PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Gazoz kapaklarımı geri verin


Aydınus
05-07-2008, 20:27
GAZOZ KAPAKLARIMI GERİ VERİN


Biz bilmezdik Pokemon'u , Digimon'u , Barbi bebeklerini ...

Play Station'u , bilgisayarı , CD'yi , DVD'yi .

İnternet mi ; o ne yahu ?

Yenilen içilen bir şey mi ağabey ?

Köyümüzde ne su vardı ne de elektirik . Elektirik belki yeni gelmişti ama , bizim fakirhane gibi nice fakirhaneler bu nimetten henüz yararlanamıyor , hala daha löküs (lüks) lambasına talim ediyordu . Medeniyet vardı belki ama , biz medeniyetten habersiz yaşıyorduk .

Televizyon mu ?...

Günümüzdeki imkanları düşünüyorum da acı acı gülümsüyorum . Köyümüzde sadece bir evde televizyon vardı ; o da , köyün zengini Haçça (Hatice ) Bacıngillerde .

Anamın ve ebemin başının etini yerdik , ''N'olur bizi Haçça Bacıngile televizyon izletmeye götürün , n'olur hadi !... ''

Sümüğümüze karışmış sicim gibi akan gözyaşlarımıza bakarlardı da acırlardı halimize , kıramazdı bizimkiler .

Söylene söylene Haçça Bacıngilin evinin yolunu tutar , pancar gibi bir suratla Haçça Bacıngilin kapısını vurur , hırsızlık yaparken yakalanmış da açıklama yapar gibi ezilir büzülürdük :

- Bizim uşaklar durduruyor mu da anam , ille de teleyzon isterik diye tutturdular , cahil uşak işte , kusura bakmayın gari ...

Ev sahipleri gönülsüz gönülsüz bizleri içeri buyur eder , biz de yüzsüz yüzsüz içeri girerdik .

Çorabımızın kokusu dışarı çıkmasın diye önceden öğretildiği üzere ayaklarımızı iyice içeri çekmiş namaz kılar bir vaziyette kapının eşiğinde biz küçüklere gösterilen yerde yerimizi alır , el emeği göz nuru dantel işlemeli örgülerle süslenmiş 62 ekran televizyona hayran hayran bakar , koca koca fillerin şu küçük ekrana nasıl sığdığına bir türlü akıl sır erdiremezdik .

Hele o , Kartal Tibet'in oynadığı Karaoğlan filmleri ...

Karaoğlan ''Haaayt , savulun leeaaan!..'' diye kükreyip bir kılıç darbesiyle beş kişiyi birden salçaya , pardon kana bulamasını müthiş bir çoşkuyla karşılar , kendimizi adeta Karaoğlan yerine koyar , farkında olmadan aynı hareketleri yapardık . Ta ki anamın ve ebemin ''Hoop n'oluyor ; hani gürültü etmeyecektiniz!'' manasına gelen çatık kaşlarıyla karşılaşıncaya kadar .


***

Bizim ne Barbi bebeklerimiz oldu , ne Play Stationlarımız ne de bilgisayarlarımız .

Hayal dahi edemezdik böyle şeyleri .

Belki bir bisiklet süslerdi hayallerimizi , bilirdik ki bunlara ancak zengin çocukları binerdi .

Bir de Haçça Bacıngilin veletleri ...

Zengin arabasını dağdan aşırır , fakir düz ovada yolunu şaşırırdı ; o halde bisiklet bizim nemize gerekti .

Çelik çomak oynardık daha çok . Zerdali çekirdekleri veya ne bileyim çatallı dallardan yaptığımız kuş lastikleriydi oyuncaklarımız . Yoksulluğun verdiği eziklik duygusunun acısını zavallı minicik serçelerden çıkarırdık , ne yaptığımızı bilmeden . Gücümüz ancak onlara yeterdi belki de .

Bir de gazoz kapaklarıydı en meşhur , en gözde oyuncaklarımız .

Köyümüzün tam ortasında bulunan tek ve meşhur kahve , Tevfik'in Kahvesi gazoz kapağı yatağıydı . Evleri Tevfik'in Kahvesi'ne yakın olanlar hayli şanslıydı . Daha gazozlar içilmeden kapakları kapış kapış gider ; evi , Tevfik'in kahvesine yakın olanlar bal tutup parmağını yalarken biz garibanlar da genellikle avucumuzu yalardık .

Bir gazoz kapağı bulabilmek ümidiyle bir radar gibi yolları taramalarımız ise boşuna bir uğraştı . Zira aynı şeyi herkes yapıyordu .

Çok değerliydi gazoz kapakları , çok .

Şehirde , o şehir ki her yerinde yığınla gazoz kapağı bulunabileceğini anlatırlardı bize .

Ne ararsan ; kola , yedigün , şveps ...

Şehir ?...

Nasıl bir yerdi ki ?

Şehir , bizim için adeta Paris'ti . Yılda belki iki sefer şehire gidilir , bizi de onca dil dökmelerimize , salya sümük ağlamalarımıza rağmen hiç mi hiç götürmezlerdi .

Biz de bilmezdik .

Ama hayallerimize kimse gem vuramazdı . Bütün caddeleri gazoz kapakları ile süslü , bütün çöp bidonları gazoz kapakları ile dolu bir cennetti bizim için şehir .

Ekmek kavgası uğruna yurtdışına çıkan babam , çilekeş babam , Türkiye'deydi ve ilk iznini yapıyordu . Alışveriş için şehre gidecekti .

Durur muyuz , işin ucunda gazoz kapağı vardı :

- Baba , n'oluur bizi de götür baba ! Ocağına düştük baba , babamsın babam !

Anamın gözüne bakan babam , ''Cık , olmaz!...'' sinyali alıyor , ''Baba n'olur , vallahi bak uslu dururuz , babamsın babam !..'' türü yürek yakan duygu sömürülerimiz ise kar etmiyordu .

İki kardeş çaresizlikten bir köşeye çekilmiş iç çekerek hisli hisli , hıçkıra hıçkıra ağlıyorduk .

Daha önce kendisine ayak bağı olacağımızı düşünen babamız sonunda merhamete gelmişti :

- Tamam , sizi de götüreceğim . Ama benimle birlikte pazara gelmeyeceksiniz , biiir... Durak yerinde bekleyecek ve ben gelinceye kadar hiç bir yere ayrılmayacaksınız , ikiiii... Tamam mı ?


***

Sabahı zor etmiştik . Erkenden kalkıp alelacele bir kahvaltıdan sonra durak yerinin yolunu tuttuk .

Şehire vardığımızda babam bizi şehirdeki durak yerinde bıraktı ve sıkı sıkı tembihledi :

- Sakın ha , ben gelinceye kadar buradan bir yere ayrılmayın ! Sonra azarsınız bak , karışmam tamam mı ?

Babam daha yanımızdan ayrılır ayrılmaz küçük kardeşim çığlığı koyuverdi :

- Aman Allahım , buradaki çöp bidonunun hepsi gazoz kapağı dolu !

Gözlerimiz dışarı fırlamıştı .

Hırsızlığa gidip de yükte hafif pahada ağır ne varsa ceplerine alelacele zula eden hırsız misali bütün ceplerimizi kısa bir süre içinde gazoz kapağı ile doldurmuştuk .

Ama bitmek bilmiyordu , burası resmen gazoz kapağı yatağıydı yahu . Tıka basa doldurduğumuz ceplerimiz yetersiz kalmış , bu sefer de gelişi güzel koynumuza doldurmaya başlamıştık . Çevredeki insanların şaşkın bakışları ise bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyordu .

Babam henüz pazardan dönmemişti . Koynum ve bütün ceplerim gazoz kapağı ile dolu ben , mesut hayaller kuruyordum :

Bir gazoz kapağı için beni satan Şaban'ın suratına onlarca gazoz kapağını serpiyor , ardından da ''İnsan ol lan insan ! Buna gazoz kapağı derler .'' diye ona insanlık dersi veriyordum .

Ya Hacı'ya ne demeli ?

Kendisine o kadar ''Hacı , n'olur ödünç ya!'' diye yalvarmıştım da bir gazoz kapağı , üstelik de ödünç olduğu halde , vermemişti . Görecekti o , görecekti .

Peki ya o , İbili'nin Mustafa ...

Bizden üç yaş büyüktü , ayı ! Hep hillecilik ( hilebazlık ) yapar , ne zaman ki ütülüyor , bütün gazoz kapaklarını gözümüzün önünde toplayıp cebine atar , ''Vermiyom ulan , var mı diyeceğiniz !'' diye bizlere bir de meydan okurdu . Sıkıysa karşı gel , gık de ! Tam bir psikopat ... Bu psikopat anasına bile karşı gelir , hatta dövmeye kalkışır , üstelik bir de sigara içerdi . Bu kapakların bir kısmını da bu adi herifin yüzüne serpecektim , hele dur hele !...

Bu şehir iyi bir yerdi yahu ; gazoz kapağı kıtlığı çekilmiyor , her taraf kapak kaynıyordu .

O arada babam çıkageldi .

Sırtında heybesi , elinde çantalarla yorgun bitap düşmüş , yaz sıcağı ve ağır yük dolayısıyla ter su içinde kalmıştı . Kaşları çatallaşmış , oldukça da sinirli görünüyordu .

İki kardeş ceplerimiz ve koynumuzdaki gazoz kapaklarını düşürmemeye dikkat ederek lökküdü lökküdü yardıma koştuk .

Ceplerimizdeki ve koynumuzdaki şişkinliği farkeden babam bir anda barut gibi patladı :

- O ne lan cebinizdekiler ?

İlkönce sustuk , bir şey demedik .

Ancak bu sefer soru daha tehditkardı .

Çaresizlikten , kısık , merhamet dilenen bir edayla :

- Kapak baba , gazoz kapağı , babamsın babam! diyebildik sadece .

Süt dökmüş kedi gibi uslu uslu miyavlıyorduk resmen .

Tehditin arkasından , uyulması bizim açımızdan zor görünen , oldukça yürek sızlatan emri geldi babamın :

- Çabuk boşaltın koynunuzu ve ceplerinizi ! Pis herifler , şu üstünüze başınıza bakın bir , hiç mi ananıza acı mıyorsunuz ?

Bu sefer daha da yürek parçalayan bir tavırla ''Babamsın babam!...'' diye son kozlarımızı da oynadıksa da babamıza dinletemedik . Zira sıcak ve yorgunluktan bitap düşen babamızın bizimle polemiğe girecek ne dermanı vardı ne de isteği .

Çaresizdik .

Denileni harfiyen yerine getirdik , hepsini boşalttık .

Her boşaltışta ciğerimizden bir parçayı da oraya bırakarak ...

Kimbilir belki de çocukluğumuzu .


***

Bizim ne Barbi bebeklerimiz oldu ...

Ne Play Stationlarımız ...

Ne de bilgisayarlarımız .

Hayal dahi edemezdik böyle şeyleri .

Belki bir bisiklet süslerdi hayallerimizi .

Ancak bilirdik ki , bunlara sadece zengin çocukları binerdi .



Aydınus