PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Genel Görelilik Kuramı


frodo
21-05-2008, 07:27
Bilim Teknik Dergisinde oldukça anlaşılır ve kısa biçimde Genel Göreliliği anlatan bir yazı buldum. Daha önce Childintime1 nickli bir üyemiz uzunca
bir yazı asmıştı onunla birleştirince genel görelilik hakkında elimizde bir döküman oluşur.

Genel Görelilik
Genel Görelilik
Albert Einstein, özel görelilik kuramının temellerini 1905 yılında yayımladığı bir makaleyle ortaya atmıştı. Uzay ve zaman hakkında bildiklerimizi tamamen değiştiren bu kuramın dayandığı temelleri ve bazı ilginç sonuçlarını bir başka pakette aktarmaya çalışmıştık. Burada bunları kısaca özetleyeceğiz.

Öncelikle, bu kuramda, birbirlerine göre sabit hızla hareket eden eylemsiz gözlem çerçeveleriyle ilgileniyoruz. Bu çerçevelerdeki gözlemciler çevrelerinde meydana gelen olayları inceliyor ve ellerinde bulunan aletlerle ölçümler alıyor. Temel olarak ilgilendiğimiz şey farklı gözlemcilerin elde ettiği ölçüm sonuçları arasındaki ilişkiyi belirlemek.

Einstein, tüm kuramı iki temel varsayımdan türetiyor. Bunlardan birincisi ışığın boşluktaki hızının bütün gözlemcilere göre aynı sabit değere sahip olması. Bu aslında deneysel bir sonuç. Bugün yapılmakta olan çok hassas deneyler bu varsayımı desteklemeye devam ediyor.

İkinci varsayım da görelilik ilkesi. Sabit hızla giden bir araçtaki gözlemciler, pencerelerden dışarı bakmadan sadece araç içindeki olayları gözlemleyerek aracın hareket edip etmediğini anlayamazlar. Bir başka deyişle bu gözlemciler, araçlarının yerinde durduğunu varsayarak aynı olayları inceleyebilir ve yine aynı sonuçlara ulaşır.

Özel görelilik kuramı sadece bu iki varsayımdan türetilir. Fakat bu varsayımları tam olarak bağdaştırabilmek için, uzay ve zamanın beklenmedik bir takım özelliklere sahip olduğunu kabul etmek gerekiyor. Kuramdan çıkartılan sonuçlardan en önemlisi, farklı gözlemcilerin uzay ve zamanı farklı algılaması. Yani, aynı iki olay arasındaki mesafe ve bu olaylar arasında geçen süre farklı gözlemciler tarafından ölçüldüğünde, genellikle farklı değerler elde ediliyor.

Buradan kaçınılmaz olarak “mutlak zaman” ve “mutlak uzay” diye bir şeyin olmadığı sonucuna erişiyoruz. Uzunluklar ve süreler, dolayısıyla bunlara bağımlı her şey, ölçümü kimin yaptığına bağlı olarak değişebiliyor.
Örneğin, mavi ve kırmızı renkte iki özdeş roketimiz olsun. Bunlardan mavi olanı yerinde dururken, diğeri sabit bir hızla fırlatılsın. Mavi roketteki bir gözlemci, kırmızı roketin hareket doğrultusundaki boyunun kısaldığını, buna ek olarak buradaki tüm saatlerin de aynı oranda yavaşladığını gözlemler.
Buna karşın, kırmızı roketteki gözlemci bunları fark etmez. Aksine, görelilik ilkesi uyarınca kendi roketinin yerinde sabit durduğunu, mavi roketinse hareket ettiğini düşünür. Dolayısıyla, kırmızı roketteki gözlemciye göre mavi roketin boyu kısalmış ve buradaki tüm saatler yavaşlamıştır.
O halde, bu iki roketteki gözlemci hangi roketin daha kısa olduğu ve hangisinin saatinin daha yavaş işlediği konusunda görüş birliği içinde değiller. İlk bakışta bir çelişki varmış izlenimi veren bu türden farklılıklarla özel görelilik kuramında sıklıkla karşılaşıyoruz. Aslında burada herhangi bir çelişki yok. Bütün bu farklılıklar temel olarak farklı gözlemcilerin uzay ve zamanı farklı algılaması sonucu ortaya çıkıyor.

Bütün bunlara ek olarak özel görelilik kuramı uzay ve zamanın bir bütün olduğunu, birbirlerinden bağımsız düşünülemeyeceğini söylüyor. Bir olayı betimlerken, bu olayın nerede ve ne zaman meydana geldiğini belirtmek zorundayız. Yerden bağımsız olarak bir zamandan, veya zamandan bağımsız olarak bir yerden bahsetmek mümkün değil. Bu nedenle uzay-zaman, yani hem yer hem de zaman bilgisinin bir arada yer aldığı matematiksel yapı, özel görelilik kuramının doğal çalışma alanı.

Bu kuramdan dolaylı olarak elde ettiğimiz başka sonuçlar da var. Örneğin, kütle ve enerji arasındaki ilişki: Enerjisi artan bir cismin kütlesi de artar.
Neden ve sonucun bu sırada meydana gelmesi gerektiğini söyleyen nedensellik ilkesini kullanarak da bir başka ilginç sonuca ulaşıyoruz: Uzakta bir yere iletmek istediğiniz bir mesajı, ışığın boşluktaki hızından daha hızlı bir şekilde gönderemezsiniz. Dolayısıyla ışık hızı, bu kuramda bir sınır hız olma niteliği kazanıyor.

Kuramın öngördüğü sonuçlar gündelik hayatımızda fark edemeyeceğimiz kadar küçük. Sadece ışık hızına yakın hızlar söz konusu olduğunda bu etkiler belirgin hale geliyor. Buna rağmen, kuramın birçok öngörüsünü hassas aletlerle belirlemek mümkün. Bugüne kadar yapılan bütün deneyler bu öngörülerle uyumlu. Kısacası özel görelilik kuramı, hem sağlam kuramsal temellere dayanıyor hem de deneylerle destekleniyor.

Ama kuram 1905 yılında ortaya atıldığında, bir başka doğa yasasında, evrensel kütleçekim yasasında bir eksiklik olduğu ortaya çıktı. Newton tarafından öne sürülen bu yasayı kısaca hatırlayalım: Herhangi iki cisim birbirlerini kütleleriyle orantılı, aralarındaki uzaklığın karesiyle de ters orantılı bir kuvvetle çeker. Yerçekimini ve Güneş sistemindeki gezegenlerin hareketini incelerken kullandığımız, bir istisna dışında bunu başarıyla betimleyen yerleşmiş bir yasa bu. Fakat bu yasanın iki garip özelliği var.
Garipliklerden ilki, bu yasanın hiç zamandan bahsetmemesi. Yani, zaman ve uzayın ayrı düşünülemeyeceğini söyleyen özel görelilik kuramına ters bir durum var ortada. Bu haliyle yasa, kütleçekim kuvvetinin anında etkiyen bir kuvvet olduğunu söylüyor. Dolayısıyla, cisimlerden birinde aniden bir değişiklik olsa, diğer cisim üzerine etkiyen kuvvetin de o anda değişmesi gerekir.

Fakat böyle bir şey, hiçbir mesajın ışıktan hızlı iletilemeyeceğini söyleyen özel görelilik kuramına aykırı. Bu kurama göre, cisimlerden biri yerini değiştirdiğinde, bu andan başlayarak belli bir süre geçmeli, ancak ondan sonra diğer cisme etkiyen kuvvet değişmeli. Söz konusu süre de ışığın, iki cisim arasındaki mesafeyi kat etmesine yetecek kadar.
Dolayısıyla özel görelilik kuramı, Newton’un kütleçekim yasasının doğru olmadığını, düzeltilmesi gerektiğini söylüyor.

Bu yasanın garip olan ikinci yönü de kuvvetin uzaktan etkimesi. Gündelik yaşantımızdaki deneyimlerimizin çoğunda bir kuvvet uygulamak için temas etmemiz gerektiğini biliyoruz. Bu nedenle, temas etmeyen iki cismin birbirlerini çekiyor olması garip görünüyor. Newton dahil bir çok kişi yasanın bu niteliğinden rahatsız olmuş. Ama yasanın yerçekimini ve Güneş sistemini başarıyla açıklaması karşısında bu sorunu göz ardı etmişler.
Bu iki garipliğin nasıl ortadan kaldırılması gerektiği konusunda, uzaktan etkime özelliğine sahip olduğunu bildiğimiz diğer kuvvetler güzel bir örnek. Yani, yükler arasındaki elektrik kuvvet ve mıknatıslar arasındaki manyetik kuvvet. Örneğin, iki yük arasındaki elektrik kuvvet tıpkı kütleçekim kuvveti gibi, aynı ters kare davranışını gösteriyor; dolayısıyla aynı garip niteliklere sahip.

1860’lı yıllarda James Clerk Maxwell, elektrik ve manyetizma konusunda bilinen her şeyi tek bir kuramın çatısı altında birleştirmeyi başardı. Bu kuram, söz konusu kuvvetlerin doyurucu bir açıklamasını içeriyor ve aynı zamanda yukarıda bahsettiğimiz gariplikleri de gideriyor.
Buna göre her yük çevresinde bir elektrik alan yaratır. Buna ek olarak, bir elektrik alan içine yerleştirilmiş bir başka yüke de kuvvet uygulanır. Dolayısıyla, iki yük arasında etkiyen kuvveti bir aracıyla, elektrik alanla açıklıyoruz. Bu anlamda bir yükün diğer bir yüke doğrudan bir kuvvet uygulamadığını, yüklerin sadece alanla etkileştiğini düşünebiliriz. Fakat, elektrik alan uzaya yayılmış olduğu için, bütün yükler arasında etkiyormuş gibi görünen bir kuvvet meydana çıkıyor.

Zaman sorunu da ortadan kalkıyor. Örneğin, iki yükten birinin yerini aniden değiştirelim. Kurama göre bu yükün yarattığı elektrik alan önce yük civarında değişmeye başlar. Sonra da değişim sabit hızla uzaya yayılır. Bu nedenle, diğer yük üzerindeki kuvvet belli bir süre geçtikten sonra değişir.
Elektrik alandaki değişimin yayılma süreci de ilginç. Çünkü değişen bir elektrik alan uzayda bir manyetik alan yaratır. Benzer şekilde, değişen bir manyetik alan da bir elektrik alan oluşturur. Bu nedenle, bir yükü hareket ettirdiğimizde, uzayda sürekli değişmekte olan elektrik ve manyetik alanlar yaratıyoruz. Işık da tam böyle bir elektromanyetik dalga. Dolayısıyla, bir yükün yerini değiştirdiğimizde, bu yükün yarattığı alandaki değişim uzayda ışık hızıyla yayılır. Bu, elektromanyetizmanın özel görelilik kuramıyla tam olarak uyumlu olduğunun bir göstergesi.

Kütleçekim yasasına geri dönersek: Newton’un yasasını her iki sorunu çözecek şekilde değiştirmek gerekiyor. Yani, hem kütleçekim kuvveti bir ortam aracılığıyla iletiliyor olmalı, hem de ortamda yayılan değişiklikler ışık hızını aşmamalı.

Öncelikle kütleçekim yasasını açıklayabilmek için bir ortam bulmalıyız. Bu ortam öyle bir şey olmalı ki, her cisim ortamda bir değişiklik meydana getirsin ve buna ek olarak, ortam cisimlerin hareketini değiştirsin. Einstein’a göre bu iş için ihtiyacımız olan ortam uzay-zaman’dı. Einstein, 1907 yılında yazdığı bir makalede, yeni bir düşüncesi olduğunu, “görelilik ilkesinin” çok daha genel bir başka ilkenin sadece özel bir hali olduğunu belirtiyor. Bu düşüncenin belirmesini “hayatımın en mutlu anı” sözleriyle nitelendiriyor Einstein. “Denklik ilkesi” olarak adlandırdığımız bu yeni ilke de çok sayıda yeni sonucu üretebilecek potansiyele sahip.

Bu nedenle 1905 yılında temelleri atılan kurama “özel görelilik”, denklik ilkesinden yola çıkarak oluşturulan ve tüm matematiksel detaylarıyla ancak 1915-16 yıllarında tamamlanacak yeni kurama da “genel görelilik” adı veriliyor.

ALKA
02-06-2010, 03:01
Güncelleme..

Bu önemli konu pek bir ilgi görmemis ve hic bir mesaj yazilmamis. Oysaki Einstein'in rölative teorisi hakkinda tartisilabilecek bir cok ilginc nokta mevcut.

Madde nedir?

Zaman nedir ve nasil olusur?

Isik hiziyla hareket eden bir aracin icinde yolculuk eden bir kisi Dünya'ya geri döndügünde geride biraktigi ikiz kardesinden neden daha genc görünür?

Isik hiziyla yol almak neden mümkün degil?

???

Aynalı
04-06-2010, 20:16
Işık hızında kütlenin hareket etmesi için MUAZZAM bir enerji gerekir (Muazzam kelimesi yetersiz kalabilir)

Madde: Enerjinin yoğunlaşmış hali

Işık hızında zaman yavaşlar belkide durur. Aslında insanın yaşlanmaması hatta ölmemesi bile söz konusu olabilir. Yani belki geri döndüğünde ikiz kardeşi ölmüş hatta torunlarının torunları başında ağıt yakıyor olabiir.

Biraz kesin konuştum bu sözlerin yanlış olma olasılığı vardır.

ALKA
05-06-2010, 02:38
Işık hızında kütlenin hareket etmesi için MUAZZAM bir enerji gerekir (Muazzam kelimesi yetersiz kalabilir)
Genel olarak hareket eden bir cismin kütlesi hiza bagli olarak artmaktadir. Mesela trafik kazalarinda en cok zararin en yüksek hizlarda ortaya cikmasinin sebebi budur. Bunun gibi iki esit agirlikta arac farkli hizlarda birbirlerine carparlarsa yavas hareket eden arac daha cok hasar alir. Daha hizli hareket eden otomobil ise digerinden daha az hasara sahip olur. Oysaki ikisinin de agirligi esit oldugu halde hizli olanin kütlesi daha fazladir.

Hareket eden bir cimsin kütlesi hiza bagli olarak gitgide arttigina göre isik hizinda hareket edecek bir cismin kütlesinin ise sonsuz olmasi gerektigi ortaya cikmaktadir. Kütlesi sonsuz büyük olan bir cismi hareket ettirmek icin sonsuz enerji gerekeceginden, isik hizinin neden asilamayacagi kolaylikla anlasilacaktir.

Yani ortalama bir agirliga sahip olan bir uzay gemisi hizi artikca kütlesi artacaktir, bu artan kütlesini hareket ettirmek icin daha cok enerjiye sahip olmasi gerekecektir. Ama yakit ile yol alan bir uzay gemisin depolayarak yaninda aldigi yakit yetmeyecektir ve daha cok yakit ihtiyaci olacaktir, bu da pratik olarak mümkün degildir.

Işık hızında zaman yavaşlar belkide durur. Aslında insanın yaşlanmaması hatta ölmemesi bile söz konusu olabilir. Yani belki geri döndüğünde ikiz kardeşi ölmüş hatta torunlarının torunları başında ağıt yakıyor olabiir.


Buna da asagida ilginc ve tartisilir bir alinti ile acilim getirelim...

Son olarak varsayalım ki herhangi bir şekilde ışıktan hızlı gidebilen bir uzay gemisine sahibiz. Bu gemi yerdeyken, bizim bilgimiz haricinde, bir kaç dakika arayla üç atom bombası patlatılmış olsun. Bunun hemen akabinde bu aracımızla biz de uzaya yükselelim. Hızımız ışık hızından büyük olduğu için önce en son patlamış olan bombanın ışığını görür, yanından geçeriz, sonraki ikinci bombanın ve en sonunda ilk patlayan bombanın ışıklarını yakalar, geçeriz. Artık bize göre bombaların patlama sırası 3, 2, 1 olacaktır. Bir başka ifade ile bizim için zaman tersine çevrilmiş demektir ki, bunun bilimsel bir mantığı olamaz.

Neticede görülmektedir ki ışık hızının sabit olduğu kabulünden yola çıkılarak çizilen evren resmi (şimdilik bilinenlerin çerçevesi içinde) tutarlı bir resimdir. Şayet bir laboratuvarda yapılan deneylerde ışık hızı gerçekten aşılmış ise, şimdi bu resmi yeniden çizmek gerekecektir.
http://www.msxlabs.org/forum/fizik/176651-isik-hizi.html

Ovidius
22-07-2010, 17:43
Bu ışık ve hızı,eskiden beri kafamı kurcalar.
Küçükken evin duvarında aynayla ışık kovalamaca oynarken,
aynadan yansıyan ışığın aynı anda hem o köşede hem öbür köşede hem ortada olması çok ilginç gelirdi.
Sakın evrendede ışık aynı anda her yanda olmasın?
Bu konuda pek bilgim yok..

Birde, neden bilmiyorum ama ışıktan daha hızlı başka bir şey olmalı diye düşünüyorum.
Nasıl derseniz, güneşten çıkan ışık dünyaya, yanılmıyorsam 6 dakikada geliyor.
6 dakikada az zaman değil.
Güneşten dünyaya 2 dakikada gelecek başka bir şey neden olmasın.

İvan Karamazov
22-07-2010, 21:41
isik hizinin neden asilamayacagi kolaylikla anlasilacaktir.

benim bildiğim kadarıyla burada hassas bir nokta var: fizikte ışık hızı aşılamaz diye bir kural yok; ışık hızından daha hızlı bir biçimde iletişim kurulamaz diye bir kural var. eğer iletişim söz konusu değilse, ışık hızının aşılması konusunda determinizmden kaynaklı çelişkiler de ortaya çıkmıyor diye biliyorum ben... fizikte kuramsal olarak ışıktan daha hızlı hareket eden atomaltı parçacıklar da var: mesela takyon (http://en.wikipedia.org/wiki/Tachyon)lar... belki gerçekte yoktur böyle bir şey ama bunun, kuramsal olarak imkansız olmaması önemli bir nokta diye düşünüyorum...