PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Psikanalitik Yaklaşım: Bilinçaltından Notlar


meaculpa
12-05-2008, 04:26
PSİKANALİTİK YAKLAŞIM: BİLİNÇALTINDAN NOTLAR
KİMİM BEN?

PSİKANALİTİK YAKLAŞIM: BİLİNÇALTINDAN NOTLAR


Sigmund Freud

Bugün, hangi kitapçıya giderseniz gidin "Psikoloji" başlığı altındaki rafların en göze çarpıcı sıralarına onlarca kitabıyla Sigmund Freud'un yerleştiğini görüyorsunuz. Bu saptamaya paralel olarak, küçük çaplı bir test yaparak sokaktan geçen ilk 100 kişiye psikolojiye dair bildikleri birkaç ismi saymalarını istesek, Freud'un ilk sırada gelme olasılığı oldukça yüksek görünüyor. Her ne kadar bir tıp profesörü olsa da, psikoloji tarihine bu denli derin bir mühür basan bu figürün kuramlarını bir kez daha hatırlayalım istedik. Kendi deneyimledikleri ve hastalarının klinik incelemelerine dayanarak kişilik kuramı ve akıl hastalıkları üzerine yoğun çalışmalarda bulunan Freud, 4 ana unsurun altını çiziyordu: Bilinç seviyeleri, kişilik yapısı, kaygı ve psikolojik savunma mekanizmaları ve gelişimde psikoseksüel evreler.

Bilinç Seviyeleri ve Buzdağı Benzetmesi:

Freud'un bilincin çeşitli katmanlarından bahsettiği kuramı "topografik zihin modeli" olarak da adlandırılıyor. Topografinin sözcük olarak yer betimi anlamına geldiğini göz önünde bulunduracak olursak buzdağı ve bilinç arasındaki benzeşimi kurmak çok da zor olmuyor. Çünkü Freud, bilinci bir buzdağına benzeterek farklı bilinç aşamalarını bu buzdağının suyun altında ve üstünde kalan kısımlarıyla, yerlerini su seviyesine göre betimleyerek bağdaştırıyor. Dolayısıyla su seviyesini bilinç eşiği olarak düşünürsek, bu eşiğin altında bilincin en büyük alanını oluşturan bilinçaltının yattığına inanıyor. Bilinç ve bilinçaltı arasında bulunan ön bilinç aşamasında ise o anda farkında olmadığımız ancak her an bilince taşıyabileceğimiz anılarımız ve dünya bilgileri yer alıyor.

Bilinç Aşaması (Buzdağının su yüzeyinden görünen kısmı): Bilincinde olduğumuz her türlü düşünce ve algılar bilinç aşamasını oluşturuyor. Bu düşünce ve algılar farkındalık eşiğinin üzerinde kaldıklarından kendilerini açıkça belli ediyorlar.

Ön Bilinç Aşaması (Buzdağında su seviyesinin hemen altı): O anda bilincinde olmasak da hemen bilince aşıyabileceğimiz anılar ve dünya bilgilerini kapsıyor. Bu aşama, bilinçle bilinçaltı arasında bir tür geçiş aşaması görevi üstleniyor.

Bilinçaltı (Buzdağının suyun altındaki geri kalan kısmı): Bilinçaltında farkında olmadığımız korkular, kabul göremez cinsel arzular, mantık dışı istekler, vahşet yönelimleri, utanç verici deneyimler, bencilce istekler ve ahlak dışı dürtüler bulunuyor. Buzdağı benzetmesinde, buzdağının en büyük alanını oluşturuyor. Freud, insanın doğası gereği şiddet ve cinselliğe yönelik utanç verici dürtüler barındırdığını iddia ederek, bilinçaltımızda bu fikir ve dürtülerin koğuşlandığını belirtiyor.

meaculpa
12-05-2008, 04:28
Kişilik Yapısı: İd, Ego ve Süper Ego


Freud, kişiliği oluşturan üç temel yapıdan söz ediyordu: İd, ego ve süper ego. Bu üç yapıyı arzu, mantık ve vicdan olarak da düşünebiliriz. Eğer ki kimi zamanlarda farklı bir kişiymişçesine hareket ettiğinizi düşünüyorsanız bu dalgalanmalar Freud'a göre farklı kişilik yapılarınızın savaşımından kaynaklanıyor olmalı.

İd, ilkel ve doğuştan getirdiğimiz dürtülerimizi kapsıyor. Bedensel ihtiyaçlarımızın, cinsel arzularımızın ve saldırgan tepkilerimizin idden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Freud'a göre idin arzu ve istekleri tamamen bilinç dışı ve "zevk prensibi"yle işlemekte. İdin temel güdülerimizi kapsadığını düşününce, zevk prensibiyle işlemesi doğal. Çünkü ilkel güdüler, arzulara bir an önce doyum arayıp bireyin davranışlarını bu yönde şekillendirebiliyorlar.

Ancak ne yazık dünya tüm arzu ve dürtülerimizi o anda tatmin etmemize olanak sağlamıyor. Eğer haz tatmini odaklı yaşamaya devam edersek pek çok sorunla yüz yüze kalabiliyoruz. Yaşamın bu şartlarıyla başa edebilmekse ikinci kişilik yapımız olan egoya düşüyor. Ego, idin tatmin edilebileceği elverişli şartlar oluşana kadar onu kontrol altında tutuyor. Öyleyse ego "gerçeklik prensibi"yle işliyor. Çevresel şartları değerlendirerek pek çok davranışın olası sonuçlarını tartıyor. Bu şekilde, uygun zamanı kollayarak bireyin anlık dürtüleri sonrasında acı çekmesini engellemiş oluyor. Egonun kimi işlevleri bilinçliyken kimileri bilinç dışı gerçekleşiyor.

Kişiliğimizin son öğesiniyse süper ego oluşturuyor. Süper ego da tıpkı ego gibi idin arzu ve isteklerini baskı altında tutmaya çalışıyor. Ancak ego idin tatminleri için uygun zamanlar kollarken süper ego ahlak kurallarını devreye sokuyor. Daha açık bir deyişle, idin bu yönde tatmininin doğru olup olmadığını sorguluyor. Süper ego için tatminde yalnızca doğru zamanın kollanması değil, ahlaki kurallara uygunluk da önem kazanıyor.

Ailemizden edindiğimiz eğitim, yaşadığımız toplumun normları ve kendi deneyimlerimiz süper egonun oluşumunda en önemli etkenleri oluşturuyor. Ancak süper ego geliştikçe, ilkel güdülerimizin tatmini daha da fazla engellenmiş oluyor. Bu nedenle de ego, id ile süper ego arasında bir anlamda köprü görevi üstlenmiş oluyor. Bunu bir şekilde bir savaşım ve çatışma olarak da düşünebiliriz. Sürekli olarak kişiliğimizi oluşturan bu yapılar birbirleriyle çekişmek zorunda kalıyorlar. İşte, bu savaşım Freud'a göre kişiliğin ve çoğu psikolojik rahatsızlığın temelini oluşturuyor.

meaculpa
12-05-2008, 04:29
Kaygı ve Savunma Mekanizmaları


Biliyoruz ki Freud, cinsellik ve şiddet olmak üzere iki temel güdüye sahip olduğumuzu düşünüyor. Bu iki temel güdü, kişiliğimizin "id" yapısını oluşturuyor. Haz prensibiyle işleyen id, sürekli olarak tatmin arıyor. Sosyal çevre ve kültürün neyin kötü neyin yanlış olduğuna dair üzerimize yaptığı baskıysa kişiliğimizin "süper ego" yapısıyla hayat buluyor. Son yapı olan ego, işte bu temel güdülerimizle kültürel elemanlar arasında bir köprü görevi görüyor ve id'i sosyal açıdan kabul görecek yollarla tatmin etmeye çalışıyor. Ancak kimi zamanlarda id o denli büyüyor ki, kontrolden çıkabiliyor. Böyle durumlarda birey kendini içinden çıkılamaz bir kaygının eşiğinde buluyor. Bu kaygıysa gerginlik, öfke ve üzüntü getiriyor. Kişi, id ile süper ego arasındaki savaşta bir uzlaşma yakalayamıyor. Örneğin, arzuladığı bir beraberliği ahlaki değerlerle örtüşmediği için yaşayamıyor. İşte böyle durumlarda ego sıralayacağımız savunma mekanizmalarını araç olarak kullanıyor:

1.)Bastırma:
Freud'un savunma sistemlerinin çekirdeğinde yer alan bastırma mekanizmasında kişi, kendisini tehdit eden herhangi bir uyaranı ya da hayatına giren ve ona travmatik deneyimler yaşatan herhangi birini tamamen unutabiliyor.
Örn: Fobiler. Kişi sebepsiz bir korku duysa da bu korkunun çıkış kaynağını hatırlamıyor.

2.)Reddetme:
Reddetmede kişi, bastırmanın aksine gerçeğe dair herhangi bir bilince sahip olsa da kaygı yaratan uyaranın varlığını reddederek yok sayıyor.
Örn: Sınav sonuçları açıklandı ve kötü bir not alındı diyelim. Bu kötü notun alınmış olmadığını varsayarak, öğretmenin puanları toplarken bir yanlışlık yapmış olduğunu düşünme.

3.)Yöneltme:
Kişi kabul görmesi güç bir içtepiyi başka bir uyarana yöneltiyor.
Örn: İş yerinde patronla bir gerginlik yaşayıp siniri eve döndükten sonra, eşten çıkarma.

4.)Olayları entelektüelleştirme:
Kişi herhangi bir olayın duygusal yönünü görmezlikten gelerek, onun entelektüel açıdan göze çarpan özelliklerine odaklanıyor.
Örn: Herhangi bir yakının kaybında, üzüntü ve yas duyulacağına cenaze töreninin detaylarına takılma.

5.)Yansıtma:
İçsel bir gerçeğin yarattığı kaygı nedeniyle, kişi kişisel etmenlerle ilgili bir durumu dışarıdaki bir uyarana bağlıyor.
Örn: Herhangi biriyle tartışılırken kaybediliyorsa tartışmada haksız düşmemek adına karşıdakinin "akılsız" olduğunu söyleme.

6.)Mantık çıkarımları:
Olayların gerçek nedenlerinden farklı mantık çıkarımları yapılıyor.
Örn: Hoşlandığı kadın tarafından reddedilen bir adamın "Zaten yeterince iyi değildi" gibi bir çıkarımda bulunması.

7.) Tepki oluşturma:
Tepki oluşturma mekanizmasında kişi, istenmeyen düşünce ve davranışları reddetmekle kalmayıp, kendisinin bu düşünce ve davranışları sergileyen gruptan olmadığına inandırıyor.
Örn: Herhangi bir arkadaşından nefret eden bir kişi, ona aşırı sevgi gösterilerinde bulunuyor olabilir.

8.) Geri çekilme:
Kişi geçmişte kendisini güvende hissettiği bir gelişimsel döneme geri dönüyor.
Örn: Yaşça büyük bir çocuğun stresli olduğu bir dönemde tekrar yatağını ıslatmaya başlaması.

9.) Süblimasyon:
Saldırganlığın ardında yatan itici kuvvet olarak görülüyor.
Örn: Bir gencin içindeki saldırganlık duygularını amerikan futbolu oynayarak boşaltması.

meaculpa
12-05-2008, 04:33
Şimdi de sayın evrensel-insan, sizin bebeklerde iç güdüsel kavramlar adına yönelttiginiz sorunun yanıtı için psiseksüel evreleri tanımlayan bir çalışmayı veriyorum, lütfen dikkatle inceliyiniz.

Gelişimde Psikoseksüel Evreler

İlk altı yaş gelişiminde sözünü ettiği psikoseksüel evrelerin Freud'un kuramları içinde en çok tartışılanı olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Kişiliğin nasıl geliştiğine yönelik olarak öne sürdüğü bu düşünceler cinsel gelişimimiz sırasında içinden geçtiğimiz evrelerin ileriki yaşlarda kişiliğimizi ne yönde etkilediğine vurgu yapıyor. Bu evrelerin her birini teker teker incelemeden önce, cinsel gelişimde kritik rol oynayan iki önemli kavrama göz atmakta fayda var:

Libido: İdi tetikleyen içgüdüsel güç olarak tanımlanıyor. Odak noktası her zaman haz olsa da içinden geçtiğimiz her bir psikoseksüel gelişim evresinde farklı şeylerden zevk duyuyor ve libidomuzun bir kısmını o evrede o davranışla beraber geride bırakmış oluyoruz.

Asılı kalma: Libido enerjisinin çok büyük bir kısmı herhangi bir evrede asılı kalabiliyor. Bu durum bireyin gelişimi açısından oldukça zararlı. Çünkü enerjisinin büyük bir kısmını belli bir evrede harcayan kişi, gelişimine devam edecek yeterli "psişik enerji"yi bulamayabiliyor. Dolayısıyla, o evreye has bir takım alışkanlıklar geliştirebiliyor. Bunun yanı sıra, yeteri kadar olgunlaşamayan birey psikolojik rahatsızlıklar geliştirebiliyor.

Kurama göre gelişimimiz sırasında farklı dönemlerde bedenimizin farklı bölgelerinden haz duyuyoruz. 18 aylık olana kadar geçen süreçte bu beden bölgesi ağız. Oral dönem olarak adlandırılan bu evrede bebek çevresinde gördüğü, eline aldığı ne varsa ağzına götürüp bu davranıştan haz alıyor. Eğer ki çocuk bu dönemde asılı kalırsa, ileride oldukça saldırgan ve küfreden bir kişilik sergileyebiliyor. Bunun yanı sıra sigara, aşırı yemek yeme gibi zararlı alışkanlıklar sergileyebiliyor.

Oral dönem

Bir sonraki evre 18 - 36 aylık dönemi kapsayan anal dönem. Tuvaletini yaparken büyük bir haz duyan çocuk için zevk bölgesi anal bölge. Libido enerjisinin çoğu bu dönemde asılı kalırsa ileride düzenli ve tertipli olmaya dair bir takıntı (anal-çekilme) ya da dikkatsizlik, dağınıklık (anal-dışavurum) sergilenebiliyor. Çocuğun ileride anal-çekilme ya da anal-dışavurum özellikleri gösterip göstermeyeceğini belirleyense ailenin çocuğun tuvalet eğitimindeki tutumu oluyor. Eğer oldukça sert bir tutum sergilenirse çocuğun kişiliği mükemmeliyetçilik takıntısı çerçevesinde gelişiyor. Tuvalet eğitiminde aile aşırı rahatsa, dağınık ve disiplinsiz bir kişilik geliştirebiliyor.

Anal dönem

3 - 6 yaş arasındaki zevk bölgesiyse genital bölge. Fallik dönem olarak adlandırılan bu yaşlarda Oedipus ya da Elektra kompleksi gelişebiliyor. Oedipus kompleksi erkek çocuğun babasını annesinden kıskanması ve bilinçaltından babasının ölmesini istemesi olarak tanımlanıyor. İsmini Yunan mitolojisinden alan kavram, hikâyede babasını öldürüp annesiyle evlenen Oedipus'a gönderme yapıyor. Ancak bu gizil duygular bir süre sonra çocukta kaygı uyandırmaya başlıyor. Annesine duyduğu arzu dolayısıyla hadım edileceği korkusu duymaya başlıyor. Elektra kompleksi ise kız çocuğun babasına duyduğu aşk dolayısıyla annesine olan kıskançlığını ifade ediyor. Bu aşk dolayısıyla cezalandırılacağını düşünen kız çocuk kaygı duymaya başlıyor. Ancak Elektra kompleksi kavramını Freud'un öğrencisi olan Jung'un geliştirdiğine parmak basmakta yarar var. Freud yalnızca Oedipus kompleksini açıklamakta. Gelişimin ilerleyen dönemlerinde, her iki cins de kendi hemcinsi ebeveynini kıskanmayı bırakıp onları örnek alarak kız çocuk babası gibi bir erkeği, erkek çocuksa annesi gibi bir kadını eş olarak etkileyebileceğini kavrıyor.

Gizil dönem 6 yaş civarını kapsıyor. Cinsel arzuların en aza indiği bu dönemde asılı kalan bireyler ileride cinsel yönden tatminsizlik çekebiliyorlar. Cinsel enerji daha çok spor gibi faaliyetlere yönleniyor.

Genital dönem ergenlikle başlayıp hayatımızın geri kalan bütününü kapsıyor. Her ne kadar haz genital bölgede yoğunlaşsa da tutku, sevgi ve bağlılıkla beslenmeye başlıyor. Freud'a göre bu son aşamaya ulaşabilmek adına önceki dönemlerde herhangi bir asılı kalma durumunun yaşanmamış olması gerekiyor.

Yazının tamamına Bilim ve Ütüopya Dergisi kaynaklık etmiştir.

meaculpa
12-05-2008, 04:43
Sayın evrensel-insan umarım bu yazılar ile var olan güdüleri yok saymak yerine, onlarla yaşamanın ve onları sosyal yasam içinde iyiye kanalize etmenin yollarını arayabiliriz.

Gerçegi degerlendirme yetisi bireyin ruhsal dünyası içinde olup ve dışında olup bitenlerin ayırt edilebilmesidir. Neyin düşünce, neyin eylem ve olay, neyin imge , neyin gerçek oldugunun bilinmesidir. Bu bir benlik işlevidir. Alt benliklerimizde egemen olan doyum ve haz ilkesi dürtülerimizn meydana getirdigi hisler olmasına karsın , benliklerimzde egemen olan ise gerçekliklerdir. Dürtülerimiz üzerinde bir egemenlik inşa edebiliriz belki yada belirli vadelerde isteklerini yada dayattıklarını erteleyebilir veya yok sayabiliriz fakat bunlarda göreceli iktidarlardır.

evrensel-insan
12-05-2008, 05:34
Saygideger meaculpa;

Sigmund Freud'un, insanoglunun icinde bulundugu psikolojik yapinin kokenine inisi ve aciklamasi, sadece evrensel sorun kokenli ve dogal olarak algilanan dusunceye teslimiyettir.

Yani neden insanoglunun-ki genelde birey temelinde-oyle oldugunun aciklamasi ve analizidir.Yani-sizin gibi-dogalligi kabul etmekte ve teslim olmaktadir.

Tabulu rasa gorusu ise, hicbir seyin dogal olmadigini yasamsal tecrube ve dogayla yasanan icicelik ve iliskiyle dusunceye yerlestigini ve onu yonlendirdigini soyler.YANI ICGUDU GIBI DOGUSTAN VERILEN TUM VERILERI BOSA CIKARIR.

Freud, olani, olan temelinde analiz eder ve dogalcidir.Tabulu rasa ise olanin ortaya nereden ve nasil ciktigini izah eder,dusuncecidir.Genelde Freud'unki sadece teshistir.Tedavisi pek yoktur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
12-05-2008, 06:12
Saygideger meaculpa;

Doganin ve dogalligin-herseyde oldugu gibi-ne oldugunu, nasil olustugunu v.s. tanimlayan dusuncedir.Dusuncenin de evrensel kokeninin nasil bir sorun oldugunu ben belirttim.

Freud'un dusuncesinden cikan bu dogallik analizi, onun bu evrensel sorunu goremedigini ve bu sorunlu dusunce temelinde olaya yanastigini gosterir.

Dusunce hem fonksiyonel hemde ifadesel olmasaydi;herhangi birseyi ortaya koymak mumkun olmazdi.Onemli olan dusuncenin dogalliginin bilincine varmak; ve bu dogalligin sorun kokenini algilayip,dusuncenin dusunme aliskanligini ve yerlesmisligini degistirmek.

FONKSIYONEL VE IFADESEL YAPISINDAKI EVRENSEL SORUNU ORTAYA KOYMAK, dusuncenin dusunme yapisinin hem yonunu hem de icerigini olusturan evrensel alisilagelmisliginin sistemini degistirmek.

Tabi ki insan algili insanlik icerikli ve insani ilgilendiren ve iliskide bulundugu her varligi koruyucu, kollayici temelli bir degisim.

Bu degisim de soyuta, nakli bakis acisina ve ayrilmislik temelli ifadelere ihtiyac yoktur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

walla
12-05-2008, 08:43
Meaculpa, attin bir kuyuya tas. Bakalim kuyudan tas yerine neler neler cikacak.

Evrensel, Fureud'unki sadece teshisdir, tedavi yok diyorsun.
Dogru teshis dogru tedevinin baslangicidir ve Psikiatride yada tum tib bilimlerinde teshis olmadan tedavi olmaz.
Ve teshisden baska sonuclar ortaya koymak gercegi carpitmaktir.
Bilim adami kendi fikirlerini inanclarini degil gozlemlerini ortaya koyar ve bu gozlemler birkac dakika birkac gun degil uzun yillar boyunce ve binlerce denekle yapilir.

evrensel-insan
12-05-2008, 09:04
Saygideger walla;

Teshis ama; evrensel dusunce sinirinin icine hapsolmus, sorunlu bir teshis.Dolayisiyle, tedaviside sorundur.

Yani sorunsalliktan kurtulamamis teshis ve tedavi.Ki insanoglu bu temelli teshis ve tedaviyi kendini bildi bilele uyguluyor, her tedavi de yeni sorunlari doguruyor.

Dusuncenin evrensel sinirinin getirdigi boyunduruk tutsakligindan-ki getiren kendisi-kurtulamiyor.Onu yok saysada boynundan-dusuncesinden- cikarip atamiyor.

Saygilarimla;
evrensel-insan

meaculpa
12-05-2008, 09:40
Bütün bilgilerimizin kaynagı deneylerdir ve zihin doğuştan bir boş levhadır.( table rasa)

Doğuştan gelen hiçbir bilgi yada ilke yoktur.

Zihin yani bu boş olan levha, deney ve gözlemler vasıtasiıyla gönderilen bütün çeşitli izlenimleri alma kabiliyetindedir.

V.s... v.s kısacası table rasa ve emprizm. Locke ile başlayıp, berkeley ile devam edip hume ile zirve yapan ama kendi içinde de çıkmazları olan felsefik bir görüş.


Benim değinmek istediğim konu ise "table rasa" yani insan zihnini bomboş bir levha olarak kabul eden görüşün eleştirileri adına olacaktır. Bu görüş yada epristlere göre zihin bomboş oldugu için onu doldurabilecelk tek etken duyumlardır. Sanki otomatige baglamışız gibi aldıgımız bütün duyumları bilgiye ceviriyor ve zihnimizi sadece bu duyumlarla yüklüyoruz. Ee peki nerde o zaman çagdaş bilim dallarının; psikolojinin, pedagojini, antropolojinin ortaya koymaya çalıştıgı aktif insan zihni ve faliyetleri??
İnsan beyni sadece duyumlara kilitlenencek kadar pasif bir yapıda değildir bilakis düşünmek , hükümlere varmak, hayal kurmak, rüyalar gormek ve bunun gibi daha bircok psikolojik faaliyetin merkezdir. Boş bir levha olan zihnin yüklenmesi sadece deneylerle yada senin deyiminle yaşamsal tecrübelerle sağlanacak ise; milyarlarca insanın yaşamsal tecrübelerini ortak bir payda da nasıl bir araya getiripde aklına gelebilecek bütün pozitif bilimlerde formel bir mantık saglayacagız? Hadi emprizm in eleştirlerini bir kenara barıkayorum ki fazlasıyla tartışılabilir bir konu aksi halde felsefe de ne derdik.
Benim asıl değinmek istedigim konu şu sayın evrensel;

Empiristler, sezgiye dayanan bilgiyi reddetmişlerdir. bilginin deney ve tecrübelere dayandıgını dile getirmişlerdr. Ama sezgisel bilgiyi red ediş, içgüdüsel fikirleri kesin olarak red etmez, çünkü içimizde doğuştan var olan duygu, düşünce ve bedenimizi yönlendiren birtakım eğilimlerin hala var oldugunu söyluyor ve hemen akabinde size şu soruyu yöneltiyorum: eminmisiniz table rasa görüşünde iç güdülerin reddine? zahmet olmaz ise kaynak da veriseniz seviniriz, mukayese edebilmek adına.

Ayrıca freud u teshisçi ilan ettiniz de çözüme dair önereceginiz isimler kimlerdir yada tedaviyi gercekleştirebeilecek düşüncenin evrensel sınırının boyundurlugundan sıyrılan şanslı merkezler yada otoriteler nelerdir, kimlerdir?

evrensel-insan
12-05-2008, 09:50
Saygideger meaculpa;

Tabulu rasayi ortaya kimin attigi degil; onemli olan nasil algilandigidir.Herseyden once ben empricist degilim.Tabulu rasa ya bakis acim ise:

INSAN HIC BIR SOYUTLA DOGMAZ,IFADESIYLE SOYUTLAR VE SOMUTLAR.DUSUNCENIN SOYUTU URETIMI ve SOYUTU - SOMUTU IFADELEYISI TAMAMEN DUSUNCESELDIR-ki dusunce de zaten soyutun ifadesidir.

Soyut, dusuncenin fonksiyonudur.Simdi soruyorum, icgudu soyut mu, yoksa somut mu dur?

Saygilarimla;
evrensel-insan

meaculpa
12-05-2008, 10:10
sayın evrensel;

Table rasa emprist bir görüştür siz öylesiniz veya degilsiniz neyi değiştirirki, benimsediginiz görüş emprist ilkeler üzerine şekillenmiştir ve bende table rasa nın ön görüleri ile yazılar yazdım. İç güdü kavramı soyutmu somutmu? nasıl soru efendim bu? ama ben artık zorlanıyorum ifade edebilmekte kendimi yada sizi anlamakta... Soyut olan her kavramı reddinize göre nasıl düşünce temelli bir yaklaşım içinde bulundgunuzu dile getirip sürekli algılardan bahsediyorsunuz anlamış değilim.

Düşüncenin soyutu üretimi ne demektir???

Somutu ifadeleyişi tamamen düşünceseldir???

İç güdü diyoruz hocam - iç güdü- cinsellik iç güdüsünü tahayyül ediniz. Soyuttur zihnimde ama biriyle beraber oldugum ansa somutlaştırırım düşüncemi. Yada hayatta kalabilem güdüsü adına olsuturabilecegim bir saldırı vakası. Hemen o anda herhangi bir etkiye sunacagım tepki de somutlaştırır düşüncemi.

Rica ediyorum kavramlarınızı basite indirgeyiniz ve öyle anlatınız siz ve sizin felsefenize hala yabancıyım.

evrensel-insan
12-05-2008, 10:14
Saygideger meaculpa;

Yorumlarin icin tesekkurler.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
12-05-2008, 10:19
Saygideger meaculpa;

Sana haksizlik etmek istemem.Son bir soru soracagim.Cevap vermeye bilirsin."Kalem ifadesi, veya"sevgi"ifadesi, neyin fonksiyonudur?

Saygilarimla;
evrensel-insan

meaculpa
12-05-2008, 10:26
Sevgili evrensel-insan siz somutmusunuz:)

Yoruldum hocam, inşallah başka bir zamana devam ederiz.

meaculpa
15-05-2008, 03:32
Freud, olani, olan temelinde analiz eder ve dogalcidir.Tabulu rasa ise olanin ortaya nereden ve nasil ciktigini izah eder,dusuncecidir.Genelde Freud'unki sadece teshistir.Tedavisi pek yoktur.



Tedavi, danışan danışma ilişkisidir. Danışmanın görevi, danışanın çatışmalarını ve bu çatışmaların neden olduğu davranışlarını görebilmek ve bunların değiştirilmesinde imkan sağlayacak ortamı hazırlamaktır. Danışan, güçlük çıkaran durumların farkındadır ama baskı mekanizması sorunların gerisindeki nedenlerin görülebilmesini engellediğinden hastanın kendisi bu değişiklikleri gerçekleştiremez.

Tedavinin amacı, baskı mekanizmasının işletilmesine neden olan bu olumsuz duyguları azaltmaktır. Bilinç düzeyine çıkarabilmektir. ( ekskavator ile yapmıyor tabiki yüzeye çıkarma işlemlerini, düşünsel yani:) )

Freud psikanalizin ilk günlerinde hipnozla hastaları rahatlatmaya çalıştı, katarsis denen bu yöntem sınırlı kaldığını görünce daha sonra bu yöntemi bıraktı ve hastalarını telkinle konuşturmayı denedi. Gevşeyerek ve gözlerini kapayarak konuşma. Bazı hastalar konuşmayınca basınç tekniğini kullanmıştır.
Freud, her hastanın psikanaliz tedavisine kabul edilmeyeceği görüşünü benimser. Örneğin psikotikler gibi. ayrıca psikanalistin akrabalarını, dostlarını ailelerini tedaviye almaması gerektiğini söyleyerek psikanalizin teknik olarak bu kişilere uygulanmasının yarar yağlamayacağını belirtir.

Tedavide ayrıca psik-analistin bilinc dışı baskı mekanızmalarnı ve rüyaları simgeleştirmede aradaki duygusal ilişkilieri çok iyi kavraması gerektiği de önemlidir. Ayrıca freud, tedavi süresince analistin bazı notlar almasınıda redder çünkü ona göre analist tedavi sürecince hastanın anlattıklarını hafızasında tutup devamında bütünleştirip hastaya sunmasının daha önemli oldugunu vurgular.

Şimdi de tedavi tekniklerini sunalım.

meaculpa
15-05-2008, 04:06
Serbest Çağrışım

Psikanaliz tedavisinin temel taşıdır. Yakın geçmişe ait olaylar genellikle ilk önce çağrıştırılıyor ve giderek geriye doğru giden anılar zinciri sonunda ana düşünceye ulaşıyordu. Ancak bu durumun gerçekleştirilmesi için hastanın düşüncelerini yönlendirmesi gerekiyordu. Tedavide en önemli sorun da hastanın dile getirilebilmesini sağlamaktır. Çagrışım sırasında hastanın herşeyi ama herşeyi anlatması gereklidir.

Direnç

Danışan ne denli iyi niyetli olursa olsun, zihinde geçen her düşünceyi diye getirmede tümden başarılı olamaz ve tüm çabalarına karşın direnç belirtileri tedavi süresince sıklıkla ortaya çıkar.
Tedavinin ilerlemesini engelleyen her türlü tepki bir direniş belirtisidir.
Direncin gücü, tedavinin bir döneminde diğerine değişebilir. Genellikle yeni bir konu ele alındığında artar, o konu açıklığa kavuşmaya başladığında azalır.
Analist direnci gördükçe, onları danışanına gösterir. Belirtilerin gerisindeki nedenleri ona açıklamaya çalışır. Danışan savunmaya geçecektir. Analist bu savunmaları danışana sürekli göstermelidir ki hasta direncin varlığını yadsıyamaz duruma gelmeli ve bu tür tepkilerini kendisi de görmeye başlamalıdr. Danışan hangi dürtülerini ne biçimde engellemekte olduğunu da fark edebilr. ( Çağrışımlarla ifade edilen konuşmalar esnasında direnç faktörü kelimelere de dikkat etmek gerekir ve bir çogu " AMA" kelimesi ile şekillenebilir. )

Yorumlama

Analistin kullandığı en önemli tedavi aracıdır. Analist, tedavi sırasında odada danışanın kendi davranışlarına değişik bir açıdan bakabilmesini sağlayacak konuşmalar yapar. Analist, hangi düşüncelerini ne zaman yorumlayabileceğinin çok iyi seçmek zorundadır. Tedavi uygulamasına yeni geçen analistler genellikle bir düşüncenin gerisindeki çatışmayı fark ettikleri an derhal yoruma geçerler. Aslında yanlış bir tutumdur.
Yorumlama süresince analistin ciddi bir biçimde danışanla ilgilenmesi ve dikkatini ondan ayırmaması gerekir. Analist, danışanın sevgi gösterilerine yada kızgınlık tepkilerine karşılık vermemelidir. Konuşmalarında toplumun değer yargılarından söz etmemelidir. Yansız bir tutum içinde olmalıdır. Bu tutum analistin kendi duyusal dünyasını tedavi ilişkisinin dışında bırakabilmesini sağlar.
Zamanlaması ayarlanmış doğru bir yorumlama yapıldığında danışan, kısa bir duygusal bocalama döneminden sonra, yeni çağrışımlar üretmeye başlayacaktır.
Genel olarak tedavinin ilerlemesini gerçekleştirecek temel öğe, analistin danışanın psikodinamiğini iyi anlayabilmesinden çok iyi zamanlanmış yorumlarda danışanın bilinçdışı direncini azaltarak kendi iç dünyasını kendisinin tanımasına olanak hazırlamaktır.

Bu yöntemler eger hala teşhissel boyutta görünüyorlar isee, o zaman dogru tespitlerin doğru bir iyileşme dönemine neden olacağını bilmeniz gerekmektedir sevgili evrensel.
Ayrıca psikanaliz hakkındaki eleştirileri yok saymıyorum ben, elbette olacaktır olmaz ise bilimsel anlamda ilerleyişi sağlayacak determnist anlayış yıkılır. Fakat tüm söylenenlere rağmen psikanaliz artık 20 yüzyılın başlarında oldugu gibi küçük bir zümreye hitap eden bir tedavi biçimi değildir. Psikanaliz freud ile birlikte tam yüzyıldır var.
Toplumun hemen hemen her kesimine de ulaşmıştır. Yüzyıl içinde sayısısz hasta ve uygulayıcı destegi ile binlerce gözlem, deneyim, tecrübe ve neticesi olarak iyileşmeler kaydedilmiştir. Bir çok insan faydalar edinmiş ve içlerinde saklı olan benlikleri keşfedebilme yolunda büyük adımlar atmışlardır.

Freud adına yapılan binlerce eleştiri var olsa bile o hala ortaya koydukları ile tam bir dehadır. Çünkü freud, insan yaşamında baskı altında saklı tutmaya çalıştığımız doğal isteklerin güçlülüğünü bilimsellikle ortaya koyandır.

nOT; sevgili evrensel-insan, eger bu yazıların akabinde AMA ile şekillenecek cümleleriniz var olacaksa, bende bir sonraki adımımı açıklamakta fayda görüyorum. Gidip, psikanaliz metoduyla iyileşme sağlayan sayısız insanın istatiğini bulmaya çalışacagım:D

evrensel-insan
16-05-2008, 10:41
Saygideger meaculpa;

Deneyler ve gozlemler, teorileri ancak test eder.Yeni teoriler uretmez.

Gidip, psikanaliz metoduyla iyileşme sağlayan sayısız insanın istatiğini bulmaya çalışacagım-meaculpa.

Yukaridaki cumlenizi uygulamaniza gerek yok.Konu teorilerin test edilmesi degil;sonucta yeni sorunlari yaratacak olan bu deneylerin, yeni teoriler uretebilmesi.Ayrica, bireylerin kendi oz dusunce yapilarinin kararliligi ve azmiyle, baskalarinin eline tedavi icin dusmemesi.

Eger sorunlar, bir kisinin kendi oz bilinci ve algisiyla cozulmeyip, disarinin etkisiyle, cozume yonelirse;o sorunlarin, baska sorunlar doguracagi gun gibi asikardir.

Ben, sizin sorunlarinizi ne kadar-siringayla-cozume goturursem gotureyim;siz sorunlarinizin bilincinde olmadan ve o sorunlari cozmek icin, dusuncenizde algilamadan,sorunlariniz cozulmez.(buradaki ben ve siz, bir genelleme ve bir ornektir.Sahsiniza yonelik degil).

SORUN, ANCAK AYNI KISI SORUNU GORUR, ANALIZ EDER, NEDENLER VE SORGULARSA-TESHIS-VE BUNU COZUM ASAMASINA TASIYACAK BILINCE VE ALGIYA SAHIP OLURSA-TEDAVI-O ZAMAN BIR ISE YARAR.

Saygilarimla;
evrensel-insan

metalheart
17-05-2008, 02:21
sayın
a.o. esteban
tedavide uyuşturucuların , uyarıcıların etkileri faydaları nelerdir???
engin freud bilgilerinizden bizi de aydınlatın....

zenith
10-12-2008, 01:12
Sevgili dostlar,

Teşekkürler burada yazdıklarınız için. Freud'un temel öğretileri üzerine kitap çevirmiş biri olarak büyük bir merakla okudum. Freud'un öğretilerini destekleyen biriyim, çünkü gerçekten de insanların gerçek problemlerinin çocukluklarında oluştuğu ve sona erdiği fikrinin yerini alabilecek farklı bir fikri de (Jung'un ki gibi örneğin) aklım pek destekleyemiyor.

Ayrıca, boş zamanlarımda, bir Katalog rahibi / Psikoloğun 1940'lı yıllarda yazmış olduğu, ve TR'de yayınlanmamış olan Hıristiyanlık ve Freud isimli bir kitabının çevirisinin de yarısındayım. Burada da (bir şekilde yayınlatacak olmanın ötesinde) paylaşacağım bazı bölümlerini umarım. Çok ilginç saptamalar var "dine inanmaya / dinsel inanışların psikolojik kökenlerine" ilişkin içinde.

Saygılarımla