PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kölelik ve İslam


Cem
26-08-2005, 00:24
İslam dinine yönelik en önemli eleştirlerden biri bu dinin kölelik sistemine karşı olmayışıdır. Gerçi Muhammed zaman zaman köle azad etmiş ve köleleri azad etmenin sevaplarından bahsetmiştir ancak bir bütün olarak kölelik sitemine hiç bir zaman karşı gelmemiştir. Köle sahip olmanın önüne hiç bir engel koymamıştır. Durum böyle olunca örneğin köleleri olan bir zengin yılda 1 kölesini sevap uğruna azad ederken 2 köle satın alıp, kölelerini arttırabilir.
Muhammedin köleliğe karşı olduğu iddia edilemez çünkü kendisinin çok sayıda erkek ve kadın kölesi (cariye) vardır. Muhammed öldüğünde sayısında tam bir mutabakat olmasa da 20 civarında kölesi olduğu tahmin edilmektedir. En gözde kölelerinden biri Marya adlı ve kendisinden yaklaşık 35 yaş küçük genç kızdır. Mısır mukavkısının Muhammede hediye ettiği 4 köleden biridir Marya.

Muhammed köleliğe neden tam anlamıyla karşı çıkmamış veya çıkamamıştır? Çünkü sırtını tanrısına değil, çeşitli kabile şeflerine, güç ve prestij sahibi insanlara dayamak zorunda idi. Bu insanlar ise ya köle sahibi idiler ya da Muhammed ile beraber girdiği savaşlarda mal ile birlikte köle sahibi olmak istemekte idiler. Muhammedin köleliğe tam karşı çıkması bu şeflerin hoşuna gitmeyecek idi. Muhammed bunu göze alamaz idi. Zaferlerini tanrı değil bu şeflerin katkısı sağlıyordu.
Kölelik sistemi aynı zamanda önemli bir gelir kaynağı idi müslümanlar için. Örneğin Beni Kureyza gazası sonrası ele geçirilen yüzlerce kadın ve çocuk, köle olarak çeşitli çevre ülkelerde, özellikle Şam tarafında Muhammedin emriyle satılmış ve böylece gelir elde edilmiştir.

Kölelik sistemi Muhammed döneminde dünyanın en önemli kötülüklerinden, en önemli geriliklerinden biri idi. İnsanlığa iyilik getirme iddiasında olan bir kitapda böylesine öncelikli olması gereken mesele üzerine hükümler bulunmazken, evlere kapıyı tıklatmadan girmemek, üvey oğlunun karısısıyla evlenebilmek gibi çok tali meselelerde net hükümler verilmiştir.

Russell
28-08-2005, 02:08
BAKARA SURESİ: 178 Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas yazılmıştır. Hür kişiye karşılık hür, köleye karşılık köle, dişiye karşılık dişi... Kim kardeşi tarafından herhangi bir şekilde affa uğrarsa, bu durumda örfü izlemek ve affedene en güzel biçimde bir ödeme yapmak gerekir. İşte bu, Rabbinizden size bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra azgınlık ve düşmanlık ederse onun için korkunç bir azap vardır.


BAKARA SURESİ: 221 Müşrik kadınlarla, onlar iman edinceye kadar evlenmeyin. Özgürlüğünden yoksun inanmış bir kadın, müşrik bir kadından -müşrik kadın sizin hoşunuza gitse de- çok daha hayırlıdır. Müşrik erkeklerle de onlar iman edinceye kadar nikâhlanmayın. İnanmış bir köle, müşrik bir erkekten -o hoşunuza gitse de- çok daha hayırlıdır. Bu müşrikler sizleri ateşe çağırır. Allah ise sizi, izniyle cennete ve affa çağırır. Ve ayetlerini insanlara açık açık bildirir ki, düşünüp öğüt alabilsinler.


Gördüğünüz gibi allah,köleliği doğal bir şeymiş gibi karşılıyor. Muhammed köleliği islam ahlakına aykırı bulmuş olsaydı, onu yasaklardı.

haci
29-08-2005, 17:07
Kölelik kurumunu biraz daha değişik bir perspektiften incelemek gerekiyor. Muhammed sayesinde kölelik İslam'da kurumlaşmıştır.

ABD'de bile kölelik ancak 1860'da lağvedilmiştir. Güney pamuk tarlalarında çalıştıracağı ucuz iş gücünden fedakarlık yapmak istememiştir.....

Köleliğin bütün amacı budur. Ucuz iş gücü... Bu gücü satarak da ondan ekonomik bir çıkar sağlayabilirsiniz, onu kullanarak da..

Kölelik, insan hakları kavramı gelişmeye başlayıncaya kadar, vazgeçilmez bir kurum olarak varlığını sürdürmüştür. Her toplumda bu kavram vardır.

İslam dininin evrensel olmadığının kanıtlarından biri de köleliği kurumlaştırmasıdır. Köle azat etmek, birisine sadaka vermek gibi birşeydir. Yani yardım etmektir. Kölenin mal olarak bir değeri vardır.

İslam'ın temel ekonomik politikası çapulculuk ve yağmacılıktır. İslam fetihlerle yayılmış ve büyümüştür. Köle ticareti Arap'lara ve diğer Müslüman ülkelere büyük gelirler getirmiştir.

Bazı Müslüman ülkelerinde kölelik halen mevcuttur. Sudan da örneğin...


HACI

Aliminyum
30-08-2005, 18:48
Kölelik mevzusu sadece ekonomik olarak değerlendirilemez. Evet köle aynı zamanda ekonomik bir araçtır da ucuz bir işgücüdür ama bu Kölelik kavramının sadece bir yüzüdür hepsi değildir.

Öncelikle Kölelik müessesesine karşı tiksinmemizin bazı sebepleri var. Bunların başında Tarihi Materyalizmin insan zihnini bulandıran görüşleri geliyor. İnsan ekonomik bir hayvandır. Ekonomik çıkarları için yaşar, ekonomik çıkarları için savaşır devletler kurar sistemler inşa eder düşünceler ortaya atar böyle yaşar ve böyle ölür. Tarihi materyalizmin bu anlayışı ile değerlendirildiğinde köleliğin sadece ekonomik bir kurum olarak algılanması doğaldır ama yanlış ve eksiktir.

Tarihin eski dönemlerinden beri kölelere karşı reva görülen insanlık dışı muameleler, eziyetler, işkenceler kafamızda öyle bir köle imajı geliştiriyor ki köleleri, ehramlara güneş altında çıplak sırtlarıyla taş taşırken kamçılanan zavallılar, arenalarda vahşi hayvanlarla dövüştürülerek insanlara eğlence olan, boynu tasmalı, elleri ayakları zincirli, sırtı kamçı izlerinden oyuk oyuk yara bere içinde diye telakki ediyoruz. Bu telakki, köleler hakkındaki bu tasavvurumuz genel itibariyle doğrudur da.

Son olarak da yakın zamanlara kadar hatta şu zamanlarda bile savaş esirlerine karşı yapılan aşağılık muameleler, işkenceler, eziyetler vs. bizi kölelik, esaret gibi mevzulara karşı duyarlı hale getirir.

Herşeyden önce şunu tespit etmek lazımdır ki Kölelik, bir müessese olarak İslam'dan önce var idi. İslam, köleliğin yerleşik olduğu bir ortamda ortaya çıkmış bir dindir.

Bu itibarla İslam köleliği bir Vak'a olarak ele almıştır. Yani kölelik vardır, toplumda yerleşiktir, kurumsallaşmıştır ve bir şekilde yüzyıllardır bu kurum işlemektedir. Bu yüzden köleliği bir anda kaldırmak, köleleri aniden azat edivermek ve bu kurumu toplum hayatından silmek pek de gerçekçi olmayacaktır. Çünkü bu kurumu bir anda kaldırmak o zamanın yerleşik siyasi,ekonomik, toplumsal dengelerini alt üst edecektir.

İslam, develere, hayvanlara, kurtlara kuşlara ağaçlara bile hak tanıyan bir din olarak kölelerin salt ticaret ve eğlence araçları olmadığını hatırlattı. Şu hadislere bakın;

"Kim kölesini öldürürse onu öldürürüz, kim onu hapseder veya gıdasını keserse onu hapseder ve gıdasını keseriz, kim onu hadım yaparsa onu hadım yaparız.” ( Ebû Dâvud Tirmizî, el-Hâkim, el-Müstedrek )

Başınızdaki kimse gözü kör, ayağı topal, rengi siyah bir köle de olsa, sizi Allah’ın Kitabı’na göre sevk ve idare ettiği sürece onun sözünü dinleyip emirlerine itaat edin.” (Buharî, Müslim, Nesaî)

"Hizmetçi ve köleleriniz kardeşlerinizdir. Kardeşi, elinin altında bulunan her fert, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onların yapamayacakları işleri emredip onlara yüklemesin. Eğer zor işler teklif ederseniz, behemehal onlara yardım ediniz.”(Müslim, Müsned )

“Sizden hiçbiriniz, ‘Bu kölemdir, bu câriyemdir.’ demesin. Kızım veya oğlum, yahut kardeşim desin.” (Muslim, Müsned )

Bir iki örnek verelim. Hz. Ömer... Bu adam o zamanki İslam toplumunun imamıdır, Müminlerin emiridir, yani devletin başkanıdır. Hakim'in Müstedrekinde ifade ettiği bir tarihi olay şu şekilde gerçekleşir: Kudus fethedilir, Kudüs'ü teslim almak için Hz. Ömer kölesiyle birlikte yola çıkar, binekleri 1 tane devedir. Deveye ortaklaşa binerler. Hz. Ömer devedeyken köle deveyi çeker, köle devedeyken deveyi Hz. Ömer çeker. Kudüs şehrine gelinip şehir kapısından içeri girileceğinde deveye binme sırası kölededir. Yani deveye devlet başkanı Hz. Ömer'in kölesi binecek ve Hz. Ömer de deveyi yularından çekerek şehrin içine gireceklerdir. Aynen öyle olur, hiçbir kompleks, hiçbir karizma telaşı göstermez Halife Ömer ve devesine kölesini bindirir, devesinin de yularından tutarak sanki devlet başkanı köleymiş Ömer de onun kölesiymiş gibi şehre girerler. Ömer'i bu şekilde davranmaya iten İslam'ın insan hukukuna gsterdiği hassasiyettir.

Ebu Zer de takım elbisesinin bir parçasını hizmetçisine giydirir diğer parçasını da kendisi giyerdi.

Hz. Bilal-i Habeşi'nin de Habeşli bir köle iken Müslüman toplum içinde köle olup olmadığına bakılmaksızın ne derece baştacı edildiğini bilmeyenimiz yoktur.

Peygamber Efendimiz'in azatlı kölesi olan Zeyd hazretlerinin azat olmasına rağmen ailesinin yanına gitmeyi reddetip Efendimizin yanında kalmasını tercih ettiği de bilinen hadiselerdendir.
Örnekleri çoğaltmak mümkün.
Böylece yüzyıllardır yerleşik olan köle anlayışı köleleri itilip kakılan, ticaret ve eğlence araçları olmaktan çıkarıp onlara da herşeyden önce KUL olma gerçeklerini iade ediyordu. Böylece birinci merhale tamamlanmıştır.

İkinci merhale köleleri hürriyetlerine kavuşturma merhalesidir ki o güne kadar hiçbir sistem İslamın getirdiği sisteme kıyasla böyle birşey gerçekleştirememiştir.

İslamda köle azat etmeye dair o kadar çok teşvik var ki bunu siz de kabul ediyorsunuz.

Burada denilebilir ki; Kölelerin hürriyete kavuşturulması ve onlara insanca muamele yapılmasında, ne kadar ileriye gidilirse gidilsin; hatta isterse hepsi birden hürriyete kavuşturulsun, yine de köleliğin kabul edildiğini, hükümlerinin buna göre getirilmiş olduğunu ve fıkıh kitaplarında da ahkâmın bu yönde işlediğini görüyoruz ki, bu da köleliği kabullenmekten başka bir şey değildir. İnsanlığın dem ve damarına işlemiş pek çok fena huy ve âdetleri, bir hamlede kaldıran İslâm’ın, köleliği kaldıramaması düşünülemez. Kaldırabilirken kaldırmaması, onu tahkir etme mânâsına gelmez mi?

Herşeyden şu bilinmeli ki yukarıda da deik. Köleliği icat eden İslam değildir. İslam, kölelik diye birşeyi ortaya çıkarmamıştır. Kölelik kurumunun sebebi İslam değildir. Kölelik, yüzyıllardır insanlık tarihinde iyice yerleşmiş olan bir kurumdur.

Kölelik, devletlerin birbirleriyle savaşmaları yoluyla kurumsallaşmış bir unsur. Yani köleliğin temelinde savaşlar vadır. Böyle olduğuna göre yani kölelik savaşlardan elde edilen esirlerden oluştuğuna göre ortaya çıkacak sorun şudur: Esirlere karşı yapılacak Muamele ne olmalıdır?

- Hepsini kılıçtan geçirebilirsiniz,
- Esir kamplarında bakımlarını üstlenip hayatlarının devamını sağlarsınız,
- Memleketlerine geri gönderirsiniz,
- Onları alırsınız, savaşa katılan Müslümanlara dağıtırsınız, ganimetten bir parça sayarsınız.

İslamın ilk ikisini yapmadığı, yapılmasını da yasakladığı malum. Üçüncüsü olan savaş esirlerini affedip memleketlerine geri göndermek ise o kadar basit değil. Belki insani bir davranış olarak görülüyor ama ya karşı taraf bizim esirlerimizi öldürüyor bize iade etm,iyorsa bizim onların esirlerini iade etmemiz kendi insanımıza vefasızlık olmayacak mıdır? Üstelik iade edileler bizden birtakım malumatlarla karşı tarafa döndüklerinde bizi güçsüz hale getirecek birşeydir bu.Düşmanı cesaretlendirir başka işe yaramaz. O halde en iyi yol esirlerin karşılıklı takasıdır ki yaygın olan uygulama da budur.

Gelelim İslamın uyguladığı sisteme. Yani İslam esirleri kılıçtan geçirmiyor, onları toplama kamplarında tutmuyor, onları karşılıksız olarak tabiri caizse enayi gibi geri de iade etmiyor.

Esirleri alıyor, ganimet parçası sayarak Müslümanlar arasında dağıtıyor.

Uygulamanın aslı şudur; Her Müslüman bir savaş esirini evine alıyor. Ona doğruyu güzeli Hakkı Hakikati anlatıyor, kendi yaşayışıyla bizzat gösteriyor
Köle, gördüğü insani davranış karşısında gerçeği görüyor. Gönlü fethediliyor. Sonra azad edilip İslam toplumunda diğer Müslümanlarla aynı ve eşit haklara sahip birer birey haline geliyor.

Bu usulle pek çok Müslüman yetişmiştir. İmam Mâlik’in şeyhi Nâfî, Tâvus bin Keysan ve Mesruk gibi pek çok tabiîn imamı bu şekilde yetişmiştir ki bu yöntemle yetiştirilenlere ayrı bir isim verilmiştir: MEVALİ TOPLULUĞU.

Müslümanların kölelik kurumunu toptan kaldırmayıp iyi yönde de olsa işlettiği bir gerçektir. Bunu inkar edemeyiz. Ancak bunun iki önemli sebebi var. Bunlardan biri efendilerle diğerleri kölelerle alakalıdır.

Efendi, kölesine insanca davranışla emrolunmuştur. Köle azat etmenin ecrine özendirilmiştir.

Köle ise, siyasi,askeri, toplumsal ve en önemlisi de dinsel sebeplerden pat diye azledilmemiş, köleye hak ve hakikat öğretilmiş, iade edilmeyerek düşmana güç kazandırılmamıştır.

Özetle denebilir ki:

İslam köleliği icat etmedi, emretmedi. Bilakis köleliği rayına oturttu. Kölelik kurumunu kurutma yollarını gösterdi. Köleleri zulüm altında inlemekten kurtarmış, onlara neredeyse efendileriyle eşit şekilde haklar tanımış, kölelik kurumunu da mutlak hayra ve mutlak güzele kanalize etmişt. İslamın başlattığı, kişisel köleliği kaldırma hamlesiyle bugün, bu cins kölelik artık kurutulduğu gibi, devlet ve milletlerin köleliklerinin de sona ermesi duası ile...

kani
30-08-2005, 20:56
Kuranda Allah köleliği kabul etmiş ve teşvik etmiştir ama kuranda kendisi ile çelişen yerler de vardır.
mesela
Yunus 19) Bir kervan geldi.Sucularını gönderdiler:sucu kovasını kuyuya saldı müjde işte bir oğlan dedi.Yusufu alıp onu ticari bir mal olarak sakladılar.Oyasa Allah yaptıklarını bilir.
Burada Yunusu köle yapanlar tu kaka ama kölelik olağan ,
Bu ne perhiz.

30-08-2005, 23:41
Alüminyum,
Gözündeki iman perdesi gerçekleri görmeni engelliyor ve tehlikeli şekilde gerçekleri çarpıtıyorsun. Muhammed'e Mısır piskoposunun dört genç kız köle hediye ettiği islami kaynaklara göre de çok iyi biliniyor. Muhammedin bu köleleri kabul etmesi şart mı idi? Mısır piskoposuna "Bu köleleri dostluk amacıyla bana hediye ettiğine inanıyorum ama dinimize göre kölelik uygun bir şey değildir, kabul edemem" diyemez mi idi? İllaki bir hediye kabul etmesi gerekiyorsa başka tür hediye kabul edebildiğini bir şekilde ifade edemez mi idi? Hayır, Muhammed köleliğe karşı değil idi. Sadece zaman zaman onlara acımıştır belliki. Kadın köleler İslamda sadece iş kölesi değil sex kölesi de olmuştur.
Köleliği İslam getirmiştir diyen yok burada. Ancak İslam köleliği devam ettirmiş, pekiştirmiştir diyoruz. Şurası çok önemli ki İslamın köleliği fiilen kaldırmaması bir yana kölelik sisteminin kötü olduğuna dair sözler de yoktur. Daha önce de değindiğimiz gibi bireysel bazda köle azadı ile sınırlı kalmıştır.

Russell
31-08-2005, 02:13
İlhan Arsel bu konuyla ilgili bir yazısını asmak istiyorum.

Kur'ân'a göre kölelik dogal bir kurulus

Muhammed'in söylemesine göre Tanri, köleligi dogal bir kurulus olarak benimsemis ve Kur'ân hükümleriyle o sekilde düzenlemistir. Gerçekten de Nahl ve Rûm sûrelerinde, "rizki bol ve hür" kisilerle, bu kisilerin satin alip sahib bulunduklari kölelerden söz edilmekte, bunlarin birbirlerine esit bulunmadiklari belirtilmektedir. Nahl Sûresinde söyle yazili:

"Allah, hiçbir seye gücü yetmeyen, baskasinin mali olmus bir köle ile, katimizdan kendisine verdigimiz güzel riziktan gizli ve açik olarak harcayan (hür) bir kimseyi örnek verir. Bunlar hiç esit olurlar mi?..." (K. 16 Nahl 75)

Ayni Sûre'de bir de su var:

"Allah kiminize kiminizden daha bol rizik verdi. Bol rizik verilenler, sag ellerinin satin alip sahip olduklari kölelerine riziklarini verirlerken kendilerini rizik alaninda onlara esit saymazlar..." (K. 16 Nahl 71).

Her ne kadar bazi gayretkesler bu âyetlerde sözü geçen "köle" deyimi ile "put"larin ya da "kâfirlerin" kastedildigini öne sürerlerse de yalandir. Çünkü burada, esas itibariyle anlatilmak istenen sey "köle" ile "köle olmiyan" (yâni "hür" sayilan) kimselerdir. Nitekim bunun böyle oldugunu Rûm Sûresindeki su âyet biraz daha vurgulamakta:

"Tanri size kendinizden bir misâl vermektedir. Size verdigimiz riziklarda, (sag elinizle satin alip sahip oldugunuz) kölelerinizin de esit sûrette hak sahibi olmalarina râzi olur ve birbirinizi saydiginiz gibi bu ortaklarinizi sayar misiniz ki, bizzat yaptigimiz islerde bize ortaklar kosulmasina râzi olasiniz?..." (K. 30 Rûm 28) 1

Bu âyet'in bir baska çevirisi söyle:"Tanri, kendinizden size bir örnek vermekte: Size verdigimiz riziklarda , sag elinizle satin alip sahip oldugunuz kölelerinizden kendinize esit olarak ortak yaptiklariniz ve kendiniz gibi sayip önem verdikleriniz var midir (ki mülkünde olan putlari, tanrilikta Tanri'ya ortak yapilmasi dogru olabilsin)?..." (K. 30 Rûm 28)

Yâni güyâ Tanri, putlarin kendisine ortak kilinmasini istemedigi için kullarina söyle demekte: "Nasil ki siz, sag elinizle satin aldiginiz kölelerinizi kendinize denk görmek istemez iseniz, ve nasil ki size vermis oldugumuz riziklarda, kölelerinizin de esit sûrette hak sahibi olmalarina razi olmaz iseniz, putlari da Tanri'ya ortak kosmaniz dogru olmaz" 2 .

Öte yandan biraz yukarda örnek verdigimiz Nahl sûresiinin 71.âyetiinde Tanriinin, “rizik” alaninda “Kiminize kiminizden daha bol rizik verdigi” diye konustugu yazili. Yâni Tanri, bazi kimselere (köle sahiplerine), sahip bulunduklari kölelere nazaran daha bol rizik verdigini bildirmekle

Daha baska bir deyimle Tanri, köleligi dogal bir sey imis gibi kabul etmekte, ve sirf kendisine ortak kosulmasin diye, köle sahibi ile köle arasindaki iliskilerde esitsizlige yer vermekte.

Görülüyor ki Muhammed'in tanimladigi Tanri, "güzel bir sekilde riziklandirdigi" kullari ile bu kullarin sahip bulunduklari köleler arasinda esitlik olamayacagini bildirmekte, ve bununla âdeta övünmektedir.

Öte yandan Tanri, yine Muhammed'in söylemesine göre, köle ile efendisi arasinda esitlik saglamanin aleyhindedir; saglamak isteyenlerin de karsisindadir. Çünkü köleyi efendisi ile esit kilmanin, Tanri'ya sirk kosmak (putlari Tanri'ya ortak yapmak) gibi bir sey olabilecegini anlatmaktadir . Rûm Sûresindeki âyeti tekrar okuyalim:

"Tanri size kendinizden bir misâl vermektedir. Size verdigimiz riziklarda, (sag elinizle satin alip sahip oldugunuz) kölelerinizin de esit sûrette hak sahibi olmalarina râzi olur ve birbirinizi saydiginiz gibi bu ortaklarinizi sayar misiniz ki, bizzat yaptigimiz islerde bize ortaklar kosulmasina râzi olasiniz?..." (K. 30 Rûm 28)

Bu âyet'in anlatmak istedigi sey su: Nasil ki Tanri, Yüce niteliklere sahip olarak üstün ise ve nasil ki O'na ortak kosmak günah sayilir ise, köle sahiplerinin de, birbirlerini saydiklari sekilde, kölelerini saymalari ve onlari kendilerine ortak yapmalari uygunsuzdur. Daha baska bir deyimle efendi'nin kölesini kendisine es degerde tutup ortak kilmaga matuf her davranisi, Tanri'ya sirk kosmak gibi günah bir seydir.

Öte yandan Tanri, yine Muhammediin söylemesine göre, kölelik kurulusunu getirmek yaninda, kulilarina köleler vermekle övünür. Basta Muhammed olmak uzere sevgili kullarına ganimet olarak köleler ve cariyeler verir. Bunun böyle oldugu Kuranin'da söyle belirtiliyor: “ Ey Muhammed!... Allahiin sana ganimet olarak verdigi ve elinin altinda bulunan cariyeleri... sana helâl kildik...” (K. 33 Ahzâb 50)

1 Diyânet Vakfi cevirisinden.

2 Bu konuda daha genis bilgi için bkz. Turan Dursun, Kur'ân Ansiklopedisi, (Kaynak yayinlari, Istanbul 1994, Cilt VII, sh. 202 ve d.)


Prof. Dr. İlhan Arsel
Şeriat ve Kölelik

Aliminyum
31-08-2005, 12:57
Allahtan gözümüzde bir iman perdesi var da olayları ve olguları sadece yüzeysel değerlendirmiyoruz. Halbuki siz materyalistler (Her ne kadar ateist olduğunuzu iddia etseniz de) olay ve olguları her zaman göründüğü şekliyle değerlendirmeye mahkum bir zihin yapısına sahipsiniz. Herşeyi maddede görenlerin akılları gözlerindedir göz ise maneviyatta kördür.

Herneyse mevzumuza dönelim.

Toplum içinde yerleşik bir kurumu aniden ortadan kaldıramazsınız. Azıcık sosyoloji bilgisi olan herkes bunu kabul eder.

Evet İslam, ortaya çıktığı dönemde yerleşik bir kurum olarak karşılaştığı köleliği kesin ve radikal kararlarla ortadan kaldırma yoluna gitmedi. (İçkinin yasaklanması gibi sıradan bir hadise dahi bir anda olmamıştır. İslam kişisel ve toplumsal dengeleri, hassasiyetleri gözetir. İçkiyi bile aşama aşama yasaklayan bir dinin kölelik gibi bir kurumu aniden ortadan kaldırması gerçekçi olmazdı) Peki öyle yapmadı da ne yaptı? Köleliğin kaynağını genel olarak savaş haline bağladı. Savaş sonrasında alınan esirlerin ne olacağı konusunda yukarıda bazı alternatifler sunmuştuk. İslam bu esirleri öldürmedi, toplama kamplarında heba etmedi, savaştığı düşmana da aynen iade etmek gibi bir enayiliği de yapmadı. O esirleri aldı, köle haline getirdi, yetiştirdi, tabiri caizse asıl özgürlüklerine kavuşturdu. Maddi anlamdaki özgürlüklerine ise köle azat etmeye dair yüzlerce özendirme ayet, hadis ve sahabe uygulamalarıyla yol verdi.

Merak ediyorum. Köle azat etmeye dair ayetler, hadisler ve yüzlerce sahabe uygulaması, kölelik kurumunu belli bir süreç içinde tasfiye etmek değildir de nedir? Böyle bir uygulama köleliği aniden kaldırmaktan daha gerçekçi değil de nedir?

Diğer yandan o dönemlerde köleliğin tek yanlı olarak kaldırılması Müslümanların aleyhine sonuçlar vereceği gün gibi aşikar. Böyle bir tutum İslam toplumunu düşman karşısında zayıflatacaktır.

Bir de İslam savaş sonrasında elde ettiği esirlerden oluşan kölelik kurumunu neden kaldırsın? Savaş esirlerine ve savaş esirlerinden oluşan esirlere işkence yok, insanlık dışı muamele yok. Birkaç kişisel sapkınlık yüzünden koca bir dinin ve bütün İslam toplumunun ayıplanması doğru olmaz.

Savaş sonrasındaki esirlere uygulanacak muameleler konusundaki Şu hükümlere dikkat edin.

1) ÖLDÜRME: Esirler ancak savaş devam ederken öldürülebilir, savaştan sonra müslüman olmayan esir öldürülmez. Buna delil ise "Onlar sizinle savaşırlarsa onları öldürünüz" (el-Bakara, 2/191) ayetidir. Savaş bittiğinde öldürmeye gerek yoktur. Esir olmadan önce Müslüman olan düşman ise ne öldürülür ne de köle edinilebilir. Sadece tedbir olarak tutuklu kalır. (İlla kaynak istiyorsanız El-Cassasın Ahkamül Kuranına bakın. 3. ciltte)

2) KÖLE EDİNME: Savaş esirlerinin köle edinilmesi veya zımmi statüsünde teba haline getirilmesi caiz görülmüştür. ebu Hanife ve İmam Malik bu yönde içtihat ederler. (Gene Cassas)

3) FİDYEYLE SALIVERME: Sabuni nin tefsirinde Bedir savaşındaki müşrik esirlerin pekçoğunun fidyeyle serbest bırakıldığı, fidye ödeyecek durumda olmayanların ise Medineli çocuklara okuma yazma öğretme karşılığında serbest bırakıldığı nakledilir.

4) MÜBADELE: Esir değişimi yoluyla serbest bırakmak. Bu zaman zaman uygulanmıştır.

5) KARŞILIKSIZ SALIVERME: Meccanen yani karşılık salıvermek İslam fıkıhçılarının çoğuna göre Caiz değildir. Istilâhât-ı Fıkhıyye Kamusunda belirtildiğine göre böyle bir tavır düşmanın güçlenmesine yol açacaktır ve hayatlarını ortaya koyarak bunları esir eden Mücahitlerine hakkına tecavüz olacaktır. Sadece İmam Şafii bazı özel durumlarda Meccanen salmaya yumuşak bakmıştır o da şahsi ve özel durumlardadır.

Köleliğin ikinci kaynağı ise DOĞUŞTAN KÖLELİK durumudur. İslam fıkhında köle annenin statüsüne tabidir. Ancak babası hür ise çocuk da hür sayılır, KÖLELEŞTİRİLEMEZ.

İslam hukukunda köleliğin başka kaynağı yoktur.

Kölelerin Hukuki statüsü de içinde yerleşik olarak bulunduğu toplumsal kuralların İslamın rengiyle boyanmasına göredir ki bu da köleler için açıkça bir RAHMETTİR. Evet, İslam kölelere de hak tanımış, onlara insanca muamelede bulunmayı emretmiş, eziyeti,işkenceyi yasaklamış, HARAM kılmış, köleleri azat etmek için Müslümanları özendirmiş, kölelik kurumunu kökünden kaldırmayı ise gerçekçi bir davranış görmemiştir.

İslam dini, köleliği kökünden kaldırmamış diye kötülenemez. Tam aksine toplumsal formlara uygun davrandığı için takdis bile edilmelidir.

Cariyelerin seks kölesi olarak kullanılması iddiası ise tamamen bir teori. Empirik olarak bunu ispat etmeniz mümkün değil çünkü tarihteki bütün cariyelerin cinsel maceralarını en ince ayrıntılarına kadar tespit etmek zorundasınız. Bu ise mümkün değil. Yani tarihte kaç tane cariyenin efendisiyle nikahsız olarak seks yaptığına dair elinizde ne kadar tarihsel belge olabilir ki?

Evet cariye ile nikahsız olarak cinsel münasebete girilebilir ancak bu da gene İslam fıkıhçılarınca sınırlandırılmıştır. Herşeyden önce cariyelerin seks köleleri olarak kullanılmaları,cariyelerle münasebetin sadece seks üzerine kurgulanması, cariyelere cinse zevkten başka hiçbir hak tanınması onlara karşı insanca muamele emrine aykırı olduğu için HARAMDIR. Cariyelerine karşı bu şekilde davrananlar ise kişisel olarak suçlanabilir, o tip sapıklardan yola çıkılarak İslam Dinini kötülemek akla ve mantığa uymaz. Üstüne üstlük cariyelerine karşı cinsel suçlar işleyen (Evet yanlış görmediniz İslam Hukukunda da cinsel suçlar diye bir olgu vardır) kişiler CEZALANDIRILIR. Bu konuda Vehbe Zuhaylinin eserlerine, Reddül Muhtara, Fetavayı Hindiyyeye müracaat edebilirsiniz.

Hal böyle iken kalkıp da 'İslam dini köleliği kaldırmamış, o zaman püh ona" gibi bir tavır takınmak akıllıca bir iş değildir.

31-08-2005, 18:02
Alüminyum,
Muhammed' in, Mısır mukavkısından (piskopos) dört adet genç cariye hediyeyi neden kabul ettiğine dair görüşünü bildirmemişsin. Köleliğe karşı olan bir peygamber, kölelik sistemini birdenbire kaldıramasa bile bireysel olarak kendisine hediye edilen köleleri red edebilir idi. önceki yazımda dediğim gibi Mısır mukavkısına "Ben bir peygamberim, köleleri hediye olarak kabul edemem" diyebilir idi. Ve çok güzel bir davranış olurdu bu. Sistem olarak köleliği kaldıramasa bile bireysel olarak köleleri kabul etmediğini göstererek ümmetine örnek olabilirdi Muhammed. Oysa o hepsini de kabul etmiştir. İçlerinden en beğendiği cariye olan Marya'dan bir erkek çocuğu da olmuştur. Demekki bir köleyi seks ihtiyaçları için kullanabiliyor. Taberi'nin aktardığına göre Muhammed, karılarından Hafsa'nın odasında Marya ile cinsel ilişki içindeyken Hafsa tarafından basılmıştır. Yani islam dünyasının sahih kaynaklarına göre Muhammedin kölesiyle cinsel ilişkisi vardır.

Eğer teslim olmuş düşmanı idam etmek dediğin gibi günah ise Muhammed çok büyük günahlara girmiştir. Çünkü Beni Kureyza kuşatması sonrası teslim olan yahudi erkeklerinden idam edilenlerin sayısı 800 ile 900 arasında değişiyor (Nesefi, Taberi, Alusi, İbni Kesir) . En düşük rakamı veren İslamcı yazarlara göre (Begavi, Suyuti, İbn’il Cezvi) ise 400 ila 600 arasında Yahudi idam edilmiştir.

Aynı kabilenin kadın ve çocuklarının çoğunluğu da çevre ülkelerde ve bilhassa Şam'da köle olarak satılmış, bunun geliriyle silah vs. alınmıştır.
Müslümanlardan Muhammed bin Mesleme, “Beni Kureyza Savaşı’nda kadınlar bölüşülürken bana üç tane düştü; hepsini de sattım” diyor. (Kaynak: Diyarbekiri, Tarihi Hamis,1/499 ve Vakıdi age 2/523-25)

Demekki köleler eğitilip, özgürlüğe kavuşturulmadan sırf gelir amacıyla satılabiliyor. Esirlerin satıldığı Şam şehrine de dikkat çekmek istiyorum. o dönemde Şam müslüman değil idi. Bilhassa hırisitiyanlar çoğunlukta idi Şamda. Müslümanlar kölelerin çoğunluğunu orada sattığına göre amaçları onları islama ve doğruluğa kazanmak değil idi.

Aliminyum
31-08-2005, 20:50
Maria validemiz vasıtasıyla Mısırlılar ile İslam toplumu arasında akrabalık bağı oluşmuştur. Yani ortada sadece cinsel ilişkiden ibaret bir evlilik yok. Siyasi bir amaç da güdülmüştür ki dahiyane bir siyasi stratejidir. (Şimdi siz burada da fitne fesat arayın ve deyin ki "Aaa bak Muhammed politik amaçları uğruna kadınları kullanıyor:) Dersiniz siz yok musunuz siz.)

"Benden sonra Mısır fethedilecektir. Mısır insanı hakkında hayırhah olun ve yumuşak davranın, zira onlarla sizin aranızda hem bir akrabalık hem de zimmet var." (Taberi) bu sözler Efendimizin Maria validemiz ile evlenmesinden sonradır.

Ancak beyefendilerin tek dikkat ettikleri nokta ne? Peygamber Mısır reisinin gönderdiği cariyeyi kabul ediyor ve onunla cinsel ilişkiye giriyor. Tek odaklandığınız nokta bu. Ötesi yok.

Peygamber niye reddetsin Mısır reisinin gönderdiği hediyeyi. Reddetse ne olacak? Kölelik kurumu senin dediğin şekilde kalkmaz ki. Peygamber senin dediğin gibi davranmış olsaydı etraftakiler "Vay be ne insancıl adam bak köleyi reddetti" demeyeceklerdi muhtemelen. Ümmete örneklik de o şekilde olmaz. üdülen siyasi ve islami amacın neticesine bak ondan sonra örnek olmaktan bahset. Peygamber o şekilde davranarak ümmetine mükemmel bir siyaset dersi vermiştir. Senin dediğin gibi davransaydı devrin şartları içinde polyannacılık oynamaktan öteye giden bir davranış olmazdı. Köleleri iade etse ne olacak?O gönderilenler gene İslam ülkelerinde karşılaştıkları güzelliklerle karşılaşamadan hayatlarını köle olarak bitirip gidecekler. Halbuki Maria validemiz cariyelikten,kölelikten Müminlerin annesi olma şerefine yükselmiş bir kadın. Tabi siz ısrarla gene Maria'yı cariye statüsünde görecek ve seks kölesi addedeceksiniz.

mesele tarihsel gerçekler değil tarihsel gerçekleri değerlendirme biçiminden kaynaklanıyor. evet peygamber efendimiz Maria validemiz ile cinsel ilişkiye girmiştir. Bunda anormal olan ne var? Peygamber insan, Maria insan, birbirleri ile o şekilde bir ilişki caiz.

Efendimizin Maria ile cinsel ilişkideyken Hafsa validemiz tarafından basıldığı (Tabire bak) nerde geçiyor. Bana tam kaynak göster gideyim bakayım. Belki ıskaladığım biryerler vardır ama zannetmiyorum bu da muhtemelen hadisleri ve tarihsel olayları çarpıtmanızın bir ürünüdür. Bu konuda sizden sabıkalısı yok.

Beni ureyza kabilesi hakkında Turan Dursun'un anlattıklarını her okuyuşta gülerim. Bazen sinirlenirim bu kadar da yalancılık olmaz diye en sonunda da acırım. Nesefi, Taberi, Alusi, bni kesir, bni Hişam vesaire vesaire hepsinin ortak tavrı bu konuda KATL değil SÜRGÜN olduğu gerçeğidir. Öldürülenler varsa bu Peygamberin emri ile değil yahudilerin kendi şeriatlarında geçen hüküm nedeniyledir. Hele de 900 lere varan katledilen kurbanlar sayısı abartmadan başka hiçbirşey değil. Bu konuya sazan gibi atlayıp mal bulmuş mağribi gibi sık sık bağırmaktan vazgeçin çünkü işin aslını bilen tarihçiler size gülüyor. Biraz ciddiyet bu kadar da çarpıtma olmaz yani. Beni Kureyza hakkında sizin zırvalarınızı cahillere yutturun. Muhammed Bin Meslemenin Beni Kureyza gazasına katılıp katılmadığı bile bni işamda tartışma konusu yapılıyor. Nereden kalmış ona 3-5 tane cariye?

31-08-2005, 22:28
Alüminyum,
Sana göre Muhammedin Maryayı ve diğer üç kız köleyi hediye olarak kabul etmesi Mısırlılarla akrabalık ilişkisi kurmak için. Sormazlar mı adama "İyi ilişki kurmak için illaki akrabalık mı kurmak gerekiyor?". Muhammed ve Marya arasındaki yaş farkı 35 civarındadır. Yani Marya, Muhammedin kızı yaşındadır. Yaşı 60'a yaklaşan bir "peygamberin" kızı yaşındaki bir köleyi hamile bırakmasını nasıl normal görebilirsin?

Muhammed bu köleleri kabul etmeseydi sana göre çevresindekiler bunu olumlu bir davranış olarak görmeyeceklerdi, böyle diyorsun. Bunu neye dayanarak söylüyorsun? Tam tersine Muhammedin davranışları çevresinde örnek alınacak davranış olarak kabul edilir. Peygamberin sünneti kavramı İslamda çok önemlidir. Hatta pek çok İslamcıya göre farza yakın derecede önemlidir sünnet. Bu nedenle, Muhammed eğer Mısır piskoposunun cariye hediyelerini kabul etmeseydi çok büyük ihtimalle ümmetine güzel örnek olacaktı. Bu bir sünnet olacak idi.

Muhammedin kendisine hediye edilen dört köleyi red etmesi elbette kölelik sistemini yok etmeyecek idi. Ancak köleliğin sonlanması konusunda önemli bir aşamayı temsil edebilirdi. Oysa Muhammed köleleri kabul etmiş ve kendisi için asıl önemli olanın taktik, politik yayılma olduğunu göstermiştir.

Beni Kureyza konulu yazı Turan Dursun'un değil Arif Tekin'indir. Bu konu hakkında Arif Tekin'i doğrulayan ve daha detaylı bilgi veren önemli bir kaynak olarak Mürşit 4.0'ı verebilirim. Türkiyenin en iyi islami programı kabul edilen bu programın "Tarih" kısımına tıklayıp ardından "Beni Kurayza Gazası" kısmını açarsanız katliamın daha detaylı anlatımını bulabilirsiniz. Programın bu kısmından bir ekran görüntüsünü aşağıya koyuyorum:
http://www.turandursun.com/images/tartismalar/beni_kureyza1.jpg

Aliminyum
01-09-2005, 13:45
Cem.
Evet efendim aynen öyle gerekiyor.
Yani Peygamberin Mısırla akrabalık kurması için Mısırlı reisin gönderdiği cariyeleri kabul edip onlardan birisiyle evlenmesi gerekiyor.
Bu gerçek sizin aklınıza uzak olabilir. Böyle şey olmaz diyebilirsiniz. Ama bugünün şartlarına göre öyle diyebilirsiniz, o günün şartlarına göre "Öyle şey olmaz" diyemezsiniz. Çünkü evlilik suretiyle devletler arası ilişkilerin gelişmesi tarihsel bir gerçekliktir ve örnekleri çoktur. Roma İmparatorluğundan tutun Selçuklulardan Osmanlılardan ve işte o zamanlarda Mısır ülkesi ile Peygamber arasındaki örnekte görüldüğü gibi.

Mesele olayların gerçekliğinde değil tarihsel olayları değerlendirme kabiliyetinden kaynaklanıyor. Bahsi geçen tarihsel olay (Peygamberin Mısır reisinin hediyesi cariyeyi kabul edip nikahına alması) bugünün şartlarına göre değil o günün şartlarına göre değerlendirilir. Bu olayın tek boyutu cinsellik değildir. Ama sizde her nedense Peygamberin yaptığı her işin sebebini cinselliğe indirgemek gibi bir eğilim var. Bu eğilimde sorun bizden ya da Peygamberden değil sizden kaynaklanıyor. Böyle belden aşağı vurmalarla yapabileceğiniz tek şey zihinleri bulandırmak olur başka birşey olamaz. Böyle olduğu için de Peygamberin Maria validemizden çocuk sahibi olmasını "Peygamberin kızı yaşındaki birini hamile bırakması" gibi akla ziyan bir şekilde değerlendirmek size normal görünür. Bizce ise olayın sizin indirgediğiniz boyuttan daha büyük ve daha önemli yönleri vardır ki anlatmak istediğimiz de budur.

Ha bi de şu var. Peygamberin yaptığı her iş elbetteki ümmeti için vazgeçilmez örneklerdir. Peygamberlerin yaptığı işler İslam Hukukunun 2. önemli kaynağıdır.

Şimdi bu gerçekliği göre Peygamberin Mariza validemizle evlenip çocuk sahibi olmasına uygulayalım.

Müslümanın bu olaydan alacağı örnek kızı yaşındaki kadınlarla evlenip onlardan çocuk sahibi olması değildir. Bu olaydan sadece bu sonuç çıkartılmaz. Hatta böyle bir sonuç çıkartılması Kitap ve Sünnete aykırıdır.
Eğer öyle olsaydı "Kızı yaşındaki kadınlarla evlenip onlardan çocuk sahibi olmak Sünnettir." gibi saçma bir anlayış oluşurdu ki aklıbaşında hiçbir müslüman böyle birşey düşünmez. Ama siz düşünüyorsunuz o sizin sorununuz.

Peki müslüman bu olaya bakıp o olayı kendi hayatına nasıl uygular.

Devletler arası değişken siyasi münasebetlerin Peygamberin o devirde devletler içinde kendine ait özellikleri olan Mısır devletine karşı uyguladığı stratejiye göre olması gerektiği sonucunu çıkarır. (Ki bu bile tek başına bir sonuç değildir sadece çıkarılabilecek sonuçlardan basit bir sonuçtur) Yani Peygamber o devirde Mısır reisinin kendisine hediye ettiği cariyelerden bir tanesini nikahına almış, o cariyeyi hane-i saadetine dahil etmiş, kölelik statüsünden Müminlerin Annesi mevkisine yükseltmiş, ondan bir çocuk sahibi olmuş.

Bu şekilde yaparak;

1) Cariyelerin de hür erkeklerle yuva kurabileceği anlayışını İslam Ümmetine hakim kılmıştır. Bir cariye nikahlanabilir, bu şekilde özgürlüğüne kavuşturulabilir.

2) Bir devletle siyasi münasebetlerin şiddet olmadan da geliştirilebilmesi için bir yol gösterilmiştir. Bir devletle ilişkinin geliştirilebilmesi için en geçerli yollardan birisi olan evlilik suretiyle akrabalık kurma yolu gösterilmiştir ki tarihte bunun örnekleri sadece Peygambere has değildir.

Diğer bir husus: Diorsun ki; "Muhammed bu köleleri kabul etmeseydi sana göre çevresindekiler bunu olumlu bir davranış olarak görmeyeceklerdi, böyle diyorsun. Bunu neye dayanarak söylüyorsun? Tam tersine Muhammedin davranışları çevresinde örnek alınacak davranış olarak kabul edilir. Peygamberin sünneti kavramı İslamda çok önemlidir. Hatta pek çok İslamcıya göre farza yakın derecede önemlidir sünnet. Bu nedenle, Muhammed eğer Mısır piskoposunun cariye hediyelerini kabul etmeseydi çok büyük ihtimalle ümmetine güzel örnek olacaktı. Bu bir sünnet olacak idi."

Peygamber bu köleleri kabul etmeseydi bunun çevre tarafından hoş karşılanmayacağını şuna göre söylüyorum: Peygamber öyle birşey yapmış olsaydı belki ümmetine örnek olacaktı (ki yapmadığına göre bu hatalı bir örnek olacaktı) ama Mısır melikine karşı kelimenin tam anlamıyla AYIP etmiş olacaktı. Çünkü o dönemlerde cariye veya köle de at gibi deve gibi altın sandıkları gibi hediye malzemesi olarak kullanılıyordu. Mısır melikinin Peygambere hediye olarak bir sandık dolusu altın göndermesini Peygamberin reddetmesi nasıl ayıp olacaksa o cariyeyi reddetmesi de aynı derecede ayıp karşılanacaktı. Mısır ülkesiyle akrabalık kurarak iyi ilişkiler geliştirilmesi de sağlanmayacaktı. İşin bu kısmında "Peygamber o cariyeleri kabul etmiş de kötü mü yapmış?" gibi bir soru gelir ki "Hayır kötü yapmamış diye tek kalemde cevaplandırılabilir. Peygamber o cariyeyi köle olarak kullanmamış. Ona işkence ve eziyet etmemiş, tam tersine Müminlerin gözünde itibarını normal şartlarda hiçbir kadının erişemeyeceği Peygambere zevce olmak payesine kadar yükseltmiştir. Ayrıca o cariyeyi kabul etmenin siyasi getirileri de vardır onu zaten söyledik.

Bir peygamber sırf kendi isteklerine göre belli tarz davranışlarda bulunmak suretiyle ümmetine örnek olmaz. Peygamber örnek alınacak bir davranışta bulunurken çevrenin etkileşiminden bağımsız değildir. Bu yüzden bütün peygamberler insandır, melek veya başka bir tür değildir. Peygamberin hediyeyi kabul etmemesi ümmeti için köleliğin toptan kaldırılmasına bir örnek teşkil edebilirdi belki ama diğer taraftan dış ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesi için Peygamber kendi ümmetine kötü örnek olmuş olacaktı. İşin bu noktasında ise karşımıza "Kölelik kurumunun
kaldırılmasını dış ülkelerle siyasi ilişkilerin iyi yönde kurulmasına engel teşkil edecek şekilde tercih edip etmemek" mevzusu çıkar. Yani Peygamberin hediyeleri reddetmekle kölelik kurumunun kaldırılmasına dair bir adım atması, Peygamberin Mısır ülkesiyle iyi ilişkiler kurmasına engel olacak olursa burada önemli olan kişisel menfaat değil umumi menfaat olacaktır ki Peygamber de aynen bunu yapmıştır.

Ayrıca Peygamber kölelik kurumunu kaldırmak için aceleci bir devrimci gibi davranmamış öncelikle o kurumu ISLAH etmiştir ki tam bir peygamberane davranıştır. Yani hediyeleri reddetmek kölelik kurumunu ıslah etmeden pat diye ortadan kaldırmaya sebep olacaksa Peygamber elbette öyle birşey YAPMAMALIYDI. Yani açıkçası o hediyeleri REDDETMEMELİYDİ ki aynen öyle yapmış. Çok da güzel yapmış.

Üstelik kölelik kurumunun ortadan kaldırılması gerekli adımlar aceleci bir devrimci edasıyla değil kişisel ve toplumsal menfaatler gözönüne alınarak zaten atılmıştır. Kölelerin azad edilmesine yönelik ayet ve hadislerin ayrıca sahabe uygulamalarının gösterdiği özendirmeler bunun için yeterince kanıt sağlar bize. Radikal kararlarla aceleden bir kurum kaldırılmaz.

Ama sizler işin bu bouytlarını ısrarla görmezlikten gelecek ve yine ısrarla işi cinselliğe indirgeyecek "Ne olursa olsun kızı yaşındaki bir kadın canım, hiç nikahına alınır mı, hiç evlenilir mi? Aaa çok ayıp" gibi değerlendirmelerde bulunacaksınız. Buradaki sorun ne Peygamberin uygulamasındadır ne de uygulamanın size aksettiriliş yönündedir. Mesele tamamen olguları algılayıp değerlendirme işlevlerinde sadece kendinize ait değer yargılarıyla olaya yaklaşmanızdandır ki buna biz herhangi bir olaya at gözlüğüyle bakmak diyoruz. Keşke böyle yapmasanız.

Netice; Peygamber o hediyeleri kabul etmek suretiyle doğru,iyi ve güzel bir iş yapmıştır. Ümmetine bu yönde çok iyi örnek olmuştur. Meseleyi cinselliğe indirgemek ise sadece sofistike anlayıştır gerçekliklerle uyuşmaz.

Beni Kureyza mevzusuna gelince. Cem Bu konudaki bilgi yetersizliğimi bana gösterdi. Bunun için sağol. Bir müslüman olarak değil bir insan olarak sağol diyorum. Mevzuyu daha derinlemesine araştırma ihtiyacı duydum. Ancak bu araştırmalar için bana Mürşid 4.0 bilmem ne gibi sınırlı kaynaklardan ziyade bazı tarih ve sosyoloji kitaplarını önerseydin daha iyi olurdu. Mürşid 4.0 gibi bir kaynağın güvenirliği belki tartışılır belki tartışılmaz. Ama tarihsel olayları değerlendirmek için sadece olayların kendisini bilmek yetmez. Değerlendirme şekillerimizi gözden geçirmekte fayda var ki ben de bunu yapacağım.

Bakalım olay gerçekten vahşi bir katliam mı yoksa dönemine göre OLMASI GEREKEN bir olgu mu?

Hadi şimdilik eyvallah.

Aliminyum
06-09-2005, 12:45
Beni Kureyza Medinede yaşayan bir yahudi kabilesi. Muhammed Hamidullahın tespitine göre Kureyzalılar Medinede medinelilerin göz yumma ve müsamahaları sayesinde barınabilmişlerdir. Yani Kureyzaoğulları da Nadroğulları ve Kaynukaoğulları gibi Medinede tabiri caizse bir besleme kabile niteliğine sahiptir. Aralarındaki kan davalarında Evsliler Nadr ve Kureyza ile Hazreçliler ise Kaynukaoğullarıyla ittifak halindedir. Bu yahudi kabilelerinin Medinenin asıl yerleşik ahalisi olan evs ve hazreçlileri birbirine düşürdükleri de sabittir. Yani kısaca bu Medinede yaşayan yahudiler fitne bir kavim.

Hz. Peygamber Medineye hicret ile Medine ahalisi arasında genel bir anlaşma yapar ve toplumsal mutabakat sağlanır. Böylelikle Peygamber Kureyzaoğullarına hayatlarında göremeyecekleri ve asla elde edemeyecekleri bir iyilik yapmış oluyordu, Şöyle ki; Nadiroğulları kendilerini, soydaşları Kureyzaoğullarından üstün tutarlardı, aynı müşrik (O zamanlar puta tapan Evs kabilesi) kabileyle müttefik olmalarına rağmen Nadirlilerden birisi Kureyzalılardan birini öldürürse yarım diyet, ancak bir Kureyzalı bir Nadirliyi öldürür ise tam diyet öderdi ki Kureyzalılar Nadirlilerin tahakkümü altındadır demektir. Peygamberin sağladığı toplumsal mutabakat ile her iki kabileye de diğer kabilelerle birlikte aynı şekilde davranılacağı, herkesin aynı kurallara bağlı olması hasebiyle iki kabile arasında eşitlik sağlanması Kureyzalıların lehine tecelli etmiştir. Kureyzalılar ile Nadirliler arasındaki tarih boyunca gelen çekişmeyi Peygamber kaldırmış ve aralarında ayetin emri ile (Maide, 5/42)adaletle hükmederek Kureyzalıları Nadirlilerin seviyesine yükseltmiştir yani onlara haklarını iade etmiştir ki Kureyzaoğullarının Peygambere minnet borcu duymaları gerekir idi.

Bunca iyiliğe rağmen Kureyzalılar sinsiliklerini içten içe sürdürdüler, Müminler arasında münafıklarla birlikte ortak fitne çıkarmak şeklindeki küçük teşebbüsleri hariç (ki bu bile tek başına idam gerektirir) en büyük ihanetleri Hendek savaşında müşriklerle yaptıkları anlaşma ile İslam ümmetine ihanet etmeleri olmuş. Kendilerini koruyan insanlara sırt çevirmiş, onları arkadan vurmuşlar, ,iyilik ve nimete nankörlük etmişler. İhanet savunulabilecek birşey değildir ve hiçbir geçerli mazereti olamaz affı da mümkün değildir. (Israr edildiği takdirde mümkün değildir çünkü aşağıda görüleceği üzere Kureyzalıların bile bu büyük ihanetlerine karşı affedilme imkanları vardı bu imkanı kendileri harcadılar.)

Hendek savaşı sonunda ise Peygamber ve ordusu savaş giysilerini çıkarmadan Kureyzaoğullarının kalesini muhasara altına alır.

Beni Kureyza Yahudileri hakkında verilen karar hakem kararıdır. Hendek Savasi'na kadar anlasma şartlarına kısmen ve görünüşte riayet eden bu kavim, Hendek savaşında çarpışmaların çatışmaların en yoğun olduğu bir anda Müslümanlara ihanet etmis ve iki ateş arasinda kalmalarina neden olmuslardir. Savas sonrasi anlasma şartlarına muhalefetin geregi olarak Hz. Peygamber, onların yaşadıkları yeri kuşatmış, gümlerce süren kuşatma sonrasinda Sa'd b. Muaz'in hakemligini bizzat kendileri teklif ederek kusşatmanin kaldırılmasını istiyorlar. Sad B. Muaz iki tarafın hakemlik onaylarını yeniden alır, Yahudilerin kendi kitaplari olan Tevrat'in hükmüne göre (Tevrat, Tesniye, XX/10-14) karar verir ve bunun geregi olarak Kureyzalıların erkekleri öldürülür. Kadın ve çocukları esir alınır, malları ganimet kabul edilerek müslümanlar arasında paylaştırılır.

Haklarındaki hüküm kendi adaletlerine göre verilmiştir çünkü bunu kendileri istemiştir. Her türlü kendileri istemiştir yani hem ihanet etmişler hem de ihanetlerinin cezasını bile bile bizim hakkımızda Sad hakem olsun demişler. Gerçi Nadrlılar gibi sürgün edileceklerini zannediyorlar imiş ama pabuç pahalı çıkıyor ve İslam ordusu Kureyza oğullarının askerlerini öldürüyor.

(Not: Buraya kadarki vakıaların kaynağı İbn-i Hişamın 2. cildi ile Buharinin Cihad,Megazi ve Siyer bölümleri ile Taberinin Beyrut baskısı tarihinin 2. cildi.)

Geride kalan kadınların müslüman erkekler arasında cariye olarak dağıtılması doğru. ANCAK; Cariyelerin kadınların falan toplu tecavüze uğramışlar gibi "Aman bırakın namusumuza bari dokunmayın" şeklinde yalvarmaları tamamen sizin uydurmalarınız. Cariye denince aklına vajinadan başka birşey gelmeyen ateistin zihninden fazlasını beklemek zaten haksızlık olur.

Şimdi bu öldürülme meselesi Doğru mudur? Doğrudur çünkü ortada umumi bir ihanet vardır ve en uygulanabilir hukuk kuralları bütünü olan İslam Hukukuna göre (İnsan aklı da bunu gerektirir) umumi ihanetin hükmü umumi cezadır.

İyi midir? İyidir çünkü İslam ordusuna ve İslam ümmetine karşı ihanetlerin, yan çizmelerin bedelsiz kalmayacağı gösterilmiştir.

Güzel midir? Güzeldir çünkü Tevrata inananlar hakkında Tevrattaki anlayışa göre Tevrat kurallarına göre hüküm verilmiştir ve Tevrattaki mantığa göre yani "Onlar seni ısırmadan sen onları yiyeceksin" düsturuna göre hainlerin İslam topluluğunu daha fazla fitne fesada vermelerine izin verilmemiş mesele kökünden halledilmiştir. Müslümanların yani bizlerin bundan bir gocuntusu yoktur. Hainlere karşı Hümanizm, insan hakları gibi yaygaralar geçersizdir.

08-09-2005, 00:51
Daha önceki yazısında "müslümanlar, teslim olmuş esirleri asla idam etmezler " diyen Alüminyum efendi, tüm esir erkeklerin idam edildiğini araştırıp öğrendikten sonra birden fikrini değiştiriyor!!! Öyle ya Muhammed böyle karar verdiği için doğru karardır.

Dikkat ediniz Alüminyumun kendi hür vicdanı, esirlerin idam edilmemesi gerektiği yönünde idi. Ancak Kureyza hadisesini araştırıp idamların gerçekleştiğini öğrendikten sonra hür vicdanını terkediyor. Aklını değil imanını temel alıyor. İşte en temel ayrımımız burada.

İnsan olarak temel almamız gereken aklın hükmü mü vahyin hükmü mü olmalı?

Aliminyum
09-09-2005, 13:12
"müslümanlar, teslim olmuş esirleri asla idam etmezler " diyen Alüminyum efendi"

Bunu diyen Aliminyum efendi değil İslam fıkıhçıları. Ve İslam fıkıhçıları bir konu hakkında yargıya varırlarken istisnaları değil genellemeleri hesaba katarlar. Peygamberin Kureyzalıları katlini onaylamasını gözönünde tutacak olsalardı "Savaş esirleri öldürülür" diye içtihat yapmaları lazımdı. Halbuki fıkıhta öyle bir içtihat yok. Bu bir ikincisi Peygamberin Kureyzalıların katlini onaylaması İslam fıkhında kıyasa girer ki o da şu olur; Savaş esnasında daha önceden anlaşma yapılmış topluluk savaş sırasında ihanet ederse öldürülür. Neye göre öldürülür,nereden çıkarıyoruz bu hükmü? Kureyzalılar hadisesinde. Kuranda yok, sünnette yok, çünkü sünnette başka örneği yok ve açıkçası İslam tarihinde başka örneği de yok. O halde bu bir içtihat da olamaz sadece şahsi rey olur ki rey sahibinden başkasını bağlamaz. Bu ne demek? İslam fıkıhçılarının savaş esirleri öldürülemez şeklindeki yargıları bağlayıcıdır amma Kureyzalılar salt savaş esiri değillerdir. Çünkü o katl hükmü kendi kitaplarından yani tevrattan devşirilmiştir.

Aliminyum ve Müslümanlar hür vicdanını terketmez Cem efendi. Kafanı yorma. Vahyi akla tercih ise vahyin sahibinin Aklın yaratıcısı olmasındandır ki aklın putlaştırılmasını engeller. Aklın putlaştırılması ise insanı Agust Comte gibi yapar ki adamın söyledikleri kendi devrinde bir halt zannedilirken şimdiki pozitivistler bile Comte a gülüyorlar. Ah akıl ah.

09-09-2005, 19:07
Önce İslam fıkıhçılarının görüşlerine değil senin görüşlerine değineyim Alüminyum. Yukarıdaki bir yazında görüldüğü gibi Beni Kureyza esirlerinin idam edildiğini kabul etmiyor, edemiyordun:
Öldürülenler varsa bu Peygamberin emri ile değil yahudilerin kendi şeriatlarında geçen hüküm nedeniyledir. Hele de 900 lere varan katledilen kurbanlar sayısı abartmadan başka hiçbirşey değil. Bu konuya sazan gibi atlayıp mal bulmuş mağribi gibi sık sık bağırmaktan vazgeçin çünkü işin aslını bilen tarihçiler size gülüyor. Biraz ciddiyet bu kadar da çarpıtma olmaz yani.
Çünü o yazıyı yazarken idam edildikleri bilmiyordun ve vicdanın böyle bir idamı kabul etmediği için inkar ediyordun. Ne zamanki araştırıp gerçeği öğrendin, görüşün birden değişiverdi! idamları savunmaya başladın. Çünkü bu işi yapan inandığın peygamberindi. İman, aklını ve daha kötüsü vicdanını geçti. En acı olan da bu.

Beni Kureyza katliamının sorumluluğu Yahudilerin, Tevrata göre yargılanmayı kabul etmelerine bağlanamaz. Çünkü Sad Bin Muaz hükmünü açıkladığında Muhammed ona şunu söylüyor:

-...onlar hakkında bana açıkladığın hükmü allah bana açıklamıştı.

Demekki hüküm daha evelden verilmiş Muhammede göre. Öyleyse hükmün sorumluluğu yahudilerde değil Muhammeddedir.

Gelelim Sad Bin Muazın hakem seçilmesine. Sad Bin Muaz, yahudilikten islama geçmiş ve Muhammedin en sevdiği adamlardan biri olmuştur. Bedir savaşında çarpışmıştır. Hendek savaşında ağır bir ok yarası aldığı, Kureyza esirleri hakkında hüküm vermeye getirilken ciddi yaralı olduğu biliniyor. Yani hakem seçilebilecek özelliklerde vasıfları yoktur. Aldığı yaranın intikamını almak için ağır bir karar vermesi tahmin edilebilir. Muhammedin de muhtemelen böyle düşünmüş olabileceği kuvvetli ihtimaldir. Yahudilerin, Sad Bin Muazı seçmesinde belli ki "bu evelden yahudiydi belki bizim hakkımızda diğerlerine göre daha iyi karar verir" benzeri bir düşüncenin geçtiğini tahmin etmek zor değil.

Kureyzalı erkeklerin idam edilmesi genel hüküm olarak verilmiştir. Yargılama yapılmamıştır. Bu en büyük yanlışlardan biridir ki bu hükmün tanrısal olmadığının en önemli kanıtlarından biridir. Çünkü insancıl ve adil hüküm, sadece suça katılanların cezalandırılmasını gerektirir. Örneğin milyonlarca insanın ölmesine yol açan 2. dünya savaşını başlatan Almanyada, Alman halkı değil, liderleri idam edilmiştir. Bu bile uzun yargılama sürecinden sonra gerçekleşmiştir. Oysa Beni Kureyzada yargılama filan olmamıştır. Kim savaştı, kim savaşmadı, kimler aslında müslümanlara saldırmaya karşıydı vs. bunlar araştırılmamış, araştırmaya gerek duyulmadan topu hakkında karar verilmiş, toplu katliam yapılmıştır. Bu bir vahşettir. Günümüzde İsraillilerin yaptığı zulme isyan edenlerin ikiyüzlülükleridir. Hele bu tip bir katliamı Aliminyum gibi günümüzde halen savunanların olması insanlık trajedisidir.

Aliminyum
10-09-2005, 13:20
Evet topluca idam edildiklerini bilmiyordum zannediyordum ki idamlar küçük bir kısmına has kaldı geri kalanlar sürüldü. Sürülenlerin çoğu ise çölde can verdi şeklinde biliyordum. Ama çölde can verenlerin de ölümünü düşündükçe vicdanım da kabul ediyordu aklım da... Toptan Öldürüldüklerini öğrendiğimde de değişmez. Vicdan da kabul etti akıl da. Etmeyip napacak? Peygamber yapmış 1, ikincisi kurda merhamet kuzuya zulümdür bu da iki. İhanetin nesini bağışlayacaksın Cem . Hassasiyet sahibi bir müslümanın da bir karıncaya basmamak için icabında yolunu değiştirdiği halde Kurban zamanı koyunu boğazlamasındaki ve cihad meydanında gözünü kırpmadan düşman birliklerine saldırıp önüne geleni indirmekte tereddüt etmemesinin sebebi de burada.

Hükmün sorumluluğunu Peygamberden almaya çalışan yok ki. Evet hükmü onaylayan Peygamberdir ve mesuliyet onundur. Mesuliyet Sad'ındır demiyoruz.

Sad B Muaz Hazretlerinin yaralı olması yahudiler hakkında haksız bir karar vermesini gerektirmez. Çünkü Kureyzalıların yaptığı fiile uygulanabilecek tek bir norm vardır Tevratta. (Tesniyede geçer) O da Katl'dir. Yani hükmü veren ister Sad olsun ister Tevrat okumasını bilen 9 yaşındaki bir çocuk olsun yahudiler hakkında aynı hükmü verecektir. Ayrıca Kureyzalılar "Ulan biz bu Sad'ı yaralayanlarla bir olup bunları arkadan vurduk, şimdi bu Sad bize kızgındır bunu hakem seçmeyelim" dememiş. Bilakis Sad'ın hakemliğini yahudiler talep etmiştir. Demek ki Sad'ın yaralı olup olmaması onun hakemlik kararlarının adil olup olmamasını ilgilendiren bir husu değil Cem.

Kureyza erkeklerinin idam edilmesi için yargılama yapılmıştır. Suçlarını zaten biliyorlardı, kendilerine bir hakem seçmişler, Sad ise Tevrat'ın hükmünü (Aynı zamanda Peygamberin de onayladığı) yani Allah'ın hükmünü uygulamışlardır. Bunlar bir yargılama sürecidir. Savunma hakkından daha büyük bir hak tanınmıştır karşı tarafa; Hakem Seçme Hakkı... İhanete karşı çıkan oldu mu, olmadı mı? Olmamış ki ayrıştırmamışlar. Nereden biliyoruz bunu? O dönemlerde yahudi aleminden bu yönde bir itiraz gelmemesinden anlıyoruz. Hüküm Tevrattan istihraç edildiği için ve Tevratta da bir kabilenin suçu sadece reislerine yüklenmez hepsi suçludur hükmü sabit olduğundan böyle davranılmış oabilir. Adil olan da budur. Modern çağın kapitalist yargı düzenlerini örneklendirme bize. Onların ne mal olduklarını siz de biliyorsunuz biz de.

10-09-2005, 18:18
Vicdan da kabul etti akıl da. Etmeyip napacak? Peygamber yapmış 1...
İşte en temel ayrım noktamız burada. Senin için doğru ve yanlışın ana ayrım kıstası peygamberinin yaptığı ve vahiyler. Bunu sen de kabul ediyorsun zaten. "Etmeyip napacak?" diyerek kabul etmek zorunda olduğunu ifade ediyorsun. İşte insanlık onuruna aykırı olan da budur. Aklının ve vicdanının hükmünden ayrılıyorsun. Diğer ayrılma bahanelerin minareye kılıf uydurmak oluyor.
Bunlardan dolayı diyoruz ki dinler, aklın zincirleridir. Gelişimin ve güzelliğin önündeki engellerdir. İnsanlar inançları yüzünden Aliminyum gibi kitle katliamlarını savunacak duruma gelmemelidir. Dinler tarihin karanlıklarına gömülüp gitmeli, akıl ve bilim tek egemen olmalıdır.

sargon
11-09-2005, 00:55
Aliminyum

Modern çağın kapitalist yargı düzenlerini getirmeyin bana diyorsun. Evet, modern çağın yada kapitalizmin eleştirilecek, kınanacak çok yanları olabilir. Ama hukukta bir ilkeye ulaşılmıştır. Suçun bireyselliği ilkesi. Bir kişinin işlediği bir suçtan dolayı çocuğu, torunu, karısı vb. cezalandırılamaz. Bu bugün evrensel bir hukuk kuralıdır.

Teslim olan Kureyza erkekleri olayında ise Tevrat'ın hükümleri uygulanmıştır diyorsun. (Müslümanlar niye kendi kurallarını değil de Tevrat'ın kurallarını uygularlar, bu da ayrı mesele.) Bir de Tevrat'ın hükmüne bakalım. Sanırım Tesniye(Yasanın tekrarı)'nda geçen 10 emir den ilham alınıyor.

'Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı'yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım. ' (Tevrat, Yeni Çeviri, Yasanın Tekrarı: 5:9)

İşte bir insanlık dışı anlayış daha. Senin sözünü ettiğin modern kapitalist ülkeler Yahudilere Tevrat'ın bu kuralını uygulayabilir mi?

Tevrat'ın kuralını uyguladık demek, müslümanları kurtarır mı?

Aliminyum
11-09-2005, 15:24
Suçun bireyselliği ilkesini o çağlarda ilk uygulayan İslam sistemidir sargon. Yani suçun bireyselliği modern addedilen çağın insanlığa bir hediyesi değil. Hatta İslam'dan önceki sistemlerde bile kısmen görülebilir suçun bireyselliği ilkesine uyulması. Bu ilkeden bahsedilmese bile ilkeye uygunluk görülebilir. O yüzden bu ilkenin modern çağda ortaya çıktığı ya da insanlığın hukuk anlayışının bir evrim, tekamül enticesinde ortaya çıktığını iddia etmek çok doğru olmaz.

“...Her kesin kazanacağı yalnız kendisine aittir. Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez...” (el-En'âm 6/164).
“Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez...” (Fatır 35/18)
Kendisinden başkasının suçundan sorumlu tutulmamak her müslümanın hakkıdır.” (Hadis. Hanbel,Müsned)

İslamın ilk dönemlerinde hukuki bir anlaşmazlık varsa ortada ve bu anlaşmazlığa dair herhangi bir Kuran Ayeti uygulanabilir değilse Sünnet esas alınır yani Peygamber şahsi reyi ile (ki gene vahye uygundur çünkü ayete göre Peygamber kendi hevasından konuşmaz) karar verir ve uygular. Bunlar Müslümanlara ait hukuki uyuşmazlıklarda uygulanan normlar. Gayri Müslimlere karşı uygulananlarda ise, gayrimüslimlerin kendi hukuk kaynaklarına göre hüküm verilmesi var ortada. Eğer adil bir hükümse neden olmasın? İslam kendinden önceki dinleri neshederken yani o dinlerin hükmünü ortadan kaldırırken o dinleri tamamen reddetmez.
Tevrat'ın ve İncil'in tamamen değiştiğini iddia eden Müslümana da rastlayamazsınız. Bu yüzden Tevrat ve İncil'e hala daha kötü muamelede bulunamaz bir Müslüman.
İslamı kabul etmemiş gayrimüslimlerin kendi aralarındaki hukuki uyuşmazlıklara dair Peygamber'in o uyuşmazlıkları gayrimüslimlerin hukuk normlarına göre çözmeye çalıştığı sabittir. Neden İslami kurallar değil de onların kuralları? İkisi bazı zamanlar çelişmemektedir de ondan. Bir zina suçuna karşı uygulanacak ceza Tevrat veya İncil de aynı olabileceği gibi Kuranda da kısmi benzerlikler görülebilir (Kurandan ziyane sünnette, ateistler bunu her zaman Kuranın geçmiş kitaplardan etkilenmiş olduğu savlarına delil zannederler) Bunda yadsıyacak birşey yoktur. islam hukuku ne zaman kemale ermiş ise (Sizin hakkınızda dini ikmal ettim ayeti inene kadar ki Peygamberin son dönemleri)o tarihten itibaren artık her türlü hukuki uyuşmazlığa karşı Kuran-Sünnet-İcma ve kıyas hükümleri uygulanır. Başka kaçarı yoktur.

Kureyzalılara verilen cezada öldürülenler askerlik yapacak, eli silah tutabilecek, tuttuğu silahı Müslüman topluma karşı ihanet için kullanmış olan erkeklerdir sargon . Erkeklerin işlediği ihanet suçu yüzünden kadınların, çoluk çocuğun filan öldürüldüğü yok.

Erkeklerin öldürülmesi mevzusunda ise Kureyza kabilesinin yetişkin erkeklerinin tamamı suça iştirak halindedir. Asli manevi ve asli maddi iştirak unsurlarının tümü hem Tevrat'a göre hem de İslam Hukukuna göre Kureyza kabilesi için gerçekleşmiştir. Suça iştirakin suçun işlenişi neticesinde ortaya çıkan kötülükteki sorumluluk payında suçu işleyen ile iştirake denarasında hiçbir fark yoktur İslam'da. Sivil olaylarda kısmen olabilse bile savaş hallerinde mümkün değil böyle birşey. Suçu sen işledin sen de iştirak ettin o halde iştirake deni affedelim işleyeni keselim demezler adama savaş halindeyken. Kimse kimseye demez.

Tevrat'taki hükmün kaynağı 10 emir falan değil. Tesniye 18. bab veya ayet olsa gerek tam emin değilim yanlış da olabilir ama Tevrattaki bu hükmü belirleyen Yahudi mantığının özeti şudur ; "Onlar seni ısısrmadan sen onları yiyeceksin."

Hüküm Tevrata göre verilmiştir sorumluluğu Tevrata atmak gibi bir gayemiz yok sargon. Biz demiyoruz ki "Napalım kardeşim Peygamberin suçu yok adam Kurandan değil Tevrattan hüküm çıkarmış" Yok böyle birşey. Peygamber Tevratın Kureyza hakkındaki hükmünü onamıştır. Çünkü o hüküm İslamın Kureyza hakkındaki hükmü ile çakışmıştır. Olay bu.

Evet Cem. Akıl ve Bilim tek egemen olmalı ki hiçbir kutsal tanımamalı sonra da insanlığı akıl ve bilimin en egemen olduğu şu 20. ve 21. yüzyılda daha çok kaosa sürüklesin. Dinlerin özellikle de İslamiyetin toplumlarda hakim olduğu dönemler ile sözde bilim ve sözde aklın hakim olduğu dönemlerin mukayesesi neticesi ortaya çıkacak şeyi siz de görürsünüz de mesele görmek değil işte.

korelmis
12-09-2005, 00:42
Kurayzaoğulları ve Medineli Yahudilerle Olan İlişkiler:
(Metni Muhammed Hamidullah'ın İslam Peygamberi adlı eserinden faydalanarak yazdım)

Hicretten sonra hazırlanan Medine Site Devleti Anayasası'nın 25.maddesinde yahudilerle müslümanların birlikte bir camia teşkil ettikleri, 16.maddesinde de yahudilere, tabi oldukları sürece zulme uğratılmaksızın yardım edileceği yazmaktadır.

Medine'de o sırada üç büyük yahudi kabilesi yaşamaktaydı: Kaynukaoğulları, Nadiroğulları ve Kurayzaoğulları.

Anayasadaki temenniler güzel olsa da, daha sonra yaşanacaklar her iki taraf için de hoş olmamıştır.

Daha ilk yıllarda, Bedir Savaşı sonrası yahudileri İslam'a davet eden Hz.Muhammed, "Biz Mekkelilere benzemeyiz, seninle savaşacak olursak nasıl yiğitler olduğumuzu göreceksin" cevabını almış ve bu sert yanıt ileride yaşanacak çatışmaların habercisi olmuştur.

Müslüman bir kadın, Kaynukaoğullarının pazarında alış-veriş yaparken önce sözle daha sonra da fiili olarak tacize uğramış ve duruma müdahale etmek isteyen bir müslüman da şehit edilmiştir. Bunun üzerine Hz.Muhammed Kaynukaoğullarının mahallesini kuşatmış ve 15 gün süren muhasaranın ardından Kaynukaoğullarını teslim almıştır. Hz.Muhammed teslim aldığı bu kavmi Filistin'e sürmüş, ancak Medine'deki işleriyle ilgilenebilmeleri için kısıtlı sürelerle şehre girişlerine izin vermiştir. Tarihi kaynaklarda Peygamberin Kaynukaoğullarına hediyeler gönderdiği ve iyi ilişkilerini devam ettirdiği görülmektedir.

Bir taraftan Mekkelilerin kışkırtmaları, öte taraftan Kaynukaoğullarının Filistin'e sürülmesi Nadiroğullarını da başka arayışların içine itmiştir. Medine'de büyük hurma bahçelerine sahip olan Nadiroğulları Mekke'den kaçan fakir bir insanın, Medine'ye yön vermesinden rahatsız olmuşlardı. Daha önceleri Kurayzalılardan diyet miktarlarında üstün oldukları halde Hz.Muhammed'in eşitliği savunması da cabasıydı. Sonunda bir süikast düzenlemeye karar verdiler. Hz.Muhammed'i üç yahudi alimle münazara yapmaya davet ettiler. Ancak planın bir yahudi tarafından müslümanlara bildirilmesi, suikastın açığa çıkmasına neden oldu. Müslümanlar Nadiroğulları'nı da teslim almayı başardı. Bu kabilenin de Filistin ve Hayber'e göç etmesine müsade edildi. Medine'den çıkarken Nadiroğulları'nın evlerinin kapılarına varıncaya kadar tüm değerli eşyalarını yanlarına aldıkları ve 600 develik bir kervanla şarkılar söyleyerek Medine'yi terk ettikleri söylenir. Hatta Hz.Muhammed'in kendisini öldürmek isteyen bu kavmin Medine'deki müslümanlardan alacakları vadesi dolmamış borçların tahsilinde kolaylık sağladığı, bir geleneğe dayanarak yahudi yetiştirilmiş Arap çocukların anne-babalarının itirazına rağmen yahudi aileleriyle gitmesine müsade ettiği de bilinmektedir. Ancak Nadiroğulları kendilerine tanınan bu hoşgörüye hiç de layık olmadıklarını kısa sürede ispatlayacaklar ve Medine'den sürülüşlerinin birinci yılında Hendek Kuşatması2nın organizasyonuna katılacaklar ve Medine'yi kuşatan birlikler arasında yerlerini alacaklardır.

Medine'de kalan son büyük yahudi kabilesi olan Kurayzaoğulları ise, Anayasa'da ortak vatan ilan edilen Medine'ye, düşman kuvvetlerinin saldırdığı anda ihanet edecek ve Kuran'a yapılan tüm davetlere yüz çeviren bu topluluğun sonunu, inandıkları Tevrat'ın hükümleri belirleyecektir. Hendek Savaşı'nın en kritik anında Medine'ye ihanet eden bu kavim, Hendek Savaşı'nın hemen ardından kuşatılır ve kayıtsız şartsız teslim olmaları istenir. Ancak onlar direnme yolunu tercih ederler ve sonunda esir düşerler. Bu esirlere iyi davranıldığı, (hurma) yiyecek verildiği yazılıdır. Kurayzaoğulları öteden beridir dost oldukları Evs'li Sad b. Muaz'ın hakem tayin edilmesini istediler. O sırada yaralı olmasına rağmen Sad getirildi. Sad, hem Kurayzaoğulları'na hem de Resulullah'a hakemliğini ve vereceği kararı onaylayıp onaylamadıklarını sordu, olumlu yanıt alınca da Tevrat'a göre hükmettiğini ve ihanet edenlerin idam cezasını hak ettiklerini söyledi. M.Hamidullah, Peygamberin gerçekten de o hakemden böyle sert bir kararı beklemediğini yazar ve kaderleri böyleymiş diye mırıldandığından bahseder.

Verilen idam cezası kılıçla infaz edilmiştir. Bu sahneleri dramatikleştirerek anlatanlar, belli ki vatana ihanet suçu işleyerek kendi kutsal kitaplarına göre cezalandırılmış yahudiler üzerinden İslam'a tepki toplamaya çalışıyorlar. Ancak aynı abartılı anlatımı, onlarca kişiyi öldürmüş bir katilin iple asılırkenki anlarını anlatan bir romanda da görmemiz mümkündür.

13-09-2005, 00:09
Medineliler, Mekkeden göç eden müslümanları başta mazlum sanmış ve kucak açmış, misafir etmiştir. Bu ilk dönemde müslümanlar ile diğer Medinelilerin arası iyidir. Ortak savunma anlaşmaları vardır. Ancak çoğunluğu fakirlerden oluşan müslümanların Medinede geçinebilmesi bu ilk dönemde oldukça zor idi. Çünkü bağlar, bahçeler, topraklar Medinelilerin elinde idi. Müslümanların geçinebilmesi tek bir yol vardı çeteciliğe ve yağmaya başlamak! Müslümanlar Batni nahle olayı, Süleymanoğullarına saldırma, Şamdan dönen Mekke ticaret konvoyunu yağmalamaya çalışma gibi terör eylemlerine başlayınca Medinelilerin tepkisini çekmiş ve ortam gerilmeye başlamıştır. Muhammed, medinelileri müslüman yapmaya çalışmış ama bunda pek de başarılı olamamıştır. Ortam gerilmiştir. İkna yöntemiyle müslüman yapamayınca kılıç zoruyla teker teker Medine kabilelerini ya şehirden sürmüş ya da kellelerini uçurmuştur. Ortak devlet filan diye birşey kalmamıştır. Yavuz hırsız ev sahibini bastırı misali, misafir geldiği Medinede asıl ihaneti müslümanlar yapmıştır. Ve zor zamanlarında kendilerine kucak açam Medinelilere ihanet etmiştir. Bu savaşlarda askerlerine verdiği %80 lik ganimet payı Muhammedin büyümesindeki önemli nedenlerden biridir.

Ortada Medineli yahudilerin ihaneti gibi bir durum yoktur. Fiili olarak anlaşma filan kalmamıştır. Kureyza katliamı vuku bulduğu zaman zaten yıllardan beri süren bir çekişme ve düşmanlık duyguları vardı müslümanlarla diğerleri arasında.

Kureyza esirlerine verilen ceza o dönem için bile haddinden fazla ağırdır. Bunun nedeni muhtemelen Hendek savaşından yeni çıkmış olan müslümanların, hınçlarını kureyza yahudilerinden çıkarma istekleridir.

Kureyza olayı ciddi bir kitle katliamıdır. Müslümanların allaha atfettikleri rahman ve rahim gibi sıfatların nasıl ikiyüzlü olduğunu bize gösteren bir insanlık suçudur.

korelmis
13-09-2005, 00:43
cem kardeşim "ortada medineli yahudilerin ihaneti gibi bir durum yoktur demişsin." gerçekten kendi söylediklerine kendin inanıyor musun bilmiyorum. gerçi sen bedeninin yaratıcısını inkar etmişsin, tarihi bir vakayı inkar etmişsin çok mu? umarım birgün sımsıkı yumduğun o gözlerini açar ve gururunun ve inadının seni götürdüğü felaket yolundan geç olmadan dönersin.

25-10-2005, 22:22
Geçen günlerde bir hadis okudum, tam da kölelik ve İslam konusuna uygun bir hadis:

Muhammed ölmeden 2 yıl kadar evvel, hanımlarından biri bir kölesini azad ediyor. Muhammed ne dese beğenirsiniz: "Keşke azad edeceğine dayına hediye etseydin, daha hayırlı olurdu."

İşte İslamın köleliğe bakış açısını sergileyen bariz örneklerden biri daha.

Materyalist
26-10-2005, 02:20
Kölelik ve köle olmak. Ne kadar saçma bir durum değil mi? Ama anlayana saçma. Muhammed yandaşları için gayet normal bir durum. İnsanın peygamberi, köleliği kabul eder de, arkadan gelenler onun manevi ve maddi mirasına ihanet eder mi hiç? bir keresinde (Sırf olayları görmek bahasına) hu çekmeye gitmiştim. İyiki de gitmişim. Rezalet nasıl olur gözlerimle canlı canlı gördüm. Oradakiler resmen köleler. Abartmıyorum. bildiğiniz köleler nasılsa, oradakiler de aynen öyle. Tam rezillik. Full rezillik. Komple rezillik. Tam rezillik. Rezalet diz değil, bacak boyu. Yalandan ağlayanı mı ararsın, şeyhin gözüne girmek için şempanzelik yapanı mı ararsın, şıhına kul köle olmak için kendini duvardan duvara vuranı mı ararsın? Ne ararsan vardı. Bu arada şeyh efendi de alttan alttan milletin ne yaptığına bakıyor. "Bakayım, bu salaklar benim için kendini ne kadar gebertiyor" diye aptal müridlerini süzüyordu. İşte islam bu. :D :D :D

mmx
26-10-2005, 11:47
İSLAMDA KÖLELİK OLDUĞUNU SANAN ZARZAVATÇILAR İYİ OKUSUNLAR :

KURAN DER Kİ :

BELED 12-13
SARP YOKUŞUN SANA NE OLDUĞUNU BİLDİREN NEDİR?ÖZGÜRLÜĞÜ ZİNCİRLENENİN BAĞINI ÇÖZMEKTİR O.

İSLAM KÖLELİĞİ KALDIRMADI.KÖLE AZAT ETMEYİ TEŞVİK ETTİ.KÖLESİ OLANLARADA YEDİĞİNDEN YEDİRMEK, GİYDİĞİNDEN GİYDİRMEK ŞARTINI GETİRDİ!
İSLAMIN AMACI TIPKI İÇKİ YASAĞINDA OLDUĞU GİBİ YAVAŞ YAVAŞ KÖLELİĞİ KALDIRMAKTI.
BUGÜN KÜ BATIDAKİ UŞAKLARLA, O ZAMAN Kİ CARİYE VE KÖLELERİN FARKLARI YOKTUR.AYRICA O KADAR KÖLEYİ HEPSİNİ SERBEST BIRAKTIN NE OLACAK?İŞİ GÜCÜ VARMI?NE VAR?
İKİ İHTİMAL VARDIR ONLAR İÇİN YA ÇALACAK YA FAHİŞE OLACAK.ALLAH KORUSUN.ALLAH KULLARINI GEREKTİĞİ GİBİ DÜŞÜNÜR.AYETLERİNİDE ONA GÖRE İNDİRİR.

Materyalist
26-10-2005, 12:27
"ya çalacak, ya fahişe olacak" :D :D :D . İş yokmuş. Mu ha ha ha
İslam, köleliği yavaş yavaş, sindire sindire kaldıracakmış. Mu ha ha ha ha
İslam da kölelik yokmuş. Ver ver gaz ver. Kendine bakınca kölenin ne olduğunu görürsün. Medeniyet görmüş köle. :D :D :D

mmx
26-10-2005, 12:37
ya tam bir dangalaksın ya...Sen uğraşmak, sana laf anlatmak akıllara zarar.

aspartam
26-10-2005, 14:25
Ulan bu zamanda aç acına asgari ücretle çalışacağıma ozamanda köle olarak çalışırım daha iyi.Hiç olmazsa karnım doyar,ev derdi kira derdi,aysonunu nasıl getireceğim derdi olmaz.

26-10-2005, 14:41
Aspartam arkadaşım,
Özgürlüğü uğruna hayatlarını veren insan ve toplumların nice destansı öyküleriyle doludur tarih. Pek çok ülkenin tarihinde benzeri hikayeler vardır.
Çoğu insan senin düşündüğünün tersini düşünür. Yıllarca beslediğin muhabbet kuşu bile pencereyi açık görürse kaçar gider özgürlüğüne doğru.

MMX arkadaşım,
Gerek Kuranda gerekse de Muhammedin hayatı göz önüne alındığında kölelik hakkında çelişkili ifadeler ve uygulamalar görmekteyiz. Kimi yerlerde köleliğe karşı görünürken kimi yerlerde kölelik kurumunu destekleyen ifadeler var. İnsan yapısı olan dinde böyle çelişilerin olması gayet doğal. Örneğin Beled Suresinin 11. ve 12. ayetlerini bulup çıkarmışsın ne güzel ama Muhammed "Allahın" bu emirlerini yada tavsiyelerini diyelim, yerine getirmemiş demekki hanımına "Keşke azad etmeseydin de dayına hediye etseydin köleni" diyor. Ya allahının ayetlerini iplemiyor, ya da beled suresini unutmuş olmalı, ne dersin?

korelmis
29-10-2005, 00:07
Kölelik İslam'dan önce, "hür insanların yakalanıp satılması şeklinde" uygulanıyordu ve kölelerin hiçbir hakkı yoktu ve çok zor şartlarda çalıştırılıyordu.

-İslam'daki kölelik ise sadece savaş esirleriyle sınırlı tutulmuştur. Bunun da pek çok haklı sebebi ve hikmeti vardır. Ayrıca İslam, bu savaş esirlerine karşı insani muameleyi öğütlemiş ve serbest kalabilmelerinin önünü açmış ve bunu bir ibadet haline dönüştürmüştür.

-Son yüzyıla kadar savaşlar sadece pek çok insanın hayatını kaybetmesine değil, aynı zamanda pek çok savaş esirinin ortaya çıkmasına da yol açıyordu. Batılı devletler bunu esir kampları kurarak halletme yoluna gittiler.

Rahmetli Muhammed Hamidullah, "İslam bakımından kölelik, ne bir cezalandırma yolu ve çaresi, ve ne de bir takım iktisadi gayelerle kendisinden istifade sağlanan bir savaş ganimetidir. kölelik müessesesinin, esas itibariyle yegane sebebi vücudu, insani duygulara dayanan, acizlerin barındırılıp hallerinin düzeltildiği bir "ISLAH EVİ" gibi bir şey olmasıdır. Bu durumdakilerin halleri düzeltilir, fikri ve maddi alanlarda kendilerini geliştirip ıslah edebilmeleri için her çeşit imkan kendilerine sağlanır."

Fethullah Gülen hocamız da "Her mü'minin hanesinde esir, doğruyu, güzeli yakından görme imkanı bulacak,gördüğü iyi muamele ve insanca davranışlarla gönlü fethedilecek, sonra da hürriyetine kavuşturularak, müslümanların istifade ettiği bütün haklardan istifade etme imkanı kendisine verilecektir. Bu yol ve bu usullerle binlerce mükemmel insan yetişmiştir.


Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Kimin bir cariyesi varsa ona tahsil, fakat iyi bir tahsil versin, ve ona bir eğitim, fakat iyi bir eğitim göstersin ve sonra onun, hür bir kadın olarak evlenebilmesi için azad etsin. Böyle yapan bir insan Allah tarafından iki katıyla mükafatlandırılacaktır."

İslam'a göre ev sahibi, köle ve cariyesine yediğinden yedirmeli, giydiğinden giydirmelidir; ona, gücünü aşan bir iş yüklememeli ve işlerinde ona yardımcı olmalıdır.

Cevdet Paşa "İslam'da köle almak, köle olmak demektir." demiştir.

24/32: " Aranızdaki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin." denmiştir.

Kısacası İslam, son yüzyıla kadar insanlık tarihinin bir gerçeği olan ve batılıların vahşice üstesinden gelmeye çalıştığı bir konuyu, mükemmel bir şekilde halletmiş ve onbinlerce güzel insan müslüman evlerinde yetiştirilmiş ve insanlığa kazandırılmıştır. Bunların aralarında alimler, devlet yöneticileri ve hatta padişah anneleri vardır. Mesela bir cariye olarak İslam memleketine gelen Kösem Sultan, bir takım siyasi olaylara karışmasının yanında pek çok hayırlı eserlere de imzasını atmıştır. Üsküdar'da Çinili Cami yanında mektep, darülhadis ve sebili, Anadolu Kavağı'nda medrese, mescid ve çeşmesi, Çakmakçılar Yokuşu'nda meşhur Valide Hanı en meşhur eserleridir. Halka karşı son derece müşfik olan ve iyilik yapmaktan zevk duyan Kösem Sultan, her sene hapishaneleri dolaşarak, borcundan dolayı tutuklu olanları kurtarırdı. Ayrıca fakir kızları ve kendi yetiştirdiği cariyeleri zengin çeyizlerle evlendirirdi."

gameover
29-10-2005, 13:48
islamda kölelik vardır ve kaldırılmamıştır.kısa ve net.

korelmis
29-10-2005, 15:10
Bu kadar kısa ve net davranırsan yanılırsın. İslam'daki kölelik, savaş esirleri konusunda yapılmış bir düzenlemedir ve bu düzenleme sayesinde batıdakinin aksine savaş esirlerine insanca davranılmış ve pek çok büyük insan bu sayede yetişmiştir. İnsanların genel olarak bildiği kölelik ise, hür insanların yakalanıp satılması şeklindedir ki İslam bunu kesin olarak yasaklamıştır

tmehmet_kk
03-12-2006, 23:14
güncelleme

merakli
03-12-2006, 23:40
diyanet işleri başkanlığının bu konudaki açıklaması :

-------------------------

Köle ve cariye, hukukî, iktisadî ve sosyal bakımdan hür insanlara göre daha aşağı bir statüde bulunan bir sınıfın adıdır. Tarihin eski çağlarından beri yeryüzünde mevcut ve yaygın bir olgu olan kölelik, islâm'ın öngördüğü ve teşvik ettiği bir durum değildir. Bilakis, indiği dönemde sosyal bir gerçeklik olan bu olguyu tedricen tasfiye etmeyi planlamış, bu arada, kölelerin durumlarını iyileştirmeyi sağlayacak ön tedbirleri almış ve altyapıyı kurmaya öncelik vermiştir. ama köleliği tamamen kaldırmamıştır. köleliğin diğer sun'î kaynaklarını kaldırarak, sadece savaşı, kölelik kaynağı olarak kabul etmiştir. Müslümanların savaşta almış oldukları savaş esirleri, karşılıksız olarak veya kurtuluş fidyesi alınarak serbest bırakılabileceği gibi (Muhammed, 47/4), gerektiğinde köle ve cariye de yapılabilir. Bu da, düşmanın Müslüman esirlere ne yaptığına, kamu yararına ve diğer şartlara bağlıdır. Düşmanın, eline geçirdiği Müslüman esirleri köle ve cariye yaparak toplumunun iktisadi yapısını kuvvetlendirip, Müslümanları zaafa uğrattığı bir durumda, Müslümanların aldıkları esirleri salıvermelerini istemek makul olmasa gerektir.

Köleliğin ıslah ve zamanla tasfiyesi amacıyla islâm'da, kölelerin eğitilmesi, hürriyete hazırlanarak faydalı bir kimse haline getirilmesi ve hür kılınması konusunda teşvik ve tedbirler getirilmiştir; sürekli olarak ve değişik vesilelerle köle azat edilmesi tavsiye edilmiş, hatta keffaretlerde olduğu gibi, bazı durumlarda bunu dini bir zorunluluk haline getirmiştir.

Zamanla kölelik ve cariyelik müessesesi tasfiye edilmiş ve uluslar arası hukukla tamamen ortadan kalkmıştır. Ancak unutulmamalıdır ki, "cariyelik ve kölelik" islâm'ın getirdiği bir sistem değildir. islâm geldiği zaman dünya genelinde bu uygulama vardı. Uluslararası ilişkilerde "mütekabiliyet" esas olduğu için islâmiyet bu sistemi hemen kaldırmamış, köle ve cariyeler için hukuki bir statü tayin ederek onlara o güne kadar görülmemiş haklar vermiş.

islam bazı haramları aşama aşama ortadan kaldırmıştır. Nitekim içki yasağı da aşama aşama kaldırılmıştı Çünkü toplumu o haramın kaldırılacağı ortama hazırlamak lazımdır. Bu da belli bir eğitim, aşama, zaman gerektiriyordu. Bu aynı zamanda yapılacak tüm toplumsal değişikliklerin de süreç içinde yapılması gerektiğini müminlere ders veriyordu. Amerika, Kuzey-Güney iç savaşından sonra bir hamlede köleliği kaldırmış fakat şartlar oluşmadığı ve toplum hazır olmadığı için ortada kalan köleler yeniden eski efendilerinin yanlarına dönmüşlerdir.

Kısa bir süre içerisinde de önceden edinilmiş köleler özgürlüğüne kavuştular. Kimsenin hür bir insanı savaş esirliği haricinde köleleştirmeye hakkı olmadığı için bu kölelik islam dünyasında sona erdi.

Esirler için uygulanabilecek yöntemler şunlardır:
Birincisi: Sizi öldürmek gayesiyle savaşırken yakaladığınız bu kişileri doğal olarak siz de öldürme hakkına sahipsiniz. Fakat bu yöntem vicdanı rahatsız etmekte ve karşı tarafın intikam hissini artırmaktadır.
ikincisi: Savaş esirlerinin kurtuluş akçesi (fidye-i necât) veya esir değişimi yoluyla serbest bırakılmasıdır. Fakat, yenilen tarafın kurtuluş akçesi verememesi veya değişim için elinde esir bulunmaması yahut düşman tarafını yeniden güçlendirmemek için galib ülkenin yukarıdaki alternatifi kabul etmemesi hâlinde bir tıkanıklık doğmaktadır.
Üçüncüsü: Esirlerin karşılıksız af ilan ederek salıverilmesi ise, onları ele geçirmek için canını ortaya koyan islâm savaşçılarının hakkına tecavüz sayıldığından pek az başvurulan bir alternatif olmuştur.
Dördüncüsü: Onları köle statüsüne sokmaktır. Bu duruma göre, savaş esirlerinin karşılıklı veya karşılıksız serbest bırakılması mümkün olmayan durumlarda geriye iki yoldan birisi kalır. Öldürülmek veya köle olarak yaşamını sürdürmek. Bu duruma göre, kölelik, öldürülmenin alternatifi olarak ortaya çıkmaktadır. Savaşçıların genellikle genç yaşta bulundukları dikkate alınırsa, yenilgi yüzünden hürriyetini kaybeden kimsenin önünde hürriyetini elde etmesi ümidi sürekli olarak vardır. Ölüm hâlinde ise artık diğer bütün alternatifler ortadan kalkmış olur. işte köleliğin yasaklandığı günümüzde, bir savaş sonrası uygulamada, esirlerin serbest bırakılmadığı durumlarda, onların tek tek veya toplama kamplarında topluca öldürülmeleri olayı ile karşılaşılmaktadır. işte bu nedenle islâm, köleliği tam olarak kaldırmamış ve gerektiğinde başvurulmak üzere kapıyı aralık tutmuştur. Ancak bununla birlikte savaş esirlerinin mutlaka köle edinilmesi diye genel bir kural da yoktur.

Diğer yandan köleliğin tek yanlı bir kararla kaldırılması islâm toplumlarının aleyhine bir sonuç da verebilir. Çünkü gayr-i müslim toplumlar, savaş sonrası müslüman esirleri sürekli olarak köleleştirirken, islâm toplumlarına bu imkânın verilmemesi ve esirleri serbest bırakması onun zayıflaması sonucunu doğurur.

Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor; "Sahip olduğunuz kölelere iyilikte bulunun" (en-Nisâ, 4/36).

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur; "Köleler, Allah'ın sizin yanınızda bulundurduğu kardeşlerinizdir. Allah sizi de onların hizmetine tabi kılabilirdi. O halde onlara iyi davranın", "Hizmetçi ve köleleriniz sizin kardeşlerinizdir. Ona yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin... Eğer onlara zor işler teklif ederseniz derhal onlara yardım ediniz.", "Kim kölesini öldürürse onu öldürürüz, kim kölesini hapseder veya gıdasını keserse onu hapseder ve gıdasını keseriz", "Sizden biriniz bu kölemdir, bu cariyemdir demesin. Kızım veya oğlum yahut kardeşimdir desin".
Yüce Allah insanın şekline, rengine, kılık-kıyafetine, makam ve mevkiine değil; kalbine ve davranışlarındaki samimiyetine itibar eder. Nitekim Hucurat suresi 13. ayette "Muhakkak Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınız(en takvalı olanınız)dır.." buyurulmaktadır.

Peygamberimiz (s) ve Hz. Ebubekir (r) köle alıp azad etme konusunda çok gayret göstermiş ve bu uğurda servet tüketmiştir. Bu gibi sebeplerledir ki bazen karnına taş bağlayacak kadar ekonomik sıkıntılar yaşamıştır. Hatta Hz. Fatıma'nın ev işlerinin yoğunluğundan şikayetçi olup kendisinden esirlerden bir hizmetçi taleb etmesi üzerine Resulullah kendisine daha hayırlısı olarak dua ve zikir öğretmiştir.
Netice itibariyle, islâm çeşitli yollarla köleleri azat etmeye teşvik etmiştir. insanda aslolan hürriyettir. Kölelik arızî bir haldir. Hz. Ömer'in dediği gibi: "insanlar hür doğarlar." (Bir çocuk hakkında bir zımmî ile bir Müslüman dâva açsalar: Müslüman, onun kendi kölesi; zımmî de oğlu olduğunu iddia etse, zımmînin lehine hükmedilir. Çünkü hürriyet asıldır. Vâkıa zimmînin çocuğu olduğu hükmünde, çocuğun gayr-i müslim olduğunu kabûl varsa da çocuk istediği zaman Müslüman olabilir. Hürriyet böylece tercih edilir. Ferdin hürriyeti islâm'da bu kadar değerlidir.) Kafkaslardan aşırılan, Sudan'da avlanan insanlar köle diye satılamaz, islâm'da bu haramdır.

Daha geniş bilgi almak ve doküman talep etmek üzere ise Türkiye Diyanet Vakfı islam Ansiklopedisi'nin "Köle" maddesi 26.Cilt 237-248. sayfalarına müracaat edebilir veya http://www.isam.org.tr adresi ile irtibat kurabilirsiniz.

Bilgilerinizi arz ederiz

DiYANET iŞLERi BAŞKANLIĞI.

--------------------------------

gur91
29-11-2014, 02:12
güncel , uyanmak isteyenlerin zihnini açar biraz

_muhammed_
16-12-2014, 11:01
Köle azat etmek, kölelik sistemine karşı olmak demek değildir. Öyleki Hammurabi kanunlarında bile bazı suçların cezası olarak köle azadı der. Buradan köleliğin lağv edildiği çıkar mı? Asla!

Yıldıztozu
03-08-2015, 02:47
Dindarların çoğu dinlerinden habersiz.
Bunları okusunlar biraz.

Mudiban Çivitgorz
30-07-2017, 13:25
islam köleliği kaldırınca köle azad etmekle ilgili ayetler nesh olur, iptal olur, ayetlerin hükmü düşer yani. Kuranda geçen köle ve kölelikle ilgili 12 ayet var. Hucurat odalar ve tahrim sürelerindeki muhammed'in özel hayatının mahiyeti için yazılan ayetlerin de nesh olmalarından ötürü, bunlarla beraber hesaplayınca kuran'da 50'ye yakın ayetin hükmü düşüyor.

cyber
30-07-2017, 16:09
köleyken efendisi tarafından elleri ve ayaklarından çölün kızgın kumuna bağlanıp üzerine bedeninin kaldıramayacağı bir kaya konarak işkence yapılan Bilal-i Habeşi'yi onların elinden kurtaran özgürlüğüne kavuşturup kölelikten ölünceye kadar ayıran İslam Peygamberi geriye kalan insanların köle olmasına izin verirmi ya? gerçekten saçma hüküm veriyorsunuz bunu bile düşünmeniz gerekir. İslam'da kölelik yok. hala buna rağmen İslam'da kölelik var derseniz, sizde çalıştığınız işyerinde patronunuzun kölesisiniz derim. ha orda ekmek parası için patronunun ağız kokusunu çekiyorsun her dediğini yapıyorsun. ha karın tokluğuna İslam'dan önceki zamanda kölelik yapıyorsun? aynı şey olur.

kısacası İslam'da kölelik yok. kaldırıldı. insanlara hakları verildi. konuda burda bitti.

cyber
30-07-2017, 16:15
savaş sonrası edinilen esirler köle muamelesi görmüyorlardı.

yiyeceğini onunla paylaş, yürürlerse sende onlarla yürü, her esir 10 müslümana okuma yazma öğretirse serbest kalacak" böyle bir anlayışla muamele ediliyordu onlara. esir edildikleri gibi onlardan istenene bak ama Müslüman onlara esir olsaydı onlar haşa canını çıkarmaya çalışırdı Müslümanların. işte inkarcı toplumlarla aramızdaki farklar böyledir.

tabi bir yandan serbestde bırakılacak değillerdi. çünkü az önce Müslümanlarla savaşmışlardı hemen serbest bırakılsalar kalleşlik yapmayacakları ne malumdu. günümüzde bundanda kötüsü yapılıyor yine Ashab-ı Kiram'ın muamelelerine bakınca savaş esiri olmamışlarda, misafir gibi ağırlanmışlar.

Cercis Hz Circis
30-07-2017, 17:28
Nisa 25 : Hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kişi, sahip olduğu iman etmiş cariyelerinden alsın!

Bu ayetin kıyamete dek geçerli olduğuna inanan bir müslüman, köleliğin islamla kaldırıldığını sanıyor!

Karanlıktan aydınlığa
22-08-2017, 01:17
Cübbeli hocanın kölelik cariyelik hakkında gayet ikna edici açıklamaları var.islama düşman nazarıyla bakınca bu açıklamalar da tatmin etmeyebilir .önce islamın doğru din olduğuna inanacaksın.sonra taşlar yerli yerine oturmaya başlıyor.kısaca kölelik ve cariyelik islamın yayılmasına hizmet ettiği için geçerliliğini yitirmemiş kurumlardır.islamı öcü olarak görenler haliyle kölelik ve cariyeliğe karşı çıkacaklardır.gayri müslimin islamla tanışmasına neden olduğu için köle ve cariye olmak cehenneme gitmekten iyidir düşuncesidir aslolan .işin özü bu .daha da uzata bilirdim ama aynı şeyleri tekrarladığımı fark ettiğim için kısa kestim.

pianola
22-08-2017, 06:45
Cübbeli hocanın kölelik cariyelik hakkında gayet ikna edici açıklamaları var.islama düşman nazarıyla bakınca bu açıklamalar da tatmin etmeyebilir .önce islamın doğru din olduğuna inanacaksın.sonra taşlar yerli yerine oturmaya başlıyor.kısaca kölelik ve cariyelik islamın yayılmasına hizmet ettiği için geçerliliğini yitirmemiş kurumlardır.islamı öcü olarak görenler haliyle kölelik ve cariyeliğe karşı çıkacaklardır.gayri müslimin islamla tanışmasına neden olduğu için köle ve cariye olmak cehenneme gitmekten iyidir düşuncesidir aslolan .işin özü bu .daha da uzata bilirdim ama aynı şeyleri tekrarladığımı fark ettiğim için kısa kestim.

"gayet ikna edici" bu açıklamaları paylaştığın için teşekkürler, bir de kısa kesmeseydin tadından yenmeyecekti!