Orijinalini görmek için tıklayınız : Çerkez Ethem Hain miydi ?
ÇERKEZ ETHEM HAİN MİYDİ ?
Cumhuriyet tarihinde bazı olaylar vardır ki tartışmaya oldukça açık bir durum arzetmektedir .
Bildiğiniz üzere kurulan yeni Cumhuriyetle birlikte eskiye ait ne varsa atılarak yenilenmiş ; kof ve köhne , hatta oldukça zararlı ne kadar kurumlar varsa ortadan kaldırılmıştır .
Her gelen yeni düzen nasıl ki kendisini meşru kılmak isteyip eskiyi kötülerse , kaldırılan o eski düzenden beslenenler de yeni düzene aynı oranda ve daima karşı çıkarlar .
Bu ikisi arasındaki çekişme uzun yıllar devam ettiğinden , eğer ki yeni düzen kendisini sağlam temellere oturtamamışsa , eski düzen savunucularının bu yeni düzeni daha kundağında boğması işten bile değildir .
İşte bu çerçevede düşünecek olursak , tarihi bir çok konularda da anlaşmazlık başgöstermesi ve bu konuların kasıtlı ters yüz edilmesi de kendiliğinden gelecektir .
Bugünkü yazımda , olaya dışarıdan bakanların bazen gerçeğin ne olup ne olmadığı konusunda iki arada bir derede , hakikatı da el yordamıyla aramak durumunda bırakıldığı bir konuyu , Çerkez Ethem konusunu ele alacağım .
Bildiğiniz üzere Mustafa Kemal , Erzurum ve Sıvas Kongreleri'nden sonra Ankara'ya yerleşmiş ve Milli Mücadele'yi buradan yönetmeye başlamıştır .
Padişahın kukla hükümet başkanı Damat Ferit'e göre Kurtuluş Mücadelesi'ne kalkışan insanlar bir avuç serkeş ( asi ) olup macera , mal , makam peşinde koşan kimselerdir .
İngilizlerin İstanbul'daki kukla Damat Ferit hükümetini sürekli ve ısrarla sıkıştırması sonunda Milli Mücadele'ye karşı yaklaşık 21'e yakın isyan hareketi tertiplenmiş ve Milli Mücadeleci bu yurtseverlerin yollarına adeta çakır dikenleri döşenmiştir .
Kurtuluş Savaşı'nın ilk kıvılcımları sizlerin de bildiği üzere tamamen kendiliğinden , fakat bir baş ve düzenden yoksun gerilla hareketleri ile başlamıştır , ki biz bu gerilla hareketlerine Kuvay-ı Milliye hareketi diyoruz .
Gerek Doğu ve Güneydoğu'da ( Urfa , Maraş ... ) gerekse Ege Bölgesi'nde insanlar işgale karşı önce küçük birlikler halinde direnişe başlamışlar , bu amaçla dağlara çıkmışlardır .
Ancak kendilerini çekip çevirecek , tek bir merkezden yönetecek bir baştan yoksun ve birbirlerinden de tamamen habersiz bu küçük birliklerin düşmanı uzun vadede durduramayacağı açıktır .
Bu sebeple derhal düzenli orduya geçmek o şartlarda oldukça gerekli ve aciliyet gerektiren bir durum arzetmekte idi .
Durum genel itibarıyla böyle iken diğer tarafta da kukla Damat Ferit hükümetinin Milli Mücadele üzerine sürdüğü başta Anzavur birlikleri olmak üzere Hilafet Ordusu vardır .
Gerek Hilafet Ordusu gerekse iç isyanlara imza atanlar , ülkeyi ve halkı teşkilatlandırmakla görevli subayları yakaladıkları yerde hunharca katletmekte , Milli Mücadele'yi kundağında boğabilmek için var güçleriyle çalışmaktadırlar .
Hatta bazen öyle ilerlemişlerdir ki , Mustafa Kemal ve bir avuç silah arkadaşının Ankara Kalaba'da kurduğu karargahın yakınlarına kadar ulaşabilmişlerdir .
İşte bu dönemde Mustafa Kemal , bu iç isyanların bastırılmasında bahsini ettiğim bu Kuvay-ı Milliye birliklerinden yararlanma yoluna gitmiştir . Bunlardan biri ve en önemlisi de Çerkez Ethem ve kardeşlerinin ellerindeki kuvvetlerdir .
Bu iç isyanların bastırılmasında , Anzavur'un geri çektirilmesini sağlamada Çerkez Ethem kuvvetlerinin oldukça yararı olmuştur , buna kimsenin itirazı olamaz .
İç isyanların bastırılması akabinde de Mustafa Kemal hızla hareket ederek , Ege bölgesinden İç Anadolu'ya doğru ilerleyen Yunan ordusuna karşı derhal düzenli ordu kurma hazırlıklarına girişmiştir bile .
Ancak iç isyanların bastırılmasında hayli başarılı olan ve bu sebeple nefsi de oldukça kabaran Çerkez Ethem , oldukça kibirli ve küstah diğer kardeşinin de telkinleriyle kuvvetlerini düzenli orduya teslim etmek istememiş , hatta öyle ki Mustafa Kemal'i Meclis'in kapısında asacağını bile küstahça ilan edebilmiştir .
Çerkez Ethem ve kardeşinin burunları Kaf dağında gezercesine yaptıkları bu terbiyesizlik ve başına buyruk davranışları , ayrıca pervasızca sarfettikleri bu uluorta sözler Mustafa Kemal ve İsmet ( İnönü ) Bey'in sabrını fena taşırmıştır .
Nihayetinde İsmet Bey önderliğindeki bir askeri birlik , öncesinde her türlü uyarıya ve ikna çabalarına ters karşılık veren ve artık yararlılıktan geldik geçtik , olağanüstü o şartlarda artık resmen çıban başı olan Çerkez Ethem kuvvetlerini hallaç pamuğu gibi atmış , kendini bir halt zannetmeye başlayan Çerkez Ethem ve kardeşi de ölümün soğuk nefesini enselerinde hissettiklerinden Yunan birliklerine sığınmışlardır .
Olayın özü budur ; ancak Kurtuluş Savaşı'nın bitirilip de sonrasında Devrim hareketlerine girişilmesi eski düzenden beslenenleri fevkalede rahatsız etmiş ve bu apaçık tarihi gerçekleri dahi çarpıtarak insanların kafasında şüphe uyandırmaya gayret etmişlerdir .
Onlara sorarsan , Çerkez Ethem bir hain değil , bilakis bir kahramandır .
Milli Mücadelenin ilk yıllarında iç isyanların bastırılmasında yararlılıkları oldukları doğrudur , buraya kadar zaten kimsenin itirazı yoktur .
Ancak bu durum neyi değiştirmiştir ?
Neticede Çerkez Ethem gösterdiği başarılardan fena halde şımarıp düzenli orduya geçilirken de otoritesinin elinden gideceğini düşünerek ayak dirememiş midir , yoksa Çerkez Ethem'in dağınık ve başıbozuk gerilla kuvvetleriyle mi Yunan Ordusuna karşı büyük bir zafer kazanılacaktı ?
O halde bu durumda ne yapılmalıydı ?
Hiç bir askeri ve kurmay subay bilgisine sahip olmayan Çerkez Ethem ve kardeşine '' Çerkez kardeşim ; gel , Milli Mücadele'nin başına sen geç , sen yönet '' mi denilseydi ?
Mustafa Kemal ve devrimlerle bir alıp veremediği olanlar özellikle bu konuyu sürekli kaşırlar ve bel altı vuruşlarına girişirler .
Onlara göre Mustafa Kemal ahde vefasızın teki olup Çerkez Ethem ve kardeşinin hakkını resmen yemiş ve kasıtlı dışlamıştır .
Oysa Mustafa Kemal ve silah arkadaşları Çerkez Ethem ve kardeşini öncesinde defalarca uyarmış , kendilerini kışkırtan Meclis'teki bazı kafaların dolduruşlarına gelmemeleri konusunda sürekli dikkatli olmaları çağrıları yapmışlardır .
Ama Çerkez Ethem'de o kadar ileri görüş nerede !
Hele ki kardeşi Reşit Bey'in oldukça kibirli karakter yapısı bu yeni duruma adapte olmalarına fevkalede engel teşkil etmektedir .
Sonuçta ilk başlarda iç isyanların bastırılmasında hayli etkili olan bu iki Efe , bu durumun kendilerine getirdiği avantajı suistimal etmeye kalkışmak , düzenli orduya geçişe ayak direyip çıban başı olmak ve Milli Mücadele liderlerini küçümsemeye kalkışmakla fevkalede hata etmişlerdir .
Böylesi olağanüstü şartlarda böyle yapanlara karşı ne yapılması gerekiyorsa o yapılmış , neticede tasfiye edilmişlerdir .
Oldukça açık seçik olan bu tarihi gerçeği kasıtlı bir şekilde sürekli olarak kurcalayanların iddialarına inanmak , Hilafet Ordusu'nun başındaki Anzavur adlı ''Mustafa Kemal ve Milli Mücadele düşmanı'' canavarın İngilizlere değil de Türk milletine hizmet etmek amacıyla Kuvay-ı Milliyecilerin üzerine yürüdüğünü iddia etmekle eş anlamlı olacaktır ki , bunu savunucak kesimin iyiniyetliliğine inanmak bence olsa olsa sadece safdillik olacaktır .
Aydınus
http://www.kafkasfederasyonu.org/haber/tr_basin/hbr_rs/milli_mucadele.gif
Mustafa Kemal, "Bu din ve devletin sağlam bir uyruğu olan Çerkes kardeşlerimiz, hepimizin övdüğümüz baş tacımızdır. Bugün düşmanlarla çevrili Türk, Kürt, Çerkes ve diğer din kardeşlerimizin el ele vermesi, sarsılmaz bir bütün oluşturmaları, namus ve yaşamımızı kurtarmak için bir zorunluluktur..." diyordu.
Çerkes Ethem, "Ben milletime ve tarihe hain diye tanıtılmış, gıyabında idama mahkûm edilmiş bir adamım. Ama hakikatte ben, asgari bana böyle diyenler kadar vatanperverim. Ve Milli Mücadele'de hepsinden kıdemliyim. Ben hain olmaya icbar edildim, buna rağmen hain olmadım. Şimdi hakikatleri açıkça konuşabilecek miyiz? Hepimiz adil ve bitaraf hâkimler önüne çıkabilecek miyiz? Haydi bunlar oldu diyelim; ya zihinlere yerleştirilmiş menfur kanaatleri nasıl ıslah edeceğiz. Burada gurbette ölürüm, fakat hiç olmazsa günün birinde doğru tarihin hakikatları ele almasını ümit ederek gözIerimi kaparım."
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=172527
http://www.kafkas.org.tr/izbirakan/cethem.html
Rauf Orbay'da çerkes,Bekir Sami'de çerkes,Anzavur Ahmet'te çerkes.
Neden ve kim Ethem Bey'e Çerkes Ethem demişte bir toplumda çerkesler vatan hainidir diye yıllarca tarih kitaqplarında okullarda okutulmuştur?
At izi it izine karışmış,topyekün bir millet hain ilan edilmiş,sürgün edilmiş.
Çerkesler hiçbir zaman vatan haini olamaz törelerine aykırıdır.
Üzerinde yaşadıkları yurtları onlar için kutsaldır ve ölümüne savunurlar.
Nitekim çarlık Rusyasıyla yıllarca savaşmış ve nüfuslarının %80 ini kaybetmişlerdir.
Çerkes Ethem'in Yunanistan'a geçmesi kendi kararıdır,savaşı uzatmak ve zararlı olmamak için,kuvvetlerini tasfiye etmiş ve tek başına eski manyas kalesinde yunanlılara teslim olmuştur.
Yanında da hiçbir şey götürmemiştir.
Kimi mücadeleci insanlar yanlış bir yol tutar ve kahraman olabilecekleri halde hain durumuna düşerler.
Mücadele, başlangıçtan sona bir bütündür. Yolun yarısı yiğitçe, kahramanca mücadele ile geçmiş olsa da, diğer yarısında hangi sebeple olursa olsun saf değiştirilmişse ya da karşı tavır alınmışsa artık ortada bir kahramanlık kalmadığı gibi hainlik ithamları da kaçınılmaz olur.
"Hainlik" kavramını salt vatan hainliği olarak görmemek gerekir.
Bu tip yol ayrımları "davaya hainlik" olarak düşünülebilir.
Çerkez Ethem Kuvayi Milliye'ye hainlik etmiştir.
Ama Çerkez Ethem'in bu hainliği, Çerkesleri bağlamaz.
O, bir yol yanlışına düşmüş ve bunda inat etmiştir. Gelinen noktada 2 yol vardı. Ya Kurtuluşa-devrime giden yol ya da düşmanın, işbirlikçilerin, teslimiyetçilerin yolu. Çerkez Ethem 3. bir yol olduğu ve bu yolun ilk tuttuğu yol olduğu inancındaydı. Ama o yol bitmişti ve inadı onu düşmanın yoluna yönlendirdi.
Kurtuluş ve Devrim mücadelesinde kimi insanlar en baştan yanlışa düştüler.
Kimisi Kurtuluş Savaşı sırasında. Kimisi de Kurtuluş Savaşını sonuna kadar sürdürdüğü halde sonrasındaki devrim mücadelesinde ayrılığa düştü. Yine bir kısım insan da siyasi mücadelede düşünce ve inanç farklılıkları nedeniyle yollarını ayırdılar.
Bunun tersi örnekleri de var. Baştan yanlışta yer alıp da sonra Kuvayi Milliye'yi destekleyenler. Hatta Kurtuluş Savaşına muhalefet edip te devrim mücadelesine omuz verenler gibi.
Bunun dünya siyasetinde de örnekleri var. Ekim Devriminin önderlerinden Troçki gibi. Eğer güç Troçki'de olsaydı belki de hain ilan edilecek olan Stalin olurdu.
Burada önemli olan nokta şudur:
Düşman saflarına katılmış, düşman ülkeye sığınmış olan "hain" damgasını yemeyi de göze almış demektir. Herhalde bu yanlışa düşüp te kendisini hain olarak görmeyenler "Keşke onlara katılsaydım ya da düşmana sığınacağıma intihar etseydim de hain konumuna düşmeseydim" pişmanlığı yaşamışlardır.
ozgur_beyin
08-06-2008, 23:08
arkadaşlar .,bu konuya meraklı olanların cemal kutay'ın ''çerkez ethem dosyası'' adlı kitabını
okumasını öneririm.
üç ciltlik (son baskısı üç cilt bir arada) bu hacimli kitap yaklaşık 800 sayfadır..
bu kapsamlı eseri özetleyecek edebi kapasitem yok. ancak kitaptan bazı anekdotlar
aktaracağım.
tevfik rüştü aras çerkez ethem için şunları söylüyor . aynene aktarıyorum.
şunuda söyleyim: ben ethemin siyasi bir ihtirası olduğuna kaani değildim. tahrik edilmiş ,
bilhassa büyük iltifat görmüş ,siyasi faaliyetinde içinde bulunan büyük ağabeyi reşit bey'inher hareketi ethem'e mal edilmişti. samimi olarak söyleyeyim akibetindenmütessir idim.birden karşılaşınca o da bende başlarımızı çeviremedik
atinada resmi vazife ile bulunuyordum ve bir makamın sahibi idim.
o , benim irkildiğimi görünce tebessüm ederek nezaketle beni selamladı.
belki mevkime ve tecrübelerime pek yakışmayan hissi kararla ilerledim .oda geldiğimi görünce oda ban doğru geldi ve el sıkıştık.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
bu anlatılan olay , ethemin yunanistana sığındığı zaman cereyan etmiştir. bu metindeki önemli olan. devlette çalışan bir insan olan. aras'ın etheme nasıl baktığıdır.
kitabın bütününe baktığınızda pante arkadaşımızında değindiği gibi ortada bir ''hainlik'' yoktur.
çerkez ethemin kardeşi reşit bey, ethemin yunanistana gitmesini iki sebebe dayandırıyor.
1- ya çekilmeyip öz kardeşleyle (bu tanım reşit bey'e aittir) kuvay-ı seyyare siyle sonuna kadar mücadele edecek.
2- yada mücadeleyi bırakıp sahneden çekilecektir.
çerkez ethem ikinci şıkkı tercih etmiştir.
ethem yunana iltica etmemiş yunanlılardan ''mücerred (bir defaya mahsus)manasıyla bir geçiş şeridi tanınmasını'' istemiştir. ve bu konuda bir protokol yapılmıştır.
yunanlılar ethemle yaapılan anlaşmanın ana gayesi başedemedikleri ethemi
mücadele sahasından çekmektir. bu itibarle '' mücerred manasıyla'' yapılan bu sözleşmeyi
yunanlılar hiç itiraz etmeden kabul etmişlerdir.
ethem yunan sahasına geçtikten sonra ,ethemi kullanamayacaklarını anlayan yunanlılar
kendi öz vatanında zebun bir hale düşürmek için propagandai hareketlerde bulunup.
milletinin gözünden düşmesine çalışmışlardır
galapagos
17-06-2008, 16:29
bunu atatürkte söylüyor önce çok iyidi amaşımardı diye
buarada vahdettinde haindi damat feritte
bir insanın hain olup olmadığını nereye sığındığına bakarakta anlayabilirsiniz ingiltere/yunanistan :)
Geçmişi bugünün koşullarıyle yargılamak istemem, adına kurtuluş ve devrimler denen 1.yol ayrımı anadoluyu önce türkleştirme sonrası da günümüzde islamlaştırmakla devam etmekte.. bence çerkez ethem in 3. yolu hala geçerli..
galapagos
17-06-2008, 18:44
islamlaştırmak denemiş ve başarılı olunamayıp hatta geriye götürmüştür çözüm laşk demokrtaik atatürkçü bir üniter devletttir
bence turancılık hala geçerliğili olabilecek birşeydir
petrol ve doğal gaz var e bizimde askeri gücümüz tamamdır işte
oncugenc
14-07-2008, 15:47
çerkez ethem'in kurtuluş savaşımız için katkılarını elbette gözardı edemeyiz. bence hain kelimesi de çok çok ağır bir kelime çerkez ethem için. çünkü okuma yazma dahi bilmeyen cahil ve tek bildiği savaşmak... böyle bir adamdan bahsediyoruz. ismet paşa ile anlaşamadılar. düzenli orduya geçmek istemedi... ve sorun da burda başladı işte... hain denemez bence.. o günün şartlarını ve gerektirdiklerini kavrayamayan yaman bir adam diyebilir çerkez ethem için..
çerkez ethem'in kurtuluş savaşımız için katkılarını elbette gözardı edemeyiz. bence hain kelimesi de çok çok ağır bir kelime çerkez ethem için. çünkü okuma yazma dahi bilmeyen cahil ve tek bildiği savaşmak... böyle bir adamdan bahsediyoruz. ismet paşa ile anlaşamadılar. düzenli orduya geçmek istemedi... ve sorun da burda başladı işte... hain denemez bence.. o günün şartlarını ve gerektirdiklerini kavrayamayan yaman bir adam diyebilir çerkez ethem için..
Sevgili Öncügenç !
Sizin şahsınızda tüm arkadaşlara , ki yanlış anlamamanızı da rica ederek bir açıklamada bulunmak istiyorum :
Her ne kadar makalemin başlığında soru şeklinde ''hain miydi?'' sözcüğü geçse de makalemin hiçbir yerinde bir cümle de olsa Çerkez Ethem'e kesinlikle ''o bir haindir'' demedim , hatta imasını dahi yapmadım .
Peki neden ''Çerkez Ethem hain miydi?'' diye başlık attım :
Bu makalenin yazıldığı tarihlerde bu konu hayli tartışıldı ve tartışma da hep bu hainlik motifi üzerine şekillendi . Haliyle ben de başlığı böyle atmanın daha açıklayıcı olacağını düşündüm .
Saygılar ...
oncugenc
08-08-2008, 15:57
makaleni okudum aydınus.
ama genel kanı budur bugün, hain olduğu yönende. bende o yüzden neden hain olamayacağını bir kaç cümle ile dile getirdim.
kandahar
08-08-2008, 18:39
Sevgili Aydınus'a katılıyorum. Çerkes Ethem tartışmasız haindir. Çerkes'lerin Milli Mücadele içinde övünebileceği pek çok Çerkes subay varken bu adamı aklamaya çalışmalarının da gereksiz olduğunu düşünüyorum.
Neden ve kim Ethem Bey'e Çerkes Ethem demişte bir toplumda çerkesler vatan hainidir diye yıllarca tarih kitaqplarında okullarda okutulmuştur?
Aydoe amca, bu Osmanlı'dan kalma bir alışkanlıktır. Çerkes, Arap, Kürt gibi Müslüman kökenlerden gelen bazı kişilerin isimleri başına etnik kökenlerini belirten lakaplar takılmıştır. Bunda bir art niyet aramamak gerek. Çerkes Ethem haindi demek ki bütün Çerkesler haindir diyen birisini de görmedim.
AKHENATON
08-08-2008, 19:32
l. Çerkes Ethem haindi demek ki bütün Çerkesler haindir diyen birisini de görmedim.
ethemi bilmem ama..:D:D..çerkezler yaşadıkları ülkenin bayrağına sonuna kadar sarılır.
ahmetleme
11-10-2008, 14:28
Çerkez Ethem hain değildir...Öyle olsaydı onun için af çıktıgında ülkeye geri dönerdi...Son sözlerinde de açıkça belirttiği gibi ben af çıktıgında geri dömeyi çok istedim fakat geri dönersem hainliyi kabul etmiş olurum diyerek ölmüştür...
kandahar
11-10-2008, 16:12
Hayır öyle değildir. Af kendisine iletildiğinde "Ben suçlu muyum ki affedileyim?" diyerek kibirinden vazgeçmediğini göstermiştir. Zaten düzenli orduya katılmama sebebi de işte bu kibiridir.
Yahu anlamıyorum adam kaçmış birlikleriyle birlikte düşman ordusuna katılmış hala neyi tartışıyoruz...
Kandahar düşmanla birlik olmuş ve bir sürü Türkü öldürmüşmüdür?
Çerkes Ethem Yunan'la savaşmayıp ta Yunan'la birlikte Türkler'le mi savaşmıştır?
Yunan dostu Ethem'i niye yardıma çağırdınız çapanoğlu ayaklanmasında?
Ethem kuvvetleri kuvvai-seyyarenin temelidir,Ethem batı cephesinde yunanaı tutmasaydı zor kazanılırdı kurtuluş savaşı.
Hele Hele topyekün Çerkesler Yunan'lılarla bir olup ve onlarla anlaşıp Anadolu'nun işgalinde aktif rol oynasalardı o zaman ne yapardınız acaba?
kandahar
11-10-2008, 20:12
:D
İngiliz Kemal'i İzmir'de kimin Yunanlılar'a ispiyonlayıp hapse atılmasına sebep olduğunu bilen var mı? Cevap bekliyorum.
Sorulanlara cevap verilmeyipte soru sorulması da etik değil:)
kandahar
11-10-2008, 20:48
Abi soruların soru değil ki? Ne diyeyim şöyle olsaydı böyle olsaydı türünden sorulara? Sonra Çerkesler haindir diyen mi oldu? O zaman ben de "Türkler büyük bir merhamet ve alicenaplık göstermeseydi bu sorduğun soruları bile soramayacaktın çünkü Rus postalları altında ezilmiş olacaktınız" mı diyeyim yani anlamadım ki?
Ethem birliklerini milli mücadele katmış, kendisi katılmamış ve Yunanistana geçmiştir. Ethem ile Mustafa Suphilerin tasfiyesi aynı döneme tekabül eder bunu da bir not olarak belirteyim.
saygılarımla
"Ben milletime ve tarihe hain diye tanıtılmış, gıyabında idama mahkûm edilmiş bir adamım. Ama hakikatte ben, asgari bana böyle diyenler kadar vatanperverim. Ve Milli Mücadele'de hepsinden kıdemliyim. Ben hain olmaya icbar edildim, buna rağmen hain olmadım. Şimdi hakikatleri açıkça konuşabilecek miyiz? Hepimiz adil ve bitaraf hâkimler önüne çıkabilecek miyiz? Haydi bunlar oldu diyelim; ya zihinlere yerleştirilmiş menfur kanaatleri nasıl ıslah edeceğiz. Burada gurbette ölürüm, fakat hiç olmazsa günün birinde doğru tarihin hakikatları ele almasını ümit ederek gözIerimi kaparım." ETHEM
http://www.circassiancanada.com/tr/arastirma/0047_cerkes_ethem.htm
CEMAL KUTAY
…..Mondros mütarekesinden sonra ta meclisin kurulmasına kadar, ne Erzurum kongresinde, ne Balıkesir kongresinde, ne Alaşehir, ne Sivas kongresinde bulunmamış insanlar, İstanbul un işgalinden sonra sığınacak yerleri kalmadığı için, mecbur kaldılar Anadolu ya geldiler. Mücadele bunun mücadelesidir. Milli mücadelede öncekiler ve sonrakiler mücadelesidir…..
…. Ethem iki şık arasında tercihe mecbur bırakılmıştır; Ya üzerine sevk edilen askerlere karşı koyacak kardeş kanı dökülecektir, veyahutta bırakıp gidecektir. Nereye gidebilir? Yunana. Hayır en büyük tarihi hakikat şimdi size söyleyeceklerimdir. Ethem Yunan a iltica etmemiştir.Ethem geciş hattı istemiştir.
…..İnsanlara Hain demek kolay,kaldiki kendini müdafa etme hakkından mahrumsun, Kahraman demekte kolay, çünkü kimse kendisine kahraman denilmesini tekzip etmez. Bizim milli mücadelemiz kronolojisi sıhhatle yazılmamış olan bir buhran dönemidir. Ethem yanına kimseyi almadan gitmiştir, ve yanındakiler gelelim diye dayatmışlardır, dövüşelim demişlerdir, ikisini de reddetmiştir. Bir kulübesi bile olmayan bir nehir kıyısında kalbi duran bir adamın, layık olmadığı halde hain damgasıyla damgalanması vicdanları rahatsız etmektedir.
http://www.uzunyayla.com/icerik/448/ethem-beyin-mezari-turkiye-ye-getirilmelidir.html
kandahar
12-10-2008, 02:35
Ethem birliklerini milli mücadele katmış, kendisi katılmamış ve Yunanistana geçmiştir.
Birliklerini katacak adam kendisi de katılır. Birliklerini dağıtmış bir kısım adamıyla birlikte de Yunanlılar'a sığınmıştır biliyoruz biz. Bunun yanında Ethem'in ağzından TBMM aleyhine propaganda da yapılmıştır Yunanlılar'ca, kaldı ki tek başına İzmir'de bir restoranda gördüğü İngiliz Kemal'i tanıyıp Yunanlılar'a yakalatması bile sizin göstermeye çalıştığınız gibi bir ahlak abidesi olmadığını kanıtlamaya yeterlidir.
Ve Milli Mücadele'de hepsinden kıdemliyim.
Ethem'in sürgünde söylediği buna benzer sözler çoktur. Bunlar yine Ethem'in kişiliğini ele verir yapıdadır. Kişinin bir zamanlar yaptıkları sonraki hatalarını düzeltmez. Kahramanlık da bir kere yapıştırdın mı üzerinden çıkmayan bir apolet değildir, Vichy hükümetini duymuşsunuzdur, peki Mareşal Petain'in 1. Dünya Harbi kahramanı olduğunu kaç kişi bilir? İnsanları bütün olarak değerlendireceğiz hayatının belli bir kısmında yaptıklarıyla değil.
Ethem çeşitli başarılar kazandıktan sonra TBMM'nin ve yeni hükümetin kuruluşuyla birlikte geri planda kalmaya başlamış, doğal olarak İstanbul'dan gelen kurmaylar ondan önemli roller üstlenmeye başlamıştır. Askerliğin ve savaşın doğası budur, subaylar düzenli ordu olmadan savaşın kazanılamayacağını biliyorlardı dolayısıyla düzenli ordu kurulmak zorundaydı. Ethem'e de doğal olarak bu yönde emir verildi, fakat Ethem bilgisizliği yahut ikbal hırsı (muhtemelen her ikisi) yüzünden bunu kendine yöneltilmiş olarak algıladı. Düzenli orduya katılmayı reddetti, hükümet emrine girmedi, başına buyruk davranmak istedi. Savaş şartlarında bunları yapmak hainliktir. Dolayısıyla Ethem'in vatana ihanetle suçlanması doğru bir karardır. Bunların olmasını istemeyen adam paşa paşa gidecek düzenli orduya katılacak ve haddini bilip kendini bulutların üzerinde görmeyecekti, Çerkes Ethem olmasa Karayılan olurdu, Karayılan olmasa Filancalı Mehmet olurdu, Türk milleti tarihi boyunca asla tek bir şahsın kadrine muhtaç olmamıştır bunu anlayamayıp kendisini milletin üstünde görenler de böyle süpürülür kapı önüne konulur.
Okumadan bilmeden alim olan yeğenim Kandahar,
Nerede buldun Kemal'i Ethem'in yakalattığı bilgisini,Ethem de Teşkilatı Mahsusa' nın adamıdır.
İngiliz KemalAntalya'da Çerkez Ethem'in fotoğrafçısı Necati tarafından tanınır ve yakalanır.
http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=189650&p=2
Birinci Dünya Savaşı 'nın başlangıcında büyük ağabeyi Reşit Bey aracılığıyla Teşkilât-ı Mahsusa ile ilişki kurar. Teşkilat-ı Mahsusa ile ilişkili olduğu dönemde Ruslara, İngilizlere çesitli yörelerde faaliyetler yürüttüğü bilinir. Ancak fazlaca bir detay yoktur. En somut bilgi Teşkilat-ı Mahsusa içinde yer aldığı dönemde Irak seferinde yaralandığı ve yaralı olarak Bandırma 'daki baba evine döndüğüdür.
İngiliz Kemal, defalarca düşman arasına girip istihbarat toplar. Ama en büyük başarısı Aznavur’la görüşmesidir. Amerikan Mister Düri olarak Aznavur çetesine katılır. Amerikan hükümetinin silah ve cephane göndereceğini bildirir ve Aznavur’a ihtiyaçlarını sorar. Sonra da Aznavur’un olanaklarını Ankara’ya bildirir. Kuvayı Milliye de o bilgiyle Aznavur çetesini tepeler.
http://www.biyotarih.com/?p=321
Tepeliyen kim? Çerkes Ethem( anzavur Ahmet'te çerkes bu arada belirteyim)
Anzavur Ahmet İsyanı
"Salihli komutanı Ethem Beyefendiye (10 Mart 1920) Biga civarında kuvvetlerimizi bozmayı başaran Anzavur melunu birkaç gün önce Gönen üzerine ilerleyerek Kaymakam Rahmi Bey alayını yenmiş... Esir ettiği subayları ve askerleri halife adına yemin ettiriyor. Sonra serbest bırakıyor. Böylelikle zihinleri karıştırıyor. Ve Kuvayi Milliye aleyhine tahrik ediyor. Durumu tehlikeli gören kolordu komutanlarımız Yusuf İzzet Paşa, Bandırma 'dan çekilmiş, Anzavur ise Bandırma'ya girmiştir... Asilerin Balikesir'i ellerine geçirmeleri, Yunanlılarla ilişki kurmalarına olanak sağlayacaktır ki, bunun ne kadar vahim bir sonuç doğuracağını tahmin edebilirsiniz... Bu yüzden bizzat ve herhalde kafi bir kuvvetle ve süratle Balikesir'e hareket ediniz. 28. Tümen Komutani Albay Kâzım Bey[8] (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87erkez_Ethem#cite_note-7). Kuvayi Seyyare komutanı Çerkez Ethem bu telgrafı aldıktan iki gün sonra Balikesir'e ulaşır. 9-10 saat süren bir yoğun çatışma sürecinden sonra Anzavur Ahmet'in kuvvetleri büyük bir bozguna uğrar. Anzavur kuvvetlerinin dağıtılmasından kisa bir süre sonra Genel Kurmay Başkanı İsmet İnönü ile Çerkez Ethem arasında şu telgraf konuşmasi geçer:
"Inönü: Merhaba Ethem Bey! Nasılsınız, iyisiniz inşallah. Gazanız mübarek olsun.
Ethem: Merhaba Efendim. Teşekkür ederim. Ben iyiyim. Siz nasilsınız?
İnönü: Genel durumumuz iyi değil. Mustafa Kemal Paşa ve Reşit Bey yanımdalar. Makine başındayız. Size genel durumu izah ederken bazı acı haberler de verecegim.
Ethem: Söyleyiniz efemdim. Acı da olsa gerçeği bilmek daha iyidir.
İsmet Bey: Sizinle şu görüşmeyi temin edebilmek için çok zorluğa uğradık. Bazı yerlerde şimendifer tellerinden yararlandık. Birçok yerde itibarımız yoktur. Merkezde ise kuvvetimiz kalmadı... Bulunduğunuz yerde ikinci derecedeki işleri tümen komutanı Kâzım Bey'e bırakarak, Geyve Boğazı'nda Ali Fuat Paşa 'nın yardımına koşmanızı rica ederiz.
Ethem: Yarın Geyve'ye hareket edeceğim.
Çerkes, dediği gibi yapar. Geyve'ye ulaşır ulaşmaz hemen bir taarruz planı yapar.
Çerkez Ethem'in kuvvetleri ile İstanbul hükümetinin gücü olan Kuvva-yı İnzibatiye Kuvvetleri arasında, Geyve Boğazı'nin gerisinde şiddetli bir çatışma yaşanır. Kuvay-i Seyyare büyük bir başarı kazanır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87erkez_Ethem
"Beni ihanetle itham edenlere soruyorum: Ben ne zaman, hangi tarihte ve mevzide esasen müdafaa ettiğim cepheden bir adım dönmüşümdür, bir tek kardeş kanı dökmüşümdür?" Çerkes Ethem
Atratürk başarısız olsa idi ne denecekti?
Kişisel ihtirasları yüzünden milleti helak etti denir di en azından. Mustafa Kemal'in sanki hiç kişisel ihtirasları yokmuş gibi anlatılıyor.
Vahdettin hainmidir, bence değildir. Ethem haydi haydi değildir.
Ethem'i değerlendirirken empati yapmak lazım, onun kadar cesur olabilirmisiniz mesela...
çerkezleri savaşa sokabilirmisiniz...
Ethem olmasa Kurtuluş Savaşı olurmuydu???
Vahdettin olmasa Kurtuluş savaşı olurmuydu???
Vahdettin kadar onurlu bir padişah gelmişmidir Osmanlıya?
Siyasi kararlarınız yanlış olabilir ama buradan yola çıkarak insanlara hain denemez.
Hain para, pul için karşı taraf lehine çalışan demektir.
Selamlar.
kandahar
12-10-2008, 15:31
Okumadan bilmeden alim olan yeğenim Kandahar,
Nerede buldun Kemal'i Ethem'in yakalattığı bilgisini,Ethem de Teşkilatı Mahsusa' nın adamıdır.
Gazete ve dergilerden alim olan amcam Aydoe. Ben verdiğim bilgiyi İngiliz Kemal'in kendi otobiyografisinde okudum. Verdiğiniz gazete linkini kim yazmışsa fena sallamış hem de çok fena sallamış. Bir kere Antalya'da Yunanlılar yoktu bile.:)
kandahar
12-10-2008, 16:11
Atratürk başarısız olsa idi ne denecekti?
Kişisel ihtirasları yüzünden milleti helak etti denir di en azından. Mustafa Kemal'in sanki hiç kişisel ihtirasları yokmuş gibi anlatılıyor.
Böyle yorumlarsak dünya tarihinde hain yoktur. Hainlik kişinin ihtirasları aklının önüne geçtiği ve millet aleyhinde eylemlere giriştiğinde ortaya çıkar.
Bu bakımdan Mustafa Kemal'in ihtirasları aklının önüne geçmiş midir diyebilir misiniz?
Peki Ethem'in ihtirasları aklının önüne geçmiş midir yoksa Ethem başından sonuna kadar sağduyulu hareket etmiştir de kaderin garip bir cilvesi olarak mı başına bunlar gelmiştir?
İngiliz Kemal'in otobiyografisi yok ki yeğenim:D
Sende varsa bastıralım ,Yüzbaşı Zekeriya Türkmen’in yazdığı kirtap var.
Bak bakalım elindeki kitap kaç yılında basılmış?
İngiliz Kemal 1966 da öldü,bir de otobiyografi ne demek ona bak lütfen:)
kandahar
12-10-2008, 17:18
http://kitap.antoloji.com/ingiliz-kemal-ahmet-esat-tomruk-milli-mucadele-donemi-hatiralar-kitabi/
İşte o linkini verdiğin kitabı öğretmen yüzbaşı Zekeriye Türkmen yazmış,yani otobiyografi değil.
Ha çokta dert değil sen Ethem'in vatan haini olduğunu düşünebilirsin ama şu an vatanının var olmasında onun büyük katkıları olduğunu da unutma.
Vatanını belkide hepimizden çok seven ve vatan şiirleri yazan Nazım da vatan hainiydi zaten.
Yürek değil be
Çarıkmış bu manda gön'ünden
Teper hababam teper
Paralanmaz
Teper taşlı yolları
Teper hababam teper
Teper taşlı yolları
Bir vapur geçer varna önünden
Uyy Karadeniz'in gümüş telleri
Bir vapur geçer Boğaz'a doğru
Nazım usulcacık okşar vapuru
Yanar elleri
Yanar elleri
Karşı yalı memleket
Sesleniyorum varnadan
İşitiyormusun Memet
Memet...
Karadeniz akıyor durmadan
durmadan
Deli hasret
Deli hasret
Oğlum, sana sesleniyorum
İşitiyormusun Memet
Memet...
Bir vapur geçer varna önünden
Uyy Karadeniz'in gümüş telleri
Bir vapur geçer Boğaz'a doğru
Nazım usulcacık okşar vapuru
Yanar elleri
Yanar elleri
Nazım HİKMET
Çerkes Ethem'in tasfiyesi, Mustafa Suphi'nin tasfiyesi, Yeşil Ordu'nun tasfiyesi, KOçgiri'ye müdahale hepsi aynı zaman diliminde olmuştur. Ocak 1921; ilginç oldugunu düşünüyorum. Bundan çok kısa bir süre sonra Tokat milletvekili Nazım komünistlikten yargılanıp 15 sene kürege mahkum edilmiş ancak 1922 de affedilmiştir. Halbuki Nazım ilk mecliste Mustafa Kemal'in listesini delerek İçişleri Bakanı seçilmişti.
Ethem'in bir bolşevik taburu vardı. Suphi'nin Anadoluya geçmeyi bekleyen 1200 kişilik bir bolşevik alayı vardı. Eskişehir ve Trabzon'da bolşevik örgütlenmeleri vardı ki Eskişehir Ethem'in karargahıdır.
Ethem istisnasız tüm zenginlerin mallarını zoralıma tabi tutuyor ve elde ettiklerini mücadele için harcıyordu.
Ethem Çerkes dir adı üstünde nasıl Türklere ihanet edebilir ve hain olabilir.
Ethem yalnızca kendisi için Yunanlılardan geçiş izni istemiştir, tüm adamlarını ise milli mücadeleye göndermiştir.
Ethem'in ve Suphi'nin tasfiyesini birlikte ele almazsanız tarihi dogru okuyamazsınız.
Sonradan daha ayrıntılı olarak açmak üzere.
saygılarımla
Çerkes Ethem Olayını bir de Atatürk'ten okuyalım:
http://www.uslanmam.com/cumhuriyet-tarihi/36216-nutukta-cerkez-ethem-olayi.html
Böyle yorumlarsak dünya tarihinde hain yoktur. Hainlik kişinin ihtirasları aklının önüne geçtiği ve millet aleyhinde eylemlere giriştiğinde ortaya çıkar.
Bu bakımdan Mustafa Kemal'in ihtirasları aklının önüne geçmiş midir diyebilir misiniz?
Peki Ethem'in ihtirasları aklının önüne geçmiş midir yoksa Ethem başından sonuna kadar sağduyulu hareket etmiştir de kaderin garip bir cilvesi olarak mı başına bunlar gelmiştir?
Mesele iktidar mücadelesidir ve Mustafa Kemal kazanmıştır, ötesi yok.
Ethem acemiydi, Mustafa Kemal tecrübeli gün geldi Ethem'i bitirdi.
Çoğu zaman böyledir savaşı kazananlar iktidar olamazlar. Örneği de çoktur.
Roma'dan uzaktaydı Ethem.
İnönü'yüde gördük. Atatürk'ün milli mücadele arkadaşlarınıda. Hepsi pür-i pak değildi, çoğuda Ethem'den daha masum değildi.
Tarihi her zaman kazananlar yazmıştır. Yıllar geçtikten sonra da artık tarihi bize ögretildigi gibi okumaya alışıyoruz. Buna resmi ideoloji deniyor ve biraz da bir milleti bir arada tutmaya yarıyor. Ben bu başlıkta bu kez sondan başa dogru gitmeye çalışacagım.
Çerkez Ethem Kütahya'ya çekildikten sonra gene görüşmeler devam eder.İlk olarak kardeşi Reşit Bey Kazım Özalp ile birlikte Kütahya'ya yollanırlar. Ancak onun arabuluculugu da bir fayda vermez. Kazım Özalp Ethem ile görüşmesinde Ankara'nın samimiyetine güvendigini, eger olayların gerçekten kendisinin anlattıgı gibi ise buna kendisinin de tavır alacagını söyler. Hatta "Ankara size saldırırsa ben de karşılarında bulurlar " der. ( Çerkez Ethem'in Hatıraları sf 146 )
Kazım Paşa Ankara'ya döndükten iki gün sonra grup komutanlıgından uzaklaştırılır. Sadece mecliste milletvekili olarak kalır. Onun dönüşünden sonra beş kişilik uzkalaştırma kurulu ki buna Ögüt Kurulu denilmiştir, Ethem'i ziyaret eder. Heyette Balıkesir Mebusu Vehbi, Saruhan Mebusu Celal Bayar, Eskişehir mebusu Eyüp Sabri, Antep mubusu Kılıç Ali ve Ethem'in agabeyi Saruhan mebusu Reşit Bey yer alır.
Ögüt Kurulu Kütahyaya gelince Çerkes Ethem ve kardeşleri ile görüşmelerinde ikna olurlar ve Mustafa Kemal'in beklemedigi görüşler bildirirler. Mustafa Kemal'in Çerkes Ethem'in kuvvetlerinin cepheden geri gelip Batı cephesine yıgınak yapmalarının anlamının sorulması istegine kurul şu yanıtı verir: " Üzülmeyiniz, yanlış yorumlamayı gerektirecek bir davranış yoktur"
Mustafa Kemal bu yanıtı alınca " Kurul ya aldanıyor, ya da tutukludur " yargısına varır. Halbuki bu kurulun içten inancıdır ve bunların savunma tedbiri oldugunu söylerler. Ayrıca Rafet Paşa ile Fahrettin Altay Paşanın görevden alınmalarını 26/27 Aralık 1920 tarihli telgrafla Mustafa Kemal'den isterler.
Mustafa Kemal 27 Aralık 1920 tarihinde Batı ve Güney Cephesi komutanlarına şu telgrafı çeker :
Kütahyadaki kurulun cevabı, Kuvvayı Seyyare işinin artık barış yoluyla ve siyasetle çözümünün mümkün olmayacagını ispat etmiş ve sorunun kuvvet zoruyla çözümlenmesi geregi ortaya çıkmıştır. Bunun son safhasını şimdiden meclise bildirmeye ihtiyaç yoktur. Başarı ile sonuçlandırırsak, Meclisin yaptıklarımızı onaylayacagı kuşkusuzdur. Haklı oldugumuzu ispat edecek yeteri kadar belge ve delil mevcuttur. (Yalçın Küçük- Türkiye Üzerine Tezler cilt 2, aktarma sf 690 )
Yalçın Küçük bu olayı şöyle degerlendiri :
1- Çerkes Ethem isyan etmiyor. Her ne pahasına olursa olsun isyana zorlanıyor.
2- Çerkes Ethem'e karşı savaş meclise haber erilmeden açılıyor.
3- Başarı mutlak olarak gerekli görülüyor.
4- Mustafa Kemal haklı olduklarını, belge ve delillerle, fakat sonucu aldıktan sonra kanıtlayabilecegini, cephede dogrudan dogruya savaşacak arkadaşlarıa inandırmaya çalışıyor. ( age. sf 690 )
Yani uzun sözün kısası mahkum önce idam ediliyor, sonra yargılanıyor.
29 Aralık 1920 günü Ögüt Kurulu henüz Ethem'in evinde misafir iken sinirleri çok bozuk olarak meclise meşhur telgrafını çeker :
" BU israflar içinde milletin savaşa devam olanagı kalmıyor. Bir yıldan beri devamlı toplantı halinde bulundugunuz halde, bu süre içinde yaptıgınız en büyük iş, kendi maaşlarınızı 300-400 liraya çıkarmak olmuştur. Herhalde aylardan beri ordu arasına sokulan fitnelerden haberdar oldugunuz halde, bir gizli oturum ile bunları giderme ve önleme yürekliligi gösteremediniz. Hükümet üyelerinin her biri dalkavukluk ederek kutsal göreviniz kişisel çıkarlarınıza feda etmiş görünüyorsunuz. (Çerkez Ethem age sf 167 )
İşte bu telgraf Ethem'i hain ilan eden telgraftır. Ethem Mustafa Kemal'e istedigi kozu vermiş ve onu 29 Aralık günü yenilgiden kurtarmıştır. Bunu son derece aptalca bularak anılarında şöyle yazar :
" O zaman meclis iki gruba ayrılmış. Bir kısmı bizi tutmaktadır. İsmet Bey ordusu ile üzerimize geldigi günlerde, Millet Meclisine çekmiş oldugum telgrafı Mustafa Kemal mecliste okumuş ve iki oy farkla taraftar kazanmış.
Telgrafı eline alan Mustafa Kemal Paşa : Ethem Bey, işte bu telgrafıyla, Genel Kurulumuzu açıkça aşşagılıyor ve tehdit ediyor. Kutsal meşruiyetimize saldırıyor. İsyan durumuna geçmiş. Batı Ordusu komutanı İsmet Bey birlikleriyle savaşa tutuşmuş bulunuyor demiştir. Gerçekten de telgrafımla son ve yeni bir silah vermiştim. Böylece meclisten bekledigim müdahale de boşa çıkmıştı. ( age. sf 176 )
Açıkça görülecegi üzere Mustafa Kemal orduya saldırı emrini 27 Aralık'ta veriyor. Ethem telgrafı henüz meclis heyeti onun evinde iken 29 Aralık ta çekiyor. Ve bu telgraftan sonra hain ilan ediliyor. 29/30 Aralık tarihli oturumunda Meclis ise bu kararı 2 oy farkla alıyor. Bir sonraki iletide meclisteki tartışma ve Yunana geçiş sürecini gözden geçirdikten sonra bu olayın gerçek, nesnel ve sınıfsal koşullarını aramaya başlayabiliriz.
saygılarımla
29/30 Aralık 1920 de meclis 2 gün üstüste Çerkes Ethem ile ilgili toplanır. Mustafa Kemal Ethem'in hainligine kanıt olarak 29 Aralık tarihli telgrafı gösterir. Önce konuşmasına Ethem'i överek ve mücadelesini anlatarak, yararlılıklarını sayarak başlar. Sonra ise şu çarpıcı sözleri de söyler :
"Evvela Bolşevikleri igfal etmek, komünist renk ve şekil ve kisvesinde görünmek, Bolşevikleri aldatmak, Bolşevikleri bu memleket içinde bir feveran, derhal bir intihab bir ihtilal yapmak imkanı oldugu kanaatını vermek istediler. Diger taraftan bolşevikler de bu adamların böyle mesnetsiz ve mezhepsiz olduklarını anlamışlardır. Bolşeviklerle, Yunanlılar'la, aynı zamanda İstanbul'a ve aynı zamanda İngilizler'le böyle muhtelif kisvelere ve renklere ve zihniyetlere bürünerek muhtelif siyasetler takip ve muhtelif siyasetler düzdüler. ( Kazım Öztürk- Atatürk'ün TBMM açık ve Gizli Celse Oturumlarındaki konuşmaları c1 sf 412 )
Bu noktada Ethem'in tasfiyesinin esas sebepleri konusunda ciddi bir ipucu yakalamış bulunuyoruz. Aynı dönemde Mustafa Suphilerin de ortadan kaldırıldıgını hatırlarsak puzzle tamamlanmış olacaktır. Ancak bu meseleyi geriye dogru sürdügümüz vakit karşımıza çıkanlar daha da aydınlatıcı olacaktır.
Ethem'in mecliste çok fazla taraftarı oldugu biliniyor. Kaldı ki tüm bu konuşmalar ,Atatürk'ün agırlıgı ve etkisi ve telgrafa ragmen oylama 2 oy farkla Ethem'in aleyhine sonuçlanıyor. Bu oturumdaki tartışmaları bilmiyoruz, ya tartışma yoktur ya da bize ulaşamamıştır. İki günlük oturumda sadece Karesi mebusu Basri Bey konuşuyor, şöyle diyor :
"Bendeniz şahsen Ethem Bey'le şimdiye kadar görüşmedik, tanışmıyorum Yalnız bugüne kadar milli mücahit olarak alkışlanan Ethem Bey'in meclisin teşekkülüne amil oldugu beyan edilmek suretiyle, makamı riyaseten alkışlanan Ethem Bey, eger fena ise fenalıkları daha evvelce görülmek icap ederdi. Ne bir fırka, ne bir şahıs namına degil, yalnız kendi kanaatı vicdaniyeme istinaden arz ediyorum Paşa hazretleri benim kendi kanaatı vicdanıma göre Ethem Bey'de bir ihanetten ziyade bir idaresizligin neticesi vardır. "
KOnuşmasına devamla Basri Bey; Ethem Bey'in Balıkesir'e üç defa hareket için geldigini hiç bir çapulculugu vs görülmedigini ve hiç kimsenin bir tek tavuguna bile dokunmadıgının ispat edildigini söylüyor. Bu durumda Kazım Bey'in de şahit oldugunu söylüyor ve ümmeti muhammedin kanının düşünelim, birbirine kırdırmayalım diyor. Son olarak da gene Mustafa Kemal'e cevaben :
"Eger bu adam fena olsaydı, fenalıgı daha evvelden mekşuf olurdu. Pek çok adamlar vardır ki halleri şayanı teesüftür. Söylemek istedigim noktaları dahi biraz imalı olarak söyleyecegim. Çünkü buna içimizde teşvik etmiş zevat var." ( age sf 393-394 )
Oylama sonucunda 2 oy fark ile Ethem mahkum edilir, Reşit Bey'in milletvekilligi düşürülür. Diyarbakır mebusu Hacı Salih'in İstiklal mahkemesine sevki önerilir.
Bu arada İsmet Paşa Kütahya'ya dogru yürürken Ethem'in kuvvetleri şu şekildedir :
2326 milis ( bunun 200 kişisi piyade ) 159.Alayın tüm mevcudu ile toplam 4650 kişi, 6 makinalı tüfek, 4 top vardı. Üzerine yürüyen ordu birlikleri bunun iki katı idi. " (Dogu Ergil- Milli Kurtuluş Savaşının Sosyal Tarihi s 250-256 )
Görüldügü gibi hiç de azımsanmayacak bir birliktir bu. Bu arada Çerkes Ethem meclisten hakkında çıkan isyancılıgı bagışlanmak kaydıyla, teslim olursa hayatının bagışlanacagı kararını kuşkuyla karşılayarak ciddiye almaz. Askerlerini toplayarak onlara durumu anlatır. Ayrılmak isteyenin silahını bırakmak kaydıyla ayrılabilecegini, dileyenin düzenli orduya katılabilecegini söyler.
Ethem askerlerinin önüne bu seçenekleri koyduktan sonra Yunanlılardan sıgınma talebinde bulunur ve ateşkes yapılır. Önce kardeşleri Reşit ve Tevfik sıgınır fakat Ethem bir türlü teslim işini gerçekleştiremez. Ocak 1921 de kardeşlerine şu mektubu yazar :
" Yunanlılarla aktettiginiz iltica protokolu nefsime agır geldiginden dolayı sizi takip edemeyecegim Beni mazur görünüz. Kuvvayı Seyyare efrad ve zabitlerini istedikleri herhangi bir tarafa gitmekte serbest bıraktım. Hepsini dagıttıktan sonra ben de karargahımla semti meçhule müteveccihen gidiyorum. ( Çerkez Ethem age sf 177 )
Ethem askerlerinin önüne üç seçenek kor :
1- Düzenli orduya teslim olmak
2- Yunanlılara sıgınmak
3- Daga çıkarak özgürlügü seçip mücadele etmek.
Ethem'in adamlarından Kaplan Naci 5 Ocak 1921 de Mustafa Kemale telgraf çekerek teslim oldugunu bildirir. 8 Ocak 1921 de Doktor fazıl Batı Cephesine bir telgraf çekerek 300 atlısıyla sıgınmak ister. 16 Ocak ta Yüzbaşı İsmail Hakkı Bolşevik taburu diye bilinen birligini 5 subay ve 261 atlısıyla terhis ettigini bildiren telgrafı Genelkurmaya çeker. Serezli Pehlivan adamlarıyla daga çıkar ve yunanla çarpışmaya devam eder.
Çerkez Ethem ise bu kararından sonra 50 kadar adamıyla beraber daga çıkar. Fakat barınma koşulları zorlaşınca 1921 Şubatnda çagırdıgı bir Yunan birligine teslim olur.
Bundan sonrası o kadar önemli degil. Ancak görüldügü üzere Ethem elindeki birlikleri düzenli orduya karşı savaşa sürmüş olsaydı çok kan dökülecegi muhakkaktı. Ethem bundan kaçınmış ve bir kardeş kavgasına yol açmamıştır.
Şİmdi de Ethem neden tasfiye oldu bunu izlemeye çalışalım.
saygılarımla
Gene bağladın bolşeviklere, ya dilaver helal olsun. Dervişin fikri neyse, zikri de o olurmuş.:)
Şaka bir yana ilgi ile takip ediyorum yazını, çok ilginç bulduğumu söylemeliyim, eline sağlık.
Selamlar.
Demek teslim olsa Mustafa Kemal tarafından asılacağı endişesiyle daha merhametli olucağını sandığı yunanlılara sığınan bu şahıs asla hain olmamışmış.!!!
Vahdettin'in de hain olmadığını bu forumdan öğrenmiş olduk hamdolsun..İlginç tespitler bi o kadar da komik..
Tarih yeniden yazılıyo desenize..üstelik türk komünistleri tarafından.=)
Bundan sonrası o kadar önemli degil. Ancak görüldügü üzere Ethem elindeki birlikleri düzenli orduya karşı savaşa sürmüş olsaydı çok kan dökülecegi muhakkaktı. Ethem bundan kaçınmış ve bir kardeş kavgasına yol açmamıştır.
Resmi tarihi eleştirirken uydurma tarihe kapılmayalım sevgili Dilaver.
Çerkes Ethem'in düzenli orduya karşı savaştan kaçındığı doğru değil.
Tersine Demirci Mehmet Efe'nin birlikleriyle birleşip düzenli orduya karşı savaşma planı var. Demirci Mehmet Efe bastırılınca, bu defa kendisi ayaklanmaya kalkışıyor. İstanbul'a padişah'a bağlılık mesajı gönderiyor ve Yunan'lılara onlara karşı savaşmayı bıraktığını, hedefinin Ankara olduğunu bildiriyor. Kardeşlerini gönderiyor ve protokol imzalıyorlar.
Ankara'ya da TBMM'ni tanımadığını bildiriyor.
Tüm bunlara rağmen Ankara, Çerkes Ethem'i kazanmaya çalışıyor.
Yunanlıların saldırısı başladığında, Çerkes Ethem'de birliklerinin yönünü düzenli orduya çeviriyor.
Ayrıca Yunanlılara katılırken askersiz, tek katıldığı doğru değil sanıyorum.
Araştıracağım.
Evet, Çerkes Ethem Milli Mücadele'ye çok büyük katkı vermiş bir kahramandır, ama sonuna kadar götürememiştir.
1- Düzenli Orduya geçmeyi reddetmiş midir?
2- Batı Cephesi komutanını tanımadığını bildirmiş midir?
3- Düzenli Ordu komutanlarını, TBMM'yi aşağılayıcı söz ve davranışlarda bulunmuş mudur?
4- Atatürk'ü tehdit etmiş midir?
5- Padişah'a bağlılık mesajı göndermiş midir?
6- Düzenli Orduya karşı isyana girişmiş midir?
7- Düşmanla, Yunanlılarla ilişkiye girip anlaşma imzalamış mıdır?
8- Düşmanın, Yunanlıların tarafına geçmiş midir?
9- Savaş sırasında kendi imzasıyla askerleri-subayları Yunan'a teslim olmaya çağırmış mıdır?
10- Bir insan daha nasıl ihanet edebilir?
Nazilli düştü.
Ateşi ve ihaneti gördük.
Dayandık
dayanmaktayız.
1920 Şubat, Nisan, Mayıs,
Bolu, Düzce, Geyve, Adapazarı :
İçimizde Hilâfet Ordusu,
Anzavur isyanları.
Ve aynı sıradan,
3 Ekim Konya.
Sabah.
500 asker kaçağı ve yeşil bayrağıyla Delibaş
girdi şehre.
Alaeddin tepesinde üç gün üç gece hüküm sürdüler.
Ve Manavgat istikametlerinde kaçıp
ölümlerine giderken
terkilerinde kesilmiş kafalar götürdüler.
Ve 29 Aralık Kütahya :
4 top
ve 1800 atlı bir ihanet
yani Çerkez Ethem,
bir gece vakti
kilim ve halı yüklü katırları,
koyun ve sığır sürülerini önüne katıp
düşmana geçti.
Yürekleri karanlık,
kemerleri ve kamçıları gümüşlüydü,
atları ve kendileri semizdiler...
Ateşi ve ihaneti gördük.
NAZIM HİKMET / KUVAYİ MİLLİYE DESTANI'NDAN
Bu bakış açısı ile Mustafa Kemal 'i de hain ilan edebilirsiniz sevgili pante.
Vahdettin Mustafa Kemal'i Anadolu'ya göndermemiş midir?
Bunun içinde para vermememiş midir?
Milli Mücadeleyi örgütlesin diye göndermemiş midir?
Vahdettin'e sadakat ve liyakatini ifade eden telgraf göndermemiş midir?
Sonrasında ne değişmiştir, buralar hep karanlık. Kim neye ihanet etmiştirin cevabı nerede? Kılıç kınını kesmiştir.
Bu tip değerlendirmelerin iki yanı keskindir, iki tarafıda keser.
Gediz de ise seyirci kalınmıştır, Ethem yenilsin de gözden düşürelim diye.
Ethem değilmidir aslında ilk direnen ve savaşa başlayan.
Vahdettin saraydan ayrılırken bir tek çöp yanına almamışdır. Bunlar devlet-i ali nin dir, doğru olmaz demiştir yakınlarına.
Ve birtakım mücevherleride saray mensuplarından bazılarına emanet etmiş ve o emanetçilerde Atatürk'e teslim etmişlerdir. Şimdi gösterin bu çapta, evsafta devlet adamlarını, Atatürk'ün tüm etrafındakiler dahil. İnönü'nün bıraktığı servet ortada.
Mustafa Kemal'in en büyük yanılgısı da budur, halktan insanlarla Cumhuriyeti ve devleti kurarım sanmıştır.
Selamlar.
Bu bakış açısı ile Mustafa Kemal 'i de hain ilan edebilirsiniz sevgili pante.
Haklısın.
Mustafa Kemal, saraya ihanet etmiştir. Saltanatın ve emperyalizmin hainidir.
Ama vatanın ve ulusun değil.
Vahdettin Mustafa Kemal'i Anadolu'ya göndermemiş midir?
Bunun içinde para vermememiş midir?
Milli Mücadeleyi örgütlesin diye göndermemiş midir?
Vahdettin'e sadakat ve liyakatini ifade eden telgraf göndermemiş midir?
Sonrasında ne değişmiştir, buralar hep karanlık. Kim neye ihanet etmiştirin cevabı nerede? Kılıç kınını kesmiştir.
Bu tip değerlendirmelerin iki yanı keskindir, iki tarafıda keser.
Gediz de ise seyirci kalınmıştır, Ethem yenilsin de gözden düşürelim diye.
Ethem değilmidir aslında ilk direnen ve savaşa başlayan.
Vahdettin saraydan ayrılırken bir tek çöp yanına almamışdır. Bunlar devlet-i ali nin dir, doğru olmaz demiştir yakınlarına.
Ve birtakım mücevherleride saray mensuplarından bazılarına emanet etmiş ve o emanetçilerde Atatürk'e teslim etmişlerdir. Şimdi gösterin bu çapta, evsafta devlet adamlarını, Atatürk'ün tüm etrafındakiler dahil. İnönü'nün bıraktığı servet ortada.
Mustafa Kemal'in en büyük yanılgısı da budur, halktan insanlarla Cumhuriyeti ve devleti kurarım sanmıştır.
Bu başlık Çerkes Ethem'le ilgili sevgili vgm.
Vahdettin hakkındaki bu yanlış bilgilerini bir başka başlıkta düzeltelim.
Ama gönül ister ki bu konuyu etraflıca kendin araştırasın.
Ethem sosyalist düşünceye yakın halkçı bir önderdir.Kuvvetlerinin çoğunluğu Çerkesdir.
Anzavur isyanının bastırılması oldukça kanlı olur,Çerkeslerden çok kayıp olur.
Bu olay Çerkeslerin siyasal kültürüne taşınmıştır.Yaşlılar sağda yer alan gençlere Anzavur,solda yer alan gençlere Çerkes ethem derler.
1- Düzenli Orduya geçmeyi reddetmiş midir?
Evet
2- Batı Cephesi komutanını tanımadığını bildirmiş midir?
Evet
3- Düzenli Ordu komutanlarını, TBMM'yi aşağılayıcı söz ve davranışlarda bulunmuş mudur?
Evet
4- Atatürk'ü tehdit etmiş midir?
Evet
5- Padişah'a bağlılık mesajı göndermiş midir?
Hayır
6- Düzenli Orduya karşı isyana girişmiş midir?
Hayır
7- Düşmanla, Yunanlılarla ilişkiye girip anlaşma imzalamış mıdır?
Hayır
8- Düşmanın, Yunanlıların tarafına geçmiş midir?
Hayır
9- Savaş sırasında kendi imzasıyla askerleri-subayları Yunan'a teslim olmaya çağırmış mıdır?
Hayır
10- Bir insan daha nasıl ihanet edebilir?
Kim kime ihanet etmiş?
5- Padişah'a bağlılık mesajı göndermiş midir?
Hayır
6- Düzenli Orduya karşı isyana girişmiş midir?
Hayır
7- Düşmanla, Yunanlılarla ilişkiye girip anlaşma imzalamış mıdır?
Hayır
8- Düşmanın, Yunanlıların tarafına geçmiş midir?
Hayır
9- Savaş sırasında kendi imzasıyla askerleri-subayları Yunan'a teslim olmaya çağırmış mıdır?
Hayır
10- Bir insan daha nasıl ihanet edebilir?
Kim kime ihanet etmiş?
Sevgili Aydoe;
Bu "Hayır" ları gerçekten konuya vakıf olarak mı veriyorsun?
Yoksa duygusal bir tepki mi?
Emin misin? Son kararın mı? :)
Pante
Çerkes Ethem askerini tasarrufunda serbest bırakıyor, ve agabeyleri Yunan a geçiyor, kendisi ise daga çıkıyor, bunları yazdım. Bu arada askeinden 25 subay ile 700 kadar kişi de Yunan tarafına geçiyor. Kendisinin daha sonra Yunan'a teslim olması yanındaki 50 kişi iledir.
Daha 20 Ocak 1921 de İstanbul'a yüce Sadrazamlıga başlıklı bir telgraf çekmişse de daha sonra İzmir'de Yunan'a sıgındıgında İstanbul hükümeti ilişki kurmak isterse de ilişki kurmaz.
Almanya'da bulundugu yıllarda 150 likler ile ilgili af çıkar. İki agabeyi geri dönmesine ragmen Ethem geri dönmez. Ethem ihanetten suçlanmayı içine sindiremez, yeniden yargılanmayı çok ister.
Ayrıca Ethem şu bildiriye de imza atmıştır :
Ey asker
Ey millet
Ben sizi müdafaayı memleket için davet ve ilbar ettim. Şerre ve ihtiraratı şahriyeye alet olmak için degil
Ey zabitan arkadaşlar; emir kulu olmaktan sarfı nazar ediniz.
Allahın kulu olunuz. Aksi halde geliyorum ha! Son pişmanlık fayda vermez.
Umum Kuvayı Milliye Kumandanı Ethem.
Teslim olduktan sonra yaptıgı tek hata budur. Bu bildiriler Yuna uçaklarından atılmıştır. Ancak Yunanlıların onu Tükiye aleyhine kullanmalarına meydan vermez.
Yukarıda Ethem'in ihanetine neden sayılan telgrafı ve tarihleri verdim. Ethem ihanet etmemiş, isyana zorlanmıştır. Bu ise İsmet Paşa tezgahıdır. Ali Fuat Batı Cephesi komutanı iken hiç bir şey yoktur. Bunları açmaya çalışacagım. O zaman Ethemin ve Mustafa Suphi nin tasfiyesi neden zorunluydu anlaşılır olabilecek.
Ethemin hain olması bu foruma gelen milliyetçi vatandaşların daha ilk iletilerinde ben ve benim gibi düşünenleri hain ilan etmelerine çok benziyor.
saygılarımla
Çerkez Ethem’in neden tasfiye edildigini anlayabilmek için birkaç sene geriye gitmek gerekiyor İlk olarak Yeşil Ordunun ne oldugunu görmek lazım.
Yeşilordu 1920 nin Mayıs ayında Anadolu’da kurulmuş gizli bir dernektir. 1920 sonbaharında ise kesin olarak fesh edilmiş ve Ankara’da o tarihlerde kurulan hem gizli hem de resmi komünist partilerine baglanılmak istenmiştir. Yeşilordu dernegi hükümete resmi bildirim yapmadan kuruldugu için gizli bir dernektir. Yoksa bu gizli örgütün varlıgından Mustafa Kemal’in de haberi vardır. Zaten bizzat yakınları tarafından onun onayıyla kurulmuştur. İşte gizliligi böyle bir gizliliktir.
Yeşilordunun bir de tüm İslam alemini içine alan bir de efsanevi yanı vardır. Bu efsane yeşilorduya ciddi bir prestij saglamıştır. 1917 Rus devrimi patlak verdigi zaman çarlık ordusu dagılır ve askerler cepheleri terk ederler. Eski emellerini canlandırmak isteyen Enver Paşa, üvey kardeşi Nuri Paşa komutasında 6000 mevcutlu 5 ve 36. Kafkas fırkalarıyla sayıları 10-12 bine varan Azeri gönüllü ve milislerinden bir birlik teşkil eder. Bu yeşil bayraklı İslam ordusunu Turan’a gönderir, Baku zapt edilir ve Hazar kıyılarından yukarı dogru ilerlenir.
Rusya’da yeşil ordu ise, iç savaş sırasında Kızılordu’nun yanında çogu Müslümanlardan oluşan, karşı devrimcilerle savşamak için kurulan orduya verilen addır. Kazım Karabekir anılarında “Kafkasya’nın Karadeniz sahilindeki Yeşilordu, Kızılordu’nun tahtı idaresine girmiştir” der. Sonuçta İslamiyetin kutsal rengi olan yeşil Müslüman ulusların bolşeviklerince bir simge olarak kullanılmıştır.
İngiliz Haberalma Örgütünün İstanbul Şubesince hazırlanan 29 Temmuz 1920 tarihli raporunda şu sözlere yer verilir :
Bolşevik etkisi, milliyetçi Türk çevrelerinde gitgide belirginleşmektedir. Şimdi de Türkçe İslam Ceridesi diye basılı bir yayını gizlice dagıtıyorlar. ( Mete Tuncay- Türkiyede Sol Akımlar sf 134 )
Mustafa Kemal’in de kurulmasına destek verdigi Yeşilordunun kurucuları şunlardır: Dr. Adnan Adıvar, Hakkı Behiç, Eyüp Sabri, Yunus Nadi, Hüsrev Sami, İbrahim Süreye, Muhittin Baba, Nazım, Hacı Şükrü, Reşit ( Ethem’in agabeyi) Şeyh Servet ve Celal Bayar.
Yeşilordu toplam 14 kurucudan oluşmuştur. Bunlardan üçü bakandır. Adnan Adıvar, Saglık; Hakkı Behiç, Maliye; Celal Bayar, Ekonomi bakanıdırlar. Yeşilordunun genel sekreteri bazı kaynaklara ve Mustafa Kemal’in Nutuk da belirttigi üzere Hakkı Behiç tir. Mete Tuncay ise eski Harput valisi Nazım Bey’in oldugunu söyler. Nazım Bey ilk mecliste Tokat milletvekili seçilir. Daha sonra Mustafa Kemal’in adayı Refet Paşa’ya karşı meclis çogunlugunun oyu ile İçişleri Bakanı seçilir. Yeşilordunun gelişmesi için Vakkas Ferit adındaki bir Bolşevik kaymakam çok çalışmıştır. ( Mete Tuncay age sf 153 )
Hakkı Behiç Yeşilordunun kuruluş ve amaçlarını şöyle açıklar :
Müslüman aleminde Rus Devrimini degişiklige ugratarak meydana getirecek bir sosyalist birligi fikrine çok baglıydım. Bu fikrimi Mustafa Kemal Paşa’ya da açmıştım. Paşa taraftar görünmüştü. Memeleket içinde Rus Bolşevizmine paralel bir akım hazırlamaya başlamıştık. Heyeti Temsiliye de hükümet işleriyle ugraşmak görevini üzerime aldıgım zaman, bir yandan inancıma deger kazandırmaya çalışırken, öte yandan da dıştan fikirleri hazırlamak üzere gizli bir örgüt kurmuştuk. Gizli olarak kurdugumuz örgütün adı Yeşilordu idi. Aynı zamanda Türkistan’da, İran’da, Azerbeycan’da başka bir çok kuruluşların varlıgını haber almıştık. (Dogan Avcıoglu- Milli Kurtuluş Tarihi c 2 sf 526 )
Gene Marksisit oldugunu söyleyen Hakkı Behiç Yeşilordunun kurulışu sırasında Ali Fuat Cebesoy’a şöyle konuşur :
Garbın memleketimizi yok etmek isteyen siyasetine karşı Şarka ve Rus İnkilabına yaklaşmakta memleket için büyük bir ümidi necat görmüştüm. Müslüman aleminde Rus İnkilabını tadilen vücuda getirecek bir sosyalist İttihadi fikrine baglıydım. ( Ali Fuat Cebesoy- Milli Mücadele Hatıraları sf 465 )
Yeşilordunun, Talimat ve Nizannamasi ile Eski Dünya neydi ? Yeni Dünyada Neler Oluyor , başlıklı bey paşa ve agalara tavrını belirten broşürleri vardır. Yeşilordunun İslamiyet ile Bolşevizmi birleştirme amacı Yeşilordu Talimatnamesi ve Nizannamesi adlı belgede açıkça ortaya çıkar :
Yeşilordu, antikapitalist, anti emperyalist ve anti militaristtir.
Yeşilordunun cihad bayragına şu sözler nakşedilmelidir: Asya Asyalılarındır
Yeşilordu, dünyada başlayan sosyalist ve özellikle de Bolşevik hareketin haydutluk olarak gösterilmesine karşıdır.
Yeşilordu toplum yaşamında tam bir kolektif çalışmayı ve hak hükümetini kabul eder.
Yeşilordu aileye saygılıdır, yolunu hak yolu, Allah yolu bilir.
En agır suç Emperyalizmdir. İdam cezası yalnız emperyalizmden yana olanlara verilir.
Yeşilordu Kızıl Devrim Ordularının en içten kardeşlikle sonsuza dek baglısı ve dostudur.
Görülecegi üzere Yeşilordunun amacı milli mücadelenin Kemalist kesiminin amaçlarının çok çok dışında ve üstündedir. Bolşevizmi İslamiyetle birleştirecek bir tür Yeşil komunizm fikrini benimsemektedirler. Yani yeşilordu başlangıçta Mustafa Kemal, Ali Fuat ve Yunus Nadi’nin belirledigi amaçların dışına çıkmıştır. Çerkes Ethem ve kardeşlerinin de katılımı ile iş çıgrından çıkar. Yeşilordu artık Çerkez Ethem kişiliginde yeni bir lider kazanmıştır. 1920 yazında yeşilordu Ethemci olur. Arkasından Eskişehir örgütü kurulur ve gelişir. Üstelik Ethem’in prestiji çok fazladır, gerçek bir halk kahramanı olarak görülmektedir.
Yeşilordunun Eskişehir ve Ankara örgütü kurulur. Tokat mebusu Nazım Mustafa Kemal’in adayı Rafet Paşaya karşı listeyi delerek İçişleri Bakanı olur. Mustafa Kemal bu duruma tahammül edemez ve Ethem Bey vasıtasıyla Nazım Bey’i bakanlıktan istifa ettirir. Ankara’da meclis içerisinde de Ethem Bey’in nufuzu çok fazlalaşır. Şerif Manatof gibi Sovyet temsilcileri Çerkes Ethem’i bir sosyal ihtilal lideri gibi görmeye ve göstermeye başlarlar.
Mustafa Kemal bu gelişmeler için şöyle der : “ Kurulmakta olan örgüt, yalnız ulusal birlikler meydana getirmek gibi sınırlı bir alandan çıkmış çok genel bir amaca yönelmiş. Örgütün kurucuları arasına, milletvekili bulunan Çerkez Reşit Bey ve Ankara üzerinden Yozgat’a gidip gelirken olacak Çerkez Ethem ve kardeşi Tevfik Beyler girmişler. Bundan başka Ethem ve Tevfik Bey birliklerinin bütün adamları, Yeşilordunun sanki temeli olmuşlar. Nutuk sf 347
Mustafa Kemal Yeşilordunun her yerde kendi adına kuruldugunu hatta yaverinin bile kendi bilgisi dışında Yeşilorduya kaydoldugunu örgenince şöyle der :
“Bu dernegin zararlı bir biçim ve nitelik aldıgı inancına vardım. Hemen kapatılmasını düşündüm. Tanıdıgım arkadaşları aydınlattım. Görüşümü söyledim. Geregini yaptılar. Ama gene yazman Hakkı Behiç Bey, dernegin kapatılmasıyla ilgili önerimin kabul edilemeyecegini ve uygulanamayacagını söyledi. Ben kapattırırım dedim. Bunun da olamayacagını çünkü dernegin düşünülenden daha büyük ve daha güçlü oldugunu ve bu dernegin kurucularının sonuna kadar amaçlarından ayrılmayacakları üzerine birbirlerine söz vermiş olduklarını özel bir durum takınarak söyledi. ( Nutuk sf 349)
Mustafa Kemal, Yeşilorduyu 1920 sonbaharında kesin olarak kapattıktan sonra burada oluşan muhalefeti kendi kontrolunda tutmak için derhal resmi olarak Türkiye Komünist Partisi diye bir parti kurdurur. Çerkes Ethem’e de bu partiye kendisi ile birlikte üye kabul edildiklerini bir mektupla bildirir.
Yeşilorducu Hakkı Behiç resmi partiye katılır ve genel sekreter olur. Tokat Mebusu Nazım ve çevresi ise Halk İştirakiyun Fırkasına katılır. Behiç partinin kuruldugunu Ethem ve komutanlara gönderdigi sevgili Yoldaş başlıklı şu mektubu ile duyurur :
“Parti resmen kurulmuş olup faaliyetini düzenlediginden ve eskiden kurulmuş olan gizli Yeşilordu örgütü dahi partiye dönüştügünden artık Bolşevizm, komünizm fikir ve ilkeleri üzerinde hiçbir dernek ya da kurulun, fotograflı kimligi ve yetki belgesi olmadan kim olursa olsun bir kişinin faaliyette bulunmasına izin verilmeyecektir. ( Dogan Avcıoglu age c 2 sf 289)
Görüldügü gibi 1920 senelerinde ekim devrimini fikirlerinin ve Bolşevizm hareketinin Anadoluda da ciddi bir biçimde taraftarı vardır. Çerkes Ethem’in elindeki kuvvetler ise Bolşeviklere meyilli ve onlarla birlikte davranma egilimindedirler. Milli mücadelenin başındaki Kazım Karabekirin dogudaki güçleri göz önüne alınmazsa en ciddi kuvvet budur ve Ethem bir halk önderi konumundadır.
Demek ki Ethem ve Bolşevizm ileride Mustafa Kemal ve arkadaşları için potansiyel bir tehlikedirler. Bolşevizm akımının önü ilk olarak resmi Komünist Partisi ile kesilmeye çalışılacak ve bu parti haricinde denetimsiz Bolşevik faaliyetlere izin verilmeyecektir.
Şimdi sıra Çerkez Ethem ile Bolşevizm arasında herhangi bir baglantı olup olmadıgını incelemeye geldi.
saygılarımla
Haklısın.
Mustafa Kemal, saraya ihanet etmiştir. Saltanatın ve emperyalizmin hainidir.
Ama vatanın ve ulusun değil.
Bu başlık Çerkes Ethem'le ilgili sevgili vgm.
Vahdettin hakkındaki bu yanlış bilgilerini bir başka başlıkta düzeltelim.
Ama gönül ister ki bu konuyu etraflıca kendin araştırasın.
Meselede bu pante Mustafa Kemal başarısız olsaydı, hain ilan edilecekti ve bütün fatura Mustafa Kemal'e kesilecekti nasıl mı;
Şöyleki: Mustafa Kemal padişaha ihanet ederek ülkeyi ikiye bölerek gücü bölmüştür ve bölünerek zayıflayan milli güçler emperyalistler için kolay lokma olmuştur. Kısaca Mustafa Kemal emperyalizmin oyununa gelmiştir denecekti. Böl, parçala, yönet.
Ve bu kez ben Mustafa Kemal'e hain denemezi savunuyor olacaktım. Mesele yaklaşımda sevgili pante.
Vahdettin konusuna gelince benim ulaştığım bilgilere siz yıllarca araştırsanız dahi ulaşamazsınız. Araştırın önerisini söylememe gerek de yok.
Beni ortaokul tarih kitapları pek ilgilendirmiyor açıkcası.
Selamlar.
kandahar
14-10-2008, 18:20
Şöyleki: Mustafa Kemal padişaha ihanet ederek ülkeyi ikiye bölerek gücü bölmüştür ve bölünerek zayıflayan milli güçler emperyalistler için kolay lokma olmuştur. Kısaca Mustafa Kemal emperyalizmin oyununa gelmiştir denecekti. Böl, parçala, yönet.
Bu olamazdı VGM amca çünkü zaten emperyalistler aleyhinde savaşan bir "padişahlık" ordusu ya da gücü yoktu. Dolayısıyla Mustafa Kemal'in ikiye böldüğü bir güç yoktur.
Vahdettin'in hain olmadığı tezi konusunda kararsızım, bir tarafta padişahın Mustafa Kemal'i elinde daha önce kimseye verilmemiş yetkilerle Anadolu'ya göndermesi var, diğer tarafta ise Mustafa Kemal'in bu konudaki ifadeleri (Vahdeddin'in şu meşhur "Paşa bu memleketi ancak sen kurtarabilirsin" şeklindeki cümlesinin hep bu kısmı bilinir, halbuki bu cümlenin sadece yarısıdır). Fakat her neyse Vahdettin dirayetsiz ve gafil bir padişahtı bunu da kabul etmek gerekir.
Vahdettin konusuna gelince benim ulaştığım bilgilere siz yıllarca araştırsanız dahi ulaşamazsınız. Araştırın önerisini söylememe gerek de yok.
Beni ortaokul tarih kitapları pek ilgilendirmiyor açıkcası.
Şu ulaştığın ve bizim ulaşamıyacağımız bilgileri bir aktarsan da biz de aydınlansak.
Malum biz ortaokul tarih kitabı bilgileriyle hep aldatılmışız. :rolleyes:
Senin için aşağıdaki linki güncelleyeceğim.
http://www.turan-dursun.com/forumlar/showthread.php?t=3365&highlight=hain+miydi
Ama önce Çerkes Ethem konusunu halledelim.
Ethemin hain olması bu foruma gelen milliyetçi vatandaşların daha ilk iletilerinde ben ve benim gibi düşünenleri hain ilan etmelerine çok benziyor.
Bu o kadar basite indirilemez Dilaver.
Sen ve senin gibi düşünenlerin suçlanması Çerkes Ethem'in ihanetine benzemez.
Benzeşmesi için PKK saflarına geçilmiş olması gerekir. Düşünceyle de değil, dağa çıkarak- Kandil'e geçerek. :)
Çerkes Ethem;
Mustafa Kemal'e, Yunus Nadi'ye ve Nâzım Hikmet'e göre 'vatan haini'dir.
Cemal Kutay'a göre 'büyük Turancı', 'milli kahraman';
Doğan Avcıoğlu'na göre 'başıbozuk', 'çeteci';
Bolşeviklere göre "Kemalistlerin solun içine yerleştirdiği provokatör";
İngilizlere göre 'Alman ajanı',
Almanlara göre 'Fransız-Antant ajanı'dır.
Şimdi soralım.
1918’de tarih sahnesine çıkan Çerkes Ethem 1948’de ölmüştür.
Bu 30 yıllık süreçte sosyalistliğine dair bir kanıt gösterebilir misiniz?
Doğrusu, Çerkes Ethem de 1920’lerin Bolşevik modasına kapılmış ama sosyalizmin bilimselliğine vakıf olmayan, o moda içinde İslamcı sosyalizmi amaçlayan fakat özünde İslamcı düşüncelere sahip biridir.
“Çerkes Ethem sosyalistdir” denildiğinde sadece 1-2 yıllık dönemindeki Bolşeviklik kisvesi değil, bu 30 yıllık süreçteki tutarlı sosyalist çizgisi olmalıdır ama yoktur.
Sayın Pante,
Konuya vakıf olmayı bırakın,konunun bizzat içindeyim.
Ne olduğunu ne bittiğini yaşlılardan dinledim,sizler gibi sonradan yazılmışlarla değil dönemi yaşamış insanlardan dinledim.
Babamdan dinledim onun büyüklerinden dinledim.
O bölgede yaşayan insanlardan dinledim.Eski Manyas'ta ( şimdiki adı soğuksu) Çerkes Ethem'in teslim olmadan önce kalmış olduğu eve gittim.Postacı ibrahim'in çocukları ölmüş torunları orada yaşamaktalar.Onlarla tanıştım son konuşulanları dinledim.
Yunana teslim olmadan önce 7 kişi ile gelmiş ve bir hafta onların evinde kalmış.
Babalarının anlattıklarını olduğu gibi aktardılar.
Bu savaşta en büyük kaybı ve acıları Çerkesler yaşamıştır.Binlerce Çerkes ölmüş yüzlercesi asılmış,bir sürü Çerkes köyü zorunlu göçe zorlanmış yerlerinden yurtlarından edilmiştir.
Ethem eğer hainlik yaptı ise Çerkeslere yapmıştır,Çerkesler adamı hain ilan etmez iken sizlere ne olduğunu hiç anlayamamaktayım.
Evet Mustafa Kemal ve İsmet İnönü akıllı insanlardı,Ethem'de ise cahil cesareti vardı,duygusaldı.
Kullanılmış ve tasfiye edilmiştir bari hain ilan edilmiyeydi.
Konuya vakıf olmayı bırakın,konunun bizzat içindeyim.
Ne olduğunu ne bittiğini yaşlılardan dinledim,sizler gibi sonradan yazılmışlarla değil dönemi yaşamış insanlardan dinledim.
Babamdan dinledim onun büyüklerinden dinledim.
O bölgede yaşayan insanlardan dinledim.Eski Manyas'ta ( şimdiki adı soğuksu) Çerkes Ethem'in teslim olmadan önce kalmış olduğu eve gittim.Postacı ibrahim'in çocukları ölmüş torunları orada yaşamaktalar.Onlarla tanıştım son konuşulanları dinledim.
Yunana teslim olmadan önce 7 kişi ile gelmiş ve bir hafta onların evinde kalmış.
Babalarının anlattıklarını olduğu gibi aktardılar.
Bu savaşta en büyük kaybı ve acıları Çerkesler yaşamıştır.Binlerce Çerkes ölmüş yüzlercesi asılmış,bir sürü Çerkes köyü zorunlu göçe zorlanmış yerlerinden yurtlarından edilmiştir.
Ethem eğer hainlik yaptı ise Çerkeslere yapmıştır,Çerkesler adamı hain ilan etmez iken sizlere ne olduğunu hiç anlayamamaktayım.
Evet Mustafa Kemal ve İsmet İnönü akıllı insanlardı,Ethem'de ise cahil cesareti vardı,duygusaldı.
Kullanılmış ve tasfiye edilmiştir bari hain ilan edilmiyeydi.
Tarih, akrabalardan, yakınlarından, çevresinden, hemşehrilerinden, yurttaşlarından ve yandaşlarından öğrenilmez sevgili Aydoe.
Onların sadece duygularına, düşüncelerine yakın tanık olunur.
Acıları, üzüntüleri paylaşılır.
Çatışmada öldürülen bir teröristin de evine gittiğinizde acılar, ağıtlar, gözyaşları, nasıl iyi bir insan olmadığı, aslında bir karıncaya bile kıyamadığı anlatılır. Nasıl teröre bulaştığı, kendisinin hiç suçu olmadığı, mecbur bırakıldığı, asıl bu durumdan devletin sorumlu olduğu vs. konular herkesi etkileyebilir.
Ama sonuçta o bir teröristtir. Eline silahı almış, terör örgütüne katılmış ve kanlı eylemlere karışmıştır.
Çerkes Ethem’in Saray’a bağlılık Mesajı:
Çerkes Ethem’in 2 Ocak 1921 tarihli telgrafı aynen şöyledir:
“Yüce Sadrazamlığa;
Millet Meclisinin kararıyla saldırıya uğramış bulunuyorum. Kuvvetim yalnız savunmaya değil, saldırıya bile yetecek kertededir. Karşımda ve yanlarımda Yunanlılar bulunduğundan nasıl bir yol tutulacağı konusunda Yunan Komutanlığı ile anlaşmaya varılmış ise de, yüksek onayınızın da alınmasını her bakımdan gerekli gördüm.”
Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi, 2. cilt s. 597
kandahar
14-10-2008, 19:24
Sanırım son noktayı şöyle koyabiliriz. Ethem bilgisiz ve cahil bir insandır, savaş sırasında gözükaralığı sayesinde çevresinde ciddi bir güç toplamıştır. Fakat cehalet ve güç bir araya gelince cahil kişi gücün elinde oyuncak olur, nitekim Ethem de kendi gücünün kuklası olmuş, tabir-i caizse elindeki güç başını döndürmüştür. Cehaleti yüzünden de TBMM ve subayların görüşlerini ve bilgilerini algılayamamış, bunları şahsına ve siyasi gücüne karşı gibi algılamış, sonuçta art arda hatalar yapmış ve kendi kendisini hain pozisyonuna düşürecek işleri, ama bilinçli, ama bilinçsizce yapmıştır ki kendi ifadelerine bakılacak olursa baştan sona bilinçsizce hareket etmiştir.
Bu savaşta en büyük kaybı ve acıları Çerkesler yaşamıştır.Binlerce Çerkes ölmüş yüzlercesi asılmış,bir sürü Çerkes köyü zorunlu göçe zorlanmış yerlerinden yurtlarından edilmiştir.
Eğer konuya vakıfsan bu bilgiyi kanıtlaman gerekir sevgili Aydoe.
Binlerce Çerkes'in öldürüldüğü,
Yüzlerce Çerkes'in asıldığı,
Bir sürü Çerkes köyünün göç ettirilerek yurtlarından edildiği.
Bunları yapan herhalde sana göre Atatürk ve yoldaşları idi.
Atatürk, daima Ethem Bey derdi. Çerkes diye hitap etmezdi.
Doğrusu da budur. Ethem'in etnik kökeni kimseyi bağlamaz.
Hataları da, suçları da.
Elbette insan hemşehrilerinin başarısıyla gururlanır. Yüz kızartıcı suçlara bulaşan hemşehri ise üzer insanı.
Ama hepsi budur. Konuyu şovenizme kaydırmak doğru değildir.
Atatürk de kaydırmamıştır, mücadele arkadaşları da.
Ethem Çerkes olabilir. Ben Çerkes Ethem derken, Ethem dışında tek bir Çerkes dahi aklıma gelmiyor ve olumsuz düşünmüyorum. Onlar da düşünmemiştir.
Ama ne çekiyorsak bu uydurma iddialardan çekiyoruz.
Eğer söylentilere dayanarak yazdıysan umarım düzeltirsin.
Sanırım son noktayı şöyle koyabiliriz. Ethem bilgisiz ve cahil bir insandır, savaş sırasında gözükaralığı sayesinde çevresinde ciddi bir güç toplamıştır. Fakat cehalet ve güç bir araya gelince cahil kişi gücün elinde oyuncak olur, nitekim Ethem de kendi gücünün kuklası olmuş, tabir-i caizse elindeki güç başını döndürmüştür. Cehaleti yüzünden de TBMM ve subayların görüşlerini ve bilgilerini algılayamamış, bunları şahsına ve siyasi gücüne karşı gibi algılamış, sonuçta art arda hatalar yapmış ve kendi kendisini hain pozisyonuna düşürecek işleri, ama bilinçli, ama bilinçsizce yapmıştır ki kendi ifadelerine bakılacak olursa baştan sona bilinçsizce hareket etmiştir.
Aynen öyle Kandahar.
O ne sosyalisttir, ne ajandır, ne kahraman.
Başıbozuk, tutarsız, bilinçsiz bir Kuvayi Milliyecidir.
Gururu, inadı, cahilliği, akılsızlığı nedeniyle hain konumuna düşürmüştür kendini.
Kimse onu hain ilan etmedi. Ne yaptıysa kendisi yaptı.
Kafasına sıkıp intihar etseydi, gerçek bir kahramandı şimdi.
Ama onu yapacağına ve onuruyla kalacağına bakın ne yaptı:
Çerkes Ethem’in Yunan uçaklarından dağıtılan bildirisi:
Yunanlıların İnönü mevzilerine taarruz ettikleri 9 Ocak 1921 günü akşamı saat 16.00 sıralarında Uşak tarafından gelen bir Yunan uçağı Afyon üzerinde 15 dakika kadar uçup şehir ve civarına beyanname attı. Türkçe basılmış, altında Kuvvayı Millîye Komutanı Ethem imzalı beyannamenin içeriği şöyle idi.
MASUM MİLLET VE ASKER KARDEŞLERİM
Ankara Hükümeti rezilleşmektedir. 29 Aralık tarihinde gönderdiğim memleket ihtiyaçlarına ait telgrafımın gazetelerde yayınlanmasını isteyiniz.
Askerler şerre alet olmayacağız, ahirette mesuliyetinizde korkunuz.
Maziden intibah olarak her türlü felaketi ve vatanı kurtarmayı haris menfaatlerine kurban etmek isteyenlere karşı hakkınızı müdafaa ediniz.
Şahsi ihtiraslara alet olmayınız.
Ey subay arkadaşlar; Emir kulu olmaktan sarfınazar ediniz.
Allahın kulu değilseniz, aksi halde geliyorum ha son pişmanlık fayda vermez.
Umumi Kuvvay-ı Milliyeti Komutanı Ethem
Harb Tarihi Dairesi,Türk İstiklal Harbi II, Batı Cephesi s.135, Doğan Avcıoğlu, Milli Kurtuluş Tarihi 2. cilt s. 584
Dedem asıldı babam 2 aylık yetim kaldı ,benim olduğum yerdeki tiüm çerkes köyleri sürüldü.
Ben bilmiyorumda Doğan Avıoğlu ile sen biliyorsun.
Dedem asıldı babam 2 aylık yetim kaldı ,benim olduğum yerdeki tiüm çerkes köyleri sürüldü.
Ben bilmiyorumda Doğan Avıoğlu ile sen biliyorsun.
Bu yanıtı sana yakıştıramadım Aydoe.
Ama buna yakın bir yanıt beklediğimi itiraf ediyorum.
Kanıtlayamayacağın ve duygusal hareket ettiğin belliydi.
Ben ve D. Avcıoğlu önemli değil.
Böyle asılsız iddialarda bulunduğunda bir başkası da kanıt isteyebilir.
Onlara da aynı yanıtı verirsin.
Dedeni İsyanları bastırmış olan Çerkes Ethem astırmış olmasın?
Örneğin Düzce isyanını...
Dedemi istiklal mahkemesi astı. Haziran yada Temmuz 1922 olmalı.
Çerkes Ethem ne zaman vatan haini oldu?
Adapazarı Düzce isyanlarında savaşırkenmi?Yozgat isyanını bastırırken mi?
Yunan'la ayvalıkta körfezde savaşırken mi?
Anzavur'un Ahmed isyanını bastırırken mi?
Kuvvai Seyyare komutanı iken Yunan' dan para mı aldıda hain oldu?
Yani neye ihanet etti ne vardı da neye ihanet etti?
Yoksa onun arkasını sıvazlıyanlar onu övenler onu bir yerlere getirenler mi ona ihanet etti?
Ethem'in o kadar derinliği yok
cesurdu mertti
kaya gibi sertti
bir gün geldi ki
vurdular onu
beni arama
arkamdan ağlama
ne yaptımsa bilki
halkım için derdi
aslan gibiydi
sözünün eririydi
bir gün geldiki
vay vay
vay vay
vurdular onu
arkasından vurulmuştur
Tarih nedir ?
Tarihi kimler yazar?
Benim yaşadığımı başkaları başka yazınca gerçeklik o mu olur?
Dedemi istiklal mahkemesi astı. Haziran yada Temmuz 1922 olmalı.
Deden ve acı duyan tüm yakınları için üzüldüğümü belrtmeliyim Aydoe.
Daha önce de yazdığım gibi, kaderin cilvesi demeyelim ama kimi zaman konjonktür, kimi zaman gurur, inat, kişisel öfke, sonrasını iyi görememe gibi nedenler kahraman olabilecek birini hain de yapabilir. Madalya alabilecek birine leke de sürebilir. Vatan sevgisi ile dolu olan birini, asiye dönüştürebilir.
Kötü bir insan olmasa da inandığı dava uğruna idama gidenlerin sayısı çok fazladır.
Hele o dönem Kurtuluş Savaşı ile iç savaşın içiçe olduğu bir dönem sayılır ki, isyankarlara karşı sert tutum almak bir zorunluluk olarak görülmüştür. Ki bu isyanları bastırmada rol oynayanlardan biri de Çerkes Ethem'dir.
Topal Osman Olayını daha önce tartışmıştık.
Topal Osman, benim yakınım ve hemşehrim olunca savunmam gerektiğini düşünmüyorum. O da Ethem gibi acımasız, gaddar, gururlu, inatçı bir çetebaşıydı. Öldürülmüş ve asılmış olması da benim onurumu kırmıyor.
Çünkü haketmişti. Çerkes kadarolmasa da ona da hain diyenler var.
Onlar arkadan vurulmadı. Kendi kendilerini yaktılar.
Ne Atatürk ve silah arkadaşları ne de halk, onlara hain gözüyle bakmıyor.
Hele içinden çıktıkları toplumlara asla.
Ama, siyaset, bürokrasi, prosedürler, onları hain olarak yazmak durumunda kalmıştır.
Bir anlık öfkeyle istemeyerek de olsa cinayet işleyen ömrü boyunca katil yaftası taşıyor. Ama bu, onun katil ruhlu, sürekli öldürme niyetli biri olduğu anlamı taşımıyor.
Çerkes Ethem'in hainliği de bir inat ve öfkeden kaynaklanmış ve geçici-kısa bir zamana mahsus olaydır. Kahramanlığı ise hainliğinden kat be kat fazladır.
Çerkes Ethem olmasaydı Kuvayi Milliye hareketi başarılı olamazdı.
Bu da tarihi bir gerçektir.
Teşekkür ederim sayın Pante.
Herşey zaman ve mekan içinde vardır.
O günün koşullarını bugün yorumlamak farklıdır.
At izinin it izine karıştığı bir ortamda herşey yaşanmış ve bugünlere gelinmiş.
Aslolan kalıplardan dogmalardan sıyrılabilmek ve gerçeği görebilmektir.
Benim bu konuda taraf olmam mümkün değil,ben taraf olsam imzamda Mustafa Kemal'in sözleri olmazdı.
Ethem'in Çerkes olmasıda önemli değil zaten Ethem bir Çerkeslik meselesi gütmemiştir.
Yalnız Ethem yüzünden Çerkesler sıkıntı yaşamışlardır ve bedel ödemişlerdir.
Yinede Ethem'in hainliğini kabullenememişlerdir,çünkü hainlik Çerkeslere yakışmaz.
Tarih nedir ?
Tarihi kimler yazar?
Benim yaşadığımı başkaları başka yazınca gerçeklik o mu olur?
Tarih, rivayetlere dayanmayan, sebepleriyle ve sonuçlarıyla olayların gelişimini zaman ve mekanlarıyla belirten, bilimsel geçerliliği olan kaynaklara dayanan bir bilimdir.
Kaynaklar, arşiv belgeleridir, resmi yazışmalardır, döneme ait gazete-dergi haberleridir, ilgili kanunlar,kararnamelerdir, telgraf,mektup, kitap gibi kişi hakkındaki delillerdir, arkeolojik yazılar, yazıtlardır, resimler, heykeller, fotoğraflardır ve son olarak da sözlü anlatımlardır ki başka kaynaklar olmadığında zorunlu başvurulan kaynaktır.
Bilimsel kaynaklar mevcutken sözlü anlatımlar detaylandırmalar için önem arzeder. Ama sözlü anlatımların mevcut kaynaklarla uyumlu olması gerekir. Tezatlık oluşturan sözlü anlatımlar belgelerle, kanıtlarla desteklenmedikten sonra geçerliliği yoktur.
Örneğin;
Aşağıda Çerkes Ethem'in Atatürk'e karşı gelmesinin de ötesinde onu öldürmeye teşebbüs ettiğini anlatır. Bir kitaptan alıntıdır. Bu kitapta yazılanlar tek başına yeterli kaynak sayılamazlar. Başka kaynaklarla desteklenmesi gerekir. Çünkü bir şahsı hedef almaktadır ve o şahsın taraftarlarınca itiraz görebilir. İtiraza karşı kanıt gerekir. Kitap bilgileri de kaynak göstererek yazılmış olmalıdır.
Bu kitapta yazılmış olanlar İstiklal Mahkemesi kayıtları, ordu-devlet arşivleri,dönemin gazeteleri ve diğer yazarların kitaplarıyla desteklenmektedir.
Atatürk’e Suikast:
Çerkes Ethem 2 kez Atatürk’ü öldürmeye yeltenir. İlkinde Atatürk’e Ankara’da hasta yatağında suikast düzenlerse de Atatürk uyanıklığıyla bundan kurtulur.
2. sinde Atatürk’e Eskişehir’de trende baskın hazırlar. Ethem anılarında “Amacım Mustafa Kemal’i kapana sokmaktı” der. Ama Mustafa Kemal kapana girmez, treni hızla devam ettirir.
Feridun Kandemir, Atatürk’e 11 Suikast, s. 24-32
“Ankara’yı basacağım, Kemal’i de İsmet’i de meclisin önünde sallandıracağım” diye tehditler savuran Çerkes Ethem’in kardeşi Eşref Bey daha sonra sığındığı Midilli adasından beş yüz kişilik bir komando birliğiyle İzmir ve Muğla dolaylarına baskınlar düzenleyip Gönen ve Edremit’te de Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularıyla çarpışmayı sürdürmüş.
Atina’da, Anadolu Osmanlı İhtilal Komitesi adıyla bir örgüt de kurmuş.
Örgütün, Lausanne’da İsmet Paşa’ya, daha sonra Mustafa Kemal Paşa’ya suikast girişimleri var. (“Atatürk’e İzmir Suikastından Ayrı 11 Suikast” Feridun Kandemir)
Bu arada İzmir suikastı suçlularından Hacı Sami Bey de, Eşref Bey’in kardeşiymiş!...
İstiklal mahkemesi kayıtlarına nasıl ulaşılır?
ozgur_beyin
14-10-2008, 21:59
sevgili aydoe istiklal mahkemesi kayıtları hala devlet sırrı mucibince yasaklıdır
İstiklal mahkemesi kayıtlarına nasıl ulaşılır?
Özgür_Beyin'in dediği gibi şu an gizlilik kapsamında.
Ama bir dönem ulaşılıyormuş ve bir çok olay bu kayıtlara dayanılarak anlatılmış.
Örneğin aşağıdaki kitabın tanıtımında şöyle yazar:
Bu kitaptaki bütün açıklamalar, İstiklal Mahkemesi dosyalarında bulunan mahkeme zabıtları, vesikalar ve soruşturma evrakı ile TBMM. Zabıtlarında görülebilecek kayıt ve belgelere dayanmaktadır.
http://kitap.antoloji.com/seyh-sait-isyani-ve-sark-istiklal-mahkemesi-vesikalar-olaylar-h-kitabi/
Fakat zabıtları yayınlayan kitaplar var:
http://www.kidap.com.tr/ankara-istiklal-mahkemesi-zabitlari-1926-ahmed-nedim-k2421.html
http://www.kidap.com.tr/ankara-istiklal-mahkemesi-zabitlari-1926-ahmed-nedim-k2421.html
''Bu rejimin temellerinde kan vardır, zulüm vardır, ihanet vardır. Dahası, edilen yeminleri verilen sözleri, inkar vardır. ''
''bu mahkemeler, kısa bir süre içerisinde zulmün en acımasız çarkları haline gelebilmişlerdir...''
ozgur_beyin
14-10-2008, 22:33
sevgili pante. ethem yunanlılara kendi tabiriyle ''iltica'' etmemiş. yunanlılardan bir geçiş
koridoru talep etmiştir
bugeçişte yanında şu insanlar vardıağabeyi tevfik bey .yunan taraftarlığıyle meşhur başka bir tevfik bey.kaymakam aleksandr. mülazım yorgiyadis. daha önce yaverleri olan ama ondan ayrılmayan sami ve şevket beyler.
(kaynak çerkez ethem dosyası cemal kutay sayfa220)
Özellikle Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihi noktasında bilimsellikten bahsetme bari Pante, bu tarihin çoğu uydurma ve abartıdır. Daha ye İnönü savaşları gerçekten olmuşmudur/olmamışmıdır tartışılıyor. Bide adına meydan muharebesi deniyor, Muhammed'in savaşlarını aratmıyor. II. Dünya savaşı filmleri izlemesek hepsini yutturacaklar.
Aydoe'ya verdiğin öğüdü birazda kendine uygulamalısın konu Atatürk oldumu şovenizme varan bir yaklaşım da sende görüyoruz.
Resmi tarih, kim yazmış bunlar son derece yanlı olduğunu bilmek için allame-i cihan olmaya gerek yok.
Aslında senin sunduğun belgelerden çok daha gerçek geliyor Aydoe'nun anlattıkları, özellikle de dilaver'in yazdıkları ile birleşince.
Kim bilir, başından geçen.
Tarihin objektif bir gözlem olmadığını da herkes bilir, yanlıdır. Elbette ki senin sunduğun kanıtları materyalist tarih anlayışı ile değerlendireceğim ve olmayana ergiyi kanıtlarında deneyeceğim.
Çünkü sundukların çok fazla çelişki içeriyor. Atatürk'ün iktidarını koruma amaçlı manevralarını görmezden geliyorsun, yok sayıyorsun.
Her büyük insanın başına gelen gibi Atatürk'ün etrafını da evet/sepet efendimciler sarmıştı. Atatürk kendine yakın çapta/evsafta kimseyi ne yanına yaklaştırmış, ne de yetiştirmiştir.
1938'den sonra iktidar kimlerin eline geçmiş ve ne devam ettirilmiştir. Bu bile Atatürk'ün kendine denk veya yakın insanlarla ilişki kuramadığının göstergesidir. Bunu da neye bağlarsan bağla.
ozgur_beyin
14-10-2008, 22:50
sevgili vgm tarih dediğin şey yazanın kendini haklı göstermesi çabalarıdır.
bu osmanlı tarihinde daha açık olarak görülmektedir.
osmanlının menşei tam belli değilkenbazı uydurukçular ertuğrul gaziye şan vermek için soyunu mete hana bile dayandırırlar. bu tamamen uydurma bir şeceredir.
ayrıca osmanlının ilk200 yılı hakkında sağlam bilgilerimiz yok çünkü bu dönemde osmanlıda
vakanüvis geleneği ve kurumu kurulmamıştı . bu ikiyüzyılını ancak bizans kayıtlarından
öğrenmekteyiz
Özellikle Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihi noktasında bilimsellikten bahsetme bari Pante, bu tarihin çoğu uydurma ve abartıdır. Daha ye İnönü savaşları gerçekten olmuşmudur/olmamışmıdır tartışılıyor. Bide adına meydan muharebesi deniyor, Muhammed'in savaşlarını aratmıyor. II. Dünya savaşı filmleri izlemesek hepsini yutturacaklar.
Ben hiçbir yerde Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet tarihinin bilimselliğinden bahsetmedim. Resmi tarihi de savunmadım.
Ama resmi tarihi eleştirirken uydurma tarihe kapılmayı doğru bulmadığımı söyledim.
Ki senin şu yazdığın da uydurma tarihçilerin inkarlarındandır.
Onlara kalsa Kurtuluş Savaşı diye de birşey yoktur.
Hele anti-emperyalist savaş hiç yoktur.
Memleketi paylaşım savaşı vardır, iç savaş vardır.
Aydoe'ya verdiğin öğüdü birazda kendine uygulamalısın konu Atatürk oldumu şovenizme varan bir yaklaşım da sende görüyoruz.
Yanılıyorsun. Sen de, yanlışı belirttiğimde beni savunduğum taraflı olmakla suçlayanlar gibi bakıyorsun meseleye. Örneğin ben İslamcı değilim, ama İslam en berbat dindir denildiğinde ben buna itiraz edince müslümanlığı savunmakla eleştirilmişimdir.
Halbuki Atatürk'ü ya da Kemalizm'i eleştirdiğim yazılar da var. İmhotep'le olan tartışmayı hatırla. Demek ki boşa eleştiriyorsun.
Aslında senin sunduğun belgelerden çok daha gerçek geliyor Aydoe'nun anlattıkları, özellikle de dilaver'in yazdıkları ile birleşince.
Kim bilir, başından geçen.
Anatılanları belgelerle somutlandırabiliyorsan ne ala.
Yok, belgelere güvenmem benim için anlatılanlar önemli diyorsan o zaman çifte standart içinde olmayacak, dincilere de hak vereceksin.
Aydoe'nin köylerin boşaltılmasıyla ilgili iddiasıyla örtüşen bir başka iddia buldum.
Gerçi bir Çerkes sitesinden yazılmış olsa da doğruluk payı olabilir.
İlginç olan ise Çerkeslere asıl çile çektiren, zulüm yapanın Çerkes Ethem olduğu iddiası.
http://www.ajanskafkas.com/haber,19080,cetinbas_evet_ethem_haindi_ama_cerkesl er_icin_2.htm
Bu savaşta en büyük kaybı ve acıları Çerkesler yaşamıştır.Binlerce Çerkes ölmüş yüzlercesi asılmış,bir sürü Çerkes köyü zorunlu göçe zorlanmış yerlerinden yurtlarından edilmiştir.
Ethem eğer hainlik yaptı ise Çerkeslere yapmıştır,Çerkesler adamı hain ilan etmez iken sizlere ne olduğunu hiç anlayamamaktayım.
Pante'nin vermiş olduğu link benim daha önce söylediklerimin teyididir.
Ne demek doğruluk payı olabilir?Bizler onurlu ve gururlu insanlarız ve yalan bizim töremizde yoktur.
Yalancı bir insan zaten tecrit edilir ve topluma giremez.
1917 den sonra dünya üzerinde en prestijli düşünce bolşevizmdi. Bolşevizm tüm emekçiler için, ezilen uluslar için bir umut olmuştu. Anadolu’da da bu farklı degildi. Anadolu insanları ve aydınları bolşevizme sempati duyuyorlardı. Mustafa Kemal Bolşevik olmamasına ragmen, bolşevizme karşı olmasına ragmen şöyle demiştir.
“Efendiler, bir de Bolşeviklik aleminden bahsolundu. Yine diger zamanlarda da bahsolunmuştur ki, biz Bolşevikleri aramış ve bulmuşuzdur ve en son temasımız az çok maddi ve kati bir şekle girmiştir. Resmen Sovyet Cumhuriyeti ile muharebe edilmiştir. Sovyet Cumhuriyeti bizim muhtaç olabilecegimiz maddi muavenetin hepsini vaat etmiştir. Silah top ve para vaat etmiştir. ( Mete Tunçay Türkiyede sol akımlar sf 150 )
Sovyetler bunu lafta degil fiiliyatta sürdürmüşlerdir. 15 Mayıs 1919- 2 Kasım 1923 tarihleri arasında toplam 45.000 adet tüfek, 52,000 adet cephane, 166.910 adet çeşitli top mermileri ve benzer savaş malzemeleri ile 82 milyon lira civarında askeri yardım yapmıştır. ( Dogu Ergil- Milli Kurtuluş Savaşının Sosyal Tarihi sf 146 )
Ekim Devriminin dünyada ilk kez olmak üzere sömürülen emekçi sınıfların iktidarı olarak egemen sınıfları altetmesi, gerekse sosyalizmin şiarları, savaşa karşı tutumu Osmanlı Aydını üzerinde mutlak bir etki yapmıştır. Ülke içerisinde komünist egilimler güçlendigi gibi, yeşilordu bahsinde anlatıldıgı gibi İslamcı komünistler de baş göstermiştir. Bolşevizme sempatı ve Marksist milletvekilleri meclis içerisinde de vardır. Hakkı Behiç ile Nazım Bey buna örnektir ki ikisi de bakanlık yapmış fakat Nazım Beyi Mustafa Kemal istemedigi için Çerkez Ethem’in ricası ile istifa etmiştir.
Hakkı Behiç Bey Maliye Bakanıdır ve Lord Kinros onun programının Marksist bir programın önemli unsurlarını taşıdıgını söyleyerek mecliste açıkça komünizm üzerie tartışma yapılabildigini yazar. ( Lord Kinross- Atatürk sf 379 )
Nazım Bey İçişleri bakanlıgına seçilmişti. Mustafa Kemal’in destekledigi Refet Paşaya Karşı 78 oya 98 oy alarak bakan olmuştu. Nazım Bey İçişleri bakanı olsaydı bütün kolluk kuvvetleri elinde olacak ve bu Çerkes Ethem’in gücü ile birleştigi takdirde önü alınamaz bir güç haline gelecekti. Nazım Bey daha sonra Halk İştirakiyun Fırkasını kuracaktı ve Anadolu komünistlerinin önderlerindendi. Mustafa Kemal Nutukta Nazım Bey için şuları söyler :
“Baylar meclis üyeleri arasında, aykırı bir takım ilkelere egilim gösterenler belirmeye başlamıştı. Bunlardan Nazım Bey ve arkadaşları en çok dikkatimi çekmişti. Nazım Bey dogrudan dogruya, ya da bir aracı bularak kimi yabancı çevrelerle ilişki kurabilmiş, bu çevrelerce özendirilmiş ve onlardan yardım saglamıştır. Bu kişinin Halk İştirakiyun Partisi diye temelsiz yalnız çıkar saglamak amacıyla bir parti kurma girişimini ve o partinin başında ulus yararına aykırı çalışma içinde bulundugunu duymuşsunuzdur. Bu kişinin yabancı örgütlere çaşıtlık ettigine inanıyorum. Nutuk (sf 370 )
Burada yabancı örgütlerden katın o sırada Türkiye ye ciddi bir yardım içerinde olan Bolşevikler ve Sovyetler Birligi oldugu çok açıktır. Bu söylev bize kökü dışarıda örgütler söyleminin, yabancı mihraklar söyleminin temellerinin nereye dayandıgını da göstermektedir. çDış mihraklar söylemi bizzat bu ülkenin kurucu önderi tarafından dile getirilen çok eski bir politikadır.
Nazım Bey’e sonradan tekrar deginecegiz ama şimdi bazı Anadolu kentlerindeki duruma bakalım. O sıralar Anadolu’da bolşevizmin en kuvvetli oldugu il Eskişehir ve Trabzon’dur. Trabzon’da Türkçe Selamet ve Ellence Epohi dergilerinden başka Eskişehir de Kurultay dergileri komünizm propogandası yapıyorlar. Bursa da Millet Yolu dergisi Bolşevik propoganda yaparak köylüleri, büyük mülk sahiplerinin topraklarına el koymaya çagrıyor. Fransız araştırmacı Dumont’a göre komünistler Ankara’dan başka Eskişehir, Bandırma, Baybıurt ve Gümüşhane’de de duruma hakimler. Ayrıca Ethem’in partizan kuvvetleri ile baglantılı olarak ilk önce ismi Arkadaş olan ve daha sonra Seyyarei Yeni Dünya olarak degişen yayın organı da Eskişehirde çıkıyor. Bu dergi Kuvvayı Seyyarenin yayın organıdır.
( Yalçın Küçük- Türkiye Üzerine Tezler C 2 sf 553 )
Çerkes Ethem 1920 Agustos sonlarında Eskişehir’de Arif Oruç yönetiminde Seyyarei Yeni Dünya adında bir günlük gazetenin çıkarılması için Arif Oruç’a yardımcı olur. Arif Oruç sosyalist egilimli biridir. Daha sonra 1931 yılında Laik Cumhuriyetçi İşçi ve Çiftçi Fırkasını ve 1948 de de Müstakil Türk Sosyalist Partisini kurmaya çalışmış fakat açılmasına İstanbul Valiligi izin vermemiştir. ( Mete Tuncay age sf 144 )
Gazetenin başlıgının hemen altında “Dünyanın Fukara-i Kasibesi Birleşiniz, yani Dünyanın proleterleri birleşiniz sözü yazılıdır. Ayrıca Seyyare Ethem’in Kuvvayı Seyyaresinden, Yeni Dünya ismi de Mustafa Suphi’nin Moskova’da kurup, Kırım’da Türkistan’da ve Kafkasya’da çıkardıgı gazetenin adından gelmektedir. Sovyet Yeni Dünyasını simgelemektedir.
Fahrettin Altay anılarında bir gün Arif Oruç’un kendisine geldigini ve Ethem Bey’in agabeyi Reşit Bey’den getirdigi mektubu verdigini yazmaktadır. Mektup şöyle başlar :
Fahrettin Beyefendiye,
Bilmem ki Bolşevik olacak mısınız. Olmasanız bile herhalde bir Bolşevik gazetesi olan Yeni Dünya’nın yaşamını saglamak için abone olarak yardımınız dilerim efendim. ( Fahrettin Altay- On Yıl Savaş ve Sonrası sf 277 )
Fahrettin Altay bu genç adamı ugurladıktan sonra şöyle düşünür :
“Olay beni çok düşündürdü. Reşit itibarlı bir milletvekilidir. Bolşevik olmuş. Tabi kardeşi Ethem de ondan ayrılmaz. Demek Ankara’da esaslı bir bolşevik örgütü meydana gelmiş, bir de gazete çıkarıyorlar. ( age sf 279 )
İşte bu sözler Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Ethem’e nasıl baktıklarının alenen bir ifadesidir. Mustafa Kemal Yeşilordu örgütünü 1920 sonlarında kesin olarak kapattıktan sonra 18 Ekim 1920 de resmi bir komünist partisi kurdurur. Muhterem Beyefendi diye başlayan mektubunda Çerkes Ethem’e şunları yazar.
“ 3. Enternasyonal’e baglı Ankara’da bir genel merkez kuruldu. Bu genel merkeze sen, ben ve Rafet Bey dahi alındık. Yeni Dünya gazetesi işte bu dernegin fikirlerini yayacaktır. Hazırlanmakta olan program tamamlandıgı anda size de gönderilecektir. O zaman okur ve derhal gereken merkez ve mevkilerde şubeler açılmasına yardım ve yol göstericiliginiz esirgemezsiniz. Muhterem Yoldaş. ( Kılıç Ali anlatıyor sf 52 )
Muhterem Yoldaş diye biten bu mektuptan sonra Mustafa Kemal’in yayınlarından ciddi bir şekilde rahatsız oldugu Yeni Dünya Gazetesi de Eskişehir’den Ankaraya alınarak denetim altına alınır.
Şimdi tekrar Nazın Bey’e dönerek Bolşeviklerin Ethem Bey’i ne şekilde gördüklerini, Ethem Bey’in Bolşeviklerle ilintisini irdelemeye çalışalım.
saygılarımla
Gönen-Manyas Çerkeslerinin Sürgünü
http://www.gonenkafkasdernegi.com/yazi/gonen-manyas-cerkeslerinin-surgunu
“Baylar meclis üyeleri arasında, aykırı bir takım ilkelere egilim gösterenler belirmeye başlamıştı. Bunlardan Nazım Bey ve arkadaşları en çok dikkatimi çekmişti. Nazım Bey dogrudan dogruya, ya da bir aracı bularak kimi yabancı çevrelerle ilişki kurabilmiş, bu çevrelerce özendirilmiş ve onlardan yardım saglamıştır. Bu kişinin Halk İştirakiyun Partisi diye temelsiz yalnız çıkar saglamak amacıyla bir parti kurma girişimini ve o partinin başında ulus yararına aykırı çalışma içinde bulundugunu duymuşsunuzdur. Bu kişinin yabancı örgütlere çaşıtlık ettigine inanıyorum. Nutuk (sf 370 )
Burada yabancı örgütlerden katın o sırada Türkiye ye ciddi bir yardım içerinde olan Bolşevikler ve Sovyetler Birligi oldugu çok açıktır. Bu söylev bize kökü dışarıda örgütler söyleminin, yabancı mihraklar söyleminin temellerinin nereye dayandıgını da göstermektedir. çDış mihraklar söylemi bizzat bu ülkenin kurucu önderi tarafından dile getirilen çok eski bir politikadır.
Hayır, kastedilen Bolşevikler ve Sovyetler Birliği değil, İngiltere'dir.
Nazım Bey'in gerçek bir komünist mi olduğu, ne olduğu iyi araştırılmalıdır.
Umarım, Nazım Bey'i ele alırken konunun bu yönünü kurcalarsın. Yandaşları olan Şeyh Servet ve Mehmet Şükrü'yü de...
Hasan İzzettin Dinamo Nazım’la Ethem’in görüşmesi sırasında Nazım’ın Ethem’e şöyle dedigini yazar. Biraz uzunca olmasına ragmen, o zamanki Bolşeviklerin Ethem’den ne bekledigine dair ögretici olması dolayısıyla aktarıyorum.
“Yeni orduyu neden, örnegin sizin kişiliginiz çerçevesinde kurmak istemiyorlar da yetenekleri ve güçleri üstünde hiçbir kimsenin bir şey bilmedigi eski Osmanlı ordusunun general ve albayları çerçevesinde yaratmak istiyorlar. İç ve dış düşmanlara karşı ilk doyurucu yumrugu indiren sizdiniz, şimdiye kadar yenilgi nedir bilmediniz. Ellerinizin altındaki güç bir çete degildir. Bunu bütün dünya anlamıştır. Sovyet Rusya’da koskoca gerici Çar yanlısı, emperyalist devletler beslemesi orduları önüne katıp kovalayan komutanlar, hep halkın içinden çıkmış sizin gibi komutanlardır. Hiçbir çarlık generali halktan yana çıkmamış çıkamamıştır. Bizim Osmanlı Ordusu paşalarımızın, albaylarımızın tek tutulacak yanı, emperyalizme karşı çıkmış olmalarıdır. Yarın Türkiye düşmandan temizlendiginde, Osmanlı ordusu paşaları burada ancak bir burjuva devleti kuracaklar, bütün agalık, derebeylik gibi kuruluşları oldugu gibi bırakmak zorunda kalacaklardır. Sosyalizmi getirmekte Sovyetler de bize her türlü yardımı yapmaya her gün yeniden söz veriyorlar. Sizi Mustafa Kemal’den daha üstün buluyorlar. Mustafa Kemal Paşa salt bir siyasal güç, emperyalizme karşı savaşın bir sembolü olarak biliniyorsa da, elinde asker gücü olmadıgından sahip olması gereken gücün yarısını yitirmektedir. Yalnız gördügümüze göre, Mustafa Kemal’in gittigi yol, tam anlamıyla bir diktatörlük yoludur. ( Hasan İzzettin Dinamo- Kutsal İsyan C 7 sf 340-342 )
O dönemde diktatötrlük tespiti bir tek Nazım bey tarafından yapılmaz. Aydınlatıcı olması bakımında Halide Edip’ten şu satırları da araya sıkıştıralım. Halide Edip bir sohbetlerinde Mustafa Kemal’in şöyle dedigini aktarır :
-- Şunu demek istiyorum : Herkes benim verdigim emri yapmalıdır. Ben hiçbir fikir ve eleştiri istemiyorum. Yalnız emirlerimin yerine getirilmesini.
Halide Edip, “Ben de mi Paşam” deyince; evet sizden de cevabını alır.Bunun üstüne Halide Edip, milli amaca hizmet ettiginiz sürece size itaat edecegim, der. Mustafa Kemal “ Benim emrime daima itaat edeceksiniz, der. Halide Edip “ Bu bir tehdit mi paşam diye sorar. Bu soru üstüne Mustafa Kemal tavrını degiştirerek “Teessüf ederim, Ben sizi hiçbir zaman tehdit etmem” der.
Halide Edip bu tartışmadan sonraki düşüncesini şöyle yazar :
“O akşam çok düşündüm. Hep aklımdan Mustafa Kemal Paşa’nın vaktiyle kudretin bölünemeyecegi hakkındaki sözleri geçiyordu. Fakat kudret eline geçerse istedigini yapacagından emindim.” ( Halide Edip Adıvar- Daga Çıkan Kurt sf 134 )
Çerkes Ethem de bu Bolşevik propogandalarından etkilenir. Bir Sovyet yazarına göre Ethem artık şöyle konuşmaktadır :
“Bolşeviklik bütün dünyaya hakim olacak. Eger biz ona münasip duygularla hüsnü kabul gösterirsek, millet her halükarda saadete ulaşır. Sükun saglandıgı takdirde, Bolşevizm istikbalimiz için faydalı ve verimli olacaktır. Şimdi Bolşevizm memleketi kurtarıyor, gelecekte halkımızın hayat ve saadetini de koruyacaktır.. ( Mete Tuncay age sf 143 aktarma )
Nitekim Çerkes Ethem anılarında Sovyet destegini şöyle anlatır :
“Hakikaten Rus Sovyet merkezinin maddeten ve siyaseten çok ciddi ve samimi görünen yardımlarına mazhar oluyorduk. Ankara’mızın Moskova ihtilal merkezi ile dostluk münasebetleri günden güne artuyordu. Bolşeviklerin lehimizde mühim, hatta nakdimuavenetleri, gizli ve aşikar bizi iltizam eden dostlukları inkar edilemeyecek kadar meydanda idi. Gerçi o zaman için bu dostluk her iki taraf için de zaruri idi. Bu cihetle hepimiz takdir etmekle beraber, Moskova yoldaşları Türk ileri gelenleri arasında daha ziyade beni emin buluyorlardı ve bunu açıkça ortaya koyuyorlardı. “ ( Çerkez Ethem Hatıralar sf 109 )
Bu arada bir yan bilgi olarak daha sonra sınır dişi edilen ve hakkında gıyabi idam kararı verilen Sovyet temsilcisi Şerif Manatov’un Eskişehirde sanayi bölgesinde konferanslar verdigini de ekleyelim.
Bu sırada Yeşilordunun tasfiyesinden sonra mecliste Halk Zümresi adı altında bir grup oluşur. Mustafa Kemal toplumsal devrimcilerin bir süre mecliste bu ad altında bir grup oluşturmalarına müsaade eder. Fakar ardından meclise halkçılık programı adı altında benzeri bir program sunarak bu grubun da varlıgına son verir. Ali Fuat Cebesoy anılarında Halk Zümresi için şöyle der :
“Mecliste oluşan Halk Zümresi daha önce tanıdıgımız arkadaşlardı. Bunlar, toplumsal devrime inanıyorlardı. Hükümetten ayrı bir grup yapmaktan vaz geçiremedik. Mümkün olmadı. Fakat şimdi Halkçılık programı altında hükümetçe bir program kabul ettik. Halk zümresi kendiliginden dagılmış gibidir.”(Ali Fuat Cebesoy- Milli Mücadele Hatıraları sf 474 )
Ethem’in Kuvvayi Seyyaresi içinde bir tabur var ki deginmeden geçmek olmaz. Bu tabura Bolşevik taburu deniyor. Kumandasında ise daha sonra genelkurmaya teslim oldugu halde idam edilen gerçek bir Bolşevik olan Yüzbaşı İsmail Hakkı var. Ethem bu taburu anılarında şöyle anlatıyor :
“Şu arada Bolşevik Taburu hakkında da izahat vereyim. Atlı piyade namı verilen hafif süvari teşkilatını haiz kuvvayı seyyare fırkası ve kıtaları arasında Bolşevik Taburu adını alan dolgun mevcutlu bir piyade taburumuz vardı. 700 mevcutlu bu milis kıtasını ekseriyetle Karakeçili aşireti etrafından mürekkep olarak Eskişehir Müdafai Milliye Teşkilatı kurmuş, emrimize göndermişti. Taburun komutanı Yüzbaşı İsmail Hakkı Efendi, harpçi olmaktan ziyade hakikaten Bolşevik ruhlu, karşısındaki düşman ordusunu harp aleyhine teşvik kabiliyetinden birisi idi. Son zamanlarda muharebeden bıkmış askerlerini hükümetleri aleyhine isyana teşvik ediyordu. Kendisine bu yüzden fevkalade tahsisat vermekte idim. Tabura nam bu kumandan :
Yüzünden verilmişti.
Mustafa Kemal’in karakeçili birligi diye adlandırdıgı birlik bu birlikti.
“Kuva-i Seyyare Komutanlığı Karacaşehir'de kendisine bağlı olmak üzere gizlice Karakeçili adında bir birlik kurmuştu. Bu kuruluş hakkında Batı Cephesi Komutanlığı'nın bilgisi yoktu. Böyle bir birliğin varlığı 17 Kasım 1920'de tesadüfenöğrenildi.”
http://www.uslanmam.com/cumhuriyet-tarihi/36216-nutukta-cerkez-ethem-olayi.html (http://www.uslanmam.com/cumhuriyet-tarihi/36216-nutukta-cerkez-ethem-olayi.html)
gene aynı linkte Mustafa Kemal Ethem olayını aslında çok net olarak ortaya koymaktadır.
Olaylar gösterdi ki biz bu gizli derneğin faaliyetine son vermeye çalıştığımız halde tam olarak başaramadık. ReşitEthem ve Tevfik kardeşler başta olmak üzeredernek ileri gelenlerinden bir kısmı bu defa faaliyetlerine yıkıcı yönde ve bize karşı olarak devam etmişlerdir.Eskişehir'de çıkarttıkları Yeni Dünya gazetesi ile de düşünce ve maksatlarını saldırgan bir şekilde yayınlatıyorlardı.
Mustafa Kemalin bu dernek dedigi Yeşilordu ve amacı şimdiye kadar yeterince anlatıldı. Demek ki esas mesele bu dernegin amaç ve faaliyetlerine son vermektir.
Çerkes Ethem ayrıca mahkumlardan da bir tabur kurmuş ve onlara zaferden sonra af vaat etmişti. Ayrıca Ethem’in ordusu düzenli ordu birliklerinden daha fazla maişet alıyor ve daha bakımlı olarak varlıgını sürdürüyordu. Ancak en önemli nedeni Yunus Nadi’nin şu sözlerinde görmekteyiz.
“Yozgat ve havalisi isyanlarının bastırılıp söndürülmesinden dönen milli kuvvetlerin, beraberlerinde ganimet olarak pek çok eşya ile beraber sürülerle her cins hayvan getirmiş olmaları, Ankara’da kötü tesirler yaratmaktan geri durmamış ve bir hayli söylentilere yol açmıştı. Bu eşya ve hayvanların asilere ait olduklarının kati olarak tespiti kabil olsa, belki yine de layıktırlar, oh olsun denilip geçilebilirdi. Fakat bunun mutlaka böyle oldugu muhakkak degildi. Belki rastgele herkesin mal ve mülkünün alınmış olması ihtimali daha kuvvetli idi. “ Yunus Nadi- Çerkez Ethem Kuvvetlerinin İhaneti sf 14 )
İşte bu sözler sorunun gerçek özünü de dile getiriyor ve Ankara’daki burjuva ihtilalcilerinin bakış açısını yansıtıyor. Mülk ve mülkiyet kutsaldır ve dokunulamaz sayılıyor. Dokunmak için ya isyancı ya da Yunan olmak gerekiyor. Ethem ise bu ayrımı yapamadıgı için endişe kaynagı oluyor. Aslında mülsüzleştirenler ile mülksüzleştirenleri mülksüzleştirmek isteyenler arasındaki mücadelede Ethem sadece bir simge olarak yer alıyor ve öne çıkıyor. Gerçek temeli ise sınıflar mücadelesinde aramak gerekiyor.
Şimdi Ankara hükümetinin içerisinde bulundugu ulusal ve uluslar arası konjektüre bir göz atarak onun çıkış yollarını ve buldugu çözümleri irdelemeye çalışmak gerekiyor.
saygılarımla
Şayet Mustafa Suphi’nin Türkiye Komünist Fırkası, ulusal düzlemde İttihatcı, uluslararası düzlemde ise İkinci Enternasyonal’in ideolojisinden köklü bir şekilde kopmuş olsaydı; Sovyet Rusya’nın meşru ve haklı olan çıkarları ile Anadolu devriminin çıkarları arasında sadece birlik değil aynı zamanda, çelişki olduğunu da kabul etseydi; Kendi bağımsız çizgisi doğrultusunda işçileri ve özelliklede köylüleri saflarına çekip, parlementerist ve legalist yol yerine, hem toprak devrimini hem de işgal kuvvetlerine karşı devrimci yolu tercih etseydi; Ethem Bey’in kuvvetleri ile bu bakış açısı doğrultusunda ittifak yapsaydı; tarihin seyri bambaşka olurdu. Kaybetseler dahi, böyle bir akımın bırakacağı siyasi miras bambaşka olurdu. http://www.peyamaazadi.org/modules.php?name=News2&file=print&sid=1527
Şayet Mustafa Suphi’nin Türkiye Komünist Fırkası, ulusal düzlemde İttihatcı, uluslararası düzlemde ise İkinci Enternasyonal’in ideolojisinden köklü bir şekilde kopmuş olsaydı; Sovyet Rusya’nın meşru ve haklı olan çıkarları ile Anadolu devriminin çıkarları arasında sadece birlik değil aynı zamanda, çelişki olduğunu da kabul etseydi; Kendi bağımsız çizgisi doğrultusunda işçileri ve özelliklede köylüleri saflarına çekip, parlementerist ve legalist yol yerine, hem toprak devrimini hem de işgal kuvvetlerine karşı devrimci yolu tercih etseydi; Ethem Bey’in kuvvetleri ile bu bakış açısı doğrultusunda ittifak yapsaydı; tarihin seyri bambaşka olurdu. Kaybetseler dahi, böyle bir akımın bırakacağı siyasi miras bambaşka olurdu. http://www.peyamaazadi.org/modules.p...print&sid=1527
Bu da bir fikir tabi. Ama Kurtuluş Savaşını reddeden, Kurtuluş Savaşı değil iç savaş diyen, Emperyalistlerin taşeronu Yunan ordusunu ve İngiliz desteğini görmezden gelen zihniyetin diğer fikirlerinin pek de değeri yok.
Buna rağmen, bu fikri ele aldığımızda Enver Paşa'yı nereye koyacak bu yazı sahibi zat? Enver Paşa da biraz ırkçı olmasa ve Mustafa Suphi'ye ters durmasa mı diyecek? Çünkü Ethem Bey, müthiş bir Enver Paşa hayranıdır.
Bu arada Mustafa Suphi'yi ittihatçı olarak nitelemekle saçmalamıştır.
Nazım bey ve Bolşeviklik konusu geçerken meselenin daha iyi anlaşılabilmesi için önce şunu ortaya koymakta fayda var.
Bolşevik olarak sadece bu isimler tanınmıyor.
Ankara ve Meclis gerek saray tarafından gerekse emperyalistler tarafından Bolşevik olarak suçlanıyor, Mustafa Kemal de öyle. Avrupa, milli mücadeleyi Bolşevik hareketi olarak niteliyor.
Gerçekten de ilk dönemlerde güçlü bir bolşevik ruhu var. Ama Sarayın ve emperyalistlerin Bolşeviklik aleyhindeki propagandaları etkisini gösteriyor.
Bolşeviklik dinsizlik olarak sunuluyor. "Dinimizde nikah farzdır ama onlarda nikahı yok" diye yayılarak ahlaksızlık-namussuzluk olarak propagandası yapılıyor. Milli Mücadele sırasındaki isyanların bir kısmı bu nedenledir. Halkın tutucu kesimi Ankara Komünizmi getirecek diye tedirgin edilmiştir.
Bu rahatsızlık Ankara'yı da etkileyince özellikle dini inançları hassas olan milletvekilleri Bolşevik modasından kopmaya başlamış, bir kısmı ise "İslam Şeriati zaten eşitliği savunuyor, bize şeriat yeter" demeye başlamıştır.
Bolşeviklik modası bir müddet sonra "Bizim millete uymaz" modasına dönüşmeye başlamıştır.
Bu hava, Mustafa Kemal ve grubunu da etkilediğinden siyasi davranmak zorunda kalmışlardır. Çünkü onlar için asıl hedef "Kurtuluş"tur, bağımsızlıktır. Siyasi nedenlerden doğacak bölünmeler "Kurtuluş"u da engelleyebilir ki emperyalistlerin amacı da budur, Milli Mücadeleyi bölmek. Ama başaramamışlardır.
Şimdi Nazım Bey'in Atatürk'ün kurduğu Komünist Partisi'ne girmeme gerekçesini görelim. Şöyle demiş nazım bey:
"Aldığımız mektuplardan Komünizm kelimesinden ürküldüğü anlaşılıyordu.
Benim kurduğum Halk İştirakiyun Partisi programının birinci maddesinde ;
'Hazreti Muhammed dönemindeki asr-ı saadetin ortak yaşantısını geri getirecek ve canlandıracak, boş ve yanlış inançlarla mücadele edilecektir.' yazılıdır. Bununla biz büyük bir devrimle birlikte tutuculuğu da yeğledik.
Başka bir maddede ise 'Aile hukuku, şeriat çerçevesindedir ve nikah saygıdeğerdir." demiştik. Komünist Partisi ise bunları tanımaz. Sonra "Komünist" adı da memleketin kabul edemeyeceği bir isimdir."
(Feridun Kandemir, Atatürk'ün kurduğu Türkiye Komünist Partisi, s.159)
Görülüyor ki Komünist sanılan Nazım bey'de Komünist tanınmaktan ürkmüş.
Komünistliğini nasıl ve ne zaman noktaladığına da sonra değiniriz.
Çerkez Ethem’in ihaneti..
Ne zaman bu yargıyı görsem saçları örgülü o kız gelir aklıma. Derslerde bu konu açıldığında hafif bir tebessümün eşlik ettiği başlar bana dönerdi; Hepsine katlanabilirdim de “o” kızın bakışları ve alaycı gülümseyişi koyardı bana.
Bu konu açıldığından beri görmezden geliyorum . Ama ne zaman gözüm takılsa o kız yine dönüyor ve alay eden gözlerle “hain” diyormuş gibime geliyor. Ne dilaver’in “sol yanıma “ yasladıkları engelliyor o bakışları, ne aydoe’nin duygusal direnişi…Sevgili dilaver ne kadar uğraşırsan uğraş Ethem Bey’den şöyle davaya inanmış bir sosyalist çıkartamazsın. Muhtemelen o günün ikliminde tüm Anadolu direnişçileri gibi Sovyet devriminden etkilenmiş , içten içe başlayan iktidar mücadelesinde taraf olmuş bir bir macera adamından, işgale her şeyiyle direnmeyi göze almış boyun eğmez bir savaşçıdan başka bir şey yoktur Ethem Bey’de. Olmayan bir başka şeyde uzun vadeli projelerin, sınıfsal temele dayalı çözümlemelerin ve net biçimde hedefe ulaşma gayretinin esamesidir.
Ethem Bey Kurtuluş Savaşının başlangıcında olması gereken direniş ruhunun en örgütlü tüfeğidir.Savaşa atılmış bir teşkilat-ı mahsusa silahşörüdür. Ama aynı anda Düzce isyanında.Eski bir “kız meselesinden” rakibini asabilecek kadar da zalim ruhludur.
Deniyor ki Ethem Bey ve onun kuvvay-ı seyyaresi olmasa idi Ankara Hükümetinin yaşaması mümkün değildi. Hele Yozgat Çapanoğlu ayaklanması ve Ankara’nın çaresizliğini düşünürsek bu sav doğrudur da. Dahası Yunan ordusunu sürekli bir çete savaşıyla oyalamamış olsa idi Ankara Hükümetinin doğmadan yok olması da mümkündü.
Yine deniyor ki Mustafa Kemal İnönü’nün dolduruşlarına gelmese çerkes Ethem Kurtuluş savaşının lekesiz kahramanlarından biri olarak anılırdı. Bu da doğrudur belki de. Ama tüm bu hatıratlar, resmi tarih söylemleri ile her şeyin birbirine karıştığı karmaşadan net şeyler çıkarmak mümkün değil gibi duruyor. Ve yazık ki tarih keşkelerin üzerinde yükselmiyor.
Çerkes Ethem tüm devrimlerin bekli de kaçınılmaz olan “kendi evlatlarını” yeme alışkanlığının sonucunda bir yol ayrımına sürüklenen romanesk bir kişiliktir gözümde; Eninde sonunda yaşanacakbir ayrılıkta düzenli ordu- çete savaşı ,merkezi hükümet-yerel direniş, emir komuta alışkanlığı- disipline gelmeyen maceracı ruh ve benzeri ikilemlerde yaşaması mümkün olmayan İkincileri seçmiş bir roman kahramanı…
Çerkes Ethem hain miydi ? Yine o örgülü saçlar dönüyor alaycı gülümsemesiyle. Ethem Bey’in her şeyin özeti olacak o ünlü savunmasını hatırlıyorum:
“Beni ihanetle itham edenlere soruyorum: Ben ne zaman, hangi tarihte ve mevzide esasen müdafaa ettiğim cepheden bir adım dönmüşümdür, bir tek kardeş kanı dökmüşümdür?"
1920 senesinde Türkiye’deki durum şöyledir. 17 Ekim devrimi ile Sovyetler birliginin tüm dünyada oldugu gibi Anadolu’da da çok ciddi bir prestiji vardır. Anadolu Bolşevikleri Suktan Galiyev’in etkisi altındadırlar. Mustafa Suphi ise bir dönem onun yardımcısıdır. Bolşevizm ile İslamiyeti birleştirmeye çalışmaktadırlar. Ancak kızılorduya son derece yakın durmaktadırlar. Daha evvelce verdigim yeşilordu nizanname ve talimatnamesinde bu durum açıkça belirtilmiştir.
İngiltere ve diger emperyalist güçler Sovyetleri yok edemedikleri için yayılmasını engellemeye çalışmaktadırlar. Sovyetler ise İngiltere ile aralarına bir tampon bölge koymaya çalışmaktadırlar, ya da en azından varolan durumu kendilerine bir tampon bölge yaratmakta kullanmaya çalışmaktadırlar. Anadolu’daki kalkışmayı mümkünse bir Bolşevikler önderligindeki halk devrimine, degilse de milli unsurlar önderligindeki bir tampon bölgeye dönüştürmeye çalışmaktadırlar. Bir taraftan milli hükümeti askeri ve siyasi ve de maddi olarak desteklerlerken el altından da komünist unsurlarla ilişki içerisindedirler.
Kafkasya hızla Sovyet egemenligine girmektedir. 28 Nisan 1920 de Azerbeycan sovyetize edilir. 6 Aralık 1920 de Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti ilan edilir. Bu ikisi arasında 6 Haziran 1920 de İran’da Küçük Han Gilan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetini ilan eder. Gilan gerillaları Ethem’inkine benzeyen bir partizan kuvvettir.
İçeride yeşilordu ve Ethem’in birlikleri, dışarıda ise Mustafa Suphi ve 1200 kişilik bir Bolşevik alayı muhtemel bir kalkışmanın ana kuvvetleridir. Mustafa Suphi ve arkadaşları Türkiye’ye gelme kararı almışlardır. Şimdi durumu özetlersek :
1- Yozgat İsyanını bastırdıktan sonra, asi olup olmadıgına bakmadan zenginlerden aldıgı mallarla Ankara’dan geçerken muhtemelen Haziran ayında Çerkes Ethem yeşilordu merkez komitesine giriyor. Bu, deneyimli teşkilatı mahsusacı oalan kardeşlerinin de Yeşil orducu oldukları anlamına geliyor.
2- Nisan ayında Müslüman Azerbeycan’ın Sovyetleştirilmesinden sonra İran’da da Gilan gerillaları Sovyet Cumhuriyeti ilan ediyorlar. Gilan gerilları Ethem ‘in Kuvvayı Seyyaresi ile son derece yakon bir benzerlik arzediyorlar
3- Yeşilordu cemiyeti Ankara merkezden başka sadece Eskişehirde şube açabiliyor. Bu yeşilordunun Ethem partizan kuvvetleri ile özdeşleşmesi anlamına geliyor.
4- Eylül ayı başında Bakü’de toplanan Dogu Halkları Kurultayına katılan İttihatçı Nail ve Küçük Talat’ın Ankara’ya gönderdigi rapor, Sovyet Rusya’nın Türkiye’deki komünist örgütlere yardım etmeyi planladıgını bildiriyor.
5- 10 Eylül 1920 de Bakü’de Türkiye Komünist Fırkası’nın 1.Kongresi toplanıyor ve 13 Eylül 1920 de Mustafa Kemal, Mustafa Suphi’ye bir yetkili göndermesi haberini gönderiyor.
Bu şartlar Ankara’yı özgün bir çözüm aramaya itiyor. Bu özgün çözüm Türkiye’nin Sovyetleştirilmesinin dayanacagı imkanları ortadan kaldırmak olarak beliriyor; iki boyutludur. Birincisi, Sovyet iktidarını tesis edebilecek olan orduyu tasfiye etmektir; ikincisi iktidarı alacak olan kadroyu yok etmektir. Bu da yapılıyor.
Eylül ayındaki bu gelişmelerden sonra 8 Kasım’da Ali Fuat Batı Cephesinden alınır ve İsmet Paşa yerine geçer. Bundan evvel de galibiyet mi, maglubiyet mi hala tartışmalı olan Gediz muharebesi vardır.
1921 senesi Ocak ayı, Çerkes Ethem’in tasfiye edildigi ve hain ilan edildigi, Mustafa Suphilerin Yahya Kaptanca boguldugu, Halk iştirakiyun fırkası ile komünistlerin tutuklandıgı, Koçgiri Kürt İsyanı üzerine yüründügü bir andır. Bunların hepsi aynı yılda, aynı ayda ve birbirini takip ederek oluyor. 10 Ocak 1921 tarihi ise 1.İnönü Zaferinin ilan edildigi tarihtir.
1.İnönü zaferinin aslında bırakın bir zafer olmasını bir muharebe bile olmadıgını, bir tek karşı karşıya gelişin olmadıgını, bir tek tüfek atılmadıgını Yalçın Küçük Türkiye Üzerine Tezler’de çok güzel açıklamaktadır. İlgi duyan araştırabilir. Ancak 1. İnönü ihtiyaç duyulan başarı güdüsünü ve tatmini saglıyor ve tam da yerinde ve zamanında ilan ediliyor.
Bundan sonraki ülkenin tarihi süreci komünistlere ve Bolşevik akımlara karşı mücadelenin tarihidir. Sınıf mücadelesi ve önderleri görüldügü anda ezilmeye çalışılmışlardır. Belki de tüm kurtuluş mücadeleleri içerisinde kendini sosyalizme ve devrimci akımlara karşı en katı bilinç ve en büyük şiddetle kapatan Kemalistlerdir.
Çerkes Ethem sosyalist oldugu için degil fakat emrindeki güç ile alternatif bir devrim mücadelesine girebilme ihtimaline karşı tasfiye edilmiş ve bu tasfiyesinin de haklı çıkarılabilmesi için hain ilan edilmiştir. Ethem’in tasfiyesi ile Suphi’nin öldürülmesi ve İştirakiyun fırkası üyeleri ile komünistlerin cezalandırılması aynı plan ve sürecin birbirini takip eden halkalarıdır.
Bu konunun başka ayrıntıları da var, ama fazla da uzatmak istemiyorum. Konu hakkındaki yazacaklarımı Rauf Orbay’ın şu sözleri ile sonlandırmak istiyorum.
“ Eger Ethem Yunanlılar’a iltihak edip vatanına karşı harbetme denaatini irtikap etmiş olsa idi ismi muhakkak muhtelif vesilerle duyulurdu. (Cemal Kutay- Çerkez Ethem Dosyası c 1 sf 111 )
saygılarımla
Kurtuluş Savaşına iç savaş gözüyle bakanlara en iyi yanıtı Yunanistan Komünist Partisi veriyor:
http://www.youtube.com/watch?v=Qtl0g1vFE5I
1.İnönü zaferinin aslında bırakın bir zafer olmasını bir muharebe bile olmadıgını, bir tek karşı karşıya gelişin olmadıgını, bir tek tüfek atılmadıgını Yalçın Küçük Türkiye Üzerine Tezler’de çok güzel açıklamaktadır. İlgi duyan araştırabilir. Ancak 1. İnönü ihtiyaç duyulan başarı güdüsünü ve tatmini saglıyor ve tam da yerinde ve zamanında ilan ediliyor.
Bunu bir Yunanlılar iddia ettiler, bir de içimizdeki anti-Kuvayi Milliyeciler.
Yunanlar 1. İnönü Muharebesini bir yenilgi olarak kabul etmeyip bu harekâta “taarruzî keşif” adını verdiler. Hatta, 3 Mart’ta Yunan uçaklarının Bozöyük üzerinden attıkları bir bildiride, I. İnönü Zaferiyle ilgili şunlar yazılıydı;
“Sahtekâr kumandanlarınız bir İnönü Zaferi çıkararak sizi sarhoş ettiler. İçinizde Mustafa Kemal’den başka düşüncesiz yoktur. Pişman olacaksınız.
General Fahri Belen’in isabetli olarak dediği gibi, “ne derlerse desinler strateji kurallarına riayet etmedikleri için Yunanlar dünya efkârında mağlup duruma düştüler”
Kaldı ki, Yunanların kendi söylemleri “keşifde, 8 Yunan subayı ile 49 Yunan eri ölmüş, 9 subay ve 145 er de kaybolmuştur." bir itiraf niteliğindeydi.
Tüfek patlamadıysa bu subay ve erler kalp krizinden ölmediler herhalde. :)
1.TBMM ZC, Cilt: 7, Ankara 1944, s. 278.
2. İ. Hakkı Tümerdem, Yunanlılarla İstiklâl Harbi, İstanbul 1939, s. 9-39.
3. İ. İnönü, “Milli Mücadele”, Ulus Gazetesi, 14.05.1968.
4. Fahri Belen, Türk Kurtuluş Savaşı, Ankara 1983, s. 279.
5. Türk İstiklâl Harbi, ATASE yayını, C. 2, Kısım: 3, s. 247.
Le Tems Gazetesi 20.01.1921 tarihli nüshasında I. İnönü savaşı ile ilgili şu haberi verdi:
“...amacı Eskişehir’i almak olan Yunan kuvvetleri İnönü mevkiine kadar ilerlediler; orada komutan İsmet Bey yönetiminde bekleyen milliyetçilerin bir ordusu saldırarak Yunanları yendi. Yunan ordusu Bursa civarındaki eski mevkilerine çekildi, oralarda çarpışmalar milliyetçilerin lehine gelişiyor.”
Morning Post Gazetesi Yunan siyasetinin esaslı bir şekilde değiştiğini Sevr Anlaşmasının yeniden düzeltilmesi gerektiğini yazdı. Nitekim kısa bir süre sonra İtilâf devletleri Türkiye ile münasebetlerini yeniden gözden geçirip, Şark meselesi’ne yeni bir hal tarzı bulmak için Londra’da bir konferans toplamayı kararlaştırdılar. Ankara Hükümeti’nin bu konferansa davet edilmesi İnönü başarısının bir bakıma siyasî neticesi olarak değerlendirilmesidir.
MUHAREBELER
ve
DÜŞMAN ELİNDE KALANLAR
ve
KARTALLI KÂZIM'IN HİKÂYESİ
İnönü meydanı, yavrum,
rüzgâr,
soğuklar insanı arı gibi haşlıyor.
Zemheriler bitti diyelim,
hamsin ya başladı, ya başlıyor.
Muharebe beş gün beş gece sürdü.
Kan gövdeyi götürdü.
Ve nihayetinde
düşmanlar karın üstünde
top arabaları, sandıklar dolusu konyak,
altı kamyon bıraktılar.
Sonra, kaçarlarken, yavrum,
köyleri, köprüleri yaktılar...
Bu, Birinci İnönü,
sonra ikincisi :
23 Mart 1921 günü
düşmanın Bursa ve Uşak grupları üstümüze yürüyor.
Onlarda, topçu ve piyade
bizden üç kere fazla,
bizim atlımız çok.
Atların makanizması,
hartucu,
namlusu yoktur
ve kılıç
çıplak, ucuz bir demirdir.
26 Mart :
Akşam.
Sağ cenah ilerimize yanaştılar.
27 Mart :
Bütün cephelerde temas.
28, 29, 30 :
Kavgaya devam.
Ve Martın 31'inci gecesinde,
(ayışığı var mıydı bilmiyorum)
İnönü karanlığı sesler ve kıvılcımlarla doluydu.
Ve ertesi gün
1 Nisan :
Metristepe aydınlanıyor.
Saat altı otuz.
Bozöyük yanıyor.
Düşman muharebe meydanını silâhlarımıza terketmiştir.
Sonra, 8 Nisandan 11 Nisana kadar :
Dumlupınar.
Sonra, Haziran.
Bir yaz gecesi.
Dünyada yalnız pırıltılar
ve böceklerin sesi.
Sakarya'yı üç yerinden sallarla geçiyoruz.
Basarak aldık
Adapazarı'nı.
Ve dolaşıp Sapanca Gölü'nün sazlıklarını
yanaştık İzmit'in doğusunda çuha fabrikasına.
Düşman,
kısmen gemilere binerek
denizden
ve kısmen
Karamürsel üzerinden
Bursa'ya çekilip
boşalttı İzmit şehrini gece yarısı.
NAZIM HİKMET/ KUVAYİ MİLLİYE DESTANI
ahmetleme
23-10-2008, 15:55
Bu sözlerinizle beni gerçekten çok kırdınız.Eger böyle düşünüyorsanısız sizin içim tüm dünya vatan hayini bende bir çerkezim eger kendi vatanımı düşünüyorsam benide vatan haini ilan edin açın bakın tüm Türkiye çerkezlerinin sitelerinde Kafkas bayragı yanında AN şanlı Türk bayragıda yer alıyor...
Bu sözlerinizle beni gerçekten çok kırdınız.Eger böyle düşünüyorsanısız sizin içim tüm dünya vatan hayini bende bir çerkezim eger kendi vatanımı düşünüyorsam benide vatan haini ilan edin açın bakın tüm Türkiye çerkezlerinin sitelerinde Kafkas bayragı yanında AN şanlı Türk bayragıda yer alıyor...
Hoşgeldin Ahmetleme.
Kırılacak birşey yok ortada.
Çerkesler demek Ethem Bey demek değildir ki.
Türkiye'de onlarca, yüzlerce hain çıkmıştır. Hain olan kendisini etkiler, toplumunu değil.
Aşağıdaki ünlüler de Çerkes:
Ahmet Necdet Sezer, Ahmet Mithat Efendi, Said Faik Abasıyanık, Kemal Tahir, Yaşar Doğu, Süleyman Seba, Fikret Hakan, Ediz Hun, Ajda Pekkan, Türkan Şoray, Aytunç Altındal, Kandemir Konduk, Taha Akyol, Rutkay Aziz, Can Bartu, Hıncal, Uluç, Mehmet Aslantuğ.
Daha onlarcası var. Başbakanlar, bakanlar, paşalar. Bir de anne tarafından Çerkesli olan ünlüler var ki hepsini yazsak kıskananlar çok olur. :)
Yani kıvanç duyulacak o kadar çok Çerkes var ki sadece biri hakkında hain denmesi kimseyi üzmemeli. Ayrıca hainden ziyade talihsiz bir konjönktürün kurbanı olduğunun bilincindeyiz.
Çerkes Ethem asiydi ama ihanete uğramıştır.İhanete uğrayanlar da hain oluyorsa Ethem de haindir.
Yaptığı hainlikleri de yazsalar ya ve ne için bu hainlikleri yaptığını da izah etseler de bizlerden inansak.
Ethem en fazla çerkes asmıştır ve yunan dışında savaştığı yanındaki ve karşısındakilerin çoğuda çerkestir,hainlik yapılmışsa çerkeslere yapılmıştır.
Kurtuluş savaşının kazanılmasında en fazla katkısı olan çerkesler,Ethem'in şahsında hain ilan edilmiş ve bunun bedelini ödemiştir.
Sevgili Ahmetleme sen şu an ben çerkesim diyebilmektesin bende diyebilmekteyim ama babalarımız çerkes olduklarını söylüyemiyordu,boyunları bükük yaşadılar yıllarca .
Haksız bir yargının kurbanı oldular ve benim halkım bunun bedelini çok ağır ödedi.
Sonradan bazı yazarlar H.İzzettin Dinamo ,Tarık Buğra gibi bazı kitaplar yazıpta gerçek tarihten enstanteneler verdiler de biraz çerkesler üzerindeki yargı azaldı.
Atatürk yokken ,İnönü yokken Ethem vardı,onların emrine girmeyincemi hain oldu ?
Ethemden yardım isterlerken de hain değildi.
Girmek zorundamıydı?
Hainliğin ne olduğunu bilmeyenler ,Çerkesliğin ne ifade ettiğini bilmeyenler lütfen bu konuda yazmasınlar.
Çerkes ethem hain olsaydı neler olabileceğini düşünsünler yalnızca.
Ethem'in para ile işi olsaydı çerkes Anzavur Ahmetle birleşir ingilizlerden parayı alır Ankara ya yürürdü vede çerkesler o dönemde marmara bölgesinde hakimken yunanla top yekün işbirliği yapsalardı TC var olabilirmiydi acaba onu düşünsünler.
Evet Ethem İnönü 'nün komutasına girmemiş ve başıbozuk olmuştur ama ihanet yoktur.
Adam zaten otoriteye düşman kimsenin otoritesine giremez ki asi ruhu emir komuta almaya müsait değil.
ihaneti yoktur ,yalnız yeni yapılanmada kendine yer verilmemiş ve tasfiye edilmiştir.
Çerkes Ethem Ankaradakilerle iktidar mücadelesini kazansaydı.O zaman şimdi burda Selanikli Mustafa nın ihanetini konuşuyor olurduk.
Bu tarz mücadelelerin hepsi aynıdır.kim kazanırsa kaybeden tarafı hain ilan eder.
AKHENATON
01-11-2008, 00:47
Yayınlanmayacak bir yazı yazıyorum, ama yazmak zorundayım.Öncelikle bu yazıyı kendine güvenen basar.
Sayın aydınus bu konuya girmek istemeyip uzaktan takip etmek istiyordum fakat yurdum entellektüelleri (ben öyle yorumluyorum) sürekli birşeyleri çarpıtırlar ve gerçekleri yazan genelde ya faşist olur yada ırkçı, yada insanlık düşmanı , demezler ki , insanın en doğal hakkı yaşadığı toprakları savunduğu için gerçekleşmiş bir olaydır ve bunun politik platformda değerlendirmek yanlıştır.
Yurdum entellektüelleri için Türk demek Faşist demektir ve düşüncelerini bu yönde ; sevmedikleri amerikanın ithal etmiş olduğu tarih anlayışı içerisinde oluştururlar.
Evet cerkez ethem hainmidir ?
Tarafsız Görüş ;
Cerkez Ethem ve Cerkeslerin bir çoğu Haindir ve işin özetide budur.
Kurtuluş savaşında egede yaşayan cerkeslerin önde gelen insanları " İzmir Cerkes Kongresi" adı altında bir konferans düzenlerler ve konferanstan çıkan sonuç şudur Kurtuluş savaşı yapan Türkler " Aşağılık , adi ve şerefsiz Millet " olduğunu onlara karşı savaşmanın gerekli olduğunu , osmanlı ordusunda bulunan Cerkes'lerin ise zorunluluktan bulunduklarını belirten bir beyan hazırlarlar ;
Ve bu beyanı Egede yunanlılar ile birlikte Türklere karşı savaşa bileceklerini belirterek bu beyanı yunanlılara verirler.
Bu beyannamede Etem'in imzası yoktur , hepsininde yoktur fakat tüm ileri gelenlerinin imzası bulunur.
Daha sonra Cumhuriyetin ilanıyla "150 likler" adıyla sürgüne gönderilirken , Etem ve komutasındakiler, Rus sürgününden kaçarak sığındıkları Türklerin yanında daha 50-100 yıllarını tamamlamadan Çerkeslerin hiç küçümsenemeyecek nüfusu " Türkleri yunanlılar ile savaştığı için " Şerefsiz millet ilan etmiş , Türk ordusuna katılanları ise Gönülsüz ve zorunluluktan savaşıyorlar "deklaresi yapmışlardır.
Evet gerçeklerle yüzleşmek isteyen buyursun.Türkün Türkten Başka Dostu Yoktur.
Buyrun buda Atilla İlhanın bir yazısı ;
http://www.tilahan.net/default.asp?lang=0&pId=6&fId=5&prnId=70&hnd=1&ord=69&dbId=675
AKHENATON
01-11-2008, 05:24
Çerkes Ethem Ankaradakilerle iktidar mücadelesini kazansaydı.O zaman şimdi burda Selanikli Mustafa nın ihanetini konuşuyor olurduk.
Bu tarz mücadelelerin hepsi aynıdır.kim kazanırsa kaybeden tarafı hain ilan eder.
yooo öyle birşey yok.
ÇERKEZ KONGRESİ!
Kısaca, İngiltere, Türkiye'yi bölmek, parçalamak için her çareye başvurmuş, bir Kürtlük, bir Çerkezlik dâvası yaratmaya kalkışmıştır. İzmir'de 24 Ekim 1921'de bir Çerkez Kongresi toplanmıştır. Kongre, Büyük Devletlerin, özellikle İngiltere'nin himayesini aramıştır, İstanbul’daki İngiltere Yüksek Komiseri Rumbold'un 13 Aralık 1921 günü Dışişleri Bakanlığına gönderdiği Lamb Raporu'nda «İzmir'deki Çerkez Kongresi'ni Anadolu Çerkezlerinin Karadeniz kıyısında toplanıp İngiliz himayesi altında özerklik almayı istediği» belirtilmiştir. 1922 yazında ise, ileride göreceğimiz üzere «İyonya Özerkliği» fikri ortaya atılmıştır. «İçinde hıristiyanların, Çerkezlerin ve öteki antikemalistlerin güvenlik ve esenlikle kalacakları bir Küçük Asya Devleti» kurma söz konusudur.
*** İzmir'deki ilk milliyetçi örgütün başkanı olan ve sonradan Yunan safına geçen İzmir Belediye Başkanı Hasan Paşa, «Her cins ve mezhepte halkın salt mutluluğunu sağlamaya yönelmiş» bu yeni düzen için, İzmir müslümanlan adına teşekkürde bulunmuştur.
Lozan'da Curzon, Çerkez affı üzerinde önemle durmuştur. Türkiye, affın Rum, Ermeni vb. gibi yalnız müslüman olmayanlarla sınırlandırılmasını ve Türkiye'nin müslüman işbirlikçileri serbestçe cezalandırabilmesini istemiştir. Lord Curzon, şu karşılığı vermiştir:
«Böyle bir davranış, Türkiye bakımından akıllıca bir davranış mıdır? Böyle bir tutum, Türk Hükümeti'nin kendi uyruğu olup da savaş sırasında Müttefiklere bir takım hizmetlerde bulunmuş olanlara karşı misilleme tedbirleri uygulamak isteğinde olduğu sanısını uyandırmaktadır. Bu, şu demek oluyor: Türkiye'den kaçmış bulunan bir takım azınlık topluluklarından olanlar memleketlerine dönmekten ya korkacaklar, ya da misilleme tehdidi altında yaşayıp çalışma zorunda kalacaklardır. Örneğin Kuzey Anadolu'da, Bursa'yı da içine almak üzere, bu şehrin Batısında dağınık olarak yaşayan Çerkezlerin durumu budur. Çerkezler, savaş sırasında yaşadıkları yerler yüzünden, Müttefik devletlerle sıkı temasta bulunmuşlardır, bugün bunlar Türkiye dışında her yana dağılmış bir durumdadırlar... Bunların sürekli olarak yakınmalarına yol açacak durumlarla karşılaşmaksızın yaşayabilecekleri koşullar altında yurda dönmeleri, kuşkusuz, Türklerin de çıkarlarına uygun düşecektir.»
Sonunda Curzon'un dediği olmuş, pek sınırlı kişilerin dışında, bütün işbirlikçiler Lozan Antlaşması ile bağışlanmıştır. Böylece Curzon, İngiliz işbirlikçiliğinin cezasız kalan kârlı bir iş olduğunu islâm kamuoyuna göstermek fırsatını bulmuştur. Bununla birlikte, İngilizlerin Çerkezlik, Kürtlük yaratma çabaları fazla büyütülmemelidir. Kurtuluş Savaşı'nda, Çerkezler ve Kürtler, Türkiye yurtseverliğinin en çarpıcı örneklerini vermişlerdir. Düzce isyanlarını bastırmak için çırpman ve kalleşçe şehit edilen bir Yarbay Mahmut, Ege'de millî direnmeyi başlatmak için tek başına didinen bir Albay Bekir Sami, bir Rauf Orbay ve daha yüzlerce ön planda kişi, kendilerini Çerkezliğe değil, Türkiye'nin kurtuluşuna adamışlardır.
**** Doğu'da da, büyük bir çoğunluk, Kürdistan için değil, bağımsız bir Türkiye için kahramanca dövüşmüşler, hepsi Türkiye'nin halkı olduklarını kanıtlamışlardır. Belirtmeye çalıştığımız, yalnızca, emperyalizmin bölmek ve parçalamak için her çâreye başvurduğu ve vuracağıdır.
** Nitekim, o günlerin baş emperyalist devleti olan İngiltere, Türkiye'yi yok etme yolunda, hiçbir şeyi esirgemiş değildir. Hatta Mustafa Kemal'i satın almayı, ya da öldürmeyi bile denemiştir. 24 Mayıs 1921'de Ankara'da asılan İngiliz casusu Mustafa***** Sagir'in ele geçen belgeleri bunu yeterli kanıtlarıyla ortaya koymuştur.
Atatürk'e yakınlığı ile bilinen Hikmet Bayur, bu olayı şöyle anlatmaktadır:
«O dönemin öteki önemli bir olayı da Mustafa Sagir adında Hintli bir İngiliz casusunun Ankara'ya Hint Müslümanların temsilcisi süsünü takınarak gelmesi, politik, askerî haberler ve özellikle Mustafa Kemal'in öldürülmesini kolaylaştıracak bilgi toplamaya çalışması, gizli mürekkeple yazılmış haberleşmelerin ve direktiflerin elimize düşmesi üzerine muhakeme ve İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon'un ve Hintli Ağa Han'ın aracılıklarına rağmen idam edilmesidir. Mustafa Sagir, Mustafa Kemal'e Hint Müslümanlarının onun emrine verilmek üzere 1 milyon İngiliz lirası ile İtalya'da bir malikâne hazırladıklarını söylemiş ve bunların her olasılığa karşı, bir yenilgi hâlinde bir sığınak olabileceğini eklemiştir.»
«Aklınca, Mustafa Kemal'e böylece bir sığınak ve geri çekilme yolu sağlayarak, onun azim ve kararlılığını azaltacaktı.»
David Walder'in Eden-Nâsır, Lloyd George-Atatürk karşılaştırması yaparak yazdıkları da, 1922 yılında Lloyd George Hükümeti'nin Mustafa Kemal'in devrilmesi ya da öldürülmesi konusunda büyük umutlar beslediğini göstermektedir:
«1956 yılında Anthony Eden, Nâsır'a bir ders vermeye kararlıydı; 1922'de de Lloyd George, Eden'in aksine rakibiyle hiç karşı karşıya gelmediği halde, aynı duyguyu Mustafa Kemal'e karşı besliyordu. Nasır gibi, belki Mustafa Kemal de devrilebilirdi. 1956'da Nâsır'ı devirmek için içeride 'ihtilâl' düzenlendiği söylentileri dolaşıyordu. 1922'de de aynı biçimde Mustafa Kemal'in durumunun sağlam olmadığı, sürekli öldürülmekten korktuğu söylentileri Kabine'yi uğraştırıyor ve cesaretlendiriyordu.»
İngiltere'nin Mustafa Kemal'i devirme planlarını biraz sonra göreceğiz.
DİPNOT
• 1922 Martında Londra'da ünlü İngiliz entrikacısı Albay Lawrence, Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal'e şöyle konuşur :
•
«— Sizi, yâni Türkleri yok etmek istedim, başaramadım. Kurdistan kurmak istedim, onu da başaramadım. Fakat Arabistan'ı düzenlemeyi başardım.» (Yusuf Kemal Tengirşek, Vatan Hizmetinde,-1967, s. 270)
**Atatürk ve Millîcileri idama mahkûm eden Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanı.
*** Daha önce de başkenti Bursa'da ve Sultan'a bağlı anti-kemalist bir «Batı Anadolu Devleti» kurma üzerinde çalışmalar yapılmıştır.
****12 Ağustos 1921'de Mareşal Fuad'ın başkanlığında İstanbul’da bir Çerkez Kongresi toplanarak Mustafa Kemal hareketine bağlılık kararı almıştır. Mareşal Fuad'ın Ekim 1919'da Damat Ferit Paşa Hükümetinin istifaya zorlanmasında da olumlu katkısı vardır.
***** Öteki emperyalist devletler de bölme ve parçalama oyunlarına başvurmuşlardır. Fransızlar, Adana'da Fellah ve Çerkez bölücülüğü yaratmaya kalkışmışlardır. Yunanlılar, Giritli ve Çerkez ayırımları icadından medet ummuşlardır.
Doğan AVCIOĞLU - MİLLİ MÜCADELE TARİHİ
AKHENATON
05-11-2008, 07:16
Hey gidi Mustafa Kemal hey
sen kimlerle uğraşmadın bu vatanı kurarken
şimdi çıkmış hepsi hümanistcilik oynuyor.
AKHENATON arkadaş bu sitede ilk mesajım ve sana bir tepki mesajım olacak,'' Cerkez Ethem ve Cerkeslerin bir çoğu Haindir ve işin özetide budur.'' sözüne karşılık senin milliyetin neyse onada evriltmek çok kolay olacak referansların hatta kızıl elmacı Atilla İlhanın refere ettiği link milliyetçi bir siteye açılmaktadır. Daha düne kadar Çeçenler dahil tüm Çerkes kavimlerini Türkleştirmeye çalışan yapılardır refere ettikleriniz. Fikir babaları Atsız'dan farklı dil kullanmamaktadırlar Çerkesler için.
Zamanında Mustafa Kemalin bir bolşevik yanlısı gazeteye verdiği izin kullanım tarihi geçtikten sonra kapatılması gibi olayları sanırım biliyorsundur.
Bu anlamda sizde bende 100lerce düzmece döküman çıkartabiliriz. Ethem bey ve onun nezdinde Çerkesleri tasfiye etmek Mustafa Kemalin işi değildir Ermeni Kürdü ( Kürtleri yada Ermenileri aşşağıladığım düşünülmesin lütfen sadece o dönemin uzantılarının imralıya kadar gelmişini işaretlemek istiyorum.) olan İnönünün manüplasyonlarıdır.
Ulusal bağımsızlık savaşında Mustafa Kemal Anadolu Federatif Devletler söZü ile yola çıkmıştır bunun en önemli kanıtı nutukta bile vardır Sivas kongresinde bazı mebuslara Lazistan mebusu, Kürdistan mebusu diye hitap edilirdi.
Şimdi bu anlamda Sultan Vahdettinden iyi bir rütbe ve yüklü bir para alarak heryeri ajan ve emperyalist istihbaratı kaynayan Anadoluda resmen elini kolunu sallaya sallaya gezen Birisi spekülasyonlara yada mantığa yatkın tezlere oldukça açıktır değilmi ?
İttihat ve Terakki ile Teşkilatı Mahsusanın en etkin unsurları Çerkeslerdir gerçeğinden yola çıkarsak M. Kemalinde ittihat ve terakki içine katılımı ve süreci iyice incelenirse o yoğun iç ve dış çatışmalardan iyi bir aradan sıyrıl politikası izlemiştir.
İnönü neden Çerkes tasfiyesini manuple etmiştire gelirsek Hamidiye alaylarını iyi bir araştır ve zarar gören o etnik kökenin kan davası yada kin gibi olgularda nasıl bir tavır içersinde olduklarınıda tartarsan sonuca rahatça varacaksın.
M. Kemalin Anadoluya çıkarken yanında kaç Türk vardı kaç Çerkes bu güven yada işbirliği ne için vardı hiçmi merak etmiyorsun. Ben biliyorum ama sen gene milliyetçi bakış açısı ile red yada düzmece belgelere sarılacaksın. ( dikkatini çekerim ben belge sunmadım senin benim bildiğim öğretilen tarih üzerinden giderek doğru ve yanlışın sağlamasını yapıyorum. )
Şimdi çoğunluğunu Faşist bakış açınızla hain ettiğiniz bir milletin insanlarının Milli mücadeledeki sadece bilinen resmi tarihe geçenlerini altta bilgine sunmak isterim. Sizdende belgeye dayalı kaç Türk önde geleninin adının geçtiğini öğrenmek istiyorum. Bu arada anlayamadığım bir şey var Kah Osmanlıcı kah Kemalist olmak Hiçmi vicdanı zorlamıyor ?
Milli Mücadelede Çerkesler
-Bugünkü Türk Basını’nın temeli ve yeni cumhuriyetin sesi olan Anadolu Ajansı’nın Kuzey Kafkasya hükümeti tarafından Şark Cephesi kumandanı Kazım Karabekir Paşa’ya gönderilen 45.000 Lira’nın 8.000 lirası ile kurulduğunu,
-Erzurum Kongresi'ne katılan delegelerden
Hüseyin Rauf Orbay (Abaza)
Bekir Sami Kunduk (Asetin)
Ibrahim Süreyya Yigit (Abaza)
Muzaffer Kılıç (Abaza)
Rize Delegesi Avukat Hakkı Bey (Abaza)
Suşehri Delegesi Ismail Hakkı Bey (Çeçen)
Bekir Kubat (Asetin)
Osman Nuri Tufan (Dağıstanlı)
olduğunu...
-Sivas Kongresi'ne katılan delegelerden
Hüseyin Rauf Orbay (Abaza)
Bekir Sami Kunduk (Asetin)
Hakkı behiç bey (Adige)
İbrahim süreyya bey (Abaza)
Emir Marşan paşa (Abaza)
Ömer Mümtaz Tanbiy (Kaberdey)
Hikmet Boran bey (Abaza)
Muzaffer Kılıç bey (Abaza)
Osman Nuri Tufan bey(Dağıstan)
Rize delegesi Osman bey (Abaza)
Manyaslı Yusuf bey (Adige)
Uzunyaylalı Kamil polat bey (Kaberdey)
olduğunu...
- Sivas Kongresi’ne katılan delegelerin konuk edilip ağırlanması ve güvenliklerinin sağlanmasında daha sonrasın da ise 3.Kolordu’nun iaşesinin temininde Sivas ve Uzunyayla yöresi beylerinin çok önemli yardımları olduğunu... Maraş işgali ile mücadeleye giden Kılıç Ali bey'in Pınarbaşı’na uğradığını kendisine At ve Gönüllü asker verildiğini...
- Beşiktaş Kulübü’nün bir Çerkes aydını önderliğinde Mehmet Fetgerey Şöenu tarafından kurulduğunu,
- Osmanlı İmparatorluğu’na sürülen Çerkeslerden bir bölümünün Kafkasya’ya geri dönmek istediğini ancak bunun Osmanlılar ve Ruslar tarafından sınırın her iki tarafına yerleştirilen 25.000 kişilik silahlı birlik tarafından engellendiğini
- Amasya Tamimi, Yeni Cumhuriyetin kuruluş manifestosu olarak kabul edilir. O Dönemde Amasya vilayetinde: Güvenlikten sorumlu birliklerin başında 5.Kafkas Tümeni’nin geldiğini; Tümen komutanı Cemil Cahit Toydemir, Alay komutanı Şemsettin Jular, Tabur komutanı Osman Onarak gibi pek çok üst düzey komutanın Çerkes olduğunu Yörenin Asayişten sorumlu bir diğer birliği olan Amasya Jandarma kumandanlığının başında bulunan binbaşı Mmer bey'in Çerkes olduğunu...
- Karadeniz bölgesinde Pontus Rumlarının yarattığı teröre karşı oluşturulan milis güçlerinin başında (Berzeg Kazım bey,Berzeg Ekrem bey, Zeşo Tahir,Şetoh Musa gibi) pek çok ulusal mücadele yanlısı Cerkes müfreze kumandanının
bulunduğunu... (İlk Müfreze)
- Bunların Mustafa Kemal'in Samsun'a ayak bastığı andan başlayarak bölgedeki seyahati boyunca güvenliğini sağladıklarını...
- Kurtuluş Savaşı'nın ilk Kuvay-i Milliye Birliğinin Beyşehir Çeçenleri tarafından oluşturulan "Yoldaş Birliği" olduğunu...
-Batı Cephesinde Kuvay-i Milliyenin ilk kurşununun bir Cerkes köyü olan Hacı İlyas(İlk Kurşun) köyünde atıldığını
Biliyor musunuz!
Alıntı.
"Çerkesler başlangıçtan beri olağanüstü duyarlı oldular. Herhalde eski çağlardan beri kendi yurtları olan Kuzey Kafkasya'da bağımsız yaşamak arzusunu duymuşlar ve bunun için çalışmakta bulunmuşlardır ... Ve bizimlede içten ilişkilerde bulunmuşlardır. O derece ki kendi canları, kendi varlıklarını Türkiyenin kurtuluşu, varlık ve bağımsızlığıyla yakından ilişkili görmüşler ve buraya kalplerini bağlamışlardır."
( Mustafa Kemal Atatürk - 24 Nisan 1920 , T.B.M.M.'NİN 2. birleşmesi)
Sevgiyle kalın
Sayın Janti,
Sitemize hoşgeldiniz..
Akheneton maalesef ben Ötükene gidiyorum diyerek sitemizden ayrılmıştır.
Sevgiler
Hoşbuldum sevgili Aydoe , senin güzel karşılaman vesilesi ile altta Bir Çerkes aydınının konumuzu bazı yerleri ile ilgilendiren yazısını İzninizle eklemek istiyorum.
TÜRKİYE'NİN BİRLİK VE BÜTÜNLÜĞÜ İÇİN SON ŞANS
Anzor Keref
kerefs@yahoo.com (kerefs@yahoo.com)
Oğuz boyları ve diğer Türk kavimleri 1071 tarihinde Doğu’dan Anadolu topraklarına girmeye başladıklarında yapılan Ermeni desteğini, onların o günkü ticari çıkarlarına bağlamak mümkündür. 1915 tehciri ise, Ruslar’ın Ermeni halkını Osmanlılara(Müslümanlara) karşı kışkırtması sonucu oluşmuştur.
Milliyetçilik akımlarının(Türkçülük yanında Ermeni milliyetçiliği de) etkisiyle “Büyük Ermenistan” adlı bir Hıristiyan devletin kurulması; tarihi düşmanlar olan Türkler ile, onlardan daha çok zarar verdikleri ve soykırım, sürgün uyguladıkları Çerkesler’in Osmanlı ülkesindeki hızla yükselen etkinliğini azaltabilmek için yürürlüğe sokulan bir “Rus planı” idi.
Aynı nedenlerle 1920’lerde yeni bir devletin kurulması mücadelesinde, silah ve beyin gücünü oluşturan Çerkesler’i akıllıca tasfiye eden, adı SSCB olsa da sonuçta Rus emperyalist kimliği hakimiyeti altında olan SSCB devletinin politikaları, Osmanlı’nın parçalanması sonucu oluşturulmakta olan yeni devletin yapısında etkin oldu. Bu etkinlik sonucu, Çerkes Ethem bahane edilerek, kapalı kapılar ardında “Çerkes tasfiyesi” M.Kemal eliyle uygulandı. Bu sayede, kimilerince “memluk tarzı” bir Çerkes etken devletin yerini,Türkçü Kemalist devlet almış oldu.
Mücadelenin başında ve hiçbir aşamasında tek bir milliyet, Türklük, Kürtlük ya da Çerkeslik söz konusu edilmezken, yeni durum Türk kimlğinin diğer tüm kimlikleri yok sayar şekilde baskın olmasını sağladı. Rusya ve diğer emperyalist itilaf devletlerinin onayı ile oluşturulan cumhuriyet, ilerleyen süreçte, alfabenin Latinleştirilmesi, hilafetin kaldırılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması gibi bir dizi icraat ile, hızlı ve şaşırtıcı bir yola koyuldu.
Çerkes tasfiyesinden sonra diğer bir etnik güç olan Kürt tasfiyesi de çeşitli provokasyonlarla tezgahlanan isyanlar bahane edilerek tamamlandı. Zaten Çerkes ve Kürt dışındaki diğer etnik unsurlar sosyo-kültürel yapıları nedeni ile duruma itiraz edebilecek güçten ve örgütlenmeden yoksun idiler.
Çerkes tasfiyesi ve takip eden süreçte yaşanan etnik ve siyasi tasfiyelerden sonra “batılılaşma” ve “üniter devlet olma” ideolojisi son derece halktan kopuk olmasına karşın, tek parti ve tek adam iktidarı, M.Kemal sonrasında İnönü tarafından devam ettirildi.
Uydurma tarih ve dil tezleri ile Türk ırkçılığı o derece yükseltildi ki, bu durum son yıllara kadar artık tüm halklar tarafından neredeyse “doğal” karşılanmaya başlandı. Diğer halkların hızlı asimilasyonu aldı başını gitti.
Bugün gelinen noktada ise emperyalist dünya, Türklere emanet ettiğini geri ister tarza bürünmüş görünüyor. Türk etniğine ve yönetimine verilen “yönetim gücü” ne yazık ki doğru kullanılamadı ve AB tartışmaları ile birlikte bu sorgulanmaya başlandı. Bu durumdan yararlanmayı isteyen kesimlerden Kürtler, PKK’nın yüklendiği terör eylemleri ve nüfuslarının fazlalığına güvenerek “bölücü” bir tavır içine girdiler. Bölünmeyi istemeyen diğer halkların aydınları ise, ne emperyalizme yem olmak ne de antidemokratik ve ırkçı devlet rejimine teslim olmamak adına ne yapacaklarını şaşırmış haldeler.
Türkiye’nin öncelikli ve yakıcı sorunu “demokrasi” iken, Kürtler ve onların üzerinden yeni yapılara ulaşma arzusundaki emperyalist dünya, olayı “Kürt sorununa indirgeme” formülünü yürürlüğe koydu ve neredeyse tüm aydın kesimlere de bunu kabul ettirmiş duruma geldi.
Karşıtı cephelerden başta gelen Kemalist Devletçi ve Türkçü aydınlar ise, her tür demokratik açılıma, “TC devletini oradan kaldırmak ve parçalayarak bölgesel federatif planlar yapmak, Türklüğün Avrupa ve Anadolu’daki varlığına son vermek “ olarak; misak-ı milli sınırları içinde Kürdistan, Ermenistan, Pontus vs. yaratmaya dönük oyunlar olarak bakmayı sürdürüyorlar.
Halbuki son 20 yıla kadar, tüm Türkiye hakları sadece basit “burjuva demokrasisi” talep etti ve “Türkleştirme” nin de bitmesini, bitirilmesini bekledi. Ama bu olmadı. Demokrasi, insan hakları, dillerin ve kültürlerin kabulü ve korunması talepleri hep cezai yaptırımlarla bastırıldı.
Türk ırkçılığının cumhuriyetimizin kurulmasından beri yükselişi, sonunda karşıtı Kürt ırkçılığını yaratarak, çifte standartçı söylem, ezilen ulus Kürtler’in de söylemi haline geldi. Dünyaya yeni şekil verme kararındaki emperyalizm, Kuzey Irak’ta fiilen Kürt devletini kurdurunca TC. bünyesinde barındırdığı yanlış ve haksızlıklarla bir anda bölünmenin ayak seslerini yanı başında duyar hale geldi.
Türk ve Kürt ırkçılığı kafa kafaya tokuşup, ülkemizi bölünme ve kanın eşiğine getirince, ülkenin parçalanmasını ve kan dökülmesini istemeyen, her halkın tam eşitliğini talep eden yurtsever demokratlar, yanlışları anlatmaya, sorgulamaya ve çözümün halklar hiyerarşisinden ve her tür ayrımcılıktan uzak olmakla başlanabileceği gerçeğini geç de olsa dillendirmeye başladılar.
1923 oldu bittisini çok doğal gören, Türk’ün üstün ve ayrıcalıklı, ayrıca ülkenin sadece Türk’ e ait olduğunu, diğer halkların Türk’ün lütfettiği ile yaşamayı kabul etmeleri gerektiğini savunan ırkçıların yarattığı hezeyan, cahil gençliği eline silah alıp “karşı” gördüğü, ayrıca “gavur” olduğundan emin olduğu, ama aslında belki kendisinden de “vatansever” olduğunu bilemeyeceği değerleri yok etmeye giriştiler.
TC ülkesinin parçalanmasını, halklarının birbirlerini yemesini, bu suretle yeni bir düzen kuracağını hesap eden emperyalizmin oyununa gelinmek istenmiyorsa, dış güdüm ve yönlendirmelerden uzak, kendi öz iradesi ile ülkedeki her halkı kucaklama, öteki yaratmayı terk etme ve demokratik hukuk devleti denen olguyu tüm kurumları ile hayata geçirmenin zorunluluğunun ertelenemez noktalara geldiği kabul edilmeli ve buna uygun politikalar hayata geçirilmelidir.
Hem aydınların hem de devletin birinci görevi budur.
Vatan hainleri ! bu güzel ülkenin mutluluğu için hala hainliğe! devam ediyorlar...
Sevgiyle kalın
kandahar
13-11-2008, 13:45
Türkiye'yi Çerkesler kurtarmış ve kurmuştur, derhal Çerkesleştirme işlemi başlamalıdır. Fakat bu noktada itiraz edeceği kesin olan Kürtler'i de susturmak gerek. Türkler'in Türkiye'nin kurulmasındaki payı Çerkes ve Kürtler kadar değildir, tesadüfen tombalacılık yaparken piyango onlara vurmuş ve devlet Türkiye olmuştur...
Vah vaaah insan bir kere ırkçı olmaya görsün her şeyi etnosentrik yorumlamaya başlıyor. Rusya ve Mustafa Kemal bile el ele Çerkesleri tasfiye etmişler.:D
Sn. Kandahar alaycı tutumdan daha mantıklı yazacak birşey bulamadınızmı ? kesinlikle ırkçı değilim Çerkesleri diğer milletlerden üstün tutan hiç bir ifademde yoktur her ne hikmetse hoşunuza gitmeyen ne yazsak yaftayı yapıştırıyorsunuz ? Türkçü milliyetçi tetiklemelere karşı vereceğimiz her türlü cevapta milliyetçilikle etiketleneceğimizide biliyoruz bunu doğurduğunuz karşı refleks olarak kabul etmeniz sizin için alçaltıcı olduğu kadar kendinizi suçlu konumuna taşıyacağını çok iyi bilmektesiniz, bu ilk tecrübemiz değildir. Bunun içindirki hala Ethem beyin Bolşevikmi, Osmanlıcımı, Turancımı olduğu tartışılmaktadır. Sizlere göre bir insan dış odakların emperyalist emellerin aleti olmaksızın bir mücadele içinde olması kabul edilemezdir bu yüzden illaha biryerden tutup o unsura bir renk vereceksiniz. Sizler için Yurtseverlik sadece belirli ideolojilere bağlı olmaktan geçer aksini iddia eden herkes yeşil sarı yada mavidir aman ezberinizi kimse bozmaya kalkmasın, daha kötü iftiralarımızda hazırdır durumunda beklemektesiniz. Yazıyı kendi görüşünüze yani dar alanınıza göre değerlendirmiş ve işaret edileni kasıtlı kaçırmışsınız. Aynı bulvar gazetesi okuyucusu seviyesinde karşı yazı! yazmaya çalışmışsınız.
Bizim Çerkesleştirme veya bir paye alma kaygımız yoktur, ancak kimseninde bu ülke Tarihi üzerinde benim katkım daha fazladır deme lüksü olmadığı gibi, uyduruk senaryolarla filancalarda haindir gibi yaftalama yapmaya hakkı yoktur.
Ulusal Bağımsızlık savaşında Bolşeviklerin altın yardımını işbirlikçilik olarak değerlendirmek yanlışmıdır ?
Gene Kralın Jokeri gibi birşeyler karalayacaksanız size cevap vermeyeceğim Sn. Kandahar. Bu ülkenin yalan tarih sorunları ( öyle olmasaydı Tarih arşivleri tamamen halka açık olurdu, M.Kemalin vasiyeti açıklanmayı bunca yıl beklemezdi ) laylaylom yapılamayacak kadar ciddidir Ve bundan sadece bir halk değil Tüm Türkiye coğrafyası halkları etkilenmektedir.
Sevgiyle kalın.
Bununla birlikte, İngilizlerin Çerkezlik, Kürtlük yaratma çabaları fazla büyütülmemelidir. Kurtuluş Savaşı'nda, Çerkezler ve Kürtler, Türkiye yurtseverliğinin en çarpıcı örneklerini vermişlerdir. Düzce isyanlarını bastırmak için çırpman ve kalleşçe şehit edilen bir Yarbay Mahmut, Ege'de millî direnmeyi başlatmak için tek başına didinen bir Albay Bekir Sami, bir Rauf Orbay ve daha yüzlerce ön planda kişi, kendilerini Çerkezliğe değil, Türkiye'nin kurtuluşuna adamışlardır.
**** Doğu'da da, büyük bir çoğunluk, Kürdistan için değil, bağımsız bir Türkiye için kahramanca dövüşmüşler, hepsi Türkiye'nin halkı olduklarını kanıtlamışlardır.
katılıyorum.
begonvil
03-01-2009, 03:14
bu konu hakkındakı tüm yorumları okudum ve tek birşey söyleyeceğim.kurtuluş savaşı esnasında gerçekten emeklerı geçmiş bu adamı düşünün kardeşlerine karşı dahı savaşmış yanı...ne oldu da onu buduruma düşürecek ve şu anda dahı hain yorumlarına bıracak ...ne oldu da bu kadar değerlı bir adama ülkeyi terk ettirecek kadar yalnış yapıldı.idamlıkmış yok şımarmış bunlar fasafiso...arkadaşlar gerek nutukta gerekse tarihcilerin yazılarında çok dıkkat ettım halk tarafından çok sevilmi ve sayılan bir adam.başına taş mı düştüde gitti.2+2 bukadar basit bir soru.yazılana değil acaba ne yaşandı diye düşünün
http://www.kafkasfederasyonu.org/haber/tr_basin/hbr_rs/milli_mucadele.gif
''Ben onu ilk defa karargahta gördüm. (...) Mustafa Kemal Paşa’ya bazı raporlar götürüyordum. Ethem’i, Paşa’nın karşısında bir sandalyede buldum. Ayağa kalkıp elimi öptü. Normalden güçlü, uzun boyu vardı. Hiç eti olmayan kudretli vücudu canlı bir iskelete benziyordu. Tam Çerkes yapısıydı. Geniş omuzlar, ince bel, uzun bacak ve kollar, kocaman sarışın bir kafa, kısa bir burun ve gayet solgun gözler. Teni hiçbir hava etkisiyle değişmemişti. Kısa burun Anglikan bir mizah anlatıyordu. O odada bu kocaman Çerkes herkesi gölgede bırakıyordu '' (H.E.A, Türkün Ateşle İmtihanı).
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/mehmet-bozkurt/21-eylul-1948-olumunun-63-yilinda-cerkes-ethem-bey-46726