Aydınus
10-07-2008, 23:24
NE KIRIĞI KÜSTÜR NE DE KAPIDAN BASTIR
Orta Anadolu yöresinden olanlar genelde '' kırık '' kelimesinin ne manaya geldiğini bilirler de belki diğer yöre insanımız bilemeyebilir , o sebeple makaleye geçmeden önce başlıkta geçen bu kelimeyi açıklamakta yarar görüyorum .
Orta Anadolu yöresi muhafazakar yörelerimizdendir ve bu yörede henüz evlenmemiş bir bayanla bir erkeğin bir arada görülmesi hoş karşılanmaz . Eğer yine de görülürlerse , şundan bundan geldik geçtik , en başta başkalarının namusunun bekçiliğini yapma görevini gönüllü olarak üzerine alan pek bir işgüzar ve de namus bekçisi konu komşular ossaat yaygarayı koparırlar . Zira bu konu hayat memat , hatta vatan millet meselesi olduğu için iki düğün bir bayramda da yedi cihana ilan ederler , öyle ki tellal tutmaya bile gerek kalmaz :
- Falanca kırık tutmuş , duydunuz mu milleeet ; filanca yerde de kırığıyla elele tutuşurken görülmüşler .
Bu bağlamda kırık , özellikle de bayanları kasteden bir kelime olup ( çünkü bu zihniyettekilerine göre , erkeğin namusu olmaz , sadece kadının namusu olur ) bayanın çoğunlukla da gizliden gizliye flört ettiği dostuna denilir .
'' Ne kırığı küstüreceksin ne de kapıdan bastıracaksın '' sözü de buradan gelir .
Neyse , konumuz da zaten bu durumu irdelemek değildir .
Konumuz Avrupa Birliği ve katılmak için can attığımız , ama damdan kovulduğumuz halde hala daha bir de yüzsüz yüzsüz bacadan girmeye çalıştığımız , ama AB büyüklerinin de almamak için dir dir direndiği ve en az bizim yüzsüzlüğümüz oranında sürekli ipe un sererek uzatıp da uzatttığı Avrupa Birliği sürecimiz .
Bilindiği üzere eski adı AET ( Avrupa Ekonomik Topluluğu ) olan , daha sonra AT ve en sonunda da AB'ye dönüşen bu birliğe ilk ne zaman başvurmuşuz biliyor musunuz ?
31 Temmuz 1959'da ...
Birinci ve ilk Mali protokolün imzalanması ise 12 Eylül 1963'te olmuş .
İlk başvurudan bugüne kadar süren bu süreç hesaba tutulduğunda aradan neredeyse yarım asır geçmiş .
27 Nisan 1987'de ise tam üyelik başvurusu yapılmış .
Uzun uzun bu süreci anlatmaya kalkıp da makaleyi bunlarla doldurmak istemem . Neticede , daha düne kadar SSCB'nin peyki olan komünist eskisi ülkeler birer birer Avrupa Birliği bünyesine katılırken , hatta ve hatta Avrupa'nın en kıytırık ülkelerinden biri olan Bulgaristan bile AB'ye tam üye olmuşken, Türkiye hala daha dış kapıda bekletiliyor ve ne zamana kadar bekletileceği de meçhul .
Benim gibi karamsarlara kalırsa en geç 2181 yılında , işin artık gırgırını yapan bazılarına göre çıkmaz ayın çarşambasına gireceğimiz kesin , fakat bizim necip Türk matbuatındaki AB uzmanı bazı yazarlarımıza göre ise ha girdik ha giriyoruz .
Kalemleri dert görmesin ve Allah bizleri iyimserliklerinden mahrum bırakmasın ; zira onlara göre , yüzdük yüzdük de kuyruğuna getirdik , çok az kaldı AB'ye girmemize .
Bu , AB uzmanı yazarlarımızın on yıl önceki yazılarına bakınız , yine aynı lakırtı ; ha girdik ha giriyoruz , o halde ha gayret , çekin uşaklar çekin !..
Bırakalım bizim hayalperest Aliceler harikalar diyarında daha on yıllarca yaşamaya devam etsinler de yaşadığımız şu katı gerçeklere bir dönelim :
AB'nin şımarıklarından Yunanistan'a göre AB'nin yolu Kıbrıs' tan geçiyor .
Nasıl mı geçiyor ?
- Çekin askerinizi Kıbrıs'tan ...
- Verin bize şu verimli bölgeleri ...
- Denktaş'ı dışlayın , hatta vatana ihanetten yargılayın ...
- Hazır eliniz değmişken bize de şu kadar milyar dolar tazminat verin , zira 1974 Kıbrıs çıkarmasında az Rum öldürmediniz katil Türkler ...
- Ege'yi bize bırakın ; hava , kara ve su sahalarını da ...
- Bütün bunları yaparsanız , eh belki o zaman bir düşünürüz , sizin hatırınızı her zaman saymışızdır bilirsiniz ...
Sağolsun varolsunlar , apAK Partimiz de bunları gerçekleştirmek için var gücüyle çalışıyor , iyi mi !
Daha önceleri yarım ağız ve diplomatik bir dille konuşan AB yetkilileri , değerli devlet büyüğüm Tayyip Bey'den cesaret almış olsalar gerek , artık açıkça şunları söylüyorlar :
- Şu şu kanunları çıkarın , hem de derhal , medeniyetsizler sizi ...
- Faşist polisinizin elini kolunu bağlayın , ossaat ...
- Askerin canına okuyun , pis cuntacılar ...
- Kürtlere özerklik verin , hatta mümkünü varsa garipler kendi devletlerini de kurabilsinler , Kürt çocukları da şeker yiyebilsin , hem ne güzel böylece Türkiye bir komşuya daha sahip olur , fena mı ...
- Ülkede Atatürkçü düşünceyi yok edin , barbar Kemalistler ...
- İstanbul'da Ortodoks devleti kurdurun , pis yobaz Türkler ...
- Hazır eliniz değmişken şu Ermenistan soykırımını da tanıyın katil Türkler , bak biz tanıyoruz ve her tarafta anıt açıyoruz , var mı bir diyeceğiniz ? Yahu sizin koca yazarınız Orhan Pamuk bile böyle söylemiyor mu ? Ayrıca siz Türkler çok zenginsiniz , Ermenilere derhal 200 milyar dolar tazminat ödeyiniz , plis yani ...
- Boğazları bize verin , oldu olacak Dicle ve Fırat'ı da AB yönetsin , siz ne anlarsınız yönetim işinden rüşvetçi Türkler ...
***
Daha neler neler de , makale bunlarla dolacak ve asıl yazmak istediklerimi yazamayacağım .
Bunları birer birer gerçekleştirirsek , ki çok kıymetli hükümetimiz de bu konuda zaten elinden gelen çabayı gösteriyor , eh o zaman , gerçi almaya yine almazlar ama belki bir düşünürler , yoksa bizim gül hatırımızı mı kıracaklar benim alt ve de üst kimlikli Türkiyeli kardeşlerim .
Türkiye'nin AB'ye üyelik konusu aslında Avrupa'da da çok konuşulur ve basınlarında bazen oldukça geniş yer verilir .
Genel kanaat , Türkiye'nin AB'ye alınmaması yönündedir .
Vatandaş bazında Türkiye denilince adamların zaten ödü yarılıyor , hatta Avrupa vatandaşları arasında hayli espirisi bile yapılır :
- Efendim , bunlardan bizde çok var , ben Türklere tokum , rica ederim ben almayayım .
Koca Avrupa'da bir tek Avusturya sosyal demokrat parti lideri Alfred Gusenbauer delikanlı çıktı ve aynen şöyle dedi :
- Biz Türkiye'yi AB'ye almaya zaten almayacağız , ki Türkiye'nin tam üyeliğine sadece halklarımız değil , politikacılarımız da karşı ; niye dürüst davranıp da bunu Türkiye'ye açıkça iletmiyor , ''bugün git - yarın gel'' türünden tam bir ikiyüzlü politika uyguluyoruz ve Türkleri bilinçli bir şekilde yanlış yönlendiriyoruz . Bence bunu dürüstçe Türklere söylemek gerek .
Anlayacağınız , vicdanının sesini dinleyen Gusenbauer açıkça demek istiyor ki , Türkiye'nin bir taraftan ağzına bal çalıp sonra da ipe un sermek veyahut da ''ne kırığı küstüreceksin ne de kapıdan bastıracaksın politikası'' yapmak çirkin ve yanlıştır .
Ama sen gel de bunu , manda zihniyetli ve de hababam debabam AB sayıklayıp duran Bab-ı Ali'nin nar tanesi nur tanesi sözde yazarlarına anlat !
Köpeksiz köy bulmuş gibi ülkemizde cirit atan ve sanki Türkiye bir sömürge ülkesiymiş gibi her şeye burnunu sokan , hatta öyle ki bazen diplomatik dili bile bir kenara bırakarak neredeyse bir ''Siz Türkler adam olmazsınız '' türünden hodbin ve küstahça açıklamalar yapan AB komiserlerinin tutumları da mı ibret değildir bunlara ?
Ama bunlara ne diyebilirsin ki , koca gençliklerini komünizm de komünizm diye çürüttüler , tutundukları dal da haliyle ellerinde kaldı . Şimdi de millete AB masalları okuyorlar ; uyusun da büyüsün ninni , tıpış tıpış yürüsün ninni...
Ne Türk politikacılarının ne de pek muhterem bu yazarların , şu AB tam üyeliğinin ''ülkemiz ve insanları açısından getirisi şudur , götürüsü de şu '' diye daha ağızlarından bir gün de olsa şöyle ipe sapa gelir bir açıklama yaptıklarını duydunuz mu ?
Kendilerini bildi bileli AB de AB der dururlar da , AB'ye bağlı Avrupa ülkelerinin üyeliğimiz konusunda ne düşündüklerini bile Türk halkına dürüstçe açıklarlar mı ?
Madem onlar yapmıyor , müsaadenizle ben yapayım :
İşte , fazla detaya inmeden , genel hatlarıyla bizim hakkımızdaki düşünceleri :
Türkiye'nin güya üyeliğini isteyen , ama beri taraftan da ''ne kırığı küstüreceksin ne de kapıdan bastıracaksın '' politikası uyguluyanların gerekçeleri :
1 - Avrupa Birliği bir değerler bütünüdür , argümanları arasında dinsel inançlar yoktur . Çoğunluğunu müslümanların teşkil ettiği bir Türkiye , din ve devlet işlerini birbirinden çoktan ayırmıştır . Önemli olan 2002'de alınan Kopenhag kriterleridir .
2 -Türkiye , Avrupa ve Akdeniz bölgesi arasında çok önemli bir köprü vazifesi görebilir . Ayrıca demokratik bir Türkiye , Batılı değerlerin diğer İslam ülkelerinde yayılmasına fevkalede katkıda bulunabilir .
3-Katılım süreci Türkiye'nin sadece kalıcı demokratikleşmesini gerçekleştirmesine değil , ayrıca Kıbrıs sorununun da çözümüne katkıda bulunacaktır.
4-Bir Nato ülkesi olarak Türkiye , jeo-stratejik olarak da bu bölgede bir istikrarı sağlamaktadır . Türkiye'nin üyeliği ile AB , güvenliğini de büyük ölçüde sağlamış olacaktır , zira İslamcı terör dalga dalga yayılmaktadır .
Türkiye'nin üyeliğine şiddetle karşı çıkan ve açıkça istemeyenlerin gerekçeleri :
1 - Türkiye ne coğrafi ne de kültürel olarak Avrupa'ya ait değildir . Eğer Türkiye AB'ye alınrsa AB'nin sınırları Doğu'nun bu en huzursuz bölgesine kadar dayanacaktır . Bir taraftan Batılı hıristiyan düşünce ve yaşam biçimi , diğer taraftan ise İslami anlayış ve kültürü asla birbiri ile uyum içerisinde bir arada yaşamayacaktır.
2- Son katılımlarla AB'nin ne olacağı zaten belli değildir . Türkiye gibi hayli etkili ve büyük bir ülke , AB'de yeni yasaların çıkarılmasının önünü tıkayacaktır .
3- Ekonomisini az biraz düzeltmesine rağmen Türkiye , AB'ye aday diğer ülkelerle kıyaslandığında oldukça geridir . Ülkedeki insanların üçte biri hala daha tarım alanında çalışmaktadır . Türkiye'nin tarım alanındaki yatırımlarını desteklemek , AB'ye milyarlarca Avroya mal olacaktır .
4- Türkiye'deki işsizlerin Avrupa ülkelerine yapacağı göç dalgası asla önlenemeyecektir . Haliyle bu durum da Avrupa'daki iş pazarını zora sokacak ve entegrasyonu güçleştirecektir .
5- Ülkede yapılan bütün reformlara rağmen hala daha adalet sisteminde , insan hakları , azınlıklar , düşünce özgürlüğü , kadın hakları ve dinsel inançların yerine getirilmesi konularında oldukça eksiklikler vardır .
Aydınus
Orta Anadolu yöresinden olanlar genelde '' kırık '' kelimesinin ne manaya geldiğini bilirler de belki diğer yöre insanımız bilemeyebilir , o sebeple makaleye geçmeden önce başlıkta geçen bu kelimeyi açıklamakta yarar görüyorum .
Orta Anadolu yöresi muhafazakar yörelerimizdendir ve bu yörede henüz evlenmemiş bir bayanla bir erkeğin bir arada görülmesi hoş karşılanmaz . Eğer yine de görülürlerse , şundan bundan geldik geçtik , en başta başkalarının namusunun bekçiliğini yapma görevini gönüllü olarak üzerine alan pek bir işgüzar ve de namus bekçisi konu komşular ossaat yaygarayı koparırlar . Zira bu konu hayat memat , hatta vatan millet meselesi olduğu için iki düğün bir bayramda da yedi cihana ilan ederler , öyle ki tellal tutmaya bile gerek kalmaz :
- Falanca kırık tutmuş , duydunuz mu milleeet ; filanca yerde de kırığıyla elele tutuşurken görülmüşler .
Bu bağlamda kırık , özellikle de bayanları kasteden bir kelime olup ( çünkü bu zihniyettekilerine göre , erkeğin namusu olmaz , sadece kadının namusu olur ) bayanın çoğunlukla da gizliden gizliye flört ettiği dostuna denilir .
'' Ne kırığı küstüreceksin ne de kapıdan bastıracaksın '' sözü de buradan gelir .
Neyse , konumuz da zaten bu durumu irdelemek değildir .
Konumuz Avrupa Birliği ve katılmak için can attığımız , ama damdan kovulduğumuz halde hala daha bir de yüzsüz yüzsüz bacadan girmeye çalıştığımız , ama AB büyüklerinin de almamak için dir dir direndiği ve en az bizim yüzsüzlüğümüz oranında sürekli ipe un sererek uzatıp da uzatttığı Avrupa Birliği sürecimiz .
Bilindiği üzere eski adı AET ( Avrupa Ekonomik Topluluğu ) olan , daha sonra AT ve en sonunda da AB'ye dönüşen bu birliğe ilk ne zaman başvurmuşuz biliyor musunuz ?
31 Temmuz 1959'da ...
Birinci ve ilk Mali protokolün imzalanması ise 12 Eylül 1963'te olmuş .
İlk başvurudan bugüne kadar süren bu süreç hesaba tutulduğunda aradan neredeyse yarım asır geçmiş .
27 Nisan 1987'de ise tam üyelik başvurusu yapılmış .
Uzun uzun bu süreci anlatmaya kalkıp da makaleyi bunlarla doldurmak istemem . Neticede , daha düne kadar SSCB'nin peyki olan komünist eskisi ülkeler birer birer Avrupa Birliği bünyesine katılırken , hatta ve hatta Avrupa'nın en kıytırık ülkelerinden biri olan Bulgaristan bile AB'ye tam üye olmuşken, Türkiye hala daha dış kapıda bekletiliyor ve ne zamana kadar bekletileceği de meçhul .
Benim gibi karamsarlara kalırsa en geç 2181 yılında , işin artık gırgırını yapan bazılarına göre çıkmaz ayın çarşambasına gireceğimiz kesin , fakat bizim necip Türk matbuatındaki AB uzmanı bazı yazarlarımıza göre ise ha girdik ha giriyoruz .
Kalemleri dert görmesin ve Allah bizleri iyimserliklerinden mahrum bırakmasın ; zira onlara göre , yüzdük yüzdük de kuyruğuna getirdik , çok az kaldı AB'ye girmemize .
Bu , AB uzmanı yazarlarımızın on yıl önceki yazılarına bakınız , yine aynı lakırtı ; ha girdik ha giriyoruz , o halde ha gayret , çekin uşaklar çekin !..
Bırakalım bizim hayalperest Aliceler harikalar diyarında daha on yıllarca yaşamaya devam etsinler de yaşadığımız şu katı gerçeklere bir dönelim :
AB'nin şımarıklarından Yunanistan'a göre AB'nin yolu Kıbrıs' tan geçiyor .
Nasıl mı geçiyor ?
- Çekin askerinizi Kıbrıs'tan ...
- Verin bize şu verimli bölgeleri ...
- Denktaş'ı dışlayın , hatta vatana ihanetten yargılayın ...
- Hazır eliniz değmişken bize de şu kadar milyar dolar tazminat verin , zira 1974 Kıbrıs çıkarmasında az Rum öldürmediniz katil Türkler ...
- Ege'yi bize bırakın ; hava , kara ve su sahalarını da ...
- Bütün bunları yaparsanız , eh belki o zaman bir düşünürüz , sizin hatırınızı her zaman saymışızdır bilirsiniz ...
Sağolsun varolsunlar , apAK Partimiz de bunları gerçekleştirmek için var gücüyle çalışıyor , iyi mi !
Daha önceleri yarım ağız ve diplomatik bir dille konuşan AB yetkilileri , değerli devlet büyüğüm Tayyip Bey'den cesaret almış olsalar gerek , artık açıkça şunları söylüyorlar :
- Şu şu kanunları çıkarın , hem de derhal , medeniyetsizler sizi ...
- Faşist polisinizin elini kolunu bağlayın , ossaat ...
- Askerin canına okuyun , pis cuntacılar ...
- Kürtlere özerklik verin , hatta mümkünü varsa garipler kendi devletlerini de kurabilsinler , Kürt çocukları da şeker yiyebilsin , hem ne güzel böylece Türkiye bir komşuya daha sahip olur , fena mı ...
- Ülkede Atatürkçü düşünceyi yok edin , barbar Kemalistler ...
- İstanbul'da Ortodoks devleti kurdurun , pis yobaz Türkler ...
- Hazır eliniz değmişken şu Ermenistan soykırımını da tanıyın katil Türkler , bak biz tanıyoruz ve her tarafta anıt açıyoruz , var mı bir diyeceğiniz ? Yahu sizin koca yazarınız Orhan Pamuk bile böyle söylemiyor mu ? Ayrıca siz Türkler çok zenginsiniz , Ermenilere derhal 200 milyar dolar tazminat ödeyiniz , plis yani ...
- Boğazları bize verin , oldu olacak Dicle ve Fırat'ı da AB yönetsin , siz ne anlarsınız yönetim işinden rüşvetçi Türkler ...
***
Daha neler neler de , makale bunlarla dolacak ve asıl yazmak istediklerimi yazamayacağım .
Bunları birer birer gerçekleştirirsek , ki çok kıymetli hükümetimiz de bu konuda zaten elinden gelen çabayı gösteriyor , eh o zaman , gerçi almaya yine almazlar ama belki bir düşünürler , yoksa bizim gül hatırımızı mı kıracaklar benim alt ve de üst kimlikli Türkiyeli kardeşlerim .
Türkiye'nin AB'ye üyelik konusu aslında Avrupa'da da çok konuşulur ve basınlarında bazen oldukça geniş yer verilir .
Genel kanaat , Türkiye'nin AB'ye alınmaması yönündedir .
Vatandaş bazında Türkiye denilince adamların zaten ödü yarılıyor , hatta Avrupa vatandaşları arasında hayli espirisi bile yapılır :
- Efendim , bunlardan bizde çok var , ben Türklere tokum , rica ederim ben almayayım .
Koca Avrupa'da bir tek Avusturya sosyal demokrat parti lideri Alfred Gusenbauer delikanlı çıktı ve aynen şöyle dedi :
- Biz Türkiye'yi AB'ye almaya zaten almayacağız , ki Türkiye'nin tam üyeliğine sadece halklarımız değil , politikacılarımız da karşı ; niye dürüst davranıp da bunu Türkiye'ye açıkça iletmiyor , ''bugün git - yarın gel'' türünden tam bir ikiyüzlü politika uyguluyoruz ve Türkleri bilinçli bir şekilde yanlış yönlendiriyoruz . Bence bunu dürüstçe Türklere söylemek gerek .
Anlayacağınız , vicdanının sesini dinleyen Gusenbauer açıkça demek istiyor ki , Türkiye'nin bir taraftan ağzına bal çalıp sonra da ipe un sermek veyahut da ''ne kırığı küstüreceksin ne de kapıdan bastıracaksın politikası'' yapmak çirkin ve yanlıştır .
Ama sen gel de bunu , manda zihniyetli ve de hababam debabam AB sayıklayıp duran Bab-ı Ali'nin nar tanesi nur tanesi sözde yazarlarına anlat !
Köpeksiz köy bulmuş gibi ülkemizde cirit atan ve sanki Türkiye bir sömürge ülkesiymiş gibi her şeye burnunu sokan , hatta öyle ki bazen diplomatik dili bile bir kenara bırakarak neredeyse bir ''Siz Türkler adam olmazsınız '' türünden hodbin ve küstahça açıklamalar yapan AB komiserlerinin tutumları da mı ibret değildir bunlara ?
Ama bunlara ne diyebilirsin ki , koca gençliklerini komünizm de komünizm diye çürüttüler , tutundukları dal da haliyle ellerinde kaldı . Şimdi de millete AB masalları okuyorlar ; uyusun da büyüsün ninni , tıpış tıpış yürüsün ninni...
Ne Türk politikacılarının ne de pek muhterem bu yazarların , şu AB tam üyeliğinin ''ülkemiz ve insanları açısından getirisi şudur , götürüsü de şu '' diye daha ağızlarından bir gün de olsa şöyle ipe sapa gelir bir açıklama yaptıklarını duydunuz mu ?
Kendilerini bildi bileli AB de AB der dururlar da , AB'ye bağlı Avrupa ülkelerinin üyeliğimiz konusunda ne düşündüklerini bile Türk halkına dürüstçe açıklarlar mı ?
Madem onlar yapmıyor , müsaadenizle ben yapayım :
İşte , fazla detaya inmeden , genel hatlarıyla bizim hakkımızdaki düşünceleri :
Türkiye'nin güya üyeliğini isteyen , ama beri taraftan da ''ne kırığı küstüreceksin ne de kapıdan bastıracaksın '' politikası uyguluyanların gerekçeleri :
1 - Avrupa Birliği bir değerler bütünüdür , argümanları arasında dinsel inançlar yoktur . Çoğunluğunu müslümanların teşkil ettiği bir Türkiye , din ve devlet işlerini birbirinden çoktan ayırmıştır . Önemli olan 2002'de alınan Kopenhag kriterleridir .
2 -Türkiye , Avrupa ve Akdeniz bölgesi arasında çok önemli bir köprü vazifesi görebilir . Ayrıca demokratik bir Türkiye , Batılı değerlerin diğer İslam ülkelerinde yayılmasına fevkalede katkıda bulunabilir .
3-Katılım süreci Türkiye'nin sadece kalıcı demokratikleşmesini gerçekleştirmesine değil , ayrıca Kıbrıs sorununun da çözümüne katkıda bulunacaktır.
4-Bir Nato ülkesi olarak Türkiye , jeo-stratejik olarak da bu bölgede bir istikrarı sağlamaktadır . Türkiye'nin üyeliği ile AB , güvenliğini de büyük ölçüde sağlamış olacaktır , zira İslamcı terör dalga dalga yayılmaktadır .
Türkiye'nin üyeliğine şiddetle karşı çıkan ve açıkça istemeyenlerin gerekçeleri :
1 - Türkiye ne coğrafi ne de kültürel olarak Avrupa'ya ait değildir . Eğer Türkiye AB'ye alınrsa AB'nin sınırları Doğu'nun bu en huzursuz bölgesine kadar dayanacaktır . Bir taraftan Batılı hıristiyan düşünce ve yaşam biçimi , diğer taraftan ise İslami anlayış ve kültürü asla birbiri ile uyum içerisinde bir arada yaşamayacaktır.
2- Son katılımlarla AB'nin ne olacağı zaten belli değildir . Türkiye gibi hayli etkili ve büyük bir ülke , AB'de yeni yasaların çıkarılmasının önünü tıkayacaktır .
3- Ekonomisini az biraz düzeltmesine rağmen Türkiye , AB'ye aday diğer ülkelerle kıyaslandığında oldukça geridir . Ülkedeki insanların üçte biri hala daha tarım alanında çalışmaktadır . Türkiye'nin tarım alanındaki yatırımlarını desteklemek , AB'ye milyarlarca Avroya mal olacaktır .
4- Türkiye'deki işsizlerin Avrupa ülkelerine yapacağı göç dalgası asla önlenemeyecektir . Haliyle bu durum da Avrupa'daki iş pazarını zora sokacak ve entegrasyonu güçleştirecektir .
5- Ülkede yapılan bütün reformlara rağmen hala daha adalet sisteminde , insan hakları , azınlıklar , düşünce özgürlüğü , kadın hakları ve dinsel inançların yerine getirilmesi konularında oldukça eksiklikler vardır .
Aydınus