Orijinalini görmek için tıklayınız : Bilim ve felsefe
Bilimle uğraşanın felsefi temeli vardır, o da materyalizmdir. Her ne kadar uğraşan aksini iddia etsede. Çünkü bilim metafiziğin birebir karşısındadır, yani herşeyine karşıdır.
Selamlar.
evrensel-insan
15-05-2008, 12:50
Saygideger vgm;
Bilim ,bilmekten, bilgi sahibi olmaktan gelir. Peki, bilinen ve bilgi sahibi olunan nedir?
Dusunceye yansiyan, herhangi bir soyutun ifadelendirilmesi; ve dusuncenin algiladigi herhangibir somutun ifadelendirilmesi.Yani bilinen, ifadelendirilendir.
Ifadelendirilmeyeni bilmek mumkun degildir.Herhangibir, bilinmesi icin ifadelendirilenin, ifadesi em positiftir.
Bu ifadelendirilenin, soyut ve ya somut olmasi, onun bilinmesini engellemez.Bilineni de varlik veya inanc em positif temelli, var-yok veya inan-inanma ya tasimak ise, tamamen, bilinenin icine sokuldugu bir kisir dongudur.
Onemli olan, bu bilinir hala getirilmis em positiftin, bilinirliginin, kisir dongu tartismasi yerine;bu em positife ihtiyac duyulup duyulmadigi onemlidir.
Ne ihtiyac duyan duymayana, ne de ihtiyac duymayan duyana da saygi duymalidir.
Cunku, bu bilinen em positife ihtiyac duyan bunun iki ve karsitli uclu tartismasini surdurecektir.Ihtiyac duymayan ise tartisma disi kalacak; neden ihtiyac duymadigini-gerekirse-kendi dusunsel temelinin getirdigi bilincle izah etmeye calisacaktir.
Aslinda, ihtiyac duyanin da neden ihtiyac duydugunun izahi ondan beklenendir.
Fakat ihtiyac duyan, kendisini em positif temelli tartisma icinde buldugu icin;onun icin onemli olan, neden ihtiyac duydugunu izah degil;ihtiyacanin paralellik veya karsitlik temelindeki verdigi tartisma kazancidir.
Ki bu tartismanin galibi-maglubu olamayacagi icin de, tartismanin sonucu, ikna etme-olma dan biri ve kisisel tatmindir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
16-05-2008, 00:40
Saygideger vgm;
Senin, bilime tutkunlugun, o konudaki inatli caban ve icinde bulundugun dusunce yapinin duzeyiyle;chaos'un, dunya da sanki benden baska dusunen yokmus yakistirmasi, beni arastirmaya itti.
Eger, bin yillardir yerlesmis Aristo mantigindan kurtulmak ve bilimselligi daha iyi algilamak ve bilime katkida bulunmak istiyorsan; sana bir onerim var.
Karl Popper, 20.Yuzyilda dogmus ve yasamis,Bilimin felsefesine en son ve en acilimli katkiyi yapmis bilim adami.Sana onun linkini veriyorum.Yalniz ingilizce,Turkcesi varmi, bilmiyorum.
http://www.friesian.com/popper.htm.
Eger ingilizceden dolayi sana anlasilmaz gelirse, bana bildir, yardimci olmaya calisirim.Ayrica sana,Critical Thinking,analitik felsefe ve Derida'nin deconstruction konularini oneririm.
Inan, senin Aristo mantigindan tamamiyla kurtulman, en cok beni memnun edecek, senin adina.
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
16-05-2008, 02:29
Saygideger vgm;
Sana tesekkuru bir borc biliyorum.Senin sayende yoneldigim arastirma, bana, benim felsefi temelimin, hangi tarihsel gercege dayandigini gosterdi.
Artik cok rahatim.
Ilginc bir not;Karl Popper, 1994 yilinda olmus (olmek), benim su andaki dusunceye yonelimisin de tarihi 1994-ki ben bunu "benim felsefem" yazimda dile getirmistim-.
Artik, chaos'un da benim hakkimdaki dusuncelerine bir soru isareti dogar.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Ilginc bir not;Karl Popper, 1994 yilinda olmus (olmek), benim su andaki dusunceye yonelimisin de tarihi 1994-ki ben bunu "benim felsefem" yazimda dile getirmistim-.
Demek ki takdiri ilahi Evrensel düşünce devam edecek,Popper 92 yaşında ölmüş darısı başına evrensel arkadaşım.
evrensel-insan
16-05-2008, 03:27
Saygideger aydoe;
Umarim vakit buldukca, Karl Popper ve onun, bilime ve felsefeye kattiklarini okursun.Marxism-Fasizm benzetmesi (Fresien'in) cok ilginc.Fasizmin kokeninin sosyalism ve eski sosyalistlerden geldigini soyluyor.Birde bir baska ilginclik, benim insan ve insani acilimin
konusuna hic deginilmemis olmasi.
Herneyse.Asagida linki verdim (ingilizce)
Not:Dilaver bunlari duysa cildirir.
http://www.friesian.com/afghan.htm#fascism
Saygilarimla;
evrensel-insan
Materyalist felsefenin öznesi madde ve değişimdir. Değişimide ileriye yönelik algılar. Her ne kadar toplumsal sistemlerde dönemsel geriye gidişler görülsede bu dahi ileriye gidişin nicelik birikimlerinin sürecidir. Örneğin İran Humeyni yönetimiyle 100 yıllarca geriye gitmiştir, fakat bunu ileriye gidişin kesintisi olarak algılamamak gerekir. Optimist bir yaklaşım gibi gözüksede ilerleme kesintisizdir.
Selamlar.
Materyalist felsefe değişimi temel aldığı için kendi değişebilirliğinide baştan kabul eder. Gelişen bilim materyalizmin nedensellik ilkesini kökünden etkileyecektir. Kuantum mekaniğindeki buluşlar, teoriler özellikle sebepsizlik ilkesi materyalizmin kendi içinde ciddi çatışmalar yaratacaktır.
Bilimde pozitivist ve naturalist yaklaşım yerini perspektif anlayışa bırakacaktır. Ha keza materyalizm bunları sindirmek zorundadır.
Selamlar.
Sevgili arkadaşlar sizlerden bilim ve felsefenin birlikte olması-olmaması na dair yazılar yazmanızı rica ediyorum.
Selamlar.
evrensel-insan
16-05-2008, 07:16
Saygideger vgm;
Sana verdigim link ten alinti yapiyorum.Yani okuyarak Turkceye cevirecegim.Sen ayni yazinin ingilizcesini verdigim linkten bulup; kendinde tercume edebilirsin.
Tumevarim genellemesiyle-ki bu algisal datadan bos dusunceye kadar uzanir ta ARISTOTLE'A KADAR-bilimsel bilgiyi ortaya cikarmak veya kanitlamak yerine,Popper;varsayimlar ve curutmeler isleviyle cikarimsal sahtelestirme (yalanlama) metodunun bilimi gelistirdiginin farkina vardi.
Gercek bilimsel teorileri, tumevarimin degil;hayalgucu ve yaratilisciligin ortaya cikardigini gosterdi.KI EINSTEIN BUTUN EVRENI CALISIRKEN, SADECE BIR PARCA TEBESIR KULLANDI.
Deneyler ve gozlemler,teorileri ancak test eder, onlari uretmez.
Kant'in, bunun farkina varmasina ramak kalmisti.Tumevarima, karsi cikisi yanlis anlayanlar;veya negatif ve yalanlama yoluyla, pozitif efsanelesmis nedenlerden teoriye arti deger bicenlerin ve bunu goremeyenlerin yanlis anlamasi.
Bu anlasilabilir bir istekdir, ama cevap ne bilim de, ne de, bilimin felsefesindedir.Cevap sadece felsefi epistemolojide ve felsefi epistemolojinin derinliginde, aslinda CEVAP, FRIESIAN'da dir.
Son bir alinti da(tercume) Friesian okulunun sunuslari 4. seri'den yapacagim.Tercume ilk bolumun son satiri.
Simdi,herhangibir kisi;20. yuzyildaki nihilist akim dusuncesini veya kendi dusuncelerini sterile
etmek isterse;Leonard Nelson ve Friesian prensiplerini, www.da alternatif olarak kullanabilirler.Iste bu Friesian Felsefesidir.
Not:Umarim tercumem, anlasilir olmustur.
Saygilarimla;
evrensel-insan
5N1K var olduğu müddetçe bilim ve felsefe var olacaktır.
Ne zaman ki insanların ayağı yere basar,o zaman felsefeye gerek kalmaz.
Bilim ise her zaman var olacaktır.
evrensel-insan
16-05-2008, 07:51
Saygideger aydoe;
Dediklerine katilmamak elde degil; ama once soyutun, em pozitifin ve psikolojinin varliginin dusunceden arinmasi ve boyundurugu yok saymak yerine, onu cikarip atmak ve tutsakligindan kurtulmak kosuluyla.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Natüralizm : Doğalcılık, edebiyat, resim ve felsefede yaşamı olduğu gibi yansıtmayı öngören akımların genel adıdır. Natüralizm olarak da bilinir. Doğalcılığa göre doğanın, nesnel yasalar uyarınca işleyen bir düzeni vardır. Gözlem ve deneye dayalı bilimler, işte bu yasalar sayesinde doğa ile ilgili her alanda sağlam, kesin bilgilere ulaşabilir. Doğalcılık, doğa bilimlerinin sanata ve edebiyata uygulanmasıyla ortaya çıkmıştır. Doğalcı anlayışa göre gerçek olduğu gibi yansıtılmalı, yaşamın kaba ve bayağı sayılarak ele alınmayan yönleri de işlenmelidir. Doğalcı anlayışa göre birey, içinde yetiştiği toplumsal ve doğal çevrede biçimlenir. Ekonomik ve toplumsal baskılar altında ezilen bireyler, içlerinden gelen güçlü dürtülerle hareket ederler. Alınyazılarını belirleyebilme gücünden uzak olduklarından davranışlarından da sorumlu tutulamazlar.
Pozitivizm: Pozitivizm, Olguculuk iki felsefi düşünceye verilen addır. Her iki düşüncenin de teoloji (http://tr.wikipedia.org/wiki/Teoloji) ve metafizik (http://tr.wikipedia.org/wiki/Metafizik) içermeyen, sadece fiziksel veya maddi dünyanın gerçeklerine dayanan bilim anlayışı vardır.
Felsefede olgularla desteklenen ya da olgularla ilgili verilere dayanan bilginin tek sağlam bilgi türü olduğu görüşü
Genel çizgileriyle Olguculuk, deney konusu edilebilecek olgularla ilgili, yani en geniş anlamıyla bilimsel bilginin sağlam bilgi olduğunu vurgular.
pozitivizm terimini ilk kullanan Saint Simon (http://tr.wikipedia.org/wiki/Saint_Simon)(Sen Simon)dur
Bu felsefeyi geliştirip sistemleştiren temsilcisi August Comte(Ogüst Komt)
Fransız devriminden sonra oluşan toplumsal karmaşayı yeni bir toplumsal düzenleme ve reformla ortadan kaldırmayı isteyen bir fransız düşünür…
Aynı zamanda sosyolojinin de kurucusudur. Comte toplumu bilim yoluyla yeni baştan düzenlemeyi amaçlamıştır. COmte'a göre toplumun kuruluşunu sağlayacak tek şey pozitivizmdir. *onun pozitivizminin en önemli özelliği; “doğanın mutlak ve yüce bir amacı olduğu” düşüncesini reddetmesidir. Ayrıca Comte, olguları araştırmak ve varlıklar arasındaki sabit ilişkileri gözetlemek gerektiğini savunur. Comte,"Tarihi Toplumsal Evre" anlayışını "Üç Hal Kanunu" ile açıklar.
Teolojik evre:fenomenlerin tanrısal ya da manevi nedenlerle açıklandığı evre insanların her şeyi din ile açıkladığı bu dönem ortaçağa kadar uzanır.
Metafizik evre olayların oluşunun soyut kuvvetlerle açıklandığı dönem toplumsal olayların özgürlük eşitlik gibi soyut kavramlarla açıklanması 1789 a kadar sürmüştür.
Pozitif evre:bu evrede insan sadece gözlemlenebilir olana yönelir.yalnızca olaylar arasındaki yasalar ya da değişmez bağlantılar incelenir. Ona göre bu evre insan düşüncesinin ve gelişiminin en yüksek basamağıdır.Comte bu süreci bir insanın çocukluktan yetişkinliğe geçiş aşamalarına benzetir.*comte“pozitivizm niçinlerle uğraşmaz ama nasılları iyi bilir” ilkesini koyar.
www.vikipedi.org (http://www.vikipedi.org) 'dan alınmıştır.
http://www.idealsohbet.com/forum/insan-bilimleri/bilim-felsefesi-t50144.0.html;wap=
Bilimsel tavır üzerine iyi bir yazı.
evrensel-insan
23-05-2008, 09:24
Saygideger vgm;
Positivizm, bilginin ne sezgiden ne de yansimadan geldigini kabul etmez.
Dolayisiyle bilginin her iki metafizik kaynagini da red eder.Ama bilginin geldigi kaynagi da aciklayamaz.
Detayli olarak, ne demek istedigimi algilayabilmek icin, asagidaki linklere bir goz atabilirsin.
Ayrica pozitivizm;"Mustakil-bagimsiz-var olan-varlik yok."kabul eder.
Ustelik;"Mustakil-bagimsiz-var olan-varlik,dissaldir."i savunan materyalizm ile de uyusmaz.
Idealizmin dustugu yanlisin-"Mustakil-bagimsiz-var olan-varlik,dahilidir-ice ait-icsel-dir."-tam tersi yanlisa dusen, materyalizmlede celiskiye duser.
Cunku hem materyalizmin, hem idealizmin, hemde pozitivizmin, cikis onculleri; ayni hatayi icerir;bu hata:
"Mustakil-bagimsiz-var olan-varlik, ya icsel, ya dissaldir.Ikisi birden olamaz."dir.
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5958&page=13
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5958&page=14
Saygilarimla;
evrensel-insan
schonozatzsche
08-06-2008, 06:54
Kuhn bilimi tarihsel süreç olarak ele alıyor ve mevcut paradigmanın-ya da althusserin model tanımıda aynı- krizle karşılaşması ve bu kriz sonucu bilim adamının yeni bir paradigma üretmesini bilimin genel hareketi olarak tanıtlıyor...Biliminde bir yolu var demekki.... O halde bilimin bulguları materyalizmdir ancak bilim adamının kendisi idealist olabilir- maxwell örneğinde olduğu gibi- bu bilim adamındaki idealizm ilerici yöne de kayabilir Kepler idealistti amacı tanrının yasalarını çıkartmaktı ve gezegenlerin eliptik döndüğünü tanıtladı Kepler yasalarını yarattı.. ama bu yasalar idealist newton tarafından kütleçekimin etkisi olarak gösterildi Sonuç nedir? Tanrının hareket ettirdiğine inanılan gezegenlerin kütleçekimle hareket ettiği ortaya çıktı Ve Metafizik yerini materyalizme bırakmaya başladı... Bilim eylemde materyalisttir ama özne olarak olmayabilir-ki bu biraz düşünce özgürlüğü olur zaten-
Sayın schonozatzsche, (http://www.turandursun.com/forumlar/member.php?u=5384)
Yorumlarınıza tamamen katılıyorum.
Bilim teorileri ve ispatlarına bakarak onu yapanların felsefeleri üzerine karar vermek???, ben verilebilir olduğu kanaatindeyim, Keppler'in, Newton'un kendilerini idealist, dindar tanımlamalarının çok önemi yok, teorileri ve hipotezleri tanrıya ihtiyaç duymuyor, yani materyalist. Sanırım ilgilenilmesi gereken nokta burasıdır.
Selamlar.
schonozatzsche
09-06-2008, 01:46
İte bu da diyalektik yaratan idealist ama sonuçları materyalist burada zıtlıkların birliğini görebiliriz..Diyalektikten kurtulamayız....
Yıldıztozu
13-08-2016, 16:24
Fizikçi Sean Carroll'un, fizikçilerin felsefeye yaklaşımını eleştiren bir yazısını alıntılayayım.
Kabaca baktığımızda, fizikçilerin felsefeye karşı 3 farklı tembel eleştiri getirdiğini görürüz. Bunlardan birisi tamamen budalacadır, birisi can sıkıcı derece rahatsız edicidir, diğeri ise fazlasıyla üzücüdür.
1. "Felsefe evreni saf düşünce ile anlamaya çalışır; herhangi bir deneysel veriye dayanmaz."
Bu, tamamen budalaca olan eleştiridir. Evet, birçok filozof gidip de veri toplamaz (her ne kadar bunun istisnaları olsa da). Ancak konuyu buradan alıp da, birden büyük bir sıçrama yaparak felsefenin elde edilen deneysel verileri görmezden geldiğini iddia etmek anlamsızdır.
Bilim (veya sağduyulu gözlemlerimiz) ilginç ve önemli bir şeyi keşfettiğinde, filozoflar bunu mutlaka dikkate alacaktır.
Bunun yanı sıra, tabii ki felsefe içerisinde kötü filozoflar da vardır. Bunlar, her sahada olabileceği gibi, felsefe alanında kötü uygulamaları olan insanlardır. Ancak gelin sizlerle felsefeyi başarıyla uygulayanlara odaklanalım, çünkü onlardan epey bir var! Filozoflar gerçekten de çok fazla düşünürler. Bu kötü bir şey değildir. Bilimsel uygulamaların tamamı belli bir derecede "saf düşünce" içerir.
Filozoflar, doğaları gereği temel sorularla daha fazla uğraşırlar. Onlar için en güncel bilimsel veriler, sıfırdan bir model inşa eden bir fenomenologa kıyasla daha önemsizdir. Ancak ne olursa olsun, fizik felsefesi ile fiziğin kendisi birbirinin devamıdır. Birçok iyi filozof, aslen fizikçi olarak eğitim almıştır; ancak kendilerinin ilgi duydukları sorular, üyesi oldukları bölümler tarafından değersiz bulunduğu için felsefeye geçiş yapmışlardır. Ancak o problemler ve sorular (örneğin gerçekliğin nihai mimarisinin doğası ve bunun derinlikleri gibi konular), aslında fizik problemlerinden ibarettir. Bu alanlarda herhangi bir ilerleme kaydetmek için ciddi miktarda düşünmeye ihtiyaç bulunmaktadır. Çeneyi kapatıp hesap makinesi kullanmak yeterli değildir.
2. "Felsefe, günümüzdeki bir fizikçi için tamamen gereksizdir."
İşte bu, can sıkıcı düzeyde rahatsızlık verici olandır. Çünkü... Hadi canım! Eğer sizin "ilginç veya önemli olma" kriteriniz özünde "işimde bana fayda sağlayan" şeylerden ibaret ise, entelektüel olarak oldukça fakir bir varlık sürdürüyorsunuz demektir.
Hiç kimse, fiziğin çok büyük bir kısmının felsefeden tek bir girdi bile almaksızın harika bir şekilde işleyeceği gerçeğini görmezden gelemez (örneğin kimse, "Bu döngüsel integrali hesaplamamız gerekiyor; bize hemen bir filozof bulun!" demeyecektir).
Ancak fizik; biyolojiden, tarihten ve edebiyattan da herhangi bir girdi almaz. Felsefe öz yapısı nedeniyle ilgi çekicidir; fiziğin her işten anlayan elemanı olduğu (ya da olması gerektiği) için değil. Bana kalırsa filozoflar bu konuda gereğinden birazcık fazla savunmacılar.
Felsefenin fiziğe neden faydalı olduğunu açıklamaya çalışıp duruyorlar. Kimin umrunda? Buna rağmen, bazı fizik soruları var ki felsefi girdiler gerçekten çok önemli. Bunlar, temel sorulardır. Örneğin Kuantum Ölçüm Problemi, Zamanın Oku, Olasılığın Doğası gibi sorular... Yine, fizikçilerin devasa bir kısmı bu problemlerle ilgilenmemektedir bile. Ancak bazılarımız bunlarla ilgileniyor! Ve açık olmak gerekirse, bu alanlarda çalışan fizikçiler, bu alanda çalışmalar yürüten filozoflarla birazcık daha fazla iletişim kuruyor olsalardı, yaptıkları çok basit birçok hatayı yapmazlardı.
3. "Filozoflar, gözlenebilir ve hesaplanabilir olana odaklanmak yerine, fazlasıyla derin olan meta-sorular ile çok fazla ilgileniyorlar!"
Nihayet, bu da üzücü olan eleştiri. Burada gördüğümüz, akademik/eğitimsel sistem içerisinde büyük ve hevesli hayallerin alınıp, ürüne dönüştürülmüş ve sayısal birimlerle kolayca ifade edilebilir biçime indirgenerek paramparça edilmesinin klasik bir örneğidir. Bu fikrin arkasında yatan şudur: belli bir dalga fonksiyonunu hesaplamak için yeni bir teknik geliştirmek, bu kişilere göre dalga fonksiyonlarının neden o şekilde olduğu ve gerçekliği anlamamızı nasıl sağladığını anlamaya çalışmaktan daha asil, heyecan verici ve desteklenmeye değer bir uğraştır.
Sanıyorum ki kuantum mekaniği alanında çalışan fizikçilerin büyük bir kısmı, Kuantum Ölçüm Problemi'ni anlama çabalarımız konusunda ya ilgisizdir ya da açıkça saldırgan...
Bu, beni üzüyor. Diğer meslektaşlarımı bilmem, ancak ben çocukken bilime aşık falan olmadım. O sıralar birazcık daha verimli hesaplama teknikleriyle romantik bir ilişki yaşayacak halim yoktu. Beni yanlış anlamayın: daha etkili hesaplama yöntemleri keşfetmek fazlasıyla önemlidir ve bu alana katkı sağlayabileceğimi düşündüğüm zamanlar, bu konular üzerinde ben de araştırmalar yürütüyorum! Ancak olay o değil. Olay'a giden yoldaki basamaklardan birisi o...
Bana göre olay, doğanın nasıl çalıştığını anlamaktır. Bunun bir kısmı, hesaplamaların nasıl yapılacağını bilmekten geçer. Ancak bir diğer kısmı, tüm bunların ne anlama geldiğiyle ilgili derin sorular sormaktır. Beni bilime çeken şey budur. Bu görevin bir kısmı, bizlerin dünyaya dair sahip olduğu fiziksel resmin temellerini anlamaktan geçer. Bu sorgulama sürecine, bir şeyleri hesaplamanın ötesinde o konuların derinlerine dalmak da dahildir. Birçok fizikçinin, bilim felsefesinin bu araştırma macerasına nasıl katkı sağlayabileceğini görememesi utanç vericidir.
Evren, bizden çok daha büyüktür ve hayal edebileceğimizden çok daha tuhaftır. Ve en azından ben, bu yapıyı anlama sürecinde bana yardım edebilecek her şeye açığım.
Yazan: Sean Carroll (CalTech Kozmologu ve Fizik Profesörü)
ilginç.
başlığa katılım olmamış.
başlığın kaderi dip TD gibi görünüyor.
ben söylemiştim geyiğinden nefret ederim.
yazıda bir cümle var ki, sayın yıldıztozu bu makaleyi paylaşmadan sadece birkaç saat önce içerik olarak aynısını başka bir başlıkta kurmuştum.
üstelik bu makaleyi okumuş biri de değildim.
o cümleye de itiraz ya da katkı gelmemişti.
üzüldüğüm tek şey, yazabilecek kadar iyi bir dönemde olmamam.
yoksa bu başlığı en tepeye yaza yaza çivilerdim.
ama bu işi yapabilecek bir çok arkadaş var.
onların katkı koyması gerekir.
http://dailynous.com/wp-content/uploads/2016/06/philosophy-taxonomy-map-5-layer-j-sm1.jpg
spartacus
18-08-2016, 22:14
Sormak, sorgulamak, irdelemek, merak, bilme isteği => Felsefe. Fazlasına gerek yok diye düşünüyorum.
Ebette bir çok başlıkta da modern zamanlarda felsefeye olan ihanetin ve binlerce yıllık disiplinin kapitalist çıkarlar uğruna da zedelendiğini, neden, nasıllarıyla anlattık durduk. Bilhassa, Fizik, Kozmolojide hızlı bir tekelleşme meydana geldi, bu salt felsefe açısından değil bilimin özerkliği açısından da olumsuz bir etki oluşturduğu gibi, bilimde stotükalaşma da hızlı-kolay hakimiyet alanı buldu. Ve elbette bilimin aslen esas, SAF denebilecek dallarından bazıları(fizik, kozmoloji) popülist kültür alanında sektörel bir alana döndü, kimya-biyoloji ise bilindiği gibi enerji, ilaç, ziraat vb alanlarının tahakkümü altına girdi...
İkincisi konu itibariyle daha çok siyasi bir alanı kapsıyor ama birincisi yani popülist kültür açısından sektörel(sosyal) bir alana doğru hızla hapsolan fizik, kozmoloji ise bizi daha çok ilgilendiriyor, çünkü insanlığın tarihinde fizik, kozmoloji toplumun tababına ve hatta her bireye hitap eder bir özelliğe sahip. Çünkü her şeyin başında çıplak gözlemle haşır neşir olunan dış dünyayı temsil ediyorlar, kimya, biyoloji vb ise çok özel gözlem, inceleme, uzmanlık gerektirdiği için, toplum içerisinde ancak belirli ve az sayıda insanın konuşabildiği, fikir sunabildiği, teatisini yapabildiği alan olarak açığa çıkıyor.
Fizik de, kozmoloji de felsefeyi hor görmenin esas nedenlerinden birisi(istisna ve niyetten bağımsızlar-bilinçsizler!- ayrı), bu işin merkezinde bilim değil aksine sektörel bazlı kaygılar, hegomanya(özerklik karşıtı) ve stotüko-kazanç, manda-himaye vb görülüyor, ikincisi de aslında buna bağlı, milyonlarca insanın hazır bir potansiyel sunduğu MERAK kitlesi.
Örneğin parmağıyla kaşık büken, paranormal aktiviteleri içeren bir çok video, konu zahmetsizce izleyici kitle, müşteri bulurken, gerçekte bilimsel esaslara dayalı bir çok konuda milyon bütçeli reklam dahi yapılsa bu kitle bulunamıyor, çünkü POTANSİYEL taşımıyor... Aynı sorun fizik, kozmoloji içinde geçerli ve ne yazık ki son 50 yıl kozmoloji, fizik alanı belirli bir tekelleşme ve sektör özelliği kazandı, bilimin emekleri, ister bireysel isterse ideolojik-anlayış-zihniyet bazlı olsun heba, İSTİSMAR ve israfa dönüştü...
Örneğin zamanda yolculuk, zamanda ileri ya da geri gidilebileceğine dair tek ama tek bir gözlem, deney var mıdır? Hayır!
Peki bu konu aslında tamamıyle şu an bilimin konusu mu?
Sorunu ama tam anlamıyla konusu değil ve sorunu çözmek için felsefe şart ve, ne yazık ki bilim bu konuda nesnenelerle veya nesnel süreçlerle, kısaca somut materyallerle, sınama-deneyle yol alabilir, elimizde zaman'a dair hiç bir materyal, deney yok. Mevcut olan materyal ise bize zamanı değil, HAREKET-DEĞİŞİMİ, yani dinanizmi sunuyor. Demek istediğim zaman da ileri, geri bir deney mevcut mu? Daha en başında söylemeliym ki, zamanın bir yönü yoktur, uzay gibi yönden bağımsızdır, yani daha doğrusu verili koşuldaki hareket-değişimin, sonuçları bakımından bir yansıma-algı esasına dayanır, dahi hiç bir hafıza başvurusu olmaksızın, zaman anlamını kaybeder, bu halde zamanın referansları gerçek olanla gerçeğin dışında olan(hafıza,emare, yorum) arasında anlam kazanıyor...
örneklerimizi çoğaltalım;
Paralel Evren ama nasıl, ikizimizle(metafizik, ruhani veee birbiriyle yansımalı, biri diğerinin yansıması veya o da karışık kimin yansıma olduğu muamma, bildiğimiz öte alem, fantastik) hikayeleri, oysa paralel evren demek aynı fizik uzayında birbirine komşu(ki doğru olan komşu tabiri, paralel deyimi kökten yanlıştır!), Kaşık Bükme, Zaman da Yolculuk hikayeleriyle aynı kaynağın ürünleridir, tümü de insanın hayal gücünün yani aslında metafizik ağırlıklı merak, arzu, istenç, umut-beklentilerinin ZAAFA dönüşmüş halidir ve bu zaaflarda bilimin sektörel bazlı kullanımına dnüşüyor, üzerinde ciddi profesör vb apoletleriyle gezen ama aslında SÖZDE-SAHTE BİLİM yapan kişiler, merciiler meydana geliyor.
Neden? Çünkü eğer bir alanda para veya benzer çıakrlarınız olacaksa, ve siz o alanda bunu yapmaya karar verdiyseniz, ilk ihtiyacınız o alanda SÖZ SAHİBİ olduğuna inanılan kişi-kurumlara gereksinim duyarsınız...
Paaaaat bir reklam, Prof. Dr. Ali Veli, -bu krem basur, mayasur, nasır, mantar, kaşıntı Allah sizi inandırsın her derde deva....
Prof Dr. hatce Emine, - Bu ürünü tüketen.....
Olmadı? O zaman başka bir yöntem
Uzman Ali veli, Uzman Hatce Emine......... (Nereden uzmandır bunlar, misal kansere çözüm ot'u, bu uzman neyin uzmanı? denek mi değil, tıp, akademi o da yok o halde ne?)
Evet KAKALAYACAKLARI ürünü satmak ve hem telefon ücretlendirmesi üzerinden hem de kapıda ödeme ile soyacakları tavuğun, ürünü almasını sağlayacak(ölümcül vuruş) vuruşu yapmak. Bu bilinçsizliği(felsefe, bilimsel birikim yoksunluğu!) kullanan taktik-yöntemler ne yazık ki şimdi her alanda aldı başını gitti ve ne yazık ki bilimde de!
Bir diğer sorunda ne yazık ki TEKNOLOJİ, TEKNOLOJİ BİLİM'İN hizmetinde olmalı iken aksine BİLİM teknolojinin himetinde. Burada bir orantısızlık aslında bir terslik var, çünkü bilim, hukuk, eğitim gibi alanlar bağımsız-özerk olmalıdır. Aksi taktirde bilim statüko veya hegomanya altına girerek bartunu tüketir. Ortaçağ nasıl başlamıştı? Söyleyim: Bilinen aydın, filozofların(bilim insanları), iyi öğretmenlerin saraylara alınması, bilimin sarayların hegomanyasına teslim edilmesi, böylece insanlığın ortak bilinci-birikiminin önünün alınmasıyla!
Birde Felsefeciler ve tarihe bakalım; Bilim insanı Filozoflar, mevcut iktidarlar-stotükolarla süreğen sorunlu-ÇATIŞMALI olmuştur, bunu antik çağ filozoflarından bu güne devam ederek görebilirsiniz. Felsefe-bilim stotükonun hakimiyetine girdiğinde ORTAÇAĞ yaşandı, çıktığında ise, Ortaçağdan kurtulundu, şimdi ise bilim ne yazık ki yine hızla stotükonun hegomanyasına doğru, yani verili koşulun kıyasıyla ikinci ortaçağa ilerliyor.
Lakin felsefe ve filozoflar kolayca veya bir bütün halinde stotükoların hegomanyasına dahil edilemiyor, stotüko altındakiler ise METAFİZİK esaslı, sözde felsefe özde edebiyat yaptıkları için aslında pekte etkin, etken değiller... Çünkü filozof, Krala dahi "Önümden çekil, güneşimi kapatıyorsun" diyebilir ve keza Sokrates, Galileo, bruno gibi yaşanmışlıklar ortada...
Günümüzde, uzun zamandır(bilhassa 1930 lardan ve heleki teorik fizikten sonra) felsefe düşmanlığı yapılmakta, bilim ile felsefe sanki iki ayrı uçmuş gibi gösterilmekte, işlenmekte vs. İdealizm=felsefe gibi gösterilmekte, dolayısıyla felsefenin işi bu dünya ile değil diğer dünya-öte alem-, hayal-zihin mahsulleri(yani edebiyat) ile ilgilidir vb esaslarına dayalı dual alemler ve bilimin işi bu dünya, felsefenin işi ise öte alemler vb üfürülmekte veya insanların böyle bir yoldan geçerek farkındalıklarını kaybetmelerine yol açılmakta. Bu çok özel bir çaba veya uğraş gerektirmiyor, nasıl ki sözde kaşık bükenler, gözleriyle cisimleri uçuranlar, paranormal aktivite gösterenler vb kendilerini, sergiledikleri şeye izleyenlerin-kitlenin kapılması, inanmasını sağlamakla mükellef görürler, bunu yaptıkalrı sürece de onlara bağlı hale gelen kitleler otomatikman farkındalıklarını kaybeder ve meylederler, diğer alanalrdaki tüm düşünme biçimlerimizde böyle, bir karmaşık ilişkiler yumağında biçimlendirilir.
Örneğin reklamlar dahi milyonların düşünme biçiminin belirlenmesinde asli unsurlardan birisi haline gelebilir.
Neyse
Mesele sadece bilimin kaynağının felsefe olması meselesi değil, diğer taraftan da bilimi, ikinci ortaçağdan kurtarma meselesidir ve evet ne yazık ki buna muktedir olan da yine felsefedir...
Paralel Evrenler, paralel evrendeki ikizleriniz! Yazamayacağım bir dolu garip fantaziler, size kaşık Bükenlerin sergiledikleri oyunları hatırlatmıyorsa, ne yazık ki sizler felsefe yoksunusunuz demektir, o nedenle de aslında bilimi de kavramaktan uzak, kitleler böyle kaldığı sürece de kaşık bükenler sükselerini yapıp, temsil ettikleri gruplarına kaynak aktarmaya, kaynak bulmaya ve hakim olanın yani stotükonun, iktidarların himayesine doğru süzülmeye devam edecekler...
Basın-yayın alanının dahi bir stotükosu, himayesi ne yazık ki HEGOMANYASI vardır, sınırlar, çerçeveler, ister stotüko tarafından isterse de mevcut koşullar(ne yazarsan ses getirir, ne yazarsan para kazanırsın, ne yaparsan......, yani amaç ne??? vb.vb) tarafından otomatikman çizilir... Türkiye'de Basın-Yayın, gazeteciliği azıcık ciddiyetle irdeleyen ne demek istediğimi anlayabilir, peki ya bilim de böyle yürütülür bir hal almakta-aldıysa? Ne yani şimdi meseleyi laboratuvara gidip, bir fazla daha atoma bakmakla veya herkesin ancak blim insanı olmasıyla bu konu da yazıp çizebileceğini iddia etmekle mi aşacağız? Böyle bir soru ahmakçadır ama felsefik yoksunluk mahsulüdür, felsefe bilimin kaynağı olduğu gibi, yolun-yöntemin-doğrultunun da sağlamasıdır, kısaca bilim genel-bir bütün halinde ancak felsefe ile check edilebilir, çünkü sorular gibi bilme isteğinin de muhatabı felsefedir.
Kim ki bir doktora gidip şu dişim ağrıyor dediğinde doktor alakasız uzuvlara(ayak, parmak) yöneliyorsa, burada muayene ve tetkik aşamasında, sonuçları öğrenmek isteyenle, bu bilgiyi sunacak ve çözüm üretecek olan arasında ciddi bir uyuşmazlık var demektir. Peki bunu anlamamızı sağlayan ne? Sınamayı nasıl yapacağız?
Bir metafor olarak, felsefe oradaki hasta, bilim ise doktoru temsil ediyor dersek, hasta yoksa, ya hastanın vücudu yoksa?
Kısaca: felsefe yok -> Bilim yok ve bunlar arasında da Çin seddi filan yok, ikiside insanın bilme isteğinin(felsefe!) ve bilgiye giden yolun(felsefe+bilim) bir(ortak muhteva) damlası, o damlanın muhtevası. Hidrojen yok su'da yok gibi...
Felsefe nin günümüz teolojisinden anlamıyorum pek. Ancak şu yorumu yapacağım;
Bilim sadece materyalist olamaz.
Çünkü insanoğlu henüz "madde"nin ne olduğunu bilmiyor. Bütün bu CERN deneyleri vs. bunu anlamaya yönelik ancak henüz elle tutulur olarak maddenin ne olduğu belirli değil. Ayrıca anti madde kavramı diye bir teorik kavram ortaya atıldı, teorik çünkü yine deneysel olarak anti madde test edilmiş değil, sadece eldeki bulgular var olması gerektiğini gösteriyor.
Dolayısı ile materyalist bir bilim olması açısından "acaba madde ney" sorusunun karşılığını bulmamız gerekir.
Bunu takip eden quantum fiziği ve fizikçileri tüm maddelerin biribiri ile aynı networkde olması gerektiği ve bağlantılı olduğunu söylemekle ne demek istiyorlar, gerçekten onları da anlamak bir hayli zor.
Biz maddeyi materyalist perspektiften olduğunu görerek daha ötesini göremediğimiz için bununla da bilimi sınırlamak doğru gelmiyor bana.
spartacus
19-08-2016, 10:54
Bilim sadece materyalist olamaz.
Çünkü insanoğlu henüz "madde"nin ne olduğunu bilmiyor.
Safsata ama!
Fizik bilimin bir dalı olamaz, çünkü 200 yıl önce atom bombasını bilmiyordu? :baby:
bizim insanımız neden bu kadar ahmak, şu türden saçma-safsata soruların ne kadar da geçersiz, ahmakça olduğunu daha kaç kere daha izah edeceğiz? Kaç kere? Keşke safsata yargılarımızla, benzer soruları sormazdan önce, azıcık düşünebilsek, birazcık olsun mantık, zeka denen şeyleri kullansak...
İkiyüzlülükte ayrı bir sorun, cehaletle baş etmek imkansız gibi...
Peki o halde, ben de senin Allah'ını hiç görmedim, ama atıp tutuyorsun? Sen gördün, iliğine kadar çözdün mü? neyse kulvarın sağlıklı değil ama en azından dürüst olabilirdin...
Kısaca: Bilim materyalisttir, bu madde hakkında ne bilip bilmediğinden değil, neyi esas aldığıyla ilgilidir, umarım anlamışsındır. yani esas aldığımız madde ötesi yok... Madde, ortada olan tüm nesneler ve eğer biz de tüm bu nesnelerin, madddelerin, ortamların, doğanın, evrenin ne olduğunu anlamak-kavramak için yola çıktıysak, esasımız nedir? materyalizm..
neyi gözlemleriz? İşte basit soru ve cevabı... neyi gözlemliyorsak, esasımız odur, ve bilgi isteğimizin de kaynağı, elbette gözlemlediğimiz şeyin madde ve maddeler dünyası olması farklı, yani esasımızın gözlem veren(yani madde) olması farklı, gözlem verene dair edindiğimiz veri, bilginin derecesi farklı konular :)
Fizik neyi esas alır inceler? peki kimya? İyi ama efenim kimya maddeyi esas almıştır denemez, çünkü 100 yıl önceki kimya bilimi, bu gün bildiklerimizi bilmiyordu, hmmmm o halde nedir, nedir? Kimya diye bir şey yoktur ya da kimya maddelere dair bir bilim dalı olamaz, çünkü dün ozonu bilmiyordu!, nasıl hoşunuza gidiyor mu bilmem ama buradan baktığımda bu ve benzer zırvalıklarla bilime, bilgiye saldırı amaçlı üretilen kirlerin, ancak kuş kadar beyine gereksinim duyduğu ve fazlasınında gerekmediğini düşünüyorum, tespit ediyorum.
Şu safsata yöntemleri ve ucuz sorular, gerçekte kendinizi kandırmanın aracı olmaktan öteye gitmiyor...
Efendim 100 yıl önce elektrik alanında uğraşanlar, bu günün elektroniğinden habersizdi, o halde biz onlara Elektirikle uğraşıyor diyemeyiz miş, miş, miş => safsata ama!
Bu tür soruları nasıl, hangi mantık, zeka ile üretiliyor bilmiyorum, ama piyasa buna benzer saçmalıkalrla krilenmiş durumda ve şu kadarcık mantıksızlığı, safsatayı dahi anlamaktan uzak insanlar... (Bknz: İmzam)
Save The Day
19-08-2016, 11:21
İkiyüzlülükte ayrı bir sorun, cehaletle baş etmek imkansız gibi...
Peki o halde, ben de senin Allah'ını hiç görmedim, ama atıp tutuyorsun? Sen gördün, iliğine kadar çözdün mü? neyse kulvarın sağlıklı değil ama en azından dürüst olabilirdin...
Yahu spartacus böyle diyorsun da sen havayı görüyor musun Allah aşkına? Ama biliyorsun değil mi. Bak nefes alıyorsun yoksa yaşayamazdın. Hiçbirimiz yaşayamazdık. Ama görmüyoruz. Başka görmediğimiz şeyler var. Sadece görme ile sınırlandırmak yanlış olur diyorum. Çok dar bir açıdan bakmıyor musun yahu?
Yahu spartacus böyle diyorsun da sen havayı görüyor musun Allah aşkına? Ama biliyorsun değil mi. Bak nefes alıyorsun yoksa yaşayamazdın. Hiçbirimiz yaşayamazdık. Ama görmüyoruz. Başka görmediğimiz şeyler var. Sadece görme ile sınırlandırmak yanlış olur diyorum. Çok dar bir açıdan bakmıyor musun yahu?
'Gorme'den kasit olgunun algiya taban vermesidir. "Hava" bir soyut isim degil ki, gozleme/deneye taban veren bir nesnenin isaretcisi (nitrojen, oksijen, argon vb), belirli bir statusu (gaz) ve dogada bir niteligi (yuksek basinctan alcak basinca akiskanligi) var. Yani bilgisi, ontolojik varligindan ediniliyor. Bu tabanda da hava nesnedir, akimi ise niteligidir/surecidir diyebiliyoruz.
Allah'in ise ontolojik olarak kendisini ortaya koymuslugu yok, dolayisiyla gozleme taban vermiyor, haliyle bilgisi de olmaz.
Dolayisiyla Allah = hava gibi bir durum da, olmaz.
İlahimasal
19-08-2016, 23:13
Ben felsefeden nasipsiz ,felsefeden yoksun ateistler tanımlamasına takıldım kaldım.
Felsefe sorgulamaksa ,ki öyle , islamcıların el-ilah putu bile mhmd'in ağzından kur-an da sorular soruyor." Akıl etmezmisiniz?" El-ilah'da felsefe yapıyor diyebilirmiyiz?
Hasta doktor ilişkisinde El-ilah putu hastamıdır? Doktormudur?
""Zaman, olayların meydana geldiği boyut olduğuna göre, eğer madde, Big Bang'la ortaya çıkmışsa, o halde evreni ortaya çıkaran sebebin evrendeki zaman ve mekândan tümüyle bağımsız olması gerekir. Bu da bize Yaratıcı'nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu göstermektedir."
Kaynak: Hugh Ross, The Creator and the Cosmos: How Greatest Scientific Discoveries of The Century Reveal God.
Zaman yerçekimine (kütle çekimine) bağlı ise, dolayısı ile o da big bang den önce yok ise, big bang den öncesi zamandan bağımsız oluyor.
Stephen Hawking'de big bang i yerçekimine bağlamış, ama yerçekimi de big bang den önce yok ise ne olacak diyen bilim adamlarını cevaplamamış.
Bunu hatırlayınca Esaretin Bedeli filmindeki son sahnedeki hata aklıma geliyor. Posteri ordan geçtikten sonra nasıl kapatmış ki !.. Yönetmen bile "Bunu düşünmememiştik.." demişti.
spartacus
22-08-2016, 14:11
""Zaman, olayların meydana geldiği boyut olduğuna göre, eğer madde, Big Bang'la ortaya çıkmışsa, o halde evreni ortaya çıkaran sebebin evrendeki zaman ve mekândan tümüyle bağımsız olması gerekir. Bu da bize Yaratıcı'nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu göstermektedir."
Kaynak: Hugh Ross, The Creator and the Cosmos: How Greatest Scientific Discoveries of The Century Reveal God.
Öyleyse Big Bang öncesinde zamandan söz etmenin anlamı yok, dolayısıyla öncesine yaratıcı bir Noel Baba da konamaz... Bu teroinin en belirgin çıkamazlarından biriside budur, zaman Big Bang ile başladı denir, ama Big bang öncesine zaman fırlatılır... Zaman Big bang ile başlamadı, o bir kurgu, zaman başlamadı ve bitmeyecek, başlayan-biten bir şey değil :)...
İkincisi kocaman bir yanlışın-ız var. Kim bu herif? İsacı, YARATILIŞÇI, astrofizikçi vb, tabi buna bakarak sözlerini değerlendirmeyeceğim, aksi taktirde safsata yapmış olurum, sormamın sebebi, bu tayfanın(yaratılışçı) yalancılık, çarpıtma, safsata yöntemi ve ahmaklıkla malul olmasından dolayı... çapı belli, BİRDE SORUYA YANIT VERİLEMEMİŞ OLMASIYLA ÖVÜNÜYOR, GEÇERSİZ SORULARA GEÇERLİ CEVAP VERMEK bazen mümkün olmuyor... BOYUT KAVRAMINI bilerek, yani bu kavramı boyut=uzay gibi veya ÖNCÜL lanse edenler-çarpıtanlar aleni sahtekardır dedim durdum, lütfen elimden geldiğince basite indirgemeye çalıştığım açıklamamın tamamı okunsun... Bu düzenbazlarda nedense genelde yaratılışçı güruhtan çıkıyor...
BOYUT: Bildiğimiz KOORDİNAT sistemi dahilidir, yani nesneler üzerinde veya uzay'da herhangi bir noktayı belirlemek için gerekli olan minumum koordinat sayısına denir. Bu konuda açıklamaları şu sitede o kadar çok yaptım ki. yaratılışçı gerzekliklere dair mi, metafizik holografçılara, durmadan boyut sıçan sicimcilere dair mi, sayısını unuttum...
Öyleki sicimciler 24 küsür boyttan bahsederken, bilineni 4 boyuttur diyor, ula dingil, bilinmeyen, yani önce insan tarafından ölçülüp, biçilmiş, koordine edilmiş bir sistem özelliği taşımayan boyut olur mu? Terminolojinin, kavramların içine yaratılışçılar ve idealistler el birliğiyle sıçıyor, her tarafımız foseptik çukuru doldu ve çoğu insan bundan kaçamıyor, kafalarımızı karmakarışık sepete çevirdiler.
Olayların gerçekleştiği boyut! Bu ifade hatalı, daha doğrusu geriden gelen bir ifade öncül hale gelmiş, yani cümlenin kuruluşu hatalı... İnsanın lineer mantığı dil'e de yansır, yani bazı şeyleri kelimeler, sözcüklerle anlatmak zordur veya kavramlar sembolik kelimeleri değil, bilinen anlamlarıyla kullanıyor olabilir veya TAMAMEN ÖZNEL ÇEREÇEVEYİ esas alan, yani ANLAM-İFADE EDEBİLİRLİK(dil!) esasına dayalı olabilir...
Bir koordinat sistemi ve boyut'un esasları
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/83/Coord_planes_color.svg/661px-Coord_planes_color.svg.png
Eğer çerçevesi belli bir alanda, gerçekleşmekte olan herhangi bir eylem vb'ni, belirleme durumumuz olsa idi, neye başvuracaktık? Boyut, böylece biz DİLDE diyecektik ki, şu ya da bu eylem şu ya da bu nokta, ŞU BOYUTTA GERÇEKLEŞMİŞTİR.
A olayı gerçekleşti? kaç sularında? 15:00. O halde 15:00 olayın gerçekleştiği saattir(boyuttur)
Örneğin, ABC mahallesi sınırlarında... O halde ABC mahallesi boyutu olayın gerçekleştiği boyuttur denir!
Dilde anlatması zor, çünkü biliyoruz ki İNSAN LİNEER bir mantık ve o mantığa bağlı bir dil kullanıyor... Kolayca yanlış anlaşılan ifade açısından, metafor gayet basit, umarım anlaşılıyordur, zira ben kendimi ne kadar zorlarsam zorlayım, daha anlaşılır bir yol, yöntem bulamıyorum, ifade özürlü olabilirim, ama yine de anlaşılacağını umuyorum(zira okuyucular anlama özürlü olmayabilir)
Zaman yerçekimine (kütle çekimine) bağlı ise, dolayısı ile o da big bang den önce yok ise, big bang den öncesi zamandan bağımsız oluyor.Zaman salt kütle çekimine bağlı ifade edilemez, manyetik alanlardan, fiziki tüm etkilere, ilişkilere, hatta kimyaya kadar koca bir bütün söz konusu! kafayı çekimle bozmuş birisi hiç olmazsa manyetik alanları unutmayaydı... zaman verili koşulda dinamik seyreden tüm nesneler ve nesneler arası ilişkide, nesnelerin verili koşulda çeşitli özellikleri, formları, yapılarının çeşitli kıyaslar için referans alınıp, yine verili koşuldaki dinamizmde referans noktası olarak alınanlar arasındaki FARK'la elde edilen bir kavramdır.
Burada aslolan madde ve harekettir, zaman dediğimiz hareket-değişimin, koordinatlanması, yani bir şekilde haraket-değişimin boyutlandırılabilmesi-haritalanması(koordinat için gerekli minumum nokta-lar)
Stephen Hawking'de big bang i yerçekimine bağlamış, ama yerçekimi de big bang den önce yok ise ne olacak diyen bilim adamlarını cevaplamamış.
Bunu hatırlayınca Esaretin Bedeli filmindeki son sahnedeki hata aklıma geliyor. Posteri ordan geçtikten sonra nasıl kapatmış ki !.. Yönetmen bile "Bunu düşünmememiştik.." demişti.
Evet bunu düşünememiştik Big Bang bir kurgu olabilir -ki öyle de görülüyor! Bir kere yer çekimi dediğinde işin aslı ne=> KÜTLE :) Bu halde kütle varsa ne vardır? peki Kütle nedir? Bir cismin ivmelenmeye karşı direncidir...
Zaman ne midir?
Zaman demirin paslanarak, peynirin küflenerek, dünyanın dönerek, vücudumuzun yorularak, her şeyin hareket ederek açığa çıkarttığı fiziki farkın kıyasından elde edilen ve insanın gelişimiyle de bu kıyasların haritalanıp, takvimlendirilerek oluşturduğu bir ölçü, anlak(kolayca anlaşılabilirlik) birimi...
Yıllardır çarpıtmalara ve çarpıtanlara karşı şu ifadelerimi tekrar etmekten yoruldum, sıkıldım... Olay saat kaçta oldu -> olay saat kaçta gerçekleşti? burada olay ve gerçekleşmesi ÖNCÜL, saat, zaman ise ardıldır-belirlenebilirliklik(boyut işi)-ifade edilebilirlikten gelir.
Yıldıztozu
04-09-2016, 22:01
Her bilim zorunlu olarak felsefidir. Felsefe adına layık her felsefe zorunlu olarak bilimseldir.
Bilim daha çok işçilik gerektiriyor. Laboratuara girmeyi, teleskoptan bakmayı gibi.
Felsefe zeka gerektiriyor. Akıl yürütme becerileri gibi.
Tabi ki bir bilimci de deneyden sonra felsefi çıkarımlar da bulunabilir.
Bir şeyin mantıklı olup olmaması ayrı, doğru olup olmaması ayrı.
Yani herhangi bir önerme,
Mantıklı ve doğru
Mantıklı ve yanlış
Mantıksız ve doğru
Mantıksız ve yanlış olabilir.
Mantık ölçütleri daha çok felsefi kriterler iken, doğruluk (gerçeklik) ölçütleri daha çok bilimsel kriterlerdir.
Mesela eskiden insanlar Güneş'e taparlardı. Mantıklı ama yanlıştı. Mantıklıydı çünkü yaşamları Güneş'e bağlıydı. Yanlıştı çünkü güneşin ilahi bir gücü yoktu.
Yani bu mantıklı-yanlış kategorisinden bir örnek. Her kategoriden örnek verilebilir.
Aslında Darwin, Einstein, Newton gibi düşünürler de birer filozoftur. Bunlar görüşlerini laboratuara girerek değil, felsefi akıl yürütmelerle elde etmişler.
Hele doğal seçilim fikri müthiş bir felsefenin sonucu. Bence bu fikir insan zekasının başyapıtı. Doğada her şeye uygulanabilir.
spartacus
04-09-2016, 22:33
Hele doğal seçilim fikri müthiş bir felsefenin sonucu. Bence bu fikir insan zekasının başyapıtı. Doğada her şeye uygulanabilir.
Ve evet, ama Darwin bunu gözlemlerden elde etti, yani veriye sahipti, yorumladı...
Bilim-felsefe ilişkisinde de anladığım, Bilim-felsefe iç-içedir, bir bilim insanı bir sorunun ardına düştüğünde, eylemi felsefi, veriler elde ettiği düzelmde bilim, ifade, sorgu, irdelemeler yaptığında da bilim-felsefe birlikteliği zeminindedir.
Günümüzün en büyük sorunu -ki 20. Yüzyılın başında bu derecede değildi- felsefeden yoksun bilim insanlarının azımsanamayacak çokluğu sorunudur ve bu sorunun esasında yatanda ne yazık ki yine felsefi bir düşünme modeli, idealizm yatar ve bilim ve felsefe arasına çin seddi örmüşler.. böylece bilimi de, salt zihinsel faaliyetlerle icra edilir bir düzeye çekmeye çalışmışlar bunda da hayli başarılı olmuşlardır, diğer taraftanda bilimi özerklik-bağımsızlıktan alıkoymuş, çeşitli statokü yasıtan kurumlara bağlamışlar, bir çok bilim insanı bilim alanını teknolojinin nimetleri üzerinden para kazanma olarak görür olmuş, bilgi ve objektifliğin yolalrına iradi-keyfiyet-istençler dizilmiş...
Sırf popülerlik namına bile, bile saçmalayan bilim insanları var ve bunu yaparken de çok ince kıvrımlarla yapıp, safiyane görüntü çiziyorlar, böylece teknolojiden umdukları kişisel faydayı sağlıyorlar, yani ticari-tüccar bir anlayış da belirli normlarda hakim olmuş. Kötüsü, kamuoyu baskın olarak medya ağı üzerindedir, böylece bu ağı kişisel fayda namına kullananların azmi, orantsızı biçimde teslim almış, artık neredeyse bilismel kaynakalra ulaşmaktansa insanalrın kolaya kaçan medya ağı üzerindeki iletişimi gereğide kolayca atıp-tutulan başlıklara hapsolmuşlar. laboratuvarlarda ömür çürütenlerden de, neyi, nasıl düşündüklerinden de çoğunluğun haberi yok, stotüko, otorite, medya kanalında popülerleşme öne çıkmış.
Mesela çok basit bir örnek vereyim
Işığın dalga olması ifadesi dahi ışığın yapısıyla ilgili değildi, fonksiyoneldi ve bu 100 yıl önce kanıtlandı... Buna rağmen parçacık olması ise fonksiyonel değil yapısal olarak kanıtlandı ve bu halde dalga faktörü, belirli bir üst seviyede, davranış üzre ifade edildi, yani ifade biçimi olarak kabullenildi, yapısal özlellik olarak değil. yani nasıl ifade edilir, titreşen bir gitar telinin çevreye etkisi, ses dalgalarına yol açar, burada fizikel etki ve yayılım dalga halini alır, ama buna bakılarak, tel'in kendisinin de dalga olduğu söylenemez, fakat sesin kaynağı olduğu ifade edilebilir-aynen ışık kaynaklarının da gösterilmesi ve bu kaynakların tamamen maddi olması, füzyonlar vb içermesi, böylece parça olmayanın, fonksiyonel girişimlerde sunmayacağı veya kaynak olamayacağı ve evet kaynağın yine maddi parçacıklar olması gibi, buna rağmen dalga ifadesini madde'nin karşısına koyan, yani kaynağın karşısına yansıyı koyabilen sözde bilim insanları dahi çıktı, hayli sükse yapıp parsa topladılar, oysa kaynak(madde) yok yansıda(dalga) olmuyordu, bunalr birbirlerine karşıt konabilir unsurlar değildi... böylece dalga durumu yapıyı değil fonksiyonel bir durumu, fiziksel bir girişimi, yayılımı vb temsil eder, bu bağlamda da ifade dalga olarak kullanılır, yani dalga ifadesini kullanmak için milyarlarca fotunun(parçacığın belirgin bir örgüde) yayılımı gerekir, bu yayılımın yapısı-formu da dalga ifadesine hayat verir. Oysa günümüzde bir çok kurgu, masal vardır ki, efenim ışık dalgadır diye giden, ışığın etki altında farklı davranışı örnek gösterilir, bak çift yarık denir, birisinde dalga diğerinde parçacık, oysa dalga özelliği gösterdiğinde dahi yüzeyde oluşan girişimlerin her biri hem parçacık bileşimi, hem de parçacık girişimidir, dalga unsuru tablonun bütününden, bütünde(içi parçacık dolu) meydana gelen girişimden elde edilir....