PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : "Sıtma Geri Dönüyor" (mu ?)


frodo
17-06-2008, 01:41
http://www.nationalgeographic.com.tr/ngm/0707/images/konu_buyuk_1.jpg

Hızla yayılan hastalık, bugüne kadar görülmemiş sayıda insanı etkiliyor. Ve onlarca yıldır sıtmayı görmezden gelen dünya yeniden silahlarını kuşanıyor.



Her şey küçücük bir ısırıkla başlıyor; acı vermeyen bir ısırıkla. Sivrisinek gece geliyor, çıplak derinin üzerine konuyor, çıkış çizgisinde çömelmiş durumda hazır bekleyen koşucular gibi pozisyon alıyor. Ve emmeye başlıyor...

Bu sivrisineğin uzun, iplik gibi ince bacakları ve benekli kanatları var; insan sıtma parazitini taşıyabilen tek böcek olan Anopheles cinsinden. Ayrıca dişi olduğu kesin. Çünkü, yumurtalarını protein açısından zengin hemoglobinle besleyen dişiler kana bağımlıyken, erkek sivrisinekler kana ilgi göstermiyor. Dişinin sokucu-emici ağzı iğne gibi sert görünse de aslında iki küçük pompayla takviye edilen kesiciler ve beslenme tüpü gibi farklı aletleri saran bir kılıftan ibaret. Sivrisinek önce epidermis tabakasını, sonra onun altındaki ince yağ tabakasını ve sonunda kılcal damar ağını deliyor. Ve emmeye başlıyor.

Kanın pıhtılaşmasını önlemek için ısırdığı bölgeyi tükürüğüyle kayganlaştırıyor. Ne oluyorsa tam bu sırada oluyor. Sivrisineğin tükürük bezleri tarafından taşınan küçücük, kurt benzeri yaratıklar işte bu salgıyla insan vücuduna giriyor. Bu yaratıklar, plasmodium adı verilen tek hücreli sıtma parazitleri. O kadar küçükler ki, bu cümlenin sonundaki nokta büyüklüğünde bir havuzda bu yaratıkların 50.000 tanesi bir arada yüzebilir. Genelde birkaç düzine kadarı kan dolaşımına sızıyor. Ama hastalığın gelişmesi için sadece biri yeterli. Tek bir plasmodium bir insanı öldürmeye yetiyor.

Parazitler kan dolaşımında sadece birkaç dakika kalıyor. Dolaşım sistemiyle karaciğere ulaşıyor ve burada duruyorlar. Her plasmodium farklı bir karaciğer hücresine giriyor. Sivrisineğin ısırdığı kişi neredeyse kesinlikle uykusundan uyanmıyor. İzleyen bir ya da iki hafta boyunca da, vücutta bir şeylerin feci şekilde kötü gittiğine dair görünür hiçbir belirti gözlemlenmiyor.

Sıtmalı bir gezegende yaşıyoruz. Sıtmanın çoğu kez çiçek ya da çocuk felci gibi büyük oranda ortadan kaldırılan bir hastalık olarak değerlendirildiği -o da eğer akla gelirse- ve bir tehdit olarak algılanmadığı gelişmiş bir ülkede böyle düşünülmeyebilir. Oysa ki sıtma günümüzde her zamankinden çok daha fazla insanı etkiliyor. 106 ülkede endemik olan sıtma, dünya nüfusunun yarısını tehdit ediyor. Son yıllarda parazit o kadar güçlendi ve birçok ilaca karşı öylesine direnç geliştirdi ki en güçlü soylar ender olarak kontrol altına alınabiliyor. Bu yıl sıtmanın bulaşacağı kişi sayısı beş yüz milyon kadar olacak. Çoğunluğu beş yaşın altında olan ve büyük bölümü Afrika’da yaşayan en az bir milyon kişi yaşamını yitirecek. Ve bu sayı, 25 yıl öncesinde bir yılda yaşamını yitirenlerin sayısının iki katından daha fazla.

N.G Dergisi 2007 Temmuz

meaculpa
17-06-2008, 13:22
Bu konu içinde bir çok komplo teorisi üretilmektedir. Nasılsa biyolojik terör kafamızın üzerinde asılı bir kılıç gibi tehditkar. Bu nedenle de sıtma mikrobunun yeninden hortlatılmış olması da olasılıklar dahilinde fakat sadece bir varsayım. WHO nun sözlesmelerle biyolistik çalışmaları engellemeye çalıştığı dogru fakat ne kadar riayet edilir ki bu karara. Hem de biyoterörle yaratılacak etkinin değerleri bu kadar yüksek iken.

frodo
17-06-2008, 14:11
Anlamadım sevgili mea ? "Sıtma geri dönüyor" görüsü gerçekte yapılacak bir bio-terörün altyapısını oluşturma çabası mı ?

meaculpa
17-06-2008, 14:22
Sıtma zaten geri dönmüş vaziyette Sevgili Frodo haberin içeriği ile. Ve benim biyolistik çalışmalar adına sıtmanın bir silah olarak yeniden hortlatılması adına yapmış olduğum yorum ise var olabilecek olasılıklardan bir tanesi. Biyolistik çalışmalar her ne kadar yasaklanmış olsada eminim ki bazı ülkelerde devam ettirilmekte. Hatta virüslerin dna ları ile oynanıp çok daha şiddetli virüsler etkin hale getirilebiliniyorda. Durum böyle iken bu çalışmaları yürüten ülkelerin gizli bulgularına ulaşmak pek mümkün olmuyor çünkü uluslararası platformlarca sözleşmeler mevcut ve kimse bu sözleşmeleri ihlal etmekle ilgi odagı olmayı göze alamaz. Ama biyoterör mevcut koşullarca en etkin savaş silahlarını yaratacak gelişmeler içinde. Bu nedenlede sıtma, çiçek yada şarbon gibi bulaşıcı ve kitlesel ölümlere neden olan mikropların yeniden hortlaması açıkcası bana üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olarak yansıyor. Komplo teorilerinden biri gibi gözükse de olabilirliği kuvvetli bir olasılık.

frodo
17-06-2008, 14:56
Olayın "haince" komploların ürünü olması mümkündür tabiki sevgili mea. Ama benim ilgilendiğim yan küçük bir olasılık olarak bio-terör değil.

Sıtma hastalığı ve sıtmanın tarihi Darwinist Evrimci görüşün sıkı bir sınama alanıdır. Diğer yandan küresel ısınma ile birlikte sıtma ajanının taşıyıcısı sivrisineğin daha kuzeye doğru göç etmeye başladığı biliniyor. NG yazısında söylendiği gibi sıtma 106 ülkede halen sorun olarak var. Sıcağı seven bu taşıyıcı sivrisineğin kuzeydeki ülkelere göç etmesini engellemek
mümkün mü ? Dünyanın en zengin ve gelişmiş ülkesi ABD'nin son on yılda katil karıncalar ve katil arılarla mücadelesinde ne kadar başarılı olduğunu düşünürsek bu soruya verilecek cevap oldukça güç olacaktır.

Sıtma ile 20.yy da yoğun bir mücadeleye girişen insanoğlu ajanın yoğun olarak görüldüğü yoksul ülkelerin finansal sorunlarına, mücadele sırasında kullanılan kimyasalların doğaya verdiği zarara haklı olarak karşı çıkanların eklenmesiyle bu savaşı erken bıraktı. Bu ise komplo teorisinden daha vahim bir tablo ortaya çıkartır. Gelişmiş ülkeler sadece yoksul ülkelerde görülen bu hastalıkla ilgilenmedi onları kaderleriyle başbaşa bıraktı.

Ama sıtma hastalığı yeni bir hastalık değil. İnsanın tarihi kadar eski. İşte bu noktada doğal seçilimin nasıl çalıştığına, canlılığın çevre koşullarına nasıl tepki verdiğine dair çok güzel kanıtlar sunar.

Basit sorularla yola çıkarsak evrimin mekanizmalarını daha iyi anlamak mümkündür. Bu başlıkla ilgili olarak anahtar kavramlarımız; orak hücreli anemi, kandaki demir ve tuz miktarının Afrika kökenli insanlarda neden fazla olduğu ve dünya genelinde her 15 kişiden birisinin sıtmaya karşı doğal bir bağışıklığının olmasıdır.

meaculpa
17-06-2008, 17:35
Sıcaklık artışı ile yayılım alanı gelişen sıtma mikrobunun az gelişmiş ülkeleri kasıp kavurmasına kayıtsız kalan gelişmiş dünya ülkeleri elbette komplo teorilerinden çok daha vahim bir tablo oluşturmaktadırlar. Bildiğim kadarıyla kuzeye doğru ilerleyn bu mikrobun önünü kesmek amacıyla genetik alanında bazı çalışmalar öngörüldü. Anofelin genlerine bir bakteri bulaştırılarak sıradan dişi anofellerden daha fazla yumurtlama saglanması hedeflendiği gibi devamında da bu hayvanların dna larına mudahale ile baskın gen haline dönüştürülmesi planlanıyordu. Böylece sivrisinekler sıtmadan arındırılmış olacaklardı ama ne kadar uygulandı yada uygulanabildimi bu sistem işte ondan bihaberim.

Anahtar kavramlarımızdan yola çıkarak orak hücreli anemi adlı kalıtsal hastalıgın afrıka toplumlarında yogun olarak gözlenmesi soru işaretlerine neden oldu çünkü bu hastalık gibi tehlikeli bir virüsün dogal secilimle ayıklanması normal olması gerekn şeydi fakat daha sonradan bu hastalıgın sıtma mikrobu için bağışıklılık kazandırdığı tespit edildi.

Buraya kadar mutabık oldugumuzu dile getirdikten sonra senın asıl soruna deginmek istyiyorum. Bu gen, yani orak hücreli anemi neden afrıkada yaygın ?

Bu hastalıgın kalıtsal oldugunu biliyoruz. Demekki genler vasıtasıyla aktarılması bir bölgede yogunlasması adınada destekleyıcı bir kriter. Bu genin sıtma hastalıgına bagısıklık kazanmak için mutasyon sonucu oluşması gerekli ki sıtmaya bagısıklık saglıyor. Hastalıgın yıkıcı etkileri ise zararlı mutasyonların varlığı ile acıklanabilir diye bir varsayım öne sürebilirim.
Ama cevabı bilrerekten bu soruyu yöneltmiş oldugunu kuvvetle düşünerek cevabı sana bırakıyorum sevgili Frodo:)

frodo
17-06-2008, 20:33
Darwin Beagle ile yolculuğunun başındayken bir balina avı gemisinin kaptanı, Sandwich adalarına özgü bir bit türünün Avrupalı’larda yaşayamadığını söylemişti. Bit çeşitleri aynı atadan ayrılmadıkça bunun nasıl olabileceğini sormuştu kendi kendine. “Eğer parazitler gerekliyse , yaratıcı neden bir çeşit bit yaratmamıştı ki ?” Üstelik Avrupalılarda hangi sonradan kazanılmış özellik bu paraziti onlardan uzak tutuyordu ?

Aynı şeyi sıtma hastalığı için de sorabiliriz. Bir önceki yazımda dünya genelinde her 15 kişiden birinin sıtma ajanına karşı doğal bağışıklığa sahip olduğunu söylemiştim. İyi de sıtmanın hiç görülmediği kuzey ülkelerinde yaşayanlarda bu bağışıklık sistemine sahip olan insanların varlığı nasıl açıklanabilir. Sandwich adasının bitleri nasıl ortak atadan ayrılmışlarsa insanoğlu da ortak atadan ayrılmanın izlerini taşıyor olmalı. Geriye doğru afrikalı bir ataya kadar izi sürülebilecek bir süreçte insanların bir kısmında da sıtmaya bağışıklık kazanmaya yol açan “farklılaşmanın” işaretleri taşınıyor. Peki bu farklılaşma (mutasyon) nasıl oluyorda sıtmaya karşı korunma sağlıyor ?

Yaygın olan genetik korunma biçiminde, parazitin beslendiği hemoglobinin ekonomisini bozacak moleküler yapıdaki küçük bir değişim sıtmaya karşı güvence sağlamıştır. DNA molekülündeki tek bir değişim ,belirli bir bazda gerçekleşen ve oksijen taşıyan molekülün kararlılığını bozan değişim (mutasyon) yaygındır. Genin değişmiş bir kopyasını taşıyan genetik piyangonun talihlileri, sıtmadan korunurlar.

Sıtma ajanı tek hücreli bir parazittir.Enfekte ettiği vücutta kırmızı kan hücrelerine yerleşir ve bu hücrelerdeki hemoglobinle beslenir. Buradan karaciğer ve beyne yayılarak,ateş,kansızlık ve ölüme kadar gidebilecek bir tabloyu oluştururlar. Sıtma ajanı enfekte olduğu kanda tutunabileceği ve beslendiği hemoglobinin yapısının “bozuk” olması karşısında şaşkına döner.

Bu DNA molekülünde tek bir değişimi taşıyan insanlar şanslıdır. Peki bilinen kalıtım yasaları ile değişimin iki alelinide taşıyan insaanlara ne olur ? Bu yararlı değişimi sonraki kuşaklara taşıyan kalıtım yasalarının söz konusu gen değişikliğinin iki kopyasını taşıyanlar için kötü bir sürprizi vardır: orak hücreli anemi ! Sıtmaya karşı geliştirilen savunma mekanizması aynı zamanda dünyanın en yaygın genetik hastalığının sorumlusudur. Kan hücreleri , (değişimin iki kopyasını taşıyan insanlarda) oksijenin yetersizliği karşısında çökerek orak biçimini alır ve bu çökme esnasında paraziti de yok eder. Fakat orak hücreler dar kan damarlarını tıkayarak acıya,böbrek yetmezliğine ve daha bir çok soruna yol açar.

Darwinci Evrim görüşünün zerafeti de burada ortaya çıkar. İnsan vücudu elindeki sınırlı olanaklarla bu kadim düşmana karşı savaşırken farklı bir sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ve genlerimiz sözkonusu genetik hastalığın tarihi bilindiği için evrimin herhangi bir “ereksel” yönünün olmadığını, doğal seçilimin nasıl çalıştığını ve onun etkinliğinin, sağlanan yarar ve ödenen bedel dengesini hiçte tekin olmayan şekilde kurulduğunun kanıtları olarak orak hücreli anemiyi de hatırlatmaya devam edecektir.

Genetik Bilimci Steve Jones Afrikalı iki kabile ilgili ilginç bir gözlemi aktarır.(*)

Sudan’da iç içe yaşayan Fulaniler ve Rimaibeler, talihsiz ortak bir tarihi paylaşırlar: Fulaniler eskiden Rimaibeler’in kölesi idiler. Bu iki halkın bir başka ortak noktaları oldukça dikkate değerdir. Çok iyi bilinen bir hastalık ajanına karşı farklı duyarlılığa sahiptirler. Sıtmanın ana vatanı olan Afrika’da yaşayan bu iki halktan Fulaniler “genel olarak” sıtmaya yakalanmazken, Rimaibeler bu hastalığın çaresiz kurbanı olurlar. Aynı coğrafya ve aynı tarihin ortakları olan bu iki halkın bireyleri, her gün yüzlerce kez sıtma ajanının taşıyıcısı tarafından ısırılırken neden hastalık aynı oranlarda görünmesin ki ? Bunun cevabı kültürel sınırlamalarla gen akışının önüne geçilmesinde yatar. Kalıtım yasaları yararlı değişikliği sonraki kuşaklara aktaran Fulanileri uyum (adaptasyon) ile sıtmaya karşı doğal savunma mekanizmalarıyla donatırken “efendi” Rimaibler bu korunmadan yoksundurlar.

Sıtma ajanına karşı doğal seçilimin geliştirdiği farklı savunma silahları da vardır. Ve tahmin edeceğiniz gibi bu alternatifler de yaygın olarak Afrikalı halklarda görülür.


(*)Neredeyse Bir Balina evrensel Yayınları

meaculpa
18-06-2008, 01:57
Evet tıpkı düşündüğüm gibi, yani sıtmaya karşı savunma mekanizması oluşturulurken doğal seçilimle, orak hücreli anemi hastalığıda mutasyonlarla bir başka soruna işaret etti.

Bahsettiğin kabile örneğide ilginc oldu. Teşekkür ederim açıklamaların için.

milomanara
18-06-2008, 10:51
Sıcaklık artışı ile yayılım alanı gelişen sıtma mikrobunun az gelişmiş ülkeleri kasıp kavurmasına kayıtsız kalan gelişmiş dünya ülkeleri elbette komplo teorilerinden çok daha vahim bir tablo oluşturmaktadırlar. Bildiğim kadarıyla kuzeye doğru ilerleyn bu mikrobun önünü kesmek amacıyla genetik alanında bazı çalışmalar öngörüldü. Anofelin genlerine bir bakteri bulaştırılarak sıradan dişi anofellerden daha fazla yumurtlama saglanması hedeflendiği gibi devamında da bu hayvanların dna larına mudahale ile baskın gen haline dönüştürülmesi planlanıyordu. Böylece sivrisinekler sıtmadan arındırılmış olacaklardı ama ne kadar uygulandı yada uygulanabildimi bu sistem işte ondan bihaberim.

Sayın meaculpa, 2007 Mart ayında fareler üzerinde deneylerin sonuçlandığı, insanda sıtamaya yol açan bakteri(Plasmodium falciparum) ile deneylere başlanacağı yazılıyordu(http://www.dw-world.de/dw/article/0,2144,2522662,00.html) Daha sonra internette konuyla ilgili haber olmamasına rağmen sciencedirect makale arama sitesinde(http://www.sciencedirect.com/science?_ob=ArticleListURL&_method=list&_ArticleListID=755831132&_sort=d&view=c&_acct=C000050221&_version=1&_urlVersion=0&_userid=10&md5=413178928c9a1523ca671ac1da41db9a) konuyla ilgili güncel bir çok çalışma olduğunu görüyorum.

Sonuç olarak ben komplo teorilerine katılmıyorum. Bence bilim insanları dünya üzerindeki politikalardan bağımsız ellerinden geleni yapıyorlar.

meaculpa
18-06-2008, 23:47
Sayın Milomanara;

Vermiş oldugun linkler için öncelikle teşekkür ederim. İkinci linkteki makalelerle bir sıtma uzmanı olmaya aday olunabilir :)

İlk linkten yola çıkarak, genetiği ile oynanmış sivrisineklerin henüz doğya salınmadıklarını okudum ki merak ettiğim de bu idi. Demek ki hala çalışmalar yürütülüyor. Nitekim fareler üzerinde olumlu etkiler alınması bile umut verici. Bakalım insan yapısında ne gibi reaksiyonlar gözlenecek.

Bioterörne yazık ki komplo teorilerinin ötesinde bir olguya dönüştü ve biyolistik silah olarak sıtma ve benzeri virüslerin de kullanılabailceği de, daha evvelki yazılarımda söylediğim gibi olasılıklardan bir tanesi idi.
Ne yazık ki dünyada sadece iyiler yok ve bu anlamda bilim de bazen kötü amaçlarda kullanılabilecek kadar büyük bir kaosa etken olabilecek şekillerde sürüklenebiliyor. Zaten bu konu da bir çok örnek mevcut.
Bugün dünya üzerinde paranın en çok konuştuğu mezralardan biri ilaç sanayii. Ve sistemler bu kar kapısını sürekli açık tutabilmek için bilim ve faidelerini insanlardan kaçırabiliyorlar. Ayrıca biyolistik çalışmalar dediğim gibi gizlilik içerisinde yürütülen çalışmalar çünkü sözleşmeler var bu çalışmaların yapılmayacagına dair.
Ama her geçen gün gelişmiş yada gelişme yolunda ülkeler bütçelerinden büyük meblada paraları bu alana akıtıyorlar.
Çünkü yeni bir dünya savaşı çıkarsa eger en etkin silah işte bu alanın çalışmalarından var edilecek.
Benim dikkat çekmek istediğim konu buydu mamafih bu iş komplo teorisi gibi görünsede kendi içinde çok tutarlı dinamiklere sahiptir.

frodo
06-02-2009, 13:12
Bill Gates zenginleri korkutmuş (http://http://www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&Kategori=dunya&KategoriID=&ArticleID=1056352&Date=06.02.2009&b=Gates%20dinleyicilerini%20soke%20etti&ver=0182)

pante
06-02-2009, 13:15
Bill Gates zenginleri korkutmuş (http://http://www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&Kategori=dunya&KategoriID=&ArticleID=1056352&Date=06.02.2009&b=Gates%20dinleyicilerini%20soke%20etti&ver=0182)

Adres bulunamıyor.

frodo
06-02-2009, 13:38
Bende açılıyor sevgili başkan. Ama bir daha verelim:

http://www.milliyet.com.tr//www.milliyet.com.tr/Dunya/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&Kategori=dunya&KategoriID=&ArticleID=1056352&Date=06.02.2009&b=Gates%20dinleyicilerini%20soke%20etti&ver=0182

pante
06-02-2009, 15:58
Okudum.
Keşke hemen açıklamasaymış.
İyice bir panik olsalardı. :)