PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 28 Şubat ve Türban Deşircileri


Aydınus
10-07-2008, 22:57
Malumu aliniz olduğu üzere türban takmak imanın nasıl birinci şartı ise , İslam'ın da ikinci şartıdır !

İmanın birinci şartıdır , zira şeriatçının yiyecek başka ekmeği yoktur .

İslam'ın da ikinci şartıdır ; çünkü şeriatçının hem değnekçiliğini hem de çanakçılığını yapan liboşun içecek başka çorbası yoktur .

Her Allah'ın günü aynı ekmeğe , aynı çorbaya talim ederler ki , bravo doğrusu .

Adamlarda ne mide varmış yahu , her gün aynı çorba , iç Allah iç !

Bir de dillerine tespit ettikleri 28 Şubat Vakası vardır ki , türban konusunda olduğu gibi bu konu da , sahihliği şüphe götürmez bir rivayete göre en kısa sürede İslam'ın vazgeçilmezse vazgeçilmez şartları arasına girmeye adaydır !

Nasıl mı ?

İzah edeyim ...

Küçükken köyümüze , bir anda nereden nasıl zuhur ederler bilinmez , durduk yerde çerçiciler gelirdi :

- Çerçici geldiiii , çerçiciiii , hayde çerçiciiii...

Çerçiciler dürüst , çalışkan adamlardı ; kasaba kasaba , köy köy , sırtına bir yığın eşya yükledikleri zavallı bakımsız eşekleriyle dolanırlar , gezginci ticareti yaparlardı .

Neler satmazlardı ki ...

Kırık leblebi , keçiboynuzu , son model tarak , o günlerde pek bir moda olan yandan bağlamalı lastikli ayakkabı , soğuk kuyu dedikleri yazın ayağı pek bir kokutan siyah kundura , yuvarlak ayna , çeşit çeşit gözalıcı tesbih , Kabe resimleri , kabe resimli seccadeler , hisli hisli ağlayan çocuk resimleri , üzerinde ayetler yazılı tablolar , nazar boncukları , daha neler neler ...

Zaten o günlerde ''Çerçici dükkanı gibi...'' deyimi boşa çıkmamıştı .

Köylü garibimde para ne gezer ; o yüzden alacağı eşyaya karşılık ya bir çeki buğday , ya da yirmi-otuz adet tavuk yumurtası veya evinde yıllarca beklettiği arızalı bakır veya çinkodan yapılma mutfak eşyası verir , daha bunlar da yeterli gelmezse tavuk veya horozunu teklif ederdi .

Bir şekilde anlaşma sağlanır ; köylü alacağını alır çerçici de satacağını , her iki taraf da memnun bir şekilde işlerinin başına dönerdi .

Dilenciler ise bildiğimiz düz dilencilik yaparlar , özellikle köylülerin Allah rızasını kazanıp cennetlik olmaları için var güçleriyle çalışırlardı . Hırpani kılıklı dilenci Allah ne verdiyse bildiklerini sayar döker , köylü de Allah ne verdiyse verirdi .


***

Köyümüze bir de yine nereden nasıl zuhur ederler bilinmez , dilenciler , deşirciler çıkagelirdi .

Deşiriciler ise elleri bastonlu olup daha çok toplumu aydınlatır , başta biz çocuklar olmak üzere etrafına topladığı insanlara , mesela bir evliyanın bir yumurta ve bir dilim ekmeğe aylarca nasıl katlandığını , sonunda nefsine hakim olamayıp da yediği bir yumurta ve bir dilim ekmekten dolayı nefsini hiç tereddüt etmeden nasıl cezalandırdığı türünden hikayeler anlatır , daha sonra da gayet diplomatik bir dille Allah rızası faslına geçerdi .

Köylüler de kendilerini ilimsel ve de bilimsel yönden böylesine irşad edip geliştiren deşiricilerin emeğine saygıda kusur etmez , pamuk elleri derhal cepe atardı ki , heyhat , ara ki para bulasın .


Köylünün cebinde parası yoktu belki ama , buğdayı vardı ; yumurtası , on-onbeş tavuğu , bir iki sarıkızı , ta yazdan hazırladığı yufka ekmeği , pekmezi , küçük de olsa bahçesi , bağı , üzümü , domatesi ve her şeyden önce tok gönüllü bir yüreği ...

O yüzden de verirdi ; dilenciye de , deşiriciye de ...

Düşünmezdi bile verirken .

- Yahu ben tüm bahar ve yaz koca nüfusu beslemek için hayvan gibi çalışıyorum ve ancak kendime yetiyorum . Ya şu onursuz , namussuz ve de tembel kurnazların yaptığına ne demeli ? Allah rızası imiş ! Senin duanla mı Allah'ın rızasını kazanacağım , itin duası kabul olsaydı , gökten kemik yağardı be !

diye düşünmezdi , düşünemezdi .

- Hem o ne yahu öyle ; yok efendim bir evliya varmış da , eee , bir yumurta bir ekmeğe talim edermiş de , eee sonra , sonracığıma bir gün nefsine dayanamamış da , Allah Allah bak sen , o bir yumurta ve bir dilim ekmeği yemiş de , deme cık cık cık , sonra da demiş ki : ''Ey nefsim , sen kudurmuş köpek gibisin , seni cezalandıracağım.''

Deme , bak sen adına nefis denilen şu alçağın yaptığına , ondan sonra evliya hazretleri bir daha bir yumurta bir dilim ekmek bilem yemeye tövbe etmiş de , hüngür hüngüüüür !

Bir Allah'ın kulu çıkıp da kendi içerisinde çelişkili bu ve bunun gibi daha nice zavallı ve de uyduruk hikayeye itiraz etmez , kuzu kuzu dinlerdi .

- Efendiii , deşirici efendiii ! Bu anlattığın nerede geçmiş , bu evliya kimmiş , insan ekmekten sudan yaşamaz da neden yaşar , hem bu anlattıklarının bana ne yararı var ; madem öyle , önce sen kendi nefsini cezalandırsana da bunları bir matahmış gibi bize anlatıyorsun , maşaallah , sözlerin bitince de ''Allah rızası için şu Allah dostuna bir yardım'' demeyi de hiç ihmal etmiyorsun .

diye ne itiraz ederler ne de sorarlardı .

Sormak ne kelime , devşiricinin anlattıkları karşısında mest olup kendilerinden geçerler , hatta bazıları saçını başını yolar , bazıları da hisli hisli iç çekerek ağlardı . Hıristiyanın günah çıkarmasını biliriz de müslümanın günah çıkarması da herhalde böyle oluyordu .

Şimdi ben bütün bunları niçin anlattım ?

Bazı gazeteleri ve siteleri açıp bakıyorsunuz , bizim eli kalem tutan ne kadar kalemşör varsa 28 Şubat'ı yazıyor .

Eğer o günleri ve ülkemizi o günlere getiren şartları bilmeseniz , bir an için de olsa bu kalemşörleri okudukça sanırsınız ki , bu ülkede ne kadar pislik varsa altında sadece ve sadece 28 Şubat yatmaktadır .

Öncesinde güya ülkemiz güllük gülüstanlıktır ; ne hortumculuk vardır , ne çirkin siyaset , ne kötü yönetim ne de kaos !..

Çok kısaca öncesine bir bakalım :

Liberal Anap ve Dyp partileri koalisyon hükümeti kurmuşlardır . Gel gör ki , Özal ve Akbulut sonrası Anap'ın başına geçen Mesut Yılmaz , koalisyon ortağı DYP lideri Çiller'den nefret etmektedir . Arkasına aldığı kartel medyasına pek bir güvenen Mesut Yılmaz'ın sözde strateji adına işi gücü Çiller'in ayağının altındaki halıyı çekmekten başka bir şey değildir . Sanılır ki , ülke yönetimi ve iktidar her iki parti liderinin şahsi kaprislerinin tatmin edildiği yerdir .

Mevcut liberal siyasetçilerin çirkefliklerinden artık iyice bıkan halk , bir çare olması bağlamında yavaş yavaş zamanın Refah Partisi'ne yönelmiş , oyunu iyice artıran Necmettin Erbakan başkanlığındaki RP , ikili koalisyonu bozabilmek için tamamenTansu Çiller aleyhine olacak şekilde Meclise yolsuzluk dosyası göndermiş , akabinde de sinsi ve ikiyüzlü davranan Mesut Yılmaz'ın davranışlarına pek bir bozulan Dyp ve lideri Çiller koalisyon hükümetini bozmuştur .

Koalisyon bozulmuştur bozulmasına da Dyp ve Anap arasında açılan yara da pek bir derin olmuştur.Özellikle bu partilerin yeniden hükümet olabilmek için yapmış oldukları girişimler sonuçsuz kalmış , sıra artık kadayıfın altının kızardığını düşünen Erbakan Hoca'ya gelmiştir.

İnanılır gibi değil ; Erbakan başkanlığındaki RP , öncesinde Çiller'den sırf onu küçük göstermek bağlamında ''kadın'' diye hitap ettiği az gelmiş olsa gerek , ''Bu kadın resmen görevini kötüye kullanmıştır , bu kadın resmen yolsuzluk , dolandırıcılık yapmıştır , aboooov ( Erbakan'ın kendi ifadesi ) üstelik bir de Amerikan vatandaşı...'' diye meclise gensoru önergesi verdiği , sayın diye hitap etmeye bile layık görmediği kadınla koalisyona gitmiştir .

Çiller ki , o da az değildir ; öncesinde , Avrupa ülkelerine yaptığı ziyaretlerde sürekli olarak ''Beni destekleyin , yoksa fundemantalistler Türkiye'de iktidara gelecekler'' diye şikayet ettiği fundemantalistlerle koalisyona gitmekte zerre sakınca görmeyecektir .

İşte böylesi bir ''ahlaki'' temel üzerine kurulan bir koalisyon hükümeti :

Refahyol ...

Yeme de yanında yat , ne yaparsan yap !

Hükümet kurulur kurulmaz Erbakan sürekli ve düzenli olarak Arap kardeşlerini ziyarete gidiyor , İslam ülkelerinin birliği adına çöl bedevisi Kaddafi'nin komutanlık teklifini bile sadece kabul etmekle kalmıyor , Arap'ın çölünde ve de Kaddafi gibi bir bedevinin önünde vıcık vıcık terleyerek niye Kürt kardeşlerimizi öldürdüğümüzün , niye ABD gibi bir Deccal'ın hala daha müttefiki olduğumuzun hesabını veriyordu .

Ayrıca bir gün gelecek bu ülkede rektörler bile türbanlılara selam duracak , arka bahçeleri imam hatiplerin ve de getireceğini iddia ettikleri şeriatın korkusundan biz zavallı vatandaşlar da tir tir titreyerek ''kanlı mı olacak , kansız mı?'' nın hesabını yapacaktık .

O halde Doğu'nun , sakalından ne kadar nur akan şeyhi şıhı varsa başbakanlıkta yemek yiyip gövde gösterisi yapmaya hak kazanacaktı .
Affedersiniz , ''Meclis'i dolduran pez...ler'' de ( Bkz. Şevki Yılmaz ) gün gelecek bunu kabul edecekti .

Daha neler neler , hangi birisini yazacaksınız .

Amanın efendim , memleketimizde ne kadar da liberal demokrat yazar abilerimiz varmış !

İnsanın okudukça vallahi sadece gözleri yaşarmıyor , ülkemizin geleceği hakkında ister istemez hayli umutlu bir havaya da giriyor !

28 Şubat deşiricilerinin makalelerinde ara ki bu bahsettiklerimden tek bir satır bulasınız .

İkiyüzlülük bir huydur , tasvip edilmeyen bir huy . O yüzden ''Can çıkar da huy çıkmaz'' demiş atalarımız .

12 Eylül 1980'de arsızca postal yalayanların nasıl sonradan Kenan Evren'in arkasına bir teneke bağlamadıkları kalıp adamın adını daha bir de üstelik ''Netekim Paşa'' ya çıkardıklarını da biliriz ; bu , kaleminden kan damlayan pek liberal ve de demokrat kalemşörlerin .

Unutulmasın ki , birileri ısrarla madalyonun tek tarafını gösterirse , birileri de diğer tarafını gösterecektir .

İşimiz , oğluyla birlikte okuyucusuna bile kazık atmaktan utanmayan eli tefli Nazlılara , birilerinin önce tetikçiliğini yapıp sonra da o tetiği efendilerinin üzerine çevirmekte zerre tereddüt göstermeyen suret-i hakçı geçinen namussuzlara , her devrin adamı omurgasız Çandarlı Halil'in torunlarına ve bunların peşinden giden daha nice mastürbasyon müptelası sapısiliğe kaldıysa ...

Bunlar rüzgara göre davranış gösteren zavallı birer deşiricidir gerçekte .
Efendim , bir evliya varmış , bir yumurta bir ekmeğe talim edermiş , sonra bir gün nefsine dayanamamış , o bir dilim ekmeği ve yumurtayı yemiş , sonra da demiş ki ...

Şimdi kısa bir ara veriyor , kumar reklamına geçiyoruz efendim .

Bilyoner oynayın , bilyoner...

Bilyonerle kazancınızı üçe katlayın !

Bilyoner gibisi vallahi de yok billahi de !

Ekmek musaf çarpsın ki .

Bilyoner ...


NOT : İşbu yazı 28 Şubat hezeyanı ile dolup taşan yazarların , hepsi birden sanki sözbirliği etmişçesine bu konudan bahsettikleri bir tarihte yazılmıştır .

Gel gör ki o esnada dini bütün bu gazete yazarlarının gazete ve internet siteleri kumar sitelerinin reklamından geçilmiyordu . Makalenin son cümlelerinde bu tezat duruma işaret edilmiştir .

Aydınus