PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : CHP gercekte bir "sag parti" midir?


sargon
08-06-2008, 12:29
CHP ile ilgili olarak okudugum en ilginc degerlendirmelerden biri. Keske Alper Ecer ile daha once tanissaydim. Klasik soylemleri genisletip gorelilik kategorileri uzerine guzel bir soylem olusturmus. Ben begendim.


Dahası CHP’nin erken Cumhuriyet dönemi Türk siyaseti üzerindeki etkisi o derece dominanttır ki Türkiye’de solu olduğu gibi sağı da bizzat CHP tanımlamıştır. Çünkü CHP’ye karşıt olan her unsur ister istemez kendisini “sağ”da konumlandırmak zorunda kalmıştır, bir çok "sağcı" da bu yüzden Türkiye'deki siyasal mücadeleyi "Jakobenlere karşı Demokratlar" olarak niteler, çünkü bu şekilde formatlanmışlardır ve sağ ve sola ilişkin görgüleri bundan ibaret kalmıştır. Sonuçta da CHP kendisini değiştirmeye gerek görmediği ve değiştirmeden de muktedir olabildiği için bugüne dek sağ ve sol kavramları Türkiye’de, dünyanın aksine birbirine yaklaşmamış, tüm canlılığıyla sürmüştür. Bu yüzden Türkiye, ancak Batı’nın şöyle veya böyle müdahale ettiği dönemlerde “neo liberalizm-sosyal demokrasi” bağlamındaki sağ-sol eksenine girmiş, bunun olmadığı her dönemse CHP’nin 1920-1930’larda tanımladığı sol-sağ eksenine aynen geri dönmüştür. Nitekim bugün de Türkiye kronolojik olarak 2007’dedir, ama bugünün elbiseleriyle, bugünün internet, Tv, gazete gibi medyalarında ve politik atmosferinde 19. yy’ın tartışmalarını yapmaktadır. Bir çoğumuz anlamakta güçlük çekiyoruz belki, ama nice CHP’lilerin 2007 Türkiye’sinde ciddi ciddi hala saltanata karşı savaş vermelerinin sebebi işte bu kafadır. CHP ve savunduğu sol zihniyet sadece solu değil sağı da tüm Türkiye’yi de düpedüz geri çekmektedir.

Yazinin tamami icin (http://www.tpe.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=154&Itemid=107)

iceman
09-06-2008, 05:48
CHP nin soL parti oLdugunu söyLeyenin akLından süphe ederim !

KızıL
12-06-2008, 00:38
artık sol parti ile hiçbir bağlantısı yoktur ancak içindeki solculara üzülmekteyim....

imhotep
12-06-2008, 01:36
Küreselleşmenin odağında, yarı-sömürge, tarikat ve camaatlerle dörtbiryanı çevrilmiş bir ülkede demokratik bir sistemle ne kadar sol olunabiliyorsa CHP de o kadar soldur.

sargon
12-06-2008, 01:39
sevgili arkadaslarim iceman, kizilordu ve imhotep

linkini verdigim yaziyi okuyup okumadiginizdan emin olamadim. Sanirim yazidan alinti yaptigim bolum uzerinden degerlendirme yapiyorsunuz. Aslinda yazida daha kapsamli bir tartisma vardi.

KızıL
12-06-2008, 01:47
yok sadece yazı değil chp nin genel tavrı genel yapısı üzerinden yorumdu.. üyelerini genellemeden...

osiris
12-06-2008, 09:34
chp cumhuriyetin partisi sol olma gibi zorunluğu yok zaten ama son zamanlarda kürt açılımı diye başlatıkları hamleleri çok tehlikeli görüyorum Türkiye cumhuiyetini kuran partinin hain ve işbilikçi solcu ve liberallerin bölücü firkirlerini benimsemesi benim için çok üzücü

AKHENATON
12-06-2008, 18:09
önce sol nedir onu belirlemek lazım.
sol milliyetsiz yaşamakmıdır yoksa kürtçülük yapmakmıdır.
bunları yapsa zaten biz CHP de olmayız.

dilaver
12-06-2008, 18:57
Nasıl mülkiyet sistemine karşı Leninist devrimci yöntemler solculuğa bizatihi bir halel getirmiyorsa, nasıl “Yön” ya da “Kadro” gibi dergilerin çizgisinin demokrasiden nasipsiz olması onları nihai tahlilde solcu olmaktan çıkarmıyorsa, nasıl Stalin’in katliamları onu faşist yapmıyorsa aynen bu şekilde CHP’nin de amaçlarına ulaşmak için muhtıradan yana olması onu solcu olmaktan çıkarmaz.

Üzerinde tartışılması gereken noktanın bu oldugunu düşünüyorum. O zaman solu tanımlamak gerekiyor. Sol pek çok kesimlerce farklı olarak tanımlanabiliyor.

Bana göre sol devrimcilikdir, o zaman CHP ye de solcu demek mümkün degildir. Düzenin tüm kurumları ile muhafazasını savunan bir CHP sol olarak adlandırılamaz.

Ancak bu kavramlar biraz da kafa karıştırmak içindir ve pek de bir anlamı ve dahi faydası yoktur. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz demişler ve de güzel demişler.

Her zaman için kimin gözlügü ile baktıgınız önemli diye savunuyorum. Burada da ele alınması gereken temel çelişki ezilenler ile ezen çelişkisidir. Chp bu çelişkinin çözümünde nerede durmaktadır. Önemli olan budur.

Ezenlerin siysi iktidar ve baskı örgütü olan mekanizmaya karşı tavrı nedir. Şimdiye kadar parlamentodaki siyasi partilerin hiç birinin tüm vatandaşların mecliste temsili için bir anayasa degişikligine onay verdiklerini ve girişimde bulunduklarını göremedik. Chp de dahil. O halde gericidir.

Sol ve sagı gerici ve ilerici olarak ele alırsak Chp nin Akp den ya da Mhp den farklı hiç bir yönünü göremeyiz. İçerisinde yer alanların tek tek dile getirdikleri düşüncelerinin kıymeti harbiyesi yoktur.

Tuzlada 60 işçi öldü, buna karşı yeri gögü birbirine katmayan bir partinin kendine ilerici deme hakkı olamaz.

Ezilenler için ne yapmıştır, safının kıstası da bu olmak zorundadır. Ezenlerin yanında mıdır ve onların programını mı uygulamaktadır, yoksa ezilenlerin mi. Bu soruya cevap verdikten sonra ister sagcı deyin isterse solcu degişen bir şey olmaz.

saygılarımla

AKHENATON
12-06-2008, 19:24
Sayın dilaver peki devrimci ve ileri kim , dünya yüzeyinden somut örnek verirmisiniz.

size göre sol devrimcilikse , solun bitmiş bir ideoloji olması gerekiyor.dünya devindi ve küreselleşti , değil mi ?

dilaver
12-06-2008, 20:33
Dünya üzerinde somut örnek aramak biraz olayı cıvıtmak olur. Olmayadabilir. Sınıf mücadelesinin kabulünü proleterya diktatörlügünün kabulü ile birleştiren herkes devrimcidir, elbette Marksist devrimcidir. Şu ya budur diye demagojik ve sonuçsuz bir tartışmaya girme niyetinde degilim. Kıstasım bu.

Güney Amerikada oldukça yogun ve fazla oldugunu dikkat ederseniz siz de görebilirsiniz. Devrimci üretici güçlerin önünü açmaya çalışan kişidir.

Dünya zaten küreseldi, küresel tanımı yapanlar neyi ifade etmek istiyorlar anlamıyorum. Bu sadece yeni bir çarpıtmadır. Dünya küreselmiş, sanki Amerikayı yeniden keşfediyoruz. :)

Dünya üzerinde sömürü oldugu müddetçe devrim ve devrim düşüncesi asla sona ermez. Örnegin ben yenilmiş bir kuşagın temsilcisiyim. Bugün pek çok kişinin aksine yerim kendine sol liberal diyenlerin degil ezilen işçilerin yanıdır, böyle de yaşamım sona erecektir. Ben yalnız bile olsam bu düşünceyi savunacagım, arkamda 6 000 senelik bir mücadele tarihi var ve ben kişisel çıkarlarım ugruna buna ihanet edip, bunu görmezden gelemem. Kaldı ki gerek Türkiye de , gerek dünyada hiç de yalnız olmadıgımı biliyorum, ve gittikçe çogaldıgımı da görüyorum, hatta Rusyada bile.

Ama devrim düşüncesini engellemek isteyenler iki ana eksen sunmuşlardır. Biri dünyada sosyalizmin başarısız oldugu, digeri ise milliyet ve ulus temelinde insanların bölünmesi.

Birinci şıktan pek çok eski devrimci etkilenmiş ve görüş zaviyelerini burjuvazinin verdikleri ile sınırlamışlardır. Daha iyi bir dünya hayalleini kaybetmişlerdir.

İkinci görüş ise insanları dilleri temelinde, ulus kimlikleri temelinde farklılaştırmaktır ve ötekileştirmektir ki bunun örnegini, bu başlıkta siz ve osiris gösteriyorsunuz. Hiç yeri olmadıgı halde suçlamalar ve hain edebiyatları başlamış bile. :)

Bana göre ise devrim ve sol asla bitmez. Üretimin toplumsal niteligi ile mülkiyetin özel niteligi arasındaki çelişki çözüldügü ana kadar.

saygılarımla

KızıL
12-06-2008, 23:13
sol un bittiğini sananlar solun başlangıcını çoktan kaçırmışlar solu bilmedikleride aşikar zaten..
çok güzel açıklamıssın sevgili dilaver tamamıyla katılıyorum sözlerine..
eklemek istediğim tek şey sınıflar ortadan kalkmadan , eşitsizlik hala varsa sol bitemez...

atheist87
13-06-2008, 11:31
Türkiyeye Şeriat gelmesinin önündeki 3 engelden biridir. CHP olmasaydı AKP çoktan şeriat ilan etmişti.

atheist87
13-06-2008, 11:48
Bende sosyalistim fakat bu ekonomik görüşün karşısında en büyük engelin din olduğu açıktır. Din inancını yıkmadan zaten kapitalizmden kurtuluş imkansızdır. CHP kapitalist fakat içinde sosyalist siyasetçilerde mevcut ekonomik olarak tam isteklerimizi yerine getiremeseler bile en azından şeriatte kaybetteceğimiz insan haklarının koruyucusu

imhotep
13-06-2008, 18:14
'Milliyetçi-devrimcilerin ikinci bir talihsizliği,Kurtuluş Savaşı'Nın özel şartlarında yatmaktadır.Kurtuluş Savaşı,derebeyi,toprak ağası,tüccarı ve ulemasıyla Anadolu eşrafına dayanarak yürütülmüştür.Bir işçi,bir köylü,kısaca bir halk hareketi yoktur.Ayrıca,Osmanlı bürokrasisinden kalma unusurların da handikapını taşıyan milliyetçi-devrimci kadro,kendi saflarından kopmuş ön planda kişilerin liderlik ettiği ciddi bir muhalefetle karşı karşıya kalmıştır.Bu şartlar altında,tarımdaki Ortaçağ kalıntılarını bir devrimle temelinden tasfiye edip Türk kalkınmasını sağlam bir tabana oturtmak mümkün olmamıştır.Bu ters şartlara rağmen,milliyetçi-devrimci kadro,dayanadığı güçler aleyhine harekete geçmiş,fakat eşraf demirperdesini kırmaya gücü yetmemiştir.Yine de,toplumu adım adım zorlayarak,büyük işler başarılmıştır.Ama köyün,dolayısıyla Türkiye'nin kaderi değiştirilememiştir.'

Türkiye'nin Düzeni-I Doğan Avcıoğlu
Syf:504

İşin özü aslında burası. Siz demokrasiyi kimlerle sağlayacaksınız ? Gerçekten hür bireylerle mi yoksa feodal unsurlarla mı ?

Kurtuluş Savaşı Osmanlı Devleti'nden kalan yapı gereği derebeyi, toprak ağası, tüccarı ve ulemaya dayanılarak yürütülmüştür. Bu özel durumu görmemek bizi yanılgılara sürükleyebilir.

Yeri gelir "toprak reformu" yüzünden CHP'den ayrılıp siyaset yapan DP gibi bir iktidar halkçı(!), özgürlükçü(!) oluverir. Karşısında, topraksız köylüyü topraklandırmak iddiasındaki CHP de elitist, jakoben, antidemokrat olur çıkar.

Siz yukarıda saydığım feodal unsurlarla demokrasicilik oynayacağım diyorsanız, takdir sizindir. Ama o zaman bugünkü iktidara dil uzatma hakkınız kalmaz.

Bakın vakti zamanında bir köy ağası ne buyurmuş;

“...Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Burada yaşayanlar devletten daha çok bana bağlıdırlar. Sözümü dinlerler. Benim köyümden iki çocuğu alıp Malatya’daki Akçadağ Köy Enstitüsü’ne götürdüler. Çocuklar giderken doğru dürüst Türkçe bilmiyorlardı. Orada eğitildiler, yetiştirildiler.

Bana da baskıyla iki köye okul yaptırdılar. Çocuklar, okullara gelip öğretmen oldular. Öğrendiklerini öğrencilerine, ailelerine ve köylüye öğrettiler. Köylüler Türkçe öğrendiler. İki yıl öncesine kadar köylünün tüm işlerini benim adamlarım yapar, Mektuplarına kadar onlar yazar, devlet kapısındaki işleri onlar takip ederdi. Bütün bunlar ortadan kalktı. Sözlerimden uzaklaşır oldular.. Tüm bunlara Rusya’da eğitim görmüş, Rus ordusunda subaylık yapmış olan ben dahi izin veremezdim.''

Sözlerin sahibi Kinyas Kartal. Menderesle yaptığı pazarlık sonunda köy enstitülerini kapattırdığı için tüm tebaasını DP'ye yönlendirdi ve DP'den milletvekili oldu. Alın size ilerici (!) bir hareket.

CHP'nin çağdaş bir toplum yaratma amacıyla yaptığı onca devrimi devrimden saymayanlar, buyursunlar bu pek devrimci unsurlarla kucak kucağa cici demokrasiyi yaşasınlar.

Hazır cici demokrasiden bahsetmişken, Doğan Avcıoğlunun aynı başlıktaki bir yazısı da konu hakkında gayet aydınlatıcı;

Cici Demokrasi Üzerine

Demokrasinin sağcısının da solcusunun da paylaştığı, klasik tanımlaması belli: Halkın, halk eliyle, halk için yönetimi.

Bizim cici demokrasinin de ne ölçüde bu tanıma uyduğu belli: Ön seçimlerde milli iradenin satışa çıkarıldığını, parayı verenin düdüğü çaldığını Mısır'daki sağır sultan bile duydu. Şaibe altındaki iktidarların kurdukları ''mebus pazarları'', bunların milli iradeyi mi, yoksa gayrimilli iradeyi mi temsil ettiklerini kamuoyuna düşündürdü.

Şimdi Parlâmento, büyük bir dayanışma içinde, 400 küsür imzalı önergelerle Anayasa değişikliğine hazırlanıyor: 1963 yılında, Anayasaya açıkça ayrıkı olarak, sayın senatörlerin süreleri uzatılmıştı. Uzatma seçim takvimini bozmuş, her yıl seçim yapma durumu ortaya çıkmıştı. ''Milli İrade''den yetki almadan bir Anayasa değişikliği ile 7,5 yıla çıkarılarak bu durum düzeltilmek isteniyor.

''Büyük Koalisyon'' yolunda bir ilk adım teşkil eden tam dayanışma içindeki Partilerarası Komisyon hazırladığı kanun teklifinin gerekçesinde, Anayasa değişikliğini şöyle savunuyor:

''Yıldan yıla seçmen vatandaşta ilgi azalması işaretleri görülmeye başlanmıştır. Millet iradesine dayanan parlâmenter demokrasilerde, iktidar ve muhalefet olarak siyasi güçlerin meşruiyet temelinde seçime katılma oranının düşüklüğü yönünden bir zaaf meydana gelmesi, şüphesiz caiz görülmez.''

Demek ki, iktidar ve muhalefeti ile birlikte Partilerarası Komisyon, bir seçim yapılsa, katılma oranının çok düşük kalacağı, hatta yğzde 50'nin altına düşebileceği korkusundadır. Bunun ''milli irade'' iddialarını boşlukta bırakacağını kabul etmektedir.

Parlamenterlerimiz, bu kuşkularında çok haklıdırlar. Vatandaşta sandık başına gitme arzusu, hızla azalmaktadır. Ne var ki, politikacılarımız bu ilgisizliği her yıl seçim olmasına bağlamaktadırlar. Seçimler iki yılda bir yapılırsa vatandaşın ilgisi artacaktır!..

Aslında çoğunluk seçimden değil, cici demokrasiden usanmıştır. Hiçbir davaya ciddi bir çözüm getiremeyen cici demokrasiden ümidini kesmiştir. Başına bir kaza gelirse, cici demokrasinin ardından gözyaşı dökecek değildir.

Böylece, milli iradecilik oynadığını sanan politikacılar oligarşisinin meşruiyet temeli iyice zayıflamıştır.

Meşruiyet temeli zayıfladıkça, oligarşinin kenetlenmesi artmaktadır. Gaflet, dalalet ve hıyanet manzarası karşısında, Atatürk geleneklerine uygun biçimde protestolara girişen devrimci gençliğe karşı şimdiden fiili bir koalisyon kurulmuştur. Anayasa dışı talihsiz bildirilerle, Büyük Paşalar da koalisyona kalkan edilmişlerdir.

Cici demokrasi temellerinden sallandıkça, bu fiili koalisyon, ''çok partili faşizm''e kadar uzanacağa benzemektedir. Daha bugünden, Anayasaya ve yürürlükteki kanunlara kesin aykırı olarak, sivil mahkemelerin serbest bıraktığı gençler, askeri mahkemelerde tutuklanmaktadırlar. Gençliğin karşısına, 27 Mayıs öncesi günlerde olduğu gibi, askeri birliklerin çıkartılmasına yönelinmektedir. Yargı organlarını etkileme ve cici demokrasinin eleştirilmesini yasaklama çabaları artmaktadır.

Olan bitenleri yadırgayanlardan değiliz. Cici demokrasi için bütün bunlar olağandır. Esasen cici demokrasinin göbeklenen oligarşisina, Anayasa elbisesi hayli süredir dar gelmekte ve elbise çeşitli yerlerinden patlamaktadır. Üzerine zaten bir türlü oturmayan elbiseyi, şaibeli oligarşinin vücuduna uydurarak, çok partili faşizme yönelmesi, her zaman mümkündür. Yalnız ne var ki, meşruiyeti su götürür hale gelmiş bulunan oligarşi, bu gidişle meşruiyetini tamamen yitirmiş olacaktır.

Meşruiyetini tamamen yitirme yolundaki politikacılar oligarşisine bizim söyleyeceğimiz, Anayasanın daha ilk satırlarında ''Anayasa ve hukuk dışı tutum ve davranışlarıyla meşruiyetini kaybetmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanarak 27 Mayıs 1960 Devrimini yapan Türk milleti'' yazdığını hatırlamaktan ibaret olacaktır.

DOĞAN AVCIOĞLU

Devrim, Sayı 26, 14 Nisan 1970

aydoe
13-06-2008, 19:07
Sağ sol kavramı durduğunuz yere göre değişir.
Önce solu sağı tarif ediniz daha sonra kendi durduğunuz yere bakınız CHP sağınızda kalıyorsa size göre sağdır.
CHP solunuzda kalıyorsa size göre soldur.
Bana göre tüm sistem partileri sağdır,onlara göre ortanın solundadır.Sosyal demokrattır.

KızıL
13-06-2008, 19:40
Sağ sol kavramı durduğunuz yere göre değişir.
Önce solu sağı tarif ediniz daha sonra kendi durduğunuz yere bakınız CHP sağınızda kalıyorsa size göre sağdır.
CHP solunuzda kalıyorsa size göre soldur.
Bana göre tüm sistem partileri sağdır,onlara göre ortanın solundadır.Sosyal demokrattır.
kesinlikle katılıyorum sağ ve sol kavramlarının çıkışına bakarak bunu anlıyabiliriz zaten
teşekkürler aydoe...

spartacus
13-06-2008, 23:43
Sağ ve Sol un çıkışındaki biçimsellik mi?
Yoksa bu biçimsel temsilde açığa çıkartılan içerik mi?

Eğer Türkiye'de statükoyu monarşi olarak düşünür isek, biçimsel olarak CHP; sağ bir partidir.

Monarşi(saltanat, geri sistem) karşıtlığı açısından yani içerik açısından yaklaşacaksak, CHP sol bir partidir. Ancak içerikte atlanmaması gereken temel statükodur. Fransız parlamentosunda sağcılığı oluşturan temel köken -bir sonuç olarak-statükocu olmak yani değişimi ret ediyor olmaktır(bu sebepledirki solculuk değişimden ve yenilikten yana olmak olarak da isim yapmıştır). Bu durumda CHP açısından geçmiş karşısında solu, gelecek karşısında sağı temsil etmek gibi bir bahtsızlık söz konusudur... (işte bu nokta tartışmaya açıktır)

Yani birde sağ ve sol olanın bizim durduğumuz yere göre olduğu gibi birde şey'in kendi durduğu yer vardır. Biz birincisinden değil ikincisinden yaklaşalım. Bana göre, ona göre gibi kriterler ancak kişilerin kendilerine göre, durdukları yere göre tanımlardır, bu tanımlamalar ise kavramları bağlamaz, kişileri bağlar.

CHP neden sağı temsil eder? Nasıl solu temsil eder ? Sağ olmak kötü bir şeymidir ? Sırf sağ olmaya duyulan bir antipati ile bir parti kendisini sol olarak temsil-lanse edebilir mi? Sağ olanın saltanatı yani geride kalmış bir sistemi, yani monarşiyi temsil ediyor olmasına duyulan antipatinin saltanat koşullarının gerçekliği kalmadığı günümüz koşullarında halada sürüdürülüyor olması nasıl izah edilebilir ? Ben sol bir partiyim diyerek mi? Peki ya bunun hayat karşısındaki anlamı ? Evet tarihsel olarak bir anlamı vardır, elbette olabilir, ama tarihsel anlamın günümüz koşullarında hiç bir anlamı yoktur(buradan bir sonuca varılamaz, CHP geçmiş tarih karşısında soldur). Artık saltanat karşısında solda olanı temsil etmek gibi bir durum sözkonusu değildir. Günümüz koşullarında iktidar ve devlet biçiminin savunusu sağ taraftır.
Aynen monarşinin yıkılması sonrasında Fransa parlamentosunun solundakilerin sağ tarafa geçmesi gibi, ayırıcı kriterin-saltanatın- ortadan kalkması gibi... (bu gün bu durum CHP sağa kayıyor söylemlerine yol açmıştır, oysa CHP bir yerlere kaymıyor, sadece değişen koşulların ayırdımına varılıyor-CHP de bunun farkına vardıkça kendisine solcuyum diyenleri tasviye etmeye koyulmuştur, çünkü bu gün monarşi yoktur, parlamentoda temsilde edilmiyor... Bu gün solculuk geçmişin anti-monarşizminden, anti-kapitalizme göre evrilmiştirki, böylesi tanımlara sahip olanlar CHP den uzaklaş-tırıl-mıştır...

aydoe
14-06-2008, 00:25
Sparta bir geliyor pir geliyor,üç paragrafta doğruları koymuş ortaya,tespitlerine katılıyorum,doğrudur.
Doğruları görüp durupta bakmak ve kaçınılmazı yaşamak nasıl bişey onuda anlatsa ne güzel olur.
saygılar

AKHENATON
14-06-2008, 03:22
Dünya üzerinde somut örnek aramak biraz olayı cıvıtmak olur. Olmayadabilir. Sınıf mücadelesinin kabulünü proleterya diktatörlügünün kabulü ile birleştiren herkes devrimcidir, elbette Marksist devrimcidir. Şu ya budur diye demagojik ve sonuçsuz bir tartışmaya girme niyetinde degilim. Kıstasım bu.

Güney Amerikada oldukça yogun ve fazla oldugunu dikkat ederseniz siz de görebilirsiniz. Devrimci üretici güçlerin önünü açmaya çalışan kişidir.

Dünya zaten küreseldi, küresel tanımı yapanlar neyi ifade etmek istiyorlar anlamıyorum. Bu sadece yeni bir çarpıtmadır. Dünya küreselmiş, sanki Amerikayı yeniden keşfediyoruz. :)

Dünya üzerinde sömürü oldugu müddetçe devrim ve devrim düşüncesi asla sona ermez. Örnegin ben yenilmiş bir kuşagın temsilcisiyim. Bugün pek çok kişinin aksine yerim kendine sol liberal diyenlerin degil ezilen işçilerin yanıdır, böyle de yaşamım sona erecektir. Ben yalnız bile olsam bu düşünceyi savunacagım, arkamda 6 000 senelik bir mücadele tarihi var ve ben kişisel çıkarlarım ugruna buna ihanet edip, bunu görmezden gelemem. Kaldı ki gerek Türkiye de , gerek dünyada hiç de yalnız olmadıgımı biliyorum, ve gittikçe çogaldıgımı da görüyorum, hatta Rusyada bile.

Ama devrim düşüncesini engellemek isteyenler iki ana eksen sunmuşlardır. Biri dünyada sosyalizmin başarısız oldugu, digeri ise milliyet ve ulus temelinde insanların bölünmesi.

Birinci şıktan pek çok eski devrimci etkilenmiş ve görüş zaviyelerini burjuvazinin verdikleri ile sınırlamışlardır. Daha iyi bir dünya hayalleini kaybetmişlerdir.

İkinci görüş ise insanları dilleri temelinde, ulus kimlikleri temelinde farklılaştırmaktır ve ötekileştirmektir ki bunun örnegini, bu başlıkta siz ve osiris gösteriyorsunuz. Hiç yeri olmadıgı halde suçlamalar ve hain edebiyatları başlamış bile. :)

Bana göre ise devrim ve sol asla bitmez. Üretimin toplumsal niteligi ile mülkiyetin özel niteligi arasındaki çelişki çözüldügü ana kadar.

saygılarımla

Sayın dilaver ; somut örneklemesi dünya üzerinde görülmemiş her düşünce benim için boşlukta birileriyle savaşmadır ki , marksistlerin genel özelliği budur.

Konuya Niceden bir alıntılama yapıcam , sakın şahsınıza almayın amacım sizi kırmak değil.

Sosyalistler , anarşistler , nihilistler varlıklarını başka birini suçlayabilecekleri birşeyde buldukları nispette , Hristiyanlığa yakındırlar.Zira , Hristiyan da kendi hastalığından , marazlı bünyesinden birini sorumlu tutarak buna daha iyi tahammül edeceğine inanır.İntikam ve kin içgüdüsü her iki durumda da tahammül vesilesi , varlığı koruma içgüdüsü olarak görünüyor.

isye sayın dilaver , hayat koyun mutluluğunda yaşamak değildir.Evrimi savunup arkasından din kökenli marksizmi ortaya koymak insanın evrimine terstir.

Dünya üzerinde emekçi sınıfının örgütlediği bir halk hareketi olmamıştır. Olmayacaktırda , marksizm kölelik düzenidir ki hiç bir insan köle olmayı istemez.

Öncelikle konumuz CHP ama siz hala , dünyada vahşi kapitalizm ekonomi politiği uygulandığını falan sanıyorsunuz gibime geliyor, en azından söylemleriniz böyle.marksizm kendini evirememiş olabilir fakat kapitalizm kendini evirdi ve gelişti.haa sıkıntı yok mu , var tabiki fakat sistem bazında değil, sadece şahsi uygulamalar bazında.peki ya marksizm ne yaptı , tüm ekonomi politiğini artı değer yaklaşımı üzerine kurarak teori üretti, peki sonuç , kapitalizm o sıkıntıyı aştı.

Ben genel olarak , neo-merkantilis bir ekonomi politiği anlayışına sahibim, dünya üzerinde bulunan gelişmiş ülkelerin incelenmesi sonucunda , ekonomilerindeki gsmh artışlarında ki en büyük artış List ekonomi politikaları uyguladıkları zamandır.Süreç içerisinde bu korumacı tutum sivil örgütlere devredilmiştir ki , TC de üzerinde masturbasyon yapılıp asla bilinmeyen konulardan biride budur.hiç bir ülkeye elinizi konunuzu sallaya sallaya gidp istediğinizi yapamazsınız.bu gün bize liberalizmi , vahşi kapitalizm olarak sunan zihniyet bu gerçekleri hep gizler.

dediğim gibi , dünya üzerinde somut örneklemesi olamyan düşünceler sadce kitaplarda yazar ve orda kalır.Tıpkı devletlerin belirli dönemlerde siyasi otoritelerini kuvvetlendirmek için kendi dışlarında ki devletlere felsefe yoluyla hükmetmesi gibi.Bunun en somut örneğini son 20 yıldır biz yaşıyoruz.daha önce dünya bir komünizm ve anarşizm edebiyatı gördü fakat bunları aştı.

Milli unsuru olmayan bir tane gelişmiş dünya ülkesi varmıdır bugün..Tabiki yoktur olamazda, bu evrime terstir.insan doğasını ihmal etmek dinsel bir yaklasımdır.

Bugün rusya örneklemesi vermişsiniz , fakat yanlış vermişsiniz , rusya son aldığı karalarla ülke sınırları içinde stratejik unsurların hiçbirinin yabancıların yönetmesine izin vermemektedir.

Bunu chp yapsaydı , aşırı ırkçı ve demokrasiden uzak bir yönetim anlayısı olarak değerlendiridiniz. peki bunu böyle kim değerlendiridi , dinciler ve komünüstler, neden diye düşünmek gerekir.

politikalar ve kararlar kısa süreler için alınmaz, özelliklede ekonomi politikaları.
eğer ortada bir devrim kavramı varsa bu ülke sınırlarında yaşayan insanın mutluluğu için olmalıdır ki , marksizim asla mutluluk getirmez.marksizmi bugün bu topraklara milliyetsizlik olarak dikte eden ve bununla ilgili kamu oyu yaratan kimdir acaba, asıl olan oyuncular değil yönetmenlerdir.Milliyetsizliği savunan bu zihniyet niye rusyanın tarihteki politikalarını görmezden gelip bir kaç lenin kitabıyla düşünür bu oldukça ironiktir.

CHP bugün , doğru yoldadır, chp içindeki kürtçüler ve din akımlarını sokmaya çalışanlar temizlenmiştir.bu benim için olumlu bir hamledir.Sebebi ise her düşüncenin genetik bir kökene sahip olduğu düşüncemden gelir.Bu düşüncemin sebebi ise dünya siyasi tarihidir.

dilaver
14-06-2008, 20:45
Sayın Akhenaton

Marksizm ve komünizm ile ilgili kininizi uygun başlıklarda dile getirirseniz uygun cevaplar da alabileceginizden eminim, bu konuda yeterince başlık forum alanında da mevcuttur; o yüzden iletinizdeki iddiaları yanıtlanma geregi duymuyorum. Başlık Chp başlıgı.

Benim sag sol kıstasım, ezilenlerin tarafında olup olmamakla özdeştir. Tarih boyunca da sol hareketler ezilen sınıflara mensupların hareketidir. Tarihin ilerletici gücü ve temeli sınıf mücadeleleridir. ( Ne yazık ki bu ilke Marksizmin temelidir )

Siz dilerseniz bana tarihte ezenlerce oluşturulan ilerici hareketlerden örnek verin sonra bu konuyu daha derin irdeleyelim.

saygılarımla

sargon
15-06-2008, 19:54
sparta olaya nasil bakilmasi gerektiginde bir aciklik yaratmis gibi gorundu bana. Demek ki, birinci olarak bulundugumuz yerden bakarak bir partiye sagci solca demek dogru olmaz. Partileri kendi subjektif kistaslarimiza gore sag-sol diye siniflandirmak dogru olmaz. Objektif bir kistasimizin olmasi gerekiyor. Bu statuko olabilir. Fransiz parlamentosunda bu statuko monarsi yanlisi yada karsisi olma biciminde ortaya cikmisti.

Peki Turkiye'deki statuko uzerinden baktigimizda nasil degerlendirecegiz? Soyle denebilir. CHP, cumhuriyet kuruldugu donemde sol idi, cunku monarsiyi-saltanati yikti. Simdi ise statukoyu savundugu icin sag demek gerekir. Sanirim simdiki CHP'nin statukoculugu konusunda bir farklilik yoktur aramizda. Hala saltanata karsi mucadele verdigini soyleyerek statukoyu savunma islevini ustleniyor. CHP bugun sag partidir.

Peki CHP, cumhuriyetin kuruldugu donemde sol bir parti miydi? Soruyu biraz daha geriye goturelim. Ittihat Terakki sag bir parti miydi, sol bir parti mi? Monarsiye karsi mucadele eden bir parti dogal olarak statukoyu yikmaya calisiyordu ve sol olarak nitelendirilmesi gerekir. 1908 devriminden sonra Ittihat Terakki iktidara geldi. Bence 1908 devrimi 1923'den cok daha kapsamli bir degisikliktir. Cunku 700 yillik monarsi 1908 ile yikildi. Cumhuriyet dusuncesi daha 1908 devriminde vardi. 1923'de bir darbe ile kurtulus savasinin meclisi feshedildi ve yeni bir hukumet, beraberinde de cumhuriyet ilan edildi. Bir tur darbenin 1908 ile karsilastirilmasi dogru olmaz. Demek ki Ittihat Terakki'yi sol olarak kabul etmek gerekiyor.

700 yillik monarsi 1908'de devrildikten sonra iktidar gucu artik Ittihat Terakki'nin eline gecmisti. Tam da sparta'nin dedigi gibi Ittihat Terakki hizla gericilesti ve yeni kurdugu statukoyu koruyan bir partiye donustu. Daha monarsi doneminde olusmus olan Osmanli burokrasisini tamamen egemenligine aldi.

Peki Kemalist kadrolar nerden cikti? Ittihat Terakki burokrasisinin icinden. Milli mucadele tümüyle bu bürokrasinin önder kadrolari eliyle yönetildi. Icerik acisindan Kemalist bürokrasi gercekten Ittihat Terakki yada eski osmanli bürokrasisi ile ne kadar catismalidir. Ben icerik acisindan anlamli farkliliklar oldugu konusunda oldukca süpheliyim. Bir egemenlik kavgasi oldugu dogru. Ittihatcilar, Kemalistler tarafindan safdisi edilmis, kimileri idam cezalarina carptirilmistir. Ancak burda icerik farkliligindan cok taht kavgasi verildigini dusunuyorum. Aslinda Kemalizm ile Ittihatcilik arasindaki farkliliklari ben de one cikarmaya calistim. Yeni Enver Pasacilik (http://sargon.blogcu.com/Yeni_Enver_Pasacilik_I/)uzerine uzun bir arastirma yazisi da yazdim. Bundan sonraki surecte de Turkiye'deki Kemalist akimlari surekli izlemeye calistim. Vardigim sonuc Ittihatcilik ile Kemalizm arasindaki icerik farkliliginin aslinda cok onemsiz oldugu oldu. Elbette bazi farkliliklar var. Bunlari 8 ana baslikta toplamaya calistim. Ancak nasyonalizm ve bürokratik sistem sahipligi o kadar onemli bir payda ki, bahsettigim 8 nokta ana eksen karsisinda onemsiz kaliyor. Dolayisiyla Kemalist devrimin gercekte Osmanli burokrasisinden bir kopus olmadigi, daha cok Ittihatciligin fazlaca irrasyonel olan yanlarini rotuslayip, daha saglam hale getiren bir anlayis oldugu dusuncesine vardim.

Bu acidan bakildiginda Kemalist kadronun firkasi CHP, sol mu sayilmali idi? Bildigim kadariyla bu tartisma "Ortanin solu" kavrami ortaya atilana kadar yapilmadi. Zaten ortada birden cok parti olmadigi, tek parti olan CHP'nin devletle ozdes oldugu bir durumda bu pek anlamli bir tartisma olmazdi. Peki devletle ozdes olan bu CHP 1920-1946 arasinda sol bir parti miydi? Yada "ortanin solu" mu idi? Eger CHP'nin gecmisini Ittihat Terakki'nin 1908 oncesine kadar uzatirsak diyebiliriz ki, bu akim en azindan 1911'e kadar statuko karsiti idi. Bu yuzden sol saymak makul olur.

Ama bu dusuncenin karsisina da yeni bir arguman getirme sansimiz var. Bu argumani soyle aciklayayim. Aslinda Osmanli monarsisi yenilikler gelistirmeye egilimli idi. Imparatorlugun giderek gucten dusmesine karsi padisahlar ve aydin burokrat kadrolar onlemler dusunuyordu. Abdulhamit'e kadar olan surecte devletin tepesindeki kadro yapisi zaten icinden Ittihat Terakki gibi bir yapiyi uretmeye elverisli idi. II. Abdulhamit bu suregelen batici yenilikcilik gelenegini birdenbire durduran bir darbe indirdi. Yani Ittihatci akim aslinda zaten Tanzimat'tan ve hatta daha oncesinden, taa Lale devrinden beri gelen bürokratik bir akimin uzantisi idi. Abdülhamit'in padisahligi bu akimi iktidardan uzakta tuttugu icin Ittihatcilik monarsiye karsit gibi gorunuyor ve sol sayiliyordu.

Idris Kucukomer, CHP gelenegini Lale devrine kadar uzatir. Bilindigi gibi Osmanli devletinde ilk yenilik hareketleri Lale devrinde baslar. Aslinda Lale devri osmanli burokrasisinin zevk ve sefaya daldigi bir devir olaraka gosterilir, ama bu tam olarak gercegi ifade etmez. Belki de devri sona erdiren Patrona Halil isyaninin yarattigi bir etkidir. Gercekte Lale devrinde ilk matbaa kurulmus, Avrupa ulkelerinde elcilikler acilmis, egitim icin Avrupa ulkelerine ogrenciler gonderilmis, ilk olarak bati usulu egitim sistemi gozde olmaya baslamis, kultur, sanat ve edebiyat alaninda onemli gelismeler yasanmis, ilk olarak kumas, kagit, cini fabrikalari acilmis, yenicerilerin isyani yuzunden kapansa da ilk olarak avrupa usulu askeri egitim veren Hendesane acilmisti. Eger bu yenilik hareketlerini Osmanli burokrasisinin hareketinin icerigi olarak kabul edersek, Ittihat Terakki icerik olarak bu burokrasinin hareket ozelliklerinin hepsini tasir.

Araya giren II. Abdulhamit sureci Osmanli monarsisini yeniliklere karsi ayak direyen, bunlari engelleyen, gerici bir guc olarak gostermeye yol acmistir. Halbuki Osmanli devleti 1700'lerin baslarindan beri yenilikci girisimlere sahne oluyordu. Bu acidan Ittihatcilik da sonrasindaki Kemalizm de bir kopus degil, bu burokratik gelenegin bir devami durumundadir.

evrensel-insan
15-06-2008, 20:22
Saeger sargon;

Birseyi sag veya sol diye degerlendirmeden once bir seyi temel almak gerekir.

Genel bir mantikla bakarsak, sag gerici ve muhafazakar, sol ise ilerici ve yenilige acik olandir.

Turkiyenin onundeki yenilik ve yenilige acik olmak ne demektir? Sorusunun cevabi bize, hangi siyasal gorusun ilerici oldugunu gosterir.

Bence sag ve sol terimi artik tarihe karismistir. Onun yerine gerici ve muhafazakar ile ilerici ve yenilige acik terimlerini ortaya surmek daha mantikli olur.

Bu temelde eger CHP Ataturk'u 80 kusur yil sonra hicbir ilerleme ve yenilik getirmeden savunuyorsa tutucudur.Yani gericidir.Ama ulkenin, Ataturk'un getirdiklerini kaybetme gibi bir durumu var ve CHP Ataturk'un getirdiklerini korumaya calisiyorsa, ilerici olmasa bile devrimci olur.

Sebebi, Ataturk'un getirdiklerinin geri alinmasi temelindeki karsi devrime direnmektir. Yani eski elde edilenleri koruma siyaseti-ki kaybetme tehlikesi varsa-koruyani devrimci yapar.

Bu koruma 80 kusur yil oncesine bir yenilik ve acilim getirmiyorsa ilerici yapmaz. TC bugun bir cumhuriyettir, iyi ya da kotu bir demokrasi vardir. Laiklik gibi vicdan hurriyeti saglanmistir. Bunlari oldugu gibi savunmak tutuculuktur.

Insan haklarini,birey yetistirme egitim ve sistemini kurmak, ulkenin her turlu yasam standardini yukseltmek, kutuplasmayi onleyecek egitimi vermek, etnik kokeni toplumsal bir olgu yerine kisisel duzeyde serbest birakmak, toplumun milli-dini kokensel yapisinin cesitliligi temelinde farkin farkina varip ne farki ayirmak ne de farki gormemezlikten gelmek, dusunce ve fikir ozgurlugunu tanimak,v.s. bunlar ilericidir.

CHP bunu yapiyormu?, boyle bir politikasi varmi? halki bir butun altinda tutabilecek bir politika sunuyormu? Toplumun her kesimine ulasabiliyormu? v.s. sorularinin cevabi bize CHP nin yerini belirliyecektir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

BenDeniz
19-06-2008, 03:33
Chp;kemalizm ile sosyalizmi bütünleştirmeye gayret eden garip bir partidir.Kısmen örtüşmesi mümkünsede,temelleri farklıdır.Bu farklılıkları nazar-ı itibara alarak Chp söylem değişikliği yapmıştır.

Chp'nin sosyalist bir nizam kurabileceğine yada bunu istediğine dair inancım yoktur.Chp gün için söylem geliştiren,gün için icraat yapan ve gün için susan bir oluşmun adıdır.Bunun adına sosyalizm demek güçtür.

Sol'a nekadar karşıysam,Sağ'ada o denli karşıyım.Gericilik ve ilericilik...!!!

Tüm bu etiketler;belli mevzilerden ithal edilen,ayrıştırmak bölüştürmek isim takıp ambalajlamak, daha sonrada ''yokluğa'' yolcu etmek için yutturulanlardır.

Chp'nin ''bu bozuk düzeni değiştireceğim ''dediğini hiç işitmedim.Tıpkı sağ partiler gibidir.Sağ partilerde mevcut bozuklukları devam ettirmek için seçilmek isterler.

Seçim arefesinde bile ''Düzeni değiştireceğim'' vaadinde bulunmaya cesarette, niyyette gösteremezler.

Kökü çürük bir ağacın yaprağının tozunu sen mi daha iyi alabilirisin yoksa benmi...? işte kavgalarıda,siyasetleride,fikirleride,cüsseleride, cesaretleride budur,buna yeter!

Oysa bu ağacın kökü çürük,kökü!!! yaprağının tozunu almak neye yarar...?

imhotep
19-06-2008, 22:15
Hakikaten ilginç yorumlar geliyor, şaşırıp kalıyorum.

60 yıldır bu ülkede karşıdevrim yapılıyor. Bizler daha 23 Devrimi'nin getirilerini koruyamıyoruz, ama bu panoramada Kemalist cephe, eskiyi savunmakla suçlanıyor !

Eskiyi kaybettikten sonra mı yeniye ulaşacağız çok merak ediyorum.

Merdivenin ilk 3 basamağını çıkmışız, birileri bizi 1. basamağa doğru hızla çekiyor ama biz kendimizi 3. basamakta sabit tutmaya çalışırken birileri neden 15. basamağa çıkmıyorsun diye eleştiriyor...

El-insaf !

yucemanitu
21-06-2008, 23:33
Ülkede ciddi ciddi bir sefalet sorunu var CHP ise tutturmuş bir Laiklik gidiyor. Tamam Laiklik korunmalı ama aç insanlar evine ekmek götüremeyen işsizler sofraya Laiklik mi koyup yiyecek? Ayrıca Tuzla'daki tersanelerde resmen bir katliam var bu durumda hem sol hem de muhalefet olan CHP'nin kıyametleri koparması lazım değil mi? CHP 60'larda AP ile rekabet etmek istiyordu o sıralarda işçi hareketleri yükseliyordu CHP'de işçilerin desteğini kazanmak için kendine "ortanın solu" demişti. Şu anda CHP'nin sağ partilerden ne farkı var. O sürekli konuştuğu Laiklik konusunda bile çok farklı değil laiklik saçın örtülü ya da açık olması mıdır? Mesela CHP devasa bütçe ayrılan Diyanet İşleri'ni kaldırmak gibi bir girişimde bulundu mu?

kandahar
25-06-2008, 07:58
Tam bağımsız hükümetin olmadığı yerde sağ-sol muhabbeti yapmak boşa kürek çekmektir.

Tarih boyunca da sol hareketler ezilen sınıflara mensupların hareketidir. Tarihin ilerletici gücü ve temeli sınıf mücadeleleridir.

1. Solun çıkışı burjuva kökenlidir.
2. Tarihin ilerletici gücünün sınıf mücadelesi olduğu tezi çok iddialı ve havada kalan bir söylem artık. Uzun uzun tartışırabilirim ama yeri değil.

meaculpa
27-06-2008, 20:38
CHP ve suya yazı yazmak

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Detay&VersionID=8352&Date=27.06.2008&ArticleID=885150

-InVi-
02-07-2008, 04:45
CHP Deniz Baykalin Peygamber misali tartisilmaz liderligi sayesinde, es baskani oldugu Sosyalist Enternasyonal'den ( bati avrupa sosyal demokrat partilerin örgütü ) azar isitmekte, tartisilmaz Baskan ise populizim ayaklarina yatmakta.
Allah önce CHPlileri Baykal'dan kurtarsin, sonra Baykalsiz CHP'yi baraj altina düsmekten korusun....

imhotep
11-08-2008, 02:06
Emperyalizm'in Sol Kanadı olan Soytarist Enternasyonal'in CHP'ye tavır alması Halk Partili birisi olarak bana ancak gurur verir sevgili invi. :)

baykadir
14-08-2008, 02:12
chp nın sağ veya sol partı olmasından çok türkiyenın gerçek iktıdar partısı olduğu gerçeğinı bilmek lazım azınlık iktidar

schonozatzsche
14-08-2008, 13:04
CHP finans kapitalin kanlı diktatörlüğüdür....

pc_44
18-08-2008, 17:03
Chp Şeriatı getirmek isteyen Akp ' nin ekmeğine yağ süren, gerçek solcuların meclise girmelerini engelleyen bir parti..