Orijinalini görmek için tıklayınız : Sosyalistler Üzerine
Kendilerine sosyalist ya da komünist diyen çok grup gördüm tekel işçisinin direnişini provake edip, işçileri gaza getirip, özelleştirme dairesine saldırmalarını sağlayıp sonra aradan çekilen o kış günü ankara soğuğunda işçilerin üzerine püskürtülen soğuk suya kayıtsız kalan.... yardım etmeyip sadece arkadan slogan atan.....
kendilerine sosyalist ya da komünist diyen çok grup gördüm. ankana üniversitesinde sırf sınavlar iptal olsun diye her yıl düzenli olarak vize ve final haftalarında okulda kavga eden.... ve bunu faşist dedikleri ülkücülerle anlaşarak yapan....
kendilerine sosyalist ya da komünist diyen çok grup gördüm. ortuğu mahalleyi işgal eden.... ' ya para verirsin ya da camın çerçeven inen' diye esnafı tehtit eden ....
bunlarda komünizm adı altında her türlü pisliği yapanlardır heralde....
bunları söylerken tüm sosyalistleri-komünistleri elbette suçlamıyorum. Ki kaldı ki bende SOSYALİSTİM.... ama türkiyede kendine sosyalist diyen üç-beş kişi yanyana gelince örgütlendiğini zannediyor ve başlıyor illegal (!) çalışmaya.... izinsiz afiş asmayı, hiç bir sebep yokken polisle çatışmayı demiyorum işçileri-emekçileri polisle çatıştırmayı, haraç kesmeyi, eşkiyalık taslamayı, öğrencilerin öğrenimine - eğitime çomak sokmayı illegal çalışma zannediyorlar.
demem o ki insanın insan olmasını sosyalist ya da milliyetçi ( faşistleri insanlık kavramının dışında tutuyorum zaten ) olması belirlemiyor malesef...
Belirliyor. Sizin gibi sosyalistler olduktan sonra düşmana ihtiyaçları yok zaten.:)
Sana kaldıydı dimi bunları dillendirmek, anlatmaya çalıştığıma ne güzel örnek oldun, o kadar pislik arasında seçtin ya sosyalistleri hedef, helal olsun.
Vatanı satanlardan bahsederken izinsiz afiş asmaya indirgedin ya bravo, hem egemen sınıf yardakçısı olup hemde sosyalist olunmaz olsa olsa en iyisinden revizyonist olursun.
Selamlar.
oncugenc
05-08-2008, 13:57
Belirliyor. Sizin gibi sosyalistler olduktan sonra düşmana ihtiyaçları yok zaten.:)
Sana kaldıydı dimi bunları dillendirmek, anlatmaya çalıştığıma ne güzel örnek oldun, o kadar pislik arasında seçtin ya sosyalistleri hedef, helal olsun.
Vatanı satanlardan bahsederken izinsiz afiş asmaya indirgedin ya bravo, hem egemen sınıf yardakçısı olup hemde sosyalist olunmaz olsa olsa en iyisinden revizyonist olursun.
Selamlar.
bunları elbette ben dillendireceğim. çünkü mücadele eden benim. sen kimsin? ne haddine benim dillendirdiğim şeylere müdahale etmeye çalışıyorsun? yazdıklarımdan eleştiriceklerin varsa eleştir. ama gerçek onlar, bizzat şahit olduğum şeyler... haa eğer 'elbette işçiyi gaza getirip dayak yemelerini sağlayacaklar' falan gibi bir savunmada bulunacaksan bulun, karışmam. ama işine gelmeyince yok revizyonist yok bilmem sistem yardakçısı diye sırf laf kalabalığı yapıp, bişeyler yazmak için yazacaksan ve bunu da sırf çamur at izi kalsın mantığında yapacaksan karışacağım elbet.
kaldı ki egemen sınıfla en çok biz mücadele ediyoruz ki içeri tıktıkları biziz....
egemen sınıfı biz tehtit diyoruz ki tüm telefonlarımız, msn konuşmalarımız inceleniyor... emniyette özel birimler kuruluyor...
bana kalkıp sosyalizm dersi verme kalkma.
onca pislik arasında bazı sosyalistleri(!) seçmemin nedeni gayet açık...
sosyalizm gibi bana göre kutsal bir ideolojiyi kendi çıkarları için, kendi pislikleri için kullanmaları...
eğer kendilerine sosyalist diyen bazı gruplar ki biz bu grupların direk polisle işbirliği yaptığını da biliyoruz, görüyoruz.... güya sosyalizm adı altında apo posteri açıp, 'Atatürk'ün itleri' diye slogan atıyorlarsa ben bu herifleri elbette eleştireceğim.
dediğim gibi bundan sonra kişilere saldırmayı bırak da yazılanlarla ilgilen... çünkü insanlara çamur atmak haddin değil...
haa eğer 'elbette işçiyi gaza getirip dayak yemelerini sağlayacaklar' falan gibi bir savunmada bulunacaksan bulun, karışmam. öncügenç
Sen ve senin gibiler değilmidir ki, sosyalistlere faşistlerden, dincilerden önce saldıran, işçilere su sıkanlara, joplayanlara karşı çıkmak yerine işçiler tahrik edilmiştir diyerek pasifist edebiyatı yapan.
Niyeyse aklıma Bahçelievler'de öldürülen TİP lileri getirdin, neymiş MHP lileri ikna edeceklermiş, pasifizm yaşamlarına maloldu.
Mücadelede lagalite aranmaz, meşruiyet aranır ve bu ikisi arasında ciddi fark vardır.
Sosyalistleri savunmak bana kalmamalı sosyalist bile değilim ama ne yazık ki, sosyalistler birbirleri ile uğraşmaktan senin gibilerle uğraşmıyorlar.
İyi/kötü bu ülkenin sosyalistleri bunlar, her fırsatta eleştirerek bir yere varılır sanıyorsan, çok yanılıyorsun.
Bir şey daha, kutsal yoktur, sosyalizm kutsal diyorsan zaten sosyalist değilsin, olmadığın her halinden belli ya zaten.
Son olarak, hepside haddime düşer.
Selamlar.
oncugenc
06-08-2008, 01:42
Sen ve senin gibiler değilmidir ki, sosyalistlere faşistlerden, dincilerden önce saldıran, işçilere su sıkanlara, joplayanlara karşı çıkmak yerine işçiler tahrik edilmiştir diyerek pasifist edebiyatı yapan....vgm
-faşistlerle kimse bizim kadar mücadele etmedi.
-kimse emniyet içindeki fethullahçı örgütlenmeyi tek tek ortaya çıkarıp bunlarla mücadele etmedi.
-gerçekleri söylemek ne zamandır pasifist edebiyatı oluyor? tahrik edip, aradan çekildiler. gerçek sosyalistler herzaman işçinin yanında olurlar. dayak yerken de gerekiyorsa birlikte dayak yerler.
Mücadelede lagalite aranmaz, meşruiyet aranır ve bu ikisi arasında ciddi fark vardır....vgm
evet mücadelede legalite değil, meşruiyet aranır. bu meşruiyeti de bizzat halkın ortak çıkarları belirler. 3-5 kişinin oturup yaptığı sözüm ona edebiyat değil. eşkiyalık meşru değildir. örneğin 68 kuşağı ve 71'i hatırla. 68 kitleseldi. halk desteği vardı. ama 71 kitlesellikten kopuşu. ve kitleselliğini kaybeden ve halkın mücadelesini temsil etmeti kaybeden meşruiyetini de kaybeder. çünkü bireysel eylemler ve kahramanlık girmiştir araya. halktan ve onun çıkarlarından kopmuştur artık.
Sosyalistleri savunmak bana kalmamalı sosyalist bile değilim ama ne yazık ki, sosyalistler birbirleri ile uğraşmaktan senin gibilerle uğraşmıyorlar.
İyi/kötü bu ülkenin sosyalistleri bunlar, her fırsatta eleştirerek bir yere varılır sanıyorsan, çok yanılıyorsun....vgm
iyi-kötü sosyalist olunmaz. adam gibi sosyalist olunur. bunlar ütopik sosyalistlerdir. en başta halktan kopukturlar çünkü. halka ve onun iç dinamiğine güvenmeyen sosyalist olur mu hiç?
bunları eleştirerek varılır bir yerlere. her önüne gelen sosyalistim deyip 3-5 kişiyle örgüt kurmaya kalkarsa asıl bir sonuç çıkmaz mücadeleden.
kaldı ki benim eleştirilerim tüm sosyalistleri kapsamıyor ki! kendilerinin sosyalist olduğunu iddia eden ama sosyalistleri halktan koparmaya çalışan, halkın gözünde sosyalizm fikrini küçük düşüren çapulcu sürüsünden bahsediyorum.
Bir şey daha, kutsal yoktur, sosyalizm kutsal diyorsan zaten sosyalist değilsin, olmadığın her halinden belli ya zaten...vgm
kutsalın anlamı: (tdk)
1)Tapınılacak veya yolunda can verilecek derecede sevilen, kutsi
2)Bozulmaması, dokunulmaması, karşı çıkılmaması gereken, üstüne titrenilen
3)Güçlü bir dinî saygı uyandıran veya uyandırması gereken, kutsi, mukaddes.
kutsal olan herşey dini değildir.
bir kelimenin Türkçe'de birden fazla anlamı vardır. ama o kadar yabancılaşmışsın ki diline bu farklılıkları bile göremiyorsun.
bana ne dil dersi vermeye kalk, ne de sosyalizm.
Sayın oncu genc
Şu sosyalizmin tanımını yapalım bence. Acaba Marks ile engels ve lenin yeterli mi bu tanım için, yoksa başka ustalar mu bulmamız lazım. Şayet yeterli ise ben tannımı yapayım, yok yeterli degilse siz yapın. Malumi aliniz bu tanım evrensel olmalı.
saygılarımla
oncugenc
06-08-2008, 02:13
marks, engels ve lenin elbette ki iyi referanslardır tanım için. ama günün ve toplumun 'özgü' koşulları da sosyalistlerin eylemlerinde belirleyici etkin rol oynarlar. sayın dilaver.
bu tanımın yapılacağı yer açısından ergenekon başlığı biraz abes bence ama eğer o kadar çok istiyorsanız yapın bir tanım ve bu tanım mümkünse pratik de uygulanabilir bir tanım olsun ki hava da kalmasın değil mi. biz gençler için sizlerin fikirleri elbette önemlidir. ama önemli olması bunun 'bugün için' gerçek ve uygulanabilir daha da önemlisi sorunların çözümüne katkısı olabileceğini göstermez.
herkesin fikirlerinize saygı duyarım, kişiliğe hakaret derecesine varmadığı sürece. ya da işin kolayına kaçıp çamur atmak-karalamak gibi eylemlere dönüşmedikçe.
ayrıca sayın vgm siz de bence artık saldırılarınızı kişisele dönüştürmeden yazacak bir şeyleriniz varsa bu konuda ö.m yolunu kullanın ve başlık normale dönsün. bu uyarıyı yapması gereken kişi ben değilim belki ama ....
Çok basit öncü genç.
Sınıf mücadelesini poleterya dikatörlügü ile birleştiren herkes sosyalisttir diyor Lenin tanımında.
Ben bu tanımın sosyalizmin evrensel tanımı oldugunu düşünüyorum. Ne diyor manifesto :
Bütün ülkelerin işçileri birleşiniz.
saygılarımla
Edit : Gene de konu başlıgını saptırmamak için biz bu tartışmaya gerekirse başka başlıklarda devam edelim.
mutluluk35
06-08-2008, 14:21
O halde prolataryanın da tanımını yapmak gerekir.Sadece fabrikadaki işçiyi bu kategoriye yerleştirirsek,sosyalizm kapitalizmin bir versiyonu olur sadece.
Marx,fabrikadaki işçinin,makinenin kendi işlevini yerine getirirken kullandığı bir parçaya dönüştüğünden bahseder.Endüstri devriminin üzerinden uzun yıllar geçti ve artık,insanı ilk bakışta ürküten zincirli çarklı devasa makineler küçülmeye başladı.İnsan beyni yeni buluşlarına devam ettikçe,kafa emeği kol emeğine üstün gelmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte yeni ara sektörlerin oluşumu,sosyalizmi kol emeği üzerinden düşünen ve tasarlayanları zora sokmaktadır.Halbuki Marx, kol ile kafa emeği arasındaki ayrımın kalktığı bir düzeni tasarlar;birinin diğerini yok edip kutsallaştırdığı bir dünyayı değil..
Marx'ın çıkış noktası kapitaldir. Kapitalist sistemin varoluş koşulu doğanın ve bireylerin parayla ölçülebilir bir meta halini almasıdır.Sistemde herkes ve her şeyin birbiriyle olan ilişkisi,yani tüm toplumsal olaylar artık sermayenin kılıktan kılığa giren,biçim değiştiren formlarıdır.Bireyler kendi yaşamlarını çizmezler,sermayenin yaşam biçimine ayakuydururlar.
Marx şöyle der:'Kapitalin varoluş nedeni ücretli çalışmadır, ücretli çalışmanın varoluş nedeni de kapitaldir'..
Sosyalistçe yaşam çiftçisiyle,ressamıyla yaşanacak olan,insanın insanla olan mücadelesinin bittiği,herkesin yeteneklerini özgürce geliştirebileceği bir yaşam olacaksa,bu kaderi tayin edecek olan 'proleterya'nın tanımını bence biraz geniş tutmak gerekir.
Gerçekten de sargon'un başlığı açılımı sağladı, fakat burada devam etmesek iyi olur.
Gedikli komunist olarak bu iş sana düşer sevgili dilaver.:)
Öncügenç sizin şahsınıza kastım olacak kadar sizi tanımıyorum, sizin şahsınızda solu eleştirmeye kalkanları eleştiriyorum yalnızca. Aspendos olsa tamam onun şahsını hedef alırdım.:)
Selamlar.
spartacus
06-08-2008, 22:08
Sosyalizm bir iktidar biçimi olmamalı. Yada bir yönetim biçimi. Sosyalizm toplumsal bir sistemdir. Bir ekonomik sistemdirde. Dolayısıyla toplumsal bir sistem iktidar biçimi düzeyine ne indirgenebilir ne de bu şekilde tanımlanabilir.
Sosyalizmin kökeni, "üretimin toplumsallığı ile mülkiyetin(üretim araçlarının) bireyselliği, ve bireysel paylaşımı" üzerinde yükselmiştir. Temel çelişki budur ve sınıfların yapı taşıda budur. Bu gün günümüz sosyalistlerinin "emek ile sermaye arasındaki çelişki", gibi politik söylemi ile bile, köken olarak ne uzaktan ne de yakından ilişkisi yoktur. Bu ilişki politik bir ilişkidir. Oysa emek sınıfsal bir kavram değildir.
Öncügenç bazı sosyalistlerden bahsetmiş. Sanırım bir davranış eleştiriliyor? Yani burada eleştirilen ötekinin nasıl davrandığımıdır? Yani bir yerde sosyalist olmanın kriterini davranış kuralları mı belirlemiştir? Öyle gibi...
Sosyalizm sanki son yüzyılda salt bir iktidar olgusuna indirgenmiş. O kadar iktidar olgusuna indirgenmiş ki, içi boşaltıkça sembol balonu şişirilmiş. Kutsal bir(kaç) sembol var elde ve herkesin davranışı kutsal sembole göre. Tepesi atan kaya gibi sert kutsalını kaldırıp diğerinin kafasını kırıyor. Herkes kendi kutsalına göre diğerini tanımlar ve diğerini eleştirir hale gelmiş hatta meşruiyeti bile buna göre!!!
Sosyalizm bir iktidar biçimine indirgenmiş derken toplumsal başarızlığın ve bürokrasininde sistemin özüne ters gayrı meşru örgütlenmelerinde meşruiyetini iktidarın biçimi, iktidarın korunumu ve kutsalın granit yüzü ve 3 karış bezi belirlemiştir. Sanki iktidarın biçimini belirleyecek olan sosyalizm değilde, sosyalizmi belirleyen iktidar ya da yönetim biçimi olmuştur. Tüm toplumsal öz, insani yapı, insan edinimi ve insani ihtiyaçlar, bilinç, kültür, sosyalizm ve içeriği, temel yapısı, bileşeni, bir iktidar biçimine kurban edilmiştir. Hatta sosyalizm dışı şeyler bile politik bayrak edinilebilmiştir, neden çünkü kutsaldan kuvvet doğar, kutsal kapitazlimin kutsalı olsa bile(ki sınıfsal hiç bir muhteviyatı olmayan ulusalcılık bile(kapitalizmin iktidar biçiminin kitlesel karakteri) ezilen ulus, egemen ulus, edebiyatıyla stratejik temel bile edinilebilmiştir. (handiyse Osmanlıda olsak ümmetçi olacaktık-devrime karşı-, madem soyalizmden bahsedebiliyor ve çıkıp kendimize sosyalistiz diyoruz değil mi?)
Yönetim biçimi savunulmaz, kurulur. Burası cidden önemlidir ama konu itibariyle gereksizdir. (bu anlayış kapitalizmdede sabittir, zaten konunun özüde budur, sözde toplumsal yani tüm toplumun iktidarını korumak her daim beli silahlı, sözde halk kahramanı, 1980 sonrasının(1990 a kadar) mafyası, kadın ticaretçisi, silah kaçakcısı, otçusu, soyguncusu, paralı katili, tefecisi bir anda 3-5 kutsal sayesinde halk kahramanı olmuş, sözde tüm toplumun olan iktidarı, yine topluma karşı, topluma rağmen savunmak 3-5 çapulcuya düşmüş. halka düşen ise her zaman ki gibi şak şakçılık, toplum başka ne yapar ki, sirkde izlerken, oda onun kaderi).
Kutsal için savaş! Kutsal için örgütlen. Hiç bir kutsal din değilse(ki dindir, din başka neyse?) tüm kutsal örgütlenmelerde tarikat değildir!? (haşa, sümme haşa!)
evet mücadelede legalite değil, meşruiyet aranır. bu meşruiyeti de bizzat halkın ortak çıkarları belirler. 3-5 kişinin oturup yaptığı sözüm ona edebiyat değil. eşkiyalık meşru değildir. örneğin 68 kuşağı ve 71'i hatırla. 68 kitleseldi. halk desteği vardı. ama 71 kitlesellikten kopuşu. ve kitleselliğini kaybeden ve halkın mücadelesini temsil etmeti kaybeden meşruiyetini de kaybeder. çünkü bireysel eylemler ve kahramanlık girmiştir araya. halktan ve onun çıkarlarından kopmuştur artık. Öncügenç
Aslında itiraz ettiğin kitlesellikten kopuş değil, önce samimi olalım, itirazın 70'lerdeki hareketin silahlı mücadeleyi öngörerek bunu başlatmasıydı.
O günün koşullarında legal olarak örgütlenmek, kitleselleşmek sözkonusu bile değildi, 141,142 her sosyalistin başında Demokles'in kılıcı gibi sallanmaktaydı sırf bunun için bile yasadışı örgütlenme yollarına başvurmak meşruydu.
Kaldı ki darbe ile de sol düşüncenin her türüne ve her solcuya (sosyal demokratlar dahildir) açıktan silahlı, işkenceli, sürgünlü savaş ilan edildi.
O insanlar da savaşı hazır olmadıkları halde, meşru müdafaa halinde kabul ettiler. İstersen boyunlarına ilmeği kendileri geçirselerdi, kitlesel olurlardı dimi.
Bu nedenle kitlesellikten kopuşmuş, halkın ortak çıkarlarıymış gibi ucuz demogoji bile sayılamayacak argümanları bırakın, bilmediğiniz konularda laf üretmeyin.
O yıllar kitleselleşmenin başladığı yıllardır acemi sosyalist.
Selamlar.
oncugenc
07-08-2008, 00:54
vgm bir şeyi de doğru anla! orda sadece kitlesellikten kopuşu değil halkın mücadelesini temsil etmeyiş faktörünü ele aldım. zaten halkın mücadelesini temsil etmeyen kitlesellikten doğal olarak kopuyor ve meşruiyetini kaybediyor.
ben burda legaliteyi sokmadım bile araya nereden uyduruyorsun? kafanda kurmuşsun bir komplo, ona göre senaryo üretiyorsun. sonra kalkmış bir de utanmadan demogoji yapma diyorsun! demogojinin alasını yapan sensin! her şeyi bilen en iyi anlayan sensin en iyi yorumlayan ve kalkıp sosyalizm dersi vermeye çalışan... ne gördün pratikte? ne yaşadın neyle mücadele ediyorsun? oturup kitap ezberlemekle olmuyor bu işler vgm. mücadeleye katılmadan oturduğun yerden ahkam kesmek kolay ! o kadar benimsemişsin madem; neden yoksun mücadelede? bir de kalkmış sen sosyalistsin, sen sosyalist değilsin bilmem sen faşistsin, sen revizyonistsin diyor... sen nesin? ne?
ben 68'i olduğu kadar 71'i de kabullenirim. yanlışlarını doğrularını görerek... dersler çıkararak ve 68'i de 71'i de 'aşarak' ilerlerim.
bir daha söylüyorum vgm cin olmadan adam çarpmaya kalkma!
Aferim öncügenç sen ilerle bizlerde arkandan geliriz.
Sen zaten öncüsün,ama şunu da unutma klavuzun sağlam olmalı.
Senin klavuzu eskiden beri tanırım,kıblesi hep değişmiştir.
Şimdilerde doğruyu gösteriyorsa ,geçmişlerde yanlıştı ama o zamanlarda sosyalist olduğunu savunurdu .
Şu an sosyalizmi savunduğunu da zannetmiyorum.
Pkk ne kadar sosyalistse senin partinde o kadar sosyalisttir.
Peki sen ne mücadelesi veriyorsun,teorin ne ,pratiğin ne ,amacın ne ?
AKHENATON
07-08-2008, 10:58
Sosyalistler, anarşistler, nihilistler varlıklarını başka birini suçlayabilecekleri birşeyde buldukları nispette, Hristiyanlığa yakındırlar. Zira, Hristiyan da kendi hastalığından , marazlı bünyesinden birini sorumlu tutarak buna daha iyi tahammül edeceğine inanır.İntikam ve kin içgüdüsü her iki durumda da tahammül vesilesi , varlığı koruma içgüdüsü olarak görünüyor.
Nietzsche
oncugenc
07-08-2008, 13:36
Aferim öncügenç sen ilerle bizlerde arkandan geliriz.
Sen zaten öncüsün,ama şunu da unutma klavuzun sağlam olmalı.
Senin klavuzu eskiden beri tanırım,kıblesi hep değişmiştir.
Şimdilerde doğruyu gösteriyorsa ,geçmişlerde yanlıştı ama o zamanlarda sosyalist olduğunu savunurdu .
Şu an sosyalizmi savunduğunu da zannetmiyorum.
Pkk ne kadar sosyalistse senin partinde o kadar sosyalisttir.
Peki sen ne mücadelesi veriyorsun,teorin ne ,pratiğin ne ,amacın ne ?
siz benim klavuzumu gazetelerde, televizyonda gördüğünüz kadar tanırsınız anca. o yüzden burda partimi savunma gibi bir gereksinim duymuyorum. ancak şunu iyi bilmeli ki bir sosyalist günün gerektirdiği gibi hareket eder! amaç proleterya diktatörlüğüdür evet ama sınıflar çağ atlamazlar hele ki bugün Türkiye henüz feodal kalıntılarından kurtulamamışken!! teorim parti teorisidir. pratiğim parti içinde bana verilen görevlerdir. amaç mutlak zafer!
oncugenc
07-08-2008, 13:42
Sosyalistler, anarşistler, nihilistler varlıklarını başka birini suçlayabilecekleri birşeyde buldukları nispette, Hristiyanlığa yakındırlar. Zira, Hristiyan da kendi hastalığından , marazlı bünyesinden birini sorumlu tutarak buna daha iyi tahammül edeceğine inanır.İntikam ve kin içgüdüsü her iki durumda da tahammül vesilesi , varlığı koruma içgüdüsü olarak görünüyor.
Nietzsche
hristiyanlığı bilmem ama sosyalistler varlığı için bir başkasını suçlamazlar. zaten bir şeyi suçlamalarınada gerek yoktur. çünkü gayet iyi bilirlerki yaşanılan her şey tarihsel olarak bir döngüdür aslında. ve onlar sadece bu döngüyü hızlandırırlar, önderlik ederler hayatın akışına.
oncugenc
07-08-2008, 14:00
proleterya diktatörlüğü!
mutluluk35
07-08-2008, 14:37
Bir sosyalist veya komünist için proletarya diktatörlüğü nasıl mutlak hedef olur,anlayabil-miş değilim.Söz konusu kavramın bizzat kendisi kapitalistçe yaşamın siyasi tezahürüdür sadece.Sistemin kullandığı silahı geçici bir süreyle, ileride imha etmek üzere kendi lehine kullanmaktır.Amaç diktatörlüksüz,tahakkümsüz,doğal insana yapay sınırlar koymayan bir dünya yaratmaktır.İster proleterya olsun ister burjuvazi,sınıf da 'kapital'in ürünüdür,diktatörlük de...Bu nedenledir ki,Marx'ın eserinin adı işçi,patron vs. değil,Kapital'dir.
Kapitalist ilişki biçimini yoketmeyen bir proleterya diktatörlüğünün yapacağı tek şey,burjuva diktatörlükleriyle rekabate girip,senin işçin şu kadar alıyor,benimki bu kadar yarışını devam ettirmek olacaktır.Böyle yapmakla da,sosyalist toplum ile kapitalist toplum arasında sadece nicel farklılıklar olduğunu ispatlamış olur.Halbuki sosyalizm toplumların yaşamına nitel bir değişim getirmektir.Farklı bir dünya yaratmaktır.
oncugenc
07-08-2008, 14:54
mutluluk mutlak hedeften demedim mutlak zafer dedim.
üretim ilişkilerinin değiştirilmesi, sınıfsız toplum yaratılması... elbette hedeflerdir ve nihayetinde oluşan proleterya diktatörlüğüdür. kaçınılmaz sonucudur bunun. ve işte zafer odur!
Öncügenç sizin savunduğunuz parti hiç bir zaman sol olmamıştır, bununla beraber ne dediği de belli değildir. Eskiden beridir devletin istihbarat kurumları ile ortaklaşa çalışmaya çalışır bunun için dergilerinde solcuları ev adreslerine varana kadar faşistlere ve güvenlik güçlerine açıklayarak hedef haline getirir.
Sonra bir bakarsınız Abdullah Öcalan'ı PKK kamplarında ziyaret ederek, elinde çiçeklerle PKK lıları selamlar, Apo'ya sadakat ve liyakatını sunar, sonra bir bakmışsın PKK'yı bölücü terörist ilan eder aklı sıra savaş açar. Ulusalcılık adı altında MHP ile aynı çizgiye gelir.
Bütün bunlara rağmen bir kendisi solcudur, başkası değildir.
Kısaca sizin savunduğunuz görüşlerin ne olduğu belli değildir. Ben bu mentaliteyi daha önce tanımlamıştım.
Siyaset günlük kaygılar üzerine kurulmaz, her gün ilkelerden vazgeçilerek mücadele yürütülmez, yürütülemez ha yürütürsen ne olur fır döndü olursun. Hepsini al gelecek diye döner, döner durursun.
Senin gibiler oldukça bu tarikatlarda olur, tarikat tipi partilerde.
Bana göre çözüm soldadır, ama Aydınlık gibi adı sol kendi sağ partileri hariç tutmak gerekir. Sağ demeye bile dilim varmıyor ya.
Bu kadar ne idüğü belirsizlik olur.
Selamlar.
oncugenc
07-08-2008, 16:19
Doğu Perinçek Bekaa'ya hangi sıfatla gitmiştir?
geldiğinde elinde vardır? ne konuşmuştur?
atıp tutmak kolay bunların cevabını biliyorsan cevapla bilmiyorsan sus!
Ulusalcılığı sen mhp ile aynı çizgiye koyurosan buna bir şey diyemem.
. . . .
biz her gün bir çok psikolojik savaş unsurları ile savaşıyoruz. senin sol dediğin ( artık o kesim hangi örgüttür bilemem ama ) herhangi bir psikolojik savaşa maruz kalıyor mu?
Son 20 yılın medyasında, İşçi Partisi ve Doğu Perinçek dışında, “solcuyum” diyen örgüt ve liderleri hedef alan tek bir yazı bulamazsın! neden? neden fethullahçılar bu sol kesimi düşman olarak değil de müttefik olarak görüyor. türbana özgürlük yürüyüşünde bu tarikatlarla kolkola eylem yapıyorlar?
12 Mart döneminde Devlet Brifingi’ne verilen 12 Mart raporu :
12 Mart yönetimi, 1972 yılının 13 Kasımında Ankara'da Atatürk Orman Çiftliği'nde MİT'in Marmara Köşkü'nde toplandı. Toplantıya Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ve devlet büyükleri katıldı. MİT ve Kontrgerilla, bu toplantıya bir brifing sundu. Brifing'te Perinçek’in önderlik ettiği TİİKP hakkında şu değerlendirme yapılıyordu:
"Milli Demokratik Devrim stratejisini benimsemiş olmasına rağmen, diğer örgütlerin aksine, terörcü, kendiliğindenci ve aceleci eylemlerden kaçınarak, uzun devrede faaliyet gösteren bu örgüt, aynı zamanda militanı en çok, teşkilâtı en yaygın olanıdır. Aşırı sol cephenin genç teorisyenlerinin en azılısı, en teşkilatçısı Doğu Perinçek'tir."
Resmî adıyla "Devlet Brifingi"ne sunulan bu gizli rapor, 23 yıl sonra ele geçmiş ve yayımlanmıştır (Marmara Brifingi, Kaynak Yayınları, Nisan 1995, s. 70 ).
Bizzat MİT içindeki CIA kliği, Doğu Perinçek önderliğindeki Partinin, MİT’i 1980 öncesinde ve 1987’de iki kez felce uğrattığını belirtmişlerdir. Bizzat MİT’in eski Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas’ın ağzından dinleyelim: “Maalesef Perinçek ve Aydınlık, MİT’i iki kez pasif duruma sokabildiler.” (Sabah, 8-9-10 Haziran 1988). MİT Daire Başkanı ünlü Mehmet Eymür de, Perinçek’in yönettiği örgütün 1987’de “MİT’i çökerttiğini” söylemiştir (Bulvar, 15-19 Haziran 1988)
En son MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, Aydınlık’a karşı bir bildiri yayımlamış ve Aydınlık’ın temsil ettiği harekete karşı mücadeleyi sürdüreceklerini belirtmiştir.
. . . . . . . . .
Perinçek teröre karışmadığı halde, sırf emekçi halkı örgütlediği ve etkili bir mücadele yürüttüğü için, 12 Mart’ta 20 yıl, 12 Eylül’de önce 12, sonra 8 yıl hapse mahkum edildi. 1990 Nisanı’nda Turgut Özal, Sansür-Sürgün kararnamesini Doğu Perinçek yönetimindeki 2000’e Doğru dergisini susturmak için çıkarttığını açıkça belirtti. Doğu Perinçek, o dönem hapse atılan tek basın yönetmenidir. 1971’den 1991’e kadar yalnız 2 yıl yasal politika yapma hakkına sahip oldu. Geri kalan 18 yılın 7 yıla yakınını cunta hapisanelerinde, 11 yılı da aranıyor veya siyasal yasaklı olarak yaşadı. (ip'den alıntı)
devletin istihbarat kurumunda çalışan bir insanı bu devlet neden hapse tıksın dünde bugünde??
yucemanitu
08-08-2008, 01:37
Sosyalistler, anarşistler, nihilistler varlıklarını başka birini suçlayabilecekleri birşeyde buldukları nispette, Hristiyanlığa yakındırlar. Zira, Hristiyan da kendi hastalığından , marazlı bünyesinden birini sorumlu tutarak buna daha iyi tahammül edeceğine inanır.İntikam ve kin içgüdüsü her iki durumda da tahammül vesilesi , varlığı koruma içgüdüsü olarak görünüyor.
Nietzsche
Sınıfların devletin ve hatta kolluk kuvvetlerinin ve silahların bile olmadığı bir dünya istemek kin ve intikamla alakalı mıdır ya da marazlı bir ruh hali midir? Yoksa azınlıklara saldırmak ve hiçbir delil ortaya koymadan bin türlü uydurma ithamla kin kusmak mı marazlıdır? Herhalde ikincisi.
inna minna,
yaw bu proleter dikatörlügü sadece bir ara rejm degilmiydi ?
mutlak hedef....,komünal bir toplum yapilanmasi degilmiydi ?
inna minnaaa
evrensel-insan
08-08-2008, 02:09
Saygideger invi;
Maalesef, oyleydi de, bir turlu basarilamadi. Cunku, 18. yuzyildan kalma ve ayrimciligin evrensel temelinin en ucunu ortaya koyan bu zihniyet, nihilizm le yeni bir boyut kazandi, ama proletarya diktatorlugu olarak degil, amerikan idealizmi diktatorlugu olarak.
Ustelik, amaci da komunallik degil, azinligin yonetip yonlendirdigi cemaat veya robotlasmis dunya toplumlari. Tabi ki, guc ve 1400' un ronesans oncesi dunyasi ve kafa yapisiyla.
Saygilarimla;
evrensel-insan
amerikan idealizmi diktatorlugu olarak@evrensel-insan.
inna minna evrensel hocam
inna minna
Doğu Perinçek Bekaa'ya hangi sıfatla gitmiştir?
geldiğinde elinde vardır? ne konuşmuştur?
atıp tutmak kolay bunların cevabını biliyorsan cevapla bilmiyorsan sus! Bunların yanıtını Perincek'ten başkası veremez öyle değil mi?
Bu yanıtlar doğru olabilir mi, gülücükler dağıtarak PKK lıları denetleyen, Apo ile el ele göz göze fotoğraflara mı inanacağız, yoksa gökte Allah, yerde Doğu diyen bir yeni yetmeye mi.
Kaldı ki sen o yanıtların inandırıcı olduğunu bilsen göğsünü gere gere buraya asmazmıydın.
Devlet istese Abdullah Öcalan'a bugün Doğu Perincek'i bitirtir.Nasıl mı orada geçen konuşmaları açıklatarak.
Peki neden bitirmek istemezler;
Çünkü sizin çizginiz özellikle derin devlet tarafından kullanılmaya çok müsait bir çizgidir, yeniden kullanılmak üzere ve her daim solu baltalamak için sizi çok fazla hırpalamadan korurlar.
Ulusalcılığı sen mhp ile aynı çizgiye koyurosan buna bir şey diyemem. Bak şimdi dürüstlük dışına çıkmayacaksın, benim dediğim çok açıktır, ben de kimi zaman kendimi ulusalcı tanımlarım ve bunda bir beis görmem, ama MHP'nin, Aydınlığın ırkçılığınada ulusalcılık demem. Hoş Aydınlık kendine ne der belli değil a (solcu mu, sağcı mı, Atatürkçü mü, ırkçımı, PKK yanlısı mı yatakçısı mı), hiç olmazsa MHP bulanık suda balık basmıyor. Ama şu kesin Aydınlık her solcuya düşmandır.
Arkadaşlar verdiğm linklerde ki yazılar benim görüşlerimi yansıtmaz resimler için seçtim bu linkleri.
http://vatan.wordpress.com/2007/05/28/tescilli-vatan-haini-dogu-perincek-abdullah-ocalanla-samimi-pozlar/
http://www.serzenisler.com/yalcin-kucuk-dogu-perincek-abdullah-ocalan/
http://www.haberler.com/iddianameden-abdullah-ocalan-teslim-olmak-icin-haberi/
Ama şu lafın altınada imzamı atarım "Vatanseverim diyenden korkacaksın." Yaşar Kemal
evrensel-insan
08-08-2008, 03:09
Saygideger inVi;
inna minna evrensel hocam
inna minna-inVi-
Bu bir cevap mi?, soru mu?, saskinlik ifadesi mi?, itiraz mi?, mi da mi? pek anlayamadim, su cumleni bir aciklarsan, memnun olurum.En azindan anlasilir bir dille.:confused:
Saygilarimla;
evrensel-insan
oncugenc
08-08-2008, 04:21
Bunların yanıtını Perincek'ten başkası veremez öyle değil mi?
Bu yanıtlar doğru olabilir mi, gülücükler dağıtarak PKK lıları denetleyen, Apo ile el ele göz göze fotoğraflara mı inanacağız, yoksa gökte Allah, yerde Doğu diyen bir yeni yetmeye mi. . . . . vgm
Perinçek Abdullah Öcalan ile niçin görüştü?
1. GÖRÜŞMENİN ZAMANI VE NEDENİ
Perinçek, 1989 Ekim ayında ve 1991 Nisan ayında Abdullah Öcalan ile iki kez görüştü. Perinçek, o zaman İP Genel Başkanı değil, 2000’e Doğru dergisinin Genel Yayın Yönetmeni idi. Türkiye’nin hemen hemen bütün önde gelen gazetecileri, Güneri Cıvaoğlu, Fatih Altaylı, Hasan Cemal, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar ve diğerleri de, Apo ile görüşmeler yaptılar. En son MİT Müsteşarı Emre Taner’in Apo ile görüşmesi basına yansıdı (Hürriyet, ….2005).
Sistemin istihbarat servislerinin ve gazetecilerinin Apo ile görüşmesine ses çıkaran yok. Ama Batı işbirlikçisi sistemin denetimi dışında, Türkiye için, Türkiye halkı için, görüşme yapılınca, yıllardır sistemin bütün güçleri seferber edilerek kapsamlı bir propaganda kampanyası yürütülüyor. Görülüyor ki, bir tek Doğu Perinçek’in görüşmesi, ABD merkezli sistemi rahatsız etmiş. SüperNATO merkezli psikolojik savaşın boyutları, Doğu Perinçek’in mücadelesinin etkisini ve büyüklüğünü gösterir.
Perinçek, Apo ile niçin görüştü?
Perinçek’in amacı, Batı devletlerinin, özellikle ABD’nin Körfez Savaşı öncesi ve başlangıcında, Kürt sorununa müdahale zeminlerini daraltmaktı. Nitekim görüşme bu eksen üzerinde cereyan etmiştir. Görüşmeden sonra yayınlanan çeşitli yazılarda “Apo Perinçekçi olmuş” yorumları yapıldı. Apo’nun bu görüşmelerdeki vurguları şöyleydi: Bende Kürtlük aşkı yok. Türkiye’nin Aydınlanma hareketinin bir parçasıyız. Başlangıçta TC düşmanlığı yok. Bulgaristan’ın Türklere baskısı. Eski Genelkurmay Başkanı Üruğ’a suikast. Mustafa Kemal’in Kürtlere müracaatı. Avrupa bana tapulansa da... Amerika gitsin okyanusun ötesine. Tıpış tıpış Sevr’e yürüyorlar. Amerika varsa özgürlük olamaz. Sevr’in hortlatılmasında AT, Özal ve diğerler var. Evet Keloğlan’la birleşeceğiz, Özgürlüğe sarılan Türkiye özlem. Birliği devrimle gerçekleştirmek vb.
Özetle Perinçek, ABD’nin Yeni Dünya Düzeni projesiyle bölgemizde milliyetleri ve mezhepleri birbirine düşürmek istedikleri koşullarda, Türkiye’nin ve halkın birliğine hizmet eden bir çaba gösterdi. Abdullah Öcalan, yakalandıktan sonra verdiği ifadede görüşmeyi şöyle özetledi: Perinçek, bize ABD’nin ve Avrupa’nın peşinden gitmeyin. Bu yoldan bir yere varamazsınız. PKK’yi dağıtın, Türkiye’nin bütünlüğü içinde yer alın telkinlerinde bulundu (Apo’nun ifadeleri ve Hürriyet, 18 Mart 1999).
Perinçek, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki siyasetini uyguladı
Büyük Devrimci Önder Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı başlarında İngiliz emperyalizminin Kürt sorununu kullanmasına karşı hangi siyaseti izlediyse, Perinçek de o siyaseti izledi. Perinçek de Atatürk gibi, Kürtlerin “Kürdistan Teali Cemiyeti” gibi Batı güdümlü ayrılıkçı örgütlerde değil, Müdafaai Hukuk Cemiyeti gibi milli ve devrimci örgütlerde Türklerle birlikte örgütlenmesini savundu. Mustafa Kemal’in çeşitli Kürt liderleriyle ilişkilerinde ve yazdığı yazılardaki tavrı ne ise, Perinçek’in tavrı da, o’dur. Bu tutum, Amasya Tutanağı’nda, Erzurum ve Sivas Kongresi Nizamname ve Beyannameleri’nin birinci maddelerinde ifade edilen saptama ve politikalara dayanır. Türk ve Kürdü birleştirmek; Türkiye’ye yönelik tehditleri göğüsleme ve Cumhuriyet Devrimi’ni tamamlama görevinin gereğidir. Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı aynı zamanda Kürtleri kazandığı için başarmıştır.
Ucuz değil doğru ve cesur politika
Bugün de izlenmesi gereken politika budur. Perinçek, halk kitlelerini avlamaya yönelik ucuz politikaların adamı değildir. Arkadaşlarıyla birlikte gereğinde tehlikeleri üstlenir ve çözüme yönelik doğru ve cesur politikaları üretir ve izler.
Erdal İnönü-Deniz Baykal’ın yönetimindeki SHP, PKK ile seçim ittifakı yaptı. Çeşitli partilerin başkanları, Apo’nun dört-beş kademe altındaki yöneticilerle görüşmeler yapar. Mehmet Ağar, “Abdullah Öcalan’a çok iş düşüyor” diyerek, Apo’yu federasyonlaşmada muhatap haline getirir. Devlet Bahçeli, İran’daki Azerileri kışkırtıp, ABD’nin Türkiye’yi İran ile karşı karşıya getirme ve Kürdistan’ı büyütme politikasında rol üstlenir. ANAP, DYP, CHP, DSP, MHP ve AKP, iktidar dönemlerinde Çekiç Güc’e oy verir,Habur kapısını açık tutar ve ABD ile birlikte Kukla Devlet’i kurarlar; Apo ile birlikte AB üyeliğini savunurlar. Bunlar sistem içindeki uygulamalardır ve hücuma uğramaz. Ama sistemin dışındaki girişimler, sistemin psikolojik savaş kampanyasının hedefidir.
Halkımızın her kesimi üzerindeki baskılara ve eşitsizliklere karşı mücadele etmek görevimizdir
Perinçek’in önderlik ettiği Parti’nin Güneydoğu bölgesi halkımıza yapılan baskılara karşı çeşitli düzlemlerde yürüttüğü mücadeleler de eleştiri konusu olmaktadır.
Partimiz, Körfez Savaşı öncesinde veya sonrasında, Kürt halk kitleleri üzerindeki baskı ve eşitsizliklere karşı kararlı olarak mücadele etti. Türkiye’nin birliğinin ve bağımsızlığının eşitlik ve özgürlük sağlanarak, sağlam bir temele oturtulacağını savunduk. Türkiye, Kürt kitlelerinin taleplerini karşılamalı ve kendi Kürdünü kazanmalıydı. Bu tavrımız doğrudur. Doğu Perinçek’in önderlik ettiği İşçi Partisi, her zaman halk kitleleri üzerindeki baskı ve eşitsizliklere karşı mücadele etti. Bu mücadeleyi, ABD emperyalizmine karşı bütün milletimizin birliği açısından yürüttü.
Eğer Türkiye Perinçek’in tutumunu benimseseydi
Eğer Türkiye Körfez Savaşı öncesinde Perinçek’in politikasını benimseseydi, Türkiye halkı birleştirilebilir, bölücülük etkisiz hale getirilebilir ve bugünkü bölünme ve parçalanma tehdidi çok daha zayıf olurdu. 1990 öncesinde Kürtlerin hak ve hukukunu tanımayan hükümetler, daha sonra ABD ve AB’nin dayatmalarıyla İkiz İhanet Yasalarını bile çıkardılar. Türkiye’nin vereceği demokratik hakları Batı devletleri sağlamış oldu. Kürt halk kitleleri böylece Türkiye’ye değil, Batı’ya bağlandı.
2. ÜÇ AYRI AKLAMA KARARI
Apo görüşmesinin 2000'e Doğru’da yayınlanması üzerine açılan ceza davalarında, iki ayrı aklama kararı ve bir takipsizlik kararı verilmiştir. (İstanbul 2 Nolu DGM’nin, 27. 6. 1990 tarih, E 1989/277, K 1990/148 ve 4.12.1991 tarih, E 1991/216, K 1991/454 tarihli kararları ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Hazırlık 1997/1777, K 1997/237 sayılı takipsizlik kararı)
3. PERİNÇEK APO’NUN SHP LİSTESİNDEN
DÖRT MİLLETVEKİLLİĞİ ÖNERİSİNİ REDDETTİ
SHP’nin PKK ile seçim ittifakı
1991 genel seçimlerinde Erdal İnönü-Deniz Baykal’ın yönetimindeki SHP, PKK ile seçim ittifakı yaptı. Ama hiç kimse bu konuda bir kampanya yürütmedi; yürütmez. Çünkü o ittifak, ABD merkezli sistemin içindeydi. Bu ittifakın içine 1991 seçiminde Doğu Perinçek’in genel başkanı olduğu Sosyalist Parti’yi de katmak istediler. Ancak Doğu Perinçek bunu reddetti.
Öneri nasıl yapıldı
PKK’nin Avrupa temsilcisi, 1991 genel seçimi öncesinde Perinçek’i Ankara’daki evinden telefonla arayarak, Apo’nun Perinçek’in Partisine, SHP’nin bir protokolla HEP’e verdiği 21 milletvekilliğinden dördünü önerdiğini belirtti. Hatta bu öneride, Diyarbakır, Şırnak ve Mardin gibi illerin birinci sıra adaylığı da belirtildi. Perinçek, öneriyi parti organlarında tartışmaya bile gerek görmeden anında reddetti.
Perinçek açısından bu öneriyi kabul etmenin herhangi bir tehlikesi de yoktu. Perinçek ve arkadaşları, SHP listelerinden milletvekili olacaklardı. Ama Perinçek’ler için mesele, milletvekili veya bakan olmak değil, Türkiye’nin bağımsızlığına, bütünlüğüne ve emekçilere bağlı bir çizgide ısrar etmekti.
Öcalan’ın Milliyet, Sabah’a ve Gündem gazetelerine açıklaması
Bizzat Apo, 1991 yılı sonunda, Milliyet ve Sabah gazetelerine yaptığı açıklamalarda, Perinçek’e dört milletvekili önerdiğini ve parlamentoya girerek, SHP listesinden seçilecek 21 milletvekilinin başına geçmesini rica ettiğini açıklamıştır (Milliyet ve Sabah, 7 Aralık 1991).
Apo: “Perinçek tenezzül etmedi”
Apo, Perinçek’e dört milletvekili önerisini, 3 Mayıs 1993 tarihli Gündem gazetesinde de anlatmış ve bu öneriyi reddettiğimi birkaç kez vurgulayarak dile getirmiştir:
“Sayın Doğu Perinçek de buraya geldi. İlk pratik politika önerim şu oldu. Dedim ki, bir devrim merkezi var, onun parlamenter sözcüsü ol. Bu güzel bir şey. Eğer bir parlamenter sözcüsü olsaydı, Kürt-Türk birlikteliği de çok iyi gelişebilirdi. Kim kardeşlik istemiyor. Bize ikide bir milliyetçi diyorsunuz. Seni kendi ülkesinde ve devrimin bir merkezinde milletvekili adayı önerecek kadar Enternasyonalizme yatkınlık gösteren bir hareket mi milliyetçidir, yoksa buna tenezzül etmeyen, kendini çok üstte gören bir anlayışın sahibi mi milliyetçidir? Ve ben fazla anlamlı bulamadım...Tenezzül etmediler.” (Gündem, 3 Mayıs 1993)
Öcalan, Hasan Cemal ile söyleşisinde de gerçeği söyledi
Yine Öcalan, Hasan Cemal’e 14 Nisan 1993 günü yapılan söyleşide, Doğu Perinçek’in SHP listesinden milletvekilliği önerisini reddettiğini belirtmektedir (Hasan Cemal, Kürtler, s.39)
Perinçek, SHP-PKK seçim ittifakına niçin katılmadıklarını Anayasa Mahkemesi’nde anlattı
Apo’nun SHP listesinden dört milletvekilliği önerisini niçin reddettiğimizi ve PKK ile SHP arasındaki seçim ittifakına niçin katılmadığımızı, 12 Mayıs 1992 günü Anayasa Mahkemesi’nde yaptığım savunmada anlattım. Anayasa Mahkemesi tutanağından aynen aktarıyorum:
“Bugün koalisyonu paylaşan Sosyal Demokrat Halkçı Parti’nin listeleri içinde milletvekillikleri bize teklif edilmiştir. Bakın şimdi çok önemli bir şeyi açıklayacağım. PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan, Milliyet ve Sabah gazetelerine açıkladığı için ve gazetelerde yazıldığı için bunu söylüyorum. Orada diyor ki, ‘Sosyalist Parti’ye, bize SHP’den verilen milletvekilliklerinden 4 tanesini vermek istedik. Reddettiler bizi.’ Demek ki, SHP seçimlere girerken PKK’ya 21 tane milletvekilliği vermiştir. PKK da bunun 4 tanesini Sosyalist Parti’ye önermektedir. ‘Gelin 4 tane de size verelim, ayrı parti olarak girmeyin, hepimiz SHP olarak girelim’ demiştir. Sosyalist Parti bunu reddetmiştir. Demiştir ki, ‘ben ayrı, bağımsız bir partiyim, fikirlerim var, hiç kimsenin sırtından da Meclis’e girmem, ayrı kimliğimle ve kişiliğimle toplumun karşısına çıkarım’. Ben bunu niçin söyledim?... Bunu şunun için söyledim: En yasadışı olan PKK bile Türkiye’de yasal politik hayatın içine girmiştir. O kadar içine girmiştir ki, Parlamentoda sandalye pazarlığı yapabilmektedir. İktidar partileriyle anlaşmalar yapabilmektedir. İktidar partisi olacaklardan milletvekillikleri alabilmektedir ve o aldığı milletvekilliklerini sağa sola dağıtabilmektedir. Teklif de edebilmektedir.”
4. REKOR KIRAN FOTOĞRAFLAR
Perinçek’in Abdullah Öcalan ile görüşme fotoğrafları
Bu fotoğrafların gizli saklı bir tarafı yoktur. Perinçek, 2000’e Doğru Genel Yayın Yönetmeni olarak Apo ile görüşme yaptı ve görüşme dergide yayımlanacağı için fotoğraflarla da görüntülendi. Görüşme sırasında hem 2000’e Doğru muhabiri hem de PKK görevlileri fotoğraf çektiler. 2000’e Doğru, kendi çektiği fotoğrafları yayımladı. Basında kampanya halinde çıkan fotoğraflar ise, ilginçtir PKK’nin çektiği fotoğraflar.
Perinçek, ne zaman Türkiye’yi savunan bir meseleyi kamuoyu önüne getirse, ne zaman ABD emperyalizminin planlarını bozsa, Apo ile görüşme fotoğrafları, basında boy gösterir. Bu görüntüler, son on yılda en çok yayımlanan fotoğraf ünvanını kazanmış bulunuyor.
MİT fotoğraflar karşılığında PKK’ya ne verdi?
Daha önemlisi, fotoğrafların MİT’e PKK tarafından teslim edilmiş olmasıdır. Perinçek’in Apo ile görüşmesinin fotoğrafları 2000'e Doğru dergisinde çıkmıştı. Hatta Apo’nun Perinçek’e karanfil uzatan bir fotoğrafını derginin kapağında yayınlanmıştı. Bu fotoğraflardan utanılsa, herhalde yayınlanmazdı. Nitekim bütün gazeteciler, Güneri Cıvaoğlu, Fatih Altaylı, Hasan Cemal, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar ve diğerleri kendilerinin Apo ile görüşme fotoğraflarını yayımladılar. Ancak Şeriatçı-Ülkücü gazetelerde yayınlanan fotoğraflar, 2000’e Doğru’nun çektikleri değil. Bunlar, PKK’nin MİT'e gönderdiği fotoğraflar. Bu fotoğraflar karşılığında MİT’in PKK’ye ne verdiği araştırılmalıdır.
Fotoğraf bombardımanının arkasında MİT içindeki CIA ekibinin bulunması, yapılan işin karakteri gereğidir. Türkiye düşmanı güçler, Sevr tehdidine karşı en kararlı tavrı alan İşçi Partisi’ni yıpratabilmek için ne yapacaklarını şaşırmışlardır.
Yüzlerce kez yayınlanan bu fotoğraflar, İşçi Partisi’nin ve Doğu Perinçek’in hiçbir açığının, hiçbir lekesinin bulunmadığının en güzel kanıtıdır. Bütün MİT dosyaları karıştırılmış, CIA’dan yardım istenmiş, İşçi Partisi’nin bir açığını bulmak için özel araştırma birimleri kurulmuş, telefonlar yıllarca dinlenmiş, ancak bir şey bulunamamış ve bir dergi röportajında çekilip, benzerleri yayımlanmış fotoğraflara muhtaç kalmışlardır. (ip den alıntı)
ayrıca kendim gibi bir yeniyetme olmayı sizin gibi içi geçmiş bir yanlış anlama makinesi ihtiyar olmaya tercih ederim.
saygılar...
Sen her fırsatta solcuları eleştir, kendini Mitka Gribçeva san, gerçekler tespit edildiğinde de ciyak, ciyak bağır.
İhtiyarlığın avantajı şudur, eğer fır döndülük yapmadıysan geçmişinde ağzın dolusu konuşursun, fır döndüysen herkese çamur atarsın, sol şudur, sol budur, şöyle olmalıdır, böyle olmalıdır gibi gevezelik edersin.
Türkiye de Aydınlık ve PKK (tabanları hariç) dışında herkes sol olduğunu iddia edebilir ve bu samimidir, gerçektir.
PKK şovenist ve oportünisttir, dini kullanmaktan çekinmez.
Aydınlık her manada muhbir, dönek, fırsatçı ve maşadır.
Türkiye de yüzlerce fraksiyon vardı bunların bir teki bile Aydınlık için iyi bir şey söylemez, çünkü geçmişinde şaibeden öte pislikler çoktur.
Son sözüm de Aydınlık ve PKK Türkiye de sola en zarar verici unsurlardır.
Büyük puntolar bağırmak anlamına geliyor gerek yok.
Selamlar.
dial_ektik
08-08-2008, 14:54
kaldı ki egemen sınıfla en çok biz mücadele ediyoruz ki içeri tıktıkları biziz....
egemen sınıfı biz tehtit diyoruz ki tüm telefonlarımız, msn konuşmalarımız inceleniyor... emniyette özel birimler kuruluyor...
bana kalkıp sosyalizm dersi verme kalkma.
]
Terbiyesizlik yapıp başkalarına ders vermeye kalkıyorsun.Ne geçmişte ne şimdi hemen hiç
bedel ödemedi senin gibi düşünenler.Yada sen bedel ödemenin ne olduğundan habersizsin.
Araştır biraz bakalım,bu ülkede sol üzerinde en yoğun işkencenin ve kıyımların yapıldığı zamanlarda,mekanlarda senin esamen okunuyomuydu.
oncugenc
08-08-2008, 15:44
peki vgm sana savunma yapmayacağım çünkü anlamıyorsun yada yanlış anlıyorsun ... şunu söyle sen neden bıraktın sosyalizmi? neden mücadeleden vazgeçtin? beni eleştirebilmen için ilk önce bunu açıklaman lazım.
eski bir sosyalist neden mücadeleden vazgeçtiğini açıklamıyor, sosyalist değilim diyor bir de çıkıp aydınlıkçıları dönek olmakla suçluyor! ben doğruluğuna inandığım yolda her ne olursa olsun ilerliyorum. ve vazgeçmeye de niyetim yok!
dial sana nolur kuzum? sen araştır. git TİİKP SAVUNMA sını oku!ben kimseye ders vermiyorum. ya da ilk önce beni bir araştır. bu mücadelede çok eski değilim evet 19 yaşındayım. belki bir çoğunun gördüğü işkenceleri görmedim. ama şu yaşıma kadar verdiğim mücadeleyi ve ödediğim bedeli bir araştır.
ya anlamadım insanların ne şekilde ne ile mücadele ettiğini bilmeden konuşuyorsunuz. bu kadar mı basitsiniz? bu kadar mı kolayınıza geliyor insanları karalamak. sırf sizin fikrinizle uyuşmuyor diye!
bir de kalkıp özgürlükçü olduğunuzu iddia ediyorsunuz!
biz yeniyetmeler(!) sizi mi örnek alacağız?
bir fethullahçı yazarın bir ab-abd yaltakçısı sözüm ona aydının fikirleri ile neden bu kadar uyuşuyor düşünceleriniz? özellikle İP konusunda? herkes aynı suçlamayı yapıyorsa vardır bunda bi b... ! hiç mi kafanızda bir soru işareti uyandırmıyor bu! neden AB fonları ile çıkan gazetelerdeki suçlamaları okuyup gelip burda beni de suçluyorsunuz?
sizi mi örnek alacağız?
işte bular geçmişinde mücadele vermiş sosyalistlerimiz diyip sizi mi?
önyargılı olan sizsiniz, insanları kazanmak yerine karalamayı tercih eden sizsiniz bir de üstüne üstelik sosyalistsiniz. lenin'in ÖRGÜTLENMEsini br okuyun o zaman. okumuşsunuzdur gerçi de anlayın!
En hakiki öz sosyalist kim yarışmasımı yapılıyor burda anlamadım:D
spartacus
08-08-2008, 16:55
Sevgili oncugenc
Şu hiç iyi bir şey değildir. Düşüncelerini konumun ile anlatmak yada kabullenmek yada kabul ettirmeye çalışmak.
Her ne olursa olsun kim olursa olsun, kimse fikirlerinden dolayı incitilmemelidir ancak insanlar davranışlardan hareketle birbirlerini incitirlerki kendi incinmeleri altında kendi tavırları yatar.
Diyeceksin ki ben kabul etmek ya da ettirmek gibi bir amaç gütmüyorum. O halde konum, mücadele etmek, bedel ödemek, şunu yapmak, onu yapmak, senin gibi düşünmeyene oturuyorsun, ben mücade ediliyorum vs gibi bir yaklaşımda 2 sorun vardır. 1. Ya baskın çıkmak ve kabul ettirmek çabası. 2. Ya da henüz yeterli birikime sahip olmamak yada salt politik bir tutuculuk çabası vardır.
Üzerime alınmamam gerekenler için, sosyalizm üzerine ilk paragrafda bir yazı yazdım. Orayı bir daha okumanı öneriyorum. Bu halde kendine sosyalistim diyen açısından olmasa bile en azından seni sosyalist göremiyorum. Sen kendini sosyalist görüyorsan buda senin bileceğin bir iş ama adamına göre sosyalist olunmuyor. O nedenle yıllardır onu bunu yermek, başkasının davranışları üzerinden politik cevherler görüp politika üretmek, kendi davranışlarını ego düzeyinde politikanın belirleyicisi gibi görmek gibi etmenler değil sosyalist olmak, kapitalist düşüncenin dahi gerisinde bir politka ve teori üretmektir. Hele politik olarak dünyanın merkezine kendini koymak ve bunuda gençlere propaganda düzeyinde aşılamak ve aşılatmak! Ben bu durumu tarikat yani geçmiş dünyanın örgütlenme ve devlet anlayışı olarak görüyorum. Kriterler vardır ve olmak zorundadır, bu halde kriterler baz alındığında hiç bir tarikat(bağnazlık, tabu sevicilik, ne oldum delicilik, kendini göklere çıkarmacılık, her şeyin merkezine kendini koymacılık ve kendine tapıcılık) sosyalist olamaz. Bunun kriterleri dahi en azından davranışlarla özetlenemez, ama sosyalizm elma ise sizin düşüncleriniz armuttur, kıyasa bile gelmesi mümkün değil.
Erekselcilik salt (amaçsallık) idealist felsefenin olduğu kadar dinsel görününde temel yöntemidir. Hiç bir fikirsel alanda diğerlerini kendi amaçsallığınıza olan ister kutsal ve tabusal isterse idealist bir biçimde savunu ile yaklaşamazsınız. Bunlar subjektif şeylerdir ancak eleştiri objektif bir temel üzerinden yükselir.
Neredeyse senin yaşın kadar mücadele etmişim. Hiç bir zaman bu mücadele lafını ağzıma almadım. Şimdi alıyorum çünkü aldırılmak zorunda kalıyorum. Neden çünkü sen kriterlerini bu tür şeyler üzerinde kuruyorsun. Sosyalizmi bilmek ayrı, sosyalist olmak ayrı birde ben sosyalistim diye gezmek ayrı şeylerdir. Senin görüşünün sosyalist olmadığını sana sosyalist değil en basit bir kapitalist bile söyleyebilir. Bunun için kişide illa sosyalist olması aranmaz. Kişisel görüşümü sorarsan İP tarihinin hiç bir döneminde ne sol ne de sosyalist olmamıştır. Kendi komplo teorileri üzerinde oynamış, nasyonel sosyal söylemleri kullanmış, durmuş bir yapıdır. Sana tavsiyem Almanya'nın birinci dünya savaşı sonrası politik arenasını, hatta afişlerine kadar incelemendir, İtalya da yakın bir örnek olabilirik ki yıllarca sonra içindeki kazığı sökebilmiştir.
Heleki kendi varlığını bile biz ve ötekiler, mümin-kafir edebiyatına oturtmuş olduğun göz önüne alınırsa... En yakın müttefikiniz de MHP dir ve emin olki o da bedel, bedel deyip duruyordur. Ortak eylem konusunda da yakın zamanlardaki birlikteliğinizde takldire şayan bir şeydir.
Heleki ötekiler bedel ödemedi biz bedel ödedik gibi saçma sapan bir yaklaşım varsa, bir an önce kafanı kumdan dışarı çıkartman gerekir. Heleki bedel pazarlığı gibi bir durumda iken! Yinede senin taraflılığına tarafsız yaklaşılırsa ötekilerin bedeli sizin havuzun yanında bir umman düzeyindedir.
Solda birleşmenin nasıl bi hayal olduğunu bu tartışmalar bile açıkca ortaya koymakta..=)
Yeri gelmişken 'ABD jandarmalığı' konusuna da kısaca değinelim. Sovyetlere teslimiyetçi bazı köşe yazarları, Türkiye'nin son dönemde Ortadoğu ülkeleriyle siyasi yakınlaşmasını ABD'nin Türkiye'den beklentileriyle birleştirerek, 'Türkiye ABD'nin Ortadoğu jandarması yapılıyor' demektedirler. Her şeyden önce Türkiye'nin ya da başka bir ülkenin ABD adına saldırgan bir jandarmalığı, artık nesnel olarak mümkün değildir. ABD, Ortadoğu'da tecrit olmuş ve gerilemiş bir güçtür. Ortadoğu'da emperyalist hegemonyasını yeniden gerçekleştirmesi mümkün değildir.(...)"
("Türkiye'den beklentiler", Ufuklar, Sayı: 10, 23 Şubat 1981, s. 9
Perinçek, 1979'da yazdığı "Devlet ve Ordu" başlıklı bir başyazıda şöyle diyor: "Dünyadaki, bölgedeki ve ülkemizdeki değişiklikleri dikkate alarak 1974 yılından sonra Türkiye'nin meselelerinin dış meselede düğümlendiğini tespit ettik. Başka bir deyişle 1974 yılından sonra Türkiye'nin milli çelişmesi ön plana çıkmıştır.
"Bugün Türk devletini ve ordusunu yıkmak isteyen, Sovyet sosyal-
emperyalistleridir."
(Doğu Perinçek, "Sorgu", TİKP İddianame ve Sorgu, s. 139-40)
"(Aydınlık'ın) 'Bilinmeyen Sol' dizisinde ise, sahte solcu terör çetelerinin halkı hedef alan cinayetleri aydınlatılmıştır.
"Devlet, teröre karşı mücadelede Aydınlık'tan yararlanmıştır. Birçok yetkili bu gerçeği belirtmiş ve Aydınlık'a sık sık başvurmuştur."
(Perinçek, "Sorgu", İddianame ve Sorgu, s. 188)
"Dış tehdide karşı devleti ve orduyu savunduk
"İddianame, bizim devleti yıkmak ve orduyu parçalamak için çalıştığımızı ileri sürüyor. (…) TİKP'nin devlete ve orduya karşı tutumu son derece açıktır. TİKP, dünyadaki gelişmeleri değerlendirerek, 1978 Ocağındaki kuruluşundan itibaren Türkiye devletini ve orduyu, dış tehdide karşı koruma ve güçlendirme çizgisi benimsemiş ve uygulamıştır. Bunun yüzlerce kanıtı vardır."
Perinçek, "Sorgu", İddianame ve Sorgu, s. 124)
"Orduyu parçalamak amacını güden bir parti, hiç ordunun daha fazla silahlanmasını ve modernleşmesini ister mi, hiç orduya yönelen saldırılara göğüs gererler mi?
"Partimiz, orduyu parçalamak bir yana, orduyu düşman ilan edenlerin adresini göstermiştir."
(Doğu Perinçek, "Sorgu", TİKP İddianame ve Sorgu, s. 136)
Partimizin ayrılıkçılık ve bölücülüğe karşı kararlı tutumu, Doğu bölgesindeki çeşitli illerimizin vali, emniyet müdürü ve sıkıyönetim komutanlarınca da kabul ve ifade edilmiştir. Mahkemenizden, kendilerinin tanık olarak dinlenmesini talep edeceğiz
Bilmiyorum Dogu Perinçek için fazla söze gerek var mı. Dogu bu ifadeleri verip devlet ve sıkıyönetim yalakalıgı yaparken devrimciler işkence tezgahlarında reddiye yazıyorlardı.
Sıkıyönetim komutanlarına ve valilere yalvaran ve takdirname bekleyen, derimcileri ihbar ettigini açık açık beyan ederek neden ödüllendirilmedigini soran, devletin ve ordunun kesin destekçisi oldugun ilan eden Dogu Perinçek mi prolerya Dikataörlügü kuracak. Bu proleterya diktatörlügü denen şey kumda inşa edilmiyor. Devleti yok edip yenisini kurmak anlamına geliyor. Yapmak için yıkmak anlamına geliyor.
Hadi canım sende. :)
saygılarımla
Marx sosyalizmi ilan ederken sosyalizmin dogma olmadığını onunda değişebileceğinin altını çizmişti.
Fakat sosyalizm proleterya diktatörlüğü ile özdeşleştirildi ve ben diktatörlüğün proleterine de karşıyım. Sosyalizmin diğer bir unsuru olan üretimin konsantrasyonunun gelişmenin önünde engel olduğunu düşünüyorum. Bir diğer önemli husus sosyalizm merkeziyetçidir, ben ademi merkeziyetçilikten yanayım. Bunlar klasik manada sosyalizm ile bağdaşmaz, bu yüzden sosyalist değilim.
Selamlar.
oncugenc
08-08-2008, 17:53
benim bunu söylememin nedeni baskın çıkmak falan değil, anlamadığım şey bana, Benim örgütüme ABD-AB yaltakçılarının sözleri,lafları, haberleri ile saldırmaları. eleştirmeleri demiyorum dikkatini çekersem direk saldırmaktır bu. ayrıca iyi-kötü sosyalist olmak yaşla alakalı mıdır? ilk buraya nereden gelindiğine bir bakın konunun ilk başına. ergenekon dosyası başlığı altında bugün için kendilerine sosyalist diyen bazı grupların kendim şahit olduğum yanlışlarını dile getirdim. bana söylenen şey : ' sana kaldıydı dimi bunları dillendirmek' ne demek bu ya? bir açıklaması var mı? hangi aklı başında adam söyler bunu?
ben de şu başlıkta yazana kadar almadım ağzıma ne yaptığımı. ama yeniyetme vs. gibi bir şeyle saldırıyorlarsa ve kendileri sırf korktukları için (!) bu mücadeleyi terk etmişlerse bana bu şekilde saldıramazlar.
İP hakkında en başından beri sorduğum sorulara cevap vermediğiniz için daha doğrusu veremediğiniz için başka soru sorma gereksinimi duymuyorum. dediğim gibi mücadele oturup burdan yazı yazmak değildir. 2 haftalık tatilim için eğlenceliydi gerçi:o
peki ne öğrendim bu siteden?
sonuçta insan eğlenirken de öğrenmeli ... tek öğrendiğim şey : partimin doğru yolda olduğudur! emin ol bu böyle. bir kez daha haklılığımızı anladım.
ister faşist diyin ister revizyonist isterseniz de başka bir şey. sonuçta kendisinden olmayanı herkes başka bir şey olmakla suçluyor.
bir de anlamadığım bir nokta daha sayın vgm PKK nın ve AYDINLIKÇILARIN türkiye soluna herkesten çok zarar verdiğini söylemiş.
bugün bana PKK yı savunmayan ya da en azından sıcak bakmayan bir sol örgüt-parti gösterebilir mi?
evet sizler zamanında mücadele edip şimdi forum yazan adamlarsınız.şu an sokaktaki okuldaki mücadeleyi de siz bilmiyorsunuz! bu mücadele hakkında iki cümle söylemek ayıpsa ya da size dokunuyorsa k.bakmayın :
ama birileri sırf Türk bayrağı ve Atatürk posteri yüzünden birilerine saldırıyorsa bugün bırakın az da olsa eleştirelim. Bir İP li olarak değil bir üniversite öğrenci olarak en azından buna hakkım var:
http://images.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.milliyet.com.tr/2007/05/09/resim/3442manset1.jpg&imgrefurl=http://www.sanalkampus.org/forum/son-dakika-gunluk-guncel-olaylar/14842-universitede-savas-gibi-kavga/&h=310&w=313&sz=20&hl=tr&start=2&um=1&tbnid=RmVs_v7_mGlNDM:&tbnh=116&tbnw=117&prev=/images%3Fq%3Dt%25C3%25BCrkiye%2Bgen%25C3%25A7lik%2 Bbirli%25C4%259Fi%26um%3D1%26hl%3Dtr%26lr%3Dlang_t r%26sa%3DN
http://www.ntvmsnbc.com/news/407582.asp
oncugenc
08-08-2008, 18:23
ee dilaver abi biz bunları kabul ediyoruz. en başta belirtmiş Perinçek milli kuvvetlerle-emperyalizm çelişmesini ve bu çelişmeye göre belirlenmiş yerini ya milli kuvvetlerin yanındasındır ya da emperyalizmin kucağında!
o dönemde yeni rus çarlarına boyun eğenleri, amerika gitsin rusya gelsin diyen sol grupları bilmiyor olamazsın!
o iddianameden çıkarıp çıkarıp bunlarımı çıkardınız:) tam bir cambazlık. bence hepsini koysaydınız da anlasaydı millet.
anarşist.org dan alıntı değilde keşke tamamı olsaydı:)
bir soru sordum lütfen bana pkk yandaşı olmayan bir sol örgüt gösterir misiniz?
kandahar
08-08-2008, 18:28
Sevgili yaşlı Sosyalist dostlarım. Ben de bir genç dostunuz olarak bu konuya bir yorum yapmak isterim. Sizin zamanınızdan beri köprünün altından çok sular aktı. Sosyalizmi etnik milliyetçiliğine paravan olarak kullananlarla Sosyalizm'i gerçekten Türkiye için isteyenler çoktan ayrıştı, hatta sizin beğendiğiniz Sosyalistler dünün İslamcı-Kürtçüleriyle el altından birlikte çalışmaya başladı. Bilmiyorum. Belki o sırada hapisteydiniz, olan biteni kaçırdınız. Fakat bu oldu. Burada sevgili Öncü Genç'i eleştiriyorsunuz fakat sizin burada olmasını istediğiniz türden kişiler, hemen Sosyalist payesi vereceğiniz gençlerin işi gücü okullarda Atatürk posterlerini indirmek, Türk bayrağı astırmamak, diğer grupların konferans ve seminerlerini baltalamaya çalışmak, Kürtçülük yapmak. İP Sosyalist değilse bunlar mı Sosyalist? Ne olsaydı yani? Derdiniz nedir? PKK bizim içimizden çıktı, TİKKO bizim içimizden çıktı, DHKP-C bizden çıktı bu İP terörist olamadı derdiniz bu mudur? Bence bilimum terör örgütlerinin içinizden çıkmış olması bile doğruluğunuzun ne kadar şaibeli olduğunu göstermeye yeter. PKK'yı tasvip etmiyormuşsunuz, yok bir de etseydiniz! Fakat tasvip etmemeniz PKK'nın sizin içinizden çıkan bir fraksiyon olduğu gerçeğini değiştirmez. Şimdi derdiniz nedir şu halde? PKK terör yaparken İP Bismil'de ağaya karşı köylüleri destekliyor, diğer "Sosyalistler" şehirlerde terör yaratıp sağa sola kaldırım taşı atıp emekçi halkın malına zarar verirken İP bilinçli seminerler veriyor ve legal yolları kullanıyor.
Diyeceğim ki beyniniz kağşamış, eğriyi doğruyu ayırt edemiyorsunuz olmayacak.
Diyeceğim ki "siz işkence gördünüz diye bugünün gençleri de mi görmeli?" olmayacak.
Diyeceğim ki "İP'ye saldırılar sürekli olarak bu Kürtçü gruplardan geliyor siz bunlarla mı birliktesiniz?" olmayacak.
Peki size ne demek lazım? Aslında çok basit. Hiç bir şey. Siz zamanında kullanılmış sonra bir köşeye atılmış ve bugün forumlarda Sosyalistçilik oynarken İP ve Doğu Perinçek teorik ve pratik anlamda en mantıklı, Marx'ın "komünist" tanımına en iyi uyan yöntemleri kullanıyor ve örgütlenmeleri de gayet başarılı. Üyelerini teröre sevketmiyor, terör örgütlerine adam kazandırmıyorlar? Bütün bunlar mı rahatsız ediyor sizi? Yoksa geçmişi hatalarla dolu insanların kendilerinden daha doğru olanlara duydukları nefretin tezahürü müdür bu tavrınız?
Dediğim gibi ben bir Sosyalist değilim, fakat Sosyalist olunacaksa bu başkalarına zarar vermeden, demokratik yöntemlerle yapılsın isterim. Sizin gibi terörü pışpışlayıp legal mücadele edenleri aşağılayan yöntemlerle değil.
Öncü genç
Emperyalizm ile TC arasında bir uzlaşmaz çelişki yoktur, hiç bir zaman da olmadı. Devlet ile ordu arasında da bir çelişki yoktur ve de olmadı. Devrim ya da sosyalizm mücadelesi devlete yani orduya karşı verilir. Ordu demek devlet demektir. Devlet iki şeydir. Birincisi halkı ezecek silahlı güçler, ikincisi ise muhalifleri içeri tıkacak ceza ve işkence evleri.
Hem sosyalizmi savunup hem de ordu şakşakçılıgı yapmak duyulmamış bir şeydir. Ancak Dogu ya özgüdür. Evet o alıntıları anarşist org dan aldım ve kaynak belirtmelerine de özen gösterdim. Onlar da Dogu'nun savunmasından almışlar. 12 Eylül de ordu insanları işkencehanelerde katlederken Dogu efendi biz sıkıyönetim komutanlarından takdir aldık diyor. Bunu görebilmeni istedim.
Bir tarafta işkence altındaki devrimciler, diger tarafta da bizi niye içeri attınız biz size bu insanları ihbar ettik diyen Dogu . Bir tarafta teslim olmayanlar, diger tarafta hizmetinin ödülünü bekleyen Dogu.
Türkiyede sovyetler birligi hiç bir zaman tehdit olmadı. Her zaman Türk egemenleri Abd nin işbirlikçisi idiler, hala da öyledirler. Tkp gibi gruplar vardı ama onlar da İP nin farklı versionları idiler. Dogu'nun buradaki baş çelişki tahlili bile egemenlere ve devlete hizmet senaryosunu gösteriyor. Aman TC devleti Sovyetlerin etkisine girebilir biz bunu koruyalım mantıgıdır ve devlete uşaklık mantıgıdır.
O dönemim devrimcileri hem Abd ye hem de Rusya ya karşı idiler.
Türkiye emekçilerinin sorunu Pkk sorunu degildir. Türkiye devrimcilerinin sorunu sermayenin egemenligini yıkarak yerine bir işçi/emekçi iktidarı kurmaktır. İktidarı ise bakkaldan gidip satın alamazsın. İktidar sınıflar mücadelesi içerinde devlete ve devlet güçlerine karşı alınır ve kazanılır. Bunun için ise alttan emekçilerin darbesi gerekir. Buna devrim diyoruz. Devrim eskiyi yıkmak yeniyi kurmaktır.
Eskinin köhnemiş aygıtları üzerine ise yeni bina edilemez. Hele hele generallerle hiç bir şey bina edilemez.
Dogu'nun savunma ve sözleri bir emekçi için en büyük ihanettir. Bunu görememek için kafanızın içerisinin tamamen milliyetçilik ile dolu olması gerekir. İşçilerin vatanı yoktur. Bunu kavramadıgınız an hiç bir şeyi kavramamış demeksinizdir. Bir emekçinin Kürtlük, Türklük diye bir sorunu olmaz. Onun sorunu insanlıktır. Fiili işgal dışında bir emekçinin vatan savunması diye de bir sorunu olmaz.
saygılarımla
serüvenci
08-08-2008, 19:15
http://img47.imageshack.us/img47/9163/solpb3.jpg (http://imageshack.us)
http://img47.imageshack.us/img47/9163/solpb3.62d016fac7.jpg (http://g.imageshack.us/g.php?h=47&i=solpb3.jpg)
solda birleşme diye tanımlanan bu fotoğrafı kimilerimiz iyi hatırlar. halen chp ve işçi partisi gibi partileri sol olarak niteleyen büyük bir çoğunluk var.
komünizm gereğinde illegal gereğinde legal platformda hareket eder. aslında devrim fikrinin var olması bile illegal olarak nitelenmesi için yeterlidir.
birileri bazı devrimci örgütleri terör örgütü olarak niteliyor. terörün önce tanımını öğrenip sonra konuşulması daha uygundur. havaya boş laflar savurarak terör anlaşılmaz. terör nedir? bir şiddet eylemi kimlere yönelik olduğu zaman terör adını alır?
birileri kalkıp komünistleri yargılıyorsa ve onlara ağır ithamlarda bulunuyorsa bu durumdan kendimize de pay çıkarmalıyız. biz demek ki komünizmin ne olduğunu anlatmayı becerememişiz. (gerçi anlatsak da bazen birşey değişmiyor.) komünist diyemeyeceğimiz insanlar çıkıp biz komünistiz palavraları atıyorlar. eee bu durumda da öncügenç gibi saf insanlarımız da kalkıp bunlara inanıyor.
oncugenc
08-08-2008, 19:37
biraz da diğer sol örgütlenmelerden bahsedelim bence :
mlkp-esp-sgdf-sgd hepsi aynı örgüt aslında biri yasal diğeri illegal ikiside gençlik örgütü
kimdir mlkp:
Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP), 10 EYLÜL 1994' te kurulan komünist bir örgüttür. Parti, içinde eylem yapmakta ve örgütlenmekte olduğu sistemlerin ağır baskıları ve yasaklamaları neticesinde kendisini illegal olarak tanımlamakta ve bu çerçevede eylemlerini yürütmektedir.
Kuruluş Kongresi (1. Kongre) belgeleri, onun teorik, siyasal ve örgütsel temellerini oluşturur. 'Birlik devrimi' olarak ifade edilen bu gelişme, 'komünistlerin birliği' düşüncesine sahip parti önceli örgütlerin,1989'dan itibaren örgütler içinde ve örgütler arasında yürüttükleri bir mücadelenin sonucudur. 1991'de TDKİH ve TKİH birleşir. Yıllar süren mücadelenin sonucunda Eylül 1994'te, TKİH ve TKP-ML Hareketi Birlik Kongresini toplar, ve MLKP-K kurulur. Eylül 1995'te toplanan 1. Parti ve Birlik Konferansı, MLKP-K ile TKP-ML (YİÖ) arasındaki birliği sağlar ve "Kuruluş" ekini kaldırır. Böylece MLKP, dört komünist örgütün birleşmesiyle oluşur.Bu ayni zamanda Türkiye devrimci hareketi icerisinde bir ilkdir.
Partinin Komünist Gençlik örgütü adında bir de gençlık örgütlenmesi vardır. MLKP, kapitalizme, ücretli kölelik sistemine son vermek için, işçi sınıfı ve emekçi yığınları özgürlük ve sosyalizm mücadelesinde birleştirmeye, siyasallaştırmaya ve örgütlemeye önderlik eder. ( vikipedi)
bir kaç eylemine örnek:
MLKP ve PKK'den ortak eylem
http://www.aveg.org/00Haberler/071210_MLKPvePKK'denOrtakEylem.html
Höc ( halklar ve özgürlükler cephesi), dev-sol ( devrimci dol), ankara sosyalist gençlik derneği. bunlarında hepsi aynı olmakla beraber biri illegal diğeri legal ve dernek adına kurulanda üniversitelerde örgütlendikleri isimdir.
1978 başında DEVRİMCİ YOL taraftarı olanBülent Uluer (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=B%C3%BClent_Uluer&action=edit&redlink=1), Paşa Güven (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Pa%C5%9Fa_G%C3%BCven&action=edit&redlink=1) ve Dursun Karataş (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Dursun_Karata%C5%9F&action=edit&redlink=1)'ın başında olduğu bir grup, Devrimci Yol (http://tr.wikipedia.org/wiki/Devrimci_Yol) merkezi ile çeşitli konularda uyuşmazlık içinde olduğunu belirterek ilişkilerini askıya aldığını açıkladı. Bu nedenle bir süre Askıcılar (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ask%C4%B1c%C4%B1lar) olarak adlandırılan İstanbul merkezli grup Devrimci Sol isimli bir dergi çıkarmaya başladı.
Örgüt Devrimci Yol'un SSCB (http://tr.wikipedia.org/wiki/SSCB)'de revizyonist diktatörlüğün hüküm sürdüğü tespitine katılmayarak; iç savaş tespitinin Mahir Çayan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mahir_%C3%87ayan)'ın öncü savaş stratejisini reddettiğini; ve direniş komiteleri önerisinin yatay örgütlenmeye yol açarak, yukarıdan aşağıya örgütlenmeyi törpülediğini savunuyordu. Örgüt yöneticileri "THKP-C (http://tr.wikipedia.org/wiki/THKP-C)'nin savunduğu çizgi temelinde yeni bir devrimci hareket yaratmayı" amaç olarak saptamışlardı. Mahir Çayan'a ait Kesintisiz Devrim broşüründe çerçevesi çizilen emperyalizm analizini benimseyerek, III. Bunalım Döneminin sürmekte olduğunu savunuyorlardı. Türkiye'nin emperyalizmin (http://tr.wikipedia.org/wiki/Emperyalizm) yeni sömürgesi olduğunu ve egemen sınıfların oligarşik (http://tr.wikipedia.org/wiki/Oligar%C5%9Fi) bir ittifak oluşturduğunu kabul ediyor ve devletin "sömürge tipi faşist" bir karakter taşıdığı saptamasını yapıyorlardı.
Devrimci Gençlik, devrimci bir parti oluşturulmadan PASS'nin uygulanamayacağını, temel görevin devrimci bir partinin yaratılması olduğunu ve bu görevin güncel politik-toplumsal çalışma içerisinde devrimci bir hareketin yaratılmasına yönelik bir mücadele sürecinde yerine getirilebileceğini savunuyordu. Türkiye'nin emperyalizmin yeni sömürgesi olması nedeniyle Kürdistanı sömürgeleştiremediğini, Kürt sorununun yeni sömürgecilik siyasetinin bir parçası olarak ele alınması gerektiği görüşüne sahiptiler. Militarist mücadeleye girişen Dev-Sol, Silahlı Devrim Birlikleri (http://tr.wikipedia.org/wiki/Silahl%C4%B1_Devrim_Birlikleri) (SDB) aracılığı ile çeşitli silahlı eylemler düzenleyerek MHP (http://tr.wikipedia.org/wiki/MHP) ileri gelenlerinden Gün Sazak (http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCn_Sazak) ve Nihat Erim (http://tr.wikipedia.org/wiki/Nihat_Erim) suikastlerini gerçekleştirdi.
1980 Sonrası Eylemler
Örgütün üst düzey sorumlulularının cezaevlerinden firar etmesinden sonra örgüt yeniden cezaevi dışındaki eylemlerine ve örgütlenme çalışmalarına hız verdi. Örgüt 1987 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1987) Kasım ayında iki banka şubesi ve bir bankanın genel müdürlük binasının yanması, Aralık ayında Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=T%C3%BCrkiye_%C4%B0%C5%9Fveren_Sen dikalar%C4%B1_Konfederasyonu&action=edit&redlink=1) İstanbul Bürosunun silahlı kişilerce basılması, Ocak 1990 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1990)'da 1989 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1989) 1 Mayıs (http://tr.wikipedia.org/wiki/1_May%C4%B1s) gösterileri sırasında eylemcilerin üzerine ateş açarak Mehmet Akif Dalcı (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Mehmet_Akif_Dalc%C4%B1&action=edit&redlink=1)'nın ölümüne neden olan bir trafik polisinin öldürülmesi, 1990 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1990) Eylül ayında iki farklı eylemde emekli başkomiser İbrahim Çağlar (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C4%B0brahim_%C3%87a%C4%9Flar&action=edit&redlink=1)'ın ve MİT (http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B0T) eski müsteşar yardımcısı Hiram Abas (http://tr.wikipedia.org/wiki/Hiram_Abas)'ın öldürülmesi, Ocak 1991 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1991)'de emekli Yarbay Ata Burcu (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ata_Burcu&action=edit&redlink=1)'nun öldürülmesi, İstanbul Şişli'de Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=T%C3%BCrkiye_Metal_Sanayicileri_Se ndikas%C4%B1&action=edit&redlink=1) Genel Merkezi ile Kızılay'daki ANAP (http://tr.wikipedia.org/wiki/ANAP) Ankara İl Başkanlığı binalarına bombalı saldırı düzenlenmesi, İstanbul Maslak'ta bir işhanının giriş katında yeralan ABD'ye ait gümrük işlemlerinin yapıldığı büronun bombalanması, İstanbul'da iki ayrı yerde iki Amerikan kuruluşuna bombalı saldırı düzenlenmesi, Olağanüstü Hal Bölgesi (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ola%C4%9Fan%C3%BCst%C3%BC_Hal_B%C3 %B6lgesi&action=edit&redlink=1)'nde oluşturulan Asayiş Birlikleri Kolordusu Komutanlığından emekli, Başbakanlık başmüşavirlerinden Korgeneral Hulusi Sayın (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hulusi_Say%C4%B1n&action=edit&redlink=1)'ın Ankara'da evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmesi, Şubat 1991 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1991)'de İncirlik Üssü (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ncirlik_%C3%9Css%C3%BC)'nde gümrük uzmanı olarak görev yapan Amerikalı Bobie Eugene Mozelle (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Bobie_Eugene_Mozelle&action=edit&redlink=1)'nin, Adana'da öldürülmesi, Mart 1991 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1991)'de İstanbul'da 7, Ankara'da 1, Adana'da da 2 Amerikan şirketine bomba atılması, bir Amerikan şirketinin İstanbul Yeşilköy'deki bürosuna düzenlenen saldırı sonucu şirket genel müdürü John H. Gandy (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=John_H._Gandy&action=edit&redlink=1)'nin öldürülmesi, işadamı Ali Şen (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_%C5%9Een)'in helikopterinin, İstanbul'da bulunduğu pistte bombalanması, Nisan 1991 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1991)'de 12 Mart döneminde Ziverbey Köşkü (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ziverbey_K%C3%B6%C5%9Fk%C3%BC)'ndeki işkenceleri organize ettiği ileri sürülen eski sıkıyönetim komutanı emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Memduh_%C3%9Cnl%C3%BCt%C3%BCrk&action=edit&redlink=1)'ün öldürülmesi, Mayıs 1991 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1991)'de eski Olağanüstü Hal Asayiş Komutanı Emekli Korgeneral İsmail Selen (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C4%B0smail_Selen&action=edit&redlink=1)'in Ankara'da, Bölge Jandarma Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Temel_Cing%C3%B6z&action=edit&redlink=1)'ün Adana'da öldürülmesi, Temmuz 1991 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1991)'de örgütün eski üyelerinden Paşa Güven'in Fransa'da öldürülmesi, Ağustos 1991 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1991)'de bir Türk-İngiliz ortak kuruluşu olan bir sigorta şirketinin Genel Müdür Yardımcısı Andrew Blake (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Andrew_Blake&action=edit&redlink=1)'in, İstanbul Esentepe'de uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmesi, Ekim 1991 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1991)'de eski MİT müsteşarı ve İstanbul 1. Ordu eski komutanı emekli Orgeneral Adnan Ersöz (http://tr.wikipedia.org/wiki/Adnan_Ers%C3%B6z)'ün, Göztepe'deki evinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmesi, Aralık 1991 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1991)'de İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Şakir Koç (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C5%9Eakir_Ko%C3%A7&action=edit&redlink=1) ve korumalığını yapan şoförü Vedat Dilmaç'ın öldürülmesi, Şubat 1992 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1992)'de Cumhuriyet Başsavcısı Nural Uçurum (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Nural_U%C3%A7urum&action=edit&redlink=1)'un silahlı saldırı sonucu ağır yaralanması, Mart 1992 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1992)'de Ankara'da bir polis memurunun öldürülmesi, Mayıs 1992 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1992)'de DYP (http://tr.wikipedia.org/wiki/DYP) İstanbul İl Başkanı Muhsin Divan (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Muhsin_Divan&action=edit&redlink=1)'ın yaralanması, İstanbul Şişli'de bir kahvehanede oturan Gasp Masası'nda görevli 5 polis memurunun öldürülmesi, Temmuz 1992 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1992)'de İstanbul Emniyet Müdürlüğü (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=%C4%B0stanbul_Emniyet_M%C3%BCd%C3% BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BC&action=edit&redlink=1)'nün Cağaloğlu'ndaki binasına roketli saldırı düzenlenmesi ve emekli oramiral Kemal Kayacan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Kemal_Kayacan)'ın öldürülmesi gibi bir çok eylemi üstlendi.
Örgüt İçi Ayrışma
Özellikle 1991 yılı ve sonrasında aralarında Sinan Kukul (http://tr.wikipedia.org/wiki/Sinan_Kukul), Niyazi Aydın (http://tr.wikipedia.org/wiki/Niyazi_Ayd%C4%B1n), örgüt liderinin eşi Sabahat Karataş (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Sabahat_Karata%C5%9F&action=edit&redlink=1) gibi örgütün üst düzey yöneticilerinin de bulunduğu pek çok örgüt militanının öldürülmesi ve kimi yöneticilerin tutuklanmasından sonra örgütün eylemlerinde azalma oldu. Bu süreci 1992 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1992) Eylül ayında örgütün üst düzey yöneticilerinden Bedri Yağan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bedri_Ya%C4%9Fan)'ın başında bulunduğu bir grubun "Dursun Karataş'ın örgütü benmerkezci bir anlayışla ve bir merkez komite olmaksızın yönettiğini" savunarak Dursun Karataş'ı gözaltına almalarıyla başlayan süreç sonucunda örgüt bölündü ve iki kanat arasında çatışmalar yaşandı. Bedri Yağan'ın ve başka örgüt yöneticilerinin 1993 yılında İstanbul'da bir polis operasyonu sonucu öldürülmesinden sonra, Bedri Yağan kanadı büyük oranda etkinliğini kaybetti.
Dursun Karataş yanlıları ise partileşme sürecini tamamladıklarını açıklayarak Mart 1994 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1994)'de "Devrimci Halk Kurtuluş Parti-Cephesi" (DHKP-C (http://tr.wikipedia.org/wiki/DHKP-C)) adını aldılar. DHKP-C de bugüne kadar aralarında Özdemir Sabancı (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96zdemir_Sabanc%C4%B1) suikastinin de olduğu bir dizi silahlı eylem gerçekleştirdi. (VİKİPEDİ)
BİRLEŞİK DEVRİMCİ GÜÇLER PLATFORMU
Haziran 1998'de PKK, TKP (ML), MLKP, TKP/ML, TDP, DHP, THKP-C/Dev Sol, TKP (Kıvılcım)'ın işbirliği yaptığı platform. Daha sonra TKP/ML platformdan ayrılırken, BP (KK-T), DSİH, BYDÖ ve PRK-Rızgari oluşuma katılmıştır. A. Öcalan'ın 2 Ağustos 1999'da "PKK güçlerini sınırların dışına çekme ve silah bırakma" çağrısı yapmasından sonra BDGP içinde ayrışma kaçınılmaz hale geldi. 24 Eylül 1999'da "Kürdistan ve Türkiye Halklarına" başlıklı bir bildiriyle "PKK, DHP ve BYDÖ farklı bir zeminde; geriye kalan TKP (ML), MLKP, THKP-C/Dev Sol, TKP (Kıvılcım), DSİH, PRK-Rızgari, BP (KK-T) ve TDP ise BDGP'nin kuruluş bildirgesi temelinde hareket etmeye karar vermişlerdir" denilerek bu süreçteki ayrılık iyice belirginleştirildi. Kasım 1999'da işbirliği anlaşması tamamen sona erdi.
(BDGP'nun Kuruluş Bildirisi, 4 Haziran 1998 )
[B]BOLŞEVİK PARTİSİ (KUZEY KÜRDİSTAN-TÜRKİYE) (eski Maoist-Komünist) (1981)
1981'de TKP/ML (Bolşevik) olarak kuruldu. Kadroları genellikle TKP/ML'nin yurtdışı örgütlenmesinden oluşuyordu. ÇKP ve AEP'ye karşı geliştirilen eleştiriler sonucunda parti içinde Stalinist vurgu giderek ağırlık kazandı. Mao'nun eserlerinin Marksist klasikler arasında değerlendirilmesine karşı çıkan parti, "Üç Dünya Kuramı"nı ve "Süpergüçler Kuramı"nı da reddediyordu (Mao 1957'den sonra revizyonist bir çizgiye sapmıştır değerlendirmesi yapılıyor; keza, AEP'nin 1978 sonrası dönemi revizyonist olarak nitelendiriliyordu). TKP/ML (B)'den, 1982'de TKP/ML Spartaküs olarak anılan bir grup ayrıldı (sonradan Türkiye'de Marksist Leninist Parti). 1986'da ise Mücadele Birliği ayrışması yaşandı. 1994'de parti bu ideolojik değişimi yansıtacak şekilde, TKP/ML (Bolşevik) olan adını Bolşevik Partisi (Kuzey Kürdistan-Türkiye) olarak değiştirdi.
PTB Üyesi.
[B]DEVRİMCİ SOSYALİST İŞÇİ PARTİSİ [DSİP] (Troçkist) (1997)
Toni Cliff taraftarı olan Troçkist (THKP-C - Kurtuluş Hareketi - Kurtuluş Örgütü sürecinden geçilerek kurulan) yasal parti. DSİP etrafında örgütlü olan kadrolar, 1980'lerin başında Kurtuluş grubundan koparak biraraya geldiler. Grup yurtdışında çıkmaya başlayan Sosyalist İşçi (Nisan 1984-Şubat 1989) ve teorik içerikli Sosyalist Tartışma (1985-87) yayınlarıyla örgütlenme çalışmalarını sürdürdü. 1987'de ise toplam sekiz sayı çıkan İşçiler ve Toplum dergisi yayınlanmaya başladı. 1 Mayıs 1989'dan itibaren İşçiler ve Politika adlı 15 günlük gazete yayına başladı. Sonunda, Sosyalist İşçi aylık olarak yayına başladı. Kasım 1992'den Kasım 1995'e kadar aylık olarak çıktıktan sonra, bu tarihten itibaren 2 haftalık bir gazeteye dönüştü. Parti önce Nisan 1997'de Sosyalist İşçi Partisi (SİP) adı ile kuruldu, ancak aynı isimli başka bir parti olduğu için isimlerini DSİP olarak değiştirmek zorunda kaldılar. 1998 yılında ortaya çıkan anlaşmazlık sonucu kendilerine İşçi Demokrasisi diyen bir grupla ayrışma yaşandı. IS (International Socialists) toplantılarına çağrılan partinin genel başkanlığını Doğan Tarkan'ın yapmaktadır. DSİP, 3 Kasım 2002 Genel Seçimleri'nde Emek, Barış ve Demokrasi Bloku çerçevesinde DEHAP'ı destekledi.
Yayınlar: Sosyalist İşçi - Kadın Özgürlüğü - Enternasyonal Sosyalizm.
(DSİP Tarihi Hakkında, 1 Eylül 1997 )
(DEHAP'a Destek Bildirisi, Ekim 2002 )
oncugenc
08-08-2008, 19:41
Ben Hala Soruma Yanit Alamadim. Bana Bir Tane Sol Ama Pkk Yanlisi Olmanayn Bir örgüt Ismi Ver Dilaver Abi!
Öncügenç senin basiretin bağlanmış, Türkiye'de hiç bir solcu PKK'nın yaptıklarını onaylamaz. Sen belgeli muhbir, fotoğraflı PKK yardakçısını görmezden geliyorsun.
Kandahar terörist ithamlarını kaldır ve ahlaksızca iftiralarına son ver. Bu sitede hiç himse terörü savunmaz özellikle yönetim, ve terörün her türüne karşı çıkar bu devlet terörü olsa dahi.
Rezillik çıkarma. Benide anladığın dilden cevaplar vermeye zorlama.
Selamlar.
Öncü Genç
Önce şu süreci iyicene bir anlatalım. 84 senesinde Pkk nın Eruh ve Şemdinli baskınlarından sonra devam ettirdigi silahlı mücadele çizgisi tüm Türkiye Devrimci Hareketini etkiledi, fdaha dogrusu şaşırttı. Pkk yıllardır savunulanı yapmıştı ve kendine göre bir gerilla savaşı veriyordu.
Bunu her kim ne derse desin, Yalçın Küçük ten Dogu Perinçek'e kadar herjes heyecanla karşıladı. Dogu'nun Apo röpörtajının esas arka planı da budur.
Ancak zamanla köprülerin altından çok sular aktı. Her ne kadar sempati ile karşılansa da sivillere yönelik eylemleri savunabilmek imkansızdı. Mücadeledeki vahşet ve kin her ne kadar Kürt feodalitesinden kaynaklansa da haklı olabilecek bir tarafını devrim adına bulabilmek imkanı yoktu. Bu süreç hem solun Pkk ya eleştirel yaklaştıgı hem de devletin öne çıktıgı dilimdir. Bu dönemde Dogu nun ters yüz ettigi dönemdir.
Öncelikle devrimcilerin Pkk ile devlet arasındaki savaşta bir saf seçme zorunlulugu yoktur. Bu savaşta Pkk yanında olmayacakları gibi devlet yanında da olmak zorunda degillerdir. Öncelikle bunun anlaşılması gerekiyor. Türkiye devriminin tüm Türkiye halkının ortak mücedelesi ve birlikte örgütlenmesi ile olması gerekiyor. Aksi milliyetçilik egilimlerini ve anti Türkçülügü geliştiriyor. Örnek için aynaya bakmanı öneririm. Çünkü bir taraftan sosyalizmden bahsederken devleti ve orduyu savunur hale gelmişsin.
Emep ile Ödp bildigim kadarıyla Pkk yı savunan örgütler degildir. Senin saydıgın hareketlerden pek çogunun ise artık adı var kendi yok hale geldigini zaten alıntılarının en az 10 sene öncesine ait olması gösteriyor. Bugün işçilerin sorunu Pkk ya karşı olup olmamak degildir. Sorun sermayeye karşı olmaktır. Pkk olmasa sen ve senin gibiler de belki emek ve sermaye çelişkisini görebilirler. Ama sermayenin Doguya verdigi görev bu çelişkinin saklanması, bagımsızlık diye sulandırılmasıdır.
Bakma şimdi içeride olduguna. O kadar çok ordu ve paşa yalakalıgı yaptı ki, biraz dinlendirelim dediler.
Bu konuyu defalarca yazdım. Pkk bu gün ne için savaştıgı belli olmayan bir örgütür. Tc istese bunu bitirip, kanı durdurabilir, ama sürmesinden yanalar . Düşünsene liderini Tc ye teslim eden Abd Pkk yı destekliyor. Bizzat Apo yu Abd den teslim alan devlet, Abd istihbaratının verdigi bilgilerle Kandili dövüyor. Genelkurmay kadrosu devamlı Abd de ve Pentagon da. Ve bu mücadele Abd ye karşı yapılıyor. Abd ile birlikte Abd İşbirlikçi Pkk ya karşı mücadele edilerek Abd geriletiliyor.
Kargalar gülüyor şimdi yukarıdan, sen görüyor musun. :)
saygılarımla
Öncelikle devrimcilerin Pkk ile devlet arasındaki savaşta bir saf seçme zorunlulugu yoktur. Bu savaşta Pkk yanında olmayacakları gibi devlet yanında da olmak zorunda degillerdir..
.............
Öyleyse kimin yanında olmalıdır devrimci?
El Cevap: DEVRİMİN
Soru : Devrim kimin yanında olmalıdır?
El Cevap Dilaver:Halkçı Devrimcinin
Soru: Devrim Devrimcinin yanında ise ve devrimcide devrimin yanında ise Devrim aslında devrimci oluyor. Öyleyse Devrim hiç kimseye ait olmayan bir şeyin yanında olsa ancak o zaman bütün devrimcileri ihata edebilir mi?
El Cevap Dilaver: Okiiiiiiiiiiiii, bneliğin lüzumu yok hayal aleminde yaşama. :mad:
Soru: Yahu Hayali olmayan devrimci olur mu? Devrimin kendi zaten bir hayal değil mi?
El Cevap Dilaver: Marksın hayali yeterli benim için.
Soru: Marks'ın hayali bir kez oynanandı ama iyi ama kötü, sahnelenen oyunun raytingleri de ortada. Akıllı adam aynı delikteki yılana iki kez sokulur mu?
El Cevap:Sen Marks'a Yılan mı dedi Oki :mad:
Oki: Haşa sümma haşa, peygamber gibi algılananlara benim böyle bir şey demem mümkünmüdür? Yanlış anladınız beni.
Soru: Yani diyorum ki, Marks mı önemli devrim mi? Daha açığı özgürlük Marks içinmidir yoksa Marks mı özgürlük için?
El Cevap Dilaver: Tabiki Marks özgürlük için.
Soru: Marks'ın bireysel olarak bir inancı varmıydı ?
El Cevap Dilaver:Bu konuda bir sürü spekülatif var. Ama bence yoktu. Hatta dinlerin birer afyon olduğunu söylemiştir.
Soru: Haklısınız biliyorum o sözü. Ama hep kafama takılmıştır. Sizce Marks Devrimi kim ile ve kime kime karşı yapmayı HAYAL etti. ?
El Cevap Dilaver: Bugünün terimleri ile Halk ile Emperyalizme karşı diyebiliriz tek cümlede.
Soru: Marks devrimi HAYAL ederken, o insanlara Tanrı yoktur diye bir umumi söylem yaptı mı?
El Cevap Dilaver:Bildiğimkadarı ile umumi bir konuşma yapmadı. Ama bu konuda çok mektup vardır.
Soru: Marks eşini boşadı mı?
El Cevap Dilaver: Hayır.
Soru: Marks konunda yatan karısının dini ile alakadar olmadığı halde, neden Marksizim ve akabinde sosyalizm dinsizlerin partisi oldu?
El Cevap Dilaver: Çünkü din adı altında halklar uyuşturulmuş ve birer köle olarak baskı ve korku ile yönetiliyordu. Dine karşı olmadan Devrim asla gerçekleşemezdi.
Soru: Peki devrim gerçekleştikten sonra Din faktörünün etkisi ile toplumsal bağlardan en önemli birisi olan Ortak amaçların, bireysel istekler ile parçalanması ve akabinde partide kısa sürede çatlakların doğması oldu mu?
El Cevap dilaver: Oldu. Amaaaaaaa...
Soru: Bu devrim Allah adına olsaydı. Ve Allah'ın emirleri ile O'nun adına gerçekleşmiş olsaydı, Büyük Şura ve Meşveret ile genel halk seçimleri ile ortak özgürlük tanımında eşit iş eşit ücret ilkesi ile komünel bir örgütlenme kurulsaydı, En önemli kriter ne aşırı zengin ne aşırı fakir ilkesi olsaydı;
Devrim bugün nasıl olurdu?
El Cevap Dilaver: Saçmalıyorsun Oki. Böyle bir şey inanç ve O'nun etrafında kurulan amaç, Sosyalizmin tanımına ve ruhuna ters. Ayrıca Sosyalizmi hiç bilmiyorsun. Çok aptalca bir soru bu..
Soru: Hakkımda sarf ettiğiniz her cümleye yürekten katılıyor ve doğruluyorum
Ama derdimiz özgürlük mü? yoksa sosyalizmi haklı mı çıkartmak?
Siz hangisini arzuluyorsunuz?
Selamlar
kandahar
08-08-2008, 22:10
terörün önce tanımını öğrenip sonra konuşulması daha uygundur. havaya boş laflar savurarak terör anlaşılmaz. terör nedir? bir şiddet eylemi kimlere yönelik olduğu zaman terör adını alır?
Terörizm, siyasal, dinsel ve ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla savunmasız ve suçsuz sivillere; resmî, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımıdır. Terör uygulayan organize gruplara terör örgütü; terör uygulayan şahıslara ise terörist denir.
Kaynak: Wikipedia.
Malum örgütlerin terör örgütü olup olmadığını da tartışma noktasına getirmezsiniz umarım.
oncugenc
08-08-2008, 22:56
siz mi körsünüz ben mi çok şey görüyorum anlamıyorum ki ! ya nasıl hiç bir sosyalist PKK'nın yaptıklarını onaylamaz diyorsunuz ? çoğu sokakta biji serok apo diye eylem yapıyor.
emep ve ödp mi dedin dilaver? :)
parti gibi olmayan partinin genelbaşkanlığını yaparken seçimlere partisi ayrı kendi ayrı girerek partisine olan güvenini göstermiş ve girdikten sonra da kürt faşistleri ile işbirliği yaparak partililerin kendine olan güvenini haksız çıkarmamıştır.
fethullahçı-liberal yayın organlarının ufuk urası bu kadar desteklemeleri hiç mi soru işareti bırakmaz kafalarda?
neoliberal solculuğun başını çeken bir partidir ödp ve genelbaşkanı bağımsız milletvekili adayı ufuk uras.
emep'e gelince seçimler dışında sesi soluğu çıkmıyor. seçimlerde gördüğümüz tek yer bir kaç afişi ve seçim pusulalarında partinin amblemi. onun dışında siyasette yok bile.
Ama derdimiz özgürlük mü? yoksa sosyalizmi haklı mı çıkartmak?
Siz hangisini arzuluyorsunuz?
Sevgili Oki
Anlaşılamayan nokta şu. Tüm dinler başlangıçta ezilen halkın kurtuluş ideolojisi olarak gelişerek taraftar bulmuştur ve bu anlamda da devrimcidir. Ancak bir kere taraftar bulduktan sonra egemen ideoloji haline gelir ve gericileşirler. Orpheus gizemlerinden tut da ( Tiran baktı ki halk arasında gelişti, Dionysos tapımının yerine bu tapımı geçirmiştir ) Muhammed dini de İsa dini de böyle gelişmiştir ve senin de kabul ettigin gibi sonuçları 1,5 milyar kişilik İslami cografyada bellidir.
Tanrının ortaya çıkışı ile ilgili çok şeyler yazdım. Anlaşılmadıysa kusur gene benimdir. Ama tüm tarihi ve arkeolojik bilgilerimiz vahiy diye bir şey olmadıgını bize gösteriyor. Muhammede vahy geldigini kabul eden bir zihniyetin Sargona da karısı vasıtasıyla vahıy geldigini kabul edebilmesi gerekir. Nitekim 1000 lerce yıl kabul eden insanlar da oldu. Ama tanrının isminin İştar ya da Allah olmasının fark etmemesi gerekir.
Elbette isterseniz inanmanızı engelleyen bir şey yoktur. Ancak dinin egemenlerin egemenligini sürdürmek için temel bir araç oldugunu göz önüne aldıgınızda Marksın sözünü anlayabilirsiniz.
Sosyalizm idealini savunanlar daha iyi bir dünya hayal ettiler. Temel mesele mülkiyetin yeniden düzenlenmesi idi. Bunu da mülk sahiplerini mülksüzler lehine mülksüzleştirerek yapmayı planladılar. Mülkü adil ve toplumun ortaklaşmacılıgına sürdürmeyi düşlediler. İlk girişimlerinde de yenildiler. 6 bin senelik mülk düzenine karşı ilk toptan başkaldırı idi bu.
Şimdi temel meselemiz bu adaletsizlik ya da çelişki nasıl giderilecektir. Bunun isminin sosyalizm olup olmaması hiç mühim degil. İnsanları din, dil, ırk, cinsiyet farkı olmadan tüm dünya nimetlerinden eşit olarak faydalandırmak için ve sömürüyü yok etmek için nasıl bir sistem kurabiliriz. Buyrun siz bize anlatın.
Benim adım Hıdır, elimden gelen budur. Siz daha iyisini dile getirin.
saygılarımla
öncü genç iletimi kızmadan, sakin kafa ile okusaydın orada yer alan 2 adet örgüt görürdün.
Sen okumasını bilmedikten sonra 10 kere de yazsan bir faydası olmayacaktır. Önce okuyalım, anlayalım sonra savunalım.
Şu perinçek dininden de inşallah Allah kurtarır sizi. :D
saygılarımla
edit : hiç bir sosyalist sivil hedeflere yönelik eylemleri onaylamaz dedim ve tüm dediginiz sol örgütlerin yayınlarında bunu görün. Ama devlete ve devlet güçlerine karşı yapılan eylemlerde sosyalistler taraf tutmazlar. Devleti düzeni savunanlar ise bunun takipçiligine savunurlar. İşte devrim ile karşı devrim ayrımı burada ortaya çıkar.
Devleti yıkmaya çalışma ve yeni bir iktidar kurmaya yönelme : devrim
Devleti korumaya çalışma ve devrim güçlerini sindirmeye çalışma : karşı devrim
Siz safınızı seçmişsiniz zaten hayırlısı olsun.
oncugenc
08-08-2008, 23:15
yok dilaver sen bu msjı yazarken ben msjımı düzeltiyordum. sizden hiç beklemezdim emep ve ödp ismini de şaşkınlığım biraz fazla sürdü hani :)
neden beklemiyorsunuz. Dedigim gibi sivil hedeflere yönelik hiç bir eylemi aklı başında biri hoş göremez ve savunamaz. Baştan yazdım. Dogu dahil tüm sol safta yer aldıgını iddia edenler pkk nın devlete karşı ilk çıkışını alkışladılar. Bir nevi rövanş gördüler ve koşa koşa Apo röpörtajlarına gittiler. O zamanki psikolojik hal buydu.
Ancak daha sonra yapılanlar artık savunulacak yer bırakmadı. Dogu da ilk etapta amaç bu olmasına ragmen sonra kıvırttı. O dönemler Aydınlık hareketinin en çok Kürt meselesini gündeme getirdigi işledigi, belgeler buldugu zamandır. Dikkatle inceleyin siz de görebilirsiniz.
Gerçi şu dönemde Apo da o dönemdeki bazı yapılan sivillere yönelik eylemlerin Bir Kürt gladiosu işi oldugunu dile getiriyor. Ne derece inandırıcı olur bilemem.
saygılarımla
oncugenc
08-08-2008, 23:28
eğer geri dönüp okursan yazdım nedenini geride.
parti gibi olmayan partinin genelbaşkanlığını yaparken seçimlere partisi ayrı kendi ayrı girerek partisine olan güvenini göstermiş ve girdikten sonra da kürt faşistleri ile işbirliği yaparak partililerin kendine olan güvenini haksız çıkarmamıştır.
fethullahçı-liberal yayın organlarının ufuk urası bu kadar desteklemeleri hiç mi soru işareti bırakmaz kafalarda?
neoliberal solculuğun başını çeken bir partidir ödp ve genelbaşkanı bağımsız milletvekili adayı ufuk uras.
emep'e gelince seçimler dışında sesi soluğu çıkmıyor. seçimlerde gördüğümüz tek yer bir kaç afişi ve seçim pusulalarında partinin amblemi. onun dışında siyasette yok bile. . . . . oncugenc
AKHENATON
08-08-2008, 23:34
Millet uzayda yaşam buldu bizimkiler hala sağ sol peşinde, dünyayı bir türlü anlayamadılar , anlayamayacaklarda.
Şimdi temel meselemiz bu adaletsizlik ya da çelişki nasıl giderilecektir. Bunun isminin sosyalizm olup olmaması hiç mühim degil. İnsanları din, dil, ırk, cinsiyet farkı olmadan tüm dünya nimetlerinden eşit olarak faydalandırmak için ve sömürüyü yok etmek için nasıl bir sistem kurabiliriz. Buyrun siz bize anlatın.
.................
Bir gün adamın biri Mısır'da pazarda sağda solda herkese ballandıra ballandıra anlatıyormuş.
Diyormuş ki," Arkadaş ben bu Kleoptra'ya hastayım. Off anam offf; şöyle vücut böyle naz şöyle eda kafaya koydum niyeti bozdum diyormuş"
Millet de ona lem git dümbük, ayranın yok iömeye faytonla gidersin diyorlarmış. Hep alay ediyorlarmış.
Neyse tabii burası Mısır, o zamanda teknoloji aynı böyle tıss diye bıraksan öte yandan duyulurmuş hemen.
Bu sözler Kelopatra'nın kulağına hemen ulaşmış. Çağırın şu çulsuzu bakayım, kimmiş bunları söyleyemeye cesaret eden köylü demiş..
Adamı yaka paça kapmışlar ve hooooopppp, diz üstü çökerterek Kleopatra'nın karşısına dikmişler.
Kleopatra sormuş.. Sen hangi cesaretle ve güçle bana böyle şeyler söyleme cesareti bulursun, bre melun......
Adam kafasını hafifçe kaldırarak titrek bir sesle, "Kraliçem size 100.000 altın versem sizinle bir gece de olsa geçiremezmiyim demiş"
Kraliçe alaycı bir gülümseme ile "100.000 binmiii, hahahaha ben o parayı bahşiş diye veriyorum, Sağolsun benim angut Romalı generaller gemilerle taşıyor demiş..
Adam tekrar , peki kraliçem Bütün sarayınızı altından kaplasam ?
Kraliçe, pöhh istesem bende yaparım
Adam, Peki kraliçem Bütün Mısır'ı baştan sona altınla kaplasam yinede bir gece için....!!!
Kraliçe- Hımmmm, "Söyle bakalım, o kadar altını nereden bulacaksın?"
Adam- Kraliçem sizi nasıl feth edeceğimi öğrendim. Sıra geldi şimdi altınları bulmaya.
Kraliçe- Ne yani yalanmıydı, paran yok mu senin ?
Adam- Evet Param yok ama, size benden başka bu kadar fiyat veren de yok; kraliçem. demiş..
.......
Bizim iş te buna döndü Sevgili Dilaver, Kleopatra= Özgürlük; Adam= Salak Oki ve Akıllı Dilaver ; Mısır=Arz...
Biz yola düşelimde nasılsa özgürlük bizi bekleyecek, Ona bizden başka o değeri veren yok nasılsa.
Bu arada bizim kraliçeyi de Antonius ve Sezar kapmasalar eskisi gibi. Bu nedenle elimiz bu kez çabuk tutmalıyız.
Bizim derdimiz insanların inançlarının veya inançsızlıklarının ne olduğu değil, inançlarının vbeya inançsızlıklarının ne için ve ne işe yaradaığı ile ilgili olmaldır.
Bizlerin nazarında, inançlı olupta Emperyallerin yağdanlığı olanlar ile inançsız olupta Emperyalizmin sözcüsü olanlar aynı kefede odun olarak yer almalıdır.
Yaaa gelde arama işte , Tebbet Suresini..
Selamlar
spartacus
09-08-2008, 10:56
Ya bu konunun başlığı yanlış yada içeriği.
yucemanitu
09-08-2008, 14:49
Kapitalizm savaşta binlerce insanın bombalar altında can vermesi barışta başkalarının acılarına karşı duyarsızlaştırılıp bencilleştirilmerek soysuzlaştırılmasıdır. Bu çok fazla üretim içinde yiyecek ekmek bulamayan insanlar olduğu gibi üretim fazlasını da üreticiler imha eder ürün fiyatları düşmesin diye. İşin ilginç tarafı binlerce insan kapitalizmin neden olduğu savaşlarda boğazlanırken düzeni savunanlar kafalarını kuma gömer de PKK gibi solla sosyalizmle alakası olmayan bir örgüte Sosyalist deyip Sosyalistlere çamur atmaya kalkarak vicdanlarını temize çıkarmak isterler. Onlara cevap vermeye bile tenezzül etmem pek ama Sosyalist olma iddiasındaki biri onlar için Sosyalist derse ona cevap veririm. Çünkü bazı pisliklerin değişmesini hiç değilse isteyen bir insan duyarsız olandan daha değerlidir. PKK konusunda Dilaver'in sözleri tamamen doğru başta sivillere yönelik saldırılar yokken sol çevreler (VGM'nin gönderdiği linkte Apo'ya gül veren zat da dahil) PKK'yı heyecanla karşıladı ancak iş sivillere yönelik saldırılara gelince sol PKK'ya sırtını döndü. Zaten PKK'da bunu farketmiş olacak ki solun desteğinden tamamen ümidi kesti ve adını KADEK yaptı. Haberlerde eski bilinen ad hala söylense de durum bu. PKK açılımı: Parti-i Karkeri Kürdistan (Kürdistan İşçi Partisi) Bu ad bile değişti. Şu an bu örgütün üyeleri bile kendilerine Sosyalist demiyorken neden sen Apo posteri açanların kendine Sosyalist dediğini iddia ediyorsun anlayamıyorum Öncügenç.
Wikipedia daki tanım ilginç. Evet "Siyasal, dinsel ve ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla savunmasız ve suçsuz sivillere" yönelik baskı ve şiddet terördür. Bu terörü de sadece medyada "terör örgütü" diye anılanlar değil devletler arasındaki savaşlarda görüyoruz o sırada adı da "terör" değil "operasyon" oluyor. Kısa bir süre önceki İsrail "operasyon"larını hatırlayalım. Ama "Resmî, yerel ve genel yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımı"na terör dersek dikkat edelim Atatürk'e de terörist deriz. Bu tanım çok sağlıklı değil.
Terörün tanımını en güzel Robespierre yapmıştır.
"Erdemsiz şiddet terördür, şiddetsiz erdem zayıftır."
Elbetteki her şiddet terör kapsamına girmez, şiddet etik değerlerden uzaklaştıkça terörize olur. Bundan etiğin tanımı, sana göre etik zırvalamalarını yapmazsak bu açıklama kafidir.
Selamlar.
evrensel-insan
10-08-2008, 00:15
Saygideger spartacus;
Ya bu konunun başlığı yanlış yada içeriği.-spartacus
Al, benden de o kadar.:D
Saygilarimla;
evrensel-insan
schonozatzsche
12-08-2008, 16:51
Bende çok dinci gördüm. Faiz haram deyip faiz yiyen O halde tüm müslümanlar böyle:D
Oldu mu şimdi?:D
Doğu Perinçek'i hiç sevmez, her solcu gibi ha bire sallar dururdum ona. Salladıkça devrimciliğimin katlandığı hissiyle doyarak...
Bugün bakıyorum.
Doğu Perinçek siyaseten oldukça doğru şeyler söylüyormuş.
Şu Aydınlık'ın eski sayılarında devrimcileri ispiyonlama işi benim de hoşuma gitmiyor; ama ne de olsa politikada duygusallığa yer yok.
Fuzuli şu yahudi soykırımı ile faşizm meselesi olmasa Hitler'de fena adam değil.
Selamlar.
Doğu Perinçek'i hiç sevmez, her solcu gibi ha bire sallar dururdum ona. Salladıkça devrimciliğimin katlandığı hissiyle doyarak...
temel önermenin bu olması gerekiyor. Öncü gence de sormuştum bunu. Devrim ve Dogu Perinçek nasıl bir araya gelebilecek. Devletin Silahlı kuvvetleri ile devrim bir araya geliyorsa, şayet devrim silahsız kuvvetleri hedefliyorsa elbette gelebilir ama o zaman tanım devrim olmaz.
Önce neyi hedefledigimize bakmak gerekiyor ve nereden bakmak gerektigini de tespit etmek gerekiyor. Emek cephseinden bakıyorsak Dogu'nun oeada yeri yok. Ama milli bir cepheden, miili burjuvazimizin sömürüsünü hedefliyor isek ki teorik olarak da pratik olarak da mümkün görülmüyor- o zaman oralarda bir yer bulabilirsiniz ona. Tepe tepe kullanın derim.
saygılarımla
Fazla abartıyorsun.
Konspiratif-Blanquist örgütlenmelerin hepsi marksizme ve leninizme aykırıdır.
Doğu'cular bu konuda haklıdır.
Hele bu örgütler senin çalışma sahanı kapatmaya başlamışlarsa ve hedef kitleni "devrimci mücadele" adına hırpalıyorlarsa, onlarla da mücadele etmek zorunda kalırsın.
Ekim devriminden, yanlış hatırlamıyorsam onbeş gün önce, Zinovyev ve Kamanev, bir alelade gündelik gazeteye devrimin tarihini ispiyonlamışlardır.
Bunu, Ekim (bizim takvimimizde kasım) ayı içerisinde olası bir devrimci kalkışmanın hüsranla biteceğinden korkmaları nedneiyle yapmışlardır. Merkez komiteyi ikna edemeyince bu kalkışmayı önlemek için böyle bir yola başvurmuşlardır.
Devrimin erken olduğu konusunda Zinovyev ve Kamanev haksız çıkmıştır. Buna rağmen bu iki zat, partileri tarafından affedilmişlerdir.
Rosa Lusembourg da Almanya'da, savaş sırasında zuhur eden devrimci ayaklanmalara aynı kaygılarla karşı çıkmıştır. Hatta cephelere giderek, çatışan komünistleri silahlarını bırakmaları için ikna etmeye çalışmıştır. Bunu yapmayanlara saldırmıştır. O da bunun erken bir kalkışma ve alman devriminin ebediyen yenilgisi anlamına geldiğini düşünmüştür. Ve Rosa haklı çıkmıştır.
Marx da Paris Komünü'ne karşı çıkar önceleri.
Demem o ki olur böyle şeyler. Hata eder herkes.
Evet Doğu'nun gazetelerinin ispiyonculuğunu haklı çıkarmaz pek bu örnekler ama siyaset içinde olabiliyor böyle şeyler.
Birbirlerine "yoldaş" diye hitap eden ve birbirlerini öldüren epey insan var tarihte.
Doğu'nun sovyetler üzerine tespit yaptığı sıralarda Sovyetler, bürokrasinin işgal ve ihanetine uğramış bir polis devleti haline dönüşmüştü bile.
Bu konuda haklıdır.
Ortada bir sovyet emperyalizmi söz konusudur.
Doğu, zaten sovyetçi olmamıştır hiç.
O daha ziyade MAO'cudur.
TİP'ten İbrahim Kaypakkaya ile birlikte ayrılmıştır. bir süre beraber yürümüşlerdir.
Böyle parça parça da olsa meramımı anlatabilmişimdir umarım.
Haa Hitler ve holocaust ile ilgili enteresan bir site var.
http://www.codoh.com/
Görmediyseni daha evvel inceleyin, derim.
kandahar
16-08-2008, 22:25
Ben de bundan korkuyordum.
Çok konuştunuz, çok konuştunuz Doğu Perinçek'in kendisini getirdiniz sonunda.
Doğu Perinçek'i hiç sevmez, her solcu gibi ha bire sallar dururdum ona. Salladıkça devrimciliğimin katlandığı hissiyle doyarak...
temel önermenin bu olması gerekiyor. Öncü gence de sormuştum bunu. Devrim ve Dogu Perinçek nasıl bir araya gelebilecek. Devletin Silahlı kuvvetleri ile devrim bir araya geliyorsa, şayet devrim silahsız kuvvetleri hedefliyorsa elbette gelebilir ama o zaman tanım devrim olmaz.
Önce neyi hedefledigimize bakmak gerekiyor ve nereden bakmak gerektigini de tespit etmek gerekiyor. Emek cephseinden bakıyorsak Dogu'nun oeada yeri yok. Ama milli bir cepheden, miili burjuvazimizin sömürüsünü hedefliyor isek ki teorik olarak da pratik olarak da mümkün görülmüyor- o zaman oralarda bir yer bulabilirsiniz ona. Tepe tepe kullanın derim.
saygılarımla
Dilaver Doğu'nun Maocu ve MDD'ci olduğunu bilmiyor olamazsın.
Doğucular, Proletarya diktasına giden yolda aşamalar olduğunu savunurlar.
Aşamalı devrim tezi...
Türk solunun kahir ekseriyeti de bu minvalde düşünür.
Mihri Belli, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, DYciler, DSciler, Kurtuluşcular, TKP'liler (eski TKP) vd.
Eğer Doğu'yu araya aşama koyduğu için karşı devrimci ilan ediyorsan memlekette devrimci gelenek bırakmazsın.
Kemalizm ile olan ilişksi nedeniyle de kaşrı devrimci ilan edemezsin; çünkü devrimci olduğunu senin de kabul edeceğin pek çok isim M. Kemal ile barışıktır Türkiye'de.
Doğu'yu ordu ile münasebeti nedeniyle eleştireceksen önce Deniz'in, Mahir'in vd. devrimcilerin evlerinde gizlendikleri THKP-C'li ve THKO'lu binbaşılar, yüzbaşılar, asteğmenler hakkında da izahat vermen gerek.
Haydi bunları geçtim Ekim Devrimi'nde ordunun ve askerlerin rolü nedir acaba?
Sonra memleketimizde 27 Mayıs deneyimi var.
27 Mayıs bana göre bir devrimdir; darbe değil...
Tek başına bu bile ordunun bizde ne kadar önemli bir figür olduğunun göstergesidir Türkiye'de.
Fuzuli Dogu'nun geçmişinde bir Tiikp gelenegi de var ve bu gelenekten ayrılan devrimciler de var. Şimdi bu aşamada tiikp geleneginin devrime sempati duydugndan bahsedebilmek mümkün ama yalnızca o gelenek dahilinde.
Daha sonraki Aydınlık hareketinin çizgisi ise hep devrime ve devrimcilere karşı oldu. Nedir devrim; siyasi erkin şiddet yoluyla ele geçirilmesi. Eski erkin yıkılıp yenisinin kurulması. Şimdi Dogu nun böyle bir derdi var mıdır.
Ben Doguyu esas hedef ile işbirligi yaptıgı için karşı devrimci ilan ediyorum. Yahu devleti yıkacaksın, devlet zaten ordu demek. Orduyu kaldır ne kalır geride. Ordu ne içindir. Ordu kime karşıdır. Dogu ve çizgisi şimdiki halinde karşı devrimcidir, devrimi savunmaz.
Ayrıca ekim devriminde asker sovyetleri vardır, bu sovyetlerin içerisinde ise ordu ve subaylar tek tüktür. Ama emekçi askerlerin savaşa hayır temelinde gelişen sovyetlerdir bunlar.
Ordu deyince paşa ve subayları anlamak lazım, emekçi çocukları olan eratı degil. Şİmdi devrim kime karşı olur mesele budur. Şayet devlete karşı ise burada Dogunun işi yoktur, şayet devlet ve ordu ile beraber ise burada da bizim işimiz yoktur ve bunun ismi de devrim olmaz.
saygılarımla
Doğucuların anti-emperyalist mücadeleyi başat saydığını unutuyorsun Dilaverciğim.
Bu eğilime sahip olanlar, "komprador burjuvaziyi" iktidardan uzaklaştırıp "milli burjuva" sınıfı ile ittifak yapma peşindedir.
-Onlara göre Türkiye'de proleter bir devrim yapma koşulları bugün için yoktur. Buna ben de katılıyorum.
-Yine onlara göre proleter devrim yapma şansının olmaması proletaryanın ve yani kapitalizmin zayıflığıyla ilintilidir. Buna katılmıyorum.
Doğucular MDD'ye hala sadıktır. Aşamalı devrim tezini savunun diğer sol gruplar, MDD'yi revize ederek DHD'yi elde etmişlerdir.
Bu arada diğer katılımcılar için kavramları açmak gerek...MDD, "Milli Demokratik Devrim" teorisinin kısaltılmış halidir.
Bu teoriye göre kapitalist gelişimlerini tamamlayamamış sömürge-yarı sömürge-yeni sömürge ülkeler doğrudan sosyalist aşamaya sıçrayamazlar, bacak kasları o denli kuvvetli değildir.
Bu ülkelerde sosyalist bir devrimi gerçekleştirecek olan işçi sınıfı iktidarı alamayacak kadar zayıftır.
Ol sebeple sosyalist devrim programından tavizler vererek, henüz çözülmemiş ve sertleşmemiş ara sınıfları devrim saflarına dahil etmek gerekir.
Bu ara sınıfların başında köylülük ve küçük esnaf gelir.
Ayrıca, henüz emperyalizmle uzlaşmamış burjuvazinin milli kesimini de üçüncü dünya toplumsal formasyonu içinde bulmak kuvvetle muhtemeldir.
Bu kesim de bulundukta derhal devrim saflarına çekilmelidir.
Teorinin takipçilerine göre MDD ile birlikte ülke hızla sanayileşme yoluna girecek ve proleter sınıf güçlenecektir; böylece sosyalist aşamaya geçiş mümkün olacaktır.
Demokratik Halk Devrimi ise emperyalizmin yeni tanımları ile birlikte ortaya çıkmıştır. Ayrıca DHDciler, MDD'cilerin "burjuvazinin milli kesimiyle ittifak" vurgusuna da daha mesafeli yaklaşır, denilebilir.
MDD ile DHD arasındaki kopuş kendiliğindendir.
Belli bir zamanda ve belli bir tartışmanın üzerinden yaşanmamıştır.
Şimdi görüldüğü üzere Doğu, en fazla tarihsel koşulları yanlış değerlendirmekle eleştirilebilir; karşı devrimci olmakla değil.
Çünkü Doğu, emperyalizmin ülkeyi resmen olmasa da fiilen işgal etmiş olduğunu iddia eder.
Zaman zaman bunun salt politik-ekonomik-ideolojik değil; askeri bir işgal olduğunu bile söyler.
Bu işgali püskürtmek için de millilik-bağımsızlık zemininde anlaşabileceği herkesle ittifak arayışı içerisine girer.
Bu tür ittifak arayışları Komintern'in (3. Enternasyonal) tarihinde de vardır.
Yani Doğu'nun sol içinde adı çıkmıştır 9'a inmez 8'e.
NOt: Doğucularla uzak-yakın, organi-inorganik, dolaylı-dolaysız hiç bir ilişkim yoktur. Düzenli olarak Aydınlık'ı bile takip etmem.
Sevgili Fuzuli
Ne terminoloji, ne şimdiye kadar söylenenler beni baglamıyor. Kim bir aralar ne dedi o da beni ilgilendirmiyor. Hatta Stalin de , Lenin de, Mark da. Elbet bu son cümlemin anlamını kavrayacagın içim açmak geregini duymuyorum.
Olay şu. Karşımızda bir sömürü mekanizması ve bir terörist devlet yapılanması var. Bunu da destekçileri, organları, işbirlikçileri belli. Biz bundan nasıl kurtulacagız . Neye karşı kimlerle mücadele edecegiz ve hangi yöntemlerle.
Bu arada burada olmana sevindim. Dogru tercih. :)
saygılarımla
spartacus
17-08-2008, 00:39
Ekim devriminden, yanlış hatırlamıyorsam onbeş gün önce, Zinovyev ve Kamanev, bir alelade gündelik gazeteye devrimin tarihini ispiyonlamışlardır. Fuzuli
Burada bir ispiyonlama yok. Şubat devrimi Burjuva Demokratik Bir halk devrimiydi ve RSDİP programı otokrasi(feodal egemenlik) koşullarında oluşturulmuştu. yani otokrasi koşullarında olası devrim ancak burjuva demokratik bir devrimdi, ve bu devrimin demokratik görevleri vardı. Lenin ise şimdi devrimin birincisi tamamlandı şimdi sosyalist devrim zamanı dediğinde Zinovyev ve Kamanev, RSDİP'in otokrasi koşullarındaki devrim stratejisine sahip çıkmış, görevlerin tamamlanmadığı ve sosyalist devrime geçmek için bu hem çok erken hemde programdan şaşmak olduğu yönünde itiraz yükselmiştir. İtirazları ile ilgili karşı-düşüncelerini bir başka gazetede yayınlayınca istemeyerek de olsa bir hazırlığın ve yeni bir stratejik hattın vakitsizce açığa verilmesine yol açmış oldular. ispiyonlama değil, sahiplenme güdüsü ve o anki sosyalist devrim söyleminin çok erken olması düşüncesiyle yapılacak hamlenin istemeden de olsa açığa çıkmasına yol açmış oldular. Onlara göre zaten böyle bir hamle yapılamayacağı için hafife almış olmalılar.
Lenin ise o dönemde sağlam net bir cevap vermiştir.
Her devrimin temel sorunu iktidar sorunudur.
Devrimin birinci aşamasının, devlet iktidarının burjuvaziye geçmesiyle nitelendiğini, dolayısıyla "burjuva devrimi ya da burjuva demokratik devrim, Rusya'da bu bakımdan tamamlanmıştır" demiştir.
Oysa diğerleri hala devrimin demokratik görevleri vardı demekteydiler. oysa devrim gerçekleşmiş, iktidar el değiştirmiş, otokrasi ve tek bir kral yönetimi yerine geçici hükümet ve parlamento kurulmuş, burjuva iktidarı sağlanmıştı vs...
İktidarın otokraside değil burjuvazide olduğu koşullarda demokratik devrim diye otokrasi karşıtı bir devrim yaklaşımında olmak özünde henüz özgür ve bağımsız olmayan burjuvazinin, bağımsızlık mücadelesini emekçi ve sömürülenlere rağmen ve kitle olarak onlarıda kullanarak sağlamak çabasından, başka bir anlam içermez. Bu durum tarihsel olarakda son 20 yılda ki savrulmalarda da rahatlıkla görülebilir. Tüm burjuva devrimciler, son 10 yılı, sözde bir anti-emperyalistlik ve bağımsızlık ile burjuva iktidarı ve burjuvaziyi özgürleştirme mücadelesine adamıştır.-Kapitalist bir ülkenin bağımsızlığı ve gelişmişliği burjuvazinin bağımsızlığı ile bire bir ilişkilidir-
Dünün sosyalistleri ve sosyalist söylemleri bu günün ulusal söylemlerine bürünmüştür. Bu konuda ayrıntıyı yerinde ve vaktinde yakalayan Perinçek bağımlı ve özgür olmayan burjuvazinin bağımsızlığı ve sözcülüğü için çabalamak ve göze girmek için vaktinde davranmış ve neredeyse buradan kazanacağı siyasi ve medyatik rantı kimseye kaptırmak niyetinde değildir. Yeşil sermayede gördüğü politik cevheri dini aidiyetliğin sağladığı rantı, ulusal aidiyet üzerinden değerlendirme niyetinde gibidir. (tabi tepeden inmeci, silahlı, bürokratik devlet iktidarı anlayışınıda yine ulusalcılık adı altında meşrulaştırma çabası gözardı edilemez)
Aynı devrim modelinde olan diğerleride aynı yolun utangaç yolcusu olarak dağılmış ya da diğerleri yanı başlarındaki bir başka ulusal burjuva mücadeleyi temel stratejileri olma konusunda rahatlıkla bağırlarına basabilmişler hatta devrime önder olarak görebilmişlerdir. Herkes ulusal mücadelenin-ki tüm ulusal mücadeleler bir burjuva mücadeledir- öyle yada böyle bir yerlerinden tutmuş ve kendi sosyalist(burjuva) ve devrim anlayışlarının çağ ve sosyalizm dışılığını bu şekilde manüple edebilmişlerdir.
Perinçek ise açıktan bir karşı devrimcidir ve karşı solcudur(Dilaver gerçekten temel düzeyde tespitlerle ifade etmiş).
Arkadaşlar ben Doğu Perincek ne diyor/demiyor ona hiç bakmıyorum. Bu gün Marx'tan vahiy alsa gene sevemem onu, bu kadar zik zaklı, geri dönüşlü, hayın bir kişiliğe inanmıyorum, daha doğrusu sevmiyorum benim için işin açığı bu.
Ne dediği, ne yaptığı belli, fikirlerini dürüstçe savunan, kimseyi ihbar etmeyen bir sağcı bana çok daha yakındır. Belki hala feodal ahlaktan kurtulamadık ama muhbirleri, dün söylediğini bugün ben öyle demedim diye inkar edenleri midem kaldırmıyor.
Selamlar.
Solda birleşmenin nasıl bi hayal olduğunu bu tartışmalar bile açıkca ortaya koymakta..=)
squall,
Eskiden ben de senin gibi düşünürdüm, ancak kafa karışıklığına yol açacak bir çok meseleyi tartışarak, sorgulayarak çözmek uzun yıllar alsa da, sonuçta ortak bir nokta da birleşmenin sağlanacağına ve altyapısı güçlü bir ideolojinin meydana gelmesinde bu tartışmaların yararlı olacağına inanıyorum.
Bir de sağ ideolojilerin böyle tartışma ve sorgulama gibi fikirsel ortamın başladığını bir düşün. (Ben hiç denk gelmedim.) Biz sonuca ulaşmışken, onlar daha yeni yeni böyle tartışmalara, sorgulamalara başlamış olacaklar. Zaman ne gösterir bilinmez ama ola ki inançlarla ilgili bir gelişme de kanımca, onların alacağı mesafe daha uzun olacaktır.
Tabii bu durumda yıllar sonra isim olarak sosyalizm kalır mı kalmaz mı bilinmez.
Akhenaton
08-05-2009, 00:10
Sayın oncu genc
Şu sosyalizmin tanımını yapalım bence. Acaba Marks ile engels ve lenin yeterli mi bu tanım için, yoksa başka ustalar mu bulmamız lazım. Şayet yeterli ise ben tannımı yapayım, yok yeterli degilse siz yapın. Malumi aliniz bu tanım evrensel olmalı.
saygılarımla
Sosyalizmin evrensel olabilmesi için kültürününde evrensel olması gerekli. Kültürler yaşasın yok olmasın söyleminden sonra evrensel bir Sosyalizm tanımı beklemek oldukça garip.
Sosyalizm için Marks ve Lenin yeterli değildir , onlar sadece yahudi ezoterizmini sanayi devrimi ingilteresi ile birleştirmişlerdir. Bilgileri yaşadıkları dönem kapitalizmini ve kendi kültürlerinin bir parçasını kapsar ve genele mal etmek sadece Faşizm dir .:)
evrensel-insan
08-05-2009, 00:26
Saygideger arkadaslar;
En genel ve genis tanimi; Society-toplum-demek. Social-toplumsal- demek. Socializm-Toplumsalligin, toplumculugun ideolojisi- demek. Yani, toplumsal olmak ile ilgili, ideolojik inanc temelinde dogrulari ortaya koymak.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Akhenaton
08-05-2009, 00:44
Saygideger arkadaslar;
En genel ve genis tanimi; Society-toplum-demek. Social-toplumsal- demek. Socializm-Toplumsalligin, toplumculugun ideolojisi- demek. Yani, toplumsal olmak ile ilgili, ideolojik inanc temelinde dogrulari ortaya koymak.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Yahu evrensel bırak tanım vermeyi, düşünceni yaz.M-L , sosyalistleri kapsarmı onu yaz.:)
evrensel-insan
08-05-2009, 00:55
Saygideger AKHENATON;
Bu bir inancsal dogrularin ortaya kondugu, ideolojik bir bakis acisidir. Benim, ne dogrularla, ne ideolojilerle, ne de inanclarla isim olmaz. Ben gercekleri oldugu gibi ortaya koyarim. Sosyalizm konusunda da; bunu yaptim zaten. Ne bir sosyalist olarak, ne de bir sosyalist olmayarak, bir gorus belirtmem, tarafliliktir.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Akhenaton
08-05-2009, 01:03
http://serbestpanel.com/forum/style_emoticons/default/sleep3.gif
Olimpiyat
13-09-2011, 15:30
Elimden geldiği kadar iyi bir devrimci olmaya çalıştım(iyi den kastım davaya sadık olan ve sahip çıkan)
Geriye dönüp baktığımda halen çok eksiklerim olduğunu görüyorum.Hayatta neleri başarmadım ki, adam gibi devrimci olmak hariç...
Çok çileli, işkenceli bir yol... Ama Dünya ya yine gelsem yine Devrimci Hareketi seçerdim.
Sosyalizm burjuva sosyo-ekonomik sistemlerindeki (düzen) antagonist çelişmelerin ortadan kaldırıldığı sosyo-ekonomik sistemdir. Sosyalizmde antagonist çelşmeler kalkar ama çelişmeler üst evreye kadar devam eder. Lenin de sosyal siyasi düzenlerde ilerlemenin lineer olmadığını belirtmiştir. Helezonidir, geriye dönüş evresine yakın dönüşler içerebilir ama toplumlar daima ilerleme doğrultusuna içkindir. Enternasyonalist zayıflık bugünkü sosyalistleri kararsızlaştıran bir unsur olarak görülebilir.