Aydınus
05-07-2008, 22:55
CİGARA
Dışarıda bardaktan boşanırcasına korkunç bir yağmur yağıyordu . Önce hafiften başlayan yağmur , gittikçe hızını artırmıştı .
Genelde mahallenin aylak takımının gittiği , dumandan göz gözü görmeyen Hasso'nun kahvehanesi bugün yine ağzına kadar doluydu . Yağmurdan , soğuktan kaçanlar genellikle bu kahvehaneye sığınır , özellikle böyle zamanlarda çok iyi iş yapardı .
Kahvehanenin önünde bir adam dikiliyor , soğuktan ve yediği yağmurdan sırılsıklam olmuş bir halde ellerini ağzına götürüp ısıtmaya çalışarak yarı büklüm bir halde öylece duruyordu .
Zayıf , kara , kuru , uzun boylu idi . Yağmurdan sırılsıklam olmuş kirli ceketinin boyun kısmını yukarı kaldırmış , kafasını adeta içine gömmüştü . Sanki eğilip büzüldüğünde soğuktan daha iyi korunacakmış gibi bükülmekten iyice kısalmıştı . Sırtı kahvehaneye dönük , içeriye girmiyordu , giremiyordu .
Geri döndü , içeriye baktı , girse miydi ki içeri ?
Kaç zamandır kesemediği sakalını sıvazladı , ''Cık '' dedi , ''hem girsen , garson ossaat adamın ensesine yapışır , ne içmek istersin '' diye sorardı .
Sanki parasının olmadığını bilmiyormuş gibi eli gayri ihtiyari cebine gitti , ııh yok , metelik bile yok .
Açtı da üstelik , kaç vakittir kursağından tek lokma geçmemişti .
Ah caarası ( sigarası ) bari olsaydı şimdi , bir caarası , sadece bir caarası ; Asker sigarasına bile razıydı , olmasın Birinci , olmasın Bafra , olmasın Yenice .
Gözleri bir radar gibi dikkatle yere dikildi , izmarit aradı .
Allah kahretsindi , bu yağmur da nereden çıkmıştı durduk yerde , bütün izmaritler ıslanmıştı , içilmezdi ki bunlar .
Bir küfür savurdu :
- Pecemek yağmur !
Nerden çıktı bilinmez , ağzında fosur fosur sigara ile bir adam yanaştı , o da yağmurdan ıslanmıştı , elleri cebinde acelesi vardı , koşturur gibi kahvehanenin kapısına uzandı eli .
Bizim Abidullah adamın ağzındaki sigaraya bakakaldı , ya sabır der gibi derin bir of çekti .
- Çekilsene be adam , görmüyor musun fıçırığımız çıktı .
Abidullah'ı elinin tersiyle ittiriverdi , kapıyı açtı , içeri girdi .
İlk sersemliği atlatan Abidullah'ın gözleri çakmak çakmak oldu , pencereden bakarak adamın arkasından küfretti :
- Pecemek dürzü !
Adam duymamıştı bile , dosdoğru garsonun yanına gitmiş , kendine sıcak bir çay ısmarlamıştı .
Bir müddet içeriyi seyretti , ne kadar mutluydu içerdekiler ; kimisi dama oynuyor , kimisi okey , kimisi gevezelik yapıyor , kimisi de fosur fosur caara içiyordu .
Ah ulan bir caara , şimdi ne ekmek isterdi ne de aş ; caara , ille de bir caara .
Kaç zamandır işsizdi ; ailesini , yuvasını maddiyatsızlıktan çoktan dağıtmış , belli bir müddet bir arkadaşının evinde idare etmişti . Arasıra tekleme de olsa iş çıkardı ama , o işler de ya iki günlük ya da üç günlük olurdu . Aldığı yevmiye ancak ekmek ve sigara parasına yeterdi . Geceleri ise ya bitmemiş bir inşaatın izbe köşesinde ya da bulabilirse sıcak bir yer , oraya kıvrılır uyurdu .
Neredeyse iki yıldır böyleydi , hayatı çoktan kaymış , tutunacak tek bir dalı bile kalmamıştı .
***
Eli , gayri ihtiyari kapının koluna gitti , açtı , süt dökmüş kedi gibi suçlu suçlu ve gözleri yuvalarından fırlamış bir halde içeri girdi .
Bir müddet öylece kalakaldı , her tarafı sigara dumanı dolu kahvehanenin içerisini ve insanları seyretti . Hepsinin ağzında da birer sigara vardı , sanki ona garez eder gibi , fosur fosur ...
Bir küfür de kahvehanedekilerine savurdu .
- Hemşeriiim , kapatsana kapıyı yaav , görmüyon mu soğuk geliyo .
Uykudan uyanmış gibi sözün sahibini aradı ; kapı mı , ne kapısı , kapıya ne olmuştu ki ?
Hay Allah yavu , doğru , kapı açık kalmıştı .
''Kapattık lan , ne baarıyon pecemek '' dedi içinden .
Kapatıp geri döndüğünde garsonla göz göze geldi . Garson bir taraftan bardak kuruluyor , diğer taraftan da dikkatli dikkatli bizim Abidullah'ı izliyordu .
Bir yer aradı oturmak için , yok , hiç yer yoktu . Hem cepte beş kuruş olmadan meteliksiz öyle gelişigüzel yere de oturulmazdı ki , yoksa garson geldiğinde kaçmaya fırsatın olmazdı .
Kapıya en yakın olan yerdeki masaya yanaştı , ayakta dikilerek masadakileri seyretmeye koyuldu . Hepsi de halinden memnundu , bir taraftan okey atıyor , diğer taraftan da cigara içiyorlardı , birini söndürüyor, diğerini yakıyordu mübarekler . Yok yok , kesin ona garez ediyorlardı .
Göz ucuyla garsonu aradı , bulamadı , birden paniğe kapıldı , ani bir hareketle geriye döndü :
Pooof , şükür garson yoktu , hem bu pecemek nereye gitmişti yavu ?
Hah işte orada , kendi halinde iş görüyor . Hem buraya gelirse ''Yok gardaş , içmiyecemden deel de hani , bugün canım pek bir şey istemiyo , işte şurda arkadaşlara iki takılıp gidecem ''der , atlatırdı kerizi .
Masadaki tıknaz , kırmızı yüzlü ve giyiminden kuşamından zengin olduğu belli olan bir adama takıldı gözü . Adam , hiç bir şeyden habersiz arkadaşlarıyla oyununa devam ediyor , kalın kıllı parmaklarının arasındaki tuttuğu çayını sesli sesli içiyor , diğer parmağıyla da sigara üstüne sigara tellendiriyordu .
''Vay be '' dedi kendi kendine , ''zenginlik başka canım , şu asalete bak , şu heybete , şu urbaya , şu çay tutuşa , şu caara içişe ...''
İçinden bir küfür de zengin adama etti :
- Kimbilir kimlerin hakkını yiyerek zengin olup böyle ense yaptın deel mi pecemek , geril bakalım geril , musalla taşında da böyle gerecekler seni !
Şuna bak şuna ; zengin olmuş kendini adam belliyordu , şöyle kafasını kaldırıp da bir baktığı yoktu dürzünün ; etrafta gariban mı var , aç mıdırlar , susuz mudurlar , caaraları var mıdır yok mudur , sorduğu bile yoktu mendebur pecemeğin .
Ah kendisi bir zengin olsaydı var ya , öyle mi yapardı ; kahvehanedeki bütün garibanlara cigara ikram eder , çay ısmarlar , karnını bilem doyururdu . Yok yok , ilkönce cigara ikram ederdi , gerekirse koca paketi verir , ''alın kardeşlerim alın '' derdi , '' için fosur fosur , ciğerleriniz bayram etsin ''
Allah hep böyle pecemeklere veriyordu niyeyse , o bile kendilerini adamdan saymıyordu , bu nasıl adaletti böyle . Şuna bak şuna , gerildikçe boğa gimin kalın boynunu nasıl da şişiriyor , o koca kafasını sevdiğimin pecemeği , hiç kaldırıp da bakmıyor ki , etrafta bir gariban mı vardır , belkim de caarası bilem yoktur , bir caara ikram etse n'olacak ki .
İstese miydi ?
Ne kaybederdi , hem bir daha onu nerede görecekti ki .
Tam da sigara istemeye hazırlanıyordu ki , bir an gözlerini kaldırdığında garsonla karşılaştı .
Allaaah , yanmıştı şimdi , hemin de nasıl .
Ne diyecekti dur hele , ben diyecekti , hay Allah unutmuştu yavu , neydi bir saniye , tüh kafama , kaçsa mıydı ...
- Ne içen hemşerim ?
Hiç oralı olmadı , sol elini çenesine dayayıp büyük bir dikkatle sanki oyunu seyrediyormuş numarasına yattı , bir taraftan da daha önce kafasında tasarlayıp da unuttuğu sözü hatırlamaya çabalıyordu , ama kafa mı kalmıştı , pecemeğin kafası n'olacak ...
- Aleeooo , kime diyoz , sağır mısın kardeşim ?
Garson ses tonunu olancasıyla yükseltmiş , sol eliyle adeta ''Burası söğüt altı mı ? '' der gibi havaya kaldırmıştı .
Sinirlenmişti , gözlerini kaldırıp garsona baktı . Kısa boylu garson ise bizim gariban Abidullah'a adeta meydan okur gibi boynunu iyice germiş , bir şeyler söylemesini bekliyordu .
Bir müddet karşılıklı öylece bakakaldılar . Ortam bir anda sessizliğe büründü .
Sessizliği tok ve kalın bir başka ses bozdu , gözler dikkatle oraya çevrildi .
- Arkadaş ne istiyorsa derhal getir , çok fazla da terbiyesizlik yapma !
Bu tok , emredici ve meydan okuyan gür ses de kimden çıkmıştı ?
Az önce kendi halinde sakin sakin oyun oynayan zengin adamın sesi idi bu .
Kısa boylu , güdük garson birden toparlandı , sahibine büyük bir sadakatle bağlı köpekler gibi iki büklüm oldu , suratı kıpkırmızı olmuştu .
- Emredersin abi , ne demek , hemen ! Ne içen gardaş ?
Abidullah şaşırmıştı , olana bitene bir türlü inanamıyordu , olacak iş değildi .
- Şey , ben ...
Zengin ve tok sesli adam , garsona gürledi yine :
- Arkadaş belki de açtır , derhal bir çemen ekmek yağla getir !
- Olur abii .
Olacak iş değildi , len bu adam peygamber miydi yoksa , heybetine kurban olduğum abem benim , seni karşıma Allah mı çıkarttı , hey büyük Allahım , len bu adam caara da verirdi .
- Arkadaşa bir de sandalye getir çabuk .
Garson , adeta koşarcasına üzerinde kendi oturduğu tabureyi getirdi ve çemen ekmek yağlayıp yanına da çay hazırlamak için hızla , uçarcasına yerine koştu .
- Otur kardaş , yak hele , bir sigara yak .
Abidullah rüyada gibiydi , bir türlü olan bitenlere inanamıyordu , uzatılan sigaraya hiç itiraz etmedi , çabuk bitmesin diye diliyle iki tarafından yağladı , uzatılan ateşle yaktı , derin bir nefes çekti , oooooh !
İçinden bu tok sesli , zengin adamı öpesi geldi , evliya gibi adamdı bu yavu , ne mübarek adammış , hem ne içersin diye soruyor , hem aç mısın tok musun diyor , hem de caara ikram ediyordu .
Hey güzel Allahım , demek böyle kulların da vardı hıı .
- Sağolasın abi , Allah razı olsun !
***
Yıllar sonra ...
Bir hafta sonu ve günlerden pazar , dışarısı da yağmurlu mu yağmurlu .
Abidullah durumunu düzeltmiş , başını sokacağı bir ev kiralamış , kılığına kıyafetine çeki düzen vermiş , soluk benzine kan gelmiş bir halde Hasso'nun kahvehanesinde mutlu mutlu oturuyor , arkadaşlarıyla oyun oynuyordu .
Bakışları birden kendisini izleyen bir çift kara , sönük göze takıldı .
Bu Ademoğlu da nerden çıkmıştı , hem ne diye başında kazık gibi dikiliyordu ki ?
Adam , masaya koyduğu sigarasına bakıyordu .
Anlaşılmıştı mesele ; herif caara tiryakisiydi ve meteliksizdi .
Yıllar önceki hali geldi aklına ; o , sigarasız , aç susuz geçirdiği günler ...
Uzun süre onunla ilgilenmiyormuş gibi yaptı , istiyordu ki o ikram etmesin , bu gariban kendi ağzıyla istesin , kimbilir belki o zaman verirdi .
- Abi , bir caaranı alabilir miyim ?
Kılığı ve sakalı iyice azmış adam , iki parmağını sigara tutar gibi yapmış , yarı bükülmüş bir vaziyette sigara istiyordu kendisinden .
''Yüzsüz n'olacak '' dedi içinden .
Verse miydi ?
Yok yok , duymamış gibi yapmalıydı , ne mecburdu caara vermeye , Allah versindi , hem gariban babası mıydı kendisi .
- Aabii ...
''Ne var lan '' der gibi öfkeyle başını kaldırdı , anlamamış gibi yaptı .
- Bir caara diyodum hani ...
Vermeye verecekti de , biraz daha yalvartmalıydı pecemeği .
Kafasını indirdi , kendisini oyuna veriyormuş gibi yaptı , çaktırmadan göz ucuyla da hafiften Adem babayı süzüyordu .
Elindeki henüz yeni yakılmış sigarayı söndürdü , Yenice paketinden yavaş yavaş yeni bir sigara çıkardı , göstere göstere yaktı , derin bir nefes çekti , sonra da üfürdü adamın yüzüne yüzüne .
Adam ise , bütün bunlar kendisine karşı kasıtlı yapılmıyormuş gibi bilmezlikten gelerek boynunu hafiften kırmış , iç çeke çeke umutla bekliyordu .
- Sen caara tiryakisisin galiba .
Adam , önce şaşırdı , kendisine mi söyleniyordu bunlar , zira yüzüne bakmıyordu ki .
- He abi , dedi caaram kalmadıydı da .
- Allah bilir , senin cebinde şimdi metelik de yoktur .
- Yok , dedi adam , kuyudan çıkar gibi kısık bir sesle .
- Allah bilir senin karnın da açtır .
- ...
- Evin barkın da yoktur başını sokacağın .
- ...
- Yak hadi yak , acıdım haline .
Mahsus uzatmadı paketi .
Adem baba titreyen elleriyle pakete uzandı , Abidullah göz ucuyla onu izliyordu .
Bir sigara çıkardı , iki tarafını da diliyle yağladı , ağzına götürdü , kibriti bir çaktı yanmadı , attı yere , yeni bir kibrit çıkardı yaktı , derin derin içine çekti .
- Sağolasın abi , Allah razı olsun !
- Biliyon mu lan , dedi hep böyle zamanlarda Allah aklınıza gelir nedense .
Adam bir anlam veremedi , ne demek istiyordu , yutkundu , boş gözlerle Abidullah'a baktı .
- Bak sana ne anlatacam , bir gün dışarıda böyle yağmur yağıyordu , sankim gök yarılmış , aynen bugünkü gibi , cebimde de metelik yok , caara hiç yok , kavanenin içine geldim , açlık neyse de caarasızlık çok kötü , iki saat bir masanın başında dikildim de bana tek caara uzatan olmadı , insanlık ölmüş lan dedim , dünya vicdansızların dünyası olmuş , tüküreyim lan dedim sizin insanlığınıza , gururuma yedirip de kimseden bir şey istemedim , gurur bu , hiç bir şeye benzemez , ikram edilenleri de geri çevirdim , elimin tersiyle ittim , sizin olsun lan dedim caaranız , insan mısınız lan siz dedim , sonra da kavaneden çıktım gittim , anadın mı beni .
Adam bir şey demedi , eğreti oturduğu sandalyeden yavaşça kalktı , dumanlara boğulmuş kahvehanenin içerisinden sessizce dışarı süzüldü .
Dışarıda hala yağmur yağıyordu , bardaktan boşanırcasına .
Aydınus
Dışarıda bardaktan boşanırcasına korkunç bir yağmur yağıyordu . Önce hafiften başlayan yağmur , gittikçe hızını artırmıştı .
Genelde mahallenin aylak takımının gittiği , dumandan göz gözü görmeyen Hasso'nun kahvehanesi bugün yine ağzına kadar doluydu . Yağmurdan , soğuktan kaçanlar genellikle bu kahvehaneye sığınır , özellikle böyle zamanlarda çok iyi iş yapardı .
Kahvehanenin önünde bir adam dikiliyor , soğuktan ve yediği yağmurdan sırılsıklam olmuş bir halde ellerini ağzına götürüp ısıtmaya çalışarak yarı büklüm bir halde öylece duruyordu .
Zayıf , kara , kuru , uzun boylu idi . Yağmurdan sırılsıklam olmuş kirli ceketinin boyun kısmını yukarı kaldırmış , kafasını adeta içine gömmüştü . Sanki eğilip büzüldüğünde soğuktan daha iyi korunacakmış gibi bükülmekten iyice kısalmıştı . Sırtı kahvehaneye dönük , içeriye girmiyordu , giremiyordu .
Geri döndü , içeriye baktı , girse miydi ki içeri ?
Kaç zamandır kesemediği sakalını sıvazladı , ''Cık '' dedi , ''hem girsen , garson ossaat adamın ensesine yapışır , ne içmek istersin '' diye sorardı .
Sanki parasının olmadığını bilmiyormuş gibi eli gayri ihtiyari cebine gitti , ııh yok , metelik bile yok .
Açtı da üstelik , kaç vakittir kursağından tek lokma geçmemişti .
Ah caarası ( sigarası ) bari olsaydı şimdi , bir caarası , sadece bir caarası ; Asker sigarasına bile razıydı , olmasın Birinci , olmasın Bafra , olmasın Yenice .
Gözleri bir radar gibi dikkatle yere dikildi , izmarit aradı .
Allah kahretsindi , bu yağmur da nereden çıkmıştı durduk yerde , bütün izmaritler ıslanmıştı , içilmezdi ki bunlar .
Bir küfür savurdu :
- Pecemek yağmur !
Nerden çıktı bilinmez , ağzında fosur fosur sigara ile bir adam yanaştı , o da yağmurdan ıslanmıştı , elleri cebinde acelesi vardı , koşturur gibi kahvehanenin kapısına uzandı eli .
Bizim Abidullah adamın ağzındaki sigaraya bakakaldı , ya sabır der gibi derin bir of çekti .
- Çekilsene be adam , görmüyor musun fıçırığımız çıktı .
Abidullah'ı elinin tersiyle ittiriverdi , kapıyı açtı , içeri girdi .
İlk sersemliği atlatan Abidullah'ın gözleri çakmak çakmak oldu , pencereden bakarak adamın arkasından küfretti :
- Pecemek dürzü !
Adam duymamıştı bile , dosdoğru garsonun yanına gitmiş , kendine sıcak bir çay ısmarlamıştı .
Bir müddet içeriyi seyretti , ne kadar mutluydu içerdekiler ; kimisi dama oynuyor , kimisi okey , kimisi gevezelik yapıyor , kimisi de fosur fosur caara içiyordu .
Ah ulan bir caara , şimdi ne ekmek isterdi ne de aş ; caara , ille de bir caara .
Kaç zamandır işsizdi ; ailesini , yuvasını maddiyatsızlıktan çoktan dağıtmış , belli bir müddet bir arkadaşının evinde idare etmişti . Arasıra tekleme de olsa iş çıkardı ama , o işler de ya iki günlük ya da üç günlük olurdu . Aldığı yevmiye ancak ekmek ve sigara parasına yeterdi . Geceleri ise ya bitmemiş bir inşaatın izbe köşesinde ya da bulabilirse sıcak bir yer , oraya kıvrılır uyurdu .
Neredeyse iki yıldır böyleydi , hayatı çoktan kaymış , tutunacak tek bir dalı bile kalmamıştı .
***
Eli , gayri ihtiyari kapının koluna gitti , açtı , süt dökmüş kedi gibi suçlu suçlu ve gözleri yuvalarından fırlamış bir halde içeri girdi .
Bir müddet öylece kalakaldı , her tarafı sigara dumanı dolu kahvehanenin içerisini ve insanları seyretti . Hepsinin ağzında da birer sigara vardı , sanki ona garez eder gibi , fosur fosur ...
Bir küfür de kahvehanedekilerine savurdu .
- Hemşeriiim , kapatsana kapıyı yaav , görmüyon mu soğuk geliyo .
Uykudan uyanmış gibi sözün sahibini aradı ; kapı mı , ne kapısı , kapıya ne olmuştu ki ?
Hay Allah yavu , doğru , kapı açık kalmıştı .
''Kapattık lan , ne baarıyon pecemek '' dedi içinden .
Kapatıp geri döndüğünde garsonla göz göze geldi . Garson bir taraftan bardak kuruluyor , diğer taraftan da dikkatli dikkatli bizim Abidullah'ı izliyordu .
Bir yer aradı oturmak için , yok , hiç yer yoktu . Hem cepte beş kuruş olmadan meteliksiz öyle gelişigüzel yere de oturulmazdı ki , yoksa garson geldiğinde kaçmaya fırsatın olmazdı .
Kapıya en yakın olan yerdeki masaya yanaştı , ayakta dikilerek masadakileri seyretmeye koyuldu . Hepsi de halinden memnundu , bir taraftan okey atıyor , diğer taraftan da cigara içiyorlardı , birini söndürüyor, diğerini yakıyordu mübarekler . Yok yok , kesin ona garez ediyorlardı .
Göz ucuyla garsonu aradı , bulamadı , birden paniğe kapıldı , ani bir hareketle geriye döndü :
Pooof , şükür garson yoktu , hem bu pecemek nereye gitmişti yavu ?
Hah işte orada , kendi halinde iş görüyor . Hem buraya gelirse ''Yok gardaş , içmiyecemden deel de hani , bugün canım pek bir şey istemiyo , işte şurda arkadaşlara iki takılıp gidecem ''der , atlatırdı kerizi .
Masadaki tıknaz , kırmızı yüzlü ve giyiminden kuşamından zengin olduğu belli olan bir adama takıldı gözü . Adam , hiç bir şeyden habersiz arkadaşlarıyla oyununa devam ediyor , kalın kıllı parmaklarının arasındaki tuttuğu çayını sesli sesli içiyor , diğer parmağıyla da sigara üstüne sigara tellendiriyordu .
''Vay be '' dedi kendi kendine , ''zenginlik başka canım , şu asalete bak , şu heybete , şu urbaya , şu çay tutuşa , şu caara içişe ...''
İçinden bir küfür de zengin adama etti :
- Kimbilir kimlerin hakkını yiyerek zengin olup böyle ense yaptın deel mi pecemek , geril bakalım geril , musalla taşında da böyle gerecekler seni !
Şuna bak şuna ; zengin olmuş kendini adam belliyordu , şöyle kafasını kaldırıp da bir baktığı yoktu dürzünün ; etrafta gariban mı var , aç mıdırlar , susuz mudurlar , caaraları var mıdır yok mudur , sorduğu bile yoktu mendebur pecemeğin .
Ah kendisi bir zengin olsaydı var ya , öyle mi yapardı ; kahvehanedeki bütün garibanlara cigara ikram eder , çay ısmarlar , karnını bilem doyururdu . Yok yok , ilkönce cigara ikram ederdi , gerekirse koca paketi verir , ''alın kardeşlerim alın '' derdi , '' için fosur fosur , ciğerleriniz bayram etsin ''
Allah hep böyle pecemeklere veriyordu niyeyse , o bile kendilerini adamdan saymıyordu , bu nasıl adaletti böyle . Şuna bak şuna , gerildikçe boğa gimin kalın boynunu nasıl da şişiriyor , o koca kafasını sevdiğimin pecemeği , hiç kaldırıp da bakmıyor ki , etrafta bir gariban mı vardır , belkim de caarası bilem yoktur , bir caara ikram etse n'olacak ki .
İstese miydi ?
Ne kaybederdi , hem bir daha onu nerede görecekti ki .
Tam da sigara istemeye hazırlanıyordu ki , bir an gözlerini kaldırdığında garsonla karşılaştı .
Allaaah , yanmıştı şimdi , hemin de nasıl .
Ne diyecekti dur hele , ben diyecekti , hay Allah unutmuştu yavu , neydi bir saniye , tüh kafama , kaçsa mıydı ...
- Ne içen hemşerim ?
Hiç oralı olmadı , sol elini çenesine dayayıp büyük bir dikkatle sanki oyunu seyrediyormuş numarasına yattı , bir taraftan da daha önce kafasında tasarlayıp da unuttuğu sözü hatırlamaya çabalıyordu , ama kafa mı kalmıştı , pecemeğin kafası n'olacak ...
- Aleeooo , kime diyoz , sağır mısın kardeşim ?
Garson ses tonunu olancasıyla yükseltmiş , sol eliyle adeta ''Burası söğüt altı mı ? '' der gibi havaya kaldırmıştı .
Sinirlenmişti , gözlerini kaldırıp garsona baktı . Kısa boylu garson ise bizim gariban Abidullah'a adeta meydan okur gibi boynunu iyice germiş , bir şeyler söylemesini bekliyordu .
Bir müddet karşılıklı öylece bakakaldılar . Ortam bir anda sessizliğe büründü .
Sessizliği tok ve kalın bir başka ses bozdu , gözler dikkatle oraya çevrildi .
- Arkadaş ne istiyorsa derhal getir , çok fazla da terbiyesizlik yapma !
Bu tok , emredici ve meydan okuyan gür ses de kimden çıkmıştı ?
Az önce kendi halinde sakin sakin oyun oynayan zengin adamın sesi idi bu .
Kısa boylu , güdük garson birden toparlandı , sahibine büyük bir sadakatle bağlı köpekler gibi iki büklüm oldu , suratı kıpkırmızı olmuştu .
- Emredersin abi , ne demek , hemen ! Ne içen gardaş ?
Abidullah şaşırmıştı , olana bitene bir türlü inanamıyordu , olacak iş değildi .
- Şey , ben ...
Zengin ve tok sesli adam , garsona gürledi yine :
- Arkadaş belki de açtır , derhal bir çemen ekmek yağla getir !
- Olur abii .
Olacak iş değildi , len bu adam peygamber miydi yoksa , heybetine kurban olduğum abem benim , seni karşıma Allah mı çıkarttı , hey büyük Allahım , len bu adam caara da verirdi .
- Arkadaşa bir de sandalye getir çabuk .
Garson , adeta koşarcasına üzerinde kendi oturduğu tabureyi getirdi ve çemen ekmek yağlayıp yanına da çay hazırlamak için hızla , uçarcasına yerine koştu .
- Otur kardaş , yak hele , bir sigara yak .
Abidullah rüyada gibiydi , bir türlü olan bitenlere inanamıyordu , uzatılan sigaraya hiç itiraz etmedi , çabuk bitmesin diye diliyle iki tarafından yağladı , uzatılan ateşle yaktı , derin bir nefes çekti , oooooh !
İçinden bu tok sesli , zengin adamı öpesi geldi , evliya gibi adamdı bu yavu , ne mübarek adammış , hem ne içersin diye soruyor , hem aç mısın tok musun diyor , hem de caara ikram ediyordu .
Hey güzel Allahım , demek böyle kulların da vardı hıı .
- Sağolasın abi , Allah razı olsun !
***
Yıllar sonra ...
Bir hafta sonu ve günlerden pazar , dışarısı da yağmurlu mu yağmurlu .
Abidullah durumunu düzeltmiş , başını sokacağı bir ev kiralamış , kılığına kıyafetine çeki düzen vermiş , soluk benzine kan gelmiş bir halde Hasso'nun kahvehanesinde mutlu mutlu oturuyor , arkadaşlarıyla oyun oynuyordu .
Bakışları birden kendisini izleyen bir çift kara , sönük göze takıldı .
Bu Ademoğlu da nerden çıkmıştı , hem ne diye başında kazık gibi dikiliyordu ki ?
Adam , masaya koyduğu sigarasına bakıyordu .
Anlaşılmıştı mesele ; herif caara tiryakisiydi ve meteliksizdi .
Yıllar önceki hali geldi aklına ; o , sigarasız , aç susuz geçirdiği günler ...
Uzun süre onunla ilgilenmiyormuş gibi yaptı , istiyordu ki o ikram etmesin , bu gariban kendi ağzıyla istesin , kimbilir belki o zaman verirdi .
- Abi , bir caaranı alabilir miyim ?
Kılığı ve sakalı iyice azmış adam , iki parmağını sigara tutar gibi yapmış , yarı bükülmüş bir vaziyette sigara istiyordu kendisinden .
''Yüzsüz n'olacak '' dedi içinden .
Verse miydi ?
Yok yok , duymamış gibi yapmalıydı , ne mecburdu caara vermeye , Allah versindi , hem gariban babası mıydı kendisi .
- Aabii ...
''Ne var lan '' der gibi öfkeyle başını kaldırdı , anlamamış gibi yaptı .
- Bir caara diyodum hani ...
Vermeye verecekti de , biraz daha yalvartmalıydı pecemeği .
Kafasını indirdi , kendisini oyuna veriyormuş gibi yaptı , çaktırmadan göz ucuyla da hafiften Adem babayı süzüyordu .
Elindeki henüz yeni yakılmış sigarayı söndürdü , Yenice paketinden yavaş yavaş yeni bir sigara çıkardı , göstere göstere yaktı , derin bir nefes çekti , sonra da üfürdü adamın yüzüne yüzüne .
Adam ise , bütün bunlar kendisine karşı kasıtlı yapılmıyormuş gibi bilmezlikten gelerek boynunu hafiften kırmış , iç çeke çeke umutla bekliyordu .
- Sen caara tiryakisisin galiba .
Adam , önce şaşırdı , kendisine mi söyleniyordu bunlar , zira yüzüne bakmıyordu ki .
- He abi , dedi caaram kalmadıydı da .
- Allah bilir , senin cebinde şimdi metelik de yoktur .
- Yok , dedi adam , kuyudan çıkar gibi kısık bir sesle .
- Allah bilir senin karnın da açtır .
- ...
- Evin barkın da yoktur başını sokacağın .
- ...
- Yak hadi yak , acıdım haline .
Mahsus uzatmadı paketi .
Adem baba titreyen elleriyle pakete uzandı , Abidullah göz ucuyla onu izliyordu .
Bir sigara çıkardı , iki tarafını da diliyle yağladı , ağzına götürdü , kibriti bir çaktı yanmadı , attı yere , yeni bir kibrit çıkardı yaktı , derin derin içine çekti .
- Sağolasın abi , Allah razı olsun !
- Biliyon mu lan , dedi hep böyle zamanlarda Allah aklınıza gelir nedense .
Adam bir anlam veremedi , ne demek istiyordu , yutkundu , boş gözlerle Abidullah'a baktı .
- Bak sana ne anlatacam , bir gün dışarıda böyle yağmur yağıyordu , sankim gök yarılmış , aynen bugünkü gibi , cebimde de metelik yok , caara hiç yok , kavanenin içine geldim , açlık neyse de caarasızlık çok kötü , iki saat bir masanın başında dikildim de bana tek caara uzatan olmadı , insanlık ölmüş lan dedim , dünya vicdansızların dünyası olmuş , tüküreyim lan dedim sizin insanlığınıza , gururuma yedirip de kimseden bir şey istemedim , gurur bu , hiç bir şeye benzemez , ikram edilenleri de geri çevirdim , elimin tersiyle ittim , sizin olsun lan dedim caaranız , insan mısınız lan siz dedim , sonra da kavaneden çıktım gittim , anadın mı beni .
Adam bir şey demedi , eğreti oturduğu sandalyeden yavaşça kalktı , dumanlara boğulmuş kahvehanenin içerisinden sessizce dışarı süzüldü .
Dışarıda hala yağmur yağıyordu , bardaktan boşanırcasına .
Aydınus