PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Aristo , Kıbrıs ve Tam Bağımsızlık


Aydınus
06-07-2008, 20:12
ARİSTO , KIBRIS ve TAM BAĞIMSIZLIK

İsmi lazım değil , yıllar önce okuyucu ve yorumcu olarak katıldığım bir internet sitesinde bir köşe yazarı ile ortaya attığı 'Kıbrıs ve tam bağımsızlık' konularında tartışmaya girişmiş , fakat tam manasıyla derdimi anlatamamıştım . Zira işine gelmeyince yazılarımı sansür ediyor , daha bir de kendi kendisini yalanlarcasına özgürlükçü liberal düşünceli olduğunu savunuyordu .

Sitenin yazarının , makalesinin giriş bölümünde yazdığı düşüncelerini kısaca özetlemek gerekirse ; yazar , uluslararası ilişkilere sahip hiç bir ülkenin tam bağımsız olamayacağını iddia ediyor , haliyle birbirleriyle ilişki halinde olan ülkelerin bir anlamda birbirlerine bağımlı da olduklarını dile getiriyordu .

Bilemiyorum , bu Aristo mantığını düzeltmeye nereden başlamak gerek :

At , bir hayvandır , dört ayağı vardır . Kedi de bir hayvandır ve onun da dört ayağı vardır . O halde kedi , attır !

İşte buna benzer bir mantıkla makalesine giriş yapan yazara göre tam bağımsızlık , Türkiye'nin içe kapanması ve hiç bir ülke ile ilişkiye geçmemesi demekti ki , ( böyle bir şey söyleyen veya iddia eden yoktu aslında ) satır aralarına kurnazca gizlediği bir takım hakaretemiz kelimelerle kafasındaki sanal düşmanlarını kıyasıya eleştiriyordu .

Bahsi geçen yazarı bu düşünceye iten köşe yazarlarını biliyordum ; bunların en başlıcaları Çetin Altan ve oğulları Ahmet ile Mehmet Altan , Emre Aköz , Engin Ardıç gibi liberal yazarlardı . Bu yazarlara ayrıca Cüneyt Ülsever , Cengiz Çandar ve diğer bazı liberal yazarları da ekleyebiliriz .

Bir kere şunu hemen belirtmekte yarar var ki , ki ona yaptığım yorumlarımda da açıkça ortaya koymuştum , her ülke başka ülkelerle elbetteki ilişkiye geçecektir ve bu ilişkiler karşılıklı menfaatler çerçevesinde yürür . Bir takım güçlü ülkeler öyle istiyor diye bir taviz karşılığında karşındakine on taviz ver , işte bu iş değildir . Türkiye muz Cumhuriyeti midir , yoksa binlerce yıllık geçmişi ve tarihi olan koskoca bir ülke mi ?

Böyle durumlarda sen de masadan çekilir , başka alternatiflere yönelirsin .

Diplomasi ne için vardır , göz göre göre bir ülke kendi menfaatlerini nasıl feda edebilir ? Hem diğer ülkeler de öyle yapmıyor mu ?

Ayrıca bu durum , içe kapanma veya hiçbir ülkeyle ilişkiye geçmeme manasına da gelmez ki .

Mesela bundan bir süre önce Hırvatistan başbakanı yapılan üyelik görüşmelerinde AB'ye öyle bir çıkıştı ki , AB'li yetkililer hemen yelkenleri suya indiriverdiler . Bazen şu dünkü Hırvatistan kadar olamıyoruz maalesef .

Aslında esas itibariyle konu Kıbrıs idi . Bu konuda o zamanlar basında hayli tartışmalar oluyor , liberal görüşe sahip yazarlar Kıbrıs davasına ömrünü vermiş sayın Denktaş'ı karalıyorlar , çözümsüzlüğün baş faktörü olarak görüyor ve gösteriyorlardı .

Her şeyden önce bu , benim nazarımda büyük bir dava adamı olan Denktaş'a yapılan emsali görülmemiş bir haksızlıktı . Oturduğu yerden çözüm üretmek ne kadar da kolaydı ve bahsi edilen yazarın diğer köşe yazarlarını okuyarak Denktaş'ı karalaması , Denktaş'ı yolsuzluklar yaparak Kıbrıs'ı yiyen neredeyse düşük ahlaklı bir sefil gibi göstermesi tahammül edilir gibi değildi .

Ben de kendisine yolsuzluk vs. gibi ahlaksız işleri liberal görüşlü Türk siyasetçi ve yazarların daha iyi becerdiğini , yakın Türk tarihinin bunun en büyük şahidi olduğu cümlesi ile başlayarak yorumlar göndermeye başladım .

Kendisinin de desteklediği ve hayırla andığı liberal görüşe mensup politikacıların neredeyse yarım yüzyıldır ülkeyi yönetmeleri sonucu ülkemiz Türkiye getirile getirile , ekonomisi IMF'ye , iç politikası AB'ye , dış politikası da ABD'ye havale edilir bir ülke haline getirilmemiş midir ?

İstedikleri olmuştur işte , gurur duyabilirler , daha ne mızganıp duruyorlar ki ?

Yoo , bu yetersizdir ; bunlar bu durumdan gocunmak şöyle dursun , herşeyimizle böyle dışarıya bağımlı olmamızı aynı zamanda meşrulaştırmak ve insanların kafasında 'bütün bunlar normaldir' düşüncesini kazımak istiyorlardı .

'Tam bağımsızlık olmaz' düşüncesi sadece 3. dünya ülkelerine mensup kompleksli aydınlara yaraşır .



***

Bir de mevzubahis yazar yazısının arasına , işlediği konuyla ne alakası var ve nereden icap etmişse artık , Kurtuluş Savaşı'nın kime karşı verildiğine dair bir cümle serpiştirmişti ki , bunun da pek dayanağı yoktu . Üstteki isimlerini saydığım malum yazarların düşünceleri olduğu her halinden belli idi .

Atatürk , 'bağımsızlık benim karakterimdir' der .

Bilindiği üzere Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'ndan yenik çıkınca ülke adeta bir pasta gibi parçalara ayrılmış , Wilson Prensipleri çerçevesinde Türk tarafında çeşitli mandacı görüşler ileri sürülmeye başlanmıştı .

Mustafa Kemal ise bu görüşte değildi ; iyi bir teşkilatlanma ve düzenli ordunun kurulmasıyla ülkenin kurtarılıp bağımsızlığına kavuşturulabileceğine inanıyordu .

Başta İngiliz maşası Yunanistan olmak üzere ülkemizi çok yönlü kuşatan düşmanlara karşı verilen mücadele de aslında tam bağımsızlık mücadelesidir .

İyi-kötü düşünen , araştıran , irdeleyen Türk gençliğinin bilinçaltına sürekli olarak 'aşağılık kompleksi' şırınga eden bu kesim , yerine göre Kurtuluş Savaşı'nı bile küçümsemekte , bu savaşın sadece Yunan'a karşı olduğunu da iddia etmektedirler .

Zahirde öyledir fakat , bir tek soru bu iddiayı yıkmaya yeter ; Lozan Anlaşması kimlerle müzakere edilerek yapılmıştır ; Yunanla mı , yoksa İngilizle mi ?

Eğer ki biz bu bağımsızlık savaşını sadece Yunan'a karşı vermişsek , İngiliz'in ve İngiliz devlet adamı Lord Curzon'un Lozan'da ne işi vardı ?

Ayrıca , eğer yurdun kurtarılması için ülkenin neredeyse her tarafında çeşitli yerel direnişler ve Ankara'da kurulan Meclis olmasa idi , acaba Fransızlar ve İtalyanlar bu kadar kolay geri çekilir miydi ?

Kendi akıllarınca bir yığın imkansızlıklarla verilen Kurtuluş Savaşı'nı bile küçümsedikleri gibi , Çetin Altan adlı bir diğeri de Kurtuluş Savaşı'nın silah tüccarlarının işine yaradığını dahi iddia edebilmiştir ki , bu zihniyettekilerine insan bazen ne diyeceğini şaşırıyor .

Keşke derhal mandacılığı kabul edip Kurtuluş Savaşı felan vermeseydik de silah tüccarları da para kazanmasaydı !

Kurtuluş Savaşı'nı bile böyle değerlendiren bu kesimin gerek 'Kıbrıs' gerekse 'tam bağımsızlık' konularına nasıl bakacakları da gün gibi aşikar değil mi ?


Aydınus

pante
06-07-2008, 20:40
80 öncesinin kimi sosyalistleri sözde liberalizme döndüler.
Bunlar liberalizme değil, İtilafçılığa, Yeni osmanlıcılığa döndüler aslında.
Ekonomide liberal düşünceye sahip olabilirler ama siyasi düşünceleri mandacı.

Bunların babaları yıllardır Türk'ü, Türkleri aşağılıyor.
Arada doğru, haklı konulara değindiği için, sol gösterdiği için sosyalistler tarafından sanki ırkçılığa, faşizme, aşırı milliyetçiliğe karşıymış da ondan dolayı Türkleri eleştiriyormuş zannedildi.

Kurtuluş Savaşını küçümsemelerinin ve çarpıtmalarının nedeni, aşağıladıkları Türklerin, yücelttikleri batıya, emperyalistlere karşı elde ettikleri zaferi açıklayamamalarıydı.
Öyle ya bu barbar, cahil, becerikisiz, aptal toplum, gelişmiş uygar ülkelere karşı nasıl üstünlük sağlardı?

O nedenle Kurtuluş Savaşını basit bir Türk-Yunan Savaşına indirgediler.
Yunan Ordusunun Emperyalizmin taşeronu olduğunu görmezden geldiler.
Bunlar ki dünya savaşlarını hem emperyalistlerarası paylaşım savaşı olarak kabul eder, hem de emperyalistlerin merhamete gelerek fiili işgali sonlandırdığını ima ederler.

Global dünyada bağımsızlığın artık şart olmadığını, yurtseverliğin gereksiz olduğunu, vatanın değil bireyin önemli olduğunu ileri sürerler.
Bu durumda dünyada Türkiye diye bir ülke olmasa, Türk diye bir ulus olmasa da olabilir. Öyle ya! Bu fikirlerden bu sonuç çıkar. Ne de olsa Ali Kemal'in çizgisindeler..