Orijinalini görmek için tıklayınız : Ergenekon'un Okültik Numaralandırılması
Çeşitli gazete, televizyon ve haber sitelerinde yer alan şu haber başlıkları ve rakamlar dikkatimi çekti:
Lütfen rakamlara dikkat edelim:
Gözaltındaki 3 kişi tutuklanma istemiyle savcılığa sevk edildi ...
Ergenekon zanlısı 3 kişi aranıyor haberi | Haber Aktüel - Son ...
SABAH - Ocak 2008, Çarşamba - Ergenekon üçüncü dalgayla çökertildi
» ERGENEKON SORUŞTURMASI…SAĞLIK KONTROLÜNDEN GEÇİRİLEN 7 KİŞİ ...
Ergenekon Operasyonu'nda Ankara'da GÖzaltina Alinan 7 KİŞİ ...
Kod Adı: 7'de 7 ! Sabah saat 7'de 7 kişi.. / HABER 3 (ve aynı zamanda yılın 7. ayında)
7 ilde yapılan operasyonlarla ilgili açıklama
HABER: Ergenekon'un Adını 11 Yıl Önce Koymuşlar haberi
ERGENEKON VAKASI... Serbest bırakılan 11 kişinin TEKRAR YAKALANMASI isteniyordu;
HABER: İki Gün Önce Gözaltına Alınan 11 Kişi Adliyeye Sevk Edildi ...
Ergenekon 13 aydır iddianemeyi bekliyor! İddianame ne zaman ...
Ergenekon davasına 13. Ağır Ceza bakacak / Güncel / Milliyet İnternet
HABER: Ergenekon'da 13 Zanlı F Tipine Gönderilecek haberi
Ergenekon kapsamında 13 aydır tutuklu bulunan Asuman Özdemir’e ...
Ergenekon'da 21 kişi sağlık kontrolünden geçti haberi - Siyaset ...
Bianet :: "Ergenekon"da 21 Gözaltı, Üç Kişi Aranıyor
'Ergenekon' Yapılanmasına 33 Kişilik Gözaltı
Ergenekon Soruşturmasında Tutuklu Sayısı 39'a Ulaştı | Asayiş ...
CNN TÜRK.com - Haberler - 'Ergenekon'da tutuklu sayısı 39'a ...
07:39 Ergenekon orduevine sıçradı! - SANALHABER.NET
1 Mayıs 77, Ergenekon ve AKP (stargazetesi.com)
Bu kadar yeter sanırım, ama çoğaltmak da mümküm.
3, 7, 11, 13 ve 3*7=21, 3*11=33, 3*13=39, 7*11=77
Bu rakamlar sizlere birşeyler çağrıştırıyor mu? Çağrıştırmıyorsa, buyrun David İcke'ın "Occultic Numerology" adlı araştırma yazısını okumanızı öneririm:
http://www.scribd.com/doc/903679/David-Icke-Occultic-Numerology?page=1
Ve aynı rakamların bolluğu dünyadaki birçok önemli olayın içeriğinde de geçiyor. Ve daha başka birçok yerde... Bu rakamlar masonların ve onların bağlı olduğu diğer küreselleşmeci, tekelleşmeci, şirketleşmeci şebekelerin faaliyetlerini gösteriyor.Yani, küresel kraliyetin, İlluminatinin, CFR-Bilderberg-Üçlü Kurulun, Yuvarlak masanın, AB-ABD gibi dev küresel kuklaların, Süper Natonun, Emperyalizmin, Kapitalizmin...
Ve ergenekon meselesini yumurtlayıp tezgahlayanlar kim? Bu haberleri yazanlar kim? Kimler ve neler var bu işin içinde? Basın-medya, polis teşkilatı, hukuk. Değil mi, kendimizi kandırmayalım.
Ve devlet hakkında birazcık bilgimiz varsa, masonların daha çok nerelerde bulunduklarını yaşadıklarını biliriz? Basın-medya, hukuk...(Polis teşkilatını Fetoşculara verdiler malum. Fetoşcular nereyle bağlantılı? Cevap: CFR. Bilderberg. Peki masonların kökleri nerde? Cevap: CFR, Bilderberg. E, dolayısıyla kökleri bir. )
Ve masonların tarihteki en büyük rolleri neler? Onları daha çok hangi rolleri ile tanırız? Cevap: devletler kurup, devletler yıkarlar.(Ve tabi daha başka birçok faaliyetleri mevcut tabii) Yalan mı, ilk aklımıza gelen budur.
Ve Türkiyeyi parçalara ayırıp eyaletlere bölmek isteyen kim, hak ve özgürlükleri şirketlere devretmek isteyenler kim, insanları şirketlerin köleleri yapmak ve günümüzde küreselleşme projesi altında devletleri yok etmek isteyen kim? Cevap: Az önce saydığımız Küresel Şebekeler, Dünya Patronları.
AB ve ABD, AKP'ye açılan kapatma davası ile neyi vurgulamaya çalışıyor, neyi bilinçlerimize kazımaya çalışıyor? Yargının haksızlığını, yargının çöküşünü, yargının güvensizliğini...
Peki Ergenekon ile karalanmak istenen kurum ne?Cevap: TSK, yani devleti ayakta tutan bir kurum.
Yani devletin organları gözden düşürülmeye çalışılıyor. Halkın ve dünyanın kafasında sinsice bunlar oturtulmaya çalışılıyor. Kim yapıyor bunu? Masonlar ve aynı köke sahip güçler. (Kök burada, mason sınıfa egemen, onları da yöneten, daha üst sınıf, küresel zengin tabakadır.)
Peki hükümet ve cuhmurbaşkanlığı kimin elinde? Direk küresel güçlerin elinde.
Peki ülkenin toprağı kaldı mı? E, topraklar da satıldı. Fabrikalar ve devletin kurumları da özelleştirildi.
Basın ve medya aracılığıyla insanlara Amerikan-İngiliz kültürü aşınlanmaya çalışılıyor. Hip-Hop kültürü, alışveriş merkezi kültürü, ingilizce özenticiliği... Nerdeyse bu yolda evrim tamamlanıyor.
Üniversitelerin en iyileri ve çoğunluğu yabancı dilde eğitim yapıyor.
Yani herşey işlevsel olarak değişmiş, bitmiş, sadece bir kıvılcım çakılması ve değişikliklerin resmen ilan edilmesi kalmış.
Bir ekleme daha: Süleyman HArun Yahya'nın iddia ettiğinin tam tersine, kimlerin mason olduğu, hangi tarafın mason olduğu, kökünün neresi olduğu ortaya çıkıyor.
David İcke ne demişti: “Hiç bir şey olduğu gibi olmayacak, çünkü her şey olmadığı gibi olacak. Ve tam tersine; olan şey, olmadığı gibi olandır. Ve olmadığı gibi olan da, olacak olandır. Anladınız mı? Alice Harikalar Diyarında!”
meaculpa
21-07-2008, 03:49
Sevgili Serdar ;
Bu yazıyı okuyunca aklıma çelakıl geldi :)
Yahu ne olur biraz anlamlandıralım bunları. Vermiş oldugun haberle, sayılar, tarıhler, gazetler ve kişi sayıları milyonlarca parametreye baglı hesaplar, artı nerden nereyı ne amacla carptın da bunları cıkardın bu sistemi yarattın anayamadım , anlasam yine anlamsız gelirdi. Yani bu numaralandırma işi hiç mantıklı değil bence.
İkinci olarak da ergenekon davasının masonlara baglanması da cok anlamsız. Artık kafamıza tas düşse, aha masonlar yaptı der duruma geldik ki kim bu masonlar... Bence abartıldıkca abartıldı bu teşkilatlanma. Hiç de bahsedildikleri kadar gizemli, gizil güçleri ve yaptırımları yok. Her yaptıkları alel ortada, sitelerinde toplantı sunumlarından tutunda baglı olan üylerin mahfilliklerine kadar her şey ayan beyan. Bence masonları yada bir başka teşkilatı suçlu ilan etmeden evvel kendi içimizdeki karmaşayı anlayabilmeliyiz. Bu karmaşayı başkalarının üzerine yıkmadan evvel igneyi kendimize batırabilmeliyiz. İşte o zaman çuvaldızı düşünmek anlamlı olur.
Biliyorum çok komik, ama malesef gerçeklik payı çok büyük bence. Yazıda verdiğim bağlantıdan(linkten) David İcke'ın diğer birçok tespitlerine göz atmanı tavsiye ederim. O zaman umarım anlayacaksındır.
Diğer yandan, evet her suçu masonların üstüne atmak da doğru değil. Fakat günümüzde karşı karşıya olduğumuz güçler aynı köke, temele sahip güçler ve ortak bir plana sahip bulunmaktadırlar.
Mesela masonlara artık eskisi kadar yetkili bir görev verilmiyor. Ama hala dikkate alınamayacak bir kurum olarak görememekteyiz. Bugün mesela Polis teşkilatında dini cemaatten gelen insanlara yer veriliyor. Yavaş yavaş masonların etki alanları daraltılıyor. Peki kim yapıyor bunu? Küresel organizatörler. Belki Türkiyeyi bir din-irtica memleketi haline getirmekle alakalı olabilir bu değişiklik. Veya masonların bir asırdır epey foyasının meydana çıkmış olması da rol oynuyor olabilir. Ama hala masonluk dikkate alınabilecek bir kurum. Tamam, alt derecedeki masonların pek birşeyden haberleri yoktur. Üst derecedekiler hala birtakım işlevler yerine getiriyorlar.
Bağlı oldukları küresel güçler ve aynı temel plana hizmet eden diğer dernek, örgüt ve şebekeler ile gizli bir iletişim dili kullandıklarını yadsıyamayız. Bunu anlayabilmek için dünyadaki diğer olay ve gelişmeleri de dikkate almalıyız. O zaman bunu gülünecek birşey veya komplo teorisi olmadığını anlarız. Bunların yanına ezoterik simgeleri de eklemek gerekir.
Masonların yakın tarihteki rollerine baktığımız zaman, nasıl hukuk, tıp, şirketler ve devlet içerisinde etkili ve keskin roller oynadığını görürüz. Birçok devletin kuruluşunda ve yıkılışında keskin roller almışlardır. O ülkelerin kaynaklarını ulus ötesi şirketlere devretmekte üstün roller oynamışlardır. Ve bizim ülkemizinde sonunun yaklaşmakta, parçalanmakta olduğunu görebilmekteyiz. Son 10 yıldır da devletin yerine getirmekle yükümle olduğu görevlerin yavaş yavaş, sinsi sinsi ulus ötesi şirketlere devredilmekte olduğunu görüyoruz.
Tarihteki benzer olaylara baktığında şu 7. ayın , saat 7'inde 7 kişinin tukuklanması ve gazetelerin de bunu kabak gibi manşet yapmaları hiç de normal birşey değil bence.
Bu ergenekon meselesi ta başından beri kabak gibi masonluk kokuyordu zaten.
Masonluk derken de, bağlı bulunduğu küresel güçleri ve onların yönettiği diğer diğer kurum, dernek ve örgütleri aklımızda canlandırmakta, anlamakta fayda var.
Aslında herşey 777 777 yıl önce başladı. Bilinmeyen kaynaklardan dünyaya gelen toplam kutsal kitapların tümündeki sembol ve işaret sayısını pi sayısıyla çarpıp 3 e bölüp virgülün solunda kalan rakamların toplamını sağında kalan rakamların toplamından çıkarıp ortaya çıkan sayının 33 üncü kuvvetinin logaritmasını alıp, analitik düzlemdeki koordinatlar açısından fonksiyonel olarak yazdıktan sonra değişkenleri ters çevirip y düzlemine göre türevini alır, kendsine böler sonra karekökünü alıp çıkan fonksiyonu yerkürenin anlık konumunun diferansiyel karşılaştırmalı ay yörüngesine göre integre ederseniz dünyanın çevresinin mısır ölçülerine göre çıkan sayısal değerine bölümünden sonra bu rakamı elde etmekteyiz çünkü.
Böyle de tesadüf olmaz ki? Kesin bilinmeyen birileri planlamıştır değil mi?Kim olabilir? Tabiki uzaylılar. Yanlış duymadınız aslında herşey virnok konsorsiyumuna bağlı c sınıfı intergalaktik koloni tasarımcılarının planıdır. Bu tasarım grubu nosam kolonicileri olarak bilinirmiş. Bu c sınıfı nosam kolonicileri başak üst kümesini yönetmektedir burada olup biten herşeyden onlar sorumludur.Dikkat ettiyseniz nosam mason un tersten yazılışıdır heralde bu ibretlik gerçeği görmezden gelip birtakım duygusuzlar gibi inkara yeltenmeyeceksiniz umarım.
Bunlar ilk işe soyunduklarında insanlarla karşılaşıp duvar ustası kılığına girerek duvar örmüşlerdir hikayeden. Ama bilgi ve yetenekleri öyle üstünmüş ki yaptıkları alelalede duvarı gören insanlar, kolonicilere göre normal bir duvar olan bu yapıta olan hayranlıklarını gizleyememiş ve ustalığını övmeden duramamış. Bu nedenle bu üstün duvarcılık neticesinde insanlar bu şaheser durumu korumak için bir dernek kurmuşlar ki o dernek kapatılamazmış, çünkü uzaylılar korur gözetirmiş.
Rakamlar ortada,hesap ortada. Konsorsiyum kayıtlarına göre her ilkel gezegende kolonicilerin illegal müdahaleleri mevcut. Bunun sebebi ise uzak galaksilerden birindeki Otamar konsorsiyumunun da kolonicilik yapmasıdır. Dolayısıyla virnok konsorsiyumu ile otamar konsorsiyumu arasındaki galaktik mücadele yüzünden ilkel gezegenlerde bilinmeyen birtakım okültik gizemler oluşmaktadır. Hatta bu mücadele bazen öyle bir hal alır ki insanlar taraf değiştirdiklerinin farkına varmazlar o sırada din değiştirdiklerini sanarak. Kayıtlardaki şifreleri çözdüğümde şu dehşet verici sonuçlara ulaştım.
M.Ö. 2150 den önce yani yeryüzünde henüz tek tanrılı dinler gelmeden önce katalog numarası gzyx-5678v olan Dünya gezegeni otamar konsorsiyumuna bağlı d sınıfı kolonicilerin kontrolündeymiş. Otamar ın özelliği tüm bağlı uygarlıkların piramit şekilli olmasıdır. Bugün de dünya antik tarihine baktığımızda çok eski yıllarda heryerde piramit yapıların olduğunu görürüz bu bir tesadüf olamaz tabii ki. Daha sonra virnokların dünyayı denetimmlerine alma çalışmaları 3 aşamada gerçekleşmiş biz bunları 3 ilahi dinin ortaya çıkması olarak bilmekteyiz. Dolayısıylas otamar yapılarına sahip piramit uygarlıkları aniden çökmüş yerine virnok a özgü andropomorfik ya da dairesel yapılar geçmiş. Bunları da roman üslubunda,kilise cami gibi yapılardaki kubbeli mimaride görmekteyiz. Daha sonra virnok konsorsiyumu işaret değiştirip dikdörtgen prizma yapılanma dönemini başlatmıştır o yüzden yeni çağ yapıları hep böyledir.
Neyse kısacası olayın başlangıç tarihi yüzbinlerce yıl öncesinde tamamlanan virnok ve otamar konsorsiyumuna bağlıdır. Söylentilere göre insanları da ilkin başka bir gizli konsorsiyumun gezegene yerleştirildiğinden bahsedilir ancak 1 milyon yıl öncesine kadar bu gizemli oluşumun izlerine galaksimizde rastlanmamakta bu nedenle virnok ve otamar konsorsiyumları bunun endişesiyle hakimiyet alanlarını genişletmeye devam etmektedir :D
Hacım(Chaos), hurafe uydurmak şöyle dursun, saçmalıktan bahsetmek istemiyoruz. Komik geldiğini biz de biliyoruz. Fakat komik gelerek gülebilmen için, dünyadaki bu konuda incelenmiş diğer tarihsel gelişmelere de şöyle bir bakman gerekir.
Bizler burada ezoterik simgelerden, mistik(gizemli) öğelerden bahsediyoruz. Daha açık söylemek gerekirse hiyerarşik dünyanın tepesindeki tabakanın, birtakım zevksel, gizemsel iletişimlerinden bahsediyoruz.
Böyle hahaha, hihihi diyerek geçmek, bilgiçlik taslamak da bir yere kadar senin kendi egonu tatmin edebilir ve hegemonyanı bir miktar sürdürebilir. Kırıcı olmak istemiyorum, öyle bellediysem affola.
Bulunduğun din karşıtı statü gereği, Harun ve takımı, masonlara atıp savuruyor diye, bu, senin onların tersi bir hareketi yapmanı gerektirmez. Doğrular yanlışlarla birlikte iç içe. Günümüz dünyasının en tehlikeli durumu da bu işte. Yiyim onların mason karşıtlığını! Gördük işte tam tersi tarafı mason çıkarttı.
Küresel zengin takımının, mistik, ezoterik havaya bürünme isteklerini, ataerkil düzenin getirdiği altlık-üstlük sıralamasındaki toplumsal evrim cetvelinde, kendilerini ayrıcalıklı insanlar olarak görme arzularına bağlamak gayet mantıklı(ve zekice) olurdu.
Birkaç şey daha ekleyelim bu arada:
AKP'nin kapatılabilmesi için Anayasa Mahkemesinin 11 asil üyesinin en az 7'sinin oyu gerekli.
AKP'nin parti amblemindeki ampulden 7 ışık demeti çıkmakta. Yani bir yerleri ışıklandırmakta, aydınlatmakta. Yukarıdaki bahsettiğim küresel şebeke "illuminate", ışıklandırmak demektir. AKP'nin de kime hizmet ettiği ortada...
Dikkatlerimiz, eğer AKP kapatılırsa, onun yerine kurulacak yeni partinin ambleminde...
meaculpa
25-07-2008, 01:48
Sevgili Serdar;
Görüyorum ki bu konuda iddacısın ve daha fazla diretmenin mantıgı yok bunların safsafata ve paranoyak zihin ürünleri oldugu noktasında.
Ama birşeyi göz ardı edersem emege haksızlık olacak. Hacın ( Chaos ) un kurguladıgı hikaye çok daha eglenceli ve de mistik geldi ;) Hatta biraz üzerinde uğraşsa eminim İcke den daha gerçekçi söylemler çıkarabilir :)
Misal ; nosam kolonicleri = mason kelimesinin tersten okunuşu
Yada dünya ve otomar konsorsiyom.... Piramider yapıdan, andropomorfik ya da dairesel yapılara evrilen yapısal değişim ve mabedlerin yapısal değişimindeki derin gizemin aralanması :D
Hacımın(Chaos)'un hikayesini okuyunca aklıma Frank Herbert'in "Dune"si geldi. Ona bir sorsana, onu okumuş mu?
Böyle saçma savunu da duymamıştım. Dünyanın tepesi altı yok. Bu hiyerarşik bakış açılarıyla o kadar beyni yıkanmış ki milletin illa gizemli güçler olacak. Biraz düşünmeyi becerebilirseniz uygar dünyanın oluşumundaki herşeyin nasıl oluştuğunu göçrürsünüz. Yok neymiş binlerce yıllık okültik gizemler gizli iletişimler varmış da dalga geçince egomu tatmin etmişim. Asıl sen saçma iddialarında pek iddiacı ve aksini kabul edemeyen egoist bir beyne sahipsin gibime geldi tersine serdar bey. Din karşıtlığı statüsü diye birşeyi de kendin kıçından uydurmuşsun aynı şekilde asıl ben senin gizem takıntılı komplo teorisi meraklısı bir hayalperest boş bilgiçlik peşinde koştuğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hacım falan diye de konuşma bu samimiyet nereden gereksiz ve konu dışı şahsi saldırını bu çeşit ucuz samimiyet numaralarıyla geçiştirebileceğini sandıysan yanıldın. Ayrıca saçmalıyorsun paso. Harun yahya saçmalıyor diye pekala onun ve onun gibilerin de saçmaladığını söyleyebilirim böylesi çarpık bir etik anlayışını da benimsemiyorum herkese hakettiği söylenir. Dune u okudum evet. Yayınlanmış en iyi bilimkurgu yapıtıdır ve aynı zamanda kurgu ve edebiyat şaheseridir. Frank Herbert gibi hayatı doğada ve edebiyat dünyasında geçmiş, binbir işe girişmiş, hatta vahşi doğada hayatta kalma dersleri verebilme uzmanlığı olan bir insandan da bu eserin çıkması hiç şaşırtıcı değildir. Ne o yoksa o da birtakım bağlantılara sahip kitabında bazı işaretler olan okültik gelenekten biri mi? Alakası yok. Bunlara inananların hayal dünyası kısır sadece olay bundan ibaret başka da açıklaması yok. Devşirme hayal dünyaları kurup orada yaşıyorlar, ne Dünyanın hakimi ne gizem i her şey meydanda yok bir gizem falan. Çok meraklı olan oturur istediği bağlantıyı kurar dünyada yığınla veri mevcut ilişki kurulabilecek. Anccak fantazi ile gerçeği karıştırıp ego doyurmak maksadıyla gizil bilgiye ulaştığını zannetmek tembel zihinlerin işidir. 7 ışık varmış da AKP illumunatiymiş. İyi o zaman CHP de 6 ok kullanıyor 666 dan esinlenmiş satanist onlar da. Ama kuranda da 6666 ayet var demek ki onu da şeytan yazmıştır. Sayılarla aritmetikle kelimeleri sayıp işaretleri ve sayıları bilmem hangi tarikatın sembolüyle ilişkilendirip dünyanın sırlarına vakıf olacaklar. Ekonomi politik hak getire varsa yoksa hayalet avcılığı. Dalga geçince de egoist oluyoruz oh ne ala herkes herşeyi çözmüş mübarek doğru dürüst tek birşeyi araştırıp okumadan kendisine iletilmiş sözde vahiylerle.
Benim gizemcilikle falan işim olmaz. Burada söz konusu olan gizemciliğe(gizli işaret veya iletişim diline) bürünmüş insanların varlığıdır.
Evet dünyada birçok veri var, ve isteyen istediği bağlantıyı kurar, veya istediği kişilerin kafasını karıştırır. Benim kastettiğim ise ruhsal gizemcilik değil, burada gizli işaret veya anlaşma/tanışma dilidir.
Benim kastettiğim gizemcilik daha açık bir şekilde söylemek gerekirse, kendi ekonomik çıkarları veya bulundukları toplumsal basamak gereği, kendi altlarındaki insanlardan gerçek bilgiyi ve haberi saklamaktır. Bugün küresel ve ülkeler çapında imzalanmakta olan gizli anlaşmalar da, benim kastettiğim gizemcilik içerisinde değerlendirilebilir. Asıl amaçları, hizmet ettikleri gerçek yapı ve devlet ve toplum içerisinde gizli fitnelik, fesatlık yapmak, bizi onu bir önceki cümlemle ile aynı kategoryaya koymaya götürür.
Ayrıca gizli işaret ve anlaşma dili kullanan tek yapılanma masonluk değildir. Bilindiği gibi bunların toplantıları da gizlidir. Dünyanın hemen hemen her tarafında da mevcuttur. Yeni dünya düzenin kapitalist sistemine hizmet etmektedir. Ancak daha önceden de söylemiş olduğum gibi: "Masonluk derken de, bağlı bulunduğu küresel güçleri(kapitalist, şirketleşmeci) ve onların yönettiği diğer diğer kurum, dernek ve örgütleri aklımızda canlandırmakta, anlamakta fayda var."
"Dünyanın tepesi altı yok" ve "hiyerarşik bakış açısıyla beyni yıkanmak"tan kastın, şu an eşitlikçi bir dünyanın varlığımıdır? Yani biri yiyip biri bakmıyor mu? Bunun için kimse kimseyi koyun gibi güdüp baskı altına almıyor mu?
Yanlış anlaşılmasıjn, benin Harun Yahya ile de işim olmaz. Yalnızca bir zamanlar bazı konulara(din dışında, masonluk ve yeni dünya düzeni konusunda) söylediği çok az birşey neredeyse beni inandırıyordu. Bugün art niyeti, foyası tastamam ortaya çıkmıştır.
Şunu da açıklığa kavuşturalım: Bana göre dünyanın tepesi vardır. Bunun temelinde, ataerkil düzenin insana verdiği ruhsal ve fiziksel yapı ile yakın bir gelecekte gerçekleşmiş iletişim(televizyon, bilgisyarlar, uydular, hızlı trenler, uçaklar ve daha başka hızlı iletişim araçları) devrimi yatmaktadır. Hayatı yöneten kavramların erkekselleşmesini iletişim devrimi ile birlikte düşünürsek dünyanın tepesi olacaktır, olmaya doğru gidecektir. İletişim tekonolojisinin daha da gelişmesi, ataerkil insanı galaksiler arası konsorsiyum, kolonicilik rekabetine ve enerji savaşlarına götürür.
Bugün öyle bir dünyada yaşıyorsun ki, doğanın ve evrenin yapısı dışına çıkmamak üzere, karşılaştığın herşeyden şüphe edecek, aynı zamanda katı bir tavırla bir kenara itmeyerek onu göz önünde de bulunduracaksın, bulundurmak zorundasın kendi özgürlüğün için. Bunu yaparken de ilk önce kendi doğal fiziksel ve ruhsal yapını iyi tanıyacaksın, konumunu iyi belirleyeceksin.
sevgili serdar dediklerinde haklılık payı çok büyük ve çok değerli bir araştırma yapmışsın fakat olayı T.Cye empoze edince bu kadar karmaşık değil bence!
aziz nesin halkı biz! (ciddiyim) balık fafızalıyız;eğer sende rakamların değerine kaynak olarak bakarsan amaç akılda kalması ve yer etmesi şeklinde olduğunu göreceksin yani olayı okadar dallandırıp budaklandırcak bir şey yok aslında özet olarak;bir seyi 40 kere söylersen olurmuş!
kısacası mason locaları ve diğer örgütlerinde numaratik sistemlerde sakladığı olgu sadece bundan ibaret!
bok at izi kalsın nasıl:)?
Zaman Gazetesi başlığı: 7 Temmuz'da "Kanlı Dehşet Planı"
Sabah Gazetesi başlığı: 7 Temmuz Kaosu
...ve benzer gatezeler de gene benzer başıklar...
Altına Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin ile ilgili şu haberi okuyalım:
"Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmenliği `ne, Hürriyet Ankara Temsilcisi Sedat Ergin `in getirildiği öğrenildi. Ergin , genel yayın yönetmenliğini Mehmet Y . Yılmaz`dan çarşamba günü devralacak. Devir töreninin gazetenin merkezinde yapılacağı belirtildi. Mehmet . Y. Yılmaz, Milliyet `te murahhas aza olarak görev yapacak. Yılmaz`ın gazetedeki yazılarını da sürdüreceği bildirildi. Yılmaz, bugüne kadar Posta , Radikal, Fanatik, birçok dergi ve projede görev aldı. Milliyet `in yeni Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin ise bir dönem Washington `da görev aldı. Ankara `da diplomatik çevrelere olan yakınlığı ile bilinen Ergin , geçtiğimiz yıllarda gizliliği ile ön plana çıkan Bilderberg toplantısına da katılmıştı..."
Kaynak: http://www.tumgazeteler.com/?a=780639
Serdar sen ne saçmalıyorsun ya? Kafan karışmış senin dünyanın gerçeği diye anlatmaya çalıştığın durumdan bağıomsız olarak bu noktada senin kişisel sorunun var. Kapitalizm,emperyalizm,ugarlığın oluşumu ve gidişatını belirleyenler kim? Konuyla ilgisi ne? Bu konularda yazmış olduğum uzunca yazılar mevcut zaten tenezzül edip okursan ancak konuyu birtakım şarlatanlıklara dayandırmak da yine aslında senin bahsettiğin ama tersten anlattığın egemen yapının popülarize etme yöntemidir. İnsanlara durmadan sabır etmeleri,mucizelere inanmaları söylenir. Ataerkil sistemin başlangıcı 6000 yıl öncesine dayanıtr ve tüm dünyada homojen şekilde aynı anda ortaya çıkmamıştır. Bunlar kafa karıştırmak için,birtakım şarlatanların para kazanmakta iyi bir yol olan yöntemleridir. Bak Harun Yahya ya sırtını yere getirebilir misin şimdi? Hayır dünya kadar para kazandı avukatları var yasaları da iyi kullanıyor kim ne diyebilir düşünce özgürlüğü onun gibiler için bu devlet sisteminde. Yalan söylemek,saçma uydurmaları doğru gibi anlatmak serbest,yasak olan doğruların söylenmesidir onlar yargılanır kovuşturulur. Bu da gizli bir iletişim değil, egemen ideoloji. Herkes müslüman bu ülkede örneğin müslüman olmayan bile toplum içinde kamuoyu önünde müslüman değilim dedi mi şimşekleri üzerine çeker. Nedir bu gizli mi? Kim ne bulmuş gizli neyi saklıyor. O kadar gizliyse internette ne işi var,her yerde bunlarla ilgili yayınlar ve özel bir rant sektörü nasıl oluşmuş?
Bizim insanımız aptaldır Aziz Nesin de haklıdır. Biri başka birini suçlar, ( biri derken politikacı yani) birini karalar, bir düşünceyi türlü gelenek ve inançları arkasına alıp yargılarsa onun dediğine inanır kendi oturup araştırmaz özgün ve yaratıcı fikre sahip değildir Türk insanı. Yıllar önce de her türlü olumsuzluğu komünistlere bağlarlardı. Soğuk savaş bitti, Sovyet dağıldı emperyalizm için düşman lazım yeni pazar yeni çatışma lazım ki savaşa ve gerginliğe dayalı sömürge ekonomisi sürebilsin. Nasıl uyutacaksın onca milleti? Sen ona mason dur illüminatidir vs dir diyorsun o da kendi halkına El Kaide bağlantılarını anlatıyor. El Kaide diye sabit ve merkezi bir örgüt mü var? Yok. İkiz kuleleri pentagon u kim bombaladı? ABD. Niye bombaladı? El Kaidenin bir gizli örgüt olduğuna halkı inandırmak ve yeni kitlesel sömürge savaşına bahane yaratabilmek için. Bunlar gizli mi? Birkaç tapınakçı şövalyenin işi mi? Masonlar mı tertiplemiş, yahudiler mi yapmış? Birileri Dünyanın taçlı kralı olma derdinde mi hala 21. yüzyılda nerede hangi çağda yaşıyorsunuz siz çıkın o ortaçağ mitolojileri dünyasından. Ortaçağda da batının sefil halkını böyle kandırıyorlasrdı açlığa hastalığa karşı. İsa gelecek sizi kurtaracak ama siz günahkar olduğunuzdan bu yaşama layık görüldünüz günah çıkarıp dua edin ama sakın ola özgürlükten,eşitlikten bahsetmeyin şeytanın yolundan gitmeyin.
Bir başka saçmalık da onca dini tarikat olup bunlara verilen özerklikler tartışılmaz da mevcut dini öğeleri dışladığı için mason locaları hedef gösterilip kapitalizme hizmet eder denilir. Akıl dışı düşünmek ancak bu kadar olur. Hangi mason loncası kamuyu ilgilendiren konularda yargıda bulunmuş, çeşitli cezalar önermiş? Kapitalizme hizmet edenm kurumları saymaya başlarsak bütün devlet kurumlarını saymalıyız ilk başta. Onun ardından da bütün legal din kurumları ve din görevlileri kapitalizmin birincil uşaklarıdırlar. Hatta onlar kapitalizmden de önce uygarlığın başlangıcından beri egemenlerle halk arasındaki uçurumu türlü hurafelerle gözden saklamak için yaratılmışlardır yine egemenler tarafından. Gökten vahiy indiği birinin peygamber olup insanlığı kurtardığı falan yoktur tamamı ruhbanların derlemesi olan yetişkinlere masallardır. Bu da gizli değil apaçık ortada biraz tarih,arkeoloji,mitoloji biliyorsan. Aptal olursan aptallığı da akıl diye yutturmaya kalkışıp kitleyle aynı düzeyde çakılıp kalır, kamuoyuna yutturulmuş ne varsa saygı saygı diyerek susarsan kurnazlar da seni eşşek gibi sopayla güderler. Aptal olma sende, inanma söylenenlere. Yüzyıllar boyunca herkes neredeyse Dünyanın güneşin etrafında döndüğünü bildiği (çünkü Galilei, Kepler, Copernik çürütülemediği için ) halde sustu,susturuldu. Neden? Çünkü Din korunmalıydı, kamuoyunun kontrolü devam etmeliydi. Etmeliydi ki kontrol edenler bu statüyü ve zenginliği sürdürebilsin onların üzerinden. Reformlar yapılana dek sıradan yaşayan yani ot gibi yaşayan kaderine razı çoğunluk kitle Dünya yuvarlaktır demedi çünkü o galilei yi dinlemez papaz a sorar dünya kaç yaşında diye ve 12 000 yaşında saçma cevabını alır. Ee fosiller? Onları şeytan inip yerleştirdi, inancımızı sınıyor tuzak kuruyor. Hadi yaa? Bunlar gizli iletişim mi şimdi? Dünyanın düşüncesini halen bu saçmasapan ipe sapa gelmez, kaplumbağa sırtında kalıba dökülen evren anlayışları oluşturmuyor mu? Evet onlar oluşturuyor. Emperyalizmin sağ kolu materyalizm mi Din mi? Din. Ee? Nasıl oluyor da bunca kalabalşığın içinde kendi halinde toplanan yayılmacı olmayıp içine kapalı olan yerel gelenekleri hedef gösteriyorlar bu akıl yoksunları? Yok illüminati Dünyayı yönetiyormuş,yok Masonlar çok güçlüymüş,yok efendim göle sıçan teke görülmüş suyun kirlilik nedeni asıl buymuş. Bu masallarla mı uyuyacaz şimdi de? Mason avına mı çıkacaz,yahudiyi dost edineni düşman mı belleyecez? Öbürü de seni bellesin aynı salak mantaliteyle savaşın durrun birbirinizle ama sakın kendi asıl yönetim biçiminize inançlarınıza empoze edilmiş kutsal değerlere dokunmayın, komünist,anarşist,eşitlikçi eşitlikçi de konuşmayın gerçekçi olun. İyi güzel aferin benim akıllı uslu koyunlarıma, takip edin lideri ayağı kaydı uçuruma yuvarlandı ama olsun,kader. Kurban oldun cennete gidecen kurtuldun işte hayattan oh ne güzel zaten sıkılmıştın yaşama zevkin kalmamıştı Allah kurtarsın ruhunu. Al işte bak gizli mesaj gizli iletişim sana hatta tüm insanlığa günün yirmi dört saati bu bilinçaltı sürü manipülasyonu yapılmakta gizli hakim arıyorsan bunların tedarikçilerini ve ortaklarını ara.
Şan,şöhret,kahramanlık,onur, inanç,değer,erdem,kutsal taş, kutsal kase,kutsal emir bunların merkezindeki organizasyonları ara hiçbiri de gizli değil etkin biçimde sürekli olarak güncelliyorlar kendilerini ve tasmalar onların elinde. Dünyayı yöneten birkaç oluşum yok doğrudan saçmalamayın ezenler ve başklalarının zaafları üzerinden zenginleşenler ile onların hakimiyeti altında hayat boyu çalışıp doğru dürüst yaşayamayan eziğlenlerin çelişkisi var. Bilmem hangi tarikatın bilmem hangi kolunun gizli toplantısı da saçmalık yapacak işi gücü olmayan adamlar kamuya açık toplantı yapsa herkes dalga geçecek ne anlatıyor bunlar diye çünkü. İmaj yapıyor onlarda sözde gizli bir bilgi bulmuşlarda yok neymiş illüminatinin Dünyayı ele geçirme planı varmış da bilmem ne. Benim var asıl planım ele geçirecem dünyayı yakında kimse de bilmez, sır gibi saklıyorum. Andromeda dan Tidonya galaktik federasyonundan gönderildim, git de Dünyayı ele geçir gel dediler bana 50 yıl müddetin var. :D Dünyayı ele geçireceklermiş miş de gizli gizli iletişim halindeymişler. Yani dünyada eşitlik yoksa Dünyayı yöneten birkaç tarikat var mı demek bu ne saçmasapan bir düşünce yapısıodır bu anlaşılır değil,illa bir tanrısallık olacak mutlak hakim aranacak. Beyinler böyle yıkanmış çünkü yıllarca, herşeyin yöneticisi olmalıdır ve bu bir tek varlık olmalıdır. Bu inançla yönetiyorlar ayan beyan zaten. Yönetilmeden adım atamayan omurilikle yaşayıp düşünmeyen insanlar topluluğu anca kaz adıomıyla yürüyüp üniforma giyince kendini adamdan sayan coşkusal vebaya yakalanmış makinacı mistik tür topluluğu. Buna Halk arasında, Halk deniyor ve herşeyi yönlendirdiği yanılgısı mevcut; oy verme yani bir pusulayı bir sandığa atma yetkisi olduğu için 5 yılda bir elinde.
Teknolojinin ve bilimin ataerkilliği olmaz bu da başka saçmalık. Uçağın erkekselliği de nedir? Varolan inanç ve kültür yapısıo ataerkil dolayısıyla birklaçç dahinin buluşu da ona kalır ve kötüye kullanılabilir. Ne yani uçak kazası olunca Newton u mu suçlayacaz ataerkil buluş yapmış ondan diye. Atom bombasının suçu atom un erkek olması mıdır, Einstein yanılmış mıdır, bulunmasa daha mı iyiydi? Yok öyle şeyler. Alık gibi aklı havada kitle gökyüzünden habercxi bekler,geleceğini de birkaç hırslı yalancının eline verip uykuya dalarsa böyle olur. Egemen sistemin insana dayattığı düşünce ve davranış özellikleri egemenler ordan indirildiğinde yok olmaz. Kimse bundan bahsetmek istemiyor asıl sorun bu noktada. Egemen sistem başlangıçta türlü baskıcı devrimler ve zobalıklarla olmuş olabilir ancak ona tabi olanlar da onun düşünsel sistemlerine olan değer yargılarını ve inançlarını yaşattıkları sürece sürekli yeni egemenlere ihtiyaç duyacaklardır. Yeni gizemler ile oyalanacak yeni hayaletler yaratacaklardır. İnsanın psikolojik bilinçaltına atılmış ezilmişlik duygusu zorbalara katılımın baş nedenidir. Ekonomik krizler faşizmi körükler devrimi değil. Devrim olabilmesi için halkın inançlarını,kendisine dayatılmış olan tüm değerleri sorgulamaya başlaması,yaşamını değiştirmeye gönüşllü olması gerekir yoksa devrimler geçici olur ve sadece egemenler değişir. Eski kral a lanet olsun o öldü, yaşasın yeni kral! Ne farkeder? Ne farketti bugüne dek? Sadece teknoloji ve üretim biçimi değişti,üretim araçları ve tüketim ve talep ekonomisi değişti devrim zannedilenler de bunların neden olduğu zorunlu değişimler. Halk denilen koyun sürüsünün etkinliği ile hiç bir kitlesel devrim olmadı bugüne dek.
Koloni konfederasyonu konusu ise abartılıdır. İnsan toplumu global ve kendiliğinden bir doğal organizasyon yaratamadan yani bugünkü düzenden tasmamen ayrı bilimsel ve görece yetenekler ölçüsünde eşit olamadan uzay yolculuğu teknolojisine ulaşması pek mümkün değil kanımca. Bilim kurgu edebiyatı ve filmleri uzayda birbiriyle savaşan kapitalist uygarlıkları konu olarak aldığı için öyle düşünmekteyiz ancak yapısal açıdan galaktik sömürü iki yönden imkansız. Birincisi kontrol edilebilir değil. İkincisi ise kendi içinde çatışkılar içersinde bulunan insan toplumu her yeni büyük enerji dizgesini bulduğunda bedel ödemek zorundadır. Dolayısıyla da ilerde bulunacak bir yeni enerji metodunu aynı bugünkü mantık ile kullanmaya kalkışması kendi kendinin sonu demek olduğu gibi makinacı mantık ile bir üst teknolojik seviyeye geçmenin mümkün olduğunu sanmıyorum. Çünkü geleceğin tekniği salt makinalara bağlı gelişemez. Uzayda maden aramak hayalciliktir onu bulana dek en yakın gezegene gitmek içimn bile o madene bağımlı olma durumundan kurtulmak gerekmektedir. Dahası teknik ilerledikçe insanların eylem alanı ve etkinliği genişlediği için demokrasi ile mutlak krallık arasında görülen görece fark da görüleceği gibi otokontrol mekanizması erk in bağımsızlığını ve hakimiyetini elinden aşama aşama alacaktır. Bilim kurgu fantazilerinde bu nedenle diktatörlere doğa üstü güçler verilmektedir, oysa yaşamı idare eden gerçek ve etkin güçler toplum tarafından aşama aşama yaratılırlar ve asla Star Wars serisinde görüldüğü gibi koca bir galaksi Nazi dönemi Alman İmparatorluğunun stratejindeki yöntemle galaksiyi ele geçiremez çünkü bunu Alman İmparatorlupğu Dünyada dahi başaramamıştır. Çünkü kontrolün mutlakiyeti imkansızdır diktatörler kendi hırslarının gazabına uğrarlar ve bu doğanın işleyiş ilkelerinin denetimsizliğinin direkt sonucudur.
Dolayısıyla da yukarıdaki eklektik bağlantı ve şemaların gerçek dünyada belirleyici hiç bir etkinliği mevcut değildir bunlar her çağda varolan sıradan şehir efsanelerinin toplu halinden öte bir şey değildir ve geneli hurafelerden ve önyargılardan kaynaklanmaktadır. Bilgi itilemez ancak hurafelerin elin tersiyle itilmesi gerçeği korumak için gereklidir. Çünkü hurafeler basittir ve kolay ve saptırıcı hedefler seçtiği için bilinçsiz insanları daha kolay etkisi altına alabilmektedir.
Kaos,
Ataerkil düzenin 6000 veya 10000 yıllık olup olmamasıyla, bunlala insanların kafasının karıştırılmasıyla kim ne kar sağlayacak?
Tüm dünyada aynı anda ortaya çıkmamıştır, tamam, o zaman, bunun adı 6000 yıllık olmaz. Ayrıca ataerkil dönemin çıkış zamanı tartışmasını da nerden çıkardın? Bizim konuyla alakası ne?
Benim cümlelerimi tersten okumuşsun anlaşılan: ben dünyayı 5000 yıldır illuminati adında bir gizli örgütün yönettiğini, onun olayların gidişatına yön verdiğini falan söylemedim. Aksine o ve benzerilerinin şimdiki(bu gün dinamik,devinden bir biçimde benzerlerinin var olması) koşullarının oluşmasını ataerkil toplum yapısından çıkardım. Burada benim tersten anlattığımı söyleyemezsin.
İlk sınıf ayrımı kadının erkeği baskı altına almasıyla ortaya çıkmıştır. Bunun ise koşullarını ekonomik yapı hazırlamıştır. Yani yaşam koşulları... İnsanlar, baskıcı, zorbacı, buyurgan ataerkil dönemin öncesinde, cinsel özgürlüklerine göre yaşayan, dolayısıyla baskıcı, faşist, zorbacı, hegomonyacı eğilim göstermeyen bir yaşantıya sahiptiler. Bütün sorun şurdan çıktı: insandaki doğal ve cinsel işlevlere sahip enerjinin başka alanlara sapmasıyla zorbacılık, hakimiyet ve şiddet kendini gösterdi.
Ve bu durum zamanla, bir kadın ve bir erkek arasında başlayan bu buyurganlık, toplumun başka alanlarına da sıçradı. Mal-mülk hırsı ortaya çıktı. Herşeye sahiplenme duygusu ortaya çıktı. Bu buyurgan toplum yapısı, hiyerarşik(basamaklı piramit) yapısına benzeyen bir toplum yapısı ortaya çıkardı(en üstte efendiler, en altta köleler ve ortalarda daha başka uşaklar). Bugün herhangi bir şirkette, bir devlet kurumunda, bir toplulukta, bir orduda gördüğümüz yapı, temelinde bahsettiğim ilkel yapının boyutunun büyütülmüş halidir.
Bu gün çok daha karmaşık haller almıştır bu buyuganlık. Ama hala gerçek nedenleri ve temel mekanizmaları ile aynıdır. Toplumda birçok sorunun kaynağı budur. Bunun için biri yer biri bakar, kıyamet bundan kopar. Onun için bir iki tane it sürü milyonları bir kanlı savaşa sürükleyiverir.
Bütün bu buyurganlığın sonucu, dünyayı bugün, burada bahsetmeye çalıştığım hiyerarşik tekelleşmeye götürmektedir. Şu an da tekelli bir dünyada değilsek bile, gidişatımız orayı göstermektedir.
Şimdi sana buyurgan yapının iletişim araçlarının gelişmesiyle, nasıl da boyut büyüttüğüne bir örnek verecem: anaerkil düzende, erkeğin kadını baskı altına almasıyla evrim geçirerek, bütün bir köye sıçrayan buyurgan yapı, oymak başının ekonomik ayrıcalığıyla kendini sonuçlandırmış. Oymak başıyıyı başkalarına hükmeden, zulmeden, bir yapıya sokmuştur.(Zamanla insanın ruhsal, fiziksel ve toplumun kurumsal yapıları da buyurgan bir kimliğe bürünmüş. İnsanlar arasında altlık üstlük rekabeti getirmiştir her alanda) Zamanla ilkel iletişim araçlarıyla başka köylerle iletişim kuran bu tür köyler, bir karşılıklı diyalektik evrim sonucu bu iki köye bir ortak hükümdar oluşmasıyla sonuçlanmıştır. Ve zamanla bu bir köy, iki köy derken on köy, yüz köy olmuştur. Ve sonuçta beylikler veya küçük ülkeler kurulmuştur. Ama bu buyurgan yapı, at ve eşşek gibi iletişim ve ulaşım araçlarından oluştuğu için belli bir sınıra dayanmış kalmıştır. Daha fazla büyüyememiştir. Büyümeye kalktığı an bölünmüş, sınırın uzak bir köşesinden birileri bağımsızlığını ilan edivermiştir. Derken tarihin belli bir döneminde, araba icat edilmiş, telefonlar bulunmuş. Bu hiyerarşik yapılı ataerkil toplumun hükümdarları veya yönetimi, daha geniş alanlara sahip olma yeteneğine kavuşmuşlardır. Aynı şekilde küçük devletler de karşılıklı diyalektik buyurma hırsı mücadelesi sonucu, bir taraf diğer tarafa egemen olmuş, imparatorluklar kurulmuştur.
Buyurgan yapıda kurulan yaşam biçimlerinin(ağalı-oymaklı köyler, kentler, şehirler, beylikler, devletler, imparatorluklar...) büyüklük alanlarının iletişim ve ulaşım imkanlarına bağlı olduğunu görürüz. Ve devamlı ulaştıkça oraları da hakimiyeti altına alma hırsı yapıya daima hakim olmuştur. Benzer olaylar, küçük ve büyük toplumsal kurumlar, küçük ve büyük şirketler ve hatta bir geniş aile içinde ve bir arkadaş topluluğu içersinde bile görülebilir. Biri birini dışlarm kavga eder, tek efendi ve saygın kişi kendisi olmak ister...
Şu anda bu hakimiyet mücadelesi öyle bir hale geldi, artık birileri veya birkaç topluluk dünyanın hakimi olmak istiyor. Bunun için mücadele ediyorlar. Neden? Buyurgan mücadeleyi küresel boyuta vardıran iletişim araçları gelişmiştir(bilgisayarlar, uçaklar, televizyonlar...). Bunu görmemek saçmalık olur tam aksine. Küresel boyutta verilen bu mücadele, sandığımız kadar basit değildir. Çok karmaşık kollardan faaliyet ve büyük bir gizlilik gerektirir. Neden gizlilik gerektirir. Çünkü milyonlarca insan, bir cumhuriyet ve demokrasi duvarı içersinde yaşadığına dair inandrırılmaktadır. Eğer, insanlar, gerçek gücü elinde bulunduranları öğrenirlerse, çok büyük devrimler ve isyanlar yaşanacaktır. Bunların yaşanmaması için, basın ve medya bir koldan, vakıf ve cemaatler diğer bir koldan, eğitim sisteminin küresel buyurganlığa uydurulması diğer bir koldan çalışır. Bunun gibi birçok kol mevcuttur. Ve küresel bir ortak buyurganlık için, birlikte bir düzen içersinde çalışmaları gerekir. Ve aynı şekilde bunlar da büyük bir özenle saklanan gizlilik gerektirir. Öyle çalışmaları gerekir ki önceden var olan devlet ve imparatorluk sistemini yıkmalıdır. Tek bir köle tipi insan, tek bir para birimi, sınırları olmayan bir dünya, tek tip ölçü birimi, tek bir din ve tek bir dil, küresel hakimiyet için gerekli olan araçlardan olacaktır.
Ve niye küreselleşme ve küreselleşme kapsamı içersinde faaliyet gösterilen gizli organizasyonlarla ilgili birçok yayın kirletilmiştir? Bu tür yayınlar kasıtlı olarak halk arasında komik ve saçma duruma düşürülmüştür? Niye hem bu tür organizasyonların açığa çıkarılmasıyla uğraşıp da hem de uzaylılarla, yok şeytanla, bilmem nelerle bağlantısı olduğunu iddia eden birçok kitap ve yazar türetilmiştir? Gayet açıktır: İnsanlardan küresel, buyurgan bir düzene girmekte olduklarını, bunun için nasıl gizli örgütsel bir hiyerarşik savaş yürüttüklerini saklayabilmek, insanları bu düşüncelerden vazgeçirebilmek için. Aradaki farkı iyi anlamak gerektir. Bunun köle toplumlara aşılanmak istenen düşünsel ve ruhsa gizemcilikle alakası yoktur. Diğer yandan, bu şu demek değildir ki, açıktan da yürütülen zorba faaliyetler de yoktur. Elbette vardır. Açıktan ve gizli yürütülen faaliyetler vardır. Ama bazı faaliyetler de gizli olmaları gerekir ki, yürütülen psikolojik, buyurganlık ve ekonomik savaşın kaynağı, taktiği ve savaş biçimi belli olmasın.
Ve böylece erkeğin kadını baskı alması ile başlayan, temelinde ekonomik sebeplerin ve cinsel bastırmanın olduğu, oymak başının iktisadi kar etmesiyle oluşan ilk dönemden şimdiki küresel buyurgan döneme nasıl yol alındığına kısaca değindim.
İlerde (bulunduğumuz dönemde olacağını pek sanmıyorum ve bu dönem de duyduğumuz bir çok uzay haberi de yalandır.), iletşim ve ulaşım araçları bizleri eğer gezegenler ve galaksiler düzeyine taşırsa, uzayda yaşam koşulları yaratılır ve enerji bulunur ise, bir karşılıklı evren hakimiyeti savaşı kaçınılmaz olacaktır. Bunun mantığını iyi anlamak gerekir.
W. Reich'in zamanda onbin yıl öncesine ve Frank Herbert ise zamanda onbin yıl sonrasına gitmiştir. Herbert buyurgan düzeni ve yapıyı çok iyi anlamış, kavramış, bunun insanoğlunun ruhsal, fiziksel ve toplumsal yaşantısında nelere neden olabileceğini görmüş ve bunu onbin yıl sonrasına uyarlamıştır. Romanında, ataerkil aile, aterkil düzen, köle ve mesih inancını ve acımasızlığı ustaca yazılmış bir kalemde görebilmekteyiz. Reich ise yaklaşık onbin yıl öncesinde bunun çıkış noktasına eğilmiştir "Cinsel Ahlakın Boy Göstermesi"de.
Senin düşüncen sana kalsın, benimkini bana ver.
Ayrıca haddim olmayarak soruyorum, bağışla! Türkçe isim yokmuydu da "Chaos" ismini kullanıyorsun? Türkçe olunca küçük adam mı oluyorsun? Kendi özünde bir itibar bulamadın mı?
Pek sen şunu nasıl açıklıyorsun? Ergenekon kapsamında göz altına alınan insanlar hakkında, bütün basın ve medya sanki daha öncesinden anlaşmışcasına, birbirleriyle görüşmüşcesine, sanki herşeyi biliyormuşcasına, savcı ve hukuk bile daha henüz birşey demememişken herkesin aynı noktaya atıp tutmasını, daha iddianema bile ortada değilken bu insanların terörist ilan edilmesini, bütün bedya tarafından aynı anda daha adını bile duymadıkları bir suçla suçlanmalarını nasıl açıklıyorsun? Gizli örgütler yokmuş, gizli cemiyetler yokmuş gizli cemaatler ve gizli dernekler yokmuş ha.
Ya 11 Eylül saldırıları olduğu zaman, gene bütün basın ve medya ABD'nin uşağıymış gibi, suçu nasılda Afganistan dağlarında, çorak topraklarda gezen bir insanın üzerine atıvermişti? Onlara yandaş yayın yapıvermişti? Nerden biliyor bu medya bunları? Hepsi nasıl olurda aynı şeyleri söyler? Aynı şeyleri savunur? Aynı içerikli yayını yapar? Sanki biryerlerden emir gelmiş, bir yerlerden programlanmışlar gibi, ABD'yi savunurcasına, halkın beynini yıkarcasına...(gene burada 11 rakamına dikkkat!)
Sana göre bizler komplo teorisyeni, böcek, yamyam veya büyücüyüz.
Bu dünya, bugün hala çok az dahi doğrular varsa, delilerin diktiği direkler üzerinde durmaktadır.
Saçma sapan konuşuyor destek içinde popülist etiketler yapıştırmaya çalışıyorsun birşey bildiğin yok senin nesnelde hikaye yazıyorsun sadece. Birincisi nick imin hangi dilde olacağının hesabını sana verecek değilim hamasi edebiyatlar yapma sakın bana. Türk üm ben diye de dolaşmıyorum ortalıkta dil din hangisiymiş ben hangisine tabi olmalıymışım derdimde yok bunlar hakim egemenliğin ayrımcı politikaları beni zerre bağlamıyor o nedenle de. İtibarımın ölçüsü ise senin gibilerin bu yollarla türlü militer karalamalarla ırkçılıkla ölçebileceği birşey değil. Kaldı ki ne dediğin belli değil oradan buradan okuyup ezbere yazdığın şeylşerin anlamından habersizsin ki tutup niye türkçe nick kullanmıyorsun yoksa böyle daha mı itibarlı oluyorsun diye ipe sapa gelmez geri zekalıca bir soru soruyorsun.
Reich in Cinsel Ahlakın boygöstermesi eserini de iyi okumamışsın. Çünkü ataerkil düzenin kökenini anaerkil yapı yaratmıştır. Yani cinsel tahakkümün sebebini direkt olarak ataerkil düzene bağlayamazsın. Ataerkil düzen birden ortaya çıkmamıştır,anaerkil düzen kendi yapısı ve üretim ilişkilerinin sonucu olarak ataerkil sisteme evrilir o kitabuı daha dikkatli okumanı ve geçiş aşamalarının neden nasıl olduğunu iyice öğren bence sonra ahkam kes.
Tüm teorilerin farazi. Ortada hiçbir somut veri mevcut değil. Birtakım spekülasyonlarla gizil gerçekler üzerinden konuşmaktasın. Birde Reich in düşüncelerinin ne olduğunu anlatmışın sanki bilmiyormuşum gibi. Boşuna çabalama onlar hakkında 10 yıldan fazladır araştırma ve deneyler yürütmekteyim kendimce topluçalışömmalarım da oldu ve Reich e olan saygımı kullanarak teorilerine destek arayacak olursan benden sadece tebessüm görürsün. Frank Herbert içinde aynı şey geçerli.
Gizil faalşiyet diyip duruyor,hem birçok söylentinin spekülasyon olduğunu belirtiyor,hem de yine onlar üzerinden konuşuyorsun. Daha emperyalist tekelciliğin yapısını kavrayamamışsın bir defa. Emperyalizm mutlak kontrol mekanizmalarından hoşlanmaz. Alanını ve kar miktarını genişletebilmek için katı hiyerarşileri ve feodal bağları yıkmak zorundadır. 1. ve 2. Dünya harbinin sonucu da avrupadaki ve uzakdoğudaki ortaçağdan artıkları kalmış olan bu katı yapıların yıkılması ile sona ermiştir. Dünyayı yönetecek tek bir tekelden bahsedemeyiz çünkü kapitalist sermaye bu şekilde yeni pazarlar yaratamaz, düşük giderle yüksek kar sağlayamaz. Ortalıkta öcü aramak saçmadır emperyalist hakim ideolojinin şu ankinden daha katı bir yönetim anlayışına ihtiyacı yoktur çünkü.
Türlü saldırıların belli tarihlerde yapılmış olma hikayesi ise tamamen, o saldırıların belli tarikatlarca yapıldığına dair kamuoyunu yanıltma maksatlı hilelerdir. Çünkü o operasyonların maksadı da kamuoyunu yönlendirmek ve manipüle etmektir elbetteki inançlarıyla ilgili sembolik tarihler referans gösterilertek çarpıtılacaktır. Uygar toplumun en başından beri egemenlerince yürütmekte olduğu bir yöntemdir bu. Ancak bu tarihlere bakılarak o egemenlerin aslında gizli ve yeraltında saklanan kutsal liderlerin emriyle hareket ettiği sonucu çıkarılamaz. Kaldı ki, koskoca ABD nin kendi halkını kurban edecek bir saldırı planlama cüretini göstermesi o kadar da basit bir plan değildir,dolayısıyla en az 50 yıl boyunca kamuoyunun asıl failleri bulmasının engellenmesi, bulunduklarında ise yine varolan yönetim erkinin bundan etkilenmemesi gereklidir. Yine buradan hareketle de ergenekon a gönderme yapılıp,o örgütlülüğün kaynağını,devlet içi devlet organizasyonlarının merkezini dışarılarda aramak daha büyük bir yanılgıdır. Hele ki Türk insanı tamamen güncel politikaya bağlı düşünen aklının durmadan doldur boşalt eylemleriyle yıkandığı pasif bir tabakaya dönüştürülmüştür askeri darbelerden sonra. Bu nedenle de AKP nin iktidarda oluşunun bahanesiyle ergenekon örgütlülüğü bazı kesimlerce sanki cumhuriyetin koruyucusu gibi gösterilmeye çalışılmaktadır ülkedeki kontrgerilla ve tüm faili meçhuller yok sayılarak aniden. Yani iki ucu boklu değnek durumu. Medyayı baz alarak düşünürsek de işimiz var yani medya skandal arayan bir organizasyondur asla doğruları söyleyemez. Herhangi bir ülkenin halkı sebebi ne olursa olsun pratikte kendi yönetim erkini aktif olarak etkileyemiyor ise kendinden daha güçlü olanların bağımlılığı altına girer. Bu noktada Amerikayı ya da batıyı,emperyalizmi suçlamanın manası yoktur tek başına. Çünkü T.C. denilen ülke de kapitalisttir. Dolayısıyla da kendi yönetiminden uzak duran apolitize edilmiş bir halk ın ergenekon hakkındaki fikri de güncel politik manevraların boyunduruğunda oluşur. Daha doğrusu, bu tür tasfiyeler ve skandallar daima ekonomik ya da siyasi krizler öncesinde ortaya atılıp sadece varolan siyasi yapının lehine birtakım sonuçlar elde etmekte kullanılır. Bugün Türkiye şartlarından zerre haberi olmayan batı dünyasının AKP yi demokrasi ve özgürlüğün savunucusu gibi gösterme çabasının altında da maalesef devletçi ve katı cumhuriyetin emperyalizme entegrasyonunu sürekli geciktirme arayışından kaynaklanmaktadır. Çünkü kapitalizme geçiş süreci sancılıdır. Eğer uzak doğudaki gibi bir alternatif üretim teknikleri ve yaygın küçük sanayiyi teşvikten kaçınır, tam tersine birkaç büyük holdingin ki bunlar sadece Türkiye için büyük olan dışa bağımlı holdinglerdir; çıkarına hizmet etme politikasında ısrarcı olursanız görece bağımsızlığınız bile imkansız hale gelir. Ancak devletin böyle bir derdi yoktur,olmamıştır Türkiyede bugüne dek maalesef. Türk devleti hazinenin vergilerle topladığı paraların çarçur edildiği, hiç bir üretim yapmadan ordunun kırbacıyla ayakta tutulmaya çalışılan ve sürekli yeni yurt içi ve yurt dışı gerilimlerle demokrasiyi erteleyen hamasi politikalarla varlığını ebediyen sürdürebileceği yanılgısı içindedir. Üstelik kendi doğal kaynaklarını işleyebileceği teknolojiden de yoksundur çünkü bilime en az bütçeyi ayırıp hortumlananlardan arta kalanlarla silah ve teknoloji satın alır. Bu devlet organizasyonu çoktan çürümüştür. Ancak halk hala bu devbletten başka sığınağı olmadığından ona güvenmek zorunda olduğundan bunun savunusunu pasif olarak sürdürerek hatasına yeni hatalar katmaktadır. Okumaz,araştırmaz,önüne ilk ne sunulursa onu yer. Devlet tabulaştırılmıştır, bir organizasyonun adı olduğu bilinmez sanki bambaşka birşey gibi düşünülmekte ve kökeni akıl dışı şekilde, artık hiç bir pratik etkisi olmayan geçmiş tarihlere dayandırılmaktadır. Ergenekon budur. Bir destandan gelen isminin nedeni de budur. Ergenekon denilen şey bir terör örgütü değil parayı basanın kiraladığı mafya devletinin ismidir. Eğer bir ülkede hem kapitalist ekonomi mevcut olduğu halde üretim kapasitenin çok altında ise otomatikman kara para aklama mafya devleti ortaya çıkar. Ülke içinde varolan iç ve dış terör faaliyetlerinin tamamı bu yapının neden olduğu pratiklerden ortaya çıkmıştır. Yani bunun neden olduğu durumun figüranlarının amerikadan para alıp kiralanıyor olmasının,bilmem hangi terör örgütünü batının ya da ABD nin destekliyor oluşunun bu noktada birincil etkisinden bahsedilemez. Emperyalist güçler boşlukları doldururlar sadece ve karlı çıkabilecekleri gerilimler için zaten kiralık olan organizasyonları kullanırlar. Bugün ABD hiç bir müdahaleyi direkt işgal ile yapmaz. Tüm terör organizasyonları mali olarak kendi denetimindedir ve sovyetlerin dağılmasından sonra açıkta kalan yerel direniş örgütlerini de satın alarak dünyadaki tüm terör faaliyetlerini mali açıdan kontrolü altına almıştır,kaldı ki tamamının silah satıcısı da kendisidir.
Bu durumda öcü ABD midir yoksa ona kuklalık eden sözde anti emperyalistler mi? Pratik açıdan ikincisi. Çünkü mücadelenin merkezinde silahlı şiddet politikaları varolduğu sürece silah sanayisi kazanacaktır. Dolayısıyla da herhangi bir devlette kendi devlet yapısını zarara uğratmaya çalışan anti emperyalistler pratikte emperyalizme hizmet etmiş olacaklardır. Bu devletler kendi içlerindeki resmi olmayan gizli örgütlülükleri temizlemedikçe, amerikan planı da değişemeyecektir. Çünkü bu bir etki tepki durumudur. Büyük güç gücüne tehdit olacak en küçük unsuru daha ortaya çıkmadan yok etmek zorundadır aksi takdirde kısa sürede büyük bir felaket ile varlığını yitirir. Yeryüzündeki faşizmin nedeni ve kısa süreli büyük vahşetlerinin ardından anında yokolma nedeni de budur. Mutlak kontrol mümkün değildir çünkü. Dolayısıyla da bugün birtakım ortaçağ tarikatlarının dünya hakimi olma planları salt bir grup elit insanın hayal dünyasından ibarettir. Pratikte emperyalist politika ne özgürlük ister ne de hakimiyet ister.
Ancak şu nokta da gözden kaçırılmamalıdır. Bugün büyük çok uluslu şirketler için mevcut milliyetçi devletler olgusu bir engel teşkil etmeye başlamıştır. Bu nedenle de türlü birlikler ortaya çıkmakta sınırlar bu nedenle görece kaldırılmaktadır. Henüz AB nin ne olduğunu Türk insanı hiç bilmediğinden kurtuluşu orada araması da oldukça trajiktir. Ancak bunun alternatifi de yoktur yani bir asya birliği ya da gericilerin hayal dünyasında varolup gerçekte varolmayan İslam birliği gibi. Gelecek onyıllarda zemini sağlam ekonomik temellere dayanmayan tüm milliyetçi devletler tasfiye edilerek emperyalizmin yeni pazarı olacaklardır. Özgürlük ve medeniyet götürme denen şey en başından beri de budur zaten, taa Bizans yıkılıp haçlı ümmetçi feodal anlayışı tasfiye olmaya ilk başladığı zamanlardan beri. (Hatta onun da öncesinde, ancak o zamanlar fetih ve toprak önemliydi artık değil)
İllüminati mi? Ergenekon mu? Ufolar ve galaksilerarası savaş mı? Gizli mesajlar,okültik gelenekler mi? Dalga mı geçiyorsun? Göle sıçan teke suyu kirletmiş yanılgısı örneğini boşuna vermedik. Asıl tüm kirliliğin kaynağı meydanda onların yani sürüden ayrılmış birkaç tekenin olayla doğrudan bir ilgisi yok, çarpıtma sadece. :)
Sayın Kaos,
Senden niye destek arayayım? Nasıl bir mantık yürütmesi yaptın burda? Bir de bilmiyormuşsun gibi sana bir de Reich'i mi anlatmışım? Ne bileyim ben? Seni tanıyor muyum yahu? Neyi bilip neyi bilmediğini ben nerden bileyim? Bu da laf mı? Senin bildiğini bilsem bile, burada yazılanları sadece sen okumuyorsun. Bu ne bilgiçlik, bu ne artistlik?
Benim açtığım konuya davet oluyorsun, dalga geçen bir yazı yazıyorsun. Sonra sana "hacım" diyince ben sınırı aşıyor muşum öyle mi?
Durmadan aşağılayıp "saçma sapan", "saçmalıyorsun", "geri zekalı" türü kelimeler, laflar edip bencillik ediyorsun. Bu noktada aşağılık duygusuna kapıldığın söylenebilir. "Chaos" gibi isim(nick) kullanmanın da bununla çok alakası olduğunu düşünüyorum. Beni kışkırtıp benim de senin gibi laflar etmeye zorluyorsun. Ben senin gibi satır aralarına bu tür laflar sokuşturuyor muyum? Adam gibi bir tartışma ortamının sınırlarını zorluyorsun. İstersen bu dünyanın bütün doğruları senin olsun, neye yarar? İlk önce adam gibi karşındaki insana hitap etmeyi öğrenemedikçe...
Niye Türkçe isim kullanmıyorsun diyince de, ırkçılıkla bağdaştırıvermen tuhaf ve de ilginç.
Diğer yandan ataerkil düzenin kökenini direk ataerkil düzene bağlayan olmadı. Ben bunu temel olarak ekonomik nedenlere bağladım. Ayrıca Reich'in yapıtının anaerkil düzenden ataerkil düzene bir geçiş aşamasını anlatmadığını da söylemedim. Söylemedik, her noktaya değinmedik diye benim onun tam tersini kavradığımı da nasıl düşünüyorsun ve nereden çıkarıyorsun? Bu nasıl bir çamur atış şeklidir?
Ben ufalardan da bahsetmedim, onu da sokmuş, kaynatmışsın araya, parçalarla yapboz oynamış, gülünç bir durum çıkarmaya çalışmışsın.
Beni okurken yanıldığın bir nokta da: benim sanki bütün dünya sorunlarının nedenini bir tek kavrama bağlamış olduğumu görmen olmuş. Ben dünyayı beş bin yıldır bir örgütün yönetip de, dünyayı bu hale soktuğunu falan söylemedim. Her şeyi ona bağlamadım. Benim düşüncelerimi "mutlak"lık, "değişmezlik" olarak algılamakla ilk önce burada yanılgıya düşmüşsün. Ben sadece gizli-kapaklı örgütlerin küreselleşme peşinde koşan buyurgan, dünya hakimiyeti için birbiriyle savaşan, mücadele eden tabakanın veya kimselerin araçları olduklarından bahsettim. Daha önceki bir iletimde de şöyle yazmışım:
"Bütün bu buyurganlığın sonucu, dünyayı bugün, burada bahsetmeye çalıştığım hiyerarşik tekelleşmeye götürmektedir. Şu an da tekelli bir dünyada değilsek bile, gidişatımız orayı göstermektedir."
Ama sen bunları okumamışsın ki! Bu gidişatın temelinde de sömürgecilik yarışı, pazar hırsı yatmaktadır. "Herşey benim, ben allah veya tanrı olmalıyım" düşüncesi gibi...
Şurayı da açıklığa kavuşturalım: dünya fiziksel olarak kontrol altına alınamaz. Bir şehir, bir köy, hatta bir devlet fiziksel olarak kontrol altına alınabilir belki. Ama küresel boyutta buna güç yetmez. Senin verdiğin Nazi dönemi örneği de fiziksel birşeydir. Dolayısıyla Hitlercilik çökmüştür. Fakat eğer sen, insanların beyinlerini hedef alarak, onların ruhsal veya dirimsel(biyolojik) yaşantılarına hakim olmayı başarırsan, fiziksel olarak kontrol etmene ihtiyacın kalmaz.
Onun için devlet veya imparatorluk modellerden, küreselleşmeci boyuta geçerken fiziksel kontrol değil de, beyin kontrolü önemlidir. Dünya tarihinin fiziksel kontrollü dönemlerinde, emperyalizm bu son dönemki kadar gizli kapaklı örgütsel araçlara bu günkü kadar kompleks ve çok işlevli olarak ihtiya duymamıştır. Özellikle toplu iletişi araçlarında ve eğitim sisteminde yoğunlukta olmak üzere. Bu günkü dönem küreselleşme dönemidir çünkü. Fiziksel kontrol döneminde devletler veya beylikler boyutunda mücadele ve savaşlar vardır.
Gelelim galaksiler arası savaşa: Eskiden zaptolunamaz denen kaleler zaptolunmuştur, ele geçirilemez dene şehirler ele geçirilmiş, hükmedilemez dene ülkeler gün gelmiş hükmedilmiştir. Ve gün gelecek birileri de bu sömürgecilik ve savaş yarışında hızını alamayarak dünyaya hükmedebilecektir. İnsanlığın ilkel döneminde küçük çapta bölgesel mücadeleler olduğu için bunda belki taş, belki ağaç sapı bir araç olarak etkiliydi. Bunda ancak mağaralardan mağaralara küçük sopsal hakimiyet mücadelesi yaşanabilirdi. Zamanla köyler veya kabileler arası mücadele daha etkili bir araç mızrak, ok etkili oldu. Derken kale dönemlerinde büyük ağaç gövdeleri(duvarı yıkmak için), kılınçlar etkili oldu. Derken imparatorluklar veya ülkeler döneminde top bunda etkili bir araçtı. Derken silahlar, tanklar, uçaksavarlar derken etki alanları genişledi. Fakat gene de bunlar bir insan topluluğunu uzun süre kontrol altına tutmaya yetmedi... Etki alanları büyüdükçe büyüdü... Bugün bu silahların yerini, toplu iletişim araçları, basın-medya, ekonominin gizli denetimi ile bir beyin yıkama vazifesi, toplum yönlendirme aracı görevi görerek rol almaktadır. Küresel kontrol fiziksel etki gerektirmez. Gerektirdiği araçlardan bu saydığım araçların düzenli ve gizli bir kullanımını gerektirir. Çünkü dediğim gibi, insanlar yapma bir demokrasi, özgürlük ve cuhmuriyet şiirleriyle şu anda kandırılmış durumdadırlar... gördüğün gibi hakimiyetçilik boyutları artabilmete... ve bu boyutlar gün gelebilir ve gezegenler veya galaksiler arası boyutlara sıçrayabilir dedim ve şartlarını sıraladım: eğer uzayda yaşam alanları yaratılabilirse ve enerji kaynakları bulunabilirse diye. Bunun saçmalıkla alakası yok. Ama sen bu şartları da sıramama rağmen, bunu da komik birşeymiş gibi, makalene malzeme yapmışsın...
Senin dediğin "hiç bir zaman mutlak egemenlik mümkün olmaz" cümlesini şöyle çevirebiliriz: küçük insan toplulukları veya büyük toplumlarda daima birbiriyle mücadele içerisinde olacak horozumsu kümeler olabilecektir. Ama bunlardan bir taraf, belli bir dönemde topluma egemen olmakta daha baskın olacak olabilecektir. Ve dolayısıyla o toplumla ilgili kararların alınmasında ve yönetimde o kümenin istekleri baskınlaşacak ve belirginleşecektir. Ama zamanla bir küme zayıflayarak, baskın küme yer değiştirebilecek. Bir taraf veya birkaç taraf muhalefet ve ezik durumda olsa da , ve çeşitli dönemlerde yön değiştirse de, aralarında diyalektik bir çatışma olacaktır.
Böylesine pazar ve sömürgecilik anlayışına sahip bir dünyada katı bir yönetim anlayışına emperyalizmin ihtiyacı yok da ne demek? E, pazar arayışı ve sömürgecilikten bahsediyorsun. Hatta bazı birliklerin kurulmasıyla birçok sınırın kalktığını da söylüyorsun(ki bu küresel sömürü ve küresel faşizm yoluna giden adımdır.). Buna rağmen emperyalizm sadece boşlukları doldurur diyorsun. "Katı yönetim"den kastın silah, tank , top, tüfekse bil ki onlardan çok daha katı etkiler yaratacak başka silahlar var: beyin ve zihniyet kontrolü.
Yazdığın birçok cümle de birbirinin tersi: "Emperyalist güçler boşlukları doldururlar sadece ve karlı çıkabilecekleri gerilimler için zaten kiralık olan organizasyonları kullanırlar.". Geçenki bir yazında da hiyararşiyle, piramitle kafayı sıyırmak anlamına gelen, bu bakış açısını kötüler ve sanki zararlarından bahsedercesine bir yazı yazmıştın. Hatırlıyor musun onu? Dön de bir bak.
Yazdığın diğer anlatılarda da benim düşüncelerimi çürütmek yerine, aksine, benim anlatmak istediklerimi, istemeden olsa, doğruladığı okumaktayım.
Senin sandığın gibi, ve yanlış anladığın gibi bir küçük kuzu yavrusunun okyanusa sıçarak okyanusu kirlettiğini iddia etmek gibi birşeyin peşinde koşmamaktayım. Böyle birşey söz konusu değil.
"Okültik" kelimesi ile "okültik gelenek" isim tamlaması arasında dağlar kadar fark var. Onun ardına "gelenek" kelimesi koyunca, dediklerimin tam tersi bir anlam çıkmakta çünkü.
Bir de bir soru soracam, mahsuru yoksa tabi. Saldırganlık, küçümseme falan gibi algılama, gerçekten merak ettim: Reich ve çalışmaları ile ilgili 10 yıldır hangi araştırma, deney ve toplu çalışmalar yapmaktasın?
Bir dahasına daha seviyeli bir tartışma ve muhabbet dileğiyle...
Saçmalıyorsun,atıyorsun,sonra da kıvırıyorsun, veryansın ediyorsun. Kısaca senin bu yazıda çizdiğin saçmalama yazı dizisi bu şekilde sürüyor. İlla gözüne mi sokalım istiyorsun? Peki onu da yaparız.
Çeşitli gazete, televizyon ve haber sitelerinde yer alan şu haber başlıkları ve rakamlar dikkatimi çekti:
Lütfen rakamlara dikkat edelim:
Gözaltındaki 3 kişi tutuklanma istemiyle savcılığa sevk edildi ...
Ergenekon zanlısı 3 kişi aranıyor haberi | Haber Aktüel - Son ...
SABAH - Ocak 2008, Çarşamba - Ergenekon üçüncü dalgayla çökertildi
» ERGENEKON SORUŞTURMASI…SAĞLIK KONTROLÜNDEN GEÇİRİLEN 7 KİŞİ ...
Ergenekon Operasyonu'nda Ankara'da GÖzaltina Alinan 7 KİŞİ ...
Kod Adı: 7'de 7 ! Sabah saat 7'de 7 kişi.. / HABER 3 (ve aynı zamanda yılın 7. ayında)
7 ilde yapılan operasyonlarla ilgili açıklama
HABER: Ergenekon'un Adını 11 Yıl Önce Koymuşlar haberi
ERGENEKON VAKASI... Serbest bırakılan 11 kişinin TEKRAR YAKALANMASI isteniyordu;
HABER: İki Gün Önce Gözaltına Alınan 11 Kişi Adliyeye Sevk Edildi ...
Ergenekon 13 aydır iddianemeyi bekliyor! İddianame ne zaman ...
Ergenekon davasına 13. Ağır Ceza bakacak / Güncel / Milliyet İnternet
HABER: Ergenekon'da 13 Zanlı F Tipine Gönderilecek haberi
Ergenekon kapsamında 13 aydır tutuklu bulunan Asuman Özdemir’e ...
Ergenekon'da 21 kişi sağlık kontrolünden geçti haberi - Siyaset ...
Bianet :: "Ergenekon"da 21 Gözaltı, Üç Kişi Aranıyor
'Ergenekon' Yapılanmasına 33 Kişilik Gözaltı
Ergenekon Soruşturmasında Tutuklu Sayısı 39'a Ulaştı | Asayiş ...
CNN TÜRK.com - Haberler - 'Ergenekon'da tutuklu sayısı 39'a ...
07:39 Ergenekon orduevine sıçradı! - SANALHABER.NET
1 Mayıs 77, Ergenekon ve AKP (stargazetesi.com)
Bu kadar yeter sanırım, ama çoğaltmak da mümküm.
3, 7, 11, 13 ve 3*7=21, 3*11=33, 3*13=39, 7*11=77
Bu rakamlar sizlere birşeyler çağrıştırıyor mu? Çağrıştırmıyorsa, buyrun David İcke'ın "Occultic Numerology" adlı araştırma yazısını okumanızı öneririm:
http://www.scribd.com/doc/903679/David-Icke-Occultic-Numerology?page=1
Ve aynı rakamların bolluğu dünyadaki birçok önemli olayın içeriğinde de geçiyor. Ve daha başka birçok yerde... Bu rakamlar masonların ve onların bağlı olduğu diğer küreselleşmeci, tekelleşmeci, şirketleşmeci şebekelerin faaliyetlerini gösteriyor.Yani, küresel kraliyetin, İlluminatinin, CFR-Bilderberg-Üçlü Kurulun, Yuvarlak masanın, AB-ABD gibi dev küresel kuklaların, Süper Natonun, Emperyalizmin, Kapitalizmin...
Ve ergenekon meselesini yumurtlayıp tezgahlayanlar kim? Bu haberleri yazanlar kim? Kimler ve neler var bu işin içinde? Basın-medya, polis teşkilatı, hukuk. Değil mi, kendimizi kandırmayalım.
Ve devlet hakkında birazcık bilgimiz varsa, masonların daha çok nerelerde bulunduklarını yaşadıklarını biliriz? Basın-medya, hukuk...(Polis teşkilatını Fetoşculara verdiler malum. Fetoşcular nereyle bağlantılı? Cevap: CFR. Bilderberg. Peki masonların kökleri nerde? Cevap: CFR, Bilderberg. E, dolayısıyla kökleri bir. )
Ve masonların tarihteki en büyük rolleri neler? Onları daha çok hangi rolleri ile tanırız? Cevap: devletler kurup, devletler yıkarlar.(Ve tabi daha başka birçok faaliyetleri mevcut tabii) Yalan mı, ilk aklımıza gelen budur.
Ve Türkiyeyi parçalara ayırıp eyaletlere bölmek isteyen kim, hak ve özgürlükleri şirketlere devretmek isteyenler kim, insanları şirketlerin köleleri yapmak ve günümüzde küreselleşme projesi altında devletleri yok etmek isteyen kim? Cevap: Az önce saydığımız Küresel Şebekeler, Dünya Patronları.
AB ve ABD, AKP'ye açılan kapatma davası ile neyi vurgulamaya çalışıyor, neyi bilinçlerimize kazımaya çalışıyor? Yargının haksızlığını, yargının çöküşünü, yargının güvensizliğini...
Peki Ergenekon ile karalanmak istenen kurum ne?Cevap: TSK, yani devleti ayakta tutan bir kurum.
Yani devletin organları gözden düşürülmeye çalışılıyor. Halkın ve dünyanın kafasında sinsice bunlar oturtulmaya çalışılıyor. Kim yapıyor bunu? Masonlar ve aynı köke sahip güçler. (Kök burada, mason sınıfa egemen, onları da yöneten, daha üst sınıf, küresel zengin tabakadır.)
Peki hükümet ve cuhmurbaşkanlığı kimin elinde? Direk küresel güçlerin elinde.
Peki ülkenin toprağı kaldı mı? E, topraklar da satıldı. Fabrikalar ve devletin kurumları da özelleştirildi.
Basın ve medya aracılığıyla insanlara Amerikan-İngiliz kültürü aşınlanmaya çalışılıyor. Hip-Hop kültürü, alışveriş merkezi kültürü, ingilizce özenticiliği... Nerdeyse bu yolda evrim tamamlanıyor.
Üniversitelerin en iyileri ve çoğunluğu yabancı dilde eğitim yapıyor.
Yani herşey işlevsel olarak değişmiş, bitmiş, sadece bir kıvılcım çakılması ve değişikliklerin resmen ilan edilmesi kalmış.
Bir ekleme daha: Süleyman HArun Yahya'nın iddia ettiğinin tam tersine, kimlerin mason olduğu, hangi tarafın mason olduğu, kökünün neresi olduğu ortaya çıkıyor.
David İcke ne demişti: “Hiç bir şey olduğu gibi olmayacak, çünkü her şey olmadığı gibi olacak. Ve tam tersine; olan şey, olmadığı gibi olandır. Ve olmadığı gibi olan da, olacak olandır. Anladınız mı? Alice Harikalar Diyarında!”
İlk yazdığın ve ispata çalıştığın yazı bu istersen tekrar oku. Evet Alice harikalar diyarında her an saati kontrol eden ve şimdi kupa kızı kağıt askerleriyle gelip birşeyleri değiştirecek diyen yaşlı tavşan ortaya çıkabilir, Alice de sen oluyorsun burada. Her şeyi sayılara tarihi vukuatları okültizme,Amerikayı kuklaya,büyük gizil güçleri başrol e alıp dünyayı yöneten örgütler olarak illüminatiyi sen ortaya attın ben değil. Saçmalama öyle değil denilince de Reich e Frank Herbert e geçtin oradan tamamen zıt şeyler söyleyip onların söylemleriyle (ki Reich tamamen somut olgulara bakar,Herbert siyasal mekanizmayı ve toplumu bilen bir edebiyatçıdır) bu saçma teoriyi, teori lafın gelişi saçma sav ı ilişkilendirdin. Yani önceden Harun Yahya yı ciddiye alman da şaşırtıcı değil, hala öylesin. Paranoyak savların için hala ingilizce eğitimi, batının gelişmiş tekniği yüzünden varolan hakimiyetine öcü gibi anlamlarlar yüklemektesin. Hala H.Y. travmasından çıkamamışın. Çıktım derken de yalan söylüyorsun, yemiyoruz. Üstelik nitelikli insanların yapıtlarından öğrendiğin birkaç cümleyi de karıştırıp bu saçmalıklara alet etmek suretiyle o şarlatanlar örgütlülüğünün yöntemini izleme özentisi içindesin. Hiç bir bilgin olmayan konularda, kesik kesik alıntılarla saçma savlara destek edinme yöntemi.
Sonra da her zamanki gibi kıvırmışın,lüzumsuz bağlar kurmuş ilk başta söylediğin saçma teorileri sonrasında yumuşatmış, bu muymuş yani Dünya hali bu ne saçma bir politika ve Dünya sistemi anlayışıdır denildiği için de sürekli üslupdan bilmem neden nerede manasız etiket adab ı muaşeret demogojisi var araya sıkıştırıp saçma düşünce yapını aklamaya çalışmışın.
İlk olarak kullandığım nick i bile mevzu etmenden ötürü geri zekalıca etiketinde ısrar ediyorum sanal ortamda ismimi cismimi kimliğimi olduğu gibi sergileme mecburiyetim yok, özel bilgilerimdir onlar bu bir, bunu sana açıklamma mecburiyetim de yok bu iki, sen toplum ahlakı polisi değilsin bu üç, böyle hamasi ve militer noktalardan kendini aklamaya çalışma bu dört, haddini bil konuyu Türkçemizi koruyalım yabancı dil e özenmeyelim şeklindeki ezik edebiyatlara getirme bu beş. Sen saçmaladığın düzeyde ben de saçmalayana saçmaladın,aptalca bağlar kurana,çok aptalca bu derim dilimin ve niteliğimin ölçüsü olabilecek düzeyde değilsin, tiyatral demogoji ile kamuoyuna yönelik birtakım adab derslerini de kendine sakla bu da altı ve yedi.
Saygısızlığın dizboyu olduğu halde,kendini bilgiç uzman ilan edip işkembeden salladığın halde, karşıdan saygı bekleyip bir de çok bilirmiş gibi senin çalışmaların nedir anlat da bilelim şeklinde magazin yargıçlığına soyunmak suretiyle karalama yöntemleri peşinde koşmaktasın ki zaten senin bu tip demogojik yöntemlere bu yüzden merak sarıp hatalı bilgilerden kıvırma yöntemini kullandığını görmekteyim. Eğer bir ifade sorunun varsa düşünmeden yazma. Dünya daki asıl tehlike şudur şudur diye yazıp sonradan ama ben tek sebep bu dememiştim onlar da araç oluyor demek ki diye tersten ispata kalkarsan tekrar; oha ne diyor bu şimdi bir dediği diğerini tutmuyor kurmuş kendine bir ego dünyası orada sayıklıyor herkesin de kendisini onaylamasını bekliyor ya bunamış ya da hasta bu adam denilir. Dolayısıyla da bu bir durum tespitidir.
İngilizce eğitimin nedeni ortak dil arayışıdır. Akademik yapıdan ve bilimsel yöntemden habersiz olduğun için bunu da paranoya konusu yapmışsın. Avrupa ortaçağda sefil şekilde yaşarken de insanlar latince ile birlikte arapça farsça öğrenmeye çalışırdı dünyada eğer bilimle ilgiliyse çünkü bilgi yazı ve çalışmalar oradaydı. Şimdi de ingiliz dili hem kolay öğrenilebilir basit gramerli oluşundan hem de oldukça yayılmış olmasından ötürü uluslarası kuyllanılır ve teknik bir dildir. Almanı da Hintlisi de japon u da bu dili okulda üniversitede değil daha ilkokulda öğrenir ki ülkesi dışında öküz gibi takılmasın. Japonlar ingilizce öğrenince ingiliz olmazlar. Türkler ingilizce öğrenince ingiliz oluyorlarsa da zaten demek ki Türk kültürü diye birşey yoktur o zaman. Ne icat yaptın dünyaya da senin dilini mi öğrenecekler ne kadar aptalsın sen? Aptalsın derken aptalca düşündüğün için aptalsın ısrar ediyorum bunda. Her ülke kendi dilinde konuşsun o zaman öyle mi? İngilizce öğretilmesin. Herkes kendi sınırında takılsın yoksa emperyalist olur. Bu mu o süper fikrin ve buluşun?
Senin en büyük sorunun dünyayı yönetenler saplantın. Evet emperyalizm var,savaş var,ezen ezilen var,adaletsizlik çok var. Ama bunların tarihi okültizmin tarihi değil, sınıflar arası mücadelenin tarihi ve tek taraflı değil diyalektik. Ayrıca sandığın gibi dünyayı inançlar pratikte yönlendirmiyorlar onlar kukla oyuncuları okültizm de buna dahil. Asıl tarih tamamen insanların çalışma hayatının pratiklerinden çıkmakta. Sen ataerkil mantığa sahip olduğundan ataerkil mantıkla düşünmektesin o kadar. O yüzden ne ataerkil sistemin oluşumunu kavrayabiliyorsun ne de tarihi olgular arasında akılcı bağlar kurabiliyorsun. Beynine bir kez Din,milliyet,liderlik,hiyerarşi gibi egemen öğeler çakılmış, çıkartmaya da niyetin yok çünkü. Sonra da bir sürü boş gevezelik edip yapısal olarak hiyerarşi var demek ki bu örgütler dünyada etki sahibi şeklinde tam da pavlov un köpeğine yaraşır şartlı reflekslerle fikir yürütmeyi özgün düşünceler diye yutturmaya çalışıyorsun. Bunlar yıkanmış beyinlere eğlenceli bulmacalar. Arkeolojiyi Eric Von Daniken den, Dan Brown dan öğrenen yakın Türk siyasi tarihini Kurtlar vadisinden, Evrim teorisini de Harun Yahya dan öğrenen Aziz Nesin in deyimiyle aptal zihniyetten de bunlar beklenebilir ve edebiyatla, kurguyla, sanat ile fantazi ile gerçeği ayırt edemez. Bu yüzden de ne tarihi kavrar ne Din i ne de oluşumlarını. Örneğin Amen ve Amin in Mısır kökenli pagan tanrı ismi oluşundan Allah ın önceden de kitap yolladığı sonucunu çıkarır, Dünyayı kendi dininden olmayan şeytani gizli kiliselerin yönettiğini sanır.
Kör ve sağır olduğundan dolayı da anlama sorununu göstermek için tek tek nasıl saçmaladığını görelim ayrıca şimdi de. son yorumunda.
Senden niye destek arayayım? Nasıl bir mantık yürütmesi yaptın burda? Bir de bilmiyormuşsun gibi sana bir de Reich'i mi anlatmışım? Ne bileyim ben? Seni tanıyor muyum yahu? Neyi bilip neyi bilmediğini ben nerden bileyim? Bu da laf mı? Senin bildiğini bilsem bile, burada yazılanları sadece sen okumuyorsun. Bu ne bilgiçlik, bu ne artistlik?
Benim açtığım konuya davet oluyorsun, dalga geçen bir yazı yazıyorsun. Sonra sana "hacım" diyince ben sınırı aşıyor muşum öyle mi?
Benden değil Reich den destek arıyorsun. Yazdıklarımdan ötürü ve senin ona dair yorumlarından direkt olarak ve daha önceki bazı tartışmalardan benim bu konudaki düşüncelerimden haberinin olduğunu da biliyorum hiç kıvırmana gerek yok şahsen tanımana da lüzum yok bunun için. Bilgiç ve artistim evet çünkü ne bildiğimin farkındayım işkembeden sallamıyorum senin gibi konu olsun maksat diye.
Konuyu açmış olman saçmalayabileceğin manasına gelmez. Dünyayı numaralarla iletişimde bulunan gizil örgüt planları yönetiyor dersen de dalga geçilmeyi hakedersin. Ancak hacın değilim ben senle değil, fikrin ile dalga geçiyorum. İnadı sürdürüp mantıklı tez olmadan kıvırırsan ve kişisel eleştirileri saçma sapan noktalardan sürdürürsen de aynı karşılığı katlanmış şekilde almayı hakedersin hacı. Nerede tez? Yok. Sıra Reich e emperyalizme geldi. Oradan hiyerarşi var,yok dünyada ezenler var,yok amerikan planı var pentagon var, Yok Reich bunu demiş Herbert onu demiş ee? Bunlar yazdığın yazıya referans teşkil edebilecek kanıtlar mı? Hayır. Kuran-ı Kerim den de kanıt gösterseydin de tam Harun Yahya işi olsaydı oldu olacak. Masonlar var, illüminati var, paganlar var, ebced ve cifr hesabı da var geçmişi geleceği de anladık oh ne güzel sistem, uydur uydur iddiada bulun, cahilin yeni trendi.
Durmadan aşağılayıp "saçma sapan", "saçmalıyorsun", "geri zekalı" türü kelimeler, laflar edip bencillik ediyorsun. Bu noktada aşağılık duygusuna kapıldığın söylenebilir. "Chaos" gibi isim(nick) kullanmanın da bununla çok alakası olduğunu düşünüyorum. Beni kışkırtıp benim de senin gibi laflar etmeye zorluyorsun. Ben senin gibi satır aralarına bu tür laflar sokuşturuyor muyum? Adam gibi bir tartışma ortamının sınırlarını zorluyorsun. İstersen bu dünyanın bütün doğruları senin olsun, neye yarar? İlk önce adam gibi karşındaki insana hitap etmeyi öğrenemedikçe...
Niye Türkçe isim kullanmıyorsun diyince de, ırkçılıkla bağdaştırıvermen tuhaf ve de ilginç.
Ya ne ile bağdaştıracaktım? Sanane benim kullandığım nick in milliyetinden anlamını ve içeriğini bildiğim herşeyi kullanabilirim. Elektrodinamiğin türkçesi var diye de onu mu kullanmak zorundayım, yoksa illa uydurmak zorunda mıyım, sanane? Evet kesinlikle ırkçılık ve milliyetçiliktir öyle değilmiş gibi gösterilip kültürel duygu sömürüleriyle örtbas edilmeye çalışılsa da. Ayrıca aptalca olması şu yönden de bir gerçek chaos benim ismim değil burada kullandığım bir nick çoğu yerde bunu kullanırım bir de psychedelic starship var,ve aton var hepsinin nedenini sana açıklamakla mükellef miyim, senin anlamıyor olman benim için de mana teşkil etmemesi mi demek,dahası Türk olduğumu nereden biliyorsun Türkçe isim kullanmak, Türk olmak mecburi mi? Öyle olunca sen Serdar nick i kullanınca daha mı itibarlı oluyorsun? Irkçılık, milliyetçilik işte saçmalayıp da durmaktasın üstelik bu uğurda. O yüzden salakça konuşmuş oluyorsun haliyle. Yanlış bilmeden yapılan eylemdir. Hatalı dfersem de olmaz o da eksik bilgiden kaynaklıdır. O yüzden salakçadır. Salak demek, kendini pek akıllı dürüst, bilgili zanneden cahile denilir. Sen de öylesin chaos nick imden aşağılık kompleksim olduğunu çıkarmış olman da ve aynı şekilde Türkçe isim kullanınca daha iyi halt ettiğini kişiliğini ortaya koyup teşhir etme saplantının varolduğunu ve bunu ırk a dayandırabildiğini gösterir sanal ortamda. Tabi ki bu saçma düşüncenin ne derece salakça olduğunu da ispatlar. Bilerek olduğu ve bilinçaltı eşcinsel yönelimlerin bastırılmasıyla dışa vurmuş olağan bir uygar insanın, kişisel kompleksli coşkusal veba tepkisi olduğundan ötürü de her zamanki gibi karşının komplekslerinden bahsetmeye bahane arayan insanın, fazlasıyla bilinçaltı kompleksleri vardır kuralının da ispatını sunan güzel bir kobay oluşturur uygulayımcıya psikolojik noktada. Bu saçma komplekslerin, teşhirci egoist saplantıların öncelikle en azından kafada halledilmesi gereklidir.
Diğer yandan ataerkil düzenin kökenini direk ataerkil düzene bağlayan olmadı. Ben bunu temel olarak ekonomik nedenlere bağladım. Ayrıca Reich'in yapıtının anaerkil düzenden ataerkil düzene bir geçiş aşamasını anlatmadığını da söylemedim. Söylemedik, her noktaya değinmedik diye benim onun tam tersini kavradığımı da nasıl düşünüyorsun ve nereden çıkarıyorsun? Bu nasıl bir çamur atış şeklidir?
Ben ufalardan da bahsetmedim, onu da sokmuş, kaynatmışsın araya, parçalarla yapboz oynamış, gülünç bir durum çıkarmaya çalışmışsın.
Sen ne dediğinin farkında mısın ki? Tahakküm ataerkil sistemde başladı dedin ve Reich i referans gösterdin. Ben de o öyle değil ataerkilin de mecburi nedeni var dedim, ekonomik sebeplere bağlamış mış. Numaralar üzerinden mi? Madem ekonomiye bağlıyorsun öyle yaz okültizm ile bu durumun hiç alakası yok. Üstyapı ile alt yapıyı birbirine karıştırıp tersten anlatıp sonra da aslında ekonomiktir demiştim diyemezsin sonradan. Çünkü üstyapı ekonomik değildir oysa sen tarihi üstyapının ekonomik olmayan öğeleri ile açıklamaktasın. Madem Reich i ve onun dolayısıyla ilkel toplum a, ataerkil düzenin ekonomik temellerine bakıyorsun nasıl oluyor da aynı anda ekonomik olmayan siyaset,din gibi üstyapı kurumları ile tarihi olayların gidişatını doğrudan ilişkilendirebiliyorsun? Üstyapı nedir,ekonomik olanlar hangileridir hangi yapılanmalar ekonomik değil, bağımlıdır biliyor musun? Bilmiyorsun, okumamışsın doğru dürüst o yüzden. Sana dayatılan tarih ve ekonomi anlayışıyla konuşuyor üstelik muhalifmiş gibi, sözde anti emperyalist bakış açısına sahipmiş gibi konuşuyorsun. Bu yüzden de elmalarla armutları karıştırırsan ki zaten bu emperyalist siyasetin en önemli manipülasyon yöntemidir, karşılık olarak sert eleştiriler alırsın. Değinmediğin noktalar bilmediğin ve yanlış tespitlere gittiğin noktalar olduğu için önemlidir, boş konuşarak lafla, niyetle yürümez Mars a roket. Doğru noktaları doğru şekillerde tespit edip hesap edeceksin. Yok öyle ezbere ahkam keseyim ama kimse de eleştirmesin rencide ederek diye. Rencide ol. Rencide olmadan düşünmek aklına gelmez şartlandırılmış kişilerin, akademik eğitim metodudur bu ve moral bozucu olduğu kadar öğreticidir. Dolayısıyla henüz yeterince bilgin olmadan dev projeler ve gizil bilgiye dair saçmalıklar ortaya döker iddiada ısrar edersen adam yerine konmazsın. Dalga geçilirsin. Komik olursun. Öbür türlü hitab ı hakedene kadar da bu böyle sürer. Dünyanın tüm bilgisi kimsede olmaz ama bende az bir miktar var ve kalın kafalara bunları anlatmak için önce hurafelere dayalı dirençlerini kırmak gerektiğinden ve varolan bilginin bana yüklediği sorumluluklardan ötürü en radikal şekilde eleştirmek zorundayım.Hele ki konu Reich e gidince de onun yöntemini kullanmak açısından bu doğrudur. Kendi savunun daima fikrinin değil kendi varlığının ve egonun savunusu haline gelmiş olduğundan ve mizahi eleştiriden egon zarar görmüş ve nefret tepkileriyle davrandığından, ancak bu tepkiyi de bastırıp toplum karşısında küçük düşmek istemediğinden asıl düşüncelerinin ve egosal savunma komplekslerinin ortaya çıkması noktasında bile bile saçmalamakta ısrar ettiğini ve konuyu başka alanlara kaydırmaya çalıştığını görüyorum. Oysa hata hatadır, telafisi kabulüyle mümkündür. Numerolojinin tarih olmadığında ısrar etmem senin haklılık payından bağımsızdır çünkü sen başlangıçtan beri bu tersten tarih anlatımını odak haline getirmiş durumdasın dikkat ççekmek için. Başlıktan ilk yazıya kadar bu tema varken pşimdi konuyu dağıtarak kaçma çaban bu noktadan yani biraz abartmışım demekten çekindiğin için olmaktadır ve o kadardır ki espiriyi bile kaldıramamaktasın ciddiye alınmama kompleksin mevcut. Doğaldır, çok okuman çalışman lazım. Yoksa ufolara da geçebilirsin kişiliğini sarsmadan sağlığına kavuşturamazsan. Öyle ki,Wilhelm Reich bile bundan muaf değildir. Kendisine yapılmış haksızlıklar ve suçlamalar (şizofren olduğu söylentisi dahi yayılmıştı) sonucu kodeste tam çıkmak üzereyken ilginç şekilde kalp krizi geçirip ölmeden önce, ne maksatla yazdığı anlaşılamayan ufolara dair bir kaç yazısı nette dolaşmaktadır. Üslubu oldukça farklıdır ve şüpheyle bakılmalıdır her açıdan. Sen ise zaten bu efsaneler üzerinden konuştuğun için ufo konuları da pek uzak değildir şimdiden yıldız savaşlarını ve galaksi emperyalizmini öngören zihniyetine bakıldığında. Emperyal sistemin medyasını eleştiriken onun kurgu ve fantazi dünyasında da sürekli bunu yarattığını yani bu sistem en iyi ve asla değişmeyecek tek yaşam biçimidir dayatmasını aniden unutmuşsun. Ancak 100 yıl önceki kapitalizm ile şimdiki bile aynı oranda katı olamamakta, yapısı gereği toplumsal bilincin artışına karşılık bireysel hakları da bir yandan sağlamak zorunda kalmaktadır oysa. Kaldı ki 300 400 yıl sonrasını hiç karşılaştırmaya lüzum yok sen ise en az bin yıl sonrasını bugünkü sistemin devamı şeklinde anlatmakta, doğayla birlikte toplumun dinamik yapısını muhafazakar biçimlerde reddetmektesin. Dolayısıyla da bu kişilik özelliğin salt muhalefetden ileri gidememekte ülkü gibi saplandığın arayışlarda sıkışıp pratik eylem açısından gerici kişilik özellikleri yarattığından, çelişkiler içinde kalmaktasın.
Beni okurken yanıldığın bir nokta da: benim sanki bütün dünya sorunlarının nedenini bir tek kavrama bağlamış olduğumu görmen olmuş. Ben dünyayı beş bin yıldır bir örgütün yönetip de, dünyayı bu hale soktuğunu falan söylemedim. Her şeyi ona bağlamadım. Benim düşüncelerimi "mutlak"lık, "değişmezlik" olarak algılamakla ilk önce burada yanılgıya düşmüşsün. Ben sadece gizli-kapaklı örgütlerin küreselleşme peşinde koşan buyurgan, dünya hakimiyeti için birbiriyle savaşan, mücadele eden tabakanın veya kimselerin araçları olduklarından bahsettim. Daha önceki bir iletimde de şöyle yazmışım:
"Bütün bu buyurganlığın sonucu, dünyayı bugün, burada bahsetmeye çalıştığım hiyerarşik tekelleşmeye götürmektedir. Şu an da tekelli bir dünyada değilsek bile, gidişatımız orayı göstermektedir."
Ama sen bunları okumamışsın ki! Bu gidişatın temelinde de sömürgecilik yarışı, pazar hırsı yatmaktadır. "Herşey benim, ben allah veya tanrı olmalıyım" düşüncesi gibi...
Bana emperyalist kapitalist dünyaya hizmette bulunmayan tek bir insan göster. Gösteremezsin. Dolayısıyla bu sav ın saçmadır. Çünkü bilim dahi silah sektöründe ekonomik sistemin yapısı gereği bu sınıf savaşımının egemen yapısına hizmet eder. Ancak bilimin kendisi yani araştırma ve bilgiye ulaşma yöntemi kapitalist değildir. Bu savaş sona ermeden sınıfsal karşıtlıklar da türlü sivil ya da devlete bağlı kurumların taraflılığı da sürecektir. Küreselleşme ekonomiktir. Ancak ekonomi buyurganlıktan türememiştir. Ekonomi insanların pratik hayatının bir sonucudur. Dolayısıyla da küreselleşme peşinde koşan dünya hakimiyeti için savaşan buyurganların aracı olmayan hiç bir insan ya da kurum yoktur. Ancak yine bu insanların kişilik yapısı da o buyurgan yapıyı yaratır. İnsanlar buyurganlarca ezilip makinacı gizemci olmuşlardır. Ancak ezilen insanların makinacı gizemci inançları ve kişilik yapıları da hakimiyete,güce,aşağılık komplekslerinin neden olduğu üstün bir grubun parçası olma duygusu ile dışa vurduğundan, bu buyurgan yapılar onlar tarafından sürekli yeniden yaratılır. Demokrasi iyi bir sistem olmayabilir. Ancak demokrasilerde daima en buyurgan en dediği dedik çaldığı düdük adamların alkış toplamasının suçlusu o iktidarın sahipleri değildir. Yazgısına boyun eğmiş kıpırtısız insanların genel yapısı nedeniyle aksine inanılmaz. Halk asla kendi sorumluluğunu alamaz. Fikrine güvenmez. Kendine güvenmez. Herşeyin kendine bağlı olduğundan habersizdir ve dolayısıyla kendine de topluma da yabancıdır işbirliğine yönelemez. Yani aklını pratikte, kendi geleceğini biçimlendirmede kullanamaz, hayvanlardan farksız yaşar o yüzden de koyun gibi güdülebilir. Güdülme nedeni gütmek isteyenlerin zorbalığıyla başlamış olsa bile güdülmeye uygun inançlara ve değerlere olan bağlılıkları nedeniyle çobanlara ve liderlere endeksli yaşar.
Dolayısıyla ilkel komünal kendiliğinden doğal işbirliği sona erdiğinden beri kendi türünü yaratır. Tekelleşme daima vardır şekli değişir. Tekelleşme toplumsal üretim araçlarının kendi ortak denetiminden çıkıp satın alınabilir olmasıyla başlamış ve devam etmiştir. Ancak bu zamanla el değiştirir. Fakat mülkiyet sahibi olmaktan başka yaşama şansı olmayan, birbirine karşı ve yabancı bu orman kanunu zihniyetli sözde zeki tür kaygı ve korkuları nedeniyle mülkiyete endeksli olarak, mülk edinmeye ve daha fazla zengin olmaya şartlandırır kendini. Dolayısıyla bir sınır olmadığı için de hiyerarşi yaratılmış olur. Önce kabileler,sonra kabileleri sömüren kent devletleri,devletler,imparatorluklar sonra da yine devletler ve sömürgeci şirketler ortaya çıkmıştır. Tüm bunlar birbiri ile diyalektiktir. Ne buyurganlar ne de buyurulanlar birbirine karşıttır. Beraber kurdukları ekonomik kararsızlığın iki yanındaki figüranlardır ezenler ve ezilenler.
Sömürgecilik de para hırsı da tüm insanlarda mevcuttur. Pra kazanmak istemeyen kimse yoktur bunun tek yolu da sömürmektir. Paranın kendisi sömürüdür, üretilen metanın emekten ayrı olarak değerini biçer. Herkes kendini kurtarmak peşinde ve zorunluluğundadır. Dolayısıyla yan komşu esnafın zaafından ötürü iflas etmesi nedeniyle onu iş ve piyasa gerçekleri gereği değerinin altında satın alan diğer esnaf ne kadar suçlu ise Dünyayı sömüren ABD de ancak o kadar suçludur. Olgulara duygusal ya da idealist manalar yükleyip başka yerde büyük suçlular aramak ise akıl dışıdır. Dünya 6000 yıldır türlü tekellerde halkın geleceğini heba etmiş bir uygarlık yaratmaktadır. Halk bundan bağımsız bir mağdur değildir tüm yöneticilerinin de tekellerin de sebebidir. Resmi tarih yanıltıcıdır çünkü olayların başladığı andaki figürlerine bakılarak bugün de aynı figürler nedeniyle bunun devam ettiği şeklinde çizgisel sonuçlara varılır oysa başlamış olan o düzen herkesin katılımıyla ancak sürebilir. Dolayısıyla bugün egemenler diyerek zenginleri suçlarken ezilenler onlara mülk verilmiş yerlerde çalıştığı sürece onların aynı zamanda yaratıcıları da olmuş olacaklardır. O nedenle bu açıdan dün tekel yoktu veya daha azdı da yarın daha fazla tekelleşecek söylemi de yanılgıdır. Mülkiyetin neden olduğu sınıf karşıtlığıdır tekel, başka bir tekel yoktur Dünya da. Diğer herşey de buna bağlıdır ve tüm dünyada bu temelde oluşurlar. Aralarından birkaç tane gizemli kilise bulup, onların tuhaf metinlerini irdeleyip geçmişin ve geleceğin nasıl olup nasıl olacağını bulamazsınız, gelecek şu anda yaratılmaktadır insanlarca ve daima bu şekilde pratik olarak yaratılmıştır bugüne kadar da. Bir kaç diktatörün kısa süreliğine krizlerden faydalanıp tanrılığa soyunabilmesi de aynı nedenledir,geçmişte zaman zaman olduğu gibi önümüzdeki kriz ve onun arttırdığı yeni karşıtlıklar ve yabancılaşmalar sonucunda yine oluşacaktır. Çünkü sıradan kıpırtısız halk asla kendi yaşam biçimini sorgulamamakta bundan korkmaktadır,hatta ölesiye korkmakta,birinin onu tasmalarla kafeslerle çevreleyip dar alanda güvenli bir küçük dünya arzulamakta,özgürlükten ve zincirsizlikten ödü kopmaktadır. Yani sorun birkaç kişinin çıkarından değil,tüm insanlığın aynı şekilde aynı çıkar mekanizmaları ile kendi bilinçli hiyerarşik örgütlenmesinin ve bunu kabulünün sonucudur. Demek ki serdar,seni okumam senin hatalarını ve yanlışlıklarını ters bakış açını onaylamamamın da nedenidir,çünkü sen gerçeğin tam tersinden medet ummaktasın bu dar kalıplı düşüncelerinle.
Şurayı da açıklığa kavuşturalım: dünya fiziksel olarak kontrol altına alınamaz. Bir şehir, bir köy, hatta bir devlet fiziksel olarak kontrol altına alınabilir belki. Ama küresel boyutta buna güç yetmez. Senin verdiğin Nazi dönemi örneği de fiziksel birşeydir. Dolayısıyla Hitlercilik çökmüştür. Fakat eğer sen, insanların beyinlerini hedef alarak, onların ruhsal veya dirimsel(biyolojik) yaşantılarına hakim olmayı başarırsan, fiziksel olarak kontrol etmene ihtiyacın kalmaz.
Onun için devlet veya imparatorluk modellerden, küreselleşmeci boyuta geçerken fiziksel kontrol değil de, beyin kontrolü önemlidir. Dünya tarihinin fiziksel kontrollü dönemlerinde, emperyalizm bu son dönemki kadar gizli kapaklı örgütsel araçlara bu günkü kadar kompleks ve çok işlevli olarak ihtiya duymamıştır. Özellikle toplu iletişi araçlarında ve eğitim sisteminde yoğunlukta olmak üzere. Bu günkü dönem küreselleşme dönemidir çünkü. Fiziksel kontrol döneminde devletler veya beylikler boyutunda mücadele ve savaşlar vardır.
Bu da başka bir saçmalık. Değişen şey üretim tekniği yani ekonomiyi oluşturan üretim ilişkilerinin biçimidir. Beyin kontrolü diye birşey yoktur, bu hurafeler insanlara militer amaçlarla dayatılmaktadır. İnsanlar zaten belli amaçlar için yaşarlar ve kendilerinden önce kurulu olan bir düzenin içine doğarlar. Ancak insandaki kaygılar ve güvensizliklerin baskın olması nedeniyle kurulu düzeni kendi pratikleriyle yok edebilmeleri için tek yol o düzenin hiç birisine hiç bir ihtiyacını, yani en azından büyük çoğunluğuna verememesi durumunun ortaya çıkmasıdır. Ancak, insanlığın ufku dardır. İlkin arzularına göre değil, elindekilere göre yaşama erdemlerine yönelir çünkü hırsı mutluluğunu arttıramamakta daha çok acı çekmesine neden olmaktadır. İkincisi, ölmeyecek kadar yaşıyor oluşunu dahi şans olarak görür, çünkü bildiği dünyada hiç bir zaman adalet zaten olmamıştır. Üçüncüsü, örneğin bugün Türkiyenin devlet olarak ayakta kalabilme nedeni imanı tarihi ve kültürü değil, insanlarının çoğunluğunun açlıktan,gasp dan tecavüzden ölmüyor oluşudur. Bunun olduğu yerlerdeki devletler yok olmakta,iç çatışmalarla buna bağlantılı olarak karşılaşmakta (Türkiye dahil) tıpkı bir bireyin yaşamak için çabasında olduğu gibi orta halliden biraz daha fakir bir gelenekçi insana benzeyen bir devlet olarak topluca yaşamaktadır. Bu noktada ihtiyaçlarını kendinin yaratamadığı oranlarda kendinden zengine borçludur. Amacı da onun kadar zengin olmak olduğuna göre, AB olayında olduğu gibi ona öykünür,kendinden fakirin erdemliliğini örnek alacak değildir elbetteki. Buna beyin yıkama denmez bu bilinçli olarak hem bireylerin hem de onların yarattığı devletlerin ortak düşüncesidir zorla ya da ilaçlarla,matrix vari şekilde beyne takılan kablolarla şırınga edilmemektedir. Emperyalizmin farkı, insan iradesini düşüncede serbest bırakıp, değeriyle satın almasıdır. Çünkü irade ne isterse istesin dünyanın sistemi belli olduğundan bireyler emperyalist amaçlara hizmet etmiş olacaklardır. Ekonomik teknik ilerledikçe de üretim tekniği ve teknoloji ile birlikte telkin metotlarına ihtiyaç azalır tam tersine. Geçmişte gizem örgütlerine çok daha fazla ihtiyaç vardı nerenden hangi kıstasa baktın da bugün emperyalizmin buna daha çok ihtiyaç duyduğunu uyduruyorsun. Ortaçağ feodalizmi Vatikanın kırbacı olmadan bir gün bile süremezdi ve onunla birlikte yıkıldı. Emperyalizmin böyle şeylere ihtiyacı yoktur o kadar bu nedenle de hukuk tamamen siyasal mekanizmaya bağlanmış, bir bireyin neye karar vereceği noktasında, neye ve nasıl bir dünya idealine inandığının hiç bir önemi kalmamıştır. Otorite biçim değiştirmiştir. Artık otoritenin karar mekanizmasında halkın katılımı ve onayı da önemli bir gösterge olduğundan ötürü eylem alanında halkın birtakım gizemci örgütlerle beynini yıkamak birincil taktik olmaktan çıkmıştır. Tüm dünya ekonomisi bir makine gibi işlemektedir o yüzden varolan savaşların ve çatışmaların bile yöntemi değişmiştir. Dün Osmanlının Avusturyayı işgali Japonlar için hiç bir anlam ifade etmezdi ancak bugün ABD nin afganistanı işgalinden Türkiye de Almanya da Fransa da kendine pay çıkarmak derdine düşmüştür. Bu noktada bir örgütün tüm insanlığın beynini yıkadığı falan yoktur çünkü beyin denilen şey özünde şöyle ama müdahaleyle böyle olmuş bir şey değildir beyin de insanın bireysel çıkarlarının merkezidir. Dolayısıyla çift yönlü ortak otoriter yapı olarak emperyalizm makineci sistemin başlamasıyla ortaya çıkıp güçlendiği gibi gün geçtikçe de makineleşmektedir. Bunun planlayıcısı yoktur ortak bir toplu eylemdir dolayısıyla biribnin daha iyi makinesinin diğerinin ilkel teknolojisine baskı yapması şeytanın büyük makine üreticisi olduğundan değil, bu ekonomi politik yapının direkt bir sonucudur. Otorite tanrısal ve değişmez delinemez olmaktan çıkmıştır, yeterince araca sahip olursanız amerikayı da yönetebilirsiniz ancak bugün için o denli birşey sözkonusu olamaz çünkü ABD alışılmış ezberler dahilindeki gibi bir devlet değildir zaten. ABD sadece ikinci dünya savaşından sonra mecburi olarak, Sovyet tehdidinin de etkisiyle emperyalizmin taşınan yeni başkentidir. Bu yeni imparatorluk yani emperyalizm hiç bir din e , sınıf a, ırka tabi değildir. Geleneksel devletlerin geleneksel yaşayan halkları bu geçiş aşamasına henüz gelmese de ABD ve Avrupa militer devletlerin sonunun geldiği noktanın habercisidir. Bu ise o yapının dayatması görünse bile,aslında kapitalizmin de dolaysız bir sonucudur ve tüm bireylerce de talep edilir. Tıpkı feodalizmin kapitalizme dönüşünü Fransızlarca ve Napolyon tarafından dünyaya dayatıldığını söyleyemeyeceğimiz gibi emperyalizmin globalleşmesinin de o ülkelerce dünyaya dayatıldığını söyleyemeyiz. Gerçek, her kararsız sistemin kendi çelişkilerinin bir sonraki daha kararlı hale dönüşme kanununca belirlenir. Emperyalist sistemin çöküşü bunun global olarak çelişkilerinin ortaya çıkmasından sonra sinyallerini vermeye başlayacaktır ve o zamana dek insanlık bugünkünden çok daha hızlı bir değişime adım atamazsa tarihteki en büyük yıkımlarla birlikte olacaktır. Dolayısıyla bunları gizemli ya da gizil güçlere bağlamak akıl dışıdır. Kendi çelişkileri yeni durumu yaratır. Dolayısıyla da emperyalizm birşey değildir. Emperyalizm bir makineye benzeyebilir ancak onu oluşturan onun işlevi olan çarklardan ötesi de değildir. Dolayısıyla bilinmeyen güçlerce değil, toplumsal olarak bireylerin eylemleriyle varolduğu gibi geleceğini de öyle yaratır. Geçmişte toprak kontrolü gerekliydi şimdiyse hammadde kontrolü. Buradaki fark birtakım spontane grupların özel planı değildir tek başına. İmparator Kanuni Süleyman ın ya da Sezar ın tekil planı ile yürümemiştir geçmişte bugünde büyük şirketlerin özel arzularınca sürmemektedir çünkü asıl sorun aslında tüm insanların buna isteyerek ortak olma çabası ve kendi bireysel yaşamları için onaylamasıdır. Sezar ı da Amerikan sistemini de bu ortaya çıkarır onlar sadece o halkların kendileri için onayladıkları yüzlerdir ve görünenin tam tersi gerçektir. Romalı Büyük Constantin Hıristiyanlığı seçtiği için hıristiyanlık avrupada yayılmamıştır,tam tersine romanın ve Avrupanın o zamanlar sefil ve köle halkı hıristiyanlıktan kurtuluş umduğu için İmparator Constantin Hıristiyanlığı seçip onaylayarak hem iç savaşı hem de Romanın doğuda devamını sağlayabilmiştir. Bunun bedeli olmuştur ve hala da olmaktadır çünkü sorun kurtuluşun halkdan olmamasıdır. Her değişim yine kararsız olduğundan da giderek daha fazla yıkım getirmektedir.
Tıpkı her büyük değişimin öncekinden daha ağır bedellerle olması gibi. Ancak bu sefer ki, emperyalizmin çelişkileri onu da ve tüm hiyararşik mekanizömaları da yaratan devletin çelişkilerini de ortaya serip hırpaladığından, çemberin başladığı noktaya geldiği andır. Dolayısıyla emperyalizmin çelişkisinin eyleme dönüşümü aynı zamanda insan uygarlığının da kendi varolma ya da yokolma savaşının ortaya çıkacağı an olacaktır. Eski efsanelerdeki ve mitolojilerdeki yüksek sezgi sahibi ozanların işaret ettiği sembolik dünyanın sonu fantazilerinin de nedenidir bu. Onlar çok küçük başlangıcını gördükleri bu suni yapının aynı sistemle çok fazla yayılıp yükselirse topyekün çökeceğini görmüş, türlü kıyamet alametlerinden meseller vermişler ancak bunlar anlaşılmamış ve kurumların tam tersine varlığını koruyucu korku nesnesine dönüştürülmüştür. Tabii ki yine bu noktada halk ın pasifliği nedeniyle böyle olmuş,aktif olduğu zamansa bazı olumlu fakat geçici değişimler de olmuştur.
Yapısal açıdan global bir emperyalizm sınırlarını genişletip sömürü ve adaletsizlik ile varlığını sürdüremez, çünkü doğanın özgün diyalektiği populasyonların sürekli bir iç çatışma içinde varlığını sürdüremediğini ve kendi neden olduğu toksin ve hastalıklarla yokolduğunu göstermektedir, bu şekilde yok olmuş binlerce dominant tür mevcuttur. Dahası uygar insan evrime karşıt bir yapıdadır. Yaşadığı sağlıksız koşullar uyum mekanizmalarını körelttiği için yeni değişimlere de en az oranda toleransa sahip olmaktadır, sağlığı bozuk,bedeni zayıf, yarattığı tıp bilimine rağmen yine onun da etkisiyle hastalıklara karşı dayanıksızdır. Bugün ani bir iklim değişimi olsa, sanıldığı gibi insan zekası sayesinde en az zararla değil,şu an görünmeyen sebeplerden ötürü en büyük kitlesel ölüm oranıyla karşı karşıya kalacaktır. Kitlesel ölüm nedeni Dinazorların kitlesel ölüm nedeniyle de aynı sebepden olacaktır. Adaptasyon mekanizmasının belli şartlara ve koşullara bağlılığının neden olduğu baskın yönelim. Dinazorlarda bunun etkin nedeni boyutlarının aşırı ısı nedeniyle fazlaca büyümesiydi, ısı aniden düşünce devlerin hiçbiri yaşayamadı; insanda ise zekanın fiziksel açıdan dayanıklılığı olumsuz olarak bastırması ve izole doğasında kalması nedeniyle fizyolojisinin yeni koşullarda sürdürülemezliği olacak.
Gelelim galaksiler arası savaşa: Eskiden zaptolunamaz denen kaleler zaptolunmuştur, ele geçirilemez dene şehirler ele geçirilmiş, hükmedilemez dene ülkeler gün gelmiş hükmedilmiştir. Ve gün gelecek birileri de bu sömürgecilik ve savaş yarışında hızını alamayarak dünyaya hükmedebilecektir. İnsanlığın ilkel döneminde küçük çapta bölgesel mücadeleler olduğu için bunda belki taş, belki ağaç sapı bir araç olarak etkiliydi. Bunda ancak mağaralardan mağaralara küçük sopsal hakimiyet mücadelesi yaşanabilirdi. Zamanla köyler veya kabileler arası mücadele daha etkili bir araç mızrak, ok etkili oldu. Derken kale dönemlerinde büyük ağaç gövdeleri(duvarı yıkmak için), kılınçlar etkili oldu. Derken imparatorluklar veya ülkeler döneminde top bunda etkili bir araçtı. Derken silahlar, tanklar, uçaksavarlar derken etki alanları genişledi. Fakat gene de bunlar bir insan topluluğunu uzun süre kontrol altına tutmaya yetmedi... Etki alanları büyüdükçe büyüdü... Bugün bu silahların yerini, toplu iletişim araçları, basın-medya, ekonominin gizli denetimi ile bir beyin yıkama vazifesi, toplum yönlendirme aracı görevi görerek rol almaktadır. Küresel kontrol fiziksel etki gerektirmez. Gerektirdiği araçlardan bu saydığım araçların düzenli ve gizli bir kullanımını gerektirir. Çünkü dediğim gibi, insanlar yapma bir demokrasi, özgürlük ve cuhmuriyet şiirleriyle şu anda kandırılmış durumdadırlar... gördüğün gibi hakimiyetçilik boyutları artabilmete... ve bu boyutlar gün gelebilir ve gezegenler veya galaksiler arası boyutlara sıçrayabilir dedim ve şartlarını sıraladım: eğer uzayda yaşam alanları yaratılabilirse ve enerji kaynakları bulunabilirse diye. Bunun saçmalıkla alakası yok. Ama sen bu şartları da sıramama rağmen, bunu da komik birşeymiş gibi, makalene malzeme yapmışsın...
Senin dediğin "hiç bir zaman mutlak egemenlik mümkün olmaz" cümlesini şöyle çevirebiliriz: küçük insan toplulukları veya büyük toplumlarda daima birbiriyle mücadele içerisinde olacak horozumsu kümeler olabilecektir. Ama bunlardan bir taraf, belli bir dönemde topluma egemen olmakta daha baskın olacak olabilecektir. Ve dolayısıyla o toplumla ilgili kararların alınmasında ve yönetimde o kümenin istekleri baskınlaşacak ve belirginleşecektir. Ama zamanla bir küme zayıflayarak, baskın küme yer değiştirebilecek. Bir taraf veya birkaç taraf muhalefet ve ezik durumda olsa da , ve çeşitli dönemlerde yön değiştirse de, aralarında diyalektik bir çatışma olacaktır.
Böylesine pazar ve sömürgecilik anlayışına sahip bir dünyada katı bir yönetim anlayışına emperyalizmin ihtiyacı yok da ne demek? E, pazar arayışı ve sömürgecilikten bahsediyorsun. Hatta bazı birliklerin kurulmasıyla birçok sınırın kalktığını da söylüyorsun(ki bu küresel sömürü ve küresel faşizm yoluna giden adımdır.). Buna rağmen emperyalizm sadece boşlukları doldurur diyorsun. "Katı yönetim"den kastın silah, tank , top, tüfekse bil ki onlardan çok daha katı etkiler yaratacak başka silahlar var: beyin ve zihniyet kontrolü.
Hangi kale zaptedilemez denmiş,hangi ülke ele geçirilemez denmiş? Yok öyle birşey. Galaksiyi ele geçirmek ne demek? Ya başka uygarlıklar varsa ve senin uygarlığının 6000 yıldır varolduğunu düşünürsek onun kökeni 16 000 yıllık ise senden 10 000 yıl ilerdedir niye gelip seni ele geçirmedi hala? Neyi ele geçiriyorsun böyle 10 000 yıl sonra da mı kapitalist mülkiyet mantığı ile düşünecekler gene? Bunun kökeni milliyetçilikten devletten geliyor insanlık 1 milyon yıl boyunca böyle şeyler bilmiyordu. O kadar tekniğe bilgiye ulaşıp o mantıkla geri zekalılığı sürdürecek bir uygarlık kendi kendini yok eder ya da o zekayla o icatları yapamaz. Atomu buldun olanlar belli daha ay da duramıyorsun ekipmanla üstelik. Gidecen başka gezegende hayat oluşturacan,ama kapitalist olacan gene. Hangi zekayla bir gezegende yaşam alanı yaratmanın yolunu buldun sömürgeci düşünme mekanizmasıyla ancak robot yapılır öyle, tek bir ot bile yapamazsın ki gidip bir de gezegene yaşam götüreceksin orada yaşayacaksın. Böyle saçma mantık olmaz eskiden televizyon yoktu şimdi var demekki ilerde yıldız savaşları ve galaksi federasyonu da olur. Hayır doğanın diyalektiğine hiç bir noktada uymuyor politik sistem ve düşünce yapısı. O yüzden bunca yıkım sürmekte yine o yüzden dünyayı asalakça sömürünün sonu kendini yok etmektir başka dünyaya sömürüyü sıçratmak hem de oraya onca bilgi ile gidip aynı zekayla yaşamak ve o aynı zekayla bir grup insanın diğerini ezdiği mantıkla mümkün değildir. Emperyalizm globalleştikten sonra zaten kendi kendini yok etmek zorunda. İnsanlar bugün adil şartlarda olmayabilirler, ancak bu onların robot gibi ebediyen uyruk olacaklarına inanmayı gerektirmez saçmalıktır ve akla karşı bir söylemdir bu. Biz bu Dünya kimselere kalmaz kimse ölümsüz ya da tanrı değil diyoruz sen abartıp galaktik emperyalizm masalları anlatıyorsun hala bu sistemn asla değişmez diyerek. Komik olan bunca şeyin farkındasın madem değişebileceğine neden ihtimal vermiyorsun gücün büyüğünü elinde tutanların gücü erişilmez bir kutsal değnek mi sanki de sonsuza dek emperyalizm. Tek sistem bu mu? İyi o zaman dünyada kal orada öl çünkü bu mantıkla kendi güneş sistemini bile araştırmaya gücün kalmaz üretim yetenekleri otoritenin devamı ve savaşlar için çarçur edilip sonunda satacak kimse kalmayacağından. Kaldı ki terör de olur gene o zaman ve biri gezegen yok edici yapar mutlu son. Ah şu saçmasapan emperyalist galaksi federasyonu icat eden bilim kurgu filmleri. Ama yani herif geleceği ne bilsin bugüne göre yapmış fantazisini doğal olarak öyle vermiş mesajı. Ama bin yıl sonraki bilgiyle doğan bireylerin hiçbiri de tutup hiyerarşik lidere inanacak değil, lüzum kalmaz artık onlara. Şimdi krala olmadığı gibi. Beynimi de kimse kontrol edemez robot sanıyorsun insanı canlıyı bilgisayar teknolojiyi göre göre. Beynimi kontrol etmeye çalışılırlarsa organik olduğumdan illaki bir yan etki üretirim. Kontrol eden şeyi bulurum, antisini üretirim, yani böyle saçma birşey de olmaz. Medyayla salaklar yönetilir. Cahil olursan medyaya bakarsın haber için sadece, değilsen en aptalca haberden bile nesnel sonuç tespit edersin. Beynime chip takacakmış da ne düşündüğümü görecekmiş durduracakmış, sayborg muyuz biz öyle. Yok öyle şeyler, bugün microsoft bile tehdit altında. İlerde herkesin kolayca kullanabileceği yazılımları üretsinler o zaman görecez microsoft un güvenlik diye diye virüs yuvasına dönen ağır ve pahalı işletim sistemlerinin sonunu. Kim engel olabilecek? Linux u mu yasaklayacaklar? Nah! Emperyalizm müşteriye muhtaç, mutlak otoriteyle hiç bir halt edemez. Şu an varolma nedeni de hala kiminin fakir ve ölümle burun buruna yaşarken diğerinin dolandırıcılıkla zengin olabilmesi ve halkların hala birbirini suçlayıp kendi sorununun kaynağının öbürürünün olduğunu zannetmesi. Nereye kadar kandırılacak sonsuza dek mi? Mümkün değil bu giderek de yavaş da olsa öğreniyor, daha cahil olmuyor. Kaldı ki mükemmel olmak zorunda değil şu an. Yani bugün cumhuriyeti demokrasiyi aldatıcı buluyorsun ama feodal düzende olağan olan birçok adaletsiz ayrımcı düşünce şu an insanlık dışı görülmekte. Yüzde yüz uygullanmıyor,emperyalizm kötüdür diye de hiç bir ilerleme olmuyormuş gibi düşünüp ilerdede beynimizi programlarlar diye saçmalamanın alemi yoktur. İnsan o kadar da psif bir varlık değildir, pasifize edilmiş olsa da potansiyeli sınırsızdır. Potansiyelinin artışı da özgürlüğü ile orantılıdır dolayısıyla hiç bir açıdan buyurganlık daha ileri aşamaya gidemez,sonu gelmek üzeredir ancak hayat kısa illa herşeyi bireysel yaşamımızda görecek de değiliz. Yazık ki bu da umutsuzluğun sonucu insanlar 70 yıllık yaşama düntyanın oluşumunu da kıyametini de sığdırmak derdinde herşeyi yaşadığı tarihsel dönemle sınırlandırıp onun perspektifinden dışarı çıkmayı başaramıyor çoğu kez. Oysa gerçek tarihde böyle bir stabil duruma hiç rastlanmıyor. Küresel sömürünün en sonu globalleşmedir. Daha ilerisi yok. Herkes ortak olduğunda sömürülecek kalmayacak. O kadar uzak da değil. Galaksilere ise çok çok zaman var. Uzaya roket göndermekle aynı şey değil alfa centaur a kadar bile gitmek ki en yakın yıldız olduğu halde. Giderek katılaşan bir otorite yok giderek çözülen bir otorite var ortaçağın sonundaki reformlardan ve bilimin dinin yerini yani nesnel evrensel gerçeğin, öznel egoist arzuların yerini almasına başladığından beri düşünce ve felsefe dünyasında. Ama bu tıpkı kurulduğu zaman boyunca olduğu gibi birçok bedel e neden olmuş bir süreç ve oluşumunun olduğu zaman kadar da yıkılma süreci var. Onun da oluşumunda olduğu gibi yıkılırken de yayılmas gerekiyor insan toplumunda. Biri rahat öbürü rahatsız oldukça çatışma sürecek. Başka da bir şey yok.
Yazdığın birçok cümle de birbirinin tersi: "Emperyalist güçler boşlukları doldururlar sadece ve karlı çıkabilecekleri gerilimler için zaten kiralık olan organizasyonları kullanırlar.". Geçenki bir yazında da hiyararşiyle, piramitle kafayı sıyırmak anlamına gelen, bu bakış açısını kötüler ve sanki zararlarından bahsedercesine bir yazı yazmıştın. Hatırlıyor musun onu? Dön de bir bak.
Yazdığın diğer anlatılarda da benim düşüncelerimi çürütmek yerine, aksine, benim anlatmak istediklerimi, istemeden olsa, doğruladığı okumaktayım.
Senin sandığın gibi, ve yanlış anladığın gibi bir küçük kuzu yavrusunun okyanusa sıçarak okyanusu kirlettiğini iddia etmek gibi birşeyin peşinde koşmamaktayım. Böyle birşey söz konusu değil.
"Okültik" kelimesi ile "okültik gelenek" isim tamlaması arasında dağlar kadar fark var. Onun ardına "gelenek" kelimesi koyunca, dediklerimin tam tersi bir anlam çıkmakta çünkü.
Bir de bir soru soracam, mahsuru yoksa tabi. Saldırganlık, küçümseme falan gibi algılama, gerçekten merak ettim: Reich ve çalışmaları ile ilgili 10 yıldır hangi araştırma, deney ve toplu çalışmalar yapmaktasın?
Bir dahasına daha seviyeli bir tartışma ve muhabbet dileğiyle...
Zararlarından bahsettim evet ve hala bahsediyorum, sendeki de o zihniyet o çünkü sadece sen farklı düşündüğünü sanmaktasın dış görünüşte. Ben şu anki dünyayı eleştirirken de toplumdaki buna dair görüşlerin bunu beslediğinni söylüyorum,geçmişte de böyleydi hala da böyle diyorum. Ama senin gibi piramit i tersten tutup dik dursun diye uğraşmıyorum. Sen piramit i tepesinden dikmişsin siyaseti ve birtakım azınlık egemeni herşeyin nedeni yapmışsın. Ben ise temelinin ne olduğunu niye piramit in sağlam durduğunun farkındayım üstyapı ile alt yapı çelişkisinin de,bunun diyalektik olarak piramit in yapısal duruşunu sağladığını da bilmekteyim birini öbürünün sonucu öbürünü diğerinin sebebi görmüyorum. Piramit bütündür. Zirvesi sayesinde zeminde durmadığı gibi zemini olmadan tepesi de olmaz. Dolayısıyla dış nedenlere ihtiyacı yoktur. Kendi kendisinin varlık nedenidir ve her noktası işlevsel bağlarla birbirine bağlıdır. Eğer sevmediysen yıkmalıdır zirvedekiler temele dayatıyor zirveyi ele geçirmeli ya da temeli yıkalım ama zirvedeki özgün kültürümüz dursun demek ile hiç bir şey söylemiş olmaz saçmalamış olursun. Sen kendi saçmalamalarını düşün benim çelişkilerimi bulup çıkarmaya sakın çalışma çünkü gördüğünü sandığın aslında kendi çelişkindir. Tıpkı piramiti yani dünya düzenini açıklayışın gibi.
tekenin sıçtığı da doğru değil mi ama diye kıvırmaktasın sıçınca. Evet doğru ama etkisi yok varolan ekonomik yapıya ve tarihe. Dahası sebep değil sonuç olduğundan ötürü sen sonucu sebep gibi gösterip anlattığından epey sıçıştasın ben de onu söylemekteyim. Yoksa niyetinin ne olduğu ile ilgilenmiyorum.
Hiç bir yazdığını da onaylamadım eksik ve yanlış bildiğinden yine kendine pay çıkarmaktasın. Tekrar söylüyorum bazı sömürülerden,emperyalizmden,örgütlerden bahsetmen doğruyu söylediğine kanıt değil tersine saçmalığı yanlış referanslarla eklektik olarak ispata çalıştığın için sakat bir bakış açısı. Tam anlamıyla da bir Harun Yahya yöntemi. Cahillik için de az akılla çok gizemin bilgisine kavuştuğunu sanma yanılgısı.
Reich ile ilgili çalışmalarım şarlatanlara üç kelimeyle anlatabileceğim bir şey değildir ve bu konuda somut çalışmalarım olduğundan ötürü ciddi konular olup dedikodu malzemesi yapılacak değildir. Ancak topluçalışmada vegetherapy yöntemi ve orgon accumulatör ünün insanlar ve bitkiler üzerindeki etkileri araştırılmıştır uzunca süre.
Seviyeli muhabbet seviyesiz muhabbet ne anlamam konu neyse içeriği ölçüsünde seviyeli olabilir,çarpıtmalara karşı malum şahısa (H.Y.) saygı duyduğum oranda saygı duyarım. Çok mu kızdın, kızdıysan güzel çünkü yaşam kulaktan dolma bilgilerle çözülecek bir magazin bulmacası değil maalesef.
Bir dahakine daha akılcı ve mantıklı savlarınla karşılaşmak dileğiyle.
Yani alkışlıyorum seni. Pes ettirdin bana. Korktum, tırstım ben senden yaa! Tıssssssss, tısssssss! Aman üzerime gelme! Benim hiç bir düşüncemi benimsememişmiş. "Salak" mışım, "saçma"ymışım... Benim üzerime bu şekilde gelecekmiş. Reich'in yöntemiymiş bu. Yürü git.
Senin hangi mantıksız duyumsamanı, algılamanı anlatayım ki. Bir bağ kuramadıklarım da oldu doğrusu aralarında. Hiyerarşi, miyerarşi yok dedin. Sonra hiyerarşi ve piramit(basamak) sistemin var olduğunu kabul ederek kendi dünya ve emperyalist görüşünü açıkladın. Yalan mı? Yanlış bir şey söylüyorsam uyar beni lütfen.
Senin niyetin birisini kötülemekten başka birşey değil. Beni bildiğin bütün kötü kavramlarla özdeşleştirmişsin. Pes bu kadar da olmaz! Harun Yahyacı yaftası bile yapıştır mışsın. Ben ise dürüst davranarak, taa bir zamanlar bazı konulardaki düşünceleri konusunda beni şaşırttığını ama etkileyemediğini söylemiştim. Bunu hemen fırsat bilmişsin, o düşüncelerden kurtulamadığımı söyleyerek, bunun kalıntılarının uzantıları konusunda masallar uydurmuşsun.
Oysa sen anlatılarında birazcık insaniyetli olsaydın, ben senin düşüncelerine önem verecektim. Demek sana Reich öğretti bunu ha. Yazık etme, o adama bunu yazık etme. İftira atma. Farkında olmadan onu karalıyorsun, yoksa farkında mısın? Bundan da şüphelen miyor değilim. İnsanca yaşanabilecek bir tartışmanın dibine ateş döşedin. Bu dünyadaki herkes aynı şeyi algılasa, aynı şeyleri düşünse bu dünya şu anda böyle olmazdı dostum. Onun için herkes aynı konumda ve aynı zamanda olması gerekti. Ama bu da imkansız. Herkes aynı şeyleri düşünemez. Aynı konumda olamadıkları için herkes bir ağaca farklı taraflardan bakacak ve farklı şeyler söyleyebilecek, veya aynı şeyleri farklı şekilde yorumlayacaklardı. E, herkes birbirinin düşünceleri farklı diye, senin yaptıklarını yapsa, nasıl bir dünya olurdu biliyor musun? Bu doğru mu bu dünya için.
Benim farklı forumlarda farklı uzun uzun tartışmalarım da oldu, kavga da ettik, küfürle de ayrıldık seninki gibi benzer eğilimler yüzünden. Ama elime ne geçti: bilginin paylaşımından başka herşey.
Diğer yandan bu tartışmanın konusu çoktan konunun ilk başlığını aştı. Ben ise konunun kendi dünya görüşüm içerisindeki konumunu belirleyebilmek, onu görüşümle düşündüğüm mantık çerçevesine oturtabilmek için farklı konulara el atmak zorunda kaldım, senin ciddiyetsiz, algısız dalga geçişlerin yüzünden. Hatta günümüzün tepeden binişlerini sağlam bir temele, topluma, yaşama oturtabilmek için "Cinsel Ahlakın Boy Göstermesi"ne inmeye çalıştım. Elbette, bu kısa yazı tartışmasnda o yapıtın bütün konularına değinecek kadar da boşluk bulamayabilecektik. Şu anda bu dünyanın bu halde olmasından her bireyin olduğu kadar benim de suçlu olduğumu sana anlatmaya çalıştım. Bunun için kastetiğim "tepe", kavramının "mutlak", "değişmez", "dinamik olmayan" olmadığını sana anlatabilmek için küçük ve büyük toplulukların diyalektik ilişkilerini, cinsel enerjinin bastırılmasından doğan hükmetme duygusunun boygöstermesini örnek gösterdim. Olayların akışı kısacası böyle....
Ama sen tuttun, kendine yaranmam için Reich'e sarıldığımı falan yumurtlamaya başladın. Sonra bir boy ordan yazdın.
Aslına bana göre toplumu bu hale getiren temel işlevlerin nedeni canlının doğal işlevlerini yerine getirememesiydi. Ne idi bunlar: yeme, üreme gibi evrensel termodinamik kurallara uygun işlevlerdi. İnorganik maddeler, yapıları gereği, daha yalın ve kestirme bir şekilde kararlı hale geçebilmekte, fakat organik atomlar ve moleküller, kestirme bir yoldan termodinamik boşalma işlevlerini yerine getirememekte idiler. Boşalma için çok daha komplek ama aynı termodinamiksel kuralları yerine getirebilmek için, değişik sistemler oluşturmaktaydılar. İşte insanda bu T. kurallarını yerine getirebilmek için özelleşmiş öbekleşmiş organik molekül sistemleri idi. Ve amaçları doğadaki organik molekülleri parçalamak sindirmek ve bu enerjiyi kullanarak bu süreci gerçekleştirmek idi.
Aslında benim bir düşüncem de şu: insanlardaki köklü ataerkil düzeni körükleyerek, cinsel enerjiyi baskılayan nedenlerden birisi, beslenme sıkıntısıydı. Ama bu sıkıntı diğer etmenlere bağlı olmakta fakat, diğer yandan iklimsel, çevresel bitki koşullarının değişmesi idi. Bugün hala bazı adalarda ve bölgelerde eldeğmemiş yüksek ağaçlıklı, bol besinli ve sulu bölgelerde, bizim modern insanın vahşi diye nitelendirebileceği, doğal kurallara uygun yaşayan insan toplulukları keşfedilmekte. Diğer yandan çölümsü kurak bölgelerde ataerkil yaşamın diğer bölgelerdekine göre çok daha ileride olması da bu iklimsel, çevresel etmenlerin doğrulunu göstermektedir. Reich de bir toplumsal kurum olan evlilik kurumunun ekonomik gerekçelerinden bahsetmişti sanırım bir yapıtında.
Ama seninle o ara işte şu yukarıdaki son iki paragrafta anlattığım güzel konuları ve benzerlerini tartışmamız ve paylaşmamız gerekirken, hiç değinemedik bile. Neden? Senin saldırgan ve suçlayıcı tutumun yüzünden. Onlarla uğraştırmak zorunda bıraktın.
Bu tür konuların "Okültik Numaralandırma"yla ne alakası vardı peki? Nereden çıkmıştık bu yola? "Okültik Numaralandırma" gerçekten çok komik bir konuydu. Üstelik ben bunu ilk birkaç iletimde de yazmış ve kabul de etmiştim. O konunun orada ne işi vardı? Bu benim şüpheci, sorgulayıcı ve eleştirici dünya görüşümden kaynaklanmakta idi. İster komik olsun, olmasın, ister allah, ister doğa, ister madde ve hücre ister ucube veya şeytanlık olsun benim bunu bir ele almam, doğaya uygunluğunu sorgulamam, doğal kurallara uygun olarak dile gelip gelemeyecek birşey olup olmadığını sorgulamam gerekirdi. Şüphem, bu gizli şifrelerin dünyayı yönetip, herşeyin nedenini onda aramak değildi. Ve bu gizli şifreler dünya dışı bir varlık da değildi. Ne olabilirdi öyleyse? Onlar dünyada idilerse, o zaman bir işlevleri olmalıydı. Ne olabilirdi bu işlevleri? Emperyalizmin, insan sömürücülüğünün bir aracı olan birtakım gizli örgütsel şebekelerin ellerinde, 10 yaşlarındaki bir kız çocuğunun 5 yaşlarındaki bir erkek çocuktan, erkek çocuğu canlı gülümseyişiyle kandırarak elindeki topu büyük bir kurnazlıkla çalan ve oynayan kız çocuğunu andıran, örgütsel oynaşmalardı. Bu gizli şifrelerin işlevi ancak böyle birşey olabilirdi. Ve senin tarafından yanlış anlaşılabildiği gibi herşeyin sorumlusu doğaüstü bir güç değildi. Şüphelerim bu yöndeydi. Ve nümerik analizlerimin altında, kukla örgütlerin benzer işlevsel oynaşmalarına örnekler vererek, kendimce bir ortak dizelge çıkarmakta idim.
21. yüzyıl insanı haikaten saf mı idi? Yoksa tarihin belli bir döneminden beri ortalığı şeytan mı basmıştı? Hayır hiç de öyle değil idi. Bütün mesele doğanın termodinamiksel değişimini yerine getirebilmek için canlı maddenin geçirmekte olduğu öz düzenlenme idi. Yani bu evrimin ta kendisi idi. Tıpkı tek hücrelilerden çok hücrelilerin oluşması gibi, toplum da tek tek hücrelerden bedensel bir yapıya geçmekte idi bana göre. Toplumlardaki iletişim ve ulaşım alanındaki teknolojik yenilikler, insanları buna itmişti. Nitekim, çok hücrelilerde bu görevi kan dolaşımı ve sinir sistemi yerine getirmekteydi. Peki ne idi bedensel canlının yeni işlevi? Onun görevi homojen yapıda bulunmayan, büyük katı organik besinleri parçalamak ve termodinamik gerekleri yerine getirmekti. Bunun için özelleşmişti. Peki bedensel toplum düzeninin görevi ne olabilirdi bu bağlamda? Temel düzeneği besin sıkıntısından ve ekonomik nedenlerden çıkmıştı. Pekala görevi de, ekonomi ile ilgili olmalıydı. Eskiye göre yokolmakta olan homojen besin ihiyacı yerine, bu da büyük toplu üretim gerçekleştirmeli, veya büyük enerji kaynakları arayarak, belli bir insan organizasyonu kullanarak enerjiyi kullanmalı ve işlemeli idi. Ve gene hala termodinamik kurallar çerçevesinde kalmakta idi.
Canlıdaki programlı hücre ölümü, toplumdaki cinsel baskıya ve evlilik kurumu gibi kurumarın işlevlerine benzemekteydi. Aslında canlıyı da beyni yönettiği söylenirdi, çağdaş bilim kitapçıklarında, aslında hiç de öyle değildi. Neredeyse herşeyi ondan sorumlu tutacaklardı. Hayır, hayır,, hayır. Canlının bütün sistemleri birbirine bağlıydı. Hadi görelim bakalım, sindirim sistemini çıkar da canlı yaşasın. Yaşamaz! Beyin, yani piramidin tepesi gibi görünen yapının varlığı diğer yapılara bağlıydı. Tıpkı, emperyalist, kapitalist hiyerarşik düzen gibi.
Toplum bir değşim yaşamakta idi, tıpkı bir zamanlar hücre toplumunun değişimler yaşamakta olduğu gibi. Bu benzetmelerin ayrıca doğada çok uygun bir yeri de bulunmakta idi. O da tıpkı elektronlaron atomların çevresinde dönmesi gibi, gezegenlerin de güneşin etrafında dönmesi gibi idi. Mikro ve makro makramların doğa da ve evrende yeri var di.
Bizim Serdar gene ne saçmalamakta idi? Çıldırmış mıydı? Yoksa keçileri kaçırmış, son yolculuğuna mı uğurlanmakta idi? Bu yazıları okuyan Kaos allah bilir neler neler yazacaktı şimdi? Kaos'un elleri kaşınmakta, bir an önce Serdar'a haddini bildirmeliydi. Derken o da nesi? Gökyüzünde bir karartı beliriverdi. Beliren karartı giderek yeryüzüne doğru yavaş yavaş iniyordu. Bütün mahalle, bütün şehir hatta bütün yarım küre, ağzını açıp bu esrarengiz karartıyı izliyordu. Derken bir an daha: karartı ışıklar saçmaya başladı. Aman allahım ne idi bu? Yoksa şeytan artık yeryüzüne mi iniyordu? Yoksa bu gelen Mesih İsa'mıydı? Yoksa ışıklar saçan AKP'nin ampulu muydu? Ne olabilirdi? Bu konu tam da Serdar'a göre bir işti. Onu bulup ortaya çıkarmalıydı. Karartıdan yeryüzüne düşen cisimcikleri büyük bir azimle topluyor ve laboratuara götürüp inceliyor, inceliyor ve inceliyordu.
Saçmalama dostum, öyle son paragrafta sandığın gibi birşey yok.
Peki koca dünyanın sorunu ne idi? Termodinamik süreçleri yerine getirmek mi idi? Evet bir bakıma öyleydi. Fakat şu soru da gelmiyor değildi Serdar'ın aklına: Güneşten dünyaya doğru ışıma ile gelmekte olan ısı, bir bölümü dünyadan yansısa bile dünyayı ısıtmakta idi. Fakat bu biriken ısı nereye gitmekte idi? Dünyaya varan ışınsal ısılar, artık taşıma ve iletim yolu ile yayılmakta idi. Bu tür ısılar da 400-500 C dereceye varmadan tekrar ışıma yoluna dönüşemezdi. Fakat Serdar, her yaz olduğu gibi, her kışta da sıcakklık ortalaması belli bir sabit değerde idi. Peki nereye gitmekte idi bu ısı? Bu sorular Serdar'ın kafasını meşgul ediyor, bir türlü mantığına oturtamıyordu. Derken Temodinamiğin entropi artışını da kafasına yediremiyordu. Durmadan entropi artar mıydı? Ne olurdu böyle? Evrenin ve doğanın bir dengesi olmalıydı, her alanda olduğu gibi. Serdar bu soruları paylaştığı herkesten deli yaftası yiyor, kovalanmadığı köy kalmıyordu. Peki ne olmalıydı? Serdar evreni ve doğayı sorular sorup eleştirmemeli miydi? Bu nasıl bir insanlıktı? Doğru söyleyen dokuz köyden mi kovulmaktaydı bu dünyada? Bu tıpkı şunun gibiydi:
"Özgür bir Dünya ?
“Ben bir uzaylı mıyım? Engin uzayın erkeklerini kucaklayan Dünya kadınlarının üremesinden oluşan bir ırkın mensubu muyum? Çocuklarım ilk gezegenlerarası ırkın yavruları mı? 190 yıl önce tüm dünya milletlerinin kaynaşma potasına konulmasıyla oluşan ABD’nin kurulması gibi, gezegenlerarası topluluğun kaynaşma potası bizim gezegenimiz üzerinde mi kuruldu?
Yoksa, bu düşünceler sadece ileride olabilecek şeylerle mi ilgili? Toplumun herhangi bir sorumlu ajansı tarafından uyarılmadan dahi, hapse atılmaktan dolayı, kendimi bu tür düşüncelere sahip olma ve bu tür sorular sorma hakkına ve ayrıcalığına laik görüyorum...Bilimsel sansürün, katı, kuramcı, kendi kendini atamış, öldürmeye hazır hiyerarşik birliğinin eşiğinde, bu tür düşünceler yayınlamak ve bildirmek aptalca görünebilir. Yeterince kötü biri bu düşüncelerle herşeyi yapabilir. Hala daha yanlış olma hakkı elde edilmeli. Ağaçlar arasında vahşi kediler olduğu için, bir ormana girmekten korkmamalıyız. Hakkımızı başkalarının kontrolü altındaki spekülasyonlara vermemeliyiz. Şu andaki kurulmuş düzenin idarecilerinin korktuğu da, bu tür spekülasyonlarla sorulması yasak hale getirilmiş, bu belli başlı sorulardır... Ama evrensel çağa girerken, hepimiz muhakkak, başkaları tarafından rahatsız edilmeyerek, daha yeni, hatta daha “aptalca” sorular sorma hakkımız üzerinde ısrar etmeliyiz..”
[BİLİMADAMI, WILHELM REICH’in “UZAYLA TEMAS” adlı kitabından alınmıştır. REICH, 3 Kasım 1957’de, bir Amerikan hapishanesinde öldü.]"
Peki özgür bir dünya için neler yapılmalı idi? Boş gevezelik yapılarak, onu bunu kırmakla birşeyler yapılamaz idi. İnsanlarla tartışmak bir yere kadar idi. Serdar bunu çok iyi anlamış idi. Peki çözüm ne idi? Serdar bu soruyu kendine sorduğu anda, büyük bir sessizliğe kaplanmış idi.
Serdar'ın önünde iki şık var idi: ya sorun yoktu, ya da çözüm en temelde idi. Ve temele inmek de o kadar kolay değildi. Kim inmişti ki temele, Serdar inecekti?
Diğer yandan Serdar duyumsadığı herşeyi yaşamında sorgulamalı idi. Hiç birşeyi göz ardı edemezdi. Belki de hakikaten deliydi Serdar, kim bilir?
Dostum, sen ne yazarsan, yaz. Benim üzerimde herhangi bir etkiye sahip olamayacaksın. Ben yaşamakta olduğum hayatımdan hiç birşey kaybetmeyeceğim. Onun için bildiğin en ağır eleştirileri yapma hakkı veriyorum sana!
Okültizim, mokültizmle uğraşmışım. Ben her şeyle uğraşırım. Bana birazcık bile mantıklı gelen tarafı var ise, doğaya ve gerçekliğe uygun tarafı var ise, üşenmem sorgularım, altına da düşüncelerimi dökerim.
Ve hala da sorguluyorum ve göz önünde bulunduruyorum o düşüncelerimi. Ve hala da arkasındayım. Kıvırmadım. Karşıma çıkan her yeni bilgi ile doğruluğunu ve gerçekliğini tekrar sorgulamaktayım ve sorgulayacağım. Bütün evrene aptalca gelse bile!
Günümüz dünyasında olan biten hakkında, Frank Herbert şu güzel teşhisde de bulunmuştu:
"Bir zamanlar insanlar kendilerini özgür kılacağı umuduyla düşüncelerini makineler, üzerine çevirmişlerdi, ama bu yalnızca makineleri olan başka insanların onları köleleştirmesine fırsat verdi."
Ne idi Frank Herbert'in yaratıcılığı? O bir kere, toplum, dünya ve evreni çok iyi duyumsamış idi. Senin gibi, "ahhhhh galaksiler, gezegenler arası savaş mı oluuuuur?" dememişidi. Ne demişti?
"İnsan, üzerinde evreni görebileceği temel bir koordinat sistemine gereksinim duyar; isteyerek odaklanmış bilinç senin koordinat sistemini oluşturur."
"Yaşamın sırrı çözülecek bir problem değil tecrübe edilecek bir gerçekliktir."
"Bir süreç durdurularak anlaşılmaz. anlama sürecin akışıyla birlikte hareket etmeli ona karışmalı onunla birlikte akmalıdır."
"Hangi duyularımızın eksikliği dört bir yanımızdaki diğer dünyayı görmemize ve işitmemize engel oluyor?"
Ben sana neyi anlatmıştım taa en başında? Hakimiyet mücadelesinin boyutlarını büyüten temel etken iletişim ve ulaşım teknolojisindeki gelişim olmuştur. İlkel köyler çapındaki mücadeleleri, devletler, ülkeler çapındaki mücadelelere taşımıştır. Ben sana taa konu "Ergenekon'un Okültik Numaralandırılması"nı aştı aşalı, bunun ekonomik ve boyutsal çarklarını anlatmaya çalışmıştım, ki çarklar bir işleve sahip süreçleri kapsar. Durdurularak anlaşılamaz.
Sormamız gereken bir soru da şu idi: "Hangi duyularımızın eksikliği dört bir yanımızdaki diğer dünyayı görmemize ve işitmemize engel oluyor?"
Peki sen ne dedin? İşte şunlar dedikerin: " Ya başka uygarlıklar varsa ve senin uygarlığının 6000 yıldır varolduğunu düşünürsek onun kökeni 16 000 yıllık ise senden 10 000 yıl ilerdedir niye gelip seni ele geçirmedi hala? Neyi ele geçiriyorsun böyle 10 000 yıl sonra da mı kapitalist mülkiyet mantığı ile düşünecekler gene?"
"Ya başka uygarlıklar varsa...", evet olabilir, yok da olabilir. Bu neyi değiştirir? Sen bu düşünceyi nasıl düşündün de yazdın? Ben sana neyi anlattım?
Bak neyi anlattığımı söyliyeyim: "Senin dediğin "hiç bir zaman mutlak egemenlik mümkün olmaz" cümlesini şöyle çevirebiliriz: küçük insan toplulukları veya büyük toplumlarda daima birbiriyle mücadele içerisinde olacak horozumsu kümeler olabilecektir. Ama bunlardan bir taraf, belli bir dönemde topluma egemen olmakta daha baskın olacak olabilecektir. Ve dolayısıyla o toplumla ilgili kararların alınmasında ve yönetimde o kümenin istekleri baskınlaşacak ve belirginleşecektir. Ama zamanla bir küme zayıflayarak, baskın küme yer değiştirebilecek. Bir taraf veya birkaç taraf muhalefet ve ezik durumda olsa da , ve çeşitli dönemlerde yön değiştirse de, aralarında diyalektik bir çatışma olacaktır."
Ve diğer taraftan hakimiyet ve savaş alanlarının nasıl mağaralardan köy boyutuna sıçradığını, nasıl köyden, devletlere ve devletler boyutundan imparatorluk boyutuna sıçradığını anlatmıştım. Ve bu boyut arttırmaya neden olan işlevsel araçlara değinmiştim.
Peki hakimiyet alanları, dövüş alanları, iletişim alanları köy boyutundan devletler boyutuna sıçrarken, insan dışı başka varlıklarla mı tanışıldı, karşılaşıldı? Peki Harkonnenler ile Atreides evlerinden biri insan, diğeri goril mi idi? Pekala , tarihin belli bi döneminde birbirinden ayrılmış iki hiyeraşik düzen olmaları muhtemel idi. Diyalektik olarak çatışan ama aynı hükme sahip olamayan şu verdiğim bir veya birkaç küme örneği gibi. Ayrılan, bir zamanlar baskın olmayan, bir veya birkaç küme olabilir mi idi?
Dolayısıyla bunun akıl yürütmemizle hiç bir alakası yok. Fakat nereden ulaştık buraya? Cevap: süreci anlayarak.
Sen hiç matematikte extrapolasyon diye birşey duymuş muydun veya hiç limit almışmıydın? Bu da öyle birşeydi malesef. Ve üstüne üstlük bunun içinde yaşadığımız çağda olamayacağını, olabilmesi için gerekli şartları da belirtmiştim.
Peki sen ne yaptın? Sanki o yazdıklarımı hiç yazmamış gibi karaçalmaya devam ettin. Neden? Çünkü işin bu.
Şimdi bir de bilmediğin konularda yazma alışkanlığın olduğunu tespit ettim. İngilizcenin bilim dili ve ortak bir dil olması gerektiğini söylemişsin. Demek ki bir sürü konularda atıp tutuyordun, kendi denetimsiz güdülerinin sana verdiği düşünceler doğrultusunda.
Sen hiç NLP diye birşey duydun mu?
Bilim nedir, nasıl birşeydir sen bana bunu bir anlatabilir misin? Bilim nasıl yapılmalıdır?
Bilgi beyne nasıl kodlanır?
Yeni birşey keşfederken, farklı oldular arasında bağlantı kurulurken beyin nasıl çalışır?
Şimdi ülkemiz ve benzeri toplumlarda asıl olmakta olanlar ne, onları sana anlatacağım:
Bir öğrenci düşün. İlkokulu, orta okulu ve liseyi, Türkçe olarak okumuş, ailesiyle, çevresiyle Türkçe olarak konuşmuş, bütün deneyimlerini Türkçe olarak yaşamış. Ki bu gencin hayatta yaşamış olduğu bütün olay ve kavramış olduğu olgular, beynine konuştuğu dil ile kodlanmıştır.
Merkezi sinir sisteminde kodlar birbirine daha önceden bir zincir bağı ile bağlanmıştır. Ve daha sonra da belli bir kodu beyinden çağrışım yolu ile bilince çıkarabilmek için bağlı olduğu kodlar kullanılır. Bu bahsettiğimi kodlar dildir. Bunun ayrıca milliyetçilikle, ırkçılıkla alakası yoktur. Bir kod bir kodu çağırır, çağrışım yapar. Kodlardan oluşmuş bir grup(mesela cümle), başka bir grubu(mesela başka bir cümleyi) çağırır.
Benzer şekilde beş duyu organımızla ilgili bütün imgeler, beyinde o anki bedenin durumu ve konumu ile iletişim halindeki imgeler ile birbirine zincirlenmiştir. Mesela bacak bacak üstüne atıp evinde yalnızken düşündüğün bir konu, bundan çok daha sonra tekrar aynı konumda yalnızken bacak bacak üstüne attığın zaman kendiliğinden aklına gelir. Bunun temel mekanizması benzer şeylerdir. Bütün bunlar gördüğümüz, işittiğimiz, kokladığımız, dokunduğumuz, tattığımız bütün imgeler için geçerlidir. Bu imgelerle daha önceden birlikte bir zincirleme davranışta bulunmuşsan, çok daha sonraları da bu davranışın bir kısmını uygun zincir düzeninde gerçekleştirirsen, davranışın geri kalanı da kendiliğinden aklına gelir, vücudun o davranışı gerçekleştirebilecek beceriye kavuşur.
Ve bilim dediğin nedir? Hayatı algılamak, onu duyumsamaktır, farklı olaylar arasında bağlantı kurmak, yaşanmış tecrübeler arasında bağlantı kurmaktır. Bilimde herşey doğadan gelir. Yeni birşey keşfeden bir insan onu keşfeder. Öyle gökten düşmeyle olmaz. Bulduğu herhangi bir matematiksel, fiziksel veya biyolojik olgunun bir benzerini, imgelerini, imge gruplarının düzenlenişini, simgelerini, bir şeye benzetmiştir ki o yeni olguyu keşfedebilmiş veya icat edebilmiştir veya farkına varabilmiştir.
Gelelim bizim öğrenciye: Ne yapmaktadır öğrenci? Üniversiteye geldiğinde pat diye fiziği, kimyayı ingilizce öğrenmeye kalkmaktadır. E, ne olmaktadır? Nasıl öğrenecektir yeni gösterilen bilgiyi öğrenci? Oysa gerek bir bilgiyi öğrenebilmek için gerekse yeni bir şey keşfedebilmek için, beyninde onun farklı olgu, olay ve zincirlenmeleri, hayatının başka dönemlerinde yaşadığı farklı olgu, olay ve zincirlenmelere benzetebilmesi gerektirecektir. Bu şekilde bilgi beyinde bir yerlere zincirlenme olarak bağlanabilecek ve kalıcı olacaktır. Oysa İngilizce kelimelerin kodları, Türkçe kelimelerin kodlarından farklıdır. E, ne olacaktır? Çağrışım olmayacak, daha önceki tecrübeleri ve kavrayış biçimleriyle yeni şeyler arasında bağlantı kurulamayacaktır. Çocuk ezbere kaçacak, ya da bilgi kalıcı olmayacak, üstelik de farklı olgu ve olaylarla bağlantı kuramayıp bilimden ve bilimsel zevkten mahrup kalacaktır. Ayrıca bilimden de nefret edecektir.
Bu anlattığım gerçekler o kadar da basit değildir. Çok daha karmaşık bir mekanizmaya sahiptir.
HA, şunu da belirtelim. Ben, ingilizce öğrenmeye karşı değilim, ingilizce eğitime karşıyım. İkisi tamamen farklıdır. İngilizce veya daha çok başka diller bir insanın mesleki hayatı için, yeni bilgilere ulaşabilmek için, onu kendi diline çevirebilmek için gereklidir. Önemli olan bilimi ve hayatı kendi ana dilinde düşünebilmesidir. Ancak bu şekilde sağlıklı bilimsel keşifler ve gelişmeler olabilir. Doğrusu budur. Ben yabancı dille eğitime karşıyım, yabancı dil öğrenmeye karşı değilim. Bunu açıklığa kavuşturalım.
Benim bu konuda yazmış olduğum daha ayrıntılı bir makaleyi PDF dosyası içersinde , şekilleriyle birlikte daha ayrıntılı bir şekilde okuyabilirsin, eğer ilgi duyuyorsan. Makalenin PDF dosyası halinde indirebileceğin bağlantısını veriyorum: http://rapidshare.com/files/134371514/NLP__Tuerk_e_ve_Yabanc__305__Dille_E__287_itim____ 305_kmaz__305__.pdf.html
Biz David İcke'a göre akıl yürütmemize devam edelim:
İcke şöyle der:
“Hiç bir şey olduğu gibi olmayacak, çünkü her şey olmadığı gibi olacak. Ve tam tersine; olan şey, olmadığı gibi olandır. Ve olmadığı gibi olan da, olacak olandır. Anladınız mı?”
- Alice Harikalar Diyarında -
Masonluk, yeni dünya düzeni ve Harun Yahya takımı tarafından durmadan çarpıtılmak istense de, şu haberler İcke'ın sözlerini tekrar doğrulamaktadır:
Mason locasında Ergenekon toplantısı - ForumVadisi
'Darbe geleneği mason kardeşlerimizle başladı' - 04.03.2008 ...
MASON LOCASINDA ERGENEKON VE MASONLARIN DARBE TOPLANTISI - gasteci.com
Masonluk, Ergenekon'un neresinde? haberi Hüseyin GÜLERCE haberleri ...
Errgenekon masonluğun kılıncı (Harun Yahya'nın yeni kitabı)
Ergenekon & Mason bağlantısı.. / HABER 3
ERGENEKON MU, MASON BAĞLANTILI DERİN ÇETE Mİ?
.................................................. ......................
..... ve daha niceleri!
Demem o ki, şu an Ergenekoncu yaftasıyla içeriye atılan ve suçlanan insanların, kendi tecrübe ve gözlemlerime dayanarak masonlukla alakası olmadığını düşünüyorum. Ve birçok kişinin de bu şekilde düşündüğünü düşünüyorum. Büyük bir çoğunun basın-medya ve kitle iletişim araçları yoluyla "yeni dünya düzeni" denilen ve yaratılmak istenen ekonomik-zihinsel köle düzenine ve onların faaliyetlerine karşı mücadele ettiklerini gözlemlemişimdir.
"Yeni Dünya Düzeni" günümüz hiyerarşik dünya düzeninde, egemen tabakanın tüm dünyayı ekonomik-zihinsel ve biyolojik yönden sömürmek ve köleleştirmek için izlediği plana uyan dünya düzenini anlatmaktadır.
"Yeni Dünya Düzeni" projesi, birçok insanı bu projenin farkındalığından ve tehlikeliliğinden vazgeçirebilmek için, birçok kez çarpıtılmış, doğaüstü güçlerle veya şeytanla bağlantılı bir proje olduğu doğrultusunda yayınlar çıkarılarak gözden düşürülmeye çalışılmıştır.
"Yeni Dünya Düzeni" projesi günümüz popülist küreselleşme söylemleriyle atbaşı gider. Bu hiç bir zaman gerçek küreselleşme manasını içermemiştir.
Bir başka tespit: Masonluk artık yerini yavaş yavaş çok uluslu teşkilatlara ve küreselleşme kapsamında faaliyet gösteren organizasyonlara bırakmaktadır. Bu nedenle artık bir psikolojik savaş aleti olarak da kullanılmaya başlanmaktadır yavaş yavaş.
Amacımız, bütün her kötülüğü böyle bir örgütten, gelenekten beklemek düşüncesini beyinlere yerleştirmek de değildir. Ve zaten günümüzde yerini çok kollu küreselleşmeci organizasyonlara, daha yetkin kadrolara bırakmaktadır.
Temelinde baskıcı-zorbacı ataerkil düzenin yer aldığı ve evrim geçirerek oluşturduğu ekonomik-zihinsel küreselleşmeci düzen faaliyetleri, günümüzde azgınlık derecesine ulaşmaktadır.
Aşağıya kopyalayacağım yazının kaynağı, ANKARA 9.SULH CEZA MAHKEMESİ, 04/02/2008 tarih ve 2008/140 nolu kararı gereği TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI'nca engellenmiştir. Dolayısıyla bağlantı(link) veremiyorum.
İşte yazı:
"SESSİZ SAVAŞ" İÇİN "SESSİZ SİLAHLAR" (GİZLİ BİR ASKERİ BELGEDEN)
DAVID ICKE’NİN BRILLIANT BOOK’UNDAN BİR İKTİBAS:
...............VE GERÇEK SİZİ ÖZGÜR KILACAK
(BU BELGE SEÇKİN DÜNYA YÖNETİM HİYERARŞİNİN
DOGMATİK VE OTORİTER ZİHNİYETİNİ AÇIKÇA GÖSRERMEKTEDİR.)
1986 da, tesadüfen bulunan ve "sessiz bir savaş için sessiz silahlar" olarak adlandırılan bir belgeden alınan Robotlar’ın İsyanı’nda yer aldım. Bu belgenin 1969 yılına ait diğer bir versiyonun A.B.D. Donanmasının Haberalma Servisi’nin elinde bulunduğu rapor edilmektedir.
Bu belge, beyin yıkama tekniklerini çok güzel açıklamaktadır.
Benim elimde bulunan versiyon Amerika’da ikinci elden satılan bir fotokopi makinasının içinde bulundu ve kitlesel zihin kontrolunun politikasını anlatmaktadır.
Bu uzun ve ayrıntılı belge 1979 tarihliydi fakat, 1950'lerden beri uygulanan politikanın anahtarlarını vermektedir.
Bu belge “ Sessiz Savaş... 1954 yilinda uluslararası seçkinlerin bir toplantısında açıklandı” demektedir.
Bildenberg Grubu ilk defa 1954 de toplandı. Belgede teşhir edilen metodlarin Londra’daki Tavistock İnsan Hakları Enstitüsü’ne ve bunun birbirine bağlı şubelerine ilham vereceği muhtemeldir. İşte muhtevadan bir çeşni:
“ tecrübeyle ispat edilmiştir ki, bir sessiz silahi korumanin ve halk kontrolunü ele geçirmenin en basit yolu, onlari bir taraftan şaşkin, organizasyonlari bozulmuş, ilgilerini gerçekten önemi olmayan başka sorunlara çekilmiş bir durumda tutarken, diger taftan disiplinsiz ve temel sistem prensiplerinden habersiz tutmaktır.
Bu şunlarla başarilir:
Onların düşüncelerini başıboş bırakarak; zihni faaliyetlerini sabote ederek; matematikte, sistem tasarımında, ekonomi eğitiminde halk için düşük kaliteli programlar hazırlayarak ve teknik yaratıcılık esaretlerini kırarak.
Aşagidaki yollarla duygularini meşgul ederek, onlarin kendilerine ve duygusal ve fiziksel faaliyetlere olan düşkünlüklerini arttırarak;
a) Medyadaki - özellikle TV ve gazetelerdeki - sürekli bir cinsiyet, şiddet ve savaşlar engeli vasitasiyla merhametsiz duygusal hareketler ve saldirilar ( zihni ve duygusal tecavüz ).
b) Onlara ne isterlerse - fazlasıyla - verme “ düşünce için degersiz gida” ve onları gerçekten ihtiyacı olan şeyden mahrum bırakma.
c) Tarihi ve hukuku yeniden yazma ve halkı sapkın yaradılışın hükmü altına sokmak, böylece onların akıllarını kişisel ihtiyaçlardan dışta ziyadesiyle icat edilen önceliklere kaydırabilme. Bunlar onların sosyal otomasyon teknolojisinin sessiz silahlarıyla ilgilenmelerini ve bu silahları keşfetmelerini engeller. Genel kural düzensizlikte kar vardır; daha fazla karışıklık daha fazla kar. Bu nedenle en iyi yaklaşım problemler yaratmak ve sonra çözümler sunmaktır.
Özet olarak:
Medya: Yetişkin nüfusun dikkatini gerçek sosyal sorunlardan uzak tutarak gerçekte önemi olmayan meselelere çekmelidir.
Okullar: Genç nüfusu gerçek matematikten, gerçek ekonomiden, gerçek hukuktan ve gerçek tarihten habersiz tutmalıdır.
Eğlence: Halkın düşüüncesini altıncı derece seviyesinin altında tutmalıdır.
İş: Düşünmek için zaman bırakmayarak, halkı çiftlikte diğer hayvanlarla birlikte meşgul, meşgul, hep meşgul etmelidir.
"SESSİZ SİLAHLAR BELGESİ", UZAKTAN MİKRODALGA
ZİHİN KONTROL TEKNİĞİNİ BAKIN NASIL TARİF EDİYOR
:
“ Bu, bir generalin yerine -bankacılık mıknatısının emirleri altında-, bir bilgisayar programcısının çalıştırıldığı; bir silahın yerine, bir bilgisayardan; barut tozu yerine, veri işlenmesiyle sevkedilen; mermilerin yerine, durumları ateşler. Bu, aşikar gürültüler çikartmaz, aşikar fiziksel yaralanmalara neden olmaz ve herhangi bir kişinin günlük sosyal hayatina alenen müdahale etmez.
“ Anlaşilmaz fiziksel ve zihinsel bozukluklara neden olan ve anlaşilmaz bir şekilde günlük hayata müdahale eden, yani ne aradigini bilen egitimli bir gözlemci için anlaşilmaz olan sesler üretse bile halk bu silahi anlayamaz, bu nedenle de bir silahla saldiriya ugradigina ve baski altina alindigina inanamaz.
“ Halk içgüdüsü ile birşeylerin yanliş oldugunu hissedebilir, fakat sessiz silahin teknik özellikleri nedeniyle, duygularini makul bir şekilde izah edemez veya kendi zekasiyla problemle ugraşamaz. Bu nedenle, nasil yardim isteyecegini ve buna karşi kendilerini savunmak için digerleriyle nasil birleşecegini bilmez.
“ Sessiz bir silah tedricen uygulandığında, baskı ( psikolojik baskıdan ekonomik baskıya kadar ) çok artarak devam edemeyecek hale gelene kadar, halk bunun varlığına uyum sağlar / adapte olur ve bunun sinsi tecavüzüne tahammül etmeyi öğrenir. Bu nedenle sessiz silah biyolojik mücadelenin bir cinsidir.
Bu onların doğal ve sosyal enerji kaynaklarını, fiziksel, zihinsel ve duygusal güçlerini ve zaaflarını tanıyarak, anlayarak, manipüle ederek ve bunlara saldırarak bir toplumun bireylerinin hayatına, tercihlerine ve hareket kabiliyetine tecavüzde bulunur.”
Diğer bir deyişle, böl ve yönet ve global diktatörlüğü size atlama taşları yaklaşımıyla tanıt ve vakit çok geç oluncaya kadar çok az kişi gerçekten neyin devam ettiğini anlayabilsin. Gerçekten de, birçok kişi ne olduğuna işaret eden kişilere gülecek ve hatta onları suçlayacaktır. Hoş bu kitabın veya buna benzer birçoğunun okurları gerçeklerin farkındadır. Ve eğer bize hakikaten daha iyi bir dünya ve düşünce ve ifade hürriyeti emanet edilseydi, bilginin önemsenmemesi mümkün değildi.
Birçok insanın zihnini işgal eden programcıların sığınağını parçalamak için, hepimizin yapması gereken iş çok büyüktür, fakat bu mükemmelen başarılabilir - ve eğer biz bu işe karışmak için hazırlandıysak - bu başarilacaktir. Kendisi için düşünmeye ve hareket etmeye azmetmiş bir insan aklından daha güçlü hiç bir şey yoktur. Böyle bir hadise bir manipülasyoncunun kabusudur ve bu gezegendeki herkes gibi, siz de bu güce sahipsiniz.
Yapacağınız tek şey onu kullanmaktır.
DAVID ICKE......VE GERÇEK SİZİ ÖZGÜR KILACAK
Turan Dursun'un 7 bıçak darbesiyle yaralanarak öldürülmesi de, az önce site ana sayfasında dikkatimi çekti. Üstelik "bıçak" da masonlukta köklü bir öldürme geleneğidir. Turan Dursun'un kitaplarını okumadım, onunla ilgili bir forumda yazıyorum fakat, kitapları ve çalışmaları "Yeni Dünya Düzeni"nin zihinsel-ekonomik köleleşmeci faaliyetlerine göre durumu dikkate alınarak tekrar incelenmeli veya yorumlanmalıdır.
Bazı sitelerde Turan Dursun'un masonlukla suçlandığını falan okudum. Bu da yukarıda anlattığım "Ergenekon"un masonlukla ilişkilendirilerek suçlanması olayına benzeyebilir. Yani aslında gerçek görülenin tam tersidir.
"Yeni Dünya Düzeni"nin ve tüm dünya tarihine baktığımızda, daima özgürlükten yana olanların ateşe atıldıklarını ve suçlandıklarını okuruz. Onun için şu cümleleri tekrar etmekte büyük fayda görüyorum:
“Hiç bir şey olduğu gibi olmayacak, çünkü her şey olmadığı gibi olacak. Ve tam tersine; olan şey, olmadığı gibi olandır. Ve olmadığı gibi olan da, olacak olandır. Anladınız mı?”
- ALİCE Harikalar Diyarında! -
Bu bize tarihi anlamamızda yarar sağlayacak ve geleceğimizi şekillendirmemizde rol alacak bir altın anahtar gibidir.
Sayın Serdar ,
Nerden çıkardın bıçağı ,masonluğu felan benim bildiğim sırtından 7 kurşunla vurulduğudur.
Serdar David Icke Dünyasında
4 Eylül 1990 : İslam’ı ele alan kitaplar yazan , bir dönem müftülük yapan ancak daha sonra ateist olan Turan Dursun, 7 yerinden bıçaklanarak öldürüldü.
Kaynak: http://ateist.wordpress.com/2008/08/03/din-icin-yapilan-katliamlardan-bazilari/
Bıçakla öldürüldüğüne dair google'da karşıma ilk çıkan kaynak bu oldu. Acilen kaynak vermek amacıyla google'dan arattım yani. O sayfada başka ne yazıyor bilmiyorum.
Turan Dursun, 4 eylül 1990 tarihinde İstanbul -Koşuyolu' ndaki evinin yakınlarında teröristler tarafından tabancayla vurularak öldürüldü. Oysa onun kalemi ve kitapları dışında hiç bir silahı yoktu. Öldürüldüğü günün ertesinde İran radyolarından sevinç çığlıkları yükseldi. Türkiye' deki İslam savunucuları da rahat bir nefes aldı.
http://www.alevihaberajansi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=96&Itemid=46
sitede de vardır araştır verdiğin likteki bilgi yanlış,sükutu hayal oldu senin kurgun için ama ,bırak bu David'e tapmayı sende..
sevgiler
Bu başlıktaki konumuz insana garip ve komik gelen rakamlarda. Bunun için "Chaos" ile gereksiz yere tartıştık.
Şunu açıklığa kavuşturalım: Bizler herşeyi rakamlarlardan soran kesin bir görüşü dile getirmiyoruz. İlk bakışta bu, insana deli, saçma damgası yedirtebilecek birşeymiş gibi görünebilir sevgili Aydoe. Burada yaptığımız şey düşünmek, sorgulamak, göz önünde bulundurmak ve bunları yaparken de gerekçelerini ve nedenlerini açıklamak.
Yani bizler, herşeyi "bu çok saçma" deyip bir kenara atmak istemiyoruz. Malesef bunu diyebilecek kadar iyi niyetli bir dünyada yaşamıyoruz.
İnsana komik gelebileceğini ben zaten ilk birkaç iletimden birinde kabul ettim.
Ama doğruluğuna veya yanlışığına deneyimlerimiz ve tarafsız eleştirilerimiz, gözlemlerimiz ve araştırmalarımız karar verecek.
Sen kendine bir dünya kurmuşun orada yaşıyorsun başka da bir numara falan yok. Madem amacın olayın aslını araştırmaksa o şekilde başlık açarsdın ona göre konuşuruz bu daracık ve gizemci temadan hareketle genellemeye gidip saçmalarsan da böyle cevaplar gelir. Ayrıca Reich in uzaylılarla ilgili yazısı allegoridir ve şüphelidir çünkü onu yazdığı kodesten çıkamadan şüpheli şekilde öldü, ABD nin en faşizan olduğu MC Carty döneminde. Harun Yahya nın Star Wars, Dune senteziyle harcayacak vaktim yok,ç ok bile harcadım zaten devam et sayılarla evreni açıklamaya sen. Ama eğer bahsetmek istediğin konu bu değil ise de referanslarına dikkat et ve karşındaki insanları aptal zannetme. O yüzden bu muameleyi görmektesin ve haketmektesin ne düşündüğünü umursamıyorum ve evet seni yerden yere vuruyorum çok gereksiz ve spekülatif zaman kaybı yazıların var. Hata ettik okuduk okuyunca da ne saçmalıyor ya bu dedik haliyle. Pardon yanlış gelmişim gerçekten ciddi ciddi bu konunun değerli olduğunu gerçekleri dile getirdiğini sanıyormuşsun üstelik. Dalga geçtim evet ve hala geçiyorum pişman değilim böyle gerekiyor şarlatan ruh hırsızlarına muamele bu zamanda. Reich hakkında da sakın bana ders verme üzerinde pratik olarak çalıştım diyorum senin saçmalıkların üzerine o konuda saçmasapan eklektik tespitlerin vasıtasıyla sidik yarıştıracak da değilim bu konuda, yani bu konuda ciddiye alınacak biri değilsin. Kaldı ki orgazm tepkisini mekanik yasalarla açıklayamayacağın gibi termodinamiğin ikinci ilkesi orgonomi perspektifine göre hatalıdır. Bunlarla ilgili ayrıntılı bilgileri bu forumda da kaleme aldım, ancak reklamını da yapacak değilim, ilgilenen okur bulup. Orgazm ı termadinamik ile brown devinimi ile ilişkilendirme çabaları yüzyılın en komik girişimlerinden ikincisidir bilim dünyasında. Birincisi ise havadan bulaşan ve hastalık yaptığı söylenen bakteri sporları ya da kanser yapan amip,hastalık nedeni olan gen gibi gizemli mikroorganizmalar ve makineci kimyasal hastalık bilimi ve onun ortağı mistik fizik genellemeleridir. (Evrenin başlangıcı,big band,hubble galaksi evrimi kuramı gibi)
Reich'in o yazıısında gerçekleri bulmak uğrunda şüpheciliği, bütün olasılıkları göz önünde bulundurmayı anlatmak istiyor ve diyor ki "...hepimiz muhakkak başkaları tarafından rahatsız edilmeyerek daha yeni hatta daha aptalca sorular sorma hakkımız üzeride ısrar etmliyiz." Çünkü insanoğlu yanılgandır. Reich'in "Uzayla Temas" adlı kitabından alındığı söyleniyor ve David İcke'in "En büyük Sır" isimli kitabının giriş bölümünde yer alıyor. İngilizce adıyla "Contact With Space" 1957 yılında yazdığı bir kitap ve ciddi kaynaklarda Reich'in çalışmaları bölümünde geçiyor: Contact With Space. Core Pilot Press, 1957. olarak yer alıyor. Fiyatı ,Reich'in diğer eserlerinin fiyatının 3-4 misli.
Elbette, onu ve çalışmalarını karalamak isteyen bilinçli ve bilinçsiz birçok çakal da yok değil. Hem de hiç durmadan çalışıyorlar bu uğurda. Ama yukardaki alıntının onunla alakası olduğunu düşünmüyorum.
Ayrıca hayatımda ilk defa böyle bir başlık açtım. Ve aslında, şüphecilikten, kendimize saçma ve aptalca gelen düşünceleri de göz önünde bulundurmamız gerektiğinden ve onları sorgulamamız gerektiğinden bahsettim, onu vurgulamaya çalıştım. Ve kendi düşüncelerimi açarak ve kendimce bana olabilir gelen fakat birçok kişiye delice gelebilecek ve kendi varlığını hissettirebilecek bu örnek konuyu kendi dünya görüşüm içerisindeki yerine de oturtma çabasından geri kalmadım.
Çünkü gerçekler, birçok insanın doğru diye bildiği şeylerin ya tam tersi ya da hiç alakası yok, çok çok uzağında.
Madem öyle, o zaman bilim forumunda "Evreni Algılamak" isimli bir başlık açıyorum. Oradan devam edelim.
Buradan devam edelim: http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=121511#post121511
serüvenci
09-08-2008, 15:08
Saldırı tarihi: 11 Eylül 2001
1. Saldırı tarihi: 11 /9: 1+1+19 = 11
2. “September 11” yazısı 9 harf ve 2 rakamdan oluşmaktadır: 9+2+ = 11
3. 11 Eylül yılın 254. günüdür: 2+5+4 = 11
4. 11 Eylül’den sonra yılın sonuna 111 gün kalmaktadır.
5. “Nostradamus” 11 harften oluşmaktadır.
6. “Afghanistan” 11 harften oluşmaktadır.
7. “The Pentagon” 11 harften oluşmaktadır.
8. Uçaklardan “Flight 11”de 92 kişi bulunuyordu: 9+2+=11
9. Uçaklardan “Flight 175”de 65 kişi bulunuyordu: 6+5 = 11
10. ABD’nin bağımsızlık günü: 4 Temmuz’dur ve Temmuz yılın 7. ayıdır: 4+7=11.
Saldırı tarihi olsaydı şunları söylerdik : 13 Eylül 2001
1. 13 sayısı uğursuz olarak kabul edilir.
2. 13 Eylül yılın 256. günüdür: 2+5+6+ = 13
3. Pentagon’a çarpan uçağın numarası: UA175’dir; 1+7+5+=13
4. Flight 77’de 58 yolcu vardı: 5+8+=13.
5. İkiz kulelerde toplam 26 ülkeden çalışan vardı: 26 = 13+13
6. İkiz kulelerde toplam 104 asansör vardı; 104 = 13 x 8
7. Usame Bin Ladin ailesinin 52. çocuğudur: 52 =13 x 4
8. Saddam Hüseyin’in adında 13 harf vardır.
9. Usame Bin Ladin’in adında 13 harf vardır.
10. İkiz kuleler 415 ve 417 metre yüksekliğindeydiler: 415+417=13 x 64
cem(alıntı)
insan inanmak istediğine inanır ve buna dair mantığını da buna yönlendirir kendine göre geliştirir. kısacası kendini kandırmaktan başka birşey değildir.
saygılarımla
Burada önemli olan sorgulama, bakma, alışkanlığının kazandırılması. Yaşadığımız toplumun kafa yapısını biliyoruz. SKendisine saçma gelen birşey duydu mu "Yürü git", "Çek git" der. Hiç bakmaz bile. Alışılagelmiş düşünce alışkanlığından kurtulamaz. Ama insan daima değişkendir. Kafası devinir. Değişik açılardan bakma alışkanlığı kazanmalıdır. Üstelik de şimdiye kadar hiç bakmadığı şeyler üzerinde. Bilmiyorum, demek istediğimi anlatabildim mi?
Reich in en önemli çalışmaları hasır altı edilmiştir lütfen saptırmayalım. Bulgularının en önemlilerinden birisi 1969 da modern fizik tarafından kabul edilerek genişletilmiş Hubble galaksi kuramı olarak ortaya atılmıştır. Ancak bunu modern mekanik fizik kendi gözlem metotlarını genişletince hatasının farkına varabilmiştir. Oysa Reich daha 1936 da galaksi evriminin öyle olamayacağını orgonomi araştırmalarında tespit etmiştir ve tam tersini iddia etmiştir nitekim de genişletilmiş Hubble galaksi kuramı klasik kuramın tam tersidir sonuç açısından. Kaos teorisi bugün Reich in yine 30 larda ortaya attığı ve evrensel yasaların kapalı sistemlere göre inşa edilemeyeceğini ifade eden görüşlerle paralel ilerler ve onun yöntemindeki gibi organik bir matematiğe adım atmıştır. Yine bugün kalp damar,kanser,verem gibi bağışıklık sistemini zayıflatarak direnci ve yaşama yeteneğinin kaybolmasına neden olan hastalıkların önemli oranda stress yani psikoloji kaynaklı olduğu modern tıp tarafından dile getirilmekte ancak stress in ne olduğunun üzeri ısrarla bilinçli olarak kapatılmaktadır. Endosimbiyoz kuramı da Reich in organik birliğin bir bütünleşme,ölümün ise tekrar ilkel parçalara dağılma olduğunu desteklerken hala orada burada aniden ortaya çıkan çürükçül bakteriler ve onların sporları toplu halde bulunamamaktadır. Yine bugün termodinamiğin ikinci ilkesine direnen bir başka kuvvet aranmaktadır modern fizikte. Son bulgular (1967) evrenin giderek daha hızlı genişlediğini gösterince. Yine Reich kapalı sistemlerde entropinin arttığı görüşünün istisnalarını orgon akümülatöründe tespit etmiş, doğada böylesi bir tek yönlülüğün olamayacağını ve bu ısrarın geleneksel ve akıl dışı, mutlaklık,yetkinlik düşüncelerinden doğduğunu göstermiştir. İklim değişimninden taa 30 larda bahsetmiş,sanayinin neden olduğu D.O. R, yani uyarılmış ve ölümcül hale gelen orgon un (radyoaktif veya manyetik olan herşey. İnsan etkisiyle bu doğal fakat zararlı enerji biyosfere taşındığı için denge D.OR yönünde hızla artmakta ve iklimle birlikte tüm canlılarda davranış ve biyolojik bozukluklar yaratmaktadır. Ozon daki incelmenin nedeni flora klora karbonlu gazlar değildir. Kuzey kutbunda gerçekleşmesi de Orgonomiye uygundur kuzey ışıklarının orada görünme nedeni de tespit edilmiş,o bölgenin evrendeki iki büyük enerji alanının yani güneş ve dünyadaki ile dış uzaydaki ana kol enerjinin kesişim noktası olması nedeniyle orgon zarının en zayıf olduğu bölümdür. Bu kadar parantez içi bilgi yeter parantez dışına çıkalım artık.) insan etkisiyle artması nedeniyle avrupadaki kitlesel orman ölümlerine değinmiş bunun asit yağmurundan olmadığını belirtmiştir. Dahası, çölleşmenin nasıl önüne geçilebileceği noktasında adımlar atılmıştır. Yeryüzündeki ana denge değişkendir ve sahradaki çölleşmenin nedeni D. O.R ve Orgon arasındaki dengeyi de değiştirdikten sonra gerçekleşir dolayısıyla da bunu doğal yollarla tersine çevirmek stratosfere periyodik olarak yapılacak kontrollü müdahalelerle mümkündür. Tüm bunlar test edilmiş ve halen de çok kısıtlı bütçeye sahip enstitülerce edilmektedir ve aynı sonuçlar elde edilmektedir.
Ancak Reich in yolundan sapan kendi ailesinin elindeki vakfının artık ne Reich ile ne de orgonomi ile bir alakası kalmamıştır Reich üzerinden ticaret yapmakta ne yaptıklarını da bilmemektedirler. Zaten buna girişmeleri olanaksızdır Amerikan hükümeti çalışmalarını durdurmuştur. O nedenle bugün orgonomiyi ayakta tutan birkaç gönüllü kalmıştır ve çoğunluğu Almanyadadır. Bunun yanısıra da spekülasyonlar ve şarlatanlıklarla Amerikadaki vakıf ve türlü tuhaf tarikatlar Reich in adını kullanarak insanlara hiç bir etkisi olmayan sözde orgon materyalleri satmaktadır. Dolayısıyla da oluşturulan bu spekülasyonlar çürütülemeyen kanıtları gölgelemekte kullanılmakta, Reich in defalarca kontrol deneyi yapıp ispatladığı 20. Deney i hakkında, mikroskop hatası söylentisi yaydırılmıştır.
Bu yöntemi kullananlar ile New Age akımlarını ortaya atanlar aynı gruptandırlar ve bunların içine ufo tarikatları,foton kuşağı inananları, Marduk bekleyicileri, ortaçağ nostaljisinde boğulmuş tapınakçılar da girmektedir ve tamamı manipüle edilmiştir. Etkinlikleri yoktur insanların cahil ve hayallere hurafelere meraklı kesimine hitap ederek yeni kazanç kapıları yaratır. Bu cahil kişiler sadece cahildirler fakir ya da okumamış değildirler elit kesimlerin ırkçı kökenli gruplaşmalarında da rol alırlar. Scientology tarikatı bunların en bilineni ve yasal boşlukları lehine kullandığından en rahatıdır. Yasal boşluk da inanç özgürlüğüdür ve şarlatanca saçmalıklar adı inanç olunca dolandırıcılık ile suçlanamaz. Oysa Reich in yönteminde hiç bir öngörü ve varsayıma olanak yoktur. Bilinmeyen hakkında konuşulamaz. Bir veri elde edilmeden evren hakkında ya da yaşam hakkında hüküm verilemez.
Dolayısıyla da kimse Reich in kim olduğunu ne ile uğraştığını bilmez bugün. Pahalı olan kitapları arz edilen kitaplarıdır. Reich in elindeki bulgu ve veri sayısı oldukça boldur. Örneğin "Dirimin Öldürülüşü"nde çok ince noktalara temas etmiş, bunun için de Jesus Christ mit inin altındaki imlemi ortaya dökmüş, bu anlayışın aslında milattan çok daha eski olduğunu daha o zamanlardan belirtmiştir. Biz ve batı kültürü ise henüz yeni farketmeye başladık ortaya çıkan tarihsel ve kültürel bağlantıların eşliğinde.
Çocukça sorular konusu ise bunlar değildir. Çocukça sorular mekanik bilim e ve mutlak düşüncelere sorulması istenen sorulardır onlara bağlı olarak ortaya spekülasyon atıp onu yan yoldan devam ettirmek değil. 1957 de Reich kodeste can vermiştir. Dolayısıyla o kitap okunmadan önce diğer çalışmaları anlaşılmalıdır,şüpheli bir kitaptır o. Ancak şüphe dilmeyecek bir şey vardır ki Wilhelm Reich bugünkü bireyi de onun oluşturduğu kitleyi ve yönelimlerini de çok iyi bilmektedir çünkü hiç bir bildiği kişisel arzuya dayalı öznel düşüncesi değil, deney odasında ortaya çıkmış fikirlerdir. Kişisel arzuları bunun ardından gelir ve bu noktadaki hatalarının da toyluk döneminde olduğunu sık sık belirtir. Ancak yine de Sexpol tecrübesi bile ona birçok yeni veri kazandırmıştır. Dolayısıyla böyle bir kitap yazdıysa insanların neye inanıp neyi okuyacağını bildiğinden öyle yazmıştır ve amacı satır aralarında asla hareket etmeyen bu kemikleşmiş kıpırtısız kitlede şüphe uyandırmaktır. Yoksa Reich in galaksiler arası savaş düşündüğü yoktur, o insanlığın bu psikolojik şartlarda bir sonraki aşamada hayatta kalamayacağını ve topluca kendi varlığınuı sona erdireceğini doğa dinamikleri açısından düşünür, galaksi emperyalizmini mümkün görmez. Konuşulması gereken Reich ise, bunlar konuşulmalıdır okültizm ise onun tam tersidir ve farklı bakış açısı da değildir. Hatta çok klasik bir bakış açısı daha doğrusu bakmayış açısızlığıdır.
Buna dair Cem in güzel şekilde ve fazla söze yer bırakmayacak şekilde gösterdiği gibi hala insanların çok uzak olduklarından bir türlü algılayamadığı bir başka gerçeği daha hatırlatalım. Matematikte mümkün olmayan bağıntı diye birşey yoktur. Ancak bu tek başına matematik için geçerlidir ve matematiksel bağlar her şekilde her konuda kurulabilir ve matematik aksiyomatik bir kesin önkabul ü kendi dilini okuyana baştan imzalattığı için insanlar bu sonuçlara bakıp şaşırırlar. Oysa hiç bir şeyle ilgisi yoktur bu fonksiyonların öyle kurulabilme özelliği vardır matematik budur zaten anlaşılmayan da bu özelliğidir insanlarca. İnsanlar matematiğin gerçek olduğunu, doğanın bir unsuru olduğunu zannederler hata en baştan buradadır.
Söylediklerinde çok çok doğru yanlar da var, yanılgıya düştüğün yanlar da.
Seni bu sayfaya davet ediyorum: http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=7107
Doğada hiç bir geometri bizim matematiğimizle ifade edlilemez, buna çok düzenli olduğu sanılan yörüngelerde dahildir, kaldı ki atom altındaki düzensizlikler için matematikten öte felsefe bir yaklaşım açıklama tarzı olarak kullanılmaktadır.
Sayılarla toplumsal olayları açıklamaya çalışmak boşunadır, parametrik fonksiyon haline getirmek imkansızdır, getirsenizde özneldir objektif olamaz.
Bu aslında fizik-doğada da farklı değildir, oluşturduğunuz matemetiksel modeller, olasılıklarla ifade edilen bir yaklaşıklık sağlar, gene hiç bir zaman modeliniz doğayla birebir örtüşmez, modelinizin ancak labaratuar ortamlarında bir anlam ifade eder.
Elektron mikroskopla çekilmiş son derece pürüzsüz bir çelik yüzeyin, karmaşık ve düzensiz kristal formlarında olduğuna bakmanızı isterim.
Bunlar pek 6+9=15 le açıklanabicek sayısal modeller değildir. Belki gelecekte analog modeller oluşturabiliriz.
Neyse bir giriş yapmış olayım.
serüvenci
10-08-2008, 11:52
Burada önemli olan sorgulama, bakma, alışkanlığının kazandırılması. Yaşadığımız toplumun kafa yapısını biliyoruz. SKendisine saçma gelen birşey duydu mu "Yürü git", "Çek git" der. Hiç bakmaz bile. Alışılagelmiş düşünce alışkanlığından kurtulamaz. Ama insan daima değişkendir. Kafası devinir. Değişik açılardan bakma alışkanlığı kazanmalıdır. Üstelik de şimdiye kadar hiç bakmadığı şeyler üzerinde. Bilmiyorum, demek istediğimi anlatabildim mi?
serdar,
insanın farklı bakış açısı kazanma alışkanlığının gelişmesini ben de destekliyorum. ancak yaşadığımız toplumun kafa yapısını biliyorsun, fakat bir şeyi gözden kaçırıyorsun: toplumdaki bireyler sabit bir düşünceden başka bir sabit düşünceye geçerler (çok çok az birey bunu aşmayı başarmıştır). anlayacağın senin ortaya koyduğun düşünceyi farklı açılardan değerlendirme mantığının yerine senin ortaya koyduğu düşünceye dair bir sabitlik oluşur. parantez içinde belirttiğim kişiler de zaten eleştirel düşünme tekniğini geliştirmiş insanlardır. kendilerinde var olan potansiyeli araştıma mantığıyla birleştiren kişilerdir.
saygılarımla
Konu aslından saptı, sizleri de aynı sayfaya davet ediyorum: http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=7107
Aradan biraz zaman geçti, ama olsun. Yeni bir ergenekon dalgası yeni gözaltılar. Bu sefer gazete başlıkları şöyle:
Hüriyet Gazetesi: Nursel İdiz'in de aralarında bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı.
Sabah Gazetesi: Ergenekon'da 11 gözaltı daha.
Başlıklar ve göz altılar bahsettiğim rakamların dışına hala çıkmamakta. Kafası almak istemeyenler bunu anlamaz. Bahsettiğim olayı ve şifreleşmeyi, doğaüstü, metafiziksel bir iddaya da benzetenler bunu anlamayacaklardır. Ha bir de son 80 yıl içerisindeki iletişim devriminin yarattığı geniş kitlesel buyurgan(faşist) düzenin getirdiği yapıyı anlayamayalar da bu bahsettiğim şeyleri anlamayacaklardır.
prometheus4517
22-09-2008, 14:10
serdar arkadaşı kutluyorum bazı yerleri çok iyi yakalamış. ama uyarma gereği hissediyorum. arkadaş hepsini anlatırsan deli diyorlar. boşuna uğraşma. yavaş yavaş. zaten kendileri keşfedecekler. muhammedi kimin gönderdiğini de bulurlar. merak etme.
ayrıca o uzaylı saçmalıklarını yazan arkadaşı da kınıyorum. fikirlerle dalga geçilmesi en nefret ettiğim şeydir.