PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Akhenaton


AKHENATON
28-07-2008, 23:26
Modern denilen dünyada insanlık tarihi anlatımlatımı ve medeniyetin doğuşu ile ilgili anlatımlar , Musanın Mısırdan çıkışıyla başlar.

Bu olay öncesinde yeryüzünde baskı ve şiddet dönemi hüküm sürerken günümüz dünyasında medeni denilen insan ulaşmış olduğu özgürlük seviyesine Musa’ nın başkaldırısı ile geldiği güdülenir.

Bazı araştırmacılara göre Musa , mısırdaki gizem okullarında yetişmiş ve bu öğretileri batıya taşımıştır.
Musa ile ilgili olarak İsadan 300 önce Firavun I.Ptolemy’nin rahibi ve baş danışmanı Manetho “ Aegyptiaca “ adlı eserinde Musanın Heliopolis’te eğitim almış yüksek seviyeli bir rahip olduğunu yazar.

Tarih sahnesinin bir çok ünlü ismi Musa ile ilgili araştırma yapmıştır.Bunlardan Sigmund Freud “Moses and Monetheism ? (1939) , adlı yapıtında Musanın bir Yahudi değil , Firavun Akhenaton yönetimiyle doğrudan bağlantılı olan bir mısır soylusu olduğunu söyler.Teorisini destekleyen en önemli kanıt Musanın tüm düşüncelerini “ Ölüler kitabından “ alması arasındaki paralelliği gösterir.Freud ‘un en önemli sorusu “ Neden esaretten kurtulan birisinin mısır gelenek ve düşüncelerini sürdürmüştür. “

Aslında Musanın mısırlı olduğunu ilk söyleyen Freud değildir, çağlar boyunca eski ahitin ana dilde okutulmaması nedeniyle hep gözden kaçırılmıştır.Çıkış 2:19 da Musanın mısırlı olduğu vurgulanır.Aynı şekilde haberciler 7: 22 de bir Mısırlı eğitimi ve bilgeliği söylenir.

Farklı bir Tarih araştırmacısı , Musanın mısırda sahip olduğu yüksek pozisyon düşünülürse o döneme ait kayıtlar ki- oldukça fazladır – ondan hiç söz edilmez. Sebebi ise Musa ve Mısırlı Firavun Akhenaton , resmi adıyla IV. Amenhotep aynı kişidir. Bu yeni bir düşünce değil tüm antik bilgi taşıyıcılarının savunduğu düşüncedir.

Firavunlar arasında en az bilgiye sahip olunan gizemli Akhenaton , çeşitli mısır tapınaklarını kapatarak , belirsiz ve suretsiz Tanrı Aton için tapınaklar yapmıştır.İbranilerin Adon dediği tanrıyla aynıdır.Adon daha sonra İbraniler tarafından “ Öyle Olsun “ anlamına gelen “ Amen “ kelimesine dönüştürülmüştür.Kelime kökü olarak Sümerin Mutlak tanrısı ANU ‘ dan türediği düşünülür.

Moneist dinlerdeki anlatıma paralel olarak, Akhenaton ‘un hayatı paralellikler taşır.Taht üzerindeki kavgalar nedeniyle öldürülmemek için saraydan uzaklaştırılan Akhenaton ‘un hayatına Kral Büyük Sargon’un efsanevi hayat hikayesi kolajlanır.

“ Zor durumdaki annem , hayatımı kurtarmak için beni kamışlardan yapılmış bir sepete koydu ve ağzını ziftle mühürledi “

Süreç içerisinde üvey kardeşi nefertiti ile evlenerek tekrar taht yoluna giren Akhenaton , III Amenhotep (Amen memnun anlamındadır ) ‘un ölümüyle IV. Olarak tahta geçer ve Akhenaton ( Aton’un Görkemli Ruhu) olarak değiştirir.

Akehenaton , Aton desteği halk arasında hoşnutsuzlukla karşılaşması üzerine , baş rahiplerin devreye girmesi ile Akhenaton tahtı kuzeni Smenkhare ‘ye bırakır.

M.Ö 1361 yılında Mısırdan kovulduktan sonra mısırda Akhenaton adını kullanmak yasaklanır.Kiya adında karısından doğan oğlu , daha sonra ünlü çocuk Firavun Tutankhaten onun inancını temsil etmesi amacıyla ismini Tutankamon olarak değiştirmiştir.

Mısırdaki kayıtlar , Musa/Akhenaton ‘un beraber yola çıktığı insanları Pi-Ramses’ten Modern Kantra yakınlarından ,güneyde sina çölünden geçerek Timaş Gölüne götürdüğünü göstermektedir.Burası geniş bataklıklarla kaplı bir bölgedir.Tevrata yanlış ceviri olarak geçen yerin adı sazlıklar denizidir.

Akhenaton’un mısırı terk etmesiyle taraftarları onu tahtın haklı sahibi olarak inanmaktadırlar ve ona Varis anlamına gelen Mose, Moses , yada Mosis dedikleri bilinir.Dolayısıyla Musa/Moses bir isin değil ünvandır.

Musa/Akhenaton teorisini destekleyen diğer bir teori , mısırdan çıkışta ve daha sonrasında ona yakınlığı ile bilinen Meryem adlı kadındır.

Akhenaton’un son dönemlerinde Merykiya-Khiba’nın sevdiği-Mery-amon-Amon’un sevdiği adı altında baskın kraliçe haline gelmiştir.israiloğulları tarafından Meryem olarak tanınmıştır.
Ve kızı , Tutankhamon ‘un kız kardeşi , aracılığı ile Musevi kraliyet ailesini oluşturan kişinin annesidir.

ALKA
27-02-2010, 18:46
Akhenaton’un son dönemlerinde Merykiya-Khiba’nın sevdiği-Mery-amon-Amon’un sevdiği adı altında baskın kraliçe haline gelmiştir.israiloğulları tarafından Meryem olarak tanınmıştır.
Ve kızı , Tutankhamon ‘un kız kardeşi , aracılığı ile Musevi kraliyet ailesini oluşturan kişinin annesidir.

Ve ayaklanip ülkede ic savas cikardiklari icin Mısır'dan kovulan ve İsrail'e dönen Yahudi kavmi de, Ahenaton'un tek tanrılı dinini benimsemiş Mısırlılardı...

Yalniz yahudi asilli iki Fransiz arastirmacisina göre Musa, daha sonra 1.Ramses adıyla Firavun olacak Mısırlı bir generaldi ve Peygamber İbrahim, Mısır'ın ilk tek tanrılı Firavun'u, Nefertiti'nin kocası Ahenaton'un kendisiydi

Ancak, Mısır tarihini ve kayıtlarını inceleyen uzmanlar şimdiye kadar Hz. İbrahim'in, Yusuf'un veya Musa'nın izine rastlamadılar. Daha da anlaşılmaz olanı, Eski Ahit'e göre 430 yıl boyunca Mısır'da yaşayan, 210 yıl köle olarak tutulan onbinlerce Yahudi'den Mısır tarihi nasıl olur da hiç bahsetmez? Firavun'dan kaçan binlerce Yahudi köle Kenan bölgesine, yani Firavun'un topraklarına nasıl, korkusuzca yerleşebilmiştir? Niçin Mısır'da tek bir Yahudi mezarı, bir mezar taşı, bir duvar yazısı veya bir mektup bulunamamıştır?

http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2000/09/24/243254.asp

al bundy
27-02-2010, 20:00
Mısır'daki Yahudi varlığı uydurması için Akhenaton'un çok güzel bir yazısı var

http://neferkaminanu.wordpress.com/2009/12/17/bilim-disi-tarih-misirda-yahudi-varligi/

Eliko
27-02-2010, 21:18
Yehudiler hemen hemen bütün bilginlere veya peygamberelere sahip çıkarak "peygamber koleksiyonu" oluşturmuşlardır. Yunus, İbrahim gibi şahsiyetlerin alakası olmayan bir tarzda Yehudi diye sunmuşlardır. Musa'nın Yehudi olmadığını artık ilgililerce kabulenilmiş gibi.

Akhenetan'a gelince; Akhenin savunduğu Tanrı ile Monoteizmin Tanrısı arasında bence çok fark vardır. Çünkü onun Tanrısı her ne kadar şekillere benzemesede "göklerde bir yerdedir" Güneş Tanrısı RA ile mahali bir Tanrı Amon nasıl birleşip Amon-Ra olmuşsa ve zamanlara göre Tanrılar eksilip-çoğalmışsa aynı şekilde Akhenatonun teşebüsü bir Hammurabi girişimi gibi görülebilir. Babili baş şehir yapar nasılki Tanrılar ithal edip rütüş yapıldı aynı şekilde bu tarihi-inançsal değişimler her zaman olmuştur. Fakat Tanrıların genellikle reforme yönlerine değil en büyük değişime bakıldığı için Akhenatonun "aton" tanrısına gözler çevrilmiştir. Nitekim "semavi dinlerdeki" Tanrılar nasılki tek olmalarına rağmen politeizmden "rızık tanrısı- rızık meleği" şekline evrilmişse ve tanrılar daha çok melek şekline bürünmüşse ve tek tanrı inancı görülmüşse aynı şekilde bazen tarihi şahsiyetlşerin değişimleride bu açıdan bakıldığında sanki "tek tanrıcılık" o zamanda vardı görümünü kazandırır. Musa'nında tek tanrıcı olduğu düşünülemez. Çünkü Tevrat'ta "İsrail Oğulları Tanrısı ile Mısır Tanrıları arasında sanki bir mücadele vardır" Kabile tanrısı görünümündedir. Bunun izleri Kuran'dada edebi olarak görülebilir. Örneğin "Allahtan başka ilah" yani onun dışında tanrılar aranbır ve vardır görünümü sezilir. Allah'ta vardır o tektir ve en güçülüdür, ama onun dışındada bazı tanrılar vardır" görünümü verilir.

Saygılarımla
Elikoyum

al bundy
27-02-2010, 21:39
Yehudiler hemen hemen bütün bilginlere veya peygamberelere sahip çıkarak "peygamber koleksiyonu" oluşturmuşlardır. Yunus, İbrahim gibi şahsiyetlerin alakası olmayan bir tarzda Yehudi diye sunmuşlardır. Musa'nın Yehudi olmadığını artık ilgililerce kabulenilmiş gibi.

Akhenetan'a gelince; Akhenin savunduğu Tanrı ile Monoteizmin Tanrısı arasında bence çok fark vardır. Çünkü onun Tanrısı her ne kadar şekillere benzemesede "göklerde bir yerdedir"

Bu tanımların aynısı İsrail tanrısında da vardır (2. Tarihler 36:23, Ezra 1:2)


Güneş Tanrısı RA ile mahali bir Tanrı Amon nasıl birleşip Amon-Ra olmuşsa ve zamanlara göre Tanrılar eksilip-çoğalmışsa aynı şekilde Akhenatonun teşebüsü bir Hammurabi girişimi gibi görülebilir. Babili baş şehir yapar nasılki Tanrılar ithal edip rütüş yapıldı aynı şekilde bu tarihi-inançsal değişimler her zaman olmuştur. Fakat Tanrıların genellikle reforme yönlerine değil en büyük değişime bakıldığı için Akhenatonun "aton" tanrısına gözler çevrilmiştir.
Akhenaton'unki reform felan değil devrimdir. Hem kaç yıllık başkenti değiştirdi, hem de bütün tanrıları yıkıp tek bir tanrıya geçti. "Ra"yı felan kayırmadı.

Nitekim "semavi dinlerdeki" Tanrılar nasılki tek olmalarına rağmen politeizmden "rızık tanrısı- rızık meleği" şekline evrilmişse ve tanrılar daha çok melek şekline bürünmüşse ve tek tanrı inancı görülmüşse aynı şekilde bazen tarihi şahsiyetlşerin değişimleride bu açıdan bakıldığında sanki "tek tanrıcılık" o zamanda vardı görümünü kazandırır. Musa'nında tek tanrıcı olduğu düşünülemez.
Musa tek tanrıcıydı bkz. On Emir, madde 1 ve 2

Çünkü Tevrat'ta "İsrail Oğulları Tanrısı ile Mısır Tanrıları arasında sanki bir mücadele vardır" Kabile tanrısı görünümündedir. Bunun izleri Kuran'dada edebi olarak görülebilir. Örneğin "Allahtan başka ilah" yani onun dışında tanrılar aranbır ve vardır görünümü sezilir. Allah'ta vardır o tektir ve en güçülüdür, ama onun dışındada bazı tanrılar vardır" görünümü verilir. Tevrat öyle yazar fakat gerçekte hiçbir zaman Mısır-İsrail ilişkisi Tevrat'ın yazdığı gibi olmadı. Bir önceki mesajımda verdiğim linki okuyun.

Eliko
27-02-2010, 21:53
Musa'nın tam olarak bir tek tanrıcı değerlendirmek ayrıdır. Birde fiiliyata çok tanrı, teoride tek tanrı olayı vardır. İslam'da tek tanrı der fakat cebrail, mikail, israfil şeklinde melek isimler özel tanrılar vardır.

Saygılarımla
Elikoyum

al bundy
27-02-2010, 22:00
Musa'nın tam olarak bir tek tanrıcı değerlendirmek ayrıdır. Birde fiiliyata çok tanrı, teoride tek tanrı olayı vardır. İslam'da tek tanrı der fakat cebrail, mikail, israfil şeklinde melek isimler özel tanrılar vardır.

Saygılarımla
Elikoyum

Musa kesinlikle tek tanrıcıdır. Senin bahsettiğin o melekler Babil sürgünü zamanında, mö 6. yüzyılda, yani Musa'dan en az 600 yıl felan sonra eklenmiştir.

Musa'nın düşüncesinde hiçbir zaman çok tanrıcılığa yakın bir baş tanrı ve onun yanındaki yardımcı tanrılar, ya da melekler gibi bir durum olmamıştır. Hatta onun tanrısının meleklerini bırak, şeytanı bile yoktur.

güneşinzaptıyakın
27-02-2010, 22:07
Musa kesinlikle tek tanrıcıdır. ..................... Hatta onun tanrısının meleklerini bırak, şeytanı bile yoktur. Dogma dinlerin tamamında yer alan ateş ve cehennem azabını simgeleyen ateş, çoğunlukla şeytanın yaradıldığı madde olarak söylenen ''ateş'' bile ancak Musa için ''tanrının'' dile gelmesi olarak vardır...

Eliko
27-02-2010, 22:07
Babil sürgününden sonra Musa'nın kendisi bile oluşmuş olmasın? Tek Tanrı inancı falan... Zerdüştilikten ihraçlar. "Tevrataki tek tanrıcı ayetler Mazdeizmden ithaldır"

Saygılarımla
Elikoyum

al bundy
28-02-2010, 00:32
Dogma dinlerin tamamında yer alan ateş ve cehennem azabını simgeleyen ateş, çoğunlukla şeytanın yaradıldığı madde olarak söylenen ''ateş'' bile ancak Musa için ''tanrının'' dile gelmesi olarak vardır...

Tekrar yazayım; Yahudilikteki melekler, şeytanlar, cennet-cehennem, yaratılış ve diğer hikayeler Babil sürgünü sırasında uydurulup eklenmiştir. Daha öncesine kadar bunların hiçbiri yoktu. Ateş kültü ise İsrail halkında geçmişlerindeki Kenan uygarlığından gelen bir ritüeldi, Musa ile alakası yok.


Babil sürgününden sonra Musa'nın kendisi bile oluşmuş olmasın? Tek Tanrı inancı falan... Zerdüştilikten ihraçlar. "Tevrataki tek tanrıcı ayetler Mazdeizmden ithaldır"

Saygılarımla
Elikoyum

Musa; Tevrat'ta anlatılan gibi olmasa da, tek bir kişi veya grup olarak var olmuştur ve çok az da olsa bir grup Mısır'a çıkmış ve İsrail'e kadar gelmiştir. Muhtemelen grubun lideri olan bu Musa ya da her kimse İsrail'e kadar varamayıp Filistin'in güneyinde Moav olarak adlandırılan yerde ölmüştür.

Akhenaton'un başlıktaki yazısındaki Akhenaton-Musa fikrine katılmıyorum fakat Mısır'daki Akhenaton dini alınarak İsrail'e adapte edilmeye çalışılmıştır. Tabii Musa'dan sonraki insanlar tarafından değişime de uğramıştır çünkü arada 100 yıla yakın bir zaman farkı var ve bu değişimin olması da doğaldır.

Tevrat'taki tek tanrıcı ayetler ise Mısır'dan, Akhenaton'dan araktır. Fakat bu düşünce İsrail'in kuruluşundaki mö 13.'a kadar giderken; şeytan, melek, İbrahim, Nuh ve diğer hikayeler çok sonrasına, mö 6. yy yılında olan Babil sürgününe aittir.

güneşinzaptıyakın
28-02-2010, 00:45
Tekrar yazayım; senin sözlerine ek olduğunu söylemek adına, tüm doğmalarda ateş=cehennem=şeytan'dır fakat Musa döneminde ateş=tanrı'dır, tanrı Musa ile yanan çalı şeklinde konuşur, dikkat edelim lütfen; İslam şaytanı ateşten yaradılan bir mahlukat sınfından sayar, yani Musa'nın yaşamında şeytan kavramı yokken ateş tanrıyı simgeliyor, Musa'nın tanrısı ateş fenomeni oluyor, daha sonraları ateş cehennem ve şeytanla ilişkilendiriliyor...

Alibey
16-05-2015, 23:49
Kabul etmek lazım ki İncil bir sevgi kitabı olabilir ama genel anlamda Hristiyan aleminin Tevrat ile ilgili düşüncesi nedir? Tevrattaki hükümler yok mu sayılmaktadır? Neden eski ahit, redmi ediyorlar, tahrif olduğuna mı inanıyorlar? Yoksa Tevrattaki şerri hükümleri uygulamış olabilirler mi? Tevratta bu kadar savaş çığlıkları atan tanrı nasıl olduda incilde bu kadar sevgi dolu oldu?
Tanrı acaba orta yolu Kuranda mı buldu?

"... ve sizin için din olarak İslamı uygun gördüm.." Maide 3

Not: bu postum yeni açılan başlığa taşınırsa daha iyi olur gibi..

Tevrat başka incil bambaşka bir oluşumdur. İncilin tanrıdan geldiğine dair konu yok. İncil isadan sonra havarilerin isanın fikirlerini çevreye anlatmak hırıstiyanlığı yaymak için yazdığı mektuplardır.
Tevrat ise yahudilerin ilk zamanlarından itibaren aldıkları kararlar başından geçenler, ticari kanunları dır. Musaya geldiği iddia edilen on emirdir.

İsa musevi din adamlarının bu gün bizde olan din adamları gibi halkın din adamlarının baskısından usanması neticesinde isanın protest hareketidir. Yani hıristiyanlık musaviliğe protest olarak doğmuştur.
İsanın filmi var orada açıkça anlatılıyor bu olay.
Tevratın aslı taa sümerlere kadar dayanır. Tek tanrı fikri musa ve tevrata aid değildir. Mısır firavunu na aittir.

Tek Tanrıcılık” kitabında çok ilginç ayrıntılar mevcuttur. Akhenaton figürü üzerinde durmuştur kendileri. Bakalım Akhenaton kimdir?

Kaynak wikipedia: tr.wikipedia.org/wiki/Akhenaton

MÖ 1353-1336 ya da MÖ 1352-1334 yılları arasında (Mısır kronolojisinde değişir) firavunluk yaptı. Eşi Nefertiti’ydi.
Amenhotep, doğum ismi. Anlamı “Amon hoşnuttur”. Amenophis, ismin Yunancaya uyarlanmış hâli. Yunan kaynaklarında böyle geçer.
Nefer-kheperu-Ré, unvanı. Anlamı “Ra’nın şekilleri güzeldir”.
Akhenaten, kendisi için kendi belirlediği isimdir. Krallığının beşinci senesinden itibaren, Atenciliği resmi din ilan etmesinden sonra ölene dek bu ismi kullandı. Anlamı “Aten’in hizmetkârı”. Bu ismin kaynaklarda alternatif yazılışları çoktur; Akhenaton, Akhnaten, Akhnaton, Ikhnaton


Tahta geçtiği ilk yıllarda aile adı olan Amenhotep’i (Amon’un hoşnut olduğu) kullandı. Beşinci senesinde adını değiştirerek Akhenaton (Aten’in hizmetkârı) ismini kullanmaya başladı ve aynı yılında geleneksel çok tanrılı Mısır dinini yasaklayarak tek tanrılı Aten dinini kurdu.

Aten dini Mısır’ın önceki inançlarına göre farklılıklar taşımaktaydı. Tek tanrılıydı, esasında ben “Bir” kelimesi üzerinde dururken farklı davranıyorum biliyorsunuz. “Bir” her şeyi kapsayan bağlı olduğumuz birlik demektir. Sufilik’te bu konu üzerine vurgu yapılır. Evren’de her şeyin birlikte olduğunu, bütün ruhları kapsayan denizin bir damlası olduğumuz anlatılır. Dolayısıyla insanın Tanrı’sından ayrı olmadığı onun bir parçası belirtilir. Bu yüzden Akhenaton, Amon rahiplerinin ciddi saldırısına uğrayan dini yaşatabilmek için Kralığının 6. yılında yüz yıllardır Mısır’ın başkenti olan Teb’i terk ederek bugün Tel-el Amarna olarak bilinen el değmemiş topraklara yeni bir başkent kurmaya karar verdi. Bu bölgede yeni dini özgürce ilan edebilecekti. Akhenaton, diğer tanrılara olan inancı yok etmek için tapınaklardan diğer tanrıların isimlerini sildirdi.

turin
17-05-2015, 00:49
Tevrat başka incil bambaşka bir oluşumdur. İncilin tanrıdan geldiğine dair konu yok. İncil isadan sonra havarilerin isanın fikirlerini çevreye anlatmak hırıstiyanlığı yaymak için yazdığı mektuplardır.
Tevrat ise yahudilerin ilk zamanlarından itibaren aldıkları kararlar başından geçenler, ticari kanunları dır. Musaya geldiği iddia edilen on emirdir.

İsa musevi din adamlarının bu gün bizde olan din adamları gibi halkın din adamlarının baskısından usanması neticesinde isanın protest hareketidir. Yani hıristiyanlık musaviliğe protest olarak doğmuştur.
İsanın filmi var orada açıkça anlatılıyor bu olay.
Tevratın aslı taa sümerlere kadar dayanır. Tek tanrı fikri musa ve tevrata aid değildir. Mısır firavunu na aittir.

Tek Tanrıcılık” kitabında çok ilginç ayrıntılar mevcuttur. Akhenaton figürü üzerinde durmuştur kendileri. Bakalım Akhenaton kimdir?

Kaynak wikipedia: tr.wikipedia.org/wiki/Akhenaton

MÖ 1353-1336 ya da MÖ 1352-1334 yılları arasında (Mısır kronolojisinde değişir) firavunluk yaptı. Eşi Nefertiti’ydi.
Amenhotep, doğum ismi. Anlamı “Amon hoşnuttur”. Amenophis, ismin Yunancaya uyarlanmış hâli. Yunan kaynaklarında böyle geçer.
Nefer-kheperu-Ré, unvanı. Anlamı “Ra’nın şekilleri güzeldir”.
Akhenaten, kendisi için kendi belirlediği isimdir. Krallığının beşinci senesinden itibaren, Atenciliği resmi din ilan etmesinden sonra ölene dek bu ismi kullandı. Anlamı “Aten’in hizmetkârı”. Bu ismin kaynaklarda alternatif yazılışları çoktur; Akhenaton, Akhnaten, Akhnaton, Ikhnaton


Tahta geçtiği ilk yıllarda aile adı olan Amenhotep’i (Amon’un hoşnut olduğu) kullandı. Beşinci senesinde adını değiştirerek Akhenaton (Aten’in hizmetkârı) ismini kullanmaya başladı ve aynı yılında geleneksel çok tanrılı Mısır dinini yasaklayarak tek tanrılı Aten dinini kurdu.

Aten dini Mısır’ın önceki inançlarına göre farklılıklar taşımaktaydı. Tek tanrılıydı, esasında ben “Bir” kelimesi üzerinde dururken farklı davranıyorum biliyorsunuz. “Bir” her şeyi kapsayan bağlı olduğumuz birlik demektir. Sufilik’te bu konu üzerine vurgu yapılır. Evren’de her şeyin birlikte olduğunu, bütün ruhları kapsayan denizin bir damlası olduğumuz anlatılır. Dolayısıyla insanın Tanrı’sından ayrı olmadığı onun bir parçası belirtilir. Bu yüzden Akhenaton, Amon rahiplerinin ciddi saldırısına uğrayan dini yaşatabilmek için Kralığının 6. yılında yüz yıllardır Mısır’ın başkenti olan Teb’i terk ederek bugün Tel-el Amarna olarak bilinen el değmemiş topraklara yeni bir başkent kurmaya karar verdi. Bu bölgede yeni dini özgürce ilan edebilecekti. Akhenaton, diğer tanrılara olan inancı yok etmek için tapınaklardan diğer tanrıların isimlerini sildirdi.

Aynen sevgili Alibey,

Ama İsa Tevratı külliyen reddedermi, o kültürden gelmiş, ondaki bozulmalara karşı bir hareket baabında olmasına rağmen.. Bir tanrı düşünün ki önce peygamberler göndermiş sonra bakmış olmuyor kendi gelmiş:)
Lakin konu Hristiyan dünyasının yaptığı olunca bu dünyanın yaptıklarını sadece İncil'e atfetmek hata olabilir diye düşünüyorum..
Uzunca bir süre ikisi birlikte gitmiş olabilir..

Aton... Bilmem mi.. Acaba Akhenaton bir peygamber olabilir mi?

Alibey
17-05-2015, 04:55
Turin kardeşim

Eski Mısır firavunları kendilerini hep tanrı olarak kabul ettirmişlerdir.
Kuranda öyle der zaten.


(Firavun) Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim." (Naziat Suresi, 24)

İsa iyi bir musevi iken rahiplerin , zangoçların baskısından halkı devamlı soymalarından kilise vergilerinden usandığını görünce rahiplere karşı ihtilal başlatmış biridir. Vergilerede karşı çıkınca roma askerleri tarafından çarmıha gerilmiştir. Anlatım budur.

Keepbelieverthough
18-05-2015, 01:53
Müslüman Mısırlılar bugün bile ona "Akhenaton Aleyhisselam" derler


Akhenaton’un inandığı dinde erkekler sünnet oluyorlardı. Domuz eti yemek günahtı.
Tapınağa girmeden önce el ve ayaklarla yüz belirli bir ritüele uygun olarak yıkanıyor, yani abdest alınıyordu.

Cinsel ilişkiden sonra da günümüzde gusül abdesti dediğimiz biçimde mutlaka baştan aşağı yıkanmak gerekiyordu.

Akhenaton’daki bu değişikliğin sebebi neydi? Neden geleneksel inançları reddetmişti? Bunu bazı tarihçiler Asya’dan gelen bir eşe bağlıyorlar: Nefertiti’ye! Ailesi hakkında kesin bulgu olmasa da Mitannilerden gelme Asyalı bir prenses olduğu düşünülüyor. Asıl adı Tadukhepa'ydı, fakat o kadar güzeldi ki, eski Mısır dilinde 'güzel kadın geldi' anlamına gelen Nefertiti olarak anılmaya başlandı.


Bunun şöyle bir etkisi var. Nefertiti için Asyalı olduğu söyleniyordu. Akhenaton’un heykellerinden anladığımıza göre bizzat kendisinin gözleri bir Asyalı gibi çekikti. Akhenaton’un çekik gözlü olmasını kimi yazarlar ensest ilişkilere ve genetik bozulmaya bağlıyorlar. Ancak bu biraz spekülatif bir yaklaşımdır. Daha sonra Firavun olan oğlu Tutankhamon’un ele geçen hazineleri arasında bir kadın büstü bulunuyor. Bu büst de tartışma götürmez bir şekilde çekik gözlüydü. Ayrıca üst düzey insanların gözlerine çekik gözlü imiş gibi sürme çekme adeti vardı. Bu bana göre –başkalarından farklı olduğu için- güzel sayılan çekik gözlere bir öykünme idi.

Buradan çıkabilecek bir sonuç: Acaba Akhenaton Asya’da yaşamakta olan Şaman dininden mi etkilenmişti. Bilindiği gibi 10000 yıl önce Asya’dan Amerika’ya geçen Kızılderililer de Şamandır ve tek tanrıya, cennete inanırlar.



Tevrat'taki tarihlemeye göre Hz. Yusuf Akhenaton’dan önce Mısır’da yaşamıştı. Firavun’un ondan etkilendiği düşüncesi öne sürülmüştür. Ancak Yusuf'un tek tanrı inancında olduğunu gösterir ve hatta Mısır'da yaşadığını gösterir hiçbir belge ve bilgi bulunamamıştır. Sadece Tevrat'ın iddiası var ki, olaydan bin sene kadar sonra yazıldığı bilinen bir kitap belge olarak bilim dünyasında kabul edilmemektedir.



Din kitapları Akhenaton’dan sanki hiç yaşamamış gibi tek satır olsun söz etmez.

Akhenaton, acaba Tevrat'ta adı geçen LUT PEYGAMBER olabilir mi?

Tevrat’ta Lut peygamberin erkek evladı olmadığı için bir gün arayla iki kızıyla -onlar tarafından sarhoş edilip (!) - ilişkiye girdiği anlatılır.

Akhenaton da, Nefertiti'den erkek çocuğu olmadığı için, erkek çocuk yapmak amacıyla 2 kızı ile evlenmişti.



Tevrat'ta Lut'un ailesini alarak Sodom ve Gomorra'yı terk ettiği yazılmakta.

Akhenaton da ailesi ve tebasıyla birlikte eski başkenti terk etmişti.



30. Lut Tsoardan çıkıp dağda oturdu ve iki kızı onunla beraberdi

31. Ve büyük kızı küçüğüne dedi: babamız kocamıştır, ve bütün dünyanın yoluna göre yanımıza girmek için memlekette erkek yoktur;

32. gel, babamıza şarap içirelim, ve babamızdan zürriyeti yaşatmak için onunla yatarız.

.......

36. Lutun iki kızı böylece babalarından gebe kaldılar

(Tevrat, Tekvin Bap 19 ayet 30-36)



Bu süre içinde Akhenaton’un tek tanrılı dini yok edildi gibi göründüyse de tam bu dönemde Hz. Musa ve Musevilik ortaya çıktı.

Bir görüşe göre Hz. Musa Akhenaton’un ta kendisi; bir görüşe göre onun dinini devam ettirmek isteyen bir Mısır Prensi. (Bak: Sigmund Freud, Musa ve Tektanrıcılık)

Eski din geri gelince tek Tanrıya inananlar Mısır’da barınamadılar ve Filistin’e göç etmek zorunda kaldılar.



Tevrat’ın Çıkış (Exodus) bölümünde şu şekilde anlatılır:

Adı verilmeyen bir firavun döneminde, Mısır toprakları üzerinde yaşayan İbranilerin sayısı giderek artmıştır. Bu nüfus patlaması Mısır yönetimini endişelendirir. Çünkü herhangi bir savaş durumunda İbranilerin düşmanla birlikte olacaklarından kuşkulanırlar. Firavun yeni doğan İbrani erkek çocuklarının hepsinin öldürülmesini emreder. Bu felaketten sadece bir erkek çocuğu kurtulur. Bu çocuk Nil’de yıkanmaya giden bir prenses tarafından bulunup evlatlık edinilir. Adını Musa koyar. Musa sarayda büyür. Musa "sudan çekip çıkarma" anlamına gelen bir fiil kökünden türetilmiştir (Yani Musa Yahudice değil, Koptça, Firavunun konuştuğu dilden) ve günün birinde herkesin bildiği o malum olay gerçekleşir. Bir Mısırlı, İbrani kölelerden birine eziyet etmektedir. Araya giren Musa Mısırlıyı öldürür ve artık burada kalamayacağı için Sina çöllerine doğru, Midyan adıyla söz edilen bölgeye
gider ve Exodus, göç olayı gerçekleşir.


Büyük oranda mit izleri taşıyan bu hikayeyle ilgili olarak birçok tarihçinin kuşkusu vardır.
*Mısır kayıtlarında Musa adında birinin yaşadığına ilişkin hiçbir kayıt yoktur! Mısır gibi kayıt tutmaya meraklı bir toplumda bu rastlanacak bir durum değildir ve oldukça şaşırtıcıdır. ancak Mısır kraliyet listesinde geçen asi Dudimose Musa olma olasılığı yüksektir


http://en.wikipedia.org/wiki/Dedumose_II



*Hikayede anlatıldığı gibi bir Mısır prensesi nedimeleriyle birlikte neden Nil nehrine yıkanmaya gitsin? Zira Mısırlılar hijyen konusunda çok titizdir. Hatta sıradan halk bile, banyosunu filtre edilmiş suyla, hamamlarda alır.

*Sarayın himayesinde yetişmiş ve dolayısıyla soylu kabul edilen biri sıradan bir insanı öldürdüğü için neden sıvışma lüzumu hissetsin bu olay pekala örtbas edilebilirdi...

Yahudilerin Mısır'dan çıkıp Filistin'e, kutsal topraklara geri dönüşü M.Ö. 1280-1250 yılları arası. Son araştırmalara göre M.Ö. 1264-1260 arası.

Musa isminde birinin yaşayıp yaşamadığı konusunda bilgiye ulaşılamadı. Ne Mısır, ne Yunan ne de diğer kayıtlarda böyle bir ad yok.


Akhenaton'un yeni kurduğu başkent için Kudüsten gelen grubun başında İbrahim (Efraim) var, ve tek tanrıdan habersiz pagan Akad dinine mensup. Sonradan Akhenaton'un dinine girip tek tanrıcı oluyor. Acaba Tevrat'ta bahsedilen Hz. İbrahim o mu???



Akhenaton sonrası yeni bir aile mısır yönetimini ele geçiriyor. I. Seti firavun oluyor. Ve eski Mısır dinine dönülüyor. Akhenaton taraftartarları, onun dinine inananlar ise hor görülüyor. Bunlardan II. Ramses zamanı Mısır'dan kaçan (veya kovulan) İbrahim'in torunlarına yol gösteren Musa acaba Akhenaton'un büyük kardeşi Thutmose mi?



Sümerde Enki, Akatlara ismi EA olan bir tanrı var. bu yaratıcı tanrı değil. Fakat tanrılar üst kurulunun en önemlisi. Halk arasında EA, yea olarak telaffuz ediliyor. Binin üzerindeki tanrı sayısı nedeniyle isimler kimsenin aklında değil, sadece önemli olanlar iyi tanınıyor. EA nın sıfatı diğerleri de her şeyi ondan sorup öğrendikleri için her şeyi bilen, her şeye kadir. Tercümesi tam böyle. Göç sırasında Akad dinini de tam bırakamayan Yahudiler bunun adını batı dillerindeki var olmak fiilinin eril üçüncü tekil haline getiriyor. Yea oluyor YAHVE. Yani He is. O vardır.

Ya diğer tanrılar, onları da melek yapıyorlar iklim, ölüm, insanlara tanrılardan haber getiren, Mikail, Cebrail, Azrail, İsrafil, bunlar tanrılar üst kurulunun üyeleri.

Zaten isimlerinin sonundaki il eki onların önceden ilah olduğunu gösteriyor.

Diğer önemsizler ise, bildiğiniz melekler. Aradan 300 yıl geçince yeni din geliştiriliyor, Sümer dininin yaratılış hikayesi aynen alınarak tevratın ilk sayfası yapılıyor. Nuh da Sümer dininden alınma.

Sümer krallarının sırası ve ömürleri ile Tevrat'ta anılan ilk peygamberlerin sırası ve ömürleri aynı. Ancak Sümer krallarının adı değişerek Yahudi adı olmuş.

Tevrat M.S. 200 bazılarına göre 350 yıllarına kadar yazılıyor. Eski metinler ile hepsi bir araya getirilip Yahudi tarihi kitabı çıkıyor ortaya.


Kutsal topraklara dönüş tarihi (M.Ö. 1280-1250 yılları arası) ile Akhenaton’un hüküm sürdüğü tarihlere (M. Ö. 1355-1335 yılları arası) baktığımızda yalnızca 45 yıllık bir fark görürüz. Tarihler yaklaşıktır. Küçük tarihleri aldığımızda bulunan 45 yıl, bir insanın yaşayabileceği bir süredir. Ancak büyük tarihleri aldığımızda 95 yıl olur ki buradan –Firavun olduğunda en az yirmi yaşında yetişkin biri olduğunu da katarsak- Akheneton ile Musa’nın aynı kişiler olmadığını, buna karşılık Akhenaton’un dinini devam ettirmek isteyen bir Mısır prensi olma olasılığının güçlendiğini çıkarabiliriz. Çünkü tarih tam tek tanrı dininin Mısır’da dışlandığı döneme denk gelmektedir.


Tevrat’ta ve Kuran’da Firavun Akhenaton’dan, Mısır kayıtlarında ise Hz. Musa’dan, İbranilerden söz edilmemektedir.
Mısır’da olaylar yaşanırken taşlara kayıt yapıldığı, ama Tevrat’ın M.S. 200 yılına kadar (yani bin küsur yıl sonraya kadar) yazıldığı göz önüne alınmalıdır. Bu noktada işin içine insan faktörü girer ve tarih ilerlemiş bir dine hizmet edecek biçimde değiştirilmiş olabilir.


Zaten Firavun niçin kaçan Yahudilerin peşine takılsın ve denizde boğulsun?
Velev ki böyle bir olay oldu, çevre ülkeler ve Mısır'ın rakibi olan Yunanlılar bunu alay ederek yazmazlar mıydı?
Ne Mısır'ın ne de çevre ülkelerin tarih kayıtlarında Yahudileri kovalarken suda boğulup ölen Firavun hikayesi yok.

Mısır tarihini ve kayıtlarını inceleyen uzmanlar, İbrahim, Yusuf ve Musa'nın izine rastlamadılar.
Mısır tarihi, Yahudilerden de tek kelime ile bahsetmiyor. Ne oraya dışardan geldiklerini, ne de kitlesel halde kaçtıklarını anlatan tek bir satır yok.
Tevrat'a göre Yahudiler Mısır'da 430 yıl yaşamışlar. Mısır'da ne bir Yahudi mezarı, ne bir yazı veya bilgi-belge var.
İki olasılık var: Ya bu Yahudiler çok küçük önemsiz bir topluluktu ki onları yazmaya bile gerek duymadılar, veya bunlar Firavun Ai'nin Mısır'dan sürdüğü Mısırlılardı.

Kenan bölgesine yerleştikten sonra dilleri değişti.

Ayrıca, diyelim ki Yahudiler Mısır'a dışardan gelip 430 yıl sonra kaçtılar, firavun da ordusuyla onları kovaladı.
Kaçtıkları Kenan bölgesi de, yani Sina ve kuzeyi de firavunun toprakları. Oralara korkusuzca yerleşiyorlar. Nasıl oluyor?

Fransız araştırmacılar Mesud ve Roger Sabbah'a göre, Tevrat'ta "Yahudilerin Mısır'dan göçü" diye anlatılan olay, Firavun Ai'nin Ahet-Aton kentinde yaşayan ve Akhenaton'un kurduğu tek tanrılı dinden vazgeçmeyen Mısırlıların Filistin'e doğru sürülmesidir. Böylece tek tanrılı inanış Mısır'dan atıldı ve çok tanrılı Amon dinini tehdit eden bir şey kalmadı.


Musa'nın denizi yarması ve Yahudilerin geçmesinden sonra Firavun ordusu geçerken denizin kapanıp Firavun ve ordusunun boğulması hikayesi de, eski Mısır mitolojisindeki "Anadeniz'in Firavun tarafından ikiye ayrılması" hikayesinin Mısır'dan göç eden halka uyarlaması. Çünkü Mısır efsanesi, Yahudi göçünden çok daha eski.


Yahudiler veya kovulan Mısırlı Ahet-Aton halkı daha sonra sürgün gittikleri Babil'de öğrendikleri Tufan efsanesini de "Nuh Tufanı" adı altında değiştirerek Yahudi tarihi olarak yazdıkları Tevrat'a ekleyeceklerdi. (Bak: Gılgameş Destanı)


Eski Sümer krallarının efsanelerdeki yaşam sürelerini de kendi cedleri olarak uydurdukları ilk Yahudi peygamberlerine birebir uygulayacaklardı.


Yani başkalarının efsanelerini isimlerini değiştirerek kendi tarihleri olarak yazacaklardı. Aşırma uydurma bir tarih = Tevrat.

gur91
18-05-2015, 02:29
Sevgili Keepbelieverthough paylaştığın bu değerli bilgiler için teşekkürler.

Keepbelieverthough
18-05-2015, 12:43
Kuranda kadınlar için hiçbir kıyak yoktur. Her şey erkekler içindir. Nebe suresindeki tomurcuk gögüslü tufıl kızlada. Bir başka ayettede bu gençlerin ipekler giydiğinden bahsediyor.

Evet gelelim Adı zor arkadaşa Keepbelieverthough ye

Yazını ilgiyle okuduk. Çok ilginç olaylar var . İyi bir birikim yapmışsın. Yazın için teşekkür ederiz. Ama sık yaz ne olur, ilgiyle takip edeceğiz.


Alıntı:
gur91´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sevgili Keepbelieverthough paylaştığın bu değerli bilgiler için teşekkürler.


değerli araştırmayı seven doğruları Ve sadece gerçeklere, mantıksal doğruluğu olan bilgilere iman eden Sayın arkadaşlar .

gerçekleri arayan bir araştımacı olarak yazdıklarımın beğenilmesi beni mutlu eder
bendenizde siz değerli arkadaşlara Teşekkur ederim

nedemek tabii ki , değilmi ki ben bu siteden çok istifade ettim sizlere karşılık olarak bende sizlere edindiğim bilimsel gerçekleri anlatmaya çalışacağım :=)

bunlardan birtanesi 3 kutsal Kitapta geçen tek Tanrılı Dinlerin Resmi başlatıcısı Hz Musa idi

çok önemli bir konudur , bu Musa olgusunu çözersek bütün Semavi ,İbrahimi Dinlerin Menşeini Ve gerçeğinide çözmüş oluruz kanısındayım

takdir edersiniz ki bilimsel ilmi gerçekleri arayıp bir araya getirmek çok zaman alıyor işte zaten ben bunun için Sizlere imreniyorum fakat işlerimin yoğunluğu dolayısı ile bunu yapamıyorum
farkındaysanız çoğu zaman darlığından fazla kaynak mesnet göstermeden
burdaki yazılarımı Sonuç olarak kesin ifadelerle kısaca yazıyorum

fakat evet bu konu çok önemli Ve ben bu işe zaman ayırıp burda sizinle paylaşmaya çalışacağım Siz değerli arkadaşlar ile

Saygılar .

Felâsife
18-05-2015, 15:56
bunlardan birtanesi 3 kutsal Kitapta geçen tek Tanrılı Dinlerin Resmi başlatıcısı Hz Musa idi

çok önemli bir konudur , bu Musa olgusunu çözersek bütün Semavi ,İbrahimi Dinlerin Menşeini Ve gerçeğinide çözmüş oluruz kanısındayım.

Bilemiyorum anlatacağım şeyler ne kadar işinize yarar veya ne kadar meseleyi açıklar bilemem ama pek bilinmeyen şeyler olduğu için paylaşayım dedim.

Kuranda geçtiği şekliyle Firavn 'un ilahlık iddiasında bulunmuştur diye ballandıra ballandıra anlatılır, dolayısıyla o halkın da bu mezalimden kurtuluşu adeta kutsallaştırılır.
Oysa İbni Arabiden bildiğimiz kadarıyla o meşhur ;
فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَ
Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim."

Sözünü açıklarken Firavun bunu söylerken, bir ilahlık, Allahlık iddiasında bulunmadığını, sadece o halka ben sizin terbiye ediciniz, bakanınız, yer, yurt sağlayanınız değil miyim manasında söylediğini vurgular.
Öz Türkçe, ben size yer, yurt, aş vs. verdim, siz bana ihanet ettiniz tarzında o insanların vefasızlığından dem vuruyormuş firavun.
(Rab = terbiye edici, eğiten, eğitici, düzelten, islah eden vs. bir çok anlama geliyor)

Tabi hiç bir anlatıcı bunu böyle anlatmadığı için, Firavn kafadan kendini İLAH ilan eden, zalim biri olmuş oluyor, akabinde de böyle bir halkın isyanı da meşrulaşmış oluyor ki buna "Kutsal isyan" desek daha doğru olur.
Türkçe ifadeyle "kimse ayranım ekşi demez" hesabı, o halk tabiri caizse biti kanlandıkça, isyan ediyor, nankörlük ediyor.
Onlara iyilik eden, bakan gözeten birini bile bu meyanda SUÇLU göstermekten de hiç kaçınmıyorlar.

En garip olanıda Müslümanların bile bunu, Yahudilerin dediği gibi anlaması ki adeta onların çarpıtılmış bu hikayesine, onlarında ortak olmuş olmaları.
Firavn kendini ilah ilan etmiş! mazlum bir halkta bundan kaçmış!

Çok masumane bir hikaye ama iyi ki Arabiler gibiler varmış ki olayın hiçte masumane olmadığını, adeta çarpıtıldığını, zaten akabinde bile Musaya uymayan, dediklerini yapmayan bir halkın hikayesinden bunu anlıyoruz.

Bu hikayede en çok ŞOK geçiren kişi eminim ki Musa olmuştur, zira o halk için tüm rahatından, makam ve mevkiinden vaz geçmesi manidardır. Hatta manevide olsa babasıyla zıtlaşmıştır.
Hocanın fil hikayesinden bir farkı yok adeta, sen git Tanrı ile savaş biz burada bekleyenlerden olacağız demek bile seni bile dinlemeyiz demektir bu.
Neticede nankörlüğünden dolayı Firavn 'a isyan edin, Musa onlara ön ayak oldu diye onada İman etmez, etmemişler zaten.

Ama Musa da az değilmiş hani, Hızır ile olan meselelerini de gidip o halka anlatmıyor, lakin kurandan da anlıyoruz ki böyle bir meselede olmuş, zaten anlatsa o halk ona bu seferde hiç inanmayacaktı, neticede Hızır karşısında madara olmuş bir peygamber kavmi önünde inandırıcı olmazdı.
Gerçi anlatmaığıda yerindeymiş, zira Musa o meseleyi hiç anlamamış ki zaten, eğer anlasaydı zaten o kavmin önüne düşmemesi gerektiğini anlayacaktı ki bunada yapacak bir şey yok.

Özetle "sen beni kandırırsan bende seni kandırırm" demek gibi, Yahudiler birilerini kandırmış görünüyor lakin ama birileride onları fena kandırmış. :D
Bu işler böyle netekim, aldatan aldanır...

spartacus
18-05-2015, 18:04
İbrahimi dinlerin menşei, sadece Mısır değil ki..

Tevrat yazını sanırım M.Ö. 6. Yüzyılda başlanıyor, haliyle Musa etkisi fazlasıyla ekleniyor lakin İbrahim denilen dönemde etkin olan Hindistan menşeidir. Yerleşik olan ise Sümer.... Taşıma olan ise Mısır, Hindistan, İran'dır. Sümer etkisi ise yerleşiktir, İbrahimlerce taşınan(Hindistan Misyonerleri, misyonerlik faaliyetleri), yöreye yabancıdır ancak etkilidir. Aynı misyonerlik faaliyetleri Anadoluya da yapıldı, her misyonerlik faaliyetinin sonu, o coğrafyaya hakim olma siyasetiyle sonuçlanır, özünde amacı budur, yerleşmek veya sömürgeleştirmek... Hitit'ler de (yerleşik olanlar Hatti, misyonerlik yapanlar Hitit), diğerleri de Anadoluyu böyle teslim aldı... Hatta yakın tarihte Afrikanın sömürü kapısı dahi İncil ile misyonerlikle açıldı.. Bu halde belkide Musa dönemi Mısır'ın Fenike coğrafyasında misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuş olması da olasıdır. Kısaca Sümer, Hindistan, İran(örneğin Zerdüşt), Mısır etkin ve aslında coğrafya, Sümer etkisi kırıldıktan sonra çeşitli kültürlerin işgali altında kalmış.

Musa'nın hayat hikayesi başlangıç kısmı Sargon'un (http://tr.wikipedia.org/wiki/Büyük_Sargon)hayatıdır, Mısır kökenli değildir.
İbrahim'in hayat hikayesi htta bir çok önemli kısımı, Brahma'nın hayat hikayesidir, Hindistan merkezlidir.

Yahudilerin evvel yerleşik anlamda temelini Fenikeliler oluşturur ve onların tanrısının adı'da EL'dir ve M.Ö 2.000 lere kadar dayanır ve efsanelerde savaşan tanrılar açısından El taraftarlarının savaştıkları, Mısır değil genelde Babil tanrılarıdır...

Ramoses(Musa) konusunda ise sanırım geç dönemde, ama yazının da artık ciddi olarak kullanıldığı dönemlerde, efsanevi etkilenme yaşanmış.

Yine de İsraillilere göre Musa'nın sözde hayat hikayesi, Sümer-Babil dönemi etkisini gösterir, o hayatın bir bölümü ama en önemli başlangıcı Sargon'a aittir.

Bereket Kültü, Güneş Kültü, Kozmik inançlar vb harman olmuş, din bezirganları ne kullanabilir ise kullanmış, hem nalına, hem mıhına...

Vefik Sami
18-05-2015, 18:46
Kuranda geçtiği şekliyle Firavn 'un ilahlık iddiasında bulunmuştur diye ballandıra ballandıra anlatılır, dolayısıyla o halkın da bu mezalimden kurtuluşu adeta kutsallaştırılır.


Kur'andaki "Mûsâ" kıssası Tevrat'ta anlatılanlarla birebir örtüşmez. Tevrat'a göre de Firavun kendisini Rab/efendi görür de, Kur'anda anlatıldığı gibi Allah ile yarışa kalkmaz. Yahudiler mısırda köle olarak çalışmaktadır. Firavun'un aksilik etmesi, ucuz olan köle emeğinden vaz geçemeyişi nedeniyledir.

Hattâ Mısırlılara verilen belâların sayısı bile aynı değil.
Kur'an "dokuz musibet"ten söz ederken;
Tevrat'ta on belâ verildiği anlatılır.

Neva
18-05-2015, 20:40
Bilemiyorum anlatacağım şeyler ne kadar işinize yarar veya ne kadar meseleyi açıklar bilemem ama pek bilinmeyen şeyler olduğu için paylaşayım dedim.

Kuranda geçtiği şekliyle Firavn 'un ilahlık iddiasında bulunmuştur diye ballandıra ballandıra anlatılır, dolayısıyla o halkın da bu mezalimden kurtuluşu adeta kutsallaştırılır.
Oysa İbni Arabiden bildiğimiz kadarıyla o meşhur ;
فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَ
Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim."

Sözünü açıklarken Firavun bunu söylerken, bir ilahlık, Allahlık iddiasında bulunmadığını, sadece o halka ben sizin terbiye ediciniz, bakanınız, yer, yurt sağlayanınız değil miyim manasında söylediğini vurgular.
Öz Türkçe, ben size yer, yurt, aş vs. verdim, siz bana ihanet ettiniz tarzında o insanların vefasızlığından dem vuruyormuş firavun.
(Rab = terbiye edici, eğiten, eğitici, düzelten, islah eden vs. bir çok anlama geliyor)




Yalniz dikkat cekilmesi gereken nokta Ibn-i Arabi, bu yorumu hristiyan doktrini uzerinden yapar. Zira onceki dine iliskin Rab(God, Allah anlaminda yani) zaten tanrinin kendisidir. Yer, yurt sagladigi vs. dogru, ama belli bir doktrin uzerinden gittigi icin objektif degil.

Felâsife
18-05-2015, 21:46
Kur'andaki "Mûsâ" kıssası Tevrat'ta anlatılanlarla birebir örtüşmez. Tevrat'a göre de Firavun kendisini Rab/efendi görür de, Kur'anda anlatıldığı gibi Allah ile yarışa kalkmaz. Yahudiler mısırda köle olarak çalışmaktadır. Firavun'un aksilik etmesi, ucuz olan köle emeğinden vaz geçemeyişi nedeniyledir.

Hattâ Mısırlılara verilen belâların sayısı bile aynı değil.
Kur'an "dokuz musibet"ten söz ederken;
Tevrat'ta on belâ verildiği anlatılır.
İllaki örtüşmez, hatta iki taraf örtüşen yerler olsa bunu kabulde etmezler, ona bir şey demem ama olay dönüp dolaşıp Yahudilerin masumluğuna denk gelmiyor mu?
Neticede ortada ZALİM bir yönetici var ve bir halkta özgürlüğünü arıyor, temeli bu hikayenin.

Tabi bu bir tarafın hikayesi, Arabinin dediği ise olayın birazda Firavn tarafı, Firavn gözüyle bakmış olaya yani.
Hatta söylemlerini daha ileri götürür ve Firavn ve Musa arasında ki diyalogların basit diyaloglar olmadığını, ileri düzey bir diyalog olduğunu bahseder, neticede kendisi Arapçaya ileri düzeyde hakimdir, Firavnın cehennemlik olmadığını veya inkar üzere ölmediğini filanda söyler ki bu yüzden bu abimiz ŞEYHİ EKFER lakabını da almıştır.

Şeytan insanlar için neyse, bu abimizde düşünce dünyası için odur, düşünce dünyasının şeytanıdır kendisi, zira Keşf denilen olayla KEŞFEN bu meselelere hakimliğini, olayın zaten düşünerek, okuyarak olamayacağını savunan biri, değil DİN, düşünce dünyasına doğruda söylese TERS gelir, ama genede o doğru bildiklerini dos-doğru söylemesiyle meşhurdur.

Fusus'un başında kitapta bahsi geçen tüm kişilerle önce KEŞFEN görüştüğünü söyler, ama kitapta neredeyse hepsine bir kulp takar bu abimiz.

Yalniz dikkat cekilmesi gereken nokta Ibn-i Arabi, bu yorumu hristiyan doktrini uzerinden yapar. Zira onceki dine iliskin Rab(God, Allah anlaminda yani) zaten tanrinin kendisidir. Yer, yurt sagladigi vs. dogru, ama belli bir doktrin uzerinden gittigi icin objektif degil.
Zannetmem, Hristiyan doktirini niye kullansın ki adamın sonuçta kendine hâs bir bilgisi var ve bu bilgi orjinal bir bilgi iken, Hristiyanlık üzerinden gitseydi çok sırıtırdı bu.
Eskilerin deyimiyle Taşıma su ile değirmen dönmezdi.

Neva
18-05-2015, 23:07
İllaki örtüşmez, hatta iki taraf örtüşen yerler olsa bunu kabulde etmezler, ona bir şey demem ama olay dönüp dolaşıp Yahudilerin masumluğuna denk gelmiyor mu?
Neticede ortada ZALİM bir yönetici var ve bir halkta özgürlüğünü arıyor, temeli bu hikayenin.

Tabi bu bir tarafın hikayesi, Arabinin dediği ise olayın birazda Firavn tarafı, Firavn gözüyle bakmış olaya yani.
Hatta söylemlerini daha ileri götürür ve Firavn ve Musa arasında ki diyalogların basit diyaloglar olmadığını, ileri düzey bir diyalog olduğunu bahseder, neticede kendisi Arapçaya ileri düzeyde hakimdir, Firavnın cehennemlik olmadığını veya inkar üzere ölmediğini filanda söyler ki bu yüzden bu abimiz ŞEYHİ EKFER lakabını da almıştır.

Şeytan insanlar için neyse, bu abimizde düşünce dünyası için odur, düşünce dünyasının şeytanıdır kendisi, zira Keşf denilen olayla KEŞFEN bu meselelere hakimliğini, olayın zaten düşünerek, okuyarak olamayacağını savunan biri, değil DİN, düşünce dünyasına doğruda söylese TERS gelir, ama genede o doğru bildiklerini dos-doğru söylemesiyle meşhurdur.

Fusus'un başında kitapta bahsi geçen tüm kişilerle önce KEŞFEN görüştüğünü söyler, ama kitapta neredeyse hepsine bir kulp takar bu abimiz.


Zannetmem, Hristiyan doktirini niye kullansın ki adamın sonuçta kendine hâs bir bilgisi var ve bu bilgi orjinal bir bilgi iken, Hristiyanlık üzerinden gitseydi çok sırıtırdı bu.
Eskilerin deyimiyle Taşıma su ile değirmen dönmezdi.

Olay aslinda donup dolasip masumluk meselesine gelmiyor pek, tarihsel arastirmalar yapildiginda, zaten bircok spekulatif gerekce cikiyor ortaya sevgili Felasife.

Mesela Tanah'ta ciddi sekilde ele alinmis(o doneme iliskin ciddi diyebilecegimiz) topluluga/topluluklara iliskin salgin hastalik ve tedavi yontemleri pasajlari var. Pek cok arastirmada, o gunku cuzzamli gruplardan bahsediliyor. Kaldi ki gerek Incil'de(Isa'nin tedavileri), gerekse islam kaynaklarinda Muhammed'in tedavileri vs.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4798

Cok basit ornek olarak, zorla hadim(igdis) etmek bile baslibasina bir zulumdur insanliga iliskin. Hangi gerekce ile olursa olsun(iste nufus artisi vs.) Ki hadim edilmis insanlar yakin tarihe kadar biliniyor. Yanisira Firavun kelimesi sadece Misir firavunlarini tanimlamak icin kullanilmiyor, (belli bir kesim israrla ve politik sebeplerle, kokene iliskin sadece Misir'dan birseyler cikarabilmek icin ugrasiyor, oysa o donem(kitaplarda anlatilan) bir cok uygarlik, medeniyet vs. mevcut), aksine o donemdeki zorba krallar vs. de tanimlamak icin kullanilmakta.


Arabiye gelirsek, muhtemeldir, Musa donemin krallariyla vs. gorusme yapmis olabilir. Zaten firavunun cehennemlik olmasi/olmamasi hic onemli degil, zira bahsedilen inancta cehennem/cennet inanci(yani kiyamet kopacak, sonra dirilecegiz, cehenneme veya cennete atilacagiz vs.) veya bildik klasik sekilde seytan inanci yok ki, islam veya hristiyanlik misali.En basit ornek Tanah tanrisi zaten agac/ates kultuyle vurgulanmakta, asagi inip konusmakta, insanlara gorunmekte falan filan. Full aksiyon yani o derece.. :biggrin1:Cunku etkilendigi olcekler belli.

Ama iste Arabiye iliskin hristiyan doktrinini uzerinden yorumladigi acik ve siritiyor, cehennem kavrami, cennet/cehennemlik olusu veya olmayisi, en oncelikle de Rab kavrami.. Zira hristiyanlik ile musevilik arasindaki en belirgin fark Rab(tanri) inanci farkidir. Rabbi baska birseydir, uygulayicidir, ogreticidir vs. senin de ustte bahsettigin gibi.. Mesela bu yonuyle baktigimizda Muhammed de, Isa da vs. bir rabbi'dir, ama Rab degildir.

Yani Arapca'yi cok iyi bilmek yeterli olmuyor, bir de objektif durus onemli doktrinlere iliskin. Ki benim de elestirdigim son kisimdir zaten, objektif olmayisi. Kendisi belli bir doktrine tabi oldugundan illa ki kayacaktir, bu normal yani. Ha ama sunu da belirtmek gerekir, eger kendi doneminde bazi seyleri acik/aleni soylemis olsaydi, belki belli cevrelerce olum veya yakilma emri verilirdi ayri konu, bu baglamda kendisini anlariz elbette, neticede adam bu kadarini soylemis seytan ilan edilmis, bir de hepsini deseydi var dusun.

Keepbelieverthough
18-05-2015, 23:16
Turin kardeşim

Eski Mısır firavunları kendilerini hep tanrı olarak kabul ettirmişlerdir.
Kuranda öyle der zaten.


(Firavun) Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim." (Naziat Suresi, 24)

İsa iyi bir musevi iken rahiplerin , zangoçların baskısından halkı devamlı soymalarından kilise vergilerinden usandığını görünce rahiplere karşı ihtilal başlatmış biridir. Vergilerede karşı çıkınca roma askerleri tarafından çarmıha gerilmiştir. Anlatım budur.


Sn Alibey . Mısır fravnlarının bu Tanrılık söylemi esasen kadim Mısır dinine göre(Mısır geç zaman Osiris Ve daha sonraları erken zaman Amon -Ra Dini Ezoterik öğretisi ) onlara Verilen doğal bir ünvandı

bildiğiniz Üzre Kadim Mısır Dini Avam Sıradan Halk kitlelerine karşı Osiris,İsis,Set,Amon-ra vb.. Din panteonundan oluşan Ve bu Sembolik İlahların Putlarından oluşan Tapınma olarak uygulanıyordu

fakat Dinin Asıl içeriği Ezoterik İnsiyasyonundan oluşan Ritueller içeren Kamale erme Ekolu olarak sadece Seçkin kesime Hitap ederdi Mısır Kralı (fravn ) Ve Rahiplerden oluşan Azınlık olugarşik zümreye

yani mısır tarihini anlamak için Ezoterizmi de bilmek gerekiyor

zaten sadece Ve sadece bu kadim Ezoterik İnsiyasyonu bitiren insanlar Fravn olabiliyordu Yani şimdiki günümüz Ezoterik yapılanmalardaki insiyasyon sonucu olabilinen El Kamil İnsan yani Tanrı

dolayısı ile Musanın Fravnunun Tanrılık İddia etmesi Onun en doğal hakkı idi
Mısır halkı ona İnsiyasyon surecini tamamlamış yarı Tanrı Kral olarak bakıyorlardı

Mısır Ölüler kitabında Tanrı Thot olarak geçen Grekçe Hermes olan Şu meşhur İdris Peygamberin mottosunda söylediği gibi

İnsiyasyon surecini başarılı bir şekilde bitiren İnsanlar için


Yukardakiler Aşağıdakiler gibidir
İnsanlar Ölümlü Tanrılardır öldüklerinde Ölümsüz Tanrılar olurlar.

yani şimdi daha iyi anlıyoruz Şeyhul Ekber İbnul Arabinin Fravn`ı Haklı buluşunu


böylelikle Sn Felâsifeye de Cevap vermiş oldum sanırım ;=)


İbrahimi dinlerin menşei, sadece Mısır değil ki..

Tevrat yazını sanırım M.Ö. 6. Yüzyılda başlanıyor, haliyle Musa etkisi fazlasıyla ekleniyor lakin İbrahim denilen dönemde etkin olan Hindistan menşeidir. Yerleşik olan ise Sümer.... Taşıma olan ise Mısır, Hindistan, İran'dır. Sümer etkisi ise yerleşiktir, İbrahimlerce taşınan(Hindistan Misyonerleri, misyonerlik faaliyetleri), yöreye yabancıdır ancak etkilidir. Aynı misyonerlik faaliyetleri Anadoluya da yapıldı, her misyonerlik faaliyetinin sonu, o coğrafyaya hakim olma siyasetiyle sonuçlanır, özünde amacı budur, yerleşmek veya sömürgeleştirmek... Hitit'ler de (yerleşik olanlar Hatti, misyonerlik yapanlar Hitit), diğerleri de Anadoluyu böyle teslim aldı... Hatta yakın tarihte Afrikanın sömürü kapısı dahi İncil ile misyonerlikle açıldı.. Bu halde belkide Musa dönemi Mısır'ın Fenike coğrafyasında misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuş olması da olasıdır. Kısaca Sümer, Hindistan, İran(örneğin Zerdüşt), Mısır etkin ve aslında coğrafya, Sümer etkisi kırıldıktan sonra çeşitli kültürlerin işgali altında kalmış.


Sn spartacus . evet sadece Mısır dininden araklama değil ,söylediğiniz gibi kadim Mezopatamya Sumer ,Babil Dinlerinden de alıntılar mevcuttur Yahudi Dininde Ve Tevratta.

zaten beni İsrail halkının içindeki ayrışmalar bu noktada oluyor

bir kısmı kadim Mısır dini Musa akımı Tanrı Hoşnuttur Aton Hoşnuttur Merhametli AkheAton ,Adonis, Elohim takipçileri birtarafta ise Mezopatamya Tanrı BaaEl Savaş isteyen Yahwev takipçileri


Hz. Musa’nın on emri, Şabat gününe saygı duyulması bölümü hariç, Akhenaton’un inşa ettiği başkentteki duvar yazılarında da yer alan, Ölüler Kitabı’ndan alınmadır. Yani elbette, dağda taşların üzerine de yazılmış olabilir, ama daha önce bu kurallar Mısır dininde ve Akhenaton’un yeni dininde aynen mevcuttur. Tıpkı, sünnetin, domuz yememenin, putlara tapmamanın olduğu gibi…

Hz. Musa Aton-Adonai adlı tanrısını, geldiği yerde bulduğu uzak akrabalarının ve yerel halkın şiddet dolu yanardağ tanrısı olan Yehova’yla birleştirir. Burada ilginç bir not da Hz. Musa’nın konuşamaması meselesidir. Musa Mısır’da büyümüş bir Mısırlı olarak elbette yerel dilde konuşamaz, ve Harun onun tercümanıdır. Kurulan yeni dindeki rahipler, daha sonra çok tartışılan bir şekilde sadece Mısır’dan gelen ailelere bırakılmıştır. Yerel halk rahip olamamıştır, çünkü gerçek bilgi ve sır aslında dinin kökeninin Mısır’da olduğu ve Akhenaton’u saklamaktadır. Ve din ikiye ayrılmıştır. Dışarıdakiler için sert, Yehova ağırlıklı din, Mısır’dan gelen içerdekiler için yumuşak, Adonai ve Elohim ağırlıklı din, yani Kabala Ezoterik mistisismi şuanki temsilcisi Masonlar oluyor


Fakat Yahudiler, o zamanki konjonktür ve kurallar nedeniyle, başlangıçta daha sert olan Yehova kavramını seçmişler, sürgünde yazılan ve milliyetçi duyguları canlandırmayı amaçlayan Eski Ahit bu yüzden savaş ve kanla dolmuştur. Yine de içerideki yumuşak, sevgi dolu tanrı fikri ve bu tanrıya sadece arınarak, nefis terbiyesi ve sevgi yoluyla ulaşılabileceği bilgisi korunmuştur.

Davut krallığını sağlamlaştırdığında, yine tek tanrı fikrini güçlendirmek istemiştir. Oğlu Süleyman’a vasiyet ettiği tapınak tek tanrının zaferi için inşa edilen ilk tapınaktır. Yani ilk tapınak Kabe’dir, sonraki tapınak Büyük Aton tapınağıdır. Ama tek Tanrı’nın şanını yüceltmek için yani “Glory of God” için inşa edilen ilk mabet Hz. Süleyman’ın Mabedidir.

Bu mabet hiçbir şekilde ne dönemin ne de coğrafyanın mimarisine uymaz. Tamamen eski Mısır üslubunda, eski Mısır sembolleriyle dolu, eski Mısır anlayışında bir yapıdır. Ve Büyük Aton Mabedinin neredeyse kopyasıdır. Mimarının Sur’dan geldiği iddia edilse de, aslında kendi ülkesinde de büyük bir mimarlık üslubu olmadığını bildiğimiz Sur Kralı’nın, bu mimarı Mısır’dan getirdiği iddia edilir. Mabedin inşası sırasında altınları sağlayan Saba Melikesi Belkıs da bize, mabedin Saabilik inancına da uygun olduğunu gösterir.


Tek tanrı inancının bozulduğunu gören bir grup Musevi, ayrı bir tarikat kurmuştur. Elbette bu amaçla bir çok tarikat kurulmuştur, ama bu tarikat bizim için daha önemli. Esseniler denen bu tarikat, tanrının iyi ve güzel yanlarını ortaya çıkarmıştır diyebiliriz
Esseniler dindar Yahudiler olarak, bozulduğunu düşündükleri dinin yerine, kavramlarda çok daha yumuşak yeni bir anlayış kurmuşlardı. Bu gizemli grubun inancının Hint öğretilerinden de etkilendiği, ama aslında eski Mısır’ın temel ahlak yasası olan Maat inancına uygun, yani hakikate göre yaşama prensibinde oldukları bilinir

Esseniler’in bir takipçisi olan Hz. İsa ortaya çıktığında mesajı yine budur. Ahlak ve sevgi. Yüce Yaratan’ın bilgi ve sevgisini anlatır ve insanlara sadece seven, müşfik bir Tanrıdan bahseder. Bu tek tanrıyı mutlu etmek için Maat yasasına göre yaşamak yeterlidir. Aslında beklenen Mesih olduğunu iddia ettiği ve Yahudi Kralı olmak istediği bilinmektedir.

Esseniler biraz da bu yüzden, İsa’nın gizli öğretiyi halka açmasından çok memnun olmazlar. Ve yeraltına çekilirler. İsa bilinen şekilde mesajlarını verip, Tanrı’nın yanına gittikten sonra, takipçileri de Esseniler gibi sessizleşirlerse de, Saul ya da bilinen adıyla Paul isimli bir Yahudi, aslında İsa’yla hiç karşılaşmamış olmasına rağmen havari kabul edilen bir “aziz”, İsa’nın mesajlarını ters yüz ederek yeni bir din kurar.

Buradaki Tanrı yine kızgın da olabilmekte, cehennem ve şeytan gibi kavramlar devreye girmekte, insanlar tanrı sevgisi yerine tanrı korkusuna yönlendirilmektedir.


Din sonraları sertleşiyor

Yahudiler, o zamanki şartlar ve kurallar nedeniyle, başlangıçta daha sert olan Yehova kavramını seçmişler, sürgünde yazılan ve milliyetçi duyguları canlandırmayı amaçlayan Eski Ahit bu yüzden savaş ve kanla dolmuştur. Eski Mısır bilgisi ve Sümer efsaneleriyle süslenen inanç modeli başlangıçtaki din modelini değiştirmiştir. Yine de içerideki kapalı grup tarafından, yumuşak, sevgi dolu Tanrı fikri ve bu Tanrıya sadece arınarak, nefis terbiyesi ve sevgi yoluyla ulaşılabileceği bilgisi korunmuştur.

daha sonra tek Tanrı inancının bozulduğunu gören bir grup Musevi, ayrı bir tarikat kurmuştur. elbettee bu amaçla bir çok tarikat kurulmuştur, ama bu tarikat bizim için daha önemli. Esseniler denen bu tarikat, Tanrının iyi ve güzel yanlarını ortaya çıkarmıştır. Essseniler dindar Yahudiler olarak, bozulduğunu düşündükleri dinin yerine, kavramlarda çok daha yumuşak, ama uygulamada katı yeni bir anlayış kurmuşlardı. Bu gizemli grubun inancının Hint öğretilerinden de etkilendiği, ama aslında eski Mısır'ın temel ahlak yasası olan Maat inancına uygun, yani hakikate göre yaşama prensibinde oldukları bilinmektedir.

Hulasa bu Hz Musa çok akıllı Ve Mısır Ezoterik dininden İnsiye olmuş bir Majisyen eski bir Akhenaton takipcisi genç bir Prens Aton Rahibi olduğu ortaya çıkıyor

Devam edeceğim Saygılar .

Neva
19-05-2015, 00:54
Devam edeceğim Saygılar .

Sayin Keepbelieverthough;

Girdiginiz bilgiler sahsiniza mi ait, yoksa asagidaki calismadan mi alinti veya size aitse de, kaynak vs. belirtirseniz iyi olur.

http://www.derki.com/ezoterik/akhenatonla-ezber-bozmak

Felâsife
19-05-2015, 01:54
Olay aslinda donup dolasip masumluk meselesine gelmiyor pek, tarihsel arastirmalar yapildiginda, zaten bircok spekulatif gerekce cikiyor ortaya sevgili Felasife.
Doğrudur sevgili neva, sonuçta ortada ki bilgiler çoğuda din kaynaklı olunca, tek bir bakış açısı veriyor, bu da bir topluluğun haklı davası oluyor gibi ama birde diğer tarafı da dinleseydik, bir yargıya daha kolay varabilirdik lakin @Keepbelieverthough dediği gibi Firavn kimdir, nedir, in midir, cin midir muallakta kalmış, adeta böyle biri hiç yaşamamış.

Neyse teknoloji ilerleyipte zaman yolculuğu filan olursa, bu mesele anca o zaman aydınlanır, neticede kim olduğu bilinmeyen biri var ortada, o zamana kadarsa semavi dinler, Firavn'lara lanet etmeyi sürdürürler dururlar.


Arabiye gelirsek, muhtemeldir, Musa donemin krallariyla vs. gorusme yapmis olabilir.
Hehe adam Şamanik biri, sufilik onun örtüsü hiç belli olmaz :D


Ama iste Arabiye iliskin hristiyan doktrinini uzerinden yorumladigi acik ve siritiyor,
..
Ki benim de elestirdigim son kisimdir zaten, objektif olmayisi. Kendisi belli bir doktrine tabi oldugundan illa ki kayacaktir, bu normal yani.
Yani tabi olduğu bir yol elbette var ama bunun Hristiyanlık ile örtüşmesini genede çok bağdaştıramadım, "Hâtem-i evliyanın Hatem-i enbiyâ"dan üstün olduğunu söyleyen biri yeri geldi miydi o peygamberleri de eleştirir ki Arabinin yaptığı TAMDA budur.

Fusustan aklıma gelenler, İdris 'in nefsini tamamen yok etmesini eleştirir, eksiklik olarak görür.
İbrahim 'i rüya meselesinde adeta ders verir gibi söylemler eder, direk hata etmiştir der.
Nuh 'u da kavmine yanlış yaklaşımında dolayı gene eleştirir,
Musa 'yı da hakeza eleştirir, özelliklede Hızır meselesini hiç anlamadığı için, Hızır ona iç dünyasını göstermiştir adeta o olaylarla der.
Yusuf 'u da gene rüyalar meselesin doğru tabir ettiği halde, eleştirir.
Muhammed direk eleştirmez ama aldığı hadis anlayana çok şeyler söyler.

Hristiyanlık bu konularda ne tür bir yol izler bilemem ama Arabi bu konularda herkesin bildiği yoldan gitmez, en azından ezber yapmaz.
İsa meselesini hatırlamıyorum ama onada ileride bakayım artık.

Ha ama sunu da belirtmek gerekir, eger kendi doneminde bazi seyleri acik/aleni soylemis olsaydi, belki belli cevrelerce olum veya yakilma emri verilirdi ayri konu, bu baglamda kendisini anlariz elbette, neticede adam bu kadarini soylemis seytan ilan edilmis, bir de hepsini deseydi var dusun.
Zaten verilmişte, Anadolu'ya kadar gelmesinin ardında bile o tip sebepler var o mesele değilde ama bu abimiz aslında bir Ekolun babasıdır, AKIL dediğimiz şeyin ne kadar geliştirilse geliştirilsin, gerçeği anlamada sıınırları olacağını savunur ve bu düşünce kendine anca tasavvufi alemde yer bulur.
İslamda da yer bulmaz bu düşünce, zira bize aklımız yeter diye bir anlayış, daha peygamber ölmeden hayata geçmiştir. Bu anlayış bu günde din çevrelerinde sapa sağlam yerinde durmaktadır.

turin
19-05-2015, 02:13
Firavun ne maksatla söylemiştir bilmem ama Rab ile İlah arasındaki fark biraz gurcalayan için ortadadır.. Kuran merkezinde firavunun Rab ile ne kastettiği ise ibrahim ile nemrut kıssasından anlaşılmaktadır..
Lakin yazılanlardan sonra; Anekhatonun peygamber olduğunu iyiden iyiye düşünmeye başladım!!

Felâsife
19-05-2015, 02:22
Mesela
"Enel Hakk" ben Allahım demek değil ki?
Ben hakkım demek, yani gerçeğim demek.
Ama gelin görün ki birileri İMANINI sağlamlaştırmak ve kan dökmek güdüsü KUTSALLAŞTIRMAK adına, böyle bir sözü bile, anlamını değiştirerek, bakın bakın Allahım dedi diye reklam eder.
Amaç Allahım diyen birini yaratmak veya bu fırsatı kaçırmamak ve onu kurban etmek.

Bu açıdan RABB ta Allah demek olmayacağına göre, Firavn da birilerinin İMAN kurbanı olmuştur...

turin
19-05-2015, 02:27
Mesela
"Enel Hakk" ben Allahım demek değil ki?
Ben hakkım demek, yani gerçeğim demek.
Ama gelin görün ki birileri İMANINI sağlamlaştırmak ve kan dökmek güdüsü KUTSALLAŞTIRMAK adına, böyle bir sözü bile, anlamını değiştirerek, bakın bakın Allahım dedi diye reklam eder.
Amaç Allahım diyen birini yaratmak veya bu fırsatı kaçırmamak ve onu kurban etmek.

Bu açıdan RABB ta Allah demek olmayacağına göre, Firavn da birilerinin İMAN kurbanı olmuştur...

Peki nedir gerçeği "enel hakk" diyen kişinin?

Ben Allahım demiyor tabiiki ama neye işaret ediyor?

Birlemek; yansıması, kötü bir kopyası olduğunu unutmak-koptuğu parçanın kendisi olduğunu iddia etmek değil midir??

Çok da masum değil enel hakk, hakksızmıyım!!

spartacus
19-05-2015, 02:31
Sevgili Keepbelieverthough

Akhenaton dönemi adına, bazı şeyler, tersinden benzetimler ve abartı olmasın?

Şahitlik lafzı İslam'a ait değil, Güneş, Bereket Kültüne ait ve o zamanlar gerçekten de şahit olunurdu(yani işkembeden şahitlik, yalancılık yoktu)... örneğin Güneş ise Güneş altında, Güneş işaret edilir ve Güneş, Mars vs adına şahitlik edilirdi vb... Birde Akhenaton hakkında arkeolojik Mısır kaynakları ne diyor? Şimdilik bu kadar :)

Felâsife
19-05-2015, 02:42
Peki nedir gerçeği "enel hakk" diyen kişinin?
Gerçeği cahillik bunun başka birşey değil, anlayacağın acemilik, olmadan ortaya çıkarsan olacağı budura örnektir bir nevi... lakin halkın yaptığıda başka bir cahilliktir.

Bu arada Sn. Keepbelieverthough 'ta a teşekkür edeyim, verdiği cevabı aldım :)

spartacus
19-05-2015, 02:44
Rab demek Efendi demek ve Firavun tüm kölelerin(Köleci sistem gereği), biat edenlerin Rab'bidir... Lamı cimi yok. Yine aynı kökenden olan Hitit'ler de, her kral eni sonu Tanrı'dır da, Mısır içinde farklı değil, krallar-firavunlar zaten tanrının oğullarıdır... İlah ise her kral ilahtır da. Zira hüküm tahtında oturur, bu da O'nu ilah yapar... İslam coğrafyasında neden El-İlah denir, hükmün sahibi olan tanrı El-İlahtır, panteonun başıdır...

Örneğin Beytel ne demektir? Beyt ev diyelim peki burada tanrı nerede? O'da EL'dir işte, sonra ise El-ilah ile işaret edilir(islam'da) olur Beytullah. Zira inançlarına göre tanrıların başı EL'dir, taht üzerind eoturan O'dur, bu O'nu otomatikman ilah ve Rab'de yapar olur El-İlah. Yani işin özü, eski Sümer'in Enlil'i, Fenikelilerde EL isminde, Yunan'da Zeus, Hitit'de Teşup veya Taru...

İslam sonrası ise gerçek olan Allah'tır, Rab Allah'tır vb denir... Enel-Hak ise özünde hulul yani, gerçek olan hak ise, o halde hak bendedir, bir parçasıyım kökünden beslenir...
Ve bu felsefenin kökeni de İslam değildir, İslam'da felsefik hiç bir derinlik bulunmaz, oradan, buradan girenler de özünde kültüreldir, felsefiktir ve farklı coğrafyaların izini taşır. Örneğin Enel-Hak, yine Uzakdoğu veya Hindistan'ı işaret eder... Uzakdoğu felsefesidir(O dönemlerin materyalist-naturalist anlayışı)..

İşin özü bu kelimelerin kullanımı, bildiğimiz gündelik dilde kullanımdır, Tanrı için
O efendidir
O ilahtır(hükmedendir, işini bilendir, hükmün sahibidir)
O gerçektir vs...

İfadelerinden başka bir şey değildir. Günümüzde, insanlar içinde kullanmıyor muyuz? Ama din işin içine girerse her türlü inanç, ritüel, düşünce vb içi boşalır, şeyh uçmaz mürid uçurur tarzında, kelimeler dahi kutsallaştırılır, işin merkezinde siyaset vardır ve kült, tabu sonu kelimelerde sembolleştirilir(içi boş biçime döner), olan da bundan başkası değil...

turin
19-05-2015, 11:23
Gerçeği cahillik bunun başka birşey değil, anlayacağın acemilik, olmadan ortaya çıkarsan olacağı budura örnektir bir nevi... lakin halkın yaptığıda başka bir cahilliktir.


Eyvallah :)

spartacus
19-05-2015, 11:29
Gerçeği cahillik bunun başka birşey değil, anlayacağın acemilik, olmadan ortaya çıkarsan olacağı budura örnektir bir nevi... lakin halkın yaptığıda başka bir cahilliktir.

Bu arada Sn. Keepbelieverthough 'ta a teşekkür edeyim, verdiği cevabı aldım :)
Sevgili Felasife acemilik değil, tam tersi, aslında gerçek ile ve bu gerçeklik nesnel-fizik çerçevesinde doruk noktasına ulaşılmışlık, hasılı Alah'la bir olmak, onda eriyip, o olmak, işin özü ölsende, kalsan da eni sonu her şeyin madden ve gerçek(hak) olan bu ise, o halde siz hakdan bir parça değil misiniz? Evrenin parçalarından birisi değil misiniz? Evren ile bir olmak, bütünleşmek, bunu idrak edip, kavrayabilmek acemilik olabilir mi :)

Katledenlere gelince, sürekli derim, islam'da ve ortadoğu dinlerinde(Hristiyanlık biraz da olsa Roma etkisiyle ayrışır) derinlik, felsefe, anlam aramak nafiledir. Bu dinlerin özü, yap, et, yapma, etme, git, gel üzerine kurulu ve/veya ceza/öödül sistemine oturtulmuş gerçekten zerre yoğunluğu olmayan basit dinlerdir...

Haliyle düşünüyorsanız bu eyleminiz dahi bu dinlere göre sorundur, düşünmeyeceksiniz akledecek(!) ve size ne buyrulmuş ise yapacaksınız bu kadar basittir. Düşünürsenizde, zinhar sorgulama temelli olmayacak, e sorgu yoksa düşünnmenin anlamı ne? Düşünce dedikeride ezberletilen şeylerin papağan gibi tekrarıdır, kim ki ezberletilene 3-5 daha katar, abuk subuk safsata örneklerini mantık diye dizer, iyi bir papağan olur kendisini alim ilan eder, ilimleride budur... Böyle bir toplumun ulaşacağı doruk ise birilerinin uyanıklığı ve maddi/manevi çıkarlar doruğu, ötekilerinin cahilliği oluyor işte...

Ve Hallac-ı Mansur gibiler, özünde dinlere vb zarar verdiği için değil, uyanıkların çarkına çomak soktuğu için yok ediliyorlar. Aynen geçenlerde Afganistan'da olan, öğretmen kızcağızın başına gelenler gibi. Çünkü O, mollanın muska vb yazıp para kazandığı çıkar ilişkisine çomak sokmuş, çıkarına dokunmuş oldu ve bir yalanla yakıldı, kafası taşlarla ezildi, karnı tekmelerle düzlendi! Din bunun neresinde? İşte bu eylemi gerçekleştirme faslında ve mollaya ördüğü zırhta ve ötekilerinin cehaleti, mollanın kazandığı paralarda....

Felâsife
19-05-2015, 12:47
Sevgili Felasife acemilik değil, tam tersi, aslında gerçek ile ve bu gerçeklik nesnel-fizik çerçevesinde doruk noktasına ulaşılmışlık, hasılı Alah'la bir olmak, onda eriyip, o olmak, işin özü ölsende, kalsan da eni sonu her şeyin madden ve gerçek(hak) olan bu ise, o halde siz hakdan bir parça değil misiniz? Evrenin parçalarından birisi değil misiniz? Evren ile bir olmak, bütünleşmek, bunu idrak edip, kavrayabilmek acemilik olabilir mi :)
Sevgili spartacus
Böyle düşünülünce acemilik olmaz tabi, ama neticede Vahdeti vücutu da bu anlamda kullanıyorlar, lakin gel gelelim tasavvuf sadece bu mudur, amacı bu mudur? diye bilmez pek kimse, tasavvufun "Doruk noktası" başıdır, yani daire gibi, daire tamamlandıkça son baş olur ki kişi ilk başladığı noktaya gelir.
Artık bu aşamada Tasavvuf bile biter.

Birde, mesela insanlar hiç bilmez, bu işler, kendi içinde Keşf ve İspat denilen bir yapı ile ilerler, yani siz bir şey yaşasanızda bunun birde ispatı olmalıdır, ispatsız keşfin sonu böyle acemiliklerdir, ötesi değil.
Zaten gerek Keşf gerek haller bu camiada öyle çok muteberde değildir, sebebiyse insanı bir şey oldum ZANNETTİRMESİDİR.
Firavn 'ın ben ilahım demesiyle, Hallacın ben Hakkım demesi arasından fark yoktur.
İkiside BEN demişse, BEN i onere etmişse, gerisi zaten boştur tasavvuf için.

Özetle BEN demesi bile sufi nazarda yanlıştır, BEN sahibi olan zaten olmamış demektir ki acemilik dediğim şey sadece HAK demesine değil, aynı zamanda BEN demesini de içerir.

Ama tabi reklamın iyisi kötüsü olmaz deselerde, bu abimizin böyle söylemesi tasavvufun hayrına hiç bir zaman olmamıştır, kötü reklam kötü sonuçlar doğurmuştur vesselam.

Katledenlere gelince, sürekli derim, islam'da ve ortadoğu dinlerinde(Hristiyanlık biraz da olsa Roma etkisiyle ayrışır) derinlik, felsefe, anlam aramak nafiledir.
Aynen, derinlik sıfır.

Haliyle düşünüyorsanız bu eyleminiz dahi bu dinlere göre sorundur, düşünmeyeceksiniz akledecek(!) ve size ne buyrulmuş ise yapacaksınız bu kadar basittir. Düşünürsenizde, zinhar sorgulama temelli olmayacak, e sorgu yoksa düşünnmenin anlamı ne?
Bir şiirimde sırf buna nispeten demiştim.

Kalem tutulup kağıt yazılacak, hayalde rakamlar tutulacak.
Kitaplar sayesinde hayalin temeline sâf hayaller katılacak.
Bilgi diye, genç dimağa zoraki bilgi dayatması dayatılacak.
Düşünüleni düşünen düşünür olacaksın, isyana zaman yok!


Ve Hallac-ı Mansur gibiler, özünde dinlere vb zarar verdiği için değil, uyanıkların çarkına çomak soktuğu için yok ediliyorlar. Aynen geçenlerde Afganistan'da olan, öğretmen kızcağızın başına gelenler gibi. Çünkü O, mollanın muska vb yazıp para kazandığı çıkar ilişkisine çomak sokmuş, çıkarına dokunmuş oldu ve bir yalanla yakıldı, kafası taşlarla ezildi, karnı tekmelerle düzlendi! Din bunun neresinde? İşte bu eylemi gerçekleştirme faslında ve mollaya ördüğü zırhta ve ötekilerinin cehaleti, mollanın kazandığı paralarda....
Birileri halkı kandırıp, soyarken, istismar ederken bu Allahlık iddiası olmaz, ama biri Enel Hakk dedi diye, hemen katline ferman olunur.

Bu gibi meseleler yüzünden hep, birileri birilerini kötülüyorsa, o kötülük onda da vardır diye düşünürüm.
Yargıladığınsındır, suçladığınsındır gibi.

spartacus
19-05-2015, 13:38
Firavn 'ın ben ilahım demesiyle, Hallacın ben Hakkım demesi arasından fark yoktur.
Sevgili Felasife çok büyük bir fark vardır. Fravun gerçekten ilahtır, ilah demek, yöneten, hükmeden, tahtın sahibi demek, başına da tacı bu yüzden geçirirler ve o tac bile kutsaldır.

Enel-hak ise felsefi bir zemindir, kişisel, bireysel değil. Ve oradaki "ben" ise kişi, şahıs beni değildir :)

Yine o anlayışta Allah, hak denilen her şeyin birliğidir, bu birlikte sayısal birlik değildir, birliktelik, bileşim şeklindedir. Allah'ın birliği de budur... Bakma Allah demişler evveliyatı daha kadimdir, Emeviler'in siyasi çerçeveyi zerre aşmayan islamı ise dünkü çocuktur.


İkiside BEN demişse, BEN i onere etmişse, gerisi zaten boştur tasavvuf için.
İşte ikside BEN demiyor, birisi ben dyor diğeri demiyor, yani birisi teklik anlamındadır, diğeri ise yediğin ekmekteki gibi bir parça anlamıyladır :)

Özetle BEN demesi bile sufi nazarda yanlıştır, BEN sahibi olan zaten olmamış demektir ki acemilik dediğim şey sadece HAK demesine değil, aynı zamanda BEN demesini de içerir.
Sufiler o dereceye gelmediler ki, aradaki temel fark sufilerin idealizme olan yakınlaşması sapması, diğerindeki fark ise materyalizme(naturalizme) yaklaşmasıdır :)

O köken zamanla dine de yansıdı ve filozoflar, sufilerle kıyas bile edilemez, birisi bildiğini, kavradığını açıkca atlatmak için çalışır, öteki ise sır perdeleri arasında basamaklar inşaa eder, sonu döner, dolaşır ister kabul e t, ister etme teslimiyete varır, diğeri ise teslimiyete değil, kendini hiçe saymaya değil, tamda her bir şey gibi bir parçayım noktasına ulaşır, yani Sufi değil, bu kişileri filozof olarak değerlendirmek durumundasın. Ve materyalist-naturelist filozoflar bütüne zarar veren parçaya, parçaya zarar veren bütüne zarar verir noktasından kelleyi koltuğa alıverirler... :) Bak alıntı yapayım.
Vahded-i Vücudcular denilen kişiler aslında filozoftur, ama çağ kelle koltukta çağıdır, daha önce çok tekrar etmiimdir ezop dili kullanırlar, ben söylememiş olayım ama siz anlayın tarzıdır...
Aşağıda tüm tırnak içi ve eğik yazılar oda iktidarların gazabıyla idam edilmiş, ve idam öncesi "Benziniz neden sarı" sorusuna, "güneş batarken sararır" diyen Bedreddin'e, Varidat eserine ait. BEN meselesi
"Bir kişi, "Ben Allah’ım" derse, mutlaka doğrudur; çünkü varlık koşulsuz olarak Hakk diye adlandırılır"
Bakın hak denilen ne? Varlık :)
"Gö‐rünüş bakımından her nesneye Allah’tan ayrıdır denebilir, çünkü şekil bakımından bütün ondan çıkmıştır"
"Gerçeğin dışında bir varlık söz konusu olamaz."
"Ulu Tanrı bütünde, bütün de onda ortaya çıkar."

yani her bir şeyin birliğidir Tanrı, özünde böyle, ve bu Uzakdoğu felsefesininde temelidir, tanrı densin denmesin, görmez, duymaz, işitmez, buyurmaz da denir zira kendine ait bir iradesi bulunmaz çünkü denir o tüm her şeyin toplamı, birliğinde anlam kazanır :)

Enel-Hakk ve tanrı beni ademdedir ifadeleri öz üzerinedir.

"Öz bakidir; değişmez ve ortaya çıkması için bir şekle ihtiyacı vardır. "

Bunun benzerini de Tao'da görürsünüz, o buna YOL(tao) der...

"Varlığın yok olması mümkün değildir ve yokluğun da var olması mümkün olamaz, ikisi de birbirinden vazgeçemez"

"Gerçek var olma ve yok olmadan önce gelmektedir."
Bunu bende kullanırım sık, sık, bir olayı, olguyu kavrarken olguda neyin gerçek olduğu kısımı artık bilgi kısımıdır, gerçek bundan önce gelir diye. Dünyanın küresellği gerçektir lakin çapını bilmiyoruz ki gerçeğin ne olduğunu bilelim önermeleri SAFSATADIR :) çünkü gerçek önce gelmekte, ikincisi ise gerçekliğin tartışma alanı değil, dünyanın şekli hakkında bilgi düzlemidir. Bunca internet ortamı kirliliğinde bu tür safsatalara bel bağlayan zancılarla haşr neşirlik bakımından, bu ifade size hiç yabancı gelmemiştir sanırım ve ortada olan zancının kendini kandırmasıdır.

"Aynı şe‐kilde bütün âlemler, kâinat "özden" meyda‐na gelmektedir ve asıl da bütünden gerçek‐leşmektedir. Bütün kâinat bir zerrede vardır ve buradan imân sahibi kişiler gizli sırrı an‐larlar."

Anlaşılır sanırım...

"Huriler, köşkler, ırmaklar, ağaçlar, meyvalar ve benzerlerinin tümü, hayal âleminde gerçekleşir, duyu âleminde gerçekleşmez; bunu anla! "

Peki biz bu gün farklı mı söylüyoruz?

"Birbirile‐riyle ters düşseler bile, Allah bütün nesne‐lerde vardır."

"Melekler ise melekût alemindendir. Görülmeleri ancak
varlık içinde olabilir; zîrâ melekût varlığın batınındadır. Öyle ki, iyiliğe yol açanlara melekler, kötülüğe yol açanlara ise, şeytan‐lar ve iblisler denir."

"Allah istediğini yapar ve dilediğini hükmeder" sözleri, bir şey için ne dilerse, onu yapar anlamına gelmez. "

"Allah’ın isteği ve dileği, o nesnenin is‐ti’dadı doğrultusundadır. İsti’dâdında bu‐lunmayanı istemez ve dilek isti’dada bağlı‐dır. ... Allah istediğinden başka bir şey yapmaz ve istediği de isti’dâdın dışı‐na çıkmaz."

"Câhiliye döneminde insanlar görülen putlara tapıyorlardı. Bu çağda ise kuruntuya dayalı putlara tapıyorlar."

"Allah adı, bütün işlerin kendinden çıktığı ve bütün olgunluklarla nitelendiği için yüce varlığa verilmiştir."

Neyse, işin temelinde ise daha farklı anlatımlar yatar, ama hem dönemi hemde baskısı altına girdiği İslam dönemi gereği Bedreddin'de hem kendinden, hem de ezop dili durumundan dolanıp durmak durumundadır.Son olarak Ben Allah'ım kısmıyla ilgili bölümü şu an bulamadım, o bölümde şu şekilde ego çerçevesiyle ben Allah'ım diyemezsin ama BÜTÜNDEN BİR PARÇA İŞARETİYLE kullanıyorsan diyebilirsin şeklindedir :)

Kısaca sevgili Felasife, nesnel olarak her şey madde, ben de maddeyim ama bu ben ifadesi ego temelli değil...

Felâsife
19-05-2015, 15:50
Sevgili Felasife çok büyük bir fark vardır. Fravun gerçekten ilahtır, ilah demek, yöneten, hükmeden, tahtın sahibi demek, başına da tacı bu yüzden geçirirler ve o tac bile kutsaldır.
Sanırım Spartacüs filmindeydi, başka bir filmde olabilir tam hatırlamıyorum, gençken seyretmiştim.
Orada kendini Tanrı ilan eden bir deli kral, kendi kendine konuşuyor filandı, bir ara yanında ki hizmetçiye sende görüyor musun? diye sorunca.
Hizmetçi, yok görmüyorum efendim dedi.
Bizim deli Kral iyice sinirlendi, nasıl görmezsin, ben yalan mı söylüyorum deyince...
Hizmetçide, efendim siz Tanrısınız bizler sizin gördüklerini göremeyiz dedi.
Tabi bu kralın hoşuna gitti.

Diyeceğim o ki Kralların, Fravnların kendileri Tanrı ilan etmesi, anca dediğiniz anlamda kölelere, hizmetçilere filan söken bir şeydir, aklı başında kimseler bunu zaten deliliğe yorarlar ki bundan ötesi zaten hayaldir.

Diğer yandan gerçekte ki bir Tanrı fikri bile aslında, olmayan bir şey olunca, Mansur 'un böyle demesi inanın ölçü değildir.
Ha tasavvufta ki bir aşamadır, haldir derseniz eyvallah, başımla gözüm üstüne.

Ha denirse tasavvufta bu kadar Allah geçiyor, bu kadar söylemler var, ki Varidat bile bu anlamdadır zaten, biride Hakkım demesinin nesi yanlıştır.
Dediğim gibi yanlış olan, sona gelmeden konuşanlardadır, tasavvufun dışına çıkmadan kim tasavvufu bilebilir?
Veya dahil olduğu şeyin içinde, kim o şeyi bilebilir?
Anca zannını söyleyebilir ki olanlarda budur zaten.

İşte bu yüzden makamlardan kurtuluşa, acizlikten, Tanrısızlığa, tasavvufun diğer yönü vardır ki şu ayet bile sufilere çok şey anlatır.
"Onlar Allahı unuttu, Allahta onları unuttu..."
Tanrıya ulaş, herşey bitsin, yok böyle bir şey.

Bir abimiz vardırda bu gibi meseleler olduğunda, "dahası var oğlum, dahası" derdi.
O yüzden tasavvufu Tanrıda bitirmek, onun ötesine götürememek diye bir şey yoktur tasavvufta... Her zaman dahası vardır.
Lakin genede bu olay tasavvufun içinden gelerek olur ki son dediğimiz şeye birde başlangıç olsun, başlangıcı olmayanın sonuda olmaz.


İşte ikside BEN demiyor, birisi ben dyor diğeri demiyor, yani birisi teklik anlamındadır, diğeri ise yediğin ekmekteki gibi bir parça anlamıyladır :)
İşte başlangıçta ki tasavvuf bu tekliği bile eleştirmektir, tek olanın bilincine eren, BEN bile diyemez ki Ben Hakkım desin, ve bu deyişi Tekliğe yoğrulsun, doğru olsun, oysa konuşamaz, söylemlerde bulunamazken, lakin bu bir hal sarhoşluğu olduğu için, adam ulu orta söylemiştir.
Hasılı söylediği kendince doğru bile olsa, bunu ulu orta söylemesi yanlıştı.
Sonuçta içten gelen baskıya karşı koyamamış, oysa koyması gerekirdi. Bu basit oto kontrol yoksa Sufi nasıl olunacak, bilemedim.

Sufiler o dereceye gelmediler ki, aradaki temel fark sufilerin idealizme olan yakınlaşması sapması, diğerindeki fark ise materyalizme(naturalizme) yaklaşmasıdır :)
Sufilik deyince üst derecelerden ziyade, dereke denen alt seviyelerdir, kimselerin inmediği, razı olmadığı, cehalet denilen, zamanın bir takım kurallarına uymamaktır ki bu açıdan bakan kişi aslında, diğer insanların bakmadığı bir bakışla bakar olaya.
Yani hiç bir şey olamayan, iddiası olmayan ve bu bilince eren, herşeyden alacağını alır. Herşeyi olduğu gibide görür, bende bu alt seviyeye ulaşan bir bakış açısı göremedim henüz :) ki zaten amaç ne düzeni değiştirmek, ne olanı yargılamak olmayınca, olanı olduğu gibi görürsünüz.
Lakin üst seviye inançlar, ideolojiler hayatı değiştirmek için çırpınıyorlar, bu çok açık görülüyor.

O köken zamanla dine de yansıdı ve filozoflar, sufilerle kıyas bile edilemez, birisi bildiğini, kavradığını açıkca atlatmak için çalışır, öteki ise sır perdeleri arasında basamaklar inşaa eder, sonu döner, dolaşır ister kabul e t, ister etme teslimiyete varır, diğeri ise teslimiyete değil, kendini hiçe saymaya değil, tamda her bir şey gibi bir parçayım noktasına ulaşır, yani Sufi değil, bu kişileri filozof olarak değerlendirmek durumundasın.
Filozofluk güzel bir şey kulağada da hoş geliyor, daha bir anlamlı, lakin onun sahipleri var, onun sınırları çizilmiş, şahsen ben kendi adıma Felasife rumuzunu kullansamda, bir Sufinin Filozof olarak anılmasını çokta istemem, çünkü değildir.
Neticede Sufinin ilmi bile keşfendir, okuyarak değildir, yaşadıkları onu şekillendirir, şimdi bu kendine has yapıdır.
Her ne kadar dindir, tarikattır, tekkedir, molladır filan diyede üstü örtülsede, yapacak bir şey yok, binlerce yıldır böyle işleyen bir yapı, kim üstünü örtmeye çalışsada o genede kendince işleyecektir.


Vahded-i Vücudcular denilen kişiler aslında filozoftur, ama çağ kelle koltukta çağıdır, daha önce çok tekrar etmiimdir ezop dili kullanırlar, ben söylememiş olayım ama siz anlayın tarzıdır...
Güzel.


yani her bir şeyin birliğidir Tanrı, özünde böyle, ve bu Uzakdoğu felsefesininde temelidir, tanrı densin denmesin, görmez, duymaz, işitmez, buyurmaz da denir zira kendine ait bir iradesi bulunmaz çünkü denir o tüm her şeyin toplamı, birliğinde anlam kazanır :)
Bir şeyin doğru olması, eğer şüphe götürmüyorsa-ki öyle olmuş-işte şüphelenmek için, çok iyi bir neden. :)
Ya eskiler bu işleri yanlış anladılarsa?


[/I]Neyse, işin temelinde ise daha farklı anlatımlar yatar, ama hem dönemi hemde baskısı altına girdiği İslam dönemi gereği Bedreddin'de hem kendinden, hem de ezop dili durumundan dolanıp durmak durumundadır.Son olarak Ben Allah'ım kısmıyla ilgili bölümü şu an bulamadım, o bölümde şu şekilde ego çerçevesiyle ben Allah'ım diyemezsin ama BÜTÜNDEN BİR PARÇA İŞARETİYLE kullanıyorsan diyebilirsin şeklindedir :)
Hehe, bulmana gerek yok sevgili spartacus, anladım.
Dediğim gibi temelinde ŞEY olmamak üzere oluşan bir yapıda, ŞEY olmak, sıkıntıdır.

Kısaca sevgili Felasife, nesnel olarak her şey madde, ben de maddeyim ama bu ben ifadesi ego temelli değil...
Eyvallah.

spartacus
19-05-2015, 16:39
Ha denirse tasavvufta bu kadar Allah geçiyor, bu kadar söylemler var, ki Varidat bile bu anlamdadır zaten, biride Hakkım demesinin nesi yanlıştır.
Dediğim gibi yanlış olan, sona gelmeden konuşanlardadır, tasavvufun dışına çıkmadan kim tasavvufu bilebilir?
Veya dahil olduğu şeyin içinde, kim o şeyi bilebilir?
Anca zannını söyleyebilir ki olanlarda budur zaten.
Sevgili Felasife bu insanlar yaşadıkları çağın gerçeklerinden tamamen ayrılamazdı. Eski materyalistlerde tanrı üzerine yazar çizerler, konjonktürel ve dönemlerin bilimi çerçevesinde bakmalı. Bir diğeride bu kişileri tasavvufun daha ilk başta örneklediğin hatasıyla(değinecem) değerlendirilmemeli, bunalr sofi değil filozof arada fark var (örneğin Ömer Hayyam da aynı felsefik gelenektendir).
Örneğin Ortaçağdan önceki çağ, ortaçağdan ileridir. Ortaçağı o hale getiren endir, elbette iktidarlar, köleci, feodal sistemler ve sağlam silahları din. Dünyayı insanlar değil ancak tanrı yönetir anlayışı şurada 2-3 yüzyıldır delindi, yani öyle her önüne gelen yaşam, doğa , dünya, inanç üzerine fikrini beyan edemez, insan düşünemez çünkü düşünmekte tanrıya mahsustur inancı vardır, tanrı düşünür, zibidi sözde elçilere(işte krallar vs) kendi düşündüğü gibi olması namına taht, maht verir, tanrı buyurur, kral yaptırır, gerçekte nedir peki? Kral buyurur, tanrı adıyla yaptırır, öyle bir dünya, değil ki fikrini söyleyesin. Çünkü kazığa oturtuyorlar, ya da yaşam alanlarını kısıtlıyorlar, tanrının pardon kralın ve bağlı egemenlerin çıkarına ters, düşünmeyeceksin, ne denirse yapacaksın, kulluk hizmetini yapacaksın o kadar, zaten insan dünyaya ne için geldi? Hizmet için! Kime? Efendilere. Onlar kim? Krallar ve köle sahipleri, büyük, büyük efendiler? tanrı kim? Onlar, ya değillerse o halde hayali bir tanrıdır ama her ikisi de, iş görmek, işi kotarmak bakımından aynı kapıya çıkar(Filozoflar öyle ya da böyle bunun farkında olanlar!).... Peki Tasavvuf böyle bir dünya da ne önermiştir?? Felsefe, filozoflar ne önermiştir, işte felsefenin, filozofların aydınlığı, bizleri bu güne taşıyan en önemli şeylerdendir, yani zeminler farklı, birisi öte alemle bozar kafayı, gerçekliği bozar, metafizikleştirir, diğeri ise burunların önündeki gerçeği görür, göstermeye çalışır, öyle sırmış, yok aşamaymış işleri olmaz, ellerinden geldiğince bilgi vermeye-almaya çalışırlar... :)

İşte başlangıçta ki tasavvuf bu tekliği bile eleştirmektir, tek olanın bilincine eren, BEN bile diyemez ki Ben Hakkım desin, ve bu deyişi Tekliğe yoğrulsun, doğru olsun, oysa konuşamaz, söylemlerde bulunamazken, lakin bu bir hal sarhoşluğu olduğu için, adam ulu orta söylemiştir.
Tasavvufun temeli teslimiyettir, filozofların zemini ise karşı koymak, değiştirmek, tasavvuf bırak dağınık klasın, sende hiç olma noktasına varır, filozofların ki ise ayağa kalk noktasıdır. Tabi ki seslenirken kime seslenecek? Tasavvufun yaptığı gibi teslimiyet, felsefede bulunmaz.

Hasılı söylediği kendince doğru bile olsa, bunu ulu orta söylemesi yanlıştı.
Sonuçlarını kestirememiş olabilir ya da hiç yanlışı da olmayabilir, o devirde kime sallasan ya beye, ya efendiye, ya ağaya çarparsın, baskı vardır, yoğurda kara diyeceksin dendi mi diyeceksindir, öyle bir dünya... Afganistan'daki kızı örnek verdim işte, öleceğini bilse yapmazdı, mollaya haa molla eyi ediyon yaz muskaları cukka et, akşamda evdeki 10-20 yaş arası değişen kızlarının üzerinden inme demeliydi... Nasılsa bu dünya yalan be molla, demeliydi(gel sen bir de bunu mollaya sor, tabi dürüst ise, o bu dünyanın gerçekliğini, her gün harem gibi dizip tecavüz ettiği çocukların bacak arasından bile görür)
Sonuçta içten gelen baskıya karşı koyamamış, oysa koyması gerekirdi. Bu basit oto kontrol yoksa Sufi nasıl olunacak, bilemedim.
Sufi değil zaten filozof :) Enel Hak, Vahded-i Vücud vb bunların kökeni uzakdoğudur, lakin islam coğrafyasının baskıları sonucu toplumsal şartlanmışlıklar herkese yansıdı, evvelce YOL denen şeyin yerini sonrasında Allah aldı, sıkıysa almasın :)

örneğin Alevilerde YOL önemlidir, ama bu gün islam ile dejenere edilmiştir, sır vb işleri hep sonraki zorunlu, baskı süreçlerinden kaynaklı, işin gerçeği YOL= TAO'dur, alevilerin ki de farklı değildir ve özü itibariyle tasavvuf değil, bir yaşam felsefesidir. Tao, Buddha felsefeside öyledir. Onlar Allah demez, bedreddin'de arada yapıştırıyor işte, VARLIK derler, ama ne Hallac'ın ne de Bedreddin'in dönemi Allah deme dışında şans vermez, hem kime ne anlatacaksınız?

Filozofluk güzel bir şey kulağada da hoş geliyor, daha bir anlamlı, lakin onun sahipleri var, onun sınırları çizilmiş, şahsen ben kendi adıma Felasife rumuzunu kullansamda, bir Sufinin Filozof olarak anılmasını çokta istemem, çünkü değildir.
Bakın Sufi olan mevlana'dır, filozof olan Nasreddin Hoca'dır, tarihte tüm diğer benzerlerde Sufi gibi gösterilir özünde değildir, dönemin koşulları ölçeğinde filozof okullarıdırlar.

Ben sufiliğin belirli noktalarını beğendiğim gibi(gönül üzre), temel hatalı argümanlarını da beğenmem, ama felsefe böyle bir alan değil, soru soruyorsan, sorguluyorsan, saklamıyor, sır dizmiyor aksine bilgi ediniyorsan, felsefe dünyasındasındır, eylemsizlik, suda yüzen bir çöp noktasına varmak ise, Sofinin dünyasında :)...

Felâsife
19-05-2015, 19:15
Tasavvufun temeli teslimiyettir, filozofların zemini ise karşı koymak, değiştirmek, tasavvuf bırak dağınık klasın, sende hiç olma noktasına varır, filozofların ki ise ayağa kalk noktasıdır. Tabi ki seslenirken kime seslenecek? Tasavvufun yaptığı gibi teslimiyet, felsefede bulunmaz.
Zaten bende bunun için bir Sufi istesede Filozof olmaz ısrarındayımya, zira Sufiliğin temeli teslimiyet üzerinedir, öyleki Gassilin önünde ki meyyit gibi olacaksın diye, anlatılır hep, tabi bu böyle gider mi hep, nasıl olacak denirse, Sufi bunu bilemez o yüzden boynunu büker ve buna teslim olur.

Fakat tabi bu bir noktaya kadardır, zira tüm yasaklar, tüm kurallar nihayetinde delinmek için vardır, bir süre sonra Temel insani güdüler devreye girer, Örn. Ademe şu ağaca dokunmayacaksın emri, nasıl ki yanlış bir emirse, onu bir gün illaki deleceği kesinse, ona dokunma demek, dokun demekse, Sufinin teslimiyeti de bir yere kadardır, lakin o yeri Sufi bilmez... Lakin testi bir gün illaki kırılacaktır.
Neticede Fenafillah diye bir kavram bile geliştirmiştir Sufizm, bunu sistematiğede oturtmuştur, sonuçta ne kadar teslim olursan ol, sonu isyanla biter.

Ama Sufinin yaşamının çoğu teslimiyet ile geçeceği için-ki çoğu bilmez ileri aşamaları-teslimiyet ile geçer, bunlar zaten filozof olmazda, iyi bir insan, derviş vs. olurlar.

Sufi değil zaten filozof :) .
Yani bu kadar söylemden sonra, benim direnmem de mantıklı değil elbete, kusurumu bağışla lütfen, neticede Türkiye'nin filozofu böyle derse, diyorsa bir bildiği var demeliyim, yani eyvallah. :)

Enel Hak, Vahded-i Vücud vb bunların kökeni uzakdoğudur, lakin islam coğrafyasının baskıları sonucu toplumsal şartlanmışlıklar herkese yansıdı, evvelce YOL denen şeyin yerini sonrasında Allah aldı, sıkıysa almasın :)
Uzakdoğusunu çok bilemem de Tasavvuf ciddi anlamda Nefs ve Ruh olayını işler, olaya bu ikisi çevresinden baktığı gibi, birde bunların evlendirilmesi olayı vardır ki (manevi doğum) erkek veya kadın fark etmez, bu bilinmez ulu orta konuşulmaz, tasavvufta kişi bu aşamalara kadar gelir, gelmesi lazımdır.
Manevi doğumda neymiş diyen olabilir lakin bu tasavvufi dünyada vardır, ve bu da "Nefs ve Ruh" bu zıtların birleşmesiyle olur.

Mesela bu noktalar da hiç Allah adı filan yok, çünkü hakikaten yok, geçmez, birisi bu meyanda "Allahı ararken kendimi buldum" demiştir ki bu söz Enel hakktan bile çok daha derin bir sözdür, fakat bu söz pek dillerde dolaşmaz, Vahdeti vücut, enel hakk vb. leri insanların çok daha duymak istediği bir sözdür çünkü.
Öyle zannederler.
İnsanlar bunu böyle duymak istediği sürecede, buna kimse güç yetiremez.


Bakın Sufi olan mevlana'dır, filozof olan Nasreddin Hoca'dır, tarihte tüm diğer benzerlerde Sufi gibi gösterilir özünde değildir, dönemin koşulları ölçeğinde filozof okullarıdırlar.
Eyvallah.

Ben sufiliğin belirli noktalarını beğendiğim gibi(gönül üzre), temel hatalı argümanlarını da beğenmem, ama felsefe böyle bir alan değil, soru soruyorsan, sorguluyorsan, saklamıyor, sır dizmiyor aksine bilgi ediniyorsan, felsefe dünyasındasındır, eylemsizlik, suda yüzen bir çöp noktasına varmak ise, Sofinin dünyasında :)...
Zaten hiç kolay bir şeyde değildir Sufilik, üstte dediğim vechile başlangıcı teslimiyet, sonu teslimiyettir, en sonu değildir sadece o zamanda Sufilik biter...
Bundan sonrası Filozof olursa-ki anca öyle olur-bu da anca bir onur olabilir ki bu talltifler için ayrıca teşekkür ederim. :)

Bu arada geçmişi bende yargılamıyorum o zamanın gereği oydu ve onlarda onu yaptılar, helede bu günlere gelindiyse, onların yanlışları bile doğrudur benim nazarımda, neticede bir şeyler yapmışlar, hiç bir şeyde yapmayabilirlerdi.

Sevgiler

spartacus
19-05-2015, 20:47
Zaten bende bunun için bir Sufi istesede Filozof olmaz ısrarındayımya, zira Sufiliğin temeli teslimiyet üzerinedir, öyleki Gassilin önünde ki meyyit gibi olacaksın diye, anlatılır hep, tabi bu böyle gider mi hep, nasıl olacak denirse, Sufi bunu bilemez o yüzden boynunu büker ve buna teslim olur.
Aynen benimde ısrarım o minvalde oldu ve tamamen katılıyorum :)

Uzakdoğusunu çok bilemem de Tasavvuf ciddi anlamda Nefs ve Ruh olayını işler, olaya bu ikisi çevresinden baktığı gibi, birde bunların evlendirilmesi olayı vardır ki (manevi doğum) erkek veya kadın fark etmez, bu bilinmez ulu orta konuşulmaz, tasavvufta kişi bu aşamalara kadar gelir, gelmesi lazımdır.
Manevi doğumda neymiş diyen olabilir lakin bu tasavvufi dünyada vardır, ve bu da "Nefs ve Ruh" bu zıtların birleşmesiyle olur.
Evet belkide bir yerde dolu gittim boş geldim gibi :)

Mesela bu noktalar da hiç Allah adı filan yok, çünkü hakikaten yok, geçmez, birisi bu meyanda "Allahı ararken kendimi buldum" demiştir ki bu söz Enel hakktan bile çok daha derin bir sözdür, fakat bu söz pek dillerde dolaşmaz, Vahdeti vücut, enel hakk vb. leri insanların çok daha duymak istediği bir sözdür çünkü.
Öyle zannederler.
İnsanlar bunu böyle duymak istediği sürecede, buna kimse güç yetiremez.
Bu söz de gayet güzel lakin diğerleri işte filozof cesareti, ekol temsili... Yine de o dönem birilerinin çıkarına çomak sokma durumu vardır diye düşünüyorum, normalde cahil halk heleki o dönem dünyadan habersiz toplumlar eylemsizdir, illa onu çıkar sahipleri eyleme geçirir birileri gaza, galeyana getirir, bunu yapanların işine gelseydi durum değişirdi...

Zaten hiç kolay bir şeyde değildir Sufilik, üstte dediğim vechile başlangıcı teslimiyet, sonu teslimiyettir, en sonu değildir sadece o zamanda Sufilik biter...
Bundan sonrası Filozof olursa-ki anca öyle olur-bu da anca bir onur olabilir ki bu talltifler için ayrıca teşekkür ederim. :)
Bir bakıma da çile sanki. İnsanı olgunlaştırmanın yolu sanılır, insan her türlü tepkimeyi kaybedince olgun oluyor demek ki, ya da en azından öyle görünüyor, o zamanın olgunluğu öyleydi belkide, düzene uy, dümende dön, isyankar olma, aksi olma, kendini yüceltme(bununla başkaldırı, aksilik, hakkını aramak, kendini rencde ettirmemek, ezip, büzdürmemek, köle ettirmemek aynı şeymiş gibi işlenir vs), ses çıkartma...

turin
19-05-2015, 21:29
Bu söz de gayet güzel lakin diğerleri işte filozof cesareti, ekol temsili... Yine de o dönem birilerinin çıkarına çomak sokma durumu vardır diye düşünüyorum, normalde cahil halk heleki o dönem dünyadan habersiz toplumlar eylemsizdir, illa onu çıkar sahipleri eyleme geçirir birileri gaza, galeyana getirir, bunu yapanların işine gelseydi durum değişirdi...


Müdahil olmak yada eleştirmek için değil ama şu konuda nacizane fikrimi not düşmek isterim.. Alıntı sizden sevgili spartacus ama şahsınıza yönelik değil-genel..

Tasavvuf ehli benim anladığım her ne kadar yazmaz, susar densede yazmanın, anlatmanın, dolaşmanın şahını yapardı.. "Susar, sonra kendini kaybeder de bir şeyler anlatır" demek; o insanları anla(ya)mamaktır bana göre, affola.. Başı sonu belli olan bir yolda susmayacaklarını, susamayacaklarını er ya da geç görürler, görmüşlerdir.. Lakin şuda var, günü kurtarmak, günün insanını aydınlatmak için değil- geleceği kurtarmak, geleceğin insanını aydınlatmak için konuşmuşlar, yazmışlardır.. Bulundukları zamanla vakit kaybetmek yerine bir hayale, bir gerçeğe yatırım yapmışlardır..
Bu minvalde pek çok filozofta tasavuf ehlidir, benzeri mollalar da vardır..
Nasreddin Hocaya sorsanız "sen nesin, filozof mu, sufi mi?" diye ne cevap alacağınızı zannediyorsunuz? Ya da Mevlana'ya? Ya da Sokrates'e? :)

Sokrates, Mevlana yapmazdı ama Nasreddin Hoca oklova ile kovalardı :)

Felâsife
20-05-2015, 01:16
Aynen benimde ısrarım o minvalde oldu ve tamamen katılıyorum :)
Eyvallah.

Bu söz de gayet güzel lakin diğerleri işte filozof cesareti, ekol temsili... Yine de o dönem birilerinin çıkarına çomak sokma durumu vardır diye düşünüyorum, normalde cahil halk heleki o dönem dünyadan habersiz toplumlar eylemsizdir, illa onu çıkar sahipleri eyleme geçirir birileri gaza, galeyana getirir, bunu yapanların işine gelseydi durum değişirdi...
Yani, neticede birileri rahatsız oluyorsa-ki olmuşlar anlaşılan-ne uyarmak ne ikaz değilde, hemen infaz etmesi, olayı kendilerince yorumlaması, hiç masumane değil elbet.


Bir bakıma da çile sanki. İnsanı olgunlaştırmanın yolu sanılır, insan her türlü tepkimeyi kaybedince olgun oluyor demek ki, ya da en azından öyle görünüyor..
İtiraf etmem gerekirse işin bu yönü çok net değil, görüyorsunuz ama müdahale edemiyorsunuz, duyuyorsunuz ama bir şey söyleyemiyorsunz, biliyorsunuz ama bildiremiyorsunuz gibi bir durum, dışarıdan çok kolay görülebilir, lakin bu içte o kadar zor bir şey ki tarifi imkansız desem yeridir.
Neyzen'in Azab-ı Mukaddesini çok okumadım ama bu isim, bizdeki STATİK durumu güzel ifade ediyor. Aktif bir hayat, eylemler, deşarj olmak, hatta çalışmak gibi şeyler bir Sufinin defterin de yoktur, varsa bile çok küçük bir yer işgal eder.
Olay o kadar statiktir ki buna isyan da edemezsiniz, bu değişmiyor işte.

Neyse çok yazdık çizdik, güzel sohbet oldu benim açımdan, sanırım yeterli olur bu kadar. Eskilerin deyimiyle "tadını kaçırıp boyunu uzatmayayım" :)

Sevgiler

spartacus
20-05-2015, 01:41
Müdahil olmak yada eleştirmek için değil ama şu konuda nacizane fikrimi not düşmek isterim.. Alıntı sizden sevgili spartacus ama şahsınıza yönelik değil-genel..

Tasavvuf ehli benim anladığım her ne kadar yazmaz, susar densede yazmanın, anlatmanın, dolaşmanın şahını yapardı.. "Susar, sonra kendini kaybeder de bir şeyler anlatır" demek; o insanları anla(ya)mamaktır bana göre, affola.. Başı sonu belli olan bir yolda susmayacaklarını, susamayacaklarını er ya da geç görürler, görmüşlerdir.. Lakin şuda var, günü kurtarmak, günün insanını aydınlatmak için değil- geleceği kurtarmak, geleceğin insanını aydınlatmak için konuşmuşlar, yazmışlardır.. Bulundukları zamanla vakit kaybetmek yerine bir hayale, bir gerçeğe yatırım yapmışlardır..
Bu minvalde pek çok filozofta tasavuf ehlidir, benzeri mollalar da vardır..
Nasreddin Hocaya sorsanız "sen nesin, filozof mu, sufi mi?" diye ne cevap alacağınızı zannediyorsunuz? Ya da Mevlana'ya? Ya da Sokrates'e? :)

Sokrates, Mevlana yapmazdı ama Nasreddin Hoca oklova ile kovalardı :)
Sevgili Turin

Nasreddin Hoca, günümüzde yeni araştırmalarla, Ahi Evran olarak görünüyor.. Mevlananın kaynakların da onunla dalga geçtiğini görebilirsiniz, yani sanıldığı gibi her filozof sufi değil, sufi zaten filozof olamaz, öğüt verici olabilir, gönüle, vicdana, insaniyete, sevgiye hitap edebilir, filozof olmaya meylederse, sufiliği terketmek zorundadır.

Yine Moğol istilasına karşı teslimiyeti sufi taraf esas alırken(ve işbirliğine de girerken), Ahi Evran tarafı direnişi seçenlerden.. Yani bilmem belki resmi tarih bülbüle emir, lisan öğren vakvaktan, anlat resmi tarih anlat balığın tırmandığı kavaktan tekerlemesiyledir ya neyse...
Öyle düşünmemek gerekir, Sokrates sufi değil ki filozof ve ona zaten öyle bir soru sorulmaz. Mevlana filozof değil ki sufi, Nasreddin Hoca sufi değil ki, bir devlet adamı, fiozof, Moğol istilasına karşı direnişi örgütleyenlerden, ve bunun bedelini idamla ödeyenlerden... (Ne garip değil mi? İslam coğrafyasında, filozof isen katledilebiliyorsun)

Sufi ile filozof ayırabiliyoruz elhamdırıllah, mesela Ömer Hayyam nasıl sufi olabilir :)https://karikaturistan.files.wordpress.com/2013/05/zekat-veren-deli-yigit-ozgur.jpg?w=547&h=305

turin
20-05-2015, 19:40
Sevgili Turin

Nasreddin Hoca, günümüzde yeni araştırmalarla, Ahi Evran olarak görünüyor.. Mevlananın kaynakların da onunla dalga geçtiğini görebilirsiniz, yani sanıldığı gibi her filozof sufi değil, sufi zaten filozof olamaz, öğüt verici olabilir, gönüle, vicdana, insaniyete, sevgiye hitap edebilir, filozof olmaya meylederse, sufiliği terketmek zorundadır.

Yine Moğol istilasına karşı teslimiyeti sufi taraf esas alırken(ve işbirliğine de girerken), Ahi Evran tarafı direnişi seçenlerden.. Yani bilmem belki resmi tarih bülbüle emir, lisan öğren vakvaktan, anlat resmi tarih anlat balığın tırmandığı kavaktan tekerlemesiyledir ya neyse...
Öyle düşünmemek gerekir, Sokrates sufi değil ki filozof ve ona zaten öyle bir soru sorulmaz. Mevlana filozof değil ki sufi, Nasreddin Hoca sufi değil ki, bir devlet adamı, fiozof, Moğol istilasına karşı direnişi örgütleyenlerden, ve bunun bedelini idamla ödeyenlerden... (Ne garip değil mi? İslam coğrafyasında, filozof isen katledilebiliyorsun)

Sufi ile filozof ayırabiliyoruz elhamdırıllah, mesela Ömer Hayyam nasıl sufi olabilir :)https://karikaturistan.files.wordpress.com/2013/05/zekat-veren-deli-yigit-ozgur.jpg?w=547&h=305

Eyvallah..

O filozoftur, bu sufidir- aslında aynı şeylerdir demekten ziyade ortak bir noktalarını göstermeye çalıştım sadece..

Paylaşım için teşekkürler :)

Keepbelieverthough
05-06-2015, 00:28
Sn Neva

sadece O verdiğiniz linkten yararlanmadım tüm Webteki bilgileri not defterime yazıp sonra kendi yorumlarımı katıp burda post ediyorum

ama evet link vermeyi es geçmemeliydim ,bundan sonra daha fazla dikkat edeceğim .


gelelim konumuza

http://http://tr.wikipedia.org/wiki/Akhenaton

bu konuda beni ençok İşgillendiren mesele Kudusteki ilk Suleyman Tapınağının Amarnadaki Akhaneton Tapınağına çok benzemesi adeta kopyası olmasıdır

ayrıca Süleyman Mührünün içiçe geçmiş 2 piramid simgesi üçgen olması
bugün israil bayrağında devam ettirilen simgesel Mısır Kültü olduğu gibi



http://http://i.ytimg.com/vi/hI0IuFnSIvM/hqdefault.jpg


bakın American parasındada mevcut

http://http://1.bp.blogspot.com/_UtMuq30_Xgg/TIjuNnyw4BI/AAAAAAAAABM/sR3YszOtxCU/s1600/aleminkurdu_1_illuminati.jpg



Bunlar Aton Tapınak resimleri

http://http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/ba/Plan_temple_d'Aton_Karnak.svg/345px-Plan_temple_d'Aton_Karnak.svg.png


http://http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/1/11/Entrance_of_Luxor_Temple.JPG


http://http://www.amarna3d.com/wp-content/uploads/2013/11/amarna07.jpg

bunlarda Suleyman mabedi

http://http://www.dunyadinleri.com/Upload/1920x1200/592eab65-b221-4443-9ad1-ff30fd61c097.jpg

http://http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/1e/Visionary_Ezekiel_Temple.jpg/300px-Visionary_Ezekiel_Temple.jpg


Özellikle Tapınağa girişte 2 li Sütunlara dikkat !

O çift Sutunların çok anlamı vardır Mısır Dinlerinde
O ikili sutun ortasındaki kapı Tanrı Horusun Sağ Gözünün temsilidir mesela
Günümüz Antik Mısır takipcisi sayılan Masonluk içinde O 2 Sütun çok manalıdır 101 rakamı ile temsil edilir

peki peygamber Süleyman Neden Mısır Tapınaklarını Taklid edip Yahwe ,Allahın Evini Mısır Tanrı panteonunda Geç dönem En büyük Tanrı olan Horusun Evi gibi yapsın?

Demekki Herşey Mısırdan alınmış biraz Mısır kültü, ve mitlerinden Ve dahası çoğu Akhenaton Aton Dininden

Zaten Ayrışma bu noktada başlıyor Beni İsraailde

Gelenekçiler Akhaneton ,Musa ,Aton İsrail versiyonu Adonis Adon , Elohim

Ve ,özellikle 1. Babil Diasporası Ezekiel eklemeleri Kadim Babil Kültü Ağırlıklı

Tanrı BaaEL Yahwew ,Yehuda Savaşçı Tanrısı

işte bu noktada Traditional Atonizm Ağırlıklı Elohim Sevgi Tanrısı pek anlaşılamıyor
anlayan ve devam ettirenlerde Musanın Seçtiği 70 kişi ile oluşturulan Kabbalahçılar ,Esseniler ,Gnsotikciler günümüz İllimunaticileri Ve Masonları olarak Devam ediyor

-----------

Asıl adı 4. Amenofis olan Akhenaton, milattan önce 1400 yılında doğdu. 1364'de tahta çıktı. 1347 yılını kadar tam 17 sene hüküm sürdü. Tahta çıktıktan sonra 41 yaşında iken kendisinde büyük bir mânevî değişiklik oldu. Allah'ın (bir), isminin ise "ATON" olduğunu halkına ilah etti. Tapınaklardaki bütün putların kırılmasını, duvarlardaki tanrı isimlerinin kazınmasını emretti. Amenofis (imparatorluk tanrısı Amon) olan adını, Akhenaton (Aton'un hizmetçisi) olarak değiştirdi.

Mısır'da o asırda halk tam 13 tanrıya inanıyordu:

Ptah,
Re-Amen,
Tot,
Seker,
Osiris,
Osis,
Neftis,
Hator,
Ra,
Horus (şahin),
Set (eşek),
İbis,
Hotor (inek).
Bu hususta o kadar ileri gitti ki; mezarından babasının dahi ismini kazıttı. Çünkü babasının adı, Amenofis (III) idi.

"Aton", eski mısır dilinde "Güneş Yuvarlağı / Diski" anlamına gelmektedir. Bu bakımdan bir çok egitpolog, "Aton" ile güneş tanrısı "Ra" arasında bir bağlantı kurmaya çalışmışlarsa da, bir neticeye ulaşamamışlardır. Akhenaton'un inandığı ve halkının da inanmasını istediği Tanrı, kendi ifadesine göre yalnız Mısırlıların değil, bütün kainatın Tanrısıydı. Güneş'i, Ay'ı yıldızları yaratan 'O'ydu.

Akhenaton'a ilk karşı çıkanlar ve bu yeni inancı beğenmeyenler, din adamları yani rahipler oldu. Özellikle Teben'deki "Amon" rahipleri, ona şiddetle karşı koydular. Buna karşılık çiftçiler ve sanatkârlar, yeni dini memnuniyetle kabul ettiler. Karnak rahiplerinin de karşı çıkması ile Akhenaton, Teben ile Menfis arasında yeni bir başkent inşa ettirerek tahtını ve ailesini oraya taşıdı. Zira Mısır'da din adamlarının gücü çok kuvvetliydi.

Bugünkü adı Tell-El Amarna olan bu başkente Akhenaton, "Ahenaton" ismini verdi. Yani, "Aton'un nurlu beldesi". Akhenaton, ölünceye kadar bu şehirde yaşadı. Hiçbir vesileyle bu şehri terk etmedi.

Akhenaton, putperestliğe ve şirke karşı mücadelesinde ilk adım olarak Karnak'taki imparatorluk tanrısı Amon Tapınağını kapattı. Yerine yeni bir mabet inşa ettirdi. Bu mabede "Gematon" (Aton'u bulduk) adını verdi.

Eski Mısır'da firavunlar, yarı tanrı sayılıyordu. Akhenaton, bu geleneği yıktı. Halkının arasına karıştı. Bütün resmi toplantılarda eşi Nefertiti ve 6 kızının da bulunmasını istedi. Bu şekilde firavunların yarı tanrı değil, sadece birer "insan" olduklarını ispata çalıştı.

Akhenaton, sanatkârlara talimat vererek yapılan bütün kabartma resimlerde realist bir stil sayesinde kendisi ile birlikte ailesine de yer verilmesini istedi. Öyle ki; yeni doğan stil sayesinde sanatkârlar, yapılan resim ve kabartmalarla sanki birer fotoğraf gibi gerçeği aksettirdi. Zira Akhenaton, her şeyde olduğu gibi, sanatta da hakikatin aksettirilmesini istiyordu.

Bir şiirinde Akhenaton şöyle diyor:

"Aton. Gündüz gibi ışıklı Aton,
Gözlerimiz, Sana bakıyor.
Sen'i görüyor, sana karşı.
Sen, benim kalbimdesin;
Fakat Sen'i tanımak istemiyorlar.
Sadece ben,
Senin kulun Akhenaton...
Seni tanıyorum.
Onlara tahkik (anlayış) gücü ver!
Senin gücün, Senin planın, sonsuzdur.
Dünya sana ait. Senin...
Çünkü onu Sen yarattın."

Başka bir şiiri de aynen şöyle:

"Senin nûrunla bütün yollar açılır.
Balığın suda zıplaması sendendir.
Senin nûrun, ruhların kalbine nüfuz eder."

Akhenaton, daha hayatta iken; Amarna dağlarında kendisinin ve ailesinin mezarını inşa ettirdi. Bu mezarlığı ilk defa, genç yaşta vefat eden çok sevdiği kızı Maketaton (Anlamı: "Aton'un himayesinde" demektir) defnedildi. M.Ö. 1347 senesinde vefat eden Akhenaton ve yine aynı sene ölen Nefertiti de aynı mezarlığa defnedildiler.



Werner Keller adlı meşhur Alman araştırmacı, Akhenaton hakkında şu fikirleri ileri sürüyor:

"Hz. Musa'nın büyüdüğü ve yetiştiği memleket olan Mısır'da ve diğer doğu ülkelerinde yapılan araştırmaların neticesini arkeoloji ilmine ve onun gelişmesine borçluyuz. Gerek Akhenaton'un tek tanrılı güneş dini, gerekse Mezopotamya'da birçok ilahın tevhidi ile ortaya çıkan tek tanrılı 'Ninurta' yansımalarını sadece karanlık ve şüpheli monoteizmin ilk belirtileridir. Bütün bu düşüncelerde birleştirici kuvvet, hidayete eriştirici düşünce mevcut değildir."
...

"Allah inancı, en belirgin surette açık ve seçik olarak, her türlü büyük heykel, resim ve maddeci ahiret anlayışından uzak (firavunların mumyalanmaları kastediliyor) olarak ilk defa İsrailoğulları'nda görülmüştür."

Georg Afanasyew adlı bir başka yazar da aynen şunları söylüyor:

"Tevrat ile Akhenaton dini arasında bağlantı olduğu doğrudur. Firavun Akhenaton'un Tanrı Aton'u öven meşhur ilahisi 'Güneş Şarkısı' ile Tevrat'taki 104. surede yer alan ilahi kelimesi, aynı manayı taşımaktadır.

Nihayet, meşhur Alman Teoloğu Hans Küng'ün "Existiert Gott?" (Tanrı Var mı?) adlı eserinde Akhenaton'la ilgili şu satıra göz atalım:

"Hz. Musa'dan bir yüzyıl önce, 18. hanedan devrinde, milattan önce 14. asırda yaşamış, inkılapçı firavun. Monoteist (vahdaniyet) inkılabı tepeden uygulamayı denedi. İmparatorluk tanrısı Amon ve diğer sahte ilahların putlarını devirdi. Tek Allah inancını yerleştirdi. Fakat bu yeni din, din adamlarının karşı koyması ve halkın isyanı yüzünden kalıcı olamadı. Bu şekilde Mısır Monoteizmi de tarihe intikal etti."


http://gizliilimler.tr.gg/Eski-M%26%23305%3Bs%26%23305%3Br-h-da-Bir-Muvahhid-d--Akhenaton.htm