PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Cigara


Aydınus
05-07-2008, 22:55
CİGARA

Dışarıda bardaktan boşanırcasına korkunç bir yağmur yağıyordu . Önce hafiften başlayan yağmur , gittikçe hızını artırmıştı .

Genelde mahallenin aylak takımının gittiği , dumandan göz gözü görmeyen Hasso'nun kahvehanesi bugün yine ağzına kadar doluydu . Yağmurdan , soğuktan kaçanlar genellikle bu kahvehaneye sığınır , özellikle böyle zamanlarda çok iyi iş yapardı .

Kahvehanenin önünde bir adam dikiliyor , soğuktan ve yediği yağmurdan sırılsıklam olmuş bir halde ellerini ağzına götürüp ısıtmaya çalışarak yarı büklüm bir halde öylece duruyordu .

Zayıf , kara , kuru , uzun boylu idi . Yağmurdan sırılsıklam olmuş kirli ceketinin boyun kısmını yukarı kaldırmış , kafasını adeta içine gömmüştü . Sanki eğilip büzüldüğünde soğuktan daha iyi korunacakmış gibi bükülmekten iyice kısalmıştı . Sırtı kahvehaneye dönük , içeriye girmiyordu , giremiyordu .

Geri döndü , içeriye baktı , girse miydi ki içeri ?

Kaç zamandır kesemediği sakalını sıvazladı , ''Cık '' dedi , ''hem girsen , garson ossaat adamın ensesine yapışır , ne içmek istersin '' diye sorardı .

Sanki parasının olmadığını bilmiyormuş gibi eli gayri ihtiyari cebine gitti , ııh yok , metelik bile yok .

Açtı da üstelik , kaç vakittir kursağından tek lokma geçmemişti .

Ah caarası ( sigarası ) bari olsaydı şimdi , bir caarası , sadece bir caarası ; Asker sigarasına bile razıydı , olmasın Birinci , olmasın Bafra , olmasın Yenice .

Gözleri bir radar gibi dikkatle yere dikildi , izmarit aradı .

Allah kahretsindi , bu yağmur da nereden çıkmıştı durduk yerde , bütün izmaritler ıslanmıştı , içilmezdi ki bunlar .

Bir küfür savurdu :

- Pecemek yağmur !

Nerden çıktı bilinmez , ağzında fosur fosur sigara ile bir adam yanaştı , o da yağmurdan ıslanmıştı , elleri cebinde acelesi vardı , koşturur gibi kahvehanenin kapısına uzandı eli .

Bizim Abidullah adamın ağzındaki sigaraya bakakaldı , ya sabır der gibi derin bir of çekti .

- Çekilsene be adam , görmüyor musun fıçırığımız çıktı .

Abidullah'ı elinin tersiyle ittiriverdi , kapıyı açtı , içeri girdi .

İlk sersemliği atlatan Abidullah'ın gözleri çakmak çakmak oldu , pencereden bakarak adamın arkasından küfretti :

- Pecemek dürzü !

Adam duymamıştı bile , dosdoğru garsonun yanına gitmiş , kendine sıcak bir çay ısmarlamıştı .

Bir müddet içeriyi seyretti , ne kadar mutluydu içerdekiler ; kimisi dama oynuyor , kimisi okey , kimisi gevezelik yapıyor , kimisi de fosur fosur caara içiyordu .

Ah ulan bir caara , şimdi ne ekmek isterdi ne de aş ; caara , ille de bir caara .

Kaç zamandır işsizdi ; ailesini , yuvasını maddiyatsızlıktan çoktan dağıtmış , belli bir müddet bir arkadaşının evinde idare etmişti . Arasıra tekleme de olsa iş çıkardı ama , o işler de ya iki günlük ya da üç günlük olurdu . Aldığı yevmiye ancak ekmek ve sigara parasına yeterdi . Geceleri ise ya bitmemiş bir inşaatın izbe köşesinde ya da bulabilirse sıcak bir yer , oraya kıvrılır uyurdu .

Neredeyse iki yıldır böyleydi , hayatı çoktan kaymış , tutunacak tek bir dalı bile kalmamıştı .


***

Eli , gayri ihtiyari kapının koluna gitti , açtı , süt dökmüş kedi gibi suçlu suçlu ve gözleri yuvalarından fırlamış bir halde içeri girdi .

Bir müddet öylece kalakaldı , her tarafı sigara dumanı dolu kahvehanenin içerisini ve insanları seyretti . Hepsinin ağzında da birer sigara vardı , sanki ona garez eder gibi , fosur fosur ...

Bir küfür de kahvehanedekilerine savurdu .

- Hemşeriiim , kapatsana kapıyı yaav , görmüyon mu soğuk geliyo .

Uykudan uyanmış gibi sözün sahibini aradı ; kapı mı , ne kapısı , kapıya ne olmuştu ki ?

Hay Allah yavu , doğru , kapı açık kalmıştı .

''Kapattık lan , ne baarıyon pecemek '' dedi içinden .

Kapatıp geri döndüğünde garsonla göz göze geldi . Garson bir taraftan bardak kuruluyor , diğer taraftan da dikkatli dikkatli bizim Abidullah'ı izliyordu .

Bir yer aradı oturmak için , yok , hiç yer yoktu . Hem cepte beş kuruş olmadan meteliksiz öyle gelişigüzel yere de oturulmazdı ki , yoksa garson geldiğinde kaçmaya fırsatın olmazdı .

Kapıya en yakın olan yerdeki masaya yanaştı , ayakta dikilerek masadakileri seyretmeye koyuldu . Hepsi de halinden memnundu , bir taraftan okey atıyor , diğer taraftan da cigara içiyorlardı , birini söndürüyor, diğerini yakıyordu mübarekler . Yok yok , kesin ona garez ediyorlardı .

Göz ucuyla garsonu aradı , bulamadı , birden paniğe kapıldı , ani bir hareketle geriye döndü :

Pooof , şükür garson yoktu , hem bu pecemek nereye gitmişti yavu ?

Hah işte orada , kendi halinde iş görüyor . Hem buraya gelirse ''Yok gardaş , içmiyecemden deel de hani , bugün canım pek bir şey istemiyo , işte şurda arkadaşlara iki takılıp gidecem ''der , atlatırdı kerizi .

Masadaki tıknaz , kırmızı yüzlü ve giyiminden kuşamından zengin olduğu belli olan bir adama takıldı gözü . Adam , hiç bir şeyden habersiz arkadaşlarıyla oyununa devam ediyor , kalın kıllı parmaklarının arasındaki tuttuğu çayını sesli sesli içiyor , diğer parmağıyla da sigara üstüne sigara tellendiriyordu .

''Vay be '' dedi kendi kendine , ''zenginlik başka canım , şu asalete bak , şu heybete , şu urbaya , şu çay tutuşa , şu caara içişe ...''

İçinden bir küfür de zengin adama etti :

- Kimbilir kimlerin hakkını yiyerek zengin olup böyle ense yaptın deel mi pecemek , geril bakalım geril , musalla taşında da böyle gerecekler seni !

Şuna bak şuna ; zengin olmuş kendini adam belliyordu , şöyle kafasını kaldırıp da bir baktığı yoktu dürzünün ; etrafta gariban mı var , aç mıdırlar , susuz mudurlar , caaraları var mıdır yok mudur , sorduğu bile yoktu mendebur pecemeğin .

Ah kendisi bir zengin olsaydı var ya , öyle mi yapardı ; kahvehanedeki bütün garibanlara cigara ikram eder , çay ısmarlar , karnını bilem doyururdu . Yok yok , ilkönce cigara ikram ederdi , gerekirse koca paketi verir , ''alın kardeşlerim alın '' derdi , '' için fosur fosur , ciğerleriniz bayram etsin ''

Allah hep böyle pecemeklere veriyordu niyeyse , o bile kendilerini adamdan saymıyordu , bu nasıl adaletti böyle . Şuna bak şuna , gerildikçe boğa gimin kalın boynunu nasıl da şişiriyor , o koca kafasını sevdiğimin pecemeği , hiç kaldırıp da bakmıyor ki , etrafta bir gariban mı vardır , belkim de caarası bilem yoktur , bir caara ikram etse n'olacak ki .


İstese miydi ?

Ne kaybederdi , hem bir daha onu nerede görecekti ki .

Tam da sigara istemeye hazırlanıyordu ki , bir an gözlerini kaldırdığında garsonla karşılaştı .

Allaaah , yanmıştı şimdi , hemin de nasıl .

Ne diyecekti dur hele , ben diyecekti , hay Allah unutmuştu yavu , neydi bir saniye , tüh kafama , kaçsa mıydı ...

- Ne içen hemşerim ?

Hiç oralı olmadı , sol elini çenesine dayayıp büyük bir dikkatle sanki oyunu seyrediyormuş numarasına yattı , bir taraftan da daha önce kafasında tasarlayıp da unuttuğu sözü hatırlamaya çabalıyordu , ama kafa mı kalmıştı , pecemeğin kafası n'olacak ...

- Aleeooo , kime diyoz , sağır mısın kardeşim ?

Garson ses tonunu olancasıyla yükseltmiş , sol eliyle adeta ''Burası söğüt altı mı ? '' der gibi havaya kaldırmıştı .

Sinirlenmişti , gözlerini kaldırıp garsona baktı . Kısa boylu garson ise bizim gariban Abidullah'a adeta meydan okur gibi boynunu iyice germiş , bir şeyler söylemesini bekliyordu .

Bir müddet karşılıklı öylece bakakaldılar . Ortam bir anda sessizliğe büründü .

Sessizliği tok ve kalın bir başka ses bozdu , gözler dikkatle oraya çevrildi .

- Arkadaş ne istiyorsa derhal getir , çok fazla da terbiyesizlik yapma !

Bu tok , emredici ve meydan okuyan gür ses de kimden çıkmıştı ?

Az önce kendi halinde sakin sakin oyun oynayan zengin adamın sesi idi bu .

Kısa boylu , güdük garson birden toparlandı , sahibine büyük bir sadakatle bağlı köpekler gibi iki büklüm oldu , suratı kıpkırmızı olmuştu .

- Emredersin abi , ne demek , hemen ! Ne içen gardaş ?

Abidullah şaşırmıştı , olana bitene bir türlü inanamıyordu , olacak iş değildi .

- Şey , ben ...

Zengin ve tok sesli adam , garsona gürledi yine :

- Arkadaş belki de açtır , derhal bir çemen ekmek yağla getir !

- Olur abii .

Olacak iş değildi , len bu adam peygamber miydi yoksa , heybetine kurban olduğum abem benim , seni karşıma Allah mı çıkarttı , hey büyük Allahım , len bu adam caara da verirdi .

- Arkadaşa bir de sandalye getir çabuk .

Garson , adeta koşarcasına üzerinde kendi oturduğu tabureyi getirdi ve çemen ekmek yağlayıp yanına da çay hazırlamak için hızla , uçarcasına yerine koştu .

- Otur kardaş , yak hele , bir sigara yak .

Abidullah rüyada gibiydi , bir türlü olan bitenlere inanamıyordu , uzatılan sigaraya hiç itiraz etmedi , çabuk bitmesin diye diliyle iki tarafından yağladı , uzatılan ateşle yaktı , derin bir nefes çekti , oooooh !

İçinden bu tok sesli , zengin adamı öpesi geldi , evliya gibi adamdı bu yavu , ne mübarek adammış , hem ne içersin diye soruyor , hem aç mısın tok musun diyor , hem de caara ikram ediyordu .

Hey güzel Allahım , demek böyle kulların da vardı hıı .

- Sağolasın abi , Allah razı olsun !


***

Yıllar sonra ...

Bir hafta sonu ve günlerden pazar , dışarısı da yağmurlu mu yağmurlu .

Abidullah durumunu düzeltmiş , başını sokacağı bir ev kiralamış , kılığına kıyafetine çeki düzen vermiş , soluk benzine kan gelmiş bir halde Hasso'nun kahvehanesinde mutlu mutlu oturuyor , arkadaşlarıyla oyun oynuyordu .

Bakışları birden kendisini izleyen bir çift kara , sönük göze takıldı .

Bu Ademoğlu da nerden çıkmıştı , hem ne diye başında kazık gibi dikiliyordu ki ?

Adam , masaya koyduğu sigarasına bakıyordu .

Anlaşılmıştı mesele ; herif caara tiryakisiydi ve meteliksizdi .

Yıllar önceki hali geldi aklına ; o , sigarasız , aç susuz geçirdiği günler ...

Uzun süre onunla ilgilenmiyormuş gibi yaptı , istiyordu ki o ikram etmesin , bu gariban kendi ağzıyla istesin , kimbilir belki o zaman verirdi .

- Abi , bir caaranı alabilir miyim ?

Kılığı ve sakalı iyice azmış adam , iki parmağını sigara tutar gibi yapmış , yarı bükülmüş bir vaziyette sigara istiyordu kendisinden .

''Yüzsüz n'olacak '' dedi içinden .

Verse miydi ?

Yok yok , duymamış gibi yapmalıydı , ne mecburdu caara vermeye , Allah versindi , hem gariban babası mıydı kendisi .

- Aabii ...

''Ne var lan '' der gibi öfkeyle başını kaldırdı , anlamamış gibi yaptı .

- Bir caara diyodum hani ...

Vermeye verecekti de , biraz daha yalvartmalıydı pecemeği .

Kafasını indirdi , kendisini oyuna veriyormuş gibi yaptı , çaktırmadan göz ucuyla da hafiften Adem babayı süzüyordu .

Elindeki henüz yeni yakılmış sigarayı söndürdü , Yenice paketinden yavaş yavaş yeni bir sigara çıkardı , göstere göstere yaktı , derin bir nefes çekti , sonra da üfürdü adamın yüzüne yüzüne .

Adam ise , bütün bunlar kendisine karşı kasıtlı yapılmıyormuş gibi bilmezlikten gelerek boynunu hafiften kırmış , iç çeke çeke umutla bekliyordu .

- Sen caara tiryakisisin galiba .

Adam , önce şaşırdı , kendisine mi söyleniyordu bunlar , zira yüzüne bakmıyordu ki .

- He abi , dedi caaram kalmadıydı da .

- Allah bilir , senin cebinde şimdi metelik de yoktur .

- Yok , dedi adam , kuyudan çıkar gibi kısık bir sesle .

- Allah bilir senin karnın da açtır .

- ...

- Evin barkın da yoktur başını sokacağın .

- ...

- Yak hadi yak , acıdım haline .

Mahsus uzatmadı paketi .

Adem baba titreyen elleriyle pakete uzandı , Abidullah göz ucuyla onu izliyordu .

Bir sigara çıkardı , iki tarafını da diliyle yağladı , ağzına götürdü , kibriti bir çaktı yanmadı , attı yere , yeni bir kibrit çıkardı yaktı , derin derin içine çekti .

- Sağolasın abi , Allah razı olsun !

- Biliyon mu lan , dedi hep böyle zamanlarda Allah aklınıza gelir nedense .

Adam bir anlam veremedi , ne demek istiyordu , yutkundu , boş gözlerle Abidullah'a baktı .

- Bak sana ne anlatacam , bir gün dışarıda böyle yağmur yağıyordu , sankim gök yarılmış , aynen bugünkü gibi , cebimde de metelik yok , caara hiç yok , kavanenin içine geldim , açlık neyse de caarasızlık çok kötü , iki saat bir masanın başında dikildim de bana tek caara uzatan olmadı , insanlık ölmüş lan dedim , dünya vicdansızların dünyası olmuş , tüküreyim lan dedim sizin insanlığınıza , gururuma yedirip de kimseden bir şey istemedim , gurur bu , hiç bir şeye benzemez , ikram edilenleri de geri çevirdim , elimin tersiyle ittim , sizin olsun lan dedim caaranız , insan mısınız lan siz dedim , sonra da kavaneden çıktım gittim , anadın mı beni .

Adam bir şey demedi , eğreti oturduğu sandalyeden yavaşça kalktı , dumanlara boğulmuş kahvehanenin içerisinden sessizce dışarı süzüldü .

Dışarıda hala yağmur yağıyordu , bardaktan boşanırcasına .


Aydınus

ozgur_beyin
05-07-2008, 23:34
sevgili aydınus bu dil seninseharika devamet eğer alıntıysaonudabelirtmeni rica ederim
yok ğer senisePEÇEMEKİmerakettim yöresel bir deyim veya yöresel ağız olmalıaçıklarsan
sevinirim

Aydınus
05-07-2008, 23:45
Sevgili Aydınus ; bu dil seninse harika , devam et . Eğer alıntıysa onu da belirtmeni rica ederim . Yok eğer seninse PEÇEMEKİ merak ettim ; yöresel bir deyim veya yöresel ağız olmalı ,açıklarsan sevinirim

Sevgili Özgür_Beyin !

Evet , bu hikayenin kurgusu ve yazımı bana aittir .

Öyle olmasaydı , yazının altına kesinlikle aydınus diye yazmazdım , buna emin ol .

Pecemek kelimesine gelince ; evet yöresel bir dil .

Manası aslında açık ; hani şu kadın satıcısı onursuzlar var ya , işte onlara karşı söylenen bir söz .

mhmd
06-07-2008, 00:50
Sn. aydınus,

Başkaca sitelerde yapılan bir olay aklımıza geldi.
Biri bir yazı asar, altında onbeş adet teşekkür yazısı takılır. :)
Güler geçerdik.
Geçerdik de
Yazılarınızla müşerref olmadan önce geçerdik. :(
Şimdi, o düşüncelerimizden ar edip o kelimeyi tek olarak asamadık. :rolleyes:

Yeteneğiniz konusunda başkaca çalışmalarınız var mı?
Zira Türk Klasiklerinden bir hikaye kitabı tadı veriyorsunuz.
Mükemmelin fevkinde :)

(Birinci karakter hakkında da: -Vay pecemek vay! diyesimiz geldi.)

kandahar
06-07-2008, 01:08
Abi hikaye güzel gibi, gibi diyorum çünkü ben aradaki geçişi anlamadım. Yani Abdullah ne demek istiyor? Hikayenin mesajını alamadım yani. Birisi açıklayabilir mi?

Aydınus
06-07-2008, 01:38
Sn. aydınus,

Başkaca sitelerde yapılan bir olay aklımıza geldi.
Biri bir yazı asar, altında onbeş adet teşekkür yazısı takılır. :)
Güler geçerdik.
Geçerdik de
Yazılarınızla müşerref olmadan önce geçerdik. :(
Şimdi, o düşüncelerimizden ar edip o kelimeyi tek olarak asamadık. :rolleyes:

Yeteneğiniz konusunda başkaca çalışmalarınız var mı?
Zira Türk Klasiklerinden bir hikaye kitabı tadı veriyorsunuz.
Mükemmelin fevkinde .

(Birinci karakter hakkında da: -Vay pecemek vay! diyesimiz geldi.)


Beğendiğinize sevindim sayın mhmmd .

Elbetteki ilk okunduğunda şüpheye kapılmanız manasız değil .

Zira sizin de dediğiniz üzere bazı kişiliksizler oradan buradan intihal ( çalıntı ) yaparak sanki o mevzubahis yazıyı , makaleyi veya şiiri , kendileri yazmış gibi davranmakta , bundan da onursuzca bir zevk duymaktadırlar .

Sanal alemde eğer ki Y.C. rumuzlu birisine rastlarsanız , bilin ki o benim .

Zira bu yazılar daha önce başka sitelerde de yayına verildi ve o zamanki rumuzum da Y.C. idi .

( Not : Y.C. rumuzu kısaltılarak verilmiştir . )

Bu ve buna benzer başka hikayelerim de var . Şu an için 'Ozanları Ağlatmayın' makalesininin ikincisini düzene koymakla meşgulum . Diğer siyasi makalelerim de ( ki çoğunluğu AKP'yi yerden yere vuran makaleler ve haliyle biraz bana kırılarak okuyacaksın sanırım :) ) sırası geldikçe yayıma verilecektir .

Saygılar ...

Aydınus
06-07-2008, 01:40
Abi hikaye güzel gibi, gibi diyorum çünkü ben aradaki geçişi anlamadım. Yani Abdullah ne demek istiyor? Hikayenin mesajını alamadım yani. Birisi açıklayabilir mi?


Sevgili kandahar !

Açıklarım ama , tadı kalmaz .

Yanlış anlama beni ; senden ricam , bir daha okuman ...

kandahar
06-07-2008, 01:55
Okudum; acaba 1. kısımda olanlar Abdullah'ın temennileri miydi diye düşündüm ama bunu destekleyecek bir açıklama göremedim; özel mesajdan açıklayabilirsiniz. Ben de hikaye yazıyorum; onun için ilgilendim.

dilaver
06-07-2008, 02:31
Sayın Aydınus

Sizin bu buram buram emek kokan yazılarınızda ve fıkralarınızdan sonra herhalde bir sanat edebiyet forumu kurarak bu yazılarınızı cafe bölümünde çürümeye bırakmamak farz oldu.

saygılarımla

evrensel-insan
06-07-2008, 05:54
Saygideger aydinus;

Ilginc bir anlatim diliniz var. Akici ve dusundurucu. Bu iki yonu zaten yazinizi okumaya ama bir roman gibi degilde, durarak ve algilayarak okumaya itiyor.

Yalniz benim kafama takilan konu da; neden abdullahin son cikisinda yalan soyledigi! Herhalde burada verilmek istenen; okurun algisina birakilmis.Ya da " abi, kesene bereket, tuttugun altin olsun" v.s. gibi, allahin kullanilmadigi, bir cevap beklentisi. Neyse, dusuncene ve parmaklarina saglik.

Saygilarimla;
evrensel-insan

pante
06-07-2008, 17:27
Sevgili Aydınus'un yazdığı bu güzel hikayenin benzer versiyonlarıyla sıkça karşılaşmaktayız. Bilhassa kariyer sahibi olanların değişimlerinde, sonradan görme ya da görmemiş diye adlandırılan karakterlerde.

Yalniz benim kafama takilan konu da; neden abdullahin son cikisinda yalan soyledigi! Herhalde burada verilmek istenen; okurun algisina birakilmis.Ya da " abi, kesene bereket, tuttugun altin olsun" v.s. gibi, allahin kullanilmadigi, bir cevap beklentisi. Neyse, dusuncene ve parmaklarina saglik.


Hikayede bir karakter tiplemesi veriliyor. Bana göre Abdullah'a yardım eden eden adamla Abdullah'ın karakteri arasında uçurum var. Üstelik o adam Abdullah gibi bir durum da yaşamamıştı. Kısacası garibin halinden anlayan bir tipti. Abdullah yaşadığı ibretlik duruma rağmen bundan ders almamış, kibirli bir tip. Yalan söylemesi de bu kibirinden ileri geliyor. Doğrusunu söylese bundan ders almadığı düşünülerek "Sana müstehakmış" denilecek.

Allah'ın kullanılmadığı bir cevap beklemekten değil. O konuda da büyüklük, Allah'a yakınlık taslıyor. Karşısındakini sırf yardım isteme, dilenme konularında Allah'ın adını kullandığını, yani kendisi gibi her zaman Allah'ı anmadıklarını ifade ederek suçluyor. Halbuki aynı yanıtı kendisi de vermişti.

Aydınus
06-07-2008, 18:13
Sevgili Aydınus'un yazdığı bu güzel hikayenin benzer versiyonlarıyla sıkça karşılaşmaktayız. Bilhassa kariyer sahibi olanların değişimlerinde, ''sonradan görme'' ya da ''görmemiş'' diye adlandırılan karakterlerde.



Hikayede bir karakter tiplemesi veriliyor. Bana göre Abdullah'a yardım eden eden adamla Abdullah'ın karakteri arasında uçurum var. Üstelik o adam Abdullah gibi bir durum da yaşamamıştı. Kısacası garibin halinden anlayan bir tipti. Abdullah yaşadığı ibretlik duruma rağmen bundan ders almamış, kibirli bir tip. Yalan söylemesi de bu kibirinden ileri geliyor. Doğrusunu söylese bundan ders almadığı düşünülerek "Sana müstehakmış" denilecek.

Allah'ın kullanılmadığı bir cevap beklemekten değil. O konuda da büyüklük, Allah'a yakınlık taslıyor. Karşısındakini sırf yardım isteme, dilenme konularında Allah'ın adını kullandığını, yani kendisi gibi her zaman Allah'ı anmadıklarını ifade ederek suçluyor. Halbuki aynı yanıtı kendisi de vermişti.


Sevgili Pante !

Açıklamaların için sana çok teşekkür ederim .

Evet , verilmek istenen en önemli mesaj buydu : Sonradan görme tipleri yerden yere vurmak , gerçekte bu tiplerin geçmişlerinde ne kadar zavallı olduklarını okuyucuya anlatmaktı .

Hikayenin başlarında Abidullah'ı okuyucuya sevdirdim . Fakat genelde okurlar kendisiyle bütünleştikleri karakterin böyle şeyler yapmasını bir türlü kabullenemiyorlar . Bana sorulan soruların altında da sanki bu yatıyor gibi geldi .

Abidullah'ın karşısındaki adama ''nedense hep böyle zamanlarda Allah aklınıza gelir'' demesi ise tam manasıyla bir riya . Oysa kendisi zor durumda kaldığında Allah'a isyan etmiş , yavaş yavaş varlıklı insanlara karşı içinde bir nefret geliştirmeye başlamıştı . Ama bu , bilinçli ve gerçek manada ezen ve ezilenlerin halini bilip ona göre davranan bir hal değildi . Tamamen nefsani ve garez yüklü ... Çevrenize bakın , böyle tipler çoktur .

Sıradan tipleri geçelim de bir zamanlar fakir-fukara edebiyatı yapıp da sonradan zengin olan anlı şanlı yazar çizerlerin davranışları da emin olunuz Abidullah'ınkinden farklı değildir .

vartor
06-07-2008, 18:19
Sevgili aydinus, hikayenizden insan denen yaratigi tanidiginizi anliyorum. Cok guzel ve akici bir dilde yazmissiniz, zevkle okudum, tebrikler..

Lestat
06-07-2008, 18:52
Aydınus,çok güzel olmuş,zevkle okudum;eline sağlık.Umarım hikayelerin devamı gelir:)

evrensel-insan
06-07-2008, 20:07
Saygideger arkadaslar;

Herkesin kendine gore yaptigi yorumlari icin tesekkurler. Asil tesekkur ise Aydinusa, hem yazisini okutabildigi, hemde yazisi uzerine kisileri dusunceye itebildigi icin.

Ben, son bir yorumla, soyle diyorum. Rezil olmak ve rezil etmek; burada Abdullahin yasadigi bir ikilem ve karsitlik cikmazidir.

Ne zengin adamin kendisini zavalli yerine koyarak rezil oldugunun; ne de kendi zamaninda yasadigi durumu, yasayan kisiyi rezil etmenin bilincindedir. Ustelik, fakir adama yaptigi cikisiyla; zengin adama yapamadigi cikisin adeta intikamini almistir.

Bir ana celiski daha yasamaktadir. O da hem begenmedigi zenginleri taklit etmek; hemde fakirin gururunu sartlar ne olursa olsun-ustelik kendisi koruyamamisken- korumasini istemek.

Abdullahin durumu, bence onun icinde bulundugu sartlara ayak uyduramamasinin celiskisini gostermektedir.

Konu, Abdullah gibilerinin suclanmasi veya distalanmasi degil; onlarin icinde bulundugu psikolojinin iyi algilanmasi ve ona bu anlatilmaya calisilarak, onun bu kafa karisikligindan kurtulmasinin saglanmasidir.

CUNKU ABDULLAHIN DUSUNCE VE DAVRANISI BILINCLI DEGILDIR. PSIKOLOJIK CIKMAZININ BIR YANSISIDIR.

O yuzden konu onlari bilincliymis gibi degerlendirmek yerine; onlari bu psikolojik cikmazdan kurtarmak gerekir.Yani;

Sonradan görme tipleri yerden yere vurmak , gerçekte bu tiplerin geçmişlerinde ne kadar zavallı olduklarını okuyucuya anlatmaktı .-aydinus.

Yukaridaki alinti cozum degil; ayrimdir. Ayrimdan da ayirani suclamaktir. Ama bu yanasim, onun neden bu ayrimi yaptigini aciklamaz, ustelik onu algilamamizi da saglamaz.

TESHIRDEN ZIYADE TESHIS ONEMLI OLMALIDIR.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Aydınus
06-07-2008, 20:35
Sevgili Evrensel İnsan !

Gerek sana gerekse diğer arkadaşlarımıza yorumları için çok teşekkür ederim .

Bu sitenin en soyut düşünen , düşünebilen arkadaşlarımızdan olduğunuz yorumlarınızı okuyan kimsenin dikkatinden kaçmamaktadır .

Hikayenin vermek istediği ana mesaja olan katkılarınız gerçekten de takdire şayan .

Tekrar teşekkür ediyorum .

Saygı ve sevgilerimle ...
Aydınus

evrensel-insan
07-07-2008, 14:38
Saygideger Aydinus;

Dusunceler ve teoriler her zaman soyutturlar; ama onlar disariya davranis ve pratik olarak yansitildiklari zaman, somutlasirlar.

Ayrica dusuncem hakkindaki yorumlarin icin, tesekkurler.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Natan
30-03-2013, 01:02
Sonuna kadar okudum ve gerçekten beğendim. Paylaşım için teşekkürler.

Hala buralardasanız.


Saygılarımla

rasa
30-03-2013, 01:59
Böyle bir hihayeyi yaşayanız varmı! bilmiyorum. Ama bu hikaye beni 1980 li yıllara götürdü. Ülkenin karışık durumlarından okuluna devam edememiş, bu yüzden başka bir şehirde akşam lisesine yazılmıştım. Köhne,rutubetten kokan bir ev, aş yok iş yok harçlık yok öylesine yuvarlanıyorum. O şehirin yerlilerinden bir arkadaşım vardı, kitap evi işletiyordu gündüzleri onun yanında vakit geçirirdim. Bir kış günüydü unutmam gündüzden sözleşmiştik gece bir kahvehanede buluşacaktık. Ben kararlaştırdığımız saatte kahvehaneye vardım, içeriye baktım arkadaşı göremedim. İçerye girip oturarak bekleyemedim çünkü cebimde bir çay parası yoktu. Onun için dışarı çıktım ve bir köşede o soğukda çömelmiş olarak arkadaşı bekledim saatlerce bir zaman sonra arkadaşım gelmişdi durumu fark etmişti niye dışarda bekliyorsun diye! ben çaktırmamaya çalıştım ama o anlamıştı.Yaşayanlar bilir ancak gerçekleri.!

terabayt
30-03-2013, 07:42
Konu burda sigaranın zararlarımı kahvehane alışkanlığının nasıl berbat bir durum oluşturduğumu pek anlamadım anlamayanlara yaptığın açıklamayı da anlamadım sonradan görmeleri yerden yere olayın neresinde vuruluyor Kİ Bu hikayede biraz sonuna kadar acitasyon yapan telefon operatörü reklamı tarzında bir senaryo var:)

Şüpheci Dinsiz
30-03-2013, 09:15
Sevgili Aydınus'un hikayesini çok beğendim, bir Fakir Baykurt hikayesi okuyormuş gibi hissettim, umarım çalışmalarına devam eder ve bizi çalışmalarını okuma zevkinden mahrum etmez.

Sevgiler