce bunu yapanları nasıl temize çıkarmışsa bizi de temize çıkaracaktır. buna da inanıyoruz.

profesyonel devrimci bugünün türkiye'sinde kendini hayatı boyunca türkiye'nin bağımsızlığına adayan kimsedir.

fikir özgürlüğünü ve anayasayı paravan yapanlar önceleri atatürkçü geçinirken, onun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar şeklinde ve sadece mustafa kemal tarafını beğeniyorlardı şeklinde bir cümle mevcuttu. bunu kesin olarak reddediyorum, asla kabul etmiyorum. diğer yurtseverler de bunu kabul etmez, bu kasten tahfif edilmek isteniyor, gerçekler örtülmek isteniyor. bu cümle art niyetle hazırlanmıştır. bu memlekette mustafa kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz.

35 milyon metrekare vatan toprağı işgal altında iken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. mustafa kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı.
hareketimiz tamamen anayasal bir harekettir. anayasanın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. bu sebeple anayasal bir davranışta bulunduk.

yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum. halen de bu inancı taşıyorum.
türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim ve bu sebeple amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. bundan dolayı ölümden korkmuyoruz. onu ancak işbirlikçiler düşünsün ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün ve ben 24 yaşındayken kendimi türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum."
(Alıntıdır)

saygılarımla...

parmis Güneşin_kızı

Felsefeci 87
31-05-2009, 22:34
Peki tüm kalbiniz ve mantığınızla ''Evet kardeşim, Deniz Gezmiş %100 Sosyalisttir,%100 Marksist Leninisttir'' diyebilir misiniz?

saygılarımla.

parmis
31-05-2009, 22:36
Şafak Türküsü / Nevzet Çelik

Beni burada arama
Arama anne
Kapıda adımı sorma
Saçlarına yıldız düşmüş
Koparma anne ağlama.
Kaç zamandır yüzün traşlı
Gözlerim şafak bekledim
Uzarken ellerim kulağım kirişte
Ölümü özledim anne.
Yaşamak isterseken delice
Ah.. verebilseydim keşke
Yüreği avcunda koşan herbir anneye
Tepeden tırnağa oğula
Ve kıza kesmiş
Bir ülkeye armağan
Düşlerimle sınırsız
Diretmişliğimle genç
Şaşkınlığımla çocuk devrederken sırdaşıma
Usulca acı verdi yanağımda tomurcuk
Pir Sultan'ı düşün anne, Şeyh Bedretinn'i
Börklüce'yi, Torlak Kemal'i
Insanları düşün anne
Düşün ki yüreğin sallansın
Düşün ki o an güzel günlere inanan
Mutlu bir Yusufcuk havalansın
Yani benim güzel annem
Ala şafağında ülkemin yıldız uçurmak varken
Oturup yıldızlar icinde kendi buruk kanımı içtim
Ne garip duygu şu ölmek
Öptüğüm kızlar geliyor aklıma
Bir açıklaması vardır elbet giderken dar ağacına
Geride masa üstünde boynu bükük
kaldı kağıt kalem.
Bağışlar beni güzel annem
Oğul tadında bir mektup yazamadım diye
Kızma bana.
Elleri değsin istemedim
Gözleri değsin istemedim
Ağlayıp kokluyacaktın
Belki bir ömür taşıyacaktın koynunda.
Yaşamak ağrısı asıldı boynumda
Oysa türkü tadında yaşamak isterdim
Ölmek ne garip şey anne
Bayram kartlarının tutsaklığından aşırıp bayramı
Sedef kakmalı bir kutu içinde
Vermek isterdim çocukların ellerine
Sonra, sonra benim güzel annem
Damdan düşer gibi vurulmak isterdim bir kıza
Gecenin kıyısında durmuşum
Kefenin cebi yok
Koynuma yıldız doldurmuşum
Koşun çocuklar koşun
Sabah üstüme üstüme geliyor
Kısacası güzel annem
Bir çiçeği düşünürken ürpermek yok
Gülmek umud etmek özlemek
Ya da mektup beklemek
Gözleri yatırıp ıraklara.
Ölmek ne garip anne
Artik duvarlari kanatırcasına tırnağımla
Şaşkin umutlu şiirler yazamıyacağım
Mutlak bir inançla gözlerimi tavana çakamıyacağım
Baba olamıyacağım örneğin
Toprak olmak ne garip şey anne.
Uçurumlar ki sende büyür
Dagdır ki sende göçer
Ben bayram derim çiçek derim
Çam diplerine açmış kanatlarını kozalak derim
Gül yanaklı çocuğa benzer
Yinede oğlunu yitirmek ne garip şey anne
Her kavgada ölen benim
Bayrak tutan çarpışan
Her kadın toprağı tırnaklıyarak
Doğurur beni
Özlem benim kavga benim aşk benim
Bekle beni anne.
Bir sabah çıkagelirim
Bir sabah anne bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapıyı
Adı başka sesi başka
Nice yaşıtım
Koynunda çiçekler
Çicekler içinde yeni bir ülke getirirler.

parmis Güneşin_kızı

dilaver
06-05-2010, 11:20
6 Mayıs.. Tarihte pek çok 6 Mayıs’lar yaşanmıştır. Daha çook yaşanacaktır da... Aslında bir yılın, 365 gününden sıradan bir günüdür 6 Mayıs. Ama bazen öyle bir olay olur ki o günü ölümsüz ve unutulmaz kılar.

Elbet yüzlerce tarihi olaya sayfa açmıştır 6 Mayıs’lar. Önemli kişiler doğmuştur, ölmüştür, yasalar geçmiştir parlemetolardan, hapislikler başlamıştır, cezalar bitmiştir. Mutluluklar kadar acılara da tanıklık etmiştir her gün, her tarih gibi 6 Mayıs’lar da..

Ama bir 6 Mayıs vardır ki, kör gecenin saat; 1.00’i ile 3.00 arasında yaşanan; o yılın tüm günlerine, 1972’nin 365 gününe rahmet okutacak kadar acı, bir o kadar da onurlu bir drama sahne olmuştur o yılın 6 Mayısı. Aradan geçen 38 yıllık süre bile, bu 6 Mayıs’ta yaşanan acıyı küllendirmeye yetmemiş, yaşanan onuru gölgeleyememiştir.

Sehpa önünde sorulan en haksız en acımasız hesabın tarihidir bu 6 Mayıs!. Aynı zamanda ölümsüzleşe bilmenin!..

Önce birincisi alınmıştır hücresinden, ayakkabılarının bile bağlanmasına fırsat verilmeden. Son hazırlıkların tamamlanması bahanesiyle, başgardiyan odasından biraz sonra can vereceği idam sehpası seyrettirilmiştir kendisine.. Ve gecenin gongu 00.01’ vurmaktadır. Vakit tamam denmiştir kendisine.. Bir “hadi eyvallah!” çekmiştir çevresindekilere, vakur adımlarla idam sehpasına yürürken..

Ayakkabılarının düşmemesi için bağlanmasını istemiştir son talep olarak. Çift katlı ilmik boynuna geçirildiğinde haykırmıştır gecenin kör karanlığına doğru, meydan okurcasına kendisini idama mahkum edenlerin suratına;

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!.. Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!.. Yaşasın işçiler köylüler!.. Kahrolsun emperyalizm!..”

Son tekmeyi kendisi vurmuştur ayaklarının altındaki tabureye.. Masa üzerinde birkaç tur atan tabure, yuvarlanmıştır masadan aşağıya.. Ama ayakları masaya değer vaziyette kalmıştır ipin ucundaki adamın. Masanın çekilmesi emredilmiştir cellada.

Tam 25 dakika sürmüştür bu işkence ipin ucunda.

İkincisi getirilmiştir başgardiyan odasına, yukardaki işlemler sürdürülürken. Bir öncekine az sonra can vereceği sehpası yerine, bizzat arkadaşının idamı izlettirilmiştir ikincisine.. Çünkü idam hükmünün altına imza attırılan mahkeme başkanı şahsın ifadesiyle,”ibret-i müessese”olsun diyedir uygulamalar.

Aynı kararlılık ve vakurla tırmanmıştır idam sehpasına ikincisi de, tıpkı birincisi gibi.. ilmik bir taraftan boynuna takılırken haykımıştır idam heyetinin suratlarına tükürür gibi..

“Ben ülkemin bağımsızlığı ve ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum!.. Sizler, bizi asanlar, şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz!..Biz halkımızın hizmetindeyiz!.. Sizler Amerikanın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!..”

Belki daha söyleyecek çok şeyi vardı ama, daha fazlasına tahammüsüzdü idam mangası.

Onlardan önce davranıp bastı tekmeyi ayaklarının altındaki tabureye... Birincisi kadar uzun sürmedi sallanması ipin ucunda. Cellat tek ilmikle işi bitirdiğini beyan etmişti heyete..

Ücüncüsü çoktan getirilmişti başgardiyanın seyir odasına, “ibret-i müsseseden” ders alsın diye.. ve seyrettirildi ikincinin ipe çekilişi saniye saniye..

Seyircileri kendileriydi ipe çekilenler, bir de heyet!..!.. Sahneler tekrarlanıyordu aktörleri değiştirilerek.. Aynı kararlılık ve aynı onurlu duruşla, sehpadaydı üçünçüsü!.. Haykırdı tarihe, gecenin derinliğinde!. Sanki biraz sonra ebediyyen susacak o değilmiş gib!..

“Ben ben hiçbir çıkar gözetmedim!.. Halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım!.. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım!.. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum!.. Yaşasın işçiler, köylüler, yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!..”

Saat tam 00.03. Ekip bitirmişti başarıyla işini. Mahkeme heyetinin en yetkilisi, keyifle derin nefesler çekmekteydi sigarasından, sehpaya yakın bir ağaca yaslanıp.

İçlerinde 35 doktorun da bulunduğu 276 kişilik bir Milli İradenin, histeri çığlıkları ile tempo tutarak “üçe üç-üçe üç” diyerek onay verdiği görev tamamlanmıştı.

İşte böyle bir güne uyandı 6 Mayıs 1972 sabahı yataklarından kalkanlar!.. 3 Eksikle uyandılar!.. Deniz, Yusuf, Hüseyin yoktu!..

Hayatlarının baharında, henüz 24-25 yaşlarında idam sehpasında 11 yıl öncesinin intikam duygularına kurban edilen, bu geçler birtek kişinin bile canına kıymamıştı. “Ülkemizin bağımsızlığı için Amerikan emperyalizmine karşı bir mücadeleden başka birşey istemedik” demişlerdi savunmalarında!.. Zaten biliyorlardı, kelle istemek için hazırlanmıştı iddiname..

Pekii!; ya görevini başarıyla(!) ifa emiş, ağaca yaslanarak keyifle sigarasını tüttüren kimdi dersiniz? Onu da anımsatalım kısaca. O’da, daha yeni, 22 Nisan 2010 tarihinde, yemekte boğularak ölen, cenazesinde, imamın “merhumu nasıl bilirdiniz!?” sorusunu bile sormadığı için topluma bir ilk yaşatan Ali Elverdi!..

saygılarımla

saroz
06-05-2010, 11:38
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ın idamı, ne bir hakimin vicdanı veya hukuk bilgisi, ne hakime ''idam et'' diye emir veren üst bürokrasi ne de generallerin üstlendiği ferman değildir.

Amerika ve Avrupa emperyalizminin doğrudan emirleri ile uygulanmıştır yargılama ve idam tiyatrosu. Karar baştan bellidir. Emperyalizme karşı gelişen halkçı gençlik muhalefeti engellenmeliydi.

Bu amaçla astırıldı bu gençlik önderleri.

Bu tür cinayetlerle, sadece kaçınılmaz sonunu uzatan, emperyalizm ve onun yerli uşakları, hala kendilerini güvende hissetmediklerinden, devrimci muhalafete karşı, her türden baskı ve işkenceyi uygulamaya devam ediyorlar.

Tarihin tekerleğini tersine çevirmeye güçleri yetmeyecek elbette.

Yaşasın Devrim ve Sosyalizm.

Ovidius
06-05-2010, 12:26
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan'ın idamı, ne bir hakimin vicdanı veya hukuk bilgisi, ne hakime ''idam et'' diye emir veren üst bürokrasi ne de generallerin üstlendiği ferman değildir.

Amerika ve Avrupa emperyalizminin doğrudan emirleri ile uygulanmıştır yargılama ve idam tiyatrosu. Karar baştan bellidir. Emperyalizme karşı gelişen halkçı gençlik muhalefeti engellenmeliydi.

Bu amaçla astırıldı bu gençlik önderleri.

.

Onlar gerçekten bu ülke ve halkı uğruna herşeylerini ortaya koydular.
Saygıyla anıyorum.

Bu vesileylede 80 darbesinde
Aleme ibret olsun diyerekten asılan
17 yaşındaki bir delikanlıyı da burada anıyorum.
ERDAL EREN i

güneşinzaptıyakın
06-05-2010, 19:51
Anıları önünde saygıyla...

Yaşasın Devrim, Yaşasın Sosyalizm...

insan_olmak
06-05-2010, 20:14
saygıyla ve minnetle anıyoruz.

http://static.guncel.net/pictures/fidanidam.jpg

zapata
07-05-2010, 13:55
Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim
Akarsuyun
meyve çağında ağacın
serpilip gelişen hayatın düşmanı
Bursada havlucu Recebe
Karabük fabrikasında tesfiyeci Hasana
Fakirköylü Hatçe kadına
Sana düşman bana düşman
Düşünen herkese düşman
Vatan ki bu insanların evidir
Sevgilim onlar vatana düşman
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına
-çürüyen diş dökülen et-
Bir daha dönmemek üzere yıkılıp gidecekler
Ve elbetteki sevgilim elbet
Dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya
Dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle; işçi tulumuyla
Bu güzelim memlekette ''hürriyet''
N. Hikmet

Hepsine selam olsun. Meğer neleri koparıp almışlar hayatımızdan. Meğer ne değerler kaybetmişiz. Bugünlerin alçaklığında onların nasıl birer ''delikanlı'' oldukları daha iyi anlaşılıyor. Huzur içinde uyuyun ''delikanlılar''. Belki hakettiğiniz değer yaşarken size verilmedi. Ama bilinki yıllar geçtikçe halk sizi gerçek yerinize yerleştirdi, gönüllerine...

CasterTroy
07-05-2010, 19:43
Deniz'in Marksist olduğunu zannetmiyorum. Olsa olsa sosyal demokrat olur.
Bu söylediklerim sadece Deniz için geçerli, Mahir ve İbrahim ondan çok daha geçerli ve ciddi teoriler ortaya atmış ve bu uğurda savaşmışlardır.

Oligarşinin Deniz'i 'iyi çocuk', Mahir'i 'öcü', İbrahimi ise 'canavar' olarak lanse etmesi ancak bu türlü açıklanabilir. İsimlerden değil teorilerden korkuyorlar.

insan_olmak
07-05-2010, 20:07
Deniz gezmiş Öldürülmeden bir yıl önce babasına yazdığı mektupta kendisini kemalist olarak yetiştirdiği için teşekkür ediyordu bildiğim kadarıyla.

saygılar

saroz
07-05-2010, 20:16
Yaşasın tam bağımsız Türkiye!
Yaşasın Marksizm-Leninizm yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!
Yaşasın işçiler, köylüler!
Kahrolsun emparyalizm!


Deniz Gezmiş'in İdam edilmeden önce son sözleri.

insan_olmak
07-05-2010, 20:35
Evet sayın saroz bunu bende biliyorum.

Ancak yakalandığı 1971 yılında babasına kemalist yetiştirdiği için teşekkür ediyor.
Zaten 1 yıl sonrada idam ediliyor.Ben burdan şu sonucu çıkarıyorum(Yanılıyorda olabilirim tabiki) Deniz gezmiş bütün yaptıklarını kemalistken yapmıştır.
Yaklandıktan sonra markisizm'i benimsemiş olabilir ancak yaptığı eylemleri kemalistken yaptığını düşünüyorum.


baba, sana her zaman müteşekkirim, çünkü kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. küçüklüğümden beri evde devamlı kurtuluş savaşı anılarıyla büyüdüm. ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim... baba biz türkiye’nin ikinci kurtuluş savaşçılarıyız, elbette ki hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da. tıpkı birinci kurtuluş savaşında olduğu gibi, ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları... ”
http://devrim16.blogcu.com/baba-sana-mutesekkirim-cunku-kemalist-dusunceyle-yetistirdin-be/1381196


Saygılar

KızıL
08-05-2010, 04:24
denizler kemalist ideolojiyle yetiştirildiler bu doğru yola çıkarken atatürkün mücadelesi ile çıkıldı buda doğru ancak denizler okuyarak geçirdiler zamanlarını bunuda unutmamak gerekli son dönemlerinde marksist leninist oldular yakalandıktan sonra marksist olmadılar son eylemlerine bakın yada kurdukları örgüt tipine ;) leninist örgütlenme marksizm için ....

dilaver
06-05-2011, 13:57
"DENİZ KOYDUM ADINI"

Onlar, "darağacında üç fidan" idiler. Uğursuz bir kör sabahta devletin intikamcı ve yok edici zihniyetinin kurbanı olarak asıldılar.Onları zevkle astıran şahıs, bugün "9.cumhurbaşkanı" diye anılıyor ve D.M.Haberal'ı CHP listesinden aday göstermeyi başarıyor. Nereden nereye değil mi?

Dün, bu güzel insanların dünya güzeli avukatı Halit Çelenk'i de kaybettik.Üç fidanın yanına gömülmesini vasiyet etmiş. Son nefesinde bile onlarla olmayı istemiş.

Duyarlı insanlar olarak onları ve onların haklılığına inanan diğer canları unutmayacağız, unutturmayacağız.

Anıları yolumuza ışık tutsun, ölüm adın kalleş olsun.

saygılarımla

Termo
06-05-2011, 14:14
"Kağıttan bir gemidir devrim. Kim bilir kaç yunus görmüş, Kaç Deniz Gezmiş..."

68 Kuşağı'na saygıyla...

Khaos
06-05-2011, 20:05
anılarına saygıyla

Jolly Jocker
06-05-2011, 21:18
Üç cesur genç adam devrimci oldukları için öldürüldü. Devletin istediği, onların şahsında devrimciliği öldürmekti. Ama her birimiz devletin bunu başaramadığının ayaklı birer kanıtıyız. Onlar bizde yaşıyor. Bizden öncekiler bedel ödemekten nasıl korkmadıysa bizler de korkmuyoruz. Yolları yolumuz, mücadeleleri mücadelemizdir. İsimleri bizlere onur kaynağı oldu. Onların düşmana esir düşseler de asla boyun eğmeyen tavizsiz ve dik duruşları, devrimciliğin hala yaşamasının temelidir. Dik durduğumuz sürece ne kadar yenilsek de yaşamaya devam edeceğiz. Ve elbet bir gün yeneceğiz.

zahit
07-05-2011, 01:57
üç çınarımı-yigit önderlerimi 39 yılında aramızdan ayrılışlarını yine bir hüzünle vede ögretilerinin direnciyle anıyoruz-mücadeleri önünde saygıla egiliyorum.
---------------------
Bölmeyin bizleri
niye uyandırıyorsunuz bizleri
İnanmışım ben yalana dolana
Aşıgım ben beni
Soyana güzel cellatlarıma
Arkamı sıfazlayıp
Belli belirsiz mezara koyanlara
Yolumu özümü kendimi
İnkar ettiren cellatlarıma
Aşıgım ben bütün karanlıklara
Soyumu sopumu kurutanlara
Daglarda ovalarda katliyamlara
Ferman veren padişahına
Softasına hacısı hocasına
İnsan yerine bile koyulmamalara
Aşıgım ben yinede cellatlarıma
Güzeli güzellikleri inkar belledim
Beni savunanları düşman eyledim
Aşıgım ben yinede cellatlarıma
İnsanı insanlıgı güzellikleri
Dizi dizi arlı ögütleri
Türküleri şiirleri beyitleri
Hepsinide kulak arkası edişlerimi
Yinede sevdim saydım cellatlarımı
Göster bana bir
Mucüze bir gerçek
Yine inkar ederim ben seni
Karanlıklara saplanmış beni
Gerçekden inandıramazsınız bizleri
Hamdim derki yetmezmi
Bukadar ögüt gerçek
Eger insan olmaksa gerçek
Bende inanıyor güveniyorum
Gerçek olacak gerçekler.

taylan
13-05-2011, 16:47
Aydınlık Gazetesi'ndeki Deniz Gezmiş'le ilgili yazı dizisini okumanızı tavsiye ederim.

dilaver
05-05-2012, 22:58
Akşam CNN de Deniz ile ilgili program vardı. Onu seyrettim ve agladım. İki şeyden ağladım. Bir Denizler için, iki biz neden Deniz olamadık diye. Yaşamımızı neden onun gibi taçlandıramadık diye.

Bizim nesil de Denizi peygamber bildi dahası onu çok sevdi ve onun yolundan gitti ve de asla düşünmedi. ,

O yaşasın ML demişti, bizim nesil de aynısnın dedi. O yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği demişti bizim nesil de aynısını dedi. O bilmeden kemalizme övgü düzmüştü. Şükür ki bizim nesil onu demedi.

Şan olsun onlara ve tüm öümsüzlere.

saygılarımla

apsimon
06-05-2012, 00:51
Şükür ki bizim nesil onu demedi.




Kendi adına konuş,

Bu nesil meselesi takıntı herhalde...

O büyük insanlara selam olsun. Ve o insanlar ki bizim gibi korkak, bahane üreten, burun kıvıran ve kafası karışık nesle bile ilham vermeye devam ediyor. Ne gariptir.

Yinede unutmuyoruz ya o da birşey...

Söz bitmediği gibi umut da tükenmez.

Squall
09-05-2012, 13:27
Akşam CNN de Deniz ile ilgili program vardı. Onu seyrettim ve agladım. İki şeyden ağladım. Bir Denizler için, iki biz neden Deniz olamadık diye. Yaşamımızı neden onun gibi taçlandıramadık diye.



Aynı belgeseli bende izledim...bugün de izlemeyi düşünüyorum...Canımı sıkan konu;bizlerin bu adamların yarısı kadar bile cesaretimizin olmayışı...adamlar zamanında koskoca 6.filoyu denize dökerken biz bir padişah bozuntusuna bile direnemiyoruz...

Sonrasında üzüntücü veren diğer konu ise;hala yok "kemalizme övgüler düzerdii biz düzmedik şükür gibi" gereksiz yorumların yapılıyor olması..

Bizzat Deniz Gezmiş'in ağzından dökülen "Ne Rusya ne Amerika Tam bağımsız Türkiye!!!" sloganı kendine komünist ya da kemalist diyen her birey için yeterli olup,ortak bir paydada birleşilmesi gerekliliği bence ön plana çıkarılmalı..

Yeterince ayrışma yaşandı..Gün birleşme ve siyasal islamla ile liberalizm pisliğini ülkemizden silme günüdür..

Sangre
09-05-2012, 17:24
Bizzat Deniz Gezmiş'in ağzından dökülen "Ne Rusya ne Amerika Tam bağımsız Türkiye!!!" sloganı kendine komünist ya da kemalist diyen her birey için yeterli olup,ortak bir paydada birleşilmesi gerekliliği bence ön plana çıkarılmalı..

Adamın 'Ne Rusya' demesini bile milliyetçi kemalistler kendilerine malzeme yapıyor yahu.. Var mı böyle bir şey.

Sanki sizin gibi imtiyazsız, sınıfsız ve kaynaşmış bir kitle olarak korporatist devleti savunuyordu adam.. Oradaki 'bağımsızlık' vurgusu Amerika'nın kapitalist emperyalizmine ve revizyonist olarak gördükleri Sovyetlerin dış politikalarına yön veren sosyal emperyalizme karşı söylenmiş veya ima edilmiş sözlerdir.

Milliyetçi Kemalizm bir kenara bırakılmadığı sürece enternasyonalist bir sol inşa edilemez.. Bu yüzden senin gibi düşünenlerin yazdıkları tümüyle safsata.

O bilmeden kemalizme övgü düzmüştü. Şükür ki bizim nesil onu demedi.

Bu konuda en bilgili olan da Kaypakkaya'ydı sanırım.

Jolly Jocker
09-05-2012, 22:24
Bence onların kemalizme olan övgüleri bilmeden yapılmış değil, taktikseldi. O politik dili kemalist kitleyi kendilerine çekmek ve devrimcileştirmek için kullandılar kanaatindeyim. Türkiye Devriminin Yolu Bildirgesinde emperyalizme karşı mücadelede önderliğin kemalizmde olması halinde kısa sürede bağımlılık ilişkilerinin yeniden belireceği belirtilmiştir. Zaten Lenin de emperyalizm çağında demokratik dönüşümlerin de proleter devrimlerin görevi olduğunu, burjuvazinin ilericiliğini yitirdiğini belirtmişti. Ve Denizler ML idiler.

Squall haklı. AKP'ye karşı mücadelede birlik sağlanmalı. Bağımsızlık ve demokrasi için de yegane yol sosyalizmdir. Kemalizmin tesirindeki kitleler, bizzat kendi kapitalist temeli tarafından çoktan saf dışı bırakılmış bir akım yerine, tüm dünyada yeniden dirilmekte olan sosyalist mücadeleye taraftar olmadıkları halde hem kendileri hem bu ülke kaybedecek.

Squall
13-05-2012, 22:29
Adamın 'Ne Rusya' demesini bile milliyetçi kemalistler kendilerine malzeme yapıyor yahu.. Var mı böyle bir şey.


Yazdıklarımın tek bir satırını bile anlamadığın o kadar net ki.

Gezmiş'in Mustafa Kemal'e övgüler düzmesi ve ya ana avrat sözmesi umurumda bile değil!

Anlatmaya çalıştığım; adamın t.aşaklarının olduğu gerçeği ve bir ideali uğruna cennet beklentisi dahi olmaksızın ölüme koşarak gitmesi..

Gezmişlerin bu tavrını, kendine muhalif diyen ve bu ülkede bir şeylerin değişmesi için çaba sarfeden herkesin bütün siyasal ideolojilerden kendilerini soyutlayarak örnek alması gerektiğini söylüyorum..

Senin gibi büyük ihtimalle siyasal islamın bütün nimetlerinden faydalanan ve ondan demokrasi geleceğini topluma empoze etmeye çalışan liberallerin yazdıklarımı çarpıtıp beni faşist bir kemalist olarak yaftalamaya çalışması konumuzla ilgili değil kanımca.

Mutezile
14-05-2012, 13:02
Darağcında üç fidan & Gülünün solduğu akşam...

her iki kitabıda çok duygulanarak okumuştum.

Tekrar tekrar okumak istiyorum.
Hüzün çağındayız. Yalnızız.

Köpeklerin yüksek sesle uluduğu, halkına aşık yiğitlerin zindanlarda ordu kurduğu günler.
Köpeklerin sesi ergeç kısılacak.

Yiğitler güneşe kavuşacak.

Mutezile
14-05-2012, 13:21
dilaver'den:

O yaşasın ML demişti, bizim nesil de aynısnın dedi. O yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği demişti bizim nesil de aynısını dedi. O bilmeden kemalizme övgü düzmüştü. Şükür ki bizim nesil onu demedi.

Asılan üç yiğit üzerinden kendimize azıcık ucundan övgü / naat çıkarma arayışı olabilir mi bu nafile gayretler?

Hayırdır ??
Onlar 'sehven' kemalizme övgü düzmüştü demek...BİLMEDEN..Ve onların hayatlarını ortaya koyduğu davaları, diskurları demek hep-bilmeden-. Zaten Atatürkü onlar nereden bilecek?

Ölünce bilmişler midir?Peki?

Ölü canlar(Gogol değil) üzerinden hesaplar....

Şık olmadı, hem de hiç.

Geçiniz bu fani dalavereleri kuzum.

Herşeyi ucuzlaştırmayınız.

Gerçek ucuzluk, damping ister misiniz? Buyurun öyleyse:


Ertuğrul Kürkçü 1986’da cezaevinden çıkınca ne yaptı?

Sağda-solda yazı yazdı ve sonra “bianet” adlı haber sitesini kurdu. AB desteği fonlardan yararlandı.

Bianet’in son “araştırması” cezaevindeki gazeteci sayısıydı. Meğer hapiste sadece 5 gazeteci varmış!

Soros’tan ödüllü bir yayın organından ne bekleyebilirsiniz ki?
http://www.odatv.com/n.php?n=perincek-mi-kurkcu-mu-0806111200

Bu arkadaşın Kızıldereden NEDEN sağ kurtulmasına izin verildiği ile ilgili çok kişinin bilip de dillendirmekten sakındığı bir ucuzluk daha var.

Ucuzluğun dibide burası zaten. Bilenler bilmeyenlere anlatıversin artık.

Kıssadan Hisse:

Denizlere taş atacaksa birisi, günahsız olsun bari kendisi.

Mutezile
14-05-2012, 14:34
aLMAN televizyonundan 40 yıllık deniz gezmiş görüntüleri:

http://www.odatv.com/n.php?n=deniz-gezmisin-o-goruntuleri-40-yil-ortaya-cikti-0705121200

Şüpheci Dinsiz
05-05-2019, 20:12
6 mayıs, günlerden Deniz-Hüseyin-Yusuf günü.

http://m.bianet.org/system/uploads/1/articles/spot_image/000/114/294/original/denizler.jpg
İdama imza verenlerin tam listesi.
bianet.org (http://m.bianet.org/bianet/siyaset/2130-idama-evet-diyenlerin-tam-listesi)


http://m.bianet.org/resim/olcekle/81356/200/242http://m.bianet.org/resim/olcekle/81354/200/242http://m.bianet.org/resim/olcekle/81355/200/242
Deniz-Hüseyin-Yusuf kimdir?
bianet.org (http://m.bianet.org/bianet/siyaset/114294-deniz-gezmis-huseyin-inan-ve-yusuf-aslan-kimdir)

kartopu
06-05-2019, 08:09
Bu gün 6 mayıs 2019 yani Deniz Gezmiş Hüseyin İnan Yusuf Arslan ın idam edildiği gün. Yani 6 mayıs 1972 de astılar boynuna bir ip takıp devletin rejimin bekası için onları astılar.

Devrimcilerden korkup o 3 fidanı astılar beki o devletin bekası dinci şeriatçı cemaatcı ları iktidara taşımak mı idi .,

İşte bu gün 2019 bunları görüyoruz Devletin Bekasının ne olduğunu

Onlar denizi astı ama ondan sonra binlerce deniz doğdu bu ülkede ne denizlerin doğmasına mani olabildiler ne devrimci rüzgarların esmesine.

kartopu
06-05-2019, 08:15
Böyle bir başlık varmış göremedim Taşınabilir özür dilerim.

bilgivehis
06-05-2019, 10:22
30 Mart, 6 Mayıs, 18 Mayıs, bu günler asla unutulmayacak!

bilgivehis
06-05-2019, 10:43
"Yenilmişsem
Elim kolum bağlı
Boynumda yağlı ip
Gelip dayanmışsam
darağacına
Dudaklarımda yarın
Gözlerim yarınlarda
Unutmak mı gerek seni?
Kapılar kapalı
Tutulmuşsa gece
kapkara yollar
Sıcacık bir sevgi
sunmayacak mıyım
insanlara?
Bakmayacak mıyım yarınlara
Seslenmeyecek miyim
insanlara?"

Deniz Gezmiş

Şüpheci Dinsiz
06-05-2020, 05:59
48. 6 mayıs.

marksist.org (https://marksist.org/icerik/Yazar/1691/mobileRedirect)

https://marksist.org/images/1691_5.jpg

1960'lar tüm dünyadaki gibi Türkiye'de de radikalleşen bir kuşağın ortaya çıkışına tanıklık etmişti. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gençlik hareketinin önde gelen isimleriydi. Devrimciydiler, devlete başkaldırmışlardı. Başka bir dünya yaratmak için yola çıkmışlardı, ancak 12 Mart rejimi için onlar sadece "terörist"ti. 6 Mayıs sabahı darbeciler tarafından idam edildiler.

kartopu
06-05-2020, 09:25
Türkiye Cumhuriyeti en büyük yanlışı 12 mart 1971 de TC ordusunun verdiği mıhtıra ile yaptı. Deniz ve arkadaşlarını asarak en iyi Amerikan mandalığını kabul etmiş oldu. NATO ya girdi KORE ye asker gönderdi ve arkasından bu mıhtIra ile bağımsız siyasetini kaybetti. Artık ipler ABD nin eline geçti .

Şu anda iktidarları belirleyen ABD siyaseti Arkasından 1980 darbesi ve ılımlı islam modeli ve bu günler. Kemalizm in tasfiyesi.

Deniz ve arkadaşları bir yol sunmuşlardı Bağımsız Türkiye ve kendi ulusal karekteri ile ile büyüme komşularla sıfır sorun. Hedef gösterilen medeni memleketlerle medeni yarış. Ama o 12 mart ta her şeyini kaybetti .

Denizler yurtseverdi demokrasi istiyor yurtseverlik istiyordu ABD nin önünde diz çökmek aşağılayıcı ve milli mücadeleye uygun bir davranış değil dir diyorlardı

Ama ABD nin önünde secdeye duranlar bu gün kazananlar oldu İşte bu yolu onlara 12 Mart mutırasını verenler açtı.
N e bağımsız bir ekonomi ne bağımsız bir ordu ne bağımsız bir siyaset kaldı.

Onun için 12 mart 1971 de bir çağ yıkıldı Sadece Deniz Gezmiş ve arkadaşları asılmadı.
Selam olsun o anaların doğurduğu yiğitlere . Onarı asan celladı unuttuk ama

Deniz Yusuf Hüseyin i unutmadık onların adlarını çocuklarımıza verdik. Onlar da çocuklarına verecek bize ve o yiğitlere söz verdiler.

Şüpheci Dinsiz
10-02-2021, 08:53
https://twitter.com/envergezmiss/status/1359260307860971521

https://twitter.com/envergezmiss/status/1309560679372935168

https://twitter.com/envergezmiss/status/1328848044104806400

Şüpheci Dinsiz
12-02-2021, 21:42
https://twitter.com/envergezmiss/status/1359959964475924486

Şüpheci Dinsiz
17-02-2021, 21:02
https://twitter.com/envergezmiss/status/1361737926216998917

Saint-Just
28-02-2021, 15:24
https://i.imgyukle.com/2021/02/28/L7TOgU.jpg

"Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm'in yüce ideolojisi! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi! Kahrolsun emperyalizm! Yaşasın işçiler, köylüler!"

Bugün 28 Şubat, İyi ki doğdun Deniz ✊

Yiğitler bitmez bizde...

vuETDvzDPPM

mAZbZHMREo4

bJrLzIBt5d8

28qzyK924MI

Saint-Just
28-02-2021, 15:52
oiks9bf8Emk

Kendisi ve Babası Cemil Gezmiş'in Ağzından Deniz Gezmiş'in İlk Gençlik Yılları

deniz gezmiş, öğretmen bir anne ile babanın ikinci erkek çocuğu olarak, 28 şubat 1947 cuma günü, ankara'nın ayaş ilçesinde doğdu.

deniz, çocukluğu hakkında şunları anlatmıştır
"1947 senesinde ankara'nın ayaş ilçesinde doğdum. babam ben doğduğum senelerde ayaş'ın bir ilkokulunda öğretmenlik yapıyordu. o zaman ve şimdi gerek olmadığı için merak edip babamın hangi okulda öğretmenlik yaptığını öğrenmek istemedim. daha doğrusu ben 6 aylıkken ayaş'tan ayrıldığımız için eski durumu pek hatırlamıyorum. ben hayata geldikten sonra babam sivas'a nakledilmiş. sivas'ın kaza ve köylerinde ilköğretim müfettişi olarak görev yapmış. ilkokulu sivas'ın yıldızeli kazasındaki okullardan birinde okudum. sonra sivas'a nakledildik. sivas selçuk ilkokulu'nda tahsile devam ederek ilkokulu bitirdim. mezuniyet tarihini hatırlamıyorum. ortaokulu sivas atatürk ortaokulu'nda okudum ve bitirdim. hatırladığıma göre 1961 senesi idi."

sivas'ta görev yaptığı sırada bir dönem sivas maarif müdür yardımcılığı yapan cemil gezmiş , oğlu deniz hakkında şunları anlatmıştır
"her babaya göre, evladı akıllıdır, zekidir. bana göre deniz, zeki ve yetenekliydi. ona düşkündüm ben. annesi de, her annenin çocuğuna düşkün olduğu kadar düşkündü... her annenin evladı üzerine titrediği kadar üzerine titrerdi... severdik oğlumuzu, her anne ve babanın çocuğunu sevdiği kadar. toramandı oğlum... dokuz aylıkken yürüdü. ilkokulu birincilikle bitirdi. teste soktum. üstün zekâli olduğu sonucu çıktı. ağabeyi ve küçük kardeşi ile iyi geçinirdi. uysaldı... hayvanları, çocukları çok severdi. yaşlılara yardım ederdi. deniz çocukken dersi derste yapar, çok çalışmaz ama çabuk kavrardı. o nedenle de her sene sınıf ve okul birincisi olurdu. örneğin bir okul yarışmasında birinci olduğu için zamanın sivas valisi kadri erdoğan o'na ödül vermişti."

cemil gezmiş, ailesi hakkında da şu bilgileri vermiştir
"anne tarafından deden, balkan savaşına askeri lise öğrencisi olarak katılmış, kurtuluş savaşı'nda yaralanmış ve istiklal madalyası almış şerefli bir subaydır. baba tarafından deden şimdi seni ermenilikle itham eden zibidilerin varolması için sarıkamış muharebesi'nde moskof ordularına karşı savaşırken esir düşmüş ve üç yıl sibirya ormanlarında işkence çekmiştir. sen bilir misin, gezmişoğulları birinci dünya savaşı'nda on altı şehit vermiş bir ailedir. babanın üç dayısı erzurum'un geri alınmasında ermeniler tarafından şehit edilmişti..."

deniz'in erzurum'un öznü ve ovacık bucaklarında oturan akrabalarından deniz gezmiş'in dedesinin kardeşi olduğunu söyleyen ali rıza gezmiş, gezmişoğulları konusunda şu bilgileri vermiştir: "gezmiş unvanı aslında öz dede-babam olan, muharebe zamanında fedakârlık ve gaziliğiyle, evinde mert ve hanedanlığı ile tanınan mustafa ağa'nın lâkabı idi."

baba tarafından gezmişoğulları diye tanınan ailenin, ataerkil ve hanedan diyebileceğimiz klasik aile eğitimi içinde büyüyen deniz'in üzerinde nasıl bir etki yarattığını ya da bıraktığını yine onu tanıyan kişilerden öğrenelim. memur oldukları için bir süre anadolu'nun değişik il ve ilçelerinde görev yapan cemil gezmiş ile hanımı, mukaddes gezmiş daha sonra, yeni görev yeri olarak istanbul'a atanır.

böylece gezmiş ailesi, istanbul'a gelir.

deniz, bu konuda şunları anlatmıştır
"1962 senesinde babam istanbul milli eğitim müdürlüğü'ne nakledilince hep beraber istanbul'a geldik, harem iskelesi selimiye'de bir eve yerleştik."

küçük taşra kentlerinden sonra "dünya kenti" sayılan istanbul'a gelen gezmiş ailesi, istanbul'un en güzel deniz ve doğa manzaralarına sahip olan üsküdar-selimiye semtine yerleşir. babası cemil gezmiş'in görev yeri, cağaloğlu il milli eğitim müdürlüğü'ndedir. annesi mukaddes gezmiş'in görev yeri ise, selimiye ilkokulu'dur.

deniz, üniversitelerarası giriş sınavına, 6 temmuz 1966 çarşamba günü girer. sınav sonuçları açıklandığında deniz, istanbul üniversitesi'ne bağlı hukuk ve fen fakültelerini yedek listeden kazanmıştır.

Şüpheci Dinsiz
06-05-2021, 17:34
Bugün 6 Mayıs.

Deniz'e, Yusuf'a, Hüseyin'e selam olsun.

Şüpheci Dinsiz
06-05-2022, 12:18
50. 6 Mayıs...
https://twitter.com/cobanozan/status/1522270106117713922

Şüpheci Dinsiz
06-05-2022, 13:13
https://twitter.com/zeynoo_banu/status/1522303583890415616

Şüpheci Dinsiz
22-06-2022, 21:26
Kopuş belgeseli.

İçinden doğup geliştikleri koşullar bir yana "iki kere iki artık dört etmeyecek" diyen bir kuşağın hikayesidir bu. Burjuvazinin bir genelin içinde silikleştirmeye çalıştığı özgün bir devrimci kopuşun hikayesi… "68 Kuşağı" genellemesiyle alabildiğine romantik ve etkisiz bir "anı" haline dönüştürülmek istenen bu kopuşun kahramanları Deniz, Sinan, Yusuf, Hüseyin, Ömer, Gülay, Kadir ve daha nicesinin hikayesini, öğrenci liderliğinden devrimin liderliğine uzanan yolda onlardan dinliyoruz.

Ölümlerin, idamların ve yenilgilerin arasından hayal kırıklıklarıyla ayrılanları değil, devrim umuduyla sıyrılıp yola devam edenleri tarihe bırakmak için çıktık yola. Her bir yenilginin ardından "şimdi nerede kalmıştık" diyenleri, dünyayı değiştirmekten vazgeçmeyenleri, sınıfa ve devrime inancını yitirmeyenleri anlatmak için çıktık. 68 Kuşağı anılarını değil, 71 devrimci kopuşunu tarihe bırakmak için çıktık.

Bir belgesel dizisi olarak tasarlanan bu çalışmanın, THKO'nun neferleri arasında yer alan ve bu kopuşun tanıklarından biri olan Ergun Adaklı'nın konuk olduğu ilk bölümü "Kopuş" sizlerle...

Yapım: Önsöz TV
Anlatım: Ergun Adaklı
Kamera: Hakan Tosun
Seslendirme: Songül Yücel
Kurgu-Montaj, Animasyon: Sena Şat

https://twitter.com/DevrimZamani4/status/1537695747856027649

Şüpheci Dinsiz
06-05-2023, 03:41
https://twitter.com/bianet_org/status/1654631946171891717

Şüpheci Dinsiz
06-05-2023, 03:54
https://twitter.com/candundaradasi/status/1654623162473037824

Şüpheci Dinsiz
06-05-2023, 17:51
https://twitter.com/fikirkulupleri/status/1654849935785771008

bilgivehis
11-05-2023, 23:20
Denizlerden sonraki jenerasyon neden onlar gibi olmadı, neden günümüze kadar onlar gibi devrimci çıkmadı?
Kimisi sosyalist blogun dağılmasına bağlıyor, kimisi işçi sınıfını kendi doğalına bırakmayı yeğliyor.
Bana göre en büyük neden, ezilen sınıfın sınıf karakterinin yozlaştırılması ve kapitalizme bağlılığı tek seçenek olarak algılaması.

Şüpheci Dinsiz
06-05-2024, 01:51
https://twitter.com/fikirkulupleri/status/1787225896476123585

https://twitter.com/LivaneliZulfu/status/1787222776182345748

https://twitter.com/DOBirligi/status/1786367504262009313

https://twitter.com/candundaradasi/status/1787201966667358580

https://twitter.com/fatih_yasli/status/1787223851929145393

Şüpheci Dinsiz
06-05-2024, 03:48
Denizleşenlerimizle Büyüyoruz
wWmhrffJdCc

Denizlerin İdamı / Kopuş
BaQ3xCbw6r0

Şüpheci Dinsiz
06-05-2024, 16:09
https://twitter.com/kafaradyo/status/1787430043066519644

Şüpheci Dinsiz
07-05-2024, 01:59
Delikanlım Belgeseli Deniz Gezmiş - Tüm Bel-Sen Antalya
zDB1lE4nU0o

Şüpheci Dinsiz
07-05-2024, 03:28
Fidanlar kırıldığında Belgeseli
WheSPYJ5U7E

Şüpheci Dinsiz
09-04-2025, 15:17
Hey gidi günler...

''Hey Dev-Genç'li, hey Dev-Genç'li
savaş vakti yaklaştı.
Al silahı, vur beline
emperyalizme karşı!

Deniz Gezmiş, Mahir Çayan (Vedat, Taylan, Mehmet, Battal)
devrim için öldüler.
Devrimciler ölür ama
devrimler durmaz sürer!''

Cemre Karain-Dev Genç Marşı
HZIVdGg6vWw

Bu, Grup Yorum versiyonu
Grup Yorum Dev-Genc Marsi Hamburg
D7lJPOT-sSI

Bu da Sevinç Eratalay versiyonu.
Dev-Genç Marşı
x-LBW73Uvmk

Şüpheci Dinsiz
06-05-2025, 03:26
6 MAYIS BUGÜN GENÇLİK İÇİN NE İFADE EDİYOR?
BlQLhiUFvbM

https://x.com/inonualpat/status/1919490948452462620

https://x.com/sghistanbul/status/1919461117971079219

Şüpheci Dinsiz
07-05-2025, 02:33
Halkın yüreğine kazınan üç isim: DENİZ, YUSUF, HÜSEYİN!
k_x0hFMLsWk

Singularity
07-05-2025, 12:33
Daha önce burada 4 sefer farklı mahreclerde paylaşılmış. Burada da çoğunluk en az bir kez kesin dinlemiştir. Ancak günün anlam ve önemine binayen Deniz Gezmiş'in son savunmasını kendi sesinden tekrar dinlemek lazım. Onun fikirlerini hatırlamak lazım. Her Türkiye Cumhuriyeti evladının mutlaka dinlemesi gereken bir konuşmadır. Deniz Gezmiş kimdir, fikirleri nelerdir sorusunun kendi sözleriyle kısa özetidir.

K3KJmVSnFRE

Farklı zamanlarda yaşamış olmamız büyük talihsizlik. Şöyle bir yol arkadaşımız olamadı.

Şüpheci Dinsiz
10-05-2025, 14:15
Reha Özcan
Deniz Gezmiş neden Rodrigo gitar konçertosunu severdi
RR4EA7_FXcQ

Şüpheci Dinsiz
15-06-2025, 22:40
https://www.evrensel.net/haber/551015/sirlarim-ipte-asili-kaldi-balim-aygun-kevrinadan-deniz-gezmise-yazilmis-bir-hatira
https://www.evrensel.net/upload/dosya/291111.jpg
60 yıl sonra aydınlığa kavuşan bir hikâye. Aygün Kevrina'dan Deniz Gezmiş'e yazılmış bir hatıra: "Sırlarım İpte Asılı Kaldı Balım"



https://www.evrensel.net/yazi/97118/aygun-kevrina-ve-deniz-gezmis-sevdasina-dair-tanigim
Aygün Kevrina ve Deniz Gezmiş sevdasına dair: ‘Tanığım'

https://www.evrensel.net/upload/yazar/yazar_726dde7f13ea15577660fabf3718e5d13771719b.png
Aydın Çubukçu
15 Haziran 2025 00:07

Aygün Kevrina'nın Sırlarım İpte Asılı Kaldı Balım adlı kitabı yayımlandıktan sonra geniş okuyucu ilgisinin yanı sıra bazı tartışmalara da alan açtı. Yalnızca devrimci gençlik tarihinin simgesi olmakla kalmayıp Türkiye'de bütün sol ve sosyalist hareketler için de ortak bir değer olan Deniz Gezmiş hakkında söylenen, yazılan her sözün tartışılması, değerlendirilmesi önemlidir. Deniz Gezmiş hakkında yarım asırdan fazla bir zamandır pek çok kitap yazıldı. Deniz, şiirlere, türkülere, filmlere, tiyatro oyunlarına konu oldu. Ancak ilk kez onun özel ve gizli kalmış bir yanının perdesi açıldı. Bazı hayranlar, efsanevi devrimci önderin aşkı hakkında konuşulmasını "magazinleştirme" olarak değerlendirerek kitabı kınadı, bazıları ise bir idolün insan yönünün konuşulması için fırsat olarak görüp değerli buldu.

Aslında kitabı "magazinleştirme" girişimi, Aygün Kevrina'nın gerçek olmadığı, kendisi gerçekse bile yazdıklarının hayal ürünü olduğunu ileri sürenlerden geldi. Deniz'le aynı yıllarda öğrenci olmuş, onunla bir süre devrimci gençlik eylemlerine katılmış olanlardan bazıları, Deniz'in "Bütün sırlarını bilen" arkadaşları gibi konuştular. "Yok böyle bir şey, olsa biz bilirdik!" dediler. Bunu söylerken, bir kısmı henüz kitabı okumamıştı bile! Deniz'in bu aşkını nasıl büyük bir özenle sergilememeye çalıştığını inandırıcı bir biçimde anlatan Aygün Kevrina'nın öyküsünden haberleri yoktu. Öyküyü bilenler, Deniz'in gerçekten en yakınında olan birkaç kişiydi. Onlardan hayatta kalan biri, arkadaşları arasındaki adıyla Dinamit Kenan'dı (Kenan Ertuğrul). "Olsa biz bilirdik" diyenler, herhalde Dinamit ile Deniz arasındaki omuz omuza ilişkiyi inkar edemeyecekler, onun tanıklığına kuşku düşüremeyeceklerdir.

Kitabı okudun. İtirazları da biliyorsun. Sen, Kevrina'nın Deniz'le olan ilişkisi ve anlattığı tutkulu sevdası üzerine ne söylemek istersin?

Kitapta, özellikle Deniz'le ilişkisinin başladığını söylediği mekanı çok iyi biliyorum. Merdivenlerden düşmesini, Deniz'in onu kaldırıp yaralarıyla ilgilenmesini anlattığı yer, aslında Beyoğlu-Tünel'deki TMGT (Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı) binasıdır, bunu Kevrina Aksaray FKF olarak hatırlıyor. Doğru, Aksaray'da FKF'nin bir yeri vardı, ancak TMGT'de bu uzun boylu kumral kızı çok kez gördüm ve Deniz'le sıradan olmayan bir yakınlığı olduğunu biliyordum. Şık giyimli ve bir zengin aile kızı görünümlüydü. Deniz ilişkilerini sergileme tutumu içinde olmadı; daha çok Aygün'ü koruma düşüncesiyle bir kız arkadaşı, bir sevgilisi olduğunu her yerde el ele dolaşarak herkese özellikle belli edip göstermeye çalışmıyordu ama ilişkileri gizli-saklı da değildi. Örneğin TMGT'ye genellikle akşamüzerleri bazen ayrı ayrı olsa bile bazen de birlikte geliyor, yine bazen ayrı ayrı bazen de birlikte çıkıyorlardı. Zaman zaman TMGT'de kalıp orada yatarak geceleyen arkadaşlardan bu yakınlığı hatırlayan çıkacaktır. O dönem bazı kişiler kız arkadaşlarını eylemlerden uzak tutar, örneğin gösterilere katılmasını istemez, hatta bu nedenle bazen kendileri de katılmayıp onlarla el ele biraz uzaktan izlerlerdi gösterileri. Deniz öyle yapmadı. 1969 başındaki yoğun protestolara birlikte katıldılar sürekli. Giderek mücadele koşullarının sertleşmekte olduğu, Aygün'ün de gözaltına alındığı bu yoğun hareketlilik dönemi birbirlerinden kopup ayrıldıkları dönem oldu aynı zamanda. İlişkilerini tam bir açıklıkla yaşamaktan kaçınmaları ve sonunda birbirlerinden kopmalarının Deniz'in kafasında silaha sarılma zorunluğu fikrinin netleşmesiyle ilişkili olduğunu düşünüyorum. Deniz, Aygün'ü çok seviyor, sevgisinin yürümeyi kararlaştırdığı yolda kendisine "ayak bağı" olmasını istemiyor ve onu kendisinden kaynaklanacak tehlikelerden korumaya çalışıyordu. Bunu da Kevrina kendi yönünden oldukça açık ve inandırıcı bir biçimde anlatıyor. Bu anlatılanların, Deniz'in kişiliğine uyduğunu düşünüyorum.

Ayrılma kararı alınmasından sonra Deniz'in nasıl durgunlaşıp duygusallaştığını çok iyi hatırlıyorum. Deniz'in "İmdadına yetişen" aynı günlerin aşırı hareketliliği ve bu hareketlenmenin Deniz'den talep ettikleri oldu. Nisan başlarında cezaevinden çıktıktan sonra Deniz kendisini üniversitenin işgal girişimi, protesto gösterileri, düzenlenen forumlar, polisle çatışmalar ve 9-10 Haziran'daki geniş kitle gösterisinin içinde buldu. Tümünün örgütleyicisi ve yönlendiricisi olarak tarihin kendisinden beklentilerini yerine getirmeye çalışırken duygularını denetlemeyi öğrenmekten başka çaresi yoktu.

Peki, evlilik girişimine ne diyorsun? Bu da tartışmalı bulunuyor.

O dönemde, özellikle üniversitenin ilk yıllarında evlenen arkadaşlarımız çoktu. En bilenen örnekleri söyleyeyim, Mahir Çayan ve Sinan Cemgil evliydiler. Anlatılanlar, Deniz'in üniversitedeki ilk yıllarına ait bir olaydır. Deniz, ilişkiyi meşrulaştırmak ve beraberlikleri önündeki engelleri kaldırmak için bu yolu düşünmüş olabilir. Doğrudan tanığı değilim ama bunun ihtimal dışı olmadığını söyleyebilirim. Fakat hepimiz biliriz, Deniz'in en çok kullandığı sözlerden biri "Biz ölüme nişanlıyız" özdeyişidir. Che'nin, "Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin" diye başlayan o ünlü meydan okumasını gür sesiyle bağırarak tekrarladığını da hepimiz biliriz. Dolayısıyla bu her şeye hazırlıklı ruh halinin göze aldığı yolculuğa, henüz buna hazır olmayan bir genç kızı da götürmek istememiş olması çok doğal. Zaten Kevrina da bunu anlamış, kendisine çok acı gelmesine rağmen kabullenmiştir.

Olaylar ve tarih dizini arasında kimi uyumsuzluklar bulunduğu da söyleniyor. Falanca tarihte filanca olay olmamıştı gibi... Senin de tespit ettiğin bu türden yanlışlar var mı?

Öncelikle bu kitabın bir tarih kitabı, belgelere dayanan bir araştırma olmadığını unutmayalım. Nitekim, Kevrina da kitabın bir yerinde buna değiniyor. Yazmaya başladığı anda, hangi olayın önce hangisinin sonra olduğunu şaşırdığını söylüyor. Anılar, kendiliğinden sıra*ya dizildiler diyor. Şu cümlesi de önemli bence: "Onlar kendi kendilerine yazıldılar. Yıllarca sabretmişler, demlenmişlerdi." Aradan neredeyse altmış yıl geçmiş ve Kevrina anılarını paylaşmaya çok geç karar vermiş. Onun yaşadığı sıradan bir aşk hikayesi değil. Aşık olduğu insan, her yönüyle olağanüstü ve ölümü de bütün bir halkı acılara boğmuş bir devrimci. Onu hiç tanımayanlar bile günlerce yas tuttu. Ona aşık olan, onun sıcaklığını hissetmiş, gözlerinin içine bakmış bir genç kızın acısının ve yasının büyüklüğünü tahmin etmek zor değil. Böyle bir acıyla kaplanmış bellekte, her olayın tam ve gerçek haliyle hatırlanıp yazılması mümkün değil. Tutkuyla yaşanmış bir aşkın sevdası yarım kalmış bir genç kızı yaşlı bir kadına dönüştüren 60 acılı yıl boyunca hayalle gerçeğin, yaşanmışlıklarla kurgunun iç içe geçeceği düşünce ve duygulara yataklık etmesinden doğal ne olabilir? Şimdi seninle 1968 yılını konuşuyoruz, aynı olayı farklı farklı hatırlıyor anlatıyoruz, yanımızda iki kişi daha olsa, ortaya bambaşka, tutarsızlıklarla dolu bir hikaye çıkacak. Bazı tarihlerle gelişmeler sorunlu olabilir ama ben Kevrina'nın samimiyetinden kuşku duymuyorum. Bize neredeyse mitolojik bir kahraman haline getirilmiş olan devrimci bir gencin insancıl duygu dünyasını görmemiz için kapı açan bir kitap ve bu bakımdan elbette çok önemli.

Kitapta ABD ajanlarının öğrencilerle ilişki kurmaya çalışmasının anlatıldığı bir bölüm var. Kevrina önce Savaş Gemisi Shangri-La'ya götürülen öğrenciler arasında yer alıyor, sonra orada kendileriyle Türkçe konuşan bir Amerikan subayını polis tarafından sorgulanması sırasında karşısında buluyor. O dönemde ABD ile Türkiye arasındaki ilişkileri ayrıntılarıyla bilmeyenler için yadırganabilecek bir hikaye gibi görünüyor.

Bu hiç de hayal ürünü değil. İstanbul sokaklarında ABD askeri polisi devriye gezerdi. Kaldı ki Kevrina, bir ajanlaştırma girişiminden söz ediyor, bu durumda devrimci gençlik önderlerinin, hele Deniz gibi artık her haliyle genç bir devrimci önder olmuş birinin onların gözünden kaçması imkansız. Sorgunun bir Amerikan ajanı tarafından yönlendirilmesi de şaşırtıcı değil. O dönemde, İstanbul Emniyetinin başında Muzaffer Çağlar bulunuyordu ve Kevrina'nın anlattığı işkence yöntemlerine devrimci gençlerin birçoğu aşinaydı.

Şüpheci Dinsiz
06-05-2026, 02:03
6 Mayıs 1972

Deniz'e, Yusuf'a, Hüseyin'e, devrime...

Rodrigo'nun Gitar Konçertosu
Y59jRn8xSYA

https://x.com/nisenlalih/status/2051735457424167052

https://x.com/LivaneliZulfu/status/2051751507175846313

bilgivehis
06-05-2026, 11:28
Suriye sınırında bir yatılı okulda okuyordum. Sekiz yaşındaydım. Ders saatinde sınıfa girmemiş bir bankta oturuyordum. İki yüz metre ileride bir öğretmen olduğunu düşündügüm kişi bana doğru geliyordu. Beni görmüştü, bu yüzden oradan kaçma şansım yoktu. Biraz yaklaşınca öğretmen olmadığını bir yabancı olduğunu görünce kısmen rahatlamıştım. Bu kişi o zamanki aklımla dev gibi çok uzun boylu biri olduğu için biraz ürpermiştim. Ancak biraz daha yaklaşınca yüzünde gördüğüm o sempatik bakışı ailemden biri gibi hissettirmişti. Belki de hatırlamadığım bir akrabamız veya yakınımız beni ziyarete gelmiş olabilirdi. Yatılı okulda ailenden ve sevdiklerinden yoksun, öğretmenlerin vijdanına terkedilmiş bir çocuk için bunlar olası hayaller de olabilirdi. Bu düşünceler içerisindeyken o uzun boylu adam tam yanıma gelmiş, hafif gülümsüyordu. Göz göze geldiğimizde "Sen niye sınıfta değilsin" dedi. Utandığım için başımı öne eğmiş, hiçbir cevap verememiştim. Başımı okşadı ve "Oku, oku, okumayı ihmal etme" dedi. Sonra yürümeye devam etti ve gözden kayboldu.
O gün yatılı okulda gizlice yatan, Filistin'e gitmek için Suriye sınırına giderken, benimle karşılaşan o kişinin Deniz Gezmiş olduğunu ertesi gün öğretmenlerin kendi aralarındaki konuşmasından öğrenmiştim.
Ne mutlu bana ki, böylesi bir devrimciyle canlı olarak karşılaşmış ve benimle konuşmuştu.
"Oku, oku, okumayı ihmal etme" güzel bir insandan güzel bir sözü bizzat kendi ağzından duymak benim için bir onurdur.

Yaşasın 6 Mayıs, Denizlere ve onun yolunda gidenlere selam olsun!