PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Vicdani Red


mutluluk35
20-06-2008, 14:33
‘Din, vicdan, düşünce özgürüğü’ ifadesi , hukuki ve siyasi söylemlerde ,her bir kavramdan neyin kastedildiği pek anlaşılmaksızın, bir bütün olarak yansıtılır.Peki vicdan özgürlüğü neyi ifade eder? Aslında anlatmak istediğim bu kavramla ilişkilendirilebilecek olan ‘vicdani red’ ilkesidir.

Vicdani red kişinin ahlâki tercih, dini inanç, felsefi görüş ya da politik nedenlerle askeri eğitim ve hizmette bulunmayı, silah taşımayı ve kullanmayı reddetmesidir.Günümüzde Avrupa Konseyi’ne üye devletlerden ,sadece Türkiye ve Azerbaycan vicdani red hakkını tanımamaktadır.Bu devletlerden bir kısmında profesyonel ordular bulunmakla beraber,zorunlu askerliği devam ettiren ülkeler ‘vicdani red’ hakkını tanımakta, zorunlu askerlik hizmetinin yerine alternatif hizmette bulunma imkanı tanımaktadır.Örneğin Almanya anayasası 4. madde, 3. paragraf: 'hiç kimse, vicdanı ile bağdaştıramayacağı silahlı bir savaş hizmeti olan askerliğe zorlanamaz.' şeklindedir ve sivil hizmeti öngörür.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 1987 yılındaki tavsiye kararında (Karar No: 87/8) ; “Zorunlu askerlik hizmeti olduğu halde, vicdani sebeplerle silah kullanmayı reddeden herkesin, tavsiye kararında belirlenen şartlar dahilinde hizmetten muaf tutulması gerektiğini belirtmiştir. 1989’da ise askere alınan herkesin, silahlı veya silahsız askeri hizmeti, vicdan temelinde herhangi bir zamanda reddetme hakkını garanti etmeye” (Paragraf 11) çağırmıştır.Böylece silahsız askeri hizmetin de reddedilebilmesi garanti altına alınmıştır.

Ayrıca BM İnsan Hakları Komitesi de din ve vicdan hürriyetlerinin vicdani ret hakkını da kapsamına aldığını farklı sözleşmelere dayanarak ifade etmiş, AB de Temel Haklar Şartı'nın 10. maddesinde vicdani ret hakkını açıkça tanımıştır.

Ülkemiz açısından bakacak olursak, Türk Ceza Kanunu’nun 318. maddesi vicdani retçiliği ,“halkı askerlikten soğutma” suçu içerisinde nitelendirmektedir. Yeni Terörle Mücadele Kanunu’nun 3. maddesi de bunu bir terör suçu saymaktadır.Türk Askeri Ceza Kanunu’nun 87/1. maddesi silah taşımayı kabul etmeyen ve üniforma giymeyenleri “emre itaatsizlik” suçu içerisinde değerlendirerek 5 yıla kadar, bu suçun savaş durumunda işlenmesi durumunda 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabileceğini düzenlemektedir.Bu çerçevede Türkiyede de birçok kişi yargılanmış ve hapis cezasına çarptırılmıştır.

Peki sizce durum nedir ? Vicdani redçilik vatana ihanet midir yoksa bir insan hakkı mıdır ?

mhmd
20-06-2008, 14:54
Sn. mutluluk35

Önce merakımızdan bir soruyu sorarak başlayalım.
Askerliğinizi yaptınız mı?

meaculpa
20-06-2008, 15:04
korkuyorum anne al beni içine
alisamadim anne al beni yine
büyüdüm anne evler büyüdü
büyüdü pabuçlar yollar büyüdü
orduya istiyorlar savas çikar diyorlar
silah veriyorlar anne bana öldür diyorlar
yat diyorlar anne kalk diyorlar
beynimi yiyorlar anne beynimi yiyorlar
kapat televizyonu anne seni de kandiriyorlar
kapat televizyonu anne seni de kandiriyorlar
oyunu verme anne
oyunu verme anne
oyuna gelme anne

Yasar kurt izamlı bu sözler bu konu her gundeme geldikce aklıma yerlesir.

Askerlik yapmayı reddetmek bir insanlık hakkıdır.

milomanara
20-06-2008, 16:32
Bence zorunlu askerlik insan hakkı ihlalidir.

Askerdeyken sık sık aklımdan geçen soru, burada nalları diksem bu cinayet olmaz mı? Sorusuydu. Öyle ya, kendi isteğim dışında, sürekli gazetelerde terör olaylarıyla yer alan kasabadan bozma bir şehirdeyim.

Yanlış anlaşılmasın acemilik(40-45 gün) dışında ne tüfeği gördüm bir daha ne de tehlikeli bir görev aldım. Hatta gecenin bir vakti alarm çaldığında bizi garaja maraja bir yerlere saklıyorlardı.

Her Türk asker doğmaz. Ben asker falan değilim!

Bildiğim kadarıyla ordu da bunun farkında ve profesyonel askerliğe geçiş için yoğun bir çaba içindeler. Dünya kadar uzman personel alınıyor ve yetiştiriliyor. önümüzdeki 3-5 yıl içinde istemeyen sosyal hizmetlere falan gidebilecek diye umuyorum.

Ülke savunması değil de, çıkarları uğrunda savaşmak konusunda da söyleyeceklerim var. Ama bunlar tehlikeli konular, yerin kulağı var:)

mutluluk35
21-06-2008, 02:06
Sayın mhmmd

Avrupa Konseyi,BM,AB'nin kararlarına ve TCK'nın ilgili hükümlerine dayalı nesnel bilgiler verdim sadece..Öznel bir yorum katmadım yazıya.Ama konuyla nasıl ilişkilendireceğinizi merak ettiğim için cevap vereyim..Askerlik yapmadım,uzun süredir tecilli..

BenDeniz
21-06-2008, 03:19
Vicdani red; ''Silahsız dünya'' ''Barış'' ''Sevgi'' ''Huzur'' vs. vs. gibi lafların ardından çıkan bir anlayıştır.

Evet..kimse silah altına alınmak zorunda kalmasa,kimse ölmese,öldürme gerekliliğini öğrenme durumda kalmasa....

Ama hayatın hakikatleri bunlar değildir.Eğer Çanakkale'de tüyü bitmemiş çocuklar yukarıdaki anlayıştan yola çıkarak can,kan vermeyip öldürüp ölmeseydi biz burada var olamazdık.

Türkiye gibi en belalı ve düşmanı bol olan bir coğrafya ve Devlet için,Vicdani Red diye askeri vazifeden imtina diyemiyeceğim açıkça ''Kaçmak'', hayalperestliğin aliyyül-a'la sı olacaktır.

Vede ''Yok olmaya hazırız gelin bizi öldürün,biz sevgi,barış doluyuz kusura bakmayın silah altına girmeyiz'' demekten farksız olacaktır.

Değerli Ordumuzun,vicdani Red'e muhalif olması çok isabetli vede uzun vadeli bir felaketi önlemek için en uygun olanıdır.

mhmd
21-06-2008, 06:49
Sn. mutluluk35,

Verdiğiniz nesnel örnekleri okuyarak sorumuzu sormuştuk.
Sorma maksadımız ise yargılamak değil başlığın özünü kavramak ve zeminin ne olduğunu anlamak idi.
Geçelim konuya.

İnsan ırkının kendisi ile kavgası, kendi var olduğu sürece varlığını sürdüreceğe benziyor. Ne bilim, ne sanat, ne teknoloji, ne eğitim bu gerçeği ortadan kaldırmadı/kaldıramadı.
Bu kavganın ve vahşetin ortadan tamamen kaldırılması işin felsefesi ve isteğimizdir. Esas işin özü de bu olmalıdır.

Bir de vicdani reddin yaşanan kısmı vardır.
Bizler istesek de istemesek de tüm dünyada yaşanmakta olanlar vardır ve bu olanları anlamlandırmak gerekir.
Savaş vardır, var olacaktır. Terörün ve terörizmin olduğu gibi.
Savaş ile terör, savaşmak ve terörizm ile ince bir çizgi ile ayrılır. Çoğunlukla da bu çizginin nereden geçtiği anlaşılmaz. Birisi için
yasal gerekçeler bulabilirken diğerisini lanetleriz. Ancak bu yasallık ve lanetlik dahi subjektiftir.
İsrail için patlayan canlı bomba bir terör ve bu terörü bitirmek için filistinin içinde yaptığı operasyonlar bir savaş iken;
Filistin için İsrail ordusunun yaptığı bir terör ve bu terörü bitirmek için yapılan direniş kutsal bir savaştır.
İşin aslı;
İstesek de istemesek de dünyamızı görünmeyen duvarlar ile bölmüş, görünmeyen düşmanlıklar ile örmüşüz. Bu duvar ve düşmanlıklar temel midir sorusuna dahi girmek anlamsızlaşır.

Ekonomik gücünü kazanmış ülkeler, korunma gereksinimleri için yeterince fonlama yapabildikleri profesyonel askerliğe geçmişlerdir. Bu işi henüz gerçekleştirememiş olan ülkeler için ise zorunlu askerlik, korunma ihtiyacını karşılamaktadır.
Yani her ülkenin kendi şartları doğrultusunda bu ihtiyacını gidermesi normaldir.

BM gibi tamamen militarist ABD'nin güdümündeki bir kurumun ve korunma gereksinimini NATO ile yine ABD'ye havale etmiş bir Avrupa'nın kararlarını tartışabiliriz ancak ülkemiz için önermek henüz lükstür.

Sonuç;
-Hiçbir şartı görmeden vicdani reddin olmasına tarafız.
-Şartları dikkate alırsak, her vatandaş, vatandaşlık görevini yerine getirmelidir deriz.
Bu görevi istese de istemese de...

khalkedonian62
21-06-2008, 10:11
Ben geçen yıl bu aralar 315.kd olarak yaptım askerliğimi. Vicdani red konusu tabii derin bir mevzu ama insanı isteği hilafına askere almak bence yanlış. Profesyonel ordu kurulursa bu sorun çözülür. Osmanlıda bile yeniçeri ve tımarlı sipahiler seçilerek alınırdı. Zorunlu askerlik bize 19.yüzyıldan sonra gelmiştir. Onun için her Türk asker doğar sözü tartışılır yani.

mutluluk35
21-06-2008, 15:11
Sayın mhmmd

Dünyada silahlı çatışmalar,terör olayları ve savaşlar elbette yaşanmaya devam etmektedir.Ülke-miz de kendisini koruma ve kollama görevine sahip güçlü bir orduya sahip olmak zorundadır.Hatta bu doğrultuda TSK’ya bütçeden daha çok pay ayrılabilir,personel ve silah alımı da arttırılabilir.Konumuz ordunun pasifleştirilmesi ya da yokedilmesi gerekliliği değil,değer yargılarından dolayı ,bu kuruluşta görev almak istemeyenlerin ,reddedebilme haklarıdır.Kişinin dini inanışı ya da siyasi görüşlerinden dolayı silah altına alınmak istememesi gayet doğaldır.Bireyin bunu talep etmesiyle,ülke güvenliğinin tehlikeye girmesi arasında doğrudan bir ilişki yoktur(en azından bence öyle).

Şunu da belirtelim ki, insan hakları bireyin devlete karşı ileri sürebileceği hakları ifade eder.Devletlerin birbirleriyle olan ilişkileri, insan haklarını ve otoriteye karşı hak ileri süren bireyi ilgilendirmez.Ayrıca ülkelerin, dış politikadaki meselelerini, içerideki insan hakları ihlalleri için bahane yaptıkları bilinen bir gerçektir.

Son olarak,Türkiye de BM ve NATO üyesidir.Ortada bununla ilişkili bir güvence varsa şayet,ülkemiz için de vardır.Saygılar....

evrensel-insan
21-06-2008, 15:52
Saygideger mutluluk35 ve mhmd;

Bence konu iki noktada kilitlenmektedir. Bunlardan birisi otoriterlik, digeri ego temelli bireycilik.

Vatandas toplumlarinda, vatandas devlet icin; birey toplumlarinda devlet bireyi icin vardir.

Dolayisiyle birey bilinci olan toplumlarda, hak ve ozgurlukler temelinde vicdani red bireyin hakkidir.

Ama ayni seyi birey toplumu olmayan toplumlar icin soyleyemeyiz. Cunku bu toplumlar vatandas toplumlaridir, ve devletin cikarlari kisi cikarlarindan once gelir. Otorite hakimdir. Vatandaslar, ulke ve ulkenin degerlerini kendi kisisel cikarlarinin onunde tutar. Otorite zorlamasa, vatandas askere gonullu gidermi?, % kaci gider?. Bu sorularin cevabi da o ulkedeki vatandaslarin, bireysel bilinclerinin ne kadar gelistigine baglidir.

Turkiye ozeline gelirsek;vatandas toplumudur. Otorite hakimdir. Vatandas devleti icin vardir.

Bu gercekler temelinde, birey bilinci almis kesim elbette vicdani red konusunu dusunmektedir.

Toplumun bu tip istegi nasil karsilayacagi ve otoritenin bu konuya nasil bakacaginin ne olabilecegi; birkac ay once yasanan vicdani red temelli ucak kacirma girisiminde gozlemlenmistir.

Kisacasi, deger yargilarinin hem evremsel bir temeli yoktur; hemde toplumunun tarihsel gelisimi temelinde olusur.

Sonucta da ya otoriterdir, ya da ego kokenlidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Lestat
21-06-2008, 16:31
Vatana ihanettir.Şu vatan,toprak için 1 yıl yada 6 ay askerlik yapmak zor mu geliyor.İnsanlar ne koşullarda bu devleti kurdular.Korumak,nöbet tutmak,şehit olacağını bilsen de ayakta durmak..Askerlik vatana olan borcun 1000 de biridir.Bağlılık adına her şeyimizi yitirmek üzereyiz bundan da vazgeçmeyelim.

dilaver
21-06-2008, 16:31
Bu konu ile ilgili bir haber, Mehmet Bal'ın durumu sonucu :

http://www.taraf.com.tr/haberv.asp?HaberNo=10361

Gene Mehmet Bal ile ilgili Perihan Magden'in hepimize yönelik bir yazısı :

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=882891&Yazar=PER%DDHAN%20MA%D0DEN&Date=11.06.2008&CategoryID=96


Vicdani red çilere saygı duyuyorum ve en temel insan haklarından biri oldugunu düşünüyorum. Size birilerini öldürmeniz için elinize silah almanız zorla dayatılıyor, buna karşı çıkmak erdemdir.


saygılarımla

dilaver
21-06-2008, 16:48
80 li yıllarda 8-9 tane birlik degiştirerek bir iki kere doguya sürülerek, çektigim özel kuranın kıta hizmeti ile degiştirilerek, son ikametim mersaim bölügü olmasına ragmen, hiç bir biçimde cuntacıları karşılayacak ekipte yer almayarak ve sonunda da iznimin 15 günü yenilerek, "yarı" sakıncalı olarak yedeksubaylıgımı tamamladım.

İlk görev yerim karargah bölügü oldu. Bu bölükte erler vardı. Paşanın hanımı bölügü arardı ve bir jip eşliginde askerler paşanın eşinin ayak numarasını almak için paşanın köşküne gider ve kendisinin ısmarladıgı terligi yapmaya çalışırlardı. Bu işlem ile vatan hizmetini hiç bagdaştıramadım.

Daha sonra ordu evinde hizmet eden erleri düşündüm. Piyano çalarak, garsonluk yaparak vatanın nasıl korumabilecegine hala aklım almaz.

Bir sre sonra komando birligine sürüldüm. Buradaki komandoların bir kısmının kör, topal vs gibi ciddi özürleri oldugunu müşahade ettim. Çocukları uzun ugraşmalar sonucu zorla terhis ettirebildik. İşin garibi şaşı olan oglan, ya da topal olan oglan terhis olmak istemiyordu. Askerligi bitirmeyi zorunlu sayıyordu, yoksa evlenemeyecekti.

O sıralar ilk Irak çıkarması yapıldı ve Irak'a atılmaktan kıl payı kurtulduk. Osmanlılardaki Azaplar misali bir çıkarmada ilk önce işe yaramazları gönderirlermiş. Bizim birlik de ne hikmetse bu işten kurtulmuştu.

Bu dedigimin üzerinden neredeyse 30 sene geçti. Elbette ordu daha da profosyenelleşti ve savaş tecrübesi kazandı, hatta dünyanın sayılı ordularından biri haline geldi. Ama bu gene de ordunun esas işlevinin halka karşı oldugu gerçegini degiştirmiyor. Nitekim ordu bu tecrübeyi kendi ülkesini bombalayarak ve kendi halkının bir kesimi ile savaşarak kazandı.

Bir haberin linkini bu sitedeki bir başlıga zannersem mhmmd asmıştı. Orada yeni evli bir oglan silah altında idi ve yeni dogmuş çocugu ile karısı soguktan donarak ölmüştü. İşte insana verilen deger.

Vatanın vatan olabilmesi için önce vatandaşlarına iş, geçim, barınma, egitim ve saglık gibi temel hizmetleri saglamak gerekiyor. Ancak ondan sonra vatana olan borçtan sözedilebilir.

Ama dogru her dogan borçlu doguyor. Emperyalistlere ve onların örgütlerine ve de onların ülke içindeki uzantıları olanlara doguştan gelen iç ve dış borçlarımız var. Onun için çok ve çok çalışmalıyız. Bu borç da bitecege benzemiyor. :eek:

saygılarımla

khalkedonian62
21-06-2008, 17:10
Çok doğru tespitleriniz var. Hepsine katılıyorum.

yucemanitu
21-06-2008, 18:03
Dilaver çok çok doğru şeyler yazmışsın. Bir de orada yaşanan başka bazı şeyler var. Benim de tanıdığım biri var adam önce üniversiteyi bitirdi zavallı askerden döndüğünde delirmişti. Ayrıca bir başka arkadaşın askerlik yaptığı yerde de bir sapık varmış ve her gece sabaha kadar iki asker bu herifin ranzası başında nöbet tutuyormuş. Her insan bu şeylere katlanmak zorunda değil. Sonuçta al şu silahı öldür, diyorlar ama öldüreceğin kişi de senden farklı değil ki evinden ayrılıp oraya getirilmiş Allah'ın garibi fukaranın biri. Bugün neden bir başbakanın oğlu bırakın şehit olmayı askerlik bile yapmıyor. Vatana aşığım diyenler neden kendi çocuklarını ateş hattına göndermiyor da elin oğlunun kanını döküp caka satıyor.

Lestat
21-06-2008, 18:09
Yav ölürülen kişiler kim titanatlas kim okadar masummuşpkk elemanlarımı asker şuanda kimi vuruyor??

aydoe
21-06-2008, 20:54
Arkadaşlar vicdani reddi bilmem ama bence herkes askerlik yapmalı.
Ben küçük yaşta silah altına alındım uzun yıllar askerlik yaptım ,askerlik görevimi de yaptım,askerlik insana bir şeyler katıyor,olgunlaştırıyor.
Askerlik yapmayan insanlar hep biraz çocuk kalıyor,ben çok fazla askerlik yapmamış insan tanıdım ve eksikliklerini gördüm.
Örneğin sayın Evrensel-insan askerlik yapmış olsaydı daha farklı bir insan olurdu diye düşünmekteyim:)

dilaver
21-06-2008, 21:00
evrensel-insan paşa degil miydi. :D

Bence yapmaması Türk ordusunun gelecegi açısından daha iyi olmuştur. :)

saygılarımla

yucemanitu
21-06-2008, 22:11
Yav ölürülen kişiler kim titanatlas kim okadar masummuşpkk elemanlarımı asker şuanda kimi vuruyor??


Ben PKK falan demiyorum. Ben iki ülke arasındaki çıkar amaçlı savaşları diyorum. Herhalde ben bir anda özel örneklerden genele geçince yazımı yanlış anladınız. Benim hatam.

yucemanitu
21-06-2008, 22:18
Eşitlikten yanayım sonuçta bence askerlik mecburi olmamalı yok ama ille de mecburi olacaksa herkese mecburi olmalı.

evrensel-insan
21-06-2008, 22:36
Saygideger arkadaslar;

Yari saka da olsa, gene bir kisisel satasma kokusu aliyorum.

Nedemisler, imam ...arsa, cemaat ,...rur. Ne yapalim "alismis kudurmustan beterdir"

Su kadarini soyliyeyim ki; beni otoritenin alisilagelmis baskilari, degil; degistirmek, etkileyemez bile. Cunku, benim kendime ait bir beynim ve o beynin, yine bana ait urettigi bir dusuncesi var. Oyle kolay kolay da otoriteyle etkilenecek degil. Ama tabi, sizlerin vatandas oldugunu unutmadan, nasil bir duygusal temelde dusundugunuzu hesaba katmadan, sizlerden baska seyler beklemek zaten hayalcilik olurdu. Cunku duygusal dusunce, ancak, kendisini ve davranisini sahisa yoneltirse rahatliyor.

Tarihte, Lenin oportunistlerin ve menseviklerin, halki nasil oyaladigini ve isci sinifini nasil kandirdigini, bir toplantida uzun uzun anlattiktan sonra; toplanti sonunda bir parti uyesi "Yoldas, gecen gun bir yerde duydum, bunlarin dedikleri "biz pismisiz ve ayaklarimiz kokuyormus, o yuzden isciler bize inanmamaliymis" deyince Lenin" soyliyecek cevabi olmayanlar ancak kisisel karalamalarla bizi yenmeye calisiyorlar, bu da onlarin ne kadar bilgisiz ve tutarsiz oldugunu gosteriyor" demis.

BASKALARININ NE YAPIP YAPMADIGIYLA ILGILENENLER, KENDILERINI HICBIR ZAMAN GOREMEZLER. GORMEK DE ISTEMEZLER CUNKU AYNAYA BAKACAK CESARETLERI YOKTUR.
kendi kendilerini yenileyecek bilinc ve beceriye sahip olmadiklari icin de, hayatin attigi tokatlarla dusuncesel ve davranissal degisime ugramanin farkina bile varamazlar.

Saygilarimla;
evrensel-insan

yucemanitu
21-06-2008, 22:44
Askerlikle ilgili olarak genelde vatan borcu denilir ve bizim ülkemizde askerliğe çok önem verilir. Buna rağmen bir süre öncesine kadar "bedelli askerlik" diye bir şey vardı. Vatan borcu garibanlar tarafından kan ve kurşunla ödenirken cüzdanı kuvvetli olanlar tarafından nakit olarak da ödenebilir mi sizce? Bence askerliğin zorunlu olup olmaması yanında bunu da tartışmak gerek. Bir de dünyada askerliğin zorunlu olduğu başka bir ülkede bizdeki bedelli askerlik benzeri uygulama oldu mu, ben göremedim ama belki vardır.

mhmd
22-06-2008, 00:10
Sn. evrensel-insan ın ve Sn. Dilaver in görüşleri sağlam durmakta.
Bu arada yapılan takılmalara fazla takılınmamalıdır.

"Bireyin bunu talep etmesiyle,ülke güvenliğinin tehlikeye girmesi arasında doğrudan bir ilişki yoktur"
Demiş Sn. mutluluk35. Bizce hatalı düşünmüş.
Bunca zorlamalara rağmen ülkemizdeki asker kaçağı istatistiklerine bir göz atılması bu görüşün yetersizliğini ortaya koyar.

"Son olarak,Türkiye de BM ve NATO üyesidir.Ortada bununla ilişkili bir güvence varsa şayet,ülkemiz için de vardır"
Demiş Sn. mutluluk35. Bu görüş de pek muteber değildir.

Geçmişte ülkemizin, Suriye, Rusya ile ciddi sürtüşmelerinde üst düzey NATO yetkililerinin ağzından, karışılmayacağı, tarafsız kalınacağı gibi beyanlar mevcuttur.
Ve gerek TSK gerekse devlet bilmektedir ki, ülkemizin ciddi tehditlerinde bu kurumlardan yardım alamayacaktır.
Ve bu görüş neticesidir ki, yapılan tüm taktik plan ve harekatlar TSK ve ülke içi güçler planlanarak yapılmaktadır.

Son olarak ülkemizin milli savunma harcamalarına gelmek istiyorum.
Kendi hasılamız içinde çok büyük bir oranın milli savunma için ayrıldığını biliriz. Ama ne oranda?
http://www.bumko.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFA79D6F5E6C1B43FF0 22FA740F48B1DD3

Bu oranda bir ayırım ile tam profesyonel bir ordunun masrafları arısındaki uçurumu varın siz hesaplayın.
İşte bu uçurumun varlığı bizlere idealde olması gerektiğini düşündüğümüz vicdani reddin, gerçekte imkansızlığını göstermektedir.
Anlatmak istediğimiz budur.

atheist87
22-06-2008, 16:20
İslamcı yobazlara karşı yapılacak bir dardeye karşı bunu savunurlar peki şeriati getirdikten sonra böyle vicdani red gibi iddaaları ortaya atabilicekmisiniz onu söyleyin bana. israil tepenize bomba yağdırırken dindaşlarınıza karşıda vicdani red uygulayabilicekmisiniz
ülkemizde borçlara karşılış özelleştirmeler sonunda kamuya ait hiç bir kuruluş kalmadığında borçlara karşılık ülke topraklarımızda satıldığında üzerinde yaşayan halka yabancılar defolun gidin deyince vicdani red uygulayabilcekminiz önce bunları bir düşünün

KızıL
22-06-2008, 21:24
askerliğin zorunlu olması bu süre zarfında kişileri toplumun her tarafından soyutlamanın mantığı yoktur askeriye gibi birilerinin eğlendiği rahatça yaşadığı ama birilerinin hayatının en zor günlerini geçirdiği bu aklın bittiği yeri insan rededebilmeli bu hakka sahip olmalı!
kımseye zorla silah verilemez! düşünün ki bir kişi askerliği olmasa hayat kuramıyorş vermıyorlar adamdan saymıyorlar kız vermıyorlar..
ailesine bakan bir kişi askere gittiğinde ne olacak?
ailesine kim bakacak?
askerde eğitim zaiyatı diye ölen şehit olan ancak ölüm sebepleri çok ilginç olan bu insanların bedelini kim ödeyecek??
askerlik kıme karşı yapılıyor?? kımın askeri oluyoruz bunlarda önemli tabiki...

mutluluk35
22-06-2008, 22:20
Sayın atheist87

Şeriatçılara karşı yapılacak olası bir darbeyi önleyen faktör 'vicdani red' hakkı mıdır ?.Bugün TSK, AKP hükümetiyle koordineli bir şekilde faaliyetlerini yürütebiliyorsa,işbirliği ve uyum içerisinde hareket edebiliyorsa,bunun nedeni bahsettiğniz özelleştirmelerle de ilintili olarak,hükümetin Tüsiad'ın,IMF'nin,AB'nin;kısacası özel şirketlerin ve hatta daha özetle egemen sınıfların dayattığı reçeteleri harfi harfine uyguluyor olmasıdır.

Demek ki burjuvaların taleplerinin gerçekleşmiş olması pahasına sistemimiz,şeriatçı bir cumhurbaşkanı ve başbakanı özümseyebilmektedir;yeter ki temel şart yerine getirilmiş olsun...

Üç beş tane Anadolu çocuğunun silah altına girmek istememesiyle,ülkemizin rejim ve toprağının tehlikeye girmesinden endişe eden bir ordu,kamu mallarımızın satılmasına niçin gözyummaktadır ?

Öyleyse konuya yeni bir açılım getirerek devam edelim..

TSK halkın ordusu mudur ?

dilaver
22-06-2008, 22:24
TSK halkın ordusu mudur ?

Bu soruya cevap vermek isteyen arkadaşların neden 2 tümen gibi ciddi bir askeri gücün ve de birinci ordu karargahının İstanbul da -ki sınırlara çok uzaktır,- konuşlandırılmasının mantıgını da ele alarak açıklayabilirlerse sevinirim.

saygılarımla

pante
22-06-2008, 22:35
Savaş insanlık suçudur, insanlğın ayıbıdır, insanlığı kirletir.
İnsanlığın ideali barış olmalıdır, savaş suç sayılmalıdır ve askerlik olmamalıdır.
Ama günümüzde saldırı amaçlı olmasa da, savunma amaçlı askerlik zorunludur.

"Yurtta barış dünyada barış" ilkesine sahip olan ülkemizde askerliğin yanlış uygulamalarını görmekteyiz.
Bunlardan biri de bence vicdani reddin savaş için uygulanmamasıdır.
Örneğin Kore savaşına gönderilen Türk askeri içinde gönüllülere yer verilmeliydi.
Diyelim ki sosyalist görüşlere sahip asker varsa ve Çin'e karşı silah kullanmak, emperyalist ABD'ye destek vermek istemiyorsa katılmama hakkını kullanabilmeliydi.
Bir İslam ülkesiyle olası bir savaşa, istemeyen müslüman katılmama hakkını kullanabilmeli.
Yine PKK'ya karşı yapılan harekata muhalif olan isterse katılmamalı.

Ama askerliği reddeden "vicdani red" doğru değil, bedelli askerliğin doğru olmadığı gibi. Askerlik eğitimi, savunma ağırlıklı olarak şart.
Belki gelecekte, dünya çapında barış için topyekün bir vicdani red seferberliği olabilir.
Buna rağmen "Ben vatansever değilim ve askerliği vatan borcu olarak görmüyorum, askerliğe karşıyım" diye başvuranlara bence bu hak tanınmalı.

KızıL
22-06-2008, 22:54
tsk halkın ordusu olamaz halktan tamamen yalıtılmıştır erler insan içine çıkmaya hasret bırakıldığında hergün gereksiz eğitimler yaptığında robotlaştırılmakta bir komşum askerden sonra 1 hafta evde komutan sesi duyarak uyanmış sabahları!!
halkın ordusu birazda halk milisliğinden geçer...

gozeneli
22-06-2008, 23:05
İstemeyen birini zorla silah altına almanın yanlış görülebilecegini anlıyorum.

Ama Kıbrıs'ta kardeşlerimiz öldürülürken ben savaşa karşıyım gitmiyorum dense sonuç ne olurdu?
Belki denecek ki yalnız bir avuç insan vicdani rede baş vuracak. O zaman onların diger yurdu için düşünmeden canlarını verenlerden farkı ne?

Sonra TSK bir savunma gücüdür. TC tarihinde hiç bizim saldırgan oldugumuz olmuşmudur?

Yaşamı çok seviyorum birde düşünmem gereken 10 yaşında bir çocugum var birde canımdan çok sevdigim yurdumdan yıllardır uzaklarda yaşıyorum.

Durum böyle olsada yurdumu savunmak için çagrıldıgımda (çagrılmasamda) bir saniye düşünmem.

Benim Yurduma bir can borcum var. Kardeşlerimi korumak için canımı vermem hiçte sorun degil.

Öncede yazdıgım gibi birini öldürmekle vicdani yönde sıkıntıları olanlar olabilir. Peki bunlar yaşadıgı topluma borçlarını nasıl ödeyecekler?

Belki Almanya'da oldugu gibi askerlik yerine gönüllü olarak hastehanelerde çalışabilirler.

pante
22-06-2008, 23:27
Hangi ülkenin ordusu halkın ordusudur?

Daha halkın partisine sahip değilken halkın ordusundan söz edilebilir mi?
Kaldı ki ordu, parti gibi, stk gibi bir kurum değildir, demokratiklik, özgürlük, şeffaflık vs. aranamaz. Merkezi disiplin, hiyerarşi esastır.
Profesyonelleşme, şartların iyileşmesi, katılığın, dayağın, küfrün kalkması beklenebilir ama halkın ordusu beklentisi gerçekçi değildir. Halk, farklı kesimlerden oluşur ve bu farklı kesimlerin tümü birden memnun edilemez. Milliyetçilere göre, sosyalistlere göre, eyaletçilere göre, liberallere göre ordu olmaz.
Ordudan beklenen tam bağımsızlık anlayışıdır, cumhuriyete, demokrasiye, hukuka, laikliğe, devrimlere bağlılıktır. Barışçı olması, zaruri olmadıkça, vatan savunması gerekmedikçe savaştan uzak durmasıdır. Politikadan da..

Kamu mallarının satılması yani özelleştirme ekonomi-politik bir karardır. Ordudan bunu önlemesini beklemek, ordunun siyasete karışmasını istemek demektir. Hem ordu siyasetten uzak dursun diye düşünmek hem de bu beklentiler içinde olmak birbiriyle uyuşmaz.

mhmd
22-06-2008, 23:59
Sn. dilaver,

İstanbul'da konuşlandırılan aşırı gücün açılımını gerçekten merak ettik.
Açarmısınız?

dilaver
23-06-2008, 00:12
Sayın mhmmd

İstanbulda biri Hasadal da 66 tümen var, karargahları orada. Bir diger karargah da degişik bir tümen o da karargah olarak Selimiye de.

Diger birlikler hariç tabii ki. Bunların yanısıra hava, deniz, jandarma birlikleri var. Samandıradaki mekanize tugay nereye baglı biimiyorum. Ama bu iki tümenin İstanbulda neden tüm agırlıklarıyla konuşlandırıldıgını merak ediyorum.

Ayrıca 1. Ordu karargahı da İstanbuldadır. Hadi ona bir bahane bulabiliyorum. Ama siz tümenlerin nedenini bulabilirseniz bana da bildirin.

saygılarımla

sargon
23-06-2008, 01:02
mhmmd'nin vermis oldugu butce gelirlerinin hangi kalemlere harcandigina dair istatistik bana cok garip geldi. Buna gore butcenin yuzde 29'u cevre koruma icin ayrilirken savunma icin sadece yuzde 13'luk bir bolum ayriliyor. Bu durumda Turkiye pek bir askeri harcama yapmadigi gibi anormal bir cevre korumacisi ulke durumunda. Bu garipligin nedenini bilemiyorum ama bizi yaniltan baska bir nokta daha var. Bu harcamalar listesinde butcenin yuzde 56'si faiz odemelerine gidiyor. Dolayisiyla hesaplamayi konsolide butce uzerinden degil de faiz-disi butce uzerinden yapmak gerekir. Asagidaki yazi savunma harcamalarinin durumunu gosteriyor.

http://www.bianet.org/bianet/yazdir/14190

Buna gore eger devlet harcamalarini personel harcamalari ve personel disi cari harcamalar (PDCH) olarak ikiye ayirirsak, 2001 yilina gore tablo soyle:

2001 yılı itibariyle bakıldığında, faiz-dışı bütçe içinde toplam (savunma, eğitim, sağlık vb.) personel harcamalarının yüzde 17.7'si, toplam PDCH'nin yüzde 69'u, toplam yatırım harcamalarının yüzde 1'i, toplam transfer ödemelerinin ise yüzde 0.05'i savunma amaçlı yapılmıştır.

Yani Turkiye devleti personel odemeleri disindaki harcamalarini, ki bu yatirimlar ve malzeme vb. demektir, yuzde 70 oranda savunmaya yapiyor. Kisacasi okul, hastane, baraj, kopru vs. malzemeleri icin yuzde 30 harcanirken ucak, silah ve askeri muhimmat icin yuzde 70 harcaniyor.

gerilla
23-06-2008, 14:02
vicdani red olayına en fazla destek veren illegal sol örgütler ve bu örgütlere yakın olan basın-yayın organlarıdır. peki, bu illegal örgütler içersinde silahsız mücadeleye inandığını söyleyen insanların sonu ne oluyor?

Squall
23-06-2008, 19:15
Ordudan beklenen tam bağımsızlık anlayışıdır, cumhuriyete, demokrasiye, hukuka, laikliğe, devrimlere bağlılıktır. Barışçı olması, zaruri olmadıkça, vatan savunması gerekmedikçe savaştan uzak durmasıdır. Politikadan da..

Kamu mallarının satılması yani özelleştirme ekonomi-politik bir karardır. Ordudan bunu önlemesini beklemek, ordunun siyasete karışmasını istemek demektir. Hem ordu siyasetten uzak dursun diye düşünmek hem de bu beklentiler içinde olmak birbiriyle uyuşmaz.

Çok doğru tespitler..

mutluluk35
23-06-2008, 23:40
Sayın Pante ve Squall
Vicdani red hakkının olması gerekliliğini savunan bir bireyin,ordunun politikaya müdahalesi gibi bir beklenti içerisinde olması düşünülemez .Sözkonusu yazımda, vicdani reddi, ordunun İslamcılara karşı yapılacak bir darbeye karşı savunulan bir unsur olarak yansıtan ‘’atheist87’’ arkadaşımızın özelleştirme ile ilgili görüşlerine atıfta bulunarak,’ ilgili sebeplerden endişe eden bir ordu,nasıl oluyor da kamu mallarıyla ilgili tespitlerinizde belirttiğiniz olaylara duyarsız kalabiliyor’ görüşünü yansıttım.Daha net bir ifadeyle anlatmak istediğim -ki yazının içeriğinden de anlaşılacaktır-‘’,ordu müdahale yapacak olsa, vicdani red gibi kavramlarla bunun önüne zaten geçilemez, onun bu eylemsizliğinin gerekçelerini başka yerlerde aramak lazımdır’’ görüşüydü.Bu görüşüm geçerliliğini korumakta olup, ülkemize yatırım yapan özel sermaye çevrelerinin,siyasi ve ekonomik istikrar beklentileriyle ilişkilidir.Bu istikrar aynı zamanda mevcut iktidarın da istikrarı, ordunun daha da pasifize edilmesi anlamına da gelir.İfadem işte bu noktada, ordunun hem kendi, hem de ülkemiz halkı için daha büyük bir tehlike olduğu ( en azından vicdani redde göre) tartışmasız olan kamu malları meselesinde,illa ki ses çıkaracaksa niçin insan haklarını çiğneyip böyle bir meselede sessiz kaldığıdır.(‘’İllaki ses çıkaracaksa’’ ibaresine yeniden vurgu yapıyorum).Ki hakkı çiğnenen insanlar da,kendi ülkesinin vatandaşlarıdır bu arada..Halkın ordusu ifadesi yavaş yavaş anlam kazanıyor sanırım.Sayın Pante’nin ifade ettiği gibi,halk kategorisine milliyetçisi de girer,sosyalisti de.Fakat vicdani red talebinde bulunanlar,bütün farklılıklarına rağmen halk olacaktır; milliyetçi de reddedebilir silahı sosyalisti de.Öyleyse ortada bir hak gaspı mevcuttur ve hakkı çiğnenenler insanlık temelinde halktır,milliyetçisiyle de sosyalistiyle de.
Bireyin otoriteye karşı ileri sürebileceği hakları savunan hiçkimse,otoritenin birey yaşamına nüfuz etmesini desteklemez, bu elbette ki çelişkidir.

qw19
24-06-2008, 01:32
Para kıyıp bedelli yapın. Kimse askere öle bayıla gitmez diyecem, kırsalda pek çok çocuk isteyerek severek gidiyor. Nereye gidiyor önemli, yoksa vicdanlı red, vicdanlı evetin manası yok, ülkesinimi savunacak yoksa, 80 lerde olduğu gibi kendi yaşıtlarına kurşun sıkıp işkence mi yapacak.

Tek başına ayakları havada bir soru, ne yaptığın kadar, ne için yaptığın da önemlidir.

Selamlar.

galapagos
24-06-2008, 16:40
askerliği red eden kişileri ne bir türk nede erkek olarak görüyorum bu iki sıfattan sıyrılacak herkes vicdani reddi savunabilir kanımca
türkiyenin baş gösterdiği tehtid belli ülke ekonomisi belli birisi sadece korkusundan yada ne bileyim kişiliksizliğinden vicdani reddi ortaya çıkarmış
çok kızdım ve burda takdir ettiğim insanların bu konuyu savunmasına anlam veremiyorum
acaba teröristler insan haklarından hukuktanmı anlıyor yoksa kurundan yumruktanmı
bu düşmandan kurtulmak için dua ederlermiş
atatürk gelip bi kandil yakmış söndürün bu kandili dua ile dedikten sonra
başaramamışlar okuyup üflemelerine rağmen oda belinden tabancasını çıkarıp dağıtmış kandili işte vatan böyle savunulur demiş bence son nokta budur efendiler

mutluluk35
25-06-2008, 00:07
Vicdani red karşıtı görüşler öne süren arkadaşlarımız, tezlerini genel olarak illegal örgütlerin kendi içerisindeki insan hakları ihlallerinin mevcudiyetine ve yöntem olarak şiddeti benimsemiş olmalarına dayandırmak suretiyle, devletin olası gayri-insani davranışlarına da meşruluk kazandırır biçimde bir tutum içerisindeler..

‘Terör mü demokratikleşmeyi önlüyor, yoksa anti-demokratik faaliyetler mi terörü yaratıyor’ sorusunun cevabı olarak ikincisini benimsersek, elbette ki devlete çok büyük haksızlık yapılmış olur.Terör soykırım gibi ya da kölelik gibi bir insanlık suçudur ve bu doğrultuda da ölçümüz,terörist faaliyetlere en ufak bir haklılık payı bırakmayacak şekilde olabildiğince demokratikleşme ve teröristlerle de aynı kararlılıkla askeri mücadeledir.

Fakat hiçbir devlet savaşım halinde bulunduğu gruplar insan haklarını benimsememiş olduğu için kendisini onların seviyesine indirgeyip ,ölçüt olarak onların yöntemlerini benimsemez, kendisini onunla kıyaslamaz..Ancak bu şekilde ‘insan hakları’ devleti ile, ‘terör ‘ örgütü arasındaki çizgileri farkedebiliriz.Yukarıda belirttiğim sorunun cevabı,ne biri ne ötekisi ,fakat ikisinin birliğidir.İki durum birbirini tetikleyerek yüceltir,birbirleriyle olan karşıtlığını derinleştirir.Ne var ki,problemi çözecek ,döngüyü kıracak olan üç-beş terörist değil devlettir.

Askere gitmeyen ya da sünnet olmayan erkek olamaz mı , bilmiyorum ama vicdani reddi savunanların,sadece bu gerekçeyle vatan haini olmayacaklarından eminim.

Bu arada ‘fikri hür vicdani hür nesil yetiştimek’ davasına başkoymuş devrimci lider Atatürk değil miydi ?.Ben mi yanlış hatırlıyorum. Bugün ülkemizi bağnaz şeriatçıların yönetiyor olmasının sebebi,bu neslin yetişememiş olması değil mi ,yoksa ben mi yanlış yorumluyorum ?

evrensel-insan
25-06-2008, 06:33
Saygideger mutluluk35;

Maalesef, Turkiye de vicdan hurriyeti denince akla sadece dini temelli bir hurriyet geliyor.Yani vicdan hurriyeti, laik bir temel icin gecerli, milli bir temel veya bireysel- insani bir temel icin degil.

Saygilarimla;
evrensel-insan

galapagos
25-06-2008, 14:38
bu kişik hakkı özgürlükleri nedir anlamıyorum herkes kendi kesesine göre bi açıklama getiriyor türbancı benim için özgürlük kapanmadır diyor vicdani redtçi ( kbuda yeni türedi bakalım ne olacak )
bende askere gitmem diyor bu ülkenin kuralları konumuş taa kurulurken şimdi sen kalkıp hem türk sıfatı taşıyacağım hemde kurralarına uymayacağım dersen aşırı dincilere suudi arabistan yada afganistan vicdani retçilerede homoseksüel evliliğin ve sınırlı kokainin serbest olduğu hollandaya gidip yerleşmeseni temenni ediyorum burada olmak isterseniz kurralarına uyun uymazsa size hoş gelen sizi zevkle kucağına alacak ülkeler vardır

milomanara
25-06-2008, 16:01
Sayın galapagos,

Öncelikle herkesin beğenmediği fikri kovma(kibarca yada kabaca) yaklaşımı çok canımı sıkmaya başladı. Aynı ülkede yaşıyoruz diye aynı dini, aynı milliyetçi dünya görüşünü paylaşmak zorunda mıyız? Futboldan hoşlanmıyorum diye aynı tavrı gösteren tanıdıklarım da çıldırtmaktadır beni. Askerde cansız hedeflere kurşun sıktım ama hiç kimse beni bir insana ateş ettiremez ve bu benim için utanılacak bir şey değildir.

galapagos
25-06-2008, 20:41
bu laf futbol konusunda benide rahatsız etmekte
ancak söz konusu vatansa gerisi teferruattır sözünü destur almak gerekir bu durumda!
peki sizce çözüm nedir ben bu ülkedeki terörü ve ekonomik durumu özetlemeye çalıştım bunların sonucundada zorunlu 15 aylık bir askerlik var ki artık gönüllü olmayanlar çatışma bölgelerine gönderilmeyecek sanırım 1 yıl sonra çünkü binlerce yeni uzman erbaş alınıyor onlar profesyonel olarak gidecekler
bende acemi beceriksiz askerlerin çatışmaya sokulmasına taraftar değilim
ama bu başka birşey hayır ben askere gitmek istemiyorum demek başka birşeydir
bu coğrafyada bunun gerekli olduğu gün gibi ortadır ben yurtdışında idim döndüm ve buraya yerleştim askerliğimide yaptım hemde gönüllü olarak özel harekat birimine girmiştim bu tabi beni ilgilendirir ama birisinin çıkıp banaane ben burada yaşarım ekmeğini suyunu kullanırım ama güvenliğine karışmam demek biraz bencillik olmuyormu?
onunki insan hakkıda benim hakkım ne oldu ben yaptım gerektiğinde savaştım ben vicdani retçiyim diyen rahat uyusun diyemi?

meaculpa
26-06-2008, 01:19
Her türlü kutsiyetten arınmak şarttır. Çünkü kutsiyet diye örülmeye çalışılan her olgunun altında gizemci ve de korkutucu unsurlar mevcuttur. Tıpkı dinlerin de içlerinde barındırdıgı kutsi sembilizeler gibi. Bu nedenle de Vatan ı kutsal kılmak yerine yaşanılabilirlik ölçütlerini değerlendirmek gerekir. Vatan dediğimiz şey, içinde insana yaşanılabilirlik kılmadıkca taştan topraktan başka bir nitelik taşımaz.

Vicdan-i red diye bahsettğimiz olay ince bir yerdedir. Daha evvelde fikrimi beyan ettim ama yinelemkde zarar görmüyorum. Askerlik kendi içerisinde bir çok disiplinle var olan bir olgudur ve bunun içinde bir başka canlıyı öldürmek de söz konusudur. Kim sebebini neye dayatırsa dayatsın ki sebebler her zaman bir çok parametre içerisinde degerlendirilmedilir, öldürmek insancıl merkezli bir eylem değildir. Bu nedenlede askerlik vazifesi içerisinde bir başka insanı öldürmeyi reddeden bireylere bu hak tanınmalıdır. Bu hak tanınmaz ise o insanlara birşeyler dayatılmış demektir. Her türlü dayatmaya karşı çıktıgımız yada bunun için mucadele ettğmiz bir noktada bireyin kişiliğine zarar verecek bu gibi davranış şekillerini zoraki kılmak, o insana bu vatanda yaşanılabilirlik kılmaz. Mamafih, o insan için kutsal kılınmaya çalışılan vatan, bambaşka birşey olur.

milomanara
26-06-2008, 09:41
bu laf futbol konusunda benide rahatsız etmekte
ancak söz konusu vatansa gerisi teferruattır sözünü destur almak gerekir bu durumda!
peki sizce çözüm nedir ben bu ülkedeki terörü ve ekonomik durumu özetlemeye çalıştım bunların sonucundada zorunlu 15 aylık bir askerlik var ki artık gönüllü olmayanlar çatışma bölgelerine gönderilmeyecek sanırım 1 yıl sonra çünkü binlerce yeni uzman erbaş alınıyor onlar profesyonel olarak gidecekler
bende acemi beceriksiz askerlerin çatışmaya sokulmasına taraftar değilim
ama bu başka birşey hayır ben askere gitmek istemiyorum demek başka birşeydir
bu coğrafyada bunun gerekli olduğu gün gibi ortadır ben yurtdışında idim döndüm ve buraya yerleştim askerliğimide yaptım hemde gönüllü olarak özel harekat birimine girmiştim bu tabi beni ilgilendirir ama birisinin çıkıp banaane ben burada yaşarım ekmeğini suyunu kullanırım ama güvenliğine karışmam demek biraz bencillik olmuyormu?
onunki insan hakkıda benim hakkım ne oldu ben yaptım gerektiğinde savaştım ben vicdani retçiyim diyen rahat uyusun diyemi?

Sayın galapagos, ekmeğini suyunu kullanıyoruz eyvallah ama kayıtlı gerzek vatandaş olarak dünyanın en pahalı benzinini, "özel" tüketim olan internetini, telefonunu, kaçak elektriğin gerzek vatandaş başına düşen kısmını, daha akıl almaz onlarca saçmalığı da ödüyoruz. Ayrıca varsa bir borcumuz kendi şeçmediğimiz ülkemize, bu neden askerlik olmak zorunda? Bırakın askerliği askerler yapsın.

galapagos
26-06-2008, 11:26
sevgili meaculpa
size göre vicdani red bir haksa bana görede sırasıyla sağlıklı erkeklerin askere gidip görev almaları daha geniş bir bakış açısı ve düşünceyle ben onları korur askerliğimi yaptığım sırada onlar rahat uyurken sıra onlara geldiğindede bende rahat uyumak isterim bu benim hakkım değilmidir ve daha öncede belirttiğim gibi artık askere alındıktan sonra gönüllü olmayanları çatışma bölgelerine göndermeyecekler zaten yavaş yavaş profesyonelleşiyor o arkadaşımızda gelsin hiçbir tehlike bulunmayan yunan veya bulgar sınırında nöbet tutsun eğer sorun insan öldürmek ise...

sayın milomanara
bu söylediklerinize katılmamak değil destek vermemekte elde değil çok haklısınız vergi ve kaçakçılık konusunda ama bunlar aynı şey değil
dikkat edilirse vergi ödemeyen elektriği suyu yakıtı kaçak kullanan sürekli doğu bölgesi insanıdır buradakilerin pek çoğuda ordan göç edenler sürdürmektedir
keza dilenen kapkaççılık yapan insanlara bakın hep aynı insanlar bi dikkat edin hepsi aynı tiptir ben bu yüzden askerliği savunuyorum askeriye onlara karşı sigortamızdır

LaTeX
26-06-2008, 12:22
Popülizm son yüzyılın modası sanırım
*vicdani ret*

herşey çok güzel güllük gülistanlık bir dünyada yaşıyoruz hiç savaş yok kan akmıyor komşu ülkemize tokat atıyoruz hemen diğer yanaklarını çeviriyorlar o kadar mutlu yaşıyoruz ki işimiz yokmuş tüm şartlar olumluymuşda vicdani reddi tartışıyoruz.

Bulunduğumuz coğrafya kritik bir yer doğal olarak askerlik hizmeti zorunlu olmalı.
Kaldı ki vicdani redci bir çok insan insana zarar vermemek düşüncesinden hareketle bu fikri benimsemiş.
Peki insan sormadan edemiyor savunma mekanizmamız nasıl olacak ? Askersiz her an tacize açık bir ülke olmayacak mıyız?
Paralı askerlik bu durumda önerilen bir yöntem ama paralı askerlikte insanlar ölmeyecek mi?
Anladım siz öldürmeyin ama profesyonel bir asker öldürsün sorun yok öyle mi ?
eee öyleyse optimist kalmaya devam edin.

milomanara
26-06-2008, 14:32
Bireysel olarak askere gitmemek yeterli bir tepki değil mi sayın LaTeX? Genel kurmayın önünde askerlik kalksın diye gösteri mi yapılsın? :) Dünyada birileri birilerini asker yada değil öldüreceğinden bu mesleğin gerekliliğini tartışmak abestir bana göre. Söz konusu birilerinden olmak "tercih" meselesi olmalı, mevzu budur.


Bulunduğumuz coğrafya kritik bir yer doğal olarak askerlik hizmeti zorunlu olmalı.Bunu ülkeyi iyi savunmak için gereklilik olarak görüyorsanız, yanılıyorsunuz. Uzman bir ordu, eline tırmık almış köylüleri armut gibi avlıyacaktır(bugünün teknolojisini 1900'lerin başıyla kıyaslamayacağınızı umarım). Neden zorunlu olmalı, savaşta elinizde piyade tüfeğinizle bir işe yarayacağınızı mı sanıyorsunuz(asker olmadığınızı varsayıyorum)? Umarım mahalleden arkadaşlarınızı toplayıp futbolda Brezilya milli takımını yenebileceğinizi de düşünmüyorsunuzdur.

aydoe
26-06-2008, 15:29
Dünyanın bütün orduları dağıtılsın,savaşa son verilsin, sınırlar kaldırılsın, barış ve kardeşlik egemen olsun.

Squall
26-06-2008, 16:38
Dünyanın bütün orduları dağıtılsın,savaşa son verilsin, sınırlar kaldırılsın, barış ve kardeşlik egemen olsun.

Böylesi bi temenniye tanrı bile karşı çıkardı heralde.=)..savaşın tedavisi hala bulunamamıştır ne yazık ki..savaşlar insanın doğası gereğidir..acımasız bi türüz..savaşlardan asla vazgeçmicez büyük ihtimalle..

galapagos
26-06-2008, 17:08
Bireysel olarak askere gitmemek yeterli bir tepki değil mi sayın LaTeX? Genel kurmayın önünde askerlik kalksın diye gösteri mi yapılsın? :) Dünyada birileri birilerini asker yada değil öldüreceğinden bu mesleğin gerekliliğini tartışmak abestir bana göre. Söz konusu birilerinden olmak "tercih" meselesi olmalı, mevzu budur.

Bunu ülkeyi iyi savunmak için gereklilik olarak görüyorsanız, yanılıyorsunuz. Uzman bir ordu, eline tırmık almış köylüleri armut gibi avlıyacaktır(bugünün teknolojisini 1900'lerin başıyla kıyaslamayacağınızı umarım). Neden zorunlu olmalı, savaşta elinizde piyade tüfeğinizle bir işe yarayacağınızı mı sanıyorsunuz(asker olmadığınızı varsayıyorum)? Umarım mahalleden arkadaşlarınızı toplayıp futbolda Brezilya milli takımını yenebileceğinizi de düşünmüyorsunuzdur.

sanırım sapla saman karıştırılmaya başlandı
bir vatandaş askere giçttiği zaman illakide savaşmak zorunda değildir gidip batı sınırlarında nöbette tutabilir savaşı zaten artık özel harekatlar ve komandolar yapıyor ki bunlarda gönüllülerden oluşmakta elbetteki basit bir köylüden daha çok işe yarar ama bu askere gitmemek için bir sebep olarak ortaya sunulamaz eğer kurşun sıkamayacaksan sende şöförlük yaparsın yazı yazarsın olur biter

dilaver
26-06-2008, 18:40
Şayet sıkılmaz ve sonuna kadar okuyabilirseniz, konuyla ilgili yaklaşık 100 sene evvel yazılmış son derece çarpıcı bir makale :


"Genel kavga, ulkemizi yabanci tehditlerden koruyacak bir orduya gereksinimimiz oldugudur. Ne var ki her entelektuel kadin ve adam bilir ki, aptallari baski altinda tutmak ve korkutmak icin var olan bir mittir bu." Emma Goldman, 1911

Vatanseverlik nedir? Bir kisinin dogdugu topraklara, cocuklugunun anilari ve umutlarinin, hayallerinin ve ozlemlerinin bir arada toplandigi yere duydugu sevgi midir? Cocuksu bir naiflikle, bulutlarin akisini seyrettigimiz ve kendimizin de neden oylesine yumusakca ucamadigimizi merak ettigimiz yer midir? Milyarlarca parlayan yildizi sayip, ruhlarimizin derinliklerine isleyen "gozumuzun nuru mu"? Kuslarin muzigini dinleyip, onlar gibi uzak diyarlara ucmak icin kanatlarimiz olmasini diledigimiz yer mi? Ya da annemizin dizlerinde oturup, buyuk zaferlerin ve efsanelerin hikâyeleriyle kendimizden gectigimiz yer midir? Kisacasi, her santimetre karesinin guzelligi ve essiz mutluluk, zevk ve oyun dolu cocuklugumuzu temsil ettigi yere duyulan ask midir?

Eger vatanseverlik bu ise, bugun pek az Amerikali'yi vatansever olarak adlandirabiliriz; cunku, oyun mekânlari artik fabrikalar, degirmenler ve madenlere donusmustur. Kuslarin muziginin yerini ise, sagir edici makine sesleri almistir. Artik buyuk zaferler ya da efsanelerle ilgili hikâyeler de dinleyemeyiz cunku annelerimizin oykuleri aci, goz yasi ve kederi anlatmaktadir.

O halde, nedir vatanseverlik? "Vatansever, efendim, adi ve alcaklarin son siginagidir," demisti Dr. Johnson. Zamanimizin en buyuk milliyetcilik karsiti Leo Tolstoy, vatanseverligi butun katillerin egitimini tatmin edecek bir prensip olarak tanimlar; hayatin gereklilikleri olan ayakkabi, kiyafet ve ev yapimindan cok insan oldurmek icin daha iyi ekipmani bulunan bir is;averaj calisan adaminkinden daha ustun kârlari ve zaferleri garantileyen bir is.

Diger bir anti-vatansever olan Gustave Herve de vatanseverligi din kurumundan daha incitici, vahsi ve insanlik disi bir bos inan olarak tanimlar. Insanin dogal fenomeni tanimlamadaki beceriksizliginden kaynaklanan dini bir bos inan. Ilkel insan firtinayi duydugunda ya da simsek caktigini gordugunde, her ikisini de aciklayamazdi ve bu yuzden de bu olaylarin ardinda kendisinden daha ustun bir guc oldugu sonucuna varirdi. Benzer sekilde yagmurda ve dogadaki cesitli degisiklerde de dogaustu bir guc gorurdu. Diger yandan vatanseverlik, yapay bir sekilde yaratilmis ve yalanlar ile yanlis soylentilerin iletisim agindan kaynagini alan bir bos inandir; insani ozguven ve degerlerinden kopartirken, ona kibir ve anlamsiz bir gurur katan bos bir inan.

Gercekten de kibir, anlamsiz gurur ve egotizm vatanseverligin ayrilmaz bilesenleridir. Aciklayayim. Vatanseverlik dunyamizin her biri demir parmakliklarla cevrili kucuk noktalara bolunmus oldugunu soyler. Bazi ozel noktalarda dogma sansina sahip olanlar herhangi bir diger noktada ikâmet edenlere gore kendilerini daha ustun, asil ve akilli gorurler. Bu yuzden de o secilmis noktada yasayanlarin, ustunluklerini digerlerine gostermek amaciyla kavga etmek, oldurmek ve olmek gibi gorevleri vardir.

Diger yerlerde yasayanlar ise, bebekliklerinden ya da cocukluklarindan itibaren beyinlerini Almanlar, Fransizlar ya da Italyanlar'in kan dolu hikâyeleriyle doldururlar. Cocuk yetiskinlige eristiginde, kendisinin Tanri tarafindan ulkesini tum yabancilarin saldiri ya da istilâlarina karsi savunmak amaciyla secilmis oldugu dusuncesiyle doldurulmus olur. Bu
yuzdendir ki bizler daha ustun bir ordu ve donanma, savas gucu ve cephane icin haykirmaktayiz. Bu yuzdendir ki Amerika kisa bir zaman icerisinde ordusu icin dort yuz milyon dolar harcayabilmektedir. Bir dusunun:

Insanlarin uretiminden calinmis dort yuz milyon dolar. Elbette ki vatanseverlik oyununa katilanlar, zenginler degildir. Onlar her yerde kendilerini evlerinde hissedebilen kozmopolitanlardir. Biz Amerika'da bu gercekligin farkindayiz. Bizim zengin Amerikalilarimiz Fransa'da Fransiz, Almanya'da Alman ya da Ingiltere'de Ingilizler degiller mi? Bir kozmopolitan
gururu icerisinde, Amerikali fabrika cocuklari ya da koleler tarafindan uretilen parayi bosuna harcayanlar da onlar degil mi? Evet, onlarin vatanseverligi Roosvelt'in insanlarinin adina yaptigi gibi, bir talihsizlikle karsi karsiya kaldiginda ya da Sergius Rus devrimcileri tarafindan cezalandirildiginda, Rus Cari gibi bir despota bas uzuntulerini iletebilecek mesajlarin yollanmasini mumkun kilan bir vatanseverliktir.

Bu, Meksika'da binlerce insani olduren bas katil Diaz'i destekleyebilecek ya da Meksikali devrimcilerin Amerika topraklarinda tutuklanarak, Amerikan hapishanelerinde hicbir gecerli sebep olmadan mahkum edilmelerini
onaylayacak bir vatanseverliktir.

Ama vatanseverlik refah ve gucu temsil edenler icin degildir. Insanlar icin yeterince iyidir bu. Voltaire'in en yakin arkadaslarindan olan ve su sozleri soylemis olan Buyuk Frederick'in tarihi zaferini animsatiyor bu bizlere:"Din bir sahtekârliktir ama toplumlar icin ayakta tutulmalidir."

Bu tur bir vatanseverlik de oldukca fazla para gerektiren bir kurumdur; asagidaki istatistikleri okuduktan sonra hic kimse bundan suphe duymayacaktir. Yuzyilin son ceyreginde, dunyada lider ordu ve donanmalar icin yapilan harcamalardaki progresif artis, her duyarli ogrenci icin ekonomik kaygilar yaratacak derecede somut bir gercekliktir. 1881'den 1905'e kadarki zamani bes yillik periyodlara bolerek ve guclu devletlerin bu surecin baslangic ve bitis noktalarindaki harcamalarini belirterek kisaca ozetlenebilir bu durum. Belirtilen ilk ve son harcama giderlerinde gore bu
surec icerisinde Ingiltere'nin harcamalari 2,101,848,936$'dan 4,143,226,885$'a, Fransa'ninkiler 3,324,500,000$'dan 3,455,109,900$'a, Almanya'ninkiler 725,000,200$'dan 2,700,375,600$'a, ABD'ninkiler 1,275,500,750$'dan 2,650,900,450$'a, Rusya'ninkiler 1,900,975,500$'dan 5,250,445,100$'a, Italya'ninkiler 1,600,975,750$'dan 1,755,500,100$'a ve Japonya'nin ki 182,900,500$'dan 700,925,475$'a cikmistir.

Belirtilen her ulkenin askeri harcamalari, her bes yillik periyod icerisinde artis gostermistir. 1881'den 1905'e kadarki donemde Ingiltere'nin ordusuna yaptigi harcamalar dort katina, ABD'ninkiler uc katina, Rusya'ninkiler iki katina cikmis; Almanya'nin harcamalari %35 oraninda, Fransa'ninkiler %15 oraninda ve Japonya'ninkiler de yaklasik %500 oraninda artmistir. Eger bu ulkelerin yirmi bes yillik surec icerisindeki tum harcamalarini, ordularina yaptiklari harcamalarla karsilastiracak olursak asagidaki sonuclari elde ederiz:

Ingiltere'de %20'den %37'ye, ABD'de %15'den %23'e, Fransa'da %16'dan %18'e, Italya'da %12'den %15'e, Japonya'da %12'den %14'e. Diger taraftan Almanya'daki oranin %58'den %25'e dusmus olmasi da ilginctir; bu dususun sebebi diger amaclar icin imparatorluk harcamalarinda buyuk artislar yapilmis olmasidir. 1901'den 1905'e kadar olan donemde yapilan askeri harcamalarin takip eden bes yillik sureclerdeki harcamalardan daha yuksek oldugu da baska bir gercekliktir. Istatistikler, oranda askeri harcamalari en yuksek olan ulkelerin sirasiyla Ingiltere, ABD, Japonya, Fransa ve Italya oldugunu gostermektedir.

Donanmalar icin yapilan harcamalarin gostergeleri de inanilmaz boyutlardadir. 1905'le sonlanan yirmi bes yillik surecte, ulkelerin donanmaya yaptiklari harcamalar soyle bir artis gostermistir: Ingiltere %300, Fransa %60, Almanya %600, ABD %525, Rusya %300, Italya %250 ve Japonya %700. Ingiltere bir istisna olmak uzere, ABD diger tum ulkelerden daha cok donanma harcamasi yapmaktadir ve bu harcamalarin orani tum ulusal harcamalarda da diger guclerinkilerden fazladir. 1881'den 1885'e kadarki surecte, ABD'nin donanma icin yaptigi harcama ulke icin yapilan butun harcamalarda her 100$'da 6,20$ gibi makul bir orandi; sonraki bes yillik surecte bu rakam 6,60$'a yukseldi, bir sonraki bes yilda 8,10$'a ve bir sonrakinde ise 16,40$'a eristi. Ilerideki bes yillik sureclerde bu oranin artacagi da acikca gorulmektedir.

Askeri harcamalardaki artis, nufus uzerinde kisi basina dusen vergi seklinde aciklanarak da gosterilebilir. Burada verilen karsilastirmadaki ilk bes yildan son bes yila kadar olan surec icerisinde soyle bir artis gozlenmistir: Ingiltere'de 18.47$'dan 52.50$'a; Fransa'da 19.66$'dan 23.62$'a; Almanya'da 10.17$'dan 15.51$'a; ABD'de 5.62$'dan 13.64$'e;Rusya'da 6.14$'dan 8.37$'a; Italya'da 9.59$'dan 11.24$'a ve Japonya'da 86 cent'ten 3.11$'a.

Kisi basina dusen bu vergi tahmini ile militarizmin ekonomik yukunun kabul edilebilirligi arasinda bir baglanti vardir. Elimizdeki verilere dayanarak elde ettigimiz yadsinamaz sonuc, ordu ve donanmalar icin giderek artan harcamalarin istatistiklerde adi gecen ulkelerdeki nufus artisina baskin ciktigidir. Diger bir degisle, militarizmden giderek artan beklentilerin devamliligi, bu ulkelerin hepsini hem insanlar hem de kaynaklar acisindan tuketme tehdidini olusturmaktadir.

Vatanseverlik icin gerekli olan bu korkunc kayip, ortalama bir zekâya sahip olan bir kisiyi bile bu hastaliktan kurtarmaya yeterli olmalidir. Gene de vatanseverlik daha fazlasini beklemektedir. Insanlar vatansever olmaya
zorlanmaktadir ve bu luks icin de oderler; yalnizca "savunuculari"ni destekleyerek degil, ayni zamanda kendi cocuklarini da kurban ederek. Vatanseverlik bayraga bagimliligi gerektirir; ki bu da anneyi, babayi ve kardesi oldurmeye bile hazir olacak bir itaat anlamina gelmektedir.

Genel kavga, ulkemizi yabanci tehditlerden koruyacak bir orduya gereksinimimiz oldugudur. Ne var ki her entelektuel kadin ve adam bilir ki, aptallari baski altinda tutmak ve korkutmak icin var olan bir mittir bu. Bir digerinin ilgi alanlarini bilen dunya devletleri, birbirlerine saldirmazlar. Uluslararasi karmasalari, savaslardansa antlasmalar yoluyla cozmekle
kazanclarinin daha fazla olacagini ogrenmislerdir. Gercekten de Carlyle'in soyledigi gibi, "Savas, kendi savaslarini vermeyecek kadar korkak olan iki hirsizin kavgasidir; bu yuzden de bir koyden ve bir digerinden oglanlari alip onlara uniformalar giydirir, onlari silahlandirir ve karsilikli olarak vahsi canavarlar gibi kaybetmelerine izin verirler."

Her savasi ayni nedene dayandirmak da fazla bir bilgelik gerektirmez. ABD tarihinde guya olaganustu ve vatansever bir olay olan Ispanya-Amerika savasini ele alalim. Kalplerimiz gaddar Ispanyollar'a karsi nasil da ofkeyle doluydu! Dogru, bu ofkemiz aniden alevlenmemisti ama. Aylarca devam eden gazete ajitasyonuyla beslenmisti ve bu Butcher Weyler'in bircok Kubali'yi oldurmesi ve kadinlarina tecavuz etmesinden cok da sonra olmamisti. Gene de Amerikan Toplumu'nun adaletine dayanarak hiddetlenerek buyumus, kavga etmeye hazir ve cesurca savasmaya istekli bir hale gelmisti. Ama sis kalktiginda, oluler gomuldugunde ve savasin bedeli insanlara mal ve kiralarda artis olarak geri dondugunde, vatansever butunlugumuzun sarhoslugundan ayildigimizda Amerika-Ispanya savasinin bedelinin seker fiyatlarinin artmasi anlamina geldigini aniden anlayiverdik; daha acik soylemek gerekirse Amerikalilar'in hayatlari, kani ve parasi Ispanya hukumeti tarafindan tehdit altinda bulunan Amerikan kapitalistlerinin ilgilerini korumak amaciyla kullanilmisti. Bu bir abartma degildir, tam tersine Amerikan hukumetinin Kuba iscilerine karsi gosterdikleri tutumla kanitlanmis gerceklikler ve figurlere dayanmaktadir. Kuba Amerika'nin kiskaci altindayken, Kuba'yi ozgurlestirmek icin yollanan askerlere savastan kisa bir sure sonra patlak veren puro fabrikalarinda calisan ve grevde olan Kubali iscileri vurma emri verilmisti.

Bu tur sebeplerle mucadeleyi surduren bir tek bizler degiliz. Kan ve gozyasinin akmasina neden olan korkunc Rus-Japon savasinin da onundeki perde kalkmaktadir. Ve bir kez daha goruyoruz ki bu savasin arkasinda da atesleyici Ticari Gelenek tanrisi var. Rusya-Japonya savasi sirasinda Savas Bakani olan Kuropatkin, ticari gelenegin ardindaki gercek sirri aciga cikartmistir. Kore imtiyazlari uzerine para yatirmis olan Car ve GranDuka'lar, yalnizca hizli bir sekilde servet yapabilmek sebebiyle savasi baslatmisti.

Barisin en guvenli yolunun guclu bir ordu ve donanmaya sahip olmak oldugu yolundaki cekisme, en baris yanlisi vatandasin en agir silahlarla donanmis vatandas oldugu iddiasi kadar mantiksizdir. Gunluk hayattan edindigimiz
deneyimler kanitlamaktadir ki, silahli bireyler gucunu denemek konusunda oldukca isteklidir. Bu durum tarihsel olarak, hukumetler icin de gecerlidir. Gercekten de baristan yana olan ulkeler enerji ve hayatlarini savas hazirliklariyla harcamazlar. Sonuc olarak da baris korunur.

Ne var ki, daha guclu bir ordu ve donanma olusturulmasi yonundeki isteklerin hicbiri dis tehditlerden kaynaklanmamaktadir. Bu, toplumlarda giderek artan hosnutsuzluk korkusundan ve isciler arasindaki uluslararasi ruhtan kaynaklanmaktadir. Bu bircok ulkenin Guclerinin kendini hazirlamakta oldugu dusmanla karsilasacaktir; bir zamanlar bilinclilige uyanan ve diger tum dis tehditlerden daha da tehlikeli olacak bir dusman.

Yuzyillardir toplumlari kolelestiren gucler, onlarin psikolojileri uzerine de kapsamli calismalar yapmislardir. Genellikle insanlarin umutsuzluklari, kederleri ve gozyaslarinin, tipki cocuklar gibi kucuk bir oyuncakla zevke donusturulebilecegini bilirler. Ve o oyuncak ne kadar ihtisamli bir sekilde giydirilirse, renkleri ne kadar canli olursa cocuk icin de o kadar cekici olacaktir.

Bir ordu ve bir donanma insanlarin oyuncaklarini temsil eder. Onlari daha carpici ve cekici kilmak icin, bu oyuncaklarin sergilenmeleri icin yuzlerce ve milyonlarca dolar harcanmaktadir. Birlesik Devletler hukumetinin bir donanma filosunu donatip Pasifik sahiline, her Amerikali'nin ABD'nin gurur ve zaferlerini hissetmesi icin gondermesindeki amac da buydu. San Francisco sehri, filonun eglendirilmesi icin yuz bin dolar harcamisti; Los Angeles alti bin; Seattle ve Tacoma ise yaklasik yuz bin dolar. Filoyu eglendirmek icin mi dedim? "Cesur oglanlar" yeterli yemegi bulabilmek icin isyan etmek zorundayken, birkac ust rutbeli subaya icki icirip, yemek yedirmek icin. Ulkenin dort bir yanindaki kadin, erkek ve cocuklarin sokaklarda aclik cektigi; yuzlerce issiz insanin emeklerini her fiyattan satmaya hazir bir durumda bekledikleri bir zamanda havai fisekler, tiyatro partileri ve toplantilar icin tam iki yuz altmis bin dolar harcanmisti.

Iki yuz altmis bin dolar! Boylesine yuklu bir toplamla neler yapilmazdi ki?
Ama ekmek yemek yerine, o sehirlerin cocuklari filoyu gormeye goturulmus ve bir gazetenin de yazdigi gibi olay akillarda soyle kalmisti, "bir cocuk icin unutulmaz bir ani."

Gercekten de hatirlanmak icin muhtesem bir sey, degil mi? Uygarlasmis katliamin infazcilari. Eger bir cocugun hafizasi bu tur anilarla zehirlenebilirse, insan kardesliginin gercekten anlasilmasi umudu ne icin var oyleyse?

Biz Amerikali'lar kendimizi baris sever insanlar olarak tanimlariz. Kan dokulmesinden ve siddetten nefret ederiz. Gene de ucan makinelerden savunmasiz koylulerin uzerlerine dinamit bombalari atabilme olasiligi da bizde haz spazmlari yaratir. Ekonomik gereklilikten dolayi, bazi endustri patronlarini durdurmak icin kendi hayatini riske atan herhangi bir kisiyi asmaya, elektrikli sandalyeye oturtmaya ya da linc etmeye hazirizdir. Kalplerimiz Amerika'nin dunyanin en guclu ulkesi olmasi ve eninde sonunda diger butun ulkeler uzerine kendi demir ayaklarini cakacagi dusuncesinin heyecaniyla carpar.

Iste vatanseverligin mantigi budur.

Vatanseverligin ortalama insanlar icin dogurdugu korkunc sonuclari goz onune aldigimizda bile, bunlar vatanseverligin askerler uzerindeki etkisiyle karsilastirilamaz; bos bir inancla kandirilmis o zavalli kurban. O ki ulkesinin kurtaricisi, ulusunun koruyucusu: Onun icin vatanseverlik neyi ifade ediyor? Baris zamaninda kole gibi itaatkâr bir hayat, kusurlar ve sapiklik; savasta ise tehlike ve olum.

San Francisco'ya kisa bir zaman once yaptigim egitim seyahatinde, Korfez ve Golden Gate Parki'nin en guzel manzarasina sahip olan Presidio'yu ziyaret ettim. Amaci cocuklar icin oyun alanlari, yorgun sehirliler icin bahceler ve muzik olmaliydi. Aksine cirkin, kasvetli ve barakalarla gri bir sekilde yapilmisti. Barakalar; zenginlerin kopeklerini bile gezdirmeyecekleri yerler. Dokuntu kulubelerde askerler gudulmekte olan bir suru gibiydiler. Burada genclik gunlerini harciyorlar, ustlerinin botlarini ve pirinc dugmelerini parlatiyorlardi. Burada da, siniflar arasindaki farklilasmayi
gordum: Ozgur bir cumhuriyetin mahkumlar gibi siraya dizilmis, onlerinden gecen her ustlerine selam veren kuvvetli ogullari. Insanligi kuculten ve uniformayi yucelten Amerikan esitligi!

Baraka hayati, cinsel sapiklik gibi farkli egilimleri de beraberinde getirmektedir. Giderek Avrupa askeri kosullarinda ortaya cikan sonuclari dogurmaktadir. Cinsel psikoloji alaninda adi duyulmus olan yazar Havelock Ellis, bu konu uzerinde kapsamli bir calisma yapmistir. Kitabindan bir alinti yapiyorum: "Barakalardan bazilari erkek fahiseliginin en buyuk merkezleridir... Kendilerini satan askerlerin sayisi, bizim inanmak istedigimizin cok daha ustundedir. Bazi alaylarda bu curetin erkeklerin buyuk bir cogunlugu icin rusvet alma oranindan daha yuksek oldugunu soylemek bir abartma olmaz... Yaz aksamlarinda Hyde Park ve Albert Gate civari canli bir ticaret yapan askerler ve diger erkeklerle dolar; cok az utanc icindedirler, uniformalariyla ya da sivil... Cogu vakada uygulanan prosedurler Tommy Atkins'in cep parasina rahat bir eklemede bulunur."

Ordu ve donanmaya bu sapkinligin nasil ve neden girmis oldugu, en iyi bicimde fahiseligin bu turu icin ozel evlerin var olmasi gercegiyle yargilanabilir. Bu davranis Ingiltere'ye ozgu degildir, evrenseldir. "Askerler Fransa'da Ingiltere ya da Almanya'dakinden daha az aranmiyor ve Paris ve garnizon sehirlerinde de askeri fahiselik icin ozel evler mevcut."

Acaba Havelock Ellis cinsel sapiklikla ilgili arastirmasina Amerika'yi da katis midir? Eger bunu yapmis olsaydi, ayni kosullarin diger ulkelerde oldugu kadar bizim ordumuz ve donanmamizda da mevcut oldugunu gorurdu. Guclu bir ordunun gelismesi kacinilmaz olarak cinsel sapikligi arttirmaktadir; barakalar kulucka makineleridir.

Cinsel etkilerinin yani sira, baraka yasantisi askerin orduyu terk etmesinden sonra faydali bir emekci olmasi olasiligini da ortadan kaldirmaktadir. Herhangi bir konuda egitim gormus olan erkeklerin cok azi ordu ya da donanmaya katilir, ama onlar bile bir askeri deneyimden sonra onceki islerinde kendilerini eskisi kadar rahat hissedemezler. Issizlik aliskanligini, heyecan ve macerayi tatmis olarak hicbir bariscil kosula ayak uyduramazlar. Ordudan ayrildiklarinda hicbir yararli ise geri donemezler. Ama bu genellikle ayaktakimi, hapishaneden cikanlar ve ne hayat ne de kendi kisisel egilimleri icin mucadele etmeyen insanlarda gorulur. Bu insanlar da askeri hayatlarindan sonra, suc yasamlarina geri donerler; daha da vahsilesmis ve alcalmis olarak. Hapishanelerimizde yatanlarin kayda deger bir cogunlugunu eski askerlerin olusturdugu herkesce bilinen bir gercekliktir. Diger yandan ordu ve donanmada da oldukca yuksek sayida eski suclu bulunmaktadir.

Yukarida siralamis oldugum butun korkunc sonuclar icerisinden hicbirisi bana Private William Buwalda olayinda olusan vatanseverlik ruhu kadar insanlik disi gelmiyor. Cunku o, bir kisinin asker olup ayni zamanda da insanlik haklarini savunabilecegine inaniyordu. Askeri otoriteler onu cezalandirdilar. Dogru, on bes yil boyunca ulkesine hizmet etmisti, ama kayitlari mahkeme tarafindan itham edilmemisti. Buwalda'nin mahkumiyetini uc yila indiren Gen Funston'a gore, "bir gorevlinin ya da gonullu olarak askere kaydedilmis bir adamin oncelikli gorevi hukumetine karsi sorgusuz itaat ve bagliliktir. Onun bu hukumeti onaylayip onaylamamasi hicbir sey degistirmez." Aslinda, Funston vatana bagimliligin gercek dogasina isaret etmektedir. Ona gore, orduya girmek Bagimsizlik Deklarasyonu'nun ilkelerini ilga etmek demektir.

Dusunmeyi, sadik bir makine haline gelmeye donusturen ilginc bir vatanseverlik anlayisi!

Vatanseverlige karsi, bir adami, bir sucluyu on bes yillik sadik hizmetlerinden sonra hapse atan bir anlayistan daha buyuk bir suclama olabilir mi?

Buwalda ulkesine hayatinin en iyi yillarini vermisti ve erkekligini. Ama tum bunlarin hicbir anlami yoktu. Vatanseverlik merhametsizdir ve diger butun doymak bilmez canavarlar gibi ya her seyi ister ya da hicbir seyi. Bir askerin, ayni zamanda bir insan oldugunu, kendi duygulari, dusunceleri ve egilimleri olabilecegini kabul etmez. Buwalda'ya ogretilen ders de bu idi; cok pahali ama hicbir isine yaramayacak bir ders verilmisti ona. Ozgurlugune kavustugunda ordudaki pozisyonunu kaybetmisti ama ozguvenini geri kazanmisti. Her seyden once, bu uc yillik mahkumiyete deger.

saygılarımla

devam edecek

dilaver
26-06-2008, 18:41
Amerika'daki askeri kosullar uzerine yazan bir yazar, yakin zamanlarda yazdigi bir makalesinde Almanya'da askerlerin siviller uzerindeki baskisina deginmisti. Diger yazdiklarinin yani sira, soyle diyordu: Eger bizim ordumuzun var olma sebebi, sivillere esit haklar saglanmasinin disinda bir amaca hizmet etseydi, varligini surdurmek icin bunun karsiligini alirdi. Eminim ki bu yazar, General Bell'in vatansever rejimi sirasinda Colorado'da degildi. Eger vatanseverlik adi altinda erkeklerin nasil hapishanelere tikildigini, sinir disi edildiklerini ve diger her turlu vahsetle karsi karsiya birakildiklarini gormus olsaydi, muhtemelen fikrini degistirirdi. ABD'de askeri gucun artmasina verilebilecek tek ornek Colorado olayi degildir. Birlikler ve askerlerin iktidardakilerin yardimina kosmadigi ve burada kustahca ve vahsice ayni Kaiser'in uniformasini giyen adamlar gibi davranmadiklari pek gorulmemistir. O zaman da Dick askeri kanunlarina sahibiz. Acaba yazar bunu unutmus muydu?

Bizim yazarlarimizin en buyuk hatalarindan birisi, kendi ulkelerinde yasanan guncel olaylar hakkinda oldukca cahil olmalidir; ya da durustlukten uzak bir tutumla bu konular hakkinda konusmak istemezler. Ve boylece, Dick askeri
yasamizin Kongre tarafindan cok az tartisilarak ve kamudan gizli bir sekilde yururluge sokulmus olmasi konusunun ustu kapatilmistir: Baskan'a, baris yanlisi bir vatandasi kana susamis bir katile donusturme yetkisini veren yasa. Bunun ulkenin savunulmasina yonelik bir amaci oldugu soyleniyor; gercekte ise sozculugunu Baskan'in yaptigi o belirli partinin cikarlarini korumak.

Yazarimiz vatanseverligin Amerika'da asla yurtdisinda oldugu kadar guc sahibi olamayacagini iddia etmekte; cunku bu bizlerde icten gelen bir duygu ama Eski Dunya'da mecburi bir sey. Ne var ki bu beyefendinin belirtmeyi unuttugu iki cok onemli nokta var. Oncelikle, Avrupa'da mecburi askerlik toplumun her sinifinda orduya karsi derin nefret duygulari yaratmistir. Binlerce genc baski altinda orduya alinmaktadir ve asker olduklarinda da buradan kacmak icin her turlu yolu denemektedirler. Ikincisi, inanilmaz bir anti-militarist akimi yaratan sey militarizmin mecburi yanidir, Avrupali
Gucler her seyden cok bundan korkarlar. Her seyden once kapitalizmin en buyuk savunucusu militarizmdir. Ikincisi zayifladigi anda, kapitalizm de sendeleyecektir. Dogru, bizim ulkemizde erkekler genellikle orduya katilmaya zorlanmazlar ama bizler daha siddetli ve zorlayici bir guc yarattik:

Gereklilik. Endustriyel bunalimlar sirasinda orduya gonullu katilimlarda inanilmaz bir artis oldugu bir gerceklik degil midir? Militarizm gurur verici ya da kazancli olmayabilir ama bir is arayarak ulkeyi gezmekten, ekmek kuyruklarinda beklemekten ya da belediyenin siginma evlerinde uyumaktan daha iyidir. Her seyden once ayda on uc dolar, gunde uc ogun yemek ve uyuyacak bir yer demektir. Gene de eger gereklilik orduya katilmak icin yeterli gucte bir neden olarak kabul edilmiyorsa, o noktada da devreye insanin karakteri giriyor. Askeri otoritelerimizin ordu ve donanmaya yapilan gonullu katilimlardan "zayif materyal" diye yakinmalarina sasmamak gerek. Bu, gercekten de cesaret verici bir isarettir. Bu, ortalama Amerikali'nin hâlâ aclik riskini almaktansa, uniformaya burunerek bagimsizlik ve ozgurluk aski ruhunu tasiyabileceginin kanitidir.

Dunyada dusunen adamlar ve kadinlar, vatanseverligin cok dar ve zamanimizin ihtiyaclarini karsilamak icin cok sinirli oldugunu anlamaya baslamislardir. Gucun merkezilesmesi dunyada baski altinda olan ulkelerde ulusal bir dayanisma duygusu yaratmistir; Amerika'daki emekciler ile yurt disindaki kardesleri arasindaki dayanismadan daha ustun bir uyum gosteren bir dayanisma; yabanci tehditlerden korkmayan bir dayanisma, cunku bu butun iscileri patronlarina "Gidin ve cinayetlerinizi kendiniz isleyin. Biz bunu sizin yerinize yeterince uzun bir suredir yapiyoruz." diyecekleri bir noktaya getirmektedir.

Dayanisma askerlerin bile bilincini uyandirmaktadir; onlar da buyuk insan ailesinin birer parcasi haline gelmektedir. gecmis catismalarda sasmazligini birden cok kanitlamis olan bir dayanisma ve 1871 Komunu'nde Parisli askerlerin ayaklandiran ve kardeslerini oldurmeleri istendiginde bunu yapmayi reddettiren guc. Yakin gecmiste Rus ordularina karsi ayaklanan adamlara cesaret veren de ayni seydi. Eninde sonunda bu dayanisma, tum baski ve siddet altinda tutulanlari uluslararasi somuruculere karsi bir araya getirecektir.

Avrupa proleteryasi bu buyuk dayanismanin gucunu fark etmistir ve bunun bir sonucu olarak da vatanseverlige ve onun kanli yuzu olan militarizme karsi bir savas baslatmistir. Alman, Fransiz, Rus ve Iskandinav ulkelerin hapishaneleri, bu eski bos inanin bir parcasi olmayi reddeden binlerce kisiyle doludur. Bu akim isci sinifiyla da sinirli degildir; hayatin her asamasindan kisileri, sanatcilari, bilim adamlarini ve yazarlarini da kucaklamistir.

Amerika'da bu akima ayak uydurmak zorunda kalacaktir. Militarizm ruhu hayatin her kanalina sizmis durumdadir. Gercekten de ben Amerika'da militarizmin dunyanin diger yerlerinden daha buyuk bir tehlike olusturduguna inaniyorum; cunku kapitalizm yok etmek arzusu icinde olanlara rusvet odemekte.

Bunun baslangici okullarda coktan yapildi. Gozle gorulur bir sekilde, hukumet de Incil'in yolunu seciyor: "Bana cocuk aklini verin, onu bir erkek yapayim." Cocuklar askeri taktiklerle, mufredat programinda yuceltilen askeri basarilarla egitiliyorlar ve genc beyinler de hukumete uyum saglamalari icin saptiriliyorlar. Dahasi, ulkenin gencleri ordu ve donanmaya katilmak icin parlak posterlerle kandiriliyorlar. "Dunyayi gormek icin iyi bir firsat!" diye bagiriyor hukumet duvarlardan. masum cocuklar zorla vatansever yapiliyor ve askerlerin adimlari Ulus'a dogru ilerliyor.

Amerikan iscileri askerler, Federaller ve Eyaletler'in ellerinde o kadar cok aci cekti ki, uniformali parazitlere karsi yeterli bir nefret ve isyanlari var. Ne var ki tehditler bu buyuk problemi tek basina cozemez. Ihtiyacimiz olan sey, askerlerin egitimine karsi bir propagandadir; akiminin gercekliklerine onu uyandiracak ve varligini onlarin emeklerine borclu
oldugu adamlara karsi gercek gorusunun bilincliligini uyandiracak anti-vatansever bir literatur. Otoritelerin en cok korktugu sey, tam da budur iste. Bir asker icin radikal bir toplantiya katilmak zaten buyuk bir hainliktir. Bir asker icin radikal bir bildiriyi okumayi da buyuk bir hainlik olarak adlandiracaklarina hic suphe yok. Ama otoriteler, hatirlanamayacak kadar eski zamanlarda ilerlemenin her adimini hainlik olarak adlandirmiyor muydu? Ne var ki sosyal bir yeniden yapilanma icin cabalayanlar butun bunlarla karsi karsiya gelecek guce sahiptirler. Bu gerceklikleri fabrikalar yerine, barakalara tasimak daha da onemlidir. Vatansever yalani dunyamizdan silmek icin, butun uluslarin evrensel kardeslikte birleserek su kelimeler etrafinda toplandigi o muhtesem yapiya giden yolu temizlememiz gereklidir: OZGUR BIR TOPLUM.

saygılarımla

meaculpa
26-06-2008, 23:47
Mükemmel bir yazıydı. Kesinlikle okunması gerekli diyorum. Egemen güçlerin kurdukları oyunlar içerisinde yaratılan yersiz savaşlar ve bunlar için sunulan sebeb; vatanseverlik.

Bu yazı bana dinsel otoritelerdeki şehitlik makamını hatırlattı. Aynı göz kapalı teslimiyet burda da bu yöntemle talep edilmedi mi yıllarca ki hala kendi ülkemizde de aynı sıfat ile sömürüye devam edilmekte. Düşünmeyi sadık birer makine haline getirmeye çalışan ilginç anlayışlar...

Evrensel kardeşlik temennisinin bir an evvel vuku bulması dileğiyle...

mhmd
26-06-2008, 23:55
Temizlenecek olan yolun uzunluğu, yazının uzunluğunu unutturacak kadar uzundur.
Gerçekten de günümüz demokrasileri ve değerlerinin üzerine yüz yıl öncesinden ışık tutulmuş.
Aktarımızın için teşekkürler Sn. dilaver.

aydoe
27-06-2008, 00:13
Sermaye küreselleşmiştir,vatanı yoktur.
Vatanı omayan sermaye vatanseverde değildir.
97 yılda dünya çok değişmiştir.Abd de anlatılan 100 yıl önceki vatanseverlik masalı ile içinde yaşadığımız küresel sermaye egemenliğindeki dünyada sermaye vatanseverlere ,yurtseverlere düşmandır.
Vatansever olması gerekenler mülksüzlerdir,işçilerdir,halktır ki kaybedecekleri yaşadıkları topraklar ve yurtlarıdır,gidebilecekleri başka bir vatanları yoktur.
Ben cebime 1 milyon dolar koyduğumda dünyanın her ülkesinde yaşayabilirim,bütün ülkeler bana vatandaşlık hakkı verir.
Parası olmayanı ise hiçbir ülke kabul etmez.
Ülkemizden hiç bir ülkeye vize almadan gidilememektedir.Seyahat özgürlüğü zenginler için vardır.
Vatanını sevmeyene vatan haini denilmektedir.Biz ne kadar dünyada ki insanları bir ve eşit görmek istesekte ,şu anda öyle bir durum yoktur ve tüm ülkeler milliyetçidir,kendi ülke çıkarları için çalışmaktadır.
Bizide kandırmaktalar ve masallarla uyutmaktalar.

mutluluk35
27-06-2008, 00:21
Madem yüzyıl kadar öncesinden konu açıldı,biz de bugün bile askerlik ve savaşla ilgili oldukça radikal görülen fikirleri açıkça belirten,çağının çok ötesinde yaşamış dahiden birkaç söz yazalım.

Eğer bir adam marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa, o değersiz bir yaratıktır. kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde her nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmuştur onun. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçli ve bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nefret ediyorum. Ben savaşı ve o soğuk silahları öylesine tiksindirici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi yok ederim daha iyi...benim anlayışıma göre sıradan bir cinayet, savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir.

Albert Einstein


Bilim atom bombasını üretti, fakat asıl kötülük insanların beyinlerinde ve kalplerindedir.

Albert Einstein


“Zorunlu askerlik sadece medeniyetin devamı için değil, aynı zamanda varlığımız için
de ciddi bir tehlike oluşturur.”

Albert Einstein

3. Dünya savaşında hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya savaşında taş ve sopalar olacağını biliyorum..

Albert Einstein

Ve konuyla doğrudan alakalı olmasa da bir söz daha;



Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.

Albert Einstein

mhmd
27-06-2008, 08:56
Sn. aydoe,

Tüm genellemeler yanlıştır, der bir düşünür. Bu genelleme dahil, diye de ekler.
Yazınızda; "Ülkemizden hiç bir ülkeye vize almadan gidilememektedir." demişsiniz.

Oysa ki gidebildiğimiz ülkeler de vardır...

Amerika Kıtasında
Arjantin, Bahama, Barbados, Belize, Bolivya, Ekvator, Grenada, Honduras, Jamaika, Kolombiya, Kosta Rika, Şili, Uruguay

Asya Kıtasında
Endonezya, Fiji, Güney Kore, Hong Kong, İran, Kazakistan, Maldiv Adaları, Malezya, Singapur, Tayland, Japonya

Avrupa Kıtasında
Arnavutluk, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Makedonya, Romanya

Afrika Kıtasında
Fas, Gambiya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Kenya, Mauritius, Seyşel Adaları, Tunus

Kaynak, http://www.nm.com.tr/fuar/vize.asp

Bu ülkelerin varlığı, tezinizi çürütmez. Yoksul insanlar için şehir değiştirmek dahi çok zordur. Aynı şehirde dahi yer değiştirmenin problem olduğu İstanbul'umuzu göz önüne alırsak; bir yerden başka bir yere seyahat için iki vasıta değiştiren bir ailede iki kişi, gidiş dönüş abonman için aylık asgari 300-350 YTL ücreti gözden çıkarması gerekmektedir. Bir de elektiriğe bu gün için %20 zamma karşılık, asgari ücrete %5 lik zam yapılarak bu dengeler alt üst edilir.
Konudan çok uzaklaştık. Kusurumuza bakmayın.
Tarihin içindeki köleliği lanetleyenler, günümüz köleliği için ne derler acaba?

galapagos
27-06-2008, 10:45
çok eskide olsa yazı için teşekkürler dilaver....
yalnız bir fark dikkatimi çekti oda önceki sayılan savaşların ve ülkelerin emperyalist olduğu
bizim ve küçük ülkelerin ise salt kendi varlıklarını devam ettirebilmek için savaştığıdır.
bir düşünün kışa hazırlık için birsürü yiyecek alıyorsunuz onları depoluyor evinizi sıcak tutmak içinde birsürü emek ve harcama yapıyorsunuz yan komşunuz ise sadece bir tabanca alıyor acaba kim daha önce acıkacak?
demek istediğim şuki onlar bukadar para harcarken senin harcamaman ve güvensiz olman sana herşeyi kaybettirir
madem psikolojiden konuşuyoruz insanın en temel ihtiyaçlarını sayarmısınız?

kandahar
27-06-2008, 12:46
“Zorunlu askerlik sadece medeniyetin devamı için değil, aynı zamanda varlığımız için
de ciddi bir tehlike oluşturur.”

Albert Einstein

Bu Einstein kardeşimiz aynı zamanda 1930'lardan beri Filistin'de terör uygulayan, askerliğin zorunlu olduğu İsrail'in kurucu ideolojisi Siyonizm'i gönülden destekleyen bir dostumuzdur.

evrensel-insan
27-06-2008, 12:50
Saygideger dilaver;

Iletmis oldugun alinti, cogu seyi detayli bir bicimde acikliyor.Anlatim farki iste, eger ayni icerikteki yaziyi ben yazsaydim; buyuk bir ihtimalle anlasilamayacakti.

Aydoe' ye evrensel'in kosesinde,sormus oldugu ayni konuyla ilgili soruya, cevap yazmistim.O da bana sitem etmisti. Umarim, aydoe'de bu senin astigin yaziyi okur.

Saygilarimla;
evrensel-insan

aydoe
27-06-2008, 14:20
Aydoe'da okumuş cevap bile yazmış ama evrensel ,aydoe'nun yazdıklarını okumamış

evrensel-insan
27-06-2008, 14:44
Saygideger aydoe;

Dünyanın bütün orduları dağıtılsın,savaşa son verilsin, sınırlar kaldırılsın, barış ve kardeşlik egemen olsun.-aydoe

Yukaridaki sana ait olan mesaji aslinda okumustum. Icerigini genel buldugum icin ve cevabin vicdani red konusu uzerine yazildigi icin ve de cevabin, Dilaver'in astigi yazidan once yazildigi icin, aralarinda bag kurmamistim. Daha sonra da ikinci yazini okudum.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
27-06-2008, 14:48
Saygideger arkadaslar;

Vatanseverlik kavrami, dogustan itibaren her bir kisiye verilerek takilan, boyunduruk tutsakliklarindan biridir. Milliyetcilik icerenidir.

Isteyen bu boyundurugu tasir ve tutsakligina devam eder; isteyen de boynundan cikarip, bu tutsakliktan kurtulur ve bu konudaki ozgurlugunu, hakki temelinde ilan eder. Secim sizin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

mutluluk35
27-06-2008, 23:57
Sayın kandahar

Einstein'ın siyonizmi destekleyişini 'gönül' gibi kavramlardan soyutlar ve ortaya siyonizmi destekler nitelikteki somut faaliyetlerinden örnekler vermek suretiyle nesnel bilgiler koyarsanız sevinirim.Böylece Einstein'ın dile getirmiş olduğum sözleriyle olan çelişkili davranışlarını açığa çıkarmış oluruz

galapagos
28-06-2008, 01:00
emperyalist düşüncelerle değil sadece vatanı savunma ile ilgili yapılan savunma askerliğinden bahsediyorum yani git batıda nöbet tut buda bir askerlik değilmidir
başka ülkeleri kendinize örnek almak çok komik olur çünkü hiçbirisi türkiyenin içinde bulunduğu jeopolitik durumda değillerdir

kaancan
27-07-2008, 04:18
Ülkemiz açısından bakacak olursak, Türk Ceza Kanunu’nun 318. maddesi vicdani retçiliği ,“halkı askerlikten soğutma” suçu içerisinde nitelendirmektedir. Yeni Terörle Mücadele Kanunu’nun 3. maddesi de bunu bir terör suçu saymaktadır.Türk Askeri Ceza Kanunu’nun 87/1. maddesi silah taşımayı kabul etmeyen ve üniforma giymeyenleri “emre itaatsizlik” suçu içerisinde değerlendirerek 5 yıla kadar, bu suçun savaş durumunda işlenmesi durumunda 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılabileceğini düzenlemektedir.Bu çerçevede Türkiyede de birçok kişi yargılanmış ve hapis cezasına çarptırılmıştır.

Peki sizce durum nedir ? Vicdani redçilik vatana ihanet midir yoksa bir insan hakkı mıdır ?
vicdan cinsi ve kalitesine göre çok isabetli bir soru!
sanırım tayyibcan ve apogülcan ve sadece apocana göre bunlar çok değerli insani haklardır (kesinlikle)
şöyleki veletlerinin durumu göz önüne alınırsa bu insani bir hak ama zavallı mehmetçik olarak konu ele alınırsa bu anayasal bir zorunluluk ve her türk gencinin yapması gereken ödenmesi gereken bir vatan borcu şeklinde cevap verilmesi gereken bir soru bu!
ama dedimya sorduğunuz vicdan kalitesi ve özelliklerine göre değişen göreceli bir soru bu!

Kaygusuz
15-02-2009, 00:26
Mehmet Bal'in vicdani ret aciklamasi;

"Vicdain reddimi açıklıyorum!..
Bizzat 9,5 ay gibi bir süre içinde bulunduğum askerliğe, 18 Ekim 2002 tarihi itibariyle devam etmemeye ve VİCDANİ REDDİMİ açıklamaya karar vermiş bulunuyorum. Beni askerliği yapmayı reddetmeye götüren nedenler kısaca şöyledir:

Militarizm, özü itibariyle yok etmeyi bir sorun çözme yöntemi olarak kabul eder. Kendisini haklı çıkarabileceği çeşitli nedenleri öne sürerek, sonuçlarından da kendini kurtarmak için çeşitli yasalar ile yaptığını/yapacağını meşrulaştırmaya çalışır. Bu aşamaları gerçekleştirirken elbette egemen kesimlerle de tam bir uyum içinde çalışarak, hem onların isteklerini gerçekleştirmeye yardımcı olur, hem de kendisi için kaynak yaratır. Bu döngü ve uyum sürekli devam eder. Bu uyumu bozmaya çalışan veya karşı gelen ise bir şekilde susturulur, cezalandırılır, hatta yok edilir. Tarih bu çeşit olaylar ile doludur. Her defasında aynı oyunun çeşitli versiyonları sahneye konur ve büyük bir başarıyla da oynanır. Yaratılan bu durumlar o kadar açık ve nettir ki, bunu görmemek için kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, vicdan her defasında kendini ortaya koyarak gerçeklerin inkar edilemeyeceğini belirtir. İnsanları en çok ikna eden sağduyu dediğimiz o duygu ise her defasında çeşitli gerekçelere yaslanarak, yaratılan bu durumların görmezlikten gelinmesini ister, hatta bu oyunda gönüllü yer almanın daha doğru olacağını öne sürer. Sağduyunun güvenli ortamını seçmek insana daha cazip gelse de, uzun erimdeki sonuçları vaat ettiklerinin tam aksini ortaya koyacaktır.

Militarizmin özünü teşkil eden bir diğer unsur ise kayıtsız şartsız itaattir. İnsanı kayıtsız şartsız itaate götüren yollar da özenle ve itina ile hazırlanmıştır. Ta en başından itibaren içine doğulan coğrafyanın ve toplumun güvenliğini sağlama iddiası ile, kişiye sırası gelince bu yolda katılımı dayatılır. Kişiye hiç bir biçimde fikri veya ne düşündüğü sorulmaz. Gerekçeler hazırdır. İnsanların çizilen bu yolda gösterdikleri davranışlar adeta kutsallaştırılarak sunulur. İçine doğduğun toplum, hatta anne ve baba bile bunların doğruluğundan ve kutsallığından hiç şüphe etmemektedir. Kendi çocuklarını, birilerinin ortaya koyduğu bu yolda, fedaya dahi hazırdırlar. Zaten çocuklarını doğdukları andan itibaren böylesi durumlara hazırlamışlardır. İstisnalar olsa bile, ezici bir çoğunluk, aksine bir durumu düşünmek bir yana, bunu hayal bile edemez.

Militarizmin ve yandaşlarının ortaya koyduğu/koyacağı savaşlar sadece insana zarar vermekle kalmamaktadır. Orduların elinde bulunan gerek nükleer gerekse biyolojik silahların doğaya verdiği/vereceği tahribatı ve yıkımı hangi gerekçe haklı çıkarabilir ki? Oysa o silahları insanların güvenliği ve yaşamlarının teminatı olarak bulundurduğunu öne sürenler, o silahları kullandıkları takdirde dünyanın nasıl bir hal alacağını bilmiyorlar mı...? Bu çelişkiyi göremeyecek kadar aptal oldukları elbet düşünülemez.

Dünyanın içinde bulunduğu şu anki durum da yukarıdaki kirli oyunları net bir şekilde yansıtmıyor mu? ABD ve yandaşlarının 11 Eylül`ü ve başka bir takım bahaneleri öne sürerek önce Afganistan’ı yerle bir etmesi, şimdi de Irak’a saldırmak için hazırlanmasının altında yatan gerçek nedenlerin güvenlik vs. olmadığını herkes biliyor. Fakat sağduyunun güvenli kolları herkesi sarmış durumda. İnsanlar atılacak bombaların paramparça ettiği/edeceği tüm canlıların oluşturduğu/oluşturacağı manzarayı vicdanlarına nasıl kabul ettiriyorlar acaba? Birkaç kesim dışında çeşitli platformlarda dillendirilen çağrılara hiç kimsenin karşılık vermemesinden ve savaşa karşı tepkisini ortaya koymamasından, dolaylı da olsa ABD ve yandaşlarının güç aldığı da bir gerçek değil midir? Gerçi hiç kimse bir başkasından belli davranışlarda bulunmasını bekleyemez, beklememelidir. Bu tamamen insanların iç muhasebeleri sonucu verecekleri bir karar olmalı. Nasıl ki BÜYÜK AĞABEY ortaya çıkıp, ya bizdensin ya da karşı taraftansın diyorsa, insanların da aynı netlikle “savaşı istiyor muyum, istemiyor muyum” diye net bir karar vermeleri gerekmektedir. Çünkü bu savaşçı ve yok ederek inşa etme mantığı ile hareket edenler silahını bugün başkasına doğrultmuşsa, yarın bana doğrultmayacağının bir garantisi yok.

Gerek kendi yaşamımda bizzat yaşayarak edindiğim acı deneyimler, gerekse 9,5 ay doğrudan içinde bulunarak edindiğim izlenimler doğrultusunda vicdanımın sesini daha fazla inkar edemeyeceğimi anladım. Bundan sonrası için gerekçesi ne olursa olsun vicdanım ve iradem dışında bana askeri veya sivil, yerel veya evrensel, hiçbir kişi, kurum veya yapının dayatacağı hiçbir edimi yerine getirmeyeceğimi belirterek VİCDANİ REDDİMİ kamuoyuna deklare ediyorum.."

Firestorm
09-04-2011, 15:45
Ben en temel erdemin ve gayenin insanın yaşama hakkına değer vermekten geçtiğine inanıyorum.
İnsan hayatı kutsaldır.
İnsan hayatının kutsallığına dair ölçü toplumu oluşturan değerlerden biridir. Bir toplumda bu ölçü kaybolduğunda kirlenme kaçınılmaz olur.
Türkiye’de son yıllarda insan hayatına kast edenler çoğaldı. Bu vahim bir durum. Bundan da vahimi, insan hayatına kast edenlerin devlet ve toplumun bir bölümü tarafından kabul edilir olmalarıdır.

Sabiha Gökçen, Dersim’i bombaladığı için cumhuriyetin en ‘çağdaş’ kadını oldu. Adı toplum ve devlet katında saygıyla yad ediliyor.
TV ekranlarında her gün ‘sınırötesi operasyon yaptık şu kadar PKK’lı öldürdük’ haberlerini okuyan spikerlerin göğüsleri kabarıyor, izleyenlerin gözleri kamaşıyor.
Askerler operasyon yapmakla gururlanıyorlar.
Osman Pamukoğlu gibi adamlar ne kadar PKK’li öldürdükleri ile övünüyorlar ve çok öldürdükleri için parti kuruyorlar, oy istiyorlar.
Her sevk döneminde otogarlarda, büyük şehirlerin sokaklarında öldürmek için gönderilen adamlara merasimler tertipleniyor.
Bunu o adamların anneleri, arkadaşları, babaları, sevgilileri yapıyor.
Adamlar namus adına her gün annelerini, eşlerini, bacılarını doğruyorlar.
Ogün Samast, Hrant’ı katlettiği için adına internet siteleri kuruldu, hayranları oldu.
İşte tam da bu nedenle katiller toplumun tepkisinden çekinmiyorlar. Ceylan’ın katillerini devlet koruyor, devlet gizli kalsın istiyor.
Kimisi vatanı korumak ve Türkleri yüceltmek için, kimisi erkekliği için öldürüyor.
Aforoz edilmekten, ayıplanmaktan, isimlerini lekelemekten, dostlarını utandırmaktan ve yargılanmaktan korkmuyorlar.
Bu adamların varlığı ürkütücü.
Asıl korktuğum ve korkunç olan, bu adamların toplumda ve devlet katında kabul görmesi…
Bu katilleri devlet koruyor. Sadece korumuyor bu katilleri devlet yaratıyor.
Zaten Türk devletinin esas başarısı milliyetçilik, İslamcılık, askerlik ve erkeklik denklemine toplumsal bir meşruiyet kazandırmasıdır.
Katiller bu meşruiyet denkleminde yetişiyorlar.
Rakel Dink, bu denklem için ‘çocuktan katil yaratan karanlık’ dedi…
Vicdani Redçiler bugün bu denklemi sorguluyorlar; Türk için adam öldürmeyi, İslam için cihadı, erkeklik için ‘namus’ cinayetlerini sorguluyorlar.
Vicdani Redçiler ellerine silah almayı, savaşlara katılmayı, askeri cephelerde ölmeyi ve öldürmeyi kabul etmiyorlar.
PKK defalarca eylemsizlik kararı aldı.
Devlet her seferinde askeri, siyasi operasyonlar yaptı ve ateşkesleri tanımadı. Devlet uymadığı içinde ateşkes kalıcı bir barışa evrilmedi.
PKK, 31 Ekim tarihinde 2011 seçimlerine kadar geçerli olacak yeni bir eylemsizlik kararı aldı. Eylemsizliğin devam etmesi için PKK’nin temel şartı, askeri ve siyasi operasyonların durdurulması.

Türk devleti bugüne kadar buna uymadı, uymadığı için de kalıcı bir barış sağlanamadı.
Kalıcı bir barış için vicdani red şart. Vicdani Redçiler çoğaldıklarında barış daha yakın olacak.
Düşünün ki, savaş var ve kimse gitmiyor!
Barışımızı kendimiz sağlayabiliriz.
Türkler ve Kürtler otuz yıl Vicdani Red tutumunun önemini kavrayamadılar. Yeni kavrıyorlar.
Her hafta Türkiye’nin bir şehrinde gençler Vicdani Redlerini açıklıyorlar.
Yaşama hakkına saygılı ve insan hayatının korunmasına özen gösteren bir toplum için vicdani red eylemi genişlemeli.
Çocuktan katil yaratan denklemi çözmek, vicdani red eylemi ile mümkün olacak mı?
Kanımca çözmese de bu denklemi zayıflatmak mümkün!


Halil Savda
halilsavda@gmail.com




Aslında bu yazıyı gecen sene kasım ayında görmüştüm. Yinede burda paylaşıp konuyu aktif etmek istedim. Aslında forumda az çok bu konu konuşulmuş ve fikirler az çok beyan edilmiş ama yinede belki o zamanlar bu topigi görmeyen varsa bu konuda yorumlarını yazarsa sevinirim. Bu konuda sizin fikirlerinizi dinlemek güzel olucaktır...


Ben kendim fikrime gelirsem vicdani red silaha karşı yapılan en büyük hareketlerden birisidir. Askerğin insana hayatı boyunca öğreniceklerinin dışında insan öldürme harici bir şey katmıyıcak bir şeydir. Özellilkle ülkemizde askerlik fazla sevilse övülse ve desteklensede bence yanlış bir şeydir bu sonuçta silahla insan iğleştiremezsiniz veya onun yararına bir şey yapamazsınız sadece karşı taraftaki silahlara karşı bir nevi savunma olarak kullanılsa bile sonuç olarak ben taraflardan değil silahın kendisinden bahsediyorum....

Her türk asker doğar şeklinde(Ki burda insanlara ayrıca türklük vurgusu da yerleştiriliyor sonuç olarak her türk vatandaşı olan bunu zorunlu olarak yapmak zorunda ve etnik kökeni önemli olmaksızın bunu askerde bağıra bağra söylemek zorunda...) başlıyıp askere gitmeden tam anlamı ile erkek olunmaz benzeri söylemler insanların beğnine o kadar çok iyi yerleştirildi ki artık bu tür konuları her yerde konuşmak mümkün olmuyor. Eğer bu konuları konuşursanız bir anda terörist bile ilan edilebiliyor insanlar...


Silahların olmadıgı bir dünya daha barış içerisinde olucaktır. Bu ne kadar ütopik bir fikir gibi görünsede herkes kendince buna yönelik bir adım atmalı sonuç olarak belki ilerde bir gün bu adımlar bir yerlere varır ve ütopik hayaller bile gercek olur...

Jolly Jocker
09-04-2011, 16:51
Militarizm ve antimilitarizm konusu hakikaten de tartışılması gereken 'ağır' konulardan biri. Militarizm, military sözcüğünden türüyor. Askerlik ve savaşa dair değerlerin sivil toplumda da egemen kılınması olarak kısaca tanımlanabilir. Örneğin, ''Biz Türkler, ordu milletiz'', ''Herşey vatan için!'' ya da ''Her Türk asker doğar!'' şeklindeki sözlerden militarist zihniyeti açıkça görebiliyoruz. Militarizm, kolayca tahmin edileceği üzere milliyetçilik ve ataerkillikle de yakından ilişkili. Otoriteye itatin yüceltilmesi, hiyerarşik yapıların kutsanması, aslında insanların mutluluğu için birer araç olan şeylerin amaçlaştırılarak 'uğruna ölünecek şeyler' olarak yüceltilmesi(vatan, bayrak v.b.), halkın emir-komuta zincirinde disipline edilmesi gibi temel başlıklar militarizmin özellikleri arasındadır. Karşılaşılan her sorunu, soruna taraf olanı yok ederek çözmeye çalışan hastalıklı zihniyet de militarizmin olmazsa olmazıdır. Halkın politikleştiği ya da ezilenlerin hak arama mücadelesinin arttığı dönemlerde de kontrgerilla veya darbelerle toplum militerize edilir ve egemenlerce dev bir koğuş haline getirilip disipline edilir. Militarizmin hizmet ettiği söz konusu disiplin, tümüyle egemenlerin çıkarlarını korumaya yöneliktir.

Antimilitarizm de, yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım militarist zihniyete karşı çıkarak, insanların askeri tasalluttan kurtulması mücadelesinin adıdır. Fakat antimilitarizm söz konusu olduğunda, kendine antimilitarist diyen ve pek de az olmayan bir kesim ''her durum ve koşulda eline silah almayı, insan yaşamına son vermeyi reddeden'' bir anlayışı savunabiliyor. Bu noktada, yani şiddet ve öldürme karşıtlığı 'tarih üstü' bir hal alıp her zaman savunulan bir dogma haline geldiğinde, antimilitarizm de metafizikleştiriliyor demektir. Marksizmin, böyle kavranılan bir antimilitarizme taraftar olması da düşünülemez. İsrail tankının uyguladığı şiddet ile ona taş atan Filistin'li çocuğun şiddetini ''şiddete karşı olmak'' paravanası altında eşitleyen bir anlayış, son tahlilde İsrail tankının şiddetini temize çekmeye hizmet eden büyük bir yanılgıdır. Egemenlerin şiddeti ile buna karşı çıkmak için ortaya konan ezilenlerin şiddetini aynı kefeye koymak, egemenlerden yana sinsice taraf olmanın bir örneğidir. Bu yüzden, devrimci marksistler antimilitarizmin pek çok değerini savunmakla birlikte, ''her zaman ve koşulda savaş ve şiddet karşıtı olan'' bir takım 'sevgi tomurcuklarının' neye hizmet ettiğinin de bilincinde olarak, böylelerine karşı ideolojik mücadele verirler.

Toplumun askerileştirilmesi, karşıt görülen herşeyin yok edilmesi yoluna gidilmesi, hiyerarşi fetişizmi v.b. militarizme has özelliklerin tutarlı bir düşmanı olan marksizm, her koşulda orducu zihniyeti savunan militaristlere olduğu kadar her koşulda şiddet karşıtlığını savunan bazı 'antimilitaristlere' karşı da mücadele eder. Çünkü ikisi de şiddeti, onu doğuran maddi koşullardan soyutlayarak metafizik biçimde ele alma yanlışını paylaşmaktadır. Hayatta bazen öyle durumlar söz konusu olabilmektedir ki militarist devlet aygıtını değiştirebilmek için ezilenlerin de şiddete yönelmesi gerekebilir. Buna ''şiddete karşı olmak'' bahanesiyle karşı çıkanlar, mevcut militarist düzenin savunucusu pozisyonuna düşerler. ''Şiddetsizlik ve ordusuzluk'' düşüncesi, bir hedef olarak ele alınmalı, her durumda ne olursa olsun savunulan dinsel bir dogma gibi kavranmamalıdır.

Fakat militarizmde esas olan nokta, şiddet kullanılması ya da ordunun varolması değil, şiddet ve askeri değerlerin mutlaklaştırılarak her zaman ve herşeye dair bir numaralı ölçü kabul edilmesidir. Antimilitarizm de buna karşı çıkar. Yoksa şiddete ve orduya gözü kapalı bir karşıtlık haline getirilmemelidir. ''Kimin şiddeti?'', ''Ne için şiddet?'', ''Neden şiddet?'' soruları hayati derecede önemlidir. Bu noktaya dikkat edilmelidir.

TurkceRap
20-04-2011, 14:11
Genel olarak tartıştığımız konulara bakıyorum ve tek bir sonuca varıyorum.

Biz hep halkın kurban olduğu varsayımından yola çıktığımız için, tartıştığımız konuları da bunun üzerinden tartışıyoruz.

Peki ya halk kurban değil de sanık sandalyesine oturması gerekense?

ya o kadar masum değilse.

Kendi adıma sağlık sorunum sebebiyle askerlik yapma zorunluluğum olmamakla beraber, askerliğin kesinlikle gönüllü olması, devlet yarımyamalak getirdiği hizmetler karşılığında bile nasıl vatandaştan vergi alıyorsa, vatandaştan istediği şeyin de karşılığını ödemesi gerektiğini düşünüyorum.

Türk asker doğmak zorunda değildir, ressam da doğar, yazar da, müzisyen de, bilim insanı da, porno yıldızı da.

polisler nasıl ki iç güvenlik hizmeti karşılığında maaş alıyorsa askerler de alabilir ya ya da karşılığında onlara bazı faydalar sağlanabilir.

burada bazı papağanların söylediği gibi zorunlu askerliği kaldıran sadece dış güvenliğini abd'ye ihale etmiş avrupa ülkeleri değil, Rusya, Filipinler, Endonezya gibi ülkelerde de askerlik zorunlu değildir.


bu ülkede birsürü işsiz insan var, evi-barkı olmayan insanlar da var, (gönül rızaları olmak kaydıyla) bu insanlar pek alâ orduda çalışabilir.

Halk demiştim değilmi?


Nefes filmi yayınlandığında vicdan+i red meselesini tartışan iki genci otobüsten indiren hödüğe kaç kişi helal olsun demiştir dersiniz?

Perihan Mağden hakkında çok fazla bilgi sahibi değilim,ideolojisi, siyasî görüşü ne tam olarak bilmiyorum (sadece tahmin ediyorum), Peki vicdan-i reddi ortaya attığında milliyetçi hezeyanlarla kaç kişi kadını topa tutmuştur?

Atalarımız ne güzel söylemiş değilmi?

Sen eşek olursan sırtına semer vuran çok olur.

AlbatrosS
20-04-2011, 21:56
söz konusu yaşamsa devlet de millet de teferruattır... her türk bebek doğar; kimisi dişçi, kimisi kayıkçı, kimisi katil, kimisi de zalim olur... varlığım yalnızca kendime armağandır, belki biraz da anama... bayrakları bayrak yapan biraz pamuk biraz boyadır; toprak eğer uğurunda emek varsa tarladır... itaat beklemek allah'a mahsustur; itaat etmek köpeklere...

taylan
20-04-2011, 22:09
Vicdani red kişisel bir tepkidir bunu savunan kişiyi eleştirmem. Ama dikkatli olunması gereken bir nokta vardır ki profesyonel ordu profesyonel bela haline dönüşebilir. Yeniçeriler gibi..... Herkesin belli bir dönem zorunlu olarak eğitim aldığı zorunlu bir askerlik sistemi gerçekten iç güvenlik için çok gereklidir diye düşünüyorum.

Bence askerlik zorunlu olmalı. Herkes askeri disiplinde belli bir süre bulunmalı. Askeri mantıkta esas olan savunmadır. Bu süre bence oldukça kısa tutulabilir. Askeri eğitimin bedensel ve zihinsel yararı oldukça fazladır. Özellikle eğitimlerde yapılan spor kişiyi dinç tutar. Askeri birliklerdeki silah eğitimi kişinin silahı sadece kendi savunmak için en son anda kullanması gerektiğini hatırlatan önemli bir disiplin eğitimidir.

Arkadaşlar ben savaş yanlısı militarist bir kişi değilim ama dünya gittikçe daha belalı bir yer olmaya doğru gidiyor. Askeri eğitimi herkes belli bir süre almalı. Ordumuza da sahip çıkarak onu halkın benimsediği tamamen siyasetten uzak bir kurum haline dönüştürebiliriz. Bunu ancak zorunlu askerlik uygulaması ile gerçekleştirebiliriz. Zorunluluktan kastım severek ve isteyerek gidilen bir eğitim. Hiç birimiz insan öldürmeyi istemeyiz ama gün gelir bir işgal durumunda ne yapmamız gerektiğini önce en yakınımızdaki askeri birlik söyleyecek. Büyük bir doğal felakette bu tip eğitimler hayat da kurtarıyor.

Daha fazla profesyonellik isteyen sıcak temas durumlarında daha elit ve çok daha eğitimli muvazzaf personel tercih edilecektir. Ama herkesin askerlik ortamını görmesinin ve bir deneyim olarak yaşamasının önemli olduğunu düşünüyorum.

AlbatrosS
20-04-2011, 22:32
askerlik özünde itaat'tir... oldukça pahalı ve zaman sarfiyatı olmasının yanında yayılmacı güdüleriniz yoksa hiçbir faydası da yoktur. spor yapmak isteyen kendi halinde yapar. askerliğin zinde tuttuğu da yalandır. travma sonrası stress bozukluğu gibi yaygın sorunlar yanında birçok gencin ruhsal dengesini bozup psikopatlaştırmaktadır.

Firestorm
23-12-2011, 14:38
Geçenlerde abi abim bu konu ile ilgili bir mesaj yazmıştı o aklıma geldi burayada ekliyim hani askerlik için vatan namus borçu derler ya o konuya değinmiş abim :heh:


Eskiden iki bacak arası namusundan bahsedilirdi,görece yine korunabilir büyüklükteydi.
Ama 814.578 km2 lik namusu olanın,namusunun korunabilir bir büyüklüğü yok.

Güzelgünler.
http://www.aleviforum.com/showpost.php?p=1044815&postcount=122

vartor
23-12-2011, 18:06
Gunumuzde harpleri ordularin sayi ustunlugu degil, teknoloji ustunlukleri kazandiriyor. Ordumuzun teknolojik guclenmesine bu tasari destek olabilir.

Natan
21-02-2013, 03:23
Sayın forum katılımcıları

Siz de biliyorsunuz ki vicdani reddin açıklanması yada tercihi yönünde bir yönelime devlet baskısı, bireyi sindirme yönünde eğilimine devam etmektedir. Ben henüz askerlik yapmadım ve yapmayı düşünmüyorum. İnsanı ölmeye ve öldürmeye ZORLAYAN bu sistemin bir parçası edilmek insan hakkı ihlalidir. Evrensel insan haklarına aykırıdır.

Ben askere gitmeyeceğim ve zamanı gelince vicdani reddimi açıklayacağım. Eskiden aşırı baskı yapılıyor, hapis çezası veriliyor, insanlar aylaca yada yıllarca zindana atılıyordu. Durum son zamanlarda değişmeye başladı ve vicdani reddini açıklayan açısından çok büyük bir sorun olmuyor.

En fazla hapis yatarsınız kısa bir süre. İnsan hakları mahkemesine götürme olanağınız var ve bu konuda EN FAZLA ÜÇ AY da çözülüyor dava. Sonra davayı otomatikman kazanıyor ve yüklü miktarda para cezası kesiliyor. Yani zengin oluyorsunuz :) Türkiye bunu bildiğinden biraz korkuyor bulaşmaya. Askerliğe karşı değilim aslında sivil bir hizmet olabilirdi. Ben militarizme karşıyım. Silah tüccarlarının oyununda piyon olup, en verimli çağımı harcamak ve savaş eğitimi almak yada savaşmak, insan öldürmek ve ölmek istemiyorum. Hepsi bu!

Bir Kilise Önderi arkadaşım ( Pastör) vicdani reddini açıkladı ve şuan gitmiyor askere. Üstelik bir polis memuru da korumalığını yapıyor. Eee, bu ülkede hem bir Hristiyan Kilse önderi hem vicdani redçi olmak kolay değil. Ama sorun yok hamdolsun :)

Saygılarımla

R