imhotep
09-08-2008, 02:00
RADİKALİZM BENİMSENMİYOR
- Dinci, şeriatçı partilerin örgütlenmesi demokrasi içinde mümkün olamaz mı?
Dinci, şeriatçı, anti-laik partilerin demokrasinin kendisini koruması bakımından yasaklanması, demokrasiye aykırı bir tavır değildir. Dinci bir parti dünya görüşü ve hedefleri itibariyle otoriterdir, tek görüşçüdür. Sandıktan çıkacağım dese, silahlı mücadele öngörmezse, “kanlı mı kansız mı” demese bile özü itibariyle ayrımcıdır. İnanan inanmayan, bizim dinimizden olan olmayan ve kadın erkek ayrımı yapar. Yasaların yapımında da demokratik olamaz. Çünkü, dinci dünya görüşüne göre yasalar zaten Allah’ın buyruğu olarak vardır. Yasa yapmakta insanlar yetkili değildir. Egemenlik millete değil Tanrı’ya aittir. Tanrı’nın sözünün ne olduğuna ise aralarında çekişerek kendileri karar verir. Dinci bir parti yalnız laikliğe değil demokrasiye de karşıdır. Her demokrasi kendini koruma hakkına sahiptir ve bu tarz partileri yasaklayabilir.
- Refah Partisi örneğindeki gibi, böyle bir partiyi kapatırsak yüzde 8-9 olduğu varsayılan radikal seçmenin durumu ne olacak? Sisteme nasıl entegre edilecekler? Milli Nizam Partisi’nden beri şiddete başvurmadılar.
Davayla sonuçlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Bir hukuki dava, önce sonuçlar dikkate alınmadan incelenir. Kapatma kararı hukuki ölçülere göre doğru mudur, değil midir? Sizin sorunuz siyasi sonuçlarına ilişkin. Nasıl entegre olacakları sorusu her şeyden önce siyasal İslamcı kadroların zihnini meşgul etmelidir. Bu ilk olay değil. MNP, MSP, Türkiye Huzur Partisi ve bu dördüncü vukuat. Hukukun terbiye edici bir yanı vardır. Bu kapatma kararında mevcut sistemi totaliter bir yönde değiştirmenin yaptırımları işlemiştir. Siyasal İslamcılar, “Bu düzende kendimize yer açmak istiyorsak, nerede hata yaptık” sorusunu kendilerine sormalıdırlar. Mevcut durum onlar için tarihi bir fırsattır. İslam dünyasında iyi kötü tek laiklik, tek demokrasi denemesi Türkiye’de. Bu iki tekliğin bir anlamı var. Türkiye’de ezici çoğunluk laiklikten yanadır. Kemalist jakobenizmin dayattığı bir şey değildir laiklik. Siyasal İslam rejime intibak ve deyim için mazur görsünler, evcilleşme sürecini sancılı bir şekilde yaşıyor. İslami kimliği ön planda tutanlar yeni bir kulvar bulacaklardır. Kamusal hayatta kendilerini biraz daha belli eden, oyunun kurallarına uyan bir kulvar olacak bu. Ortak bir noktaya iki yönlü bir hareket var. Kapatma kararının sonuçları olumlu olacaktır. Türkiye radikalizm hiçbir türlüsünü benimsemiyor.
- Daha önce 141 ve 142. maddelere karşı çıkılmıştı. Hem de 1980 öncesinde. Komünizm de radikal bir ideoloji, örgütlenme ve propaganda yasağına siz de karşı çıkmışsınızdır: Şimdi dinci bir partinin örgütlenmesine neden karşı çıkılıyor?
1956 yılında Almanya’da Komünist Parti kapatıldı. Batıda buna mücadeleci, militan demokrasi adı verilmiştir.
- Ama çok özel tarihi koşullarda. Fransa ve İtalya’da da kapatılmadı mesela, İtalyan Komünist Partisi ve Fransa’da, programında proleterya diktatörlüğü ibaresi olduğu halde KP kapatılmadı.
Söylemleri farklı olsa da bunlar sistemin partileriydi. Çoktan “revizyonist” yola girmişlerdi, iktidara gelince çoğulcu sisteme zarar verecek bir partiye hayat hakkı tanıyacak mıyız?
- Fakat ortada bir yanlışlık yok mu? Bir “konsept” tespit ediyoruz. Bu konsepte göre de belli düşmanlar. Sonra da bütün gücümüzle bu düşmanın üzerine gidiyoruz. Bu konseptin dışında bir davranış tarzı olamaz mı?
MASK (Milli Askeri Stratejik Konsept), Batı Çalışma Grubu, Kriz Masaları’nın, ülke içinde düşmanlar belirlemeleri, demokrasilerde olacak bir iş değildir. Ben totaliter partilerin yasaklanmasının uygun olduğunu söyledim. Söylediğim buraya kadar. Stratejik konseptlerle, ülke çapında ideolojik düşmanlar yaratılmasına karşıyım. Ölçülerin hukuki olması gerekir. Yaptırım mercii de mahkemelerdir. Bunun merciinin Milli Güvenlik Kurulu olmaması gerekir. Dün komünizm, şimdi irtica, yarın ne olacağını bilmiyoruz. Sürekli düşmanlarla çarpışan bir ülke, siyasi rüştüne de erişemez. Anayasa, mahkeme, bunlar şeffaf dünyadadır. Barı Çalışma Grubu şeffaf dünyaya ait değildir.
- MGK ve Batı Çalışma Grubu, sizin “Demokratikleşme Perspektifleri” raporunuzda 8 yıllık eğitim ve İmam Hatiplerle ilgili önerdiğiniz şeylerin aynını yaptı.
Benim raporumdan ilham aldılar mı bilmiyorum. 28 Şubat listesinde yapılacak olanlar bir demokraside askeri otoriteye düşecek şeyler değildir. Kaynakları itibariyle MGK, Batı Çalışma Grubu bence demokratik olmayan kurumlar. MGK’nun anayasal bir kurum olmaktan çıkarılması talebimden bir tereddütüm yok. Özü itibariyle, 8 yıllık eğitimi, imam hatiplerin orta kısmının kapatılmasını insan hakları açısından ileri bir adım olarak görüyorum. Bu olayda, maalesef özü itibariyle demokratik bir proje, demokrasilerde yeri olmaması gereken bir yarı askeri güçten gelmiştir. Benim itirazım kaynağındadır. İşin özüne değil. Bu tarihin bize aksettirdiği bir çelişkidir. Gönül arzu ederdi ki, laiklik alanını genişletici bu öneriler sivillerden gelsin.
- İmam hatiplerin orta kısımlarını kaptılmasına neden çok büyük bir önem veriyorsunuz?
Birinci olarak, genç yaşta teslim alıyorlar, ikincisi, kızları teslim alıyorlar. Kızın kafasına girdi mi, kız kurtulamıyor. Oğlan biraz daha kolay kurtuluyor. Hocasının elini sıkmıyor kızlar. Elini tutup tutmamasına kendisi karar verse neyse. Kişisel irade alanı daraltılıyor.
- Başörtüsü sorunu tekrar tırmanıyor. Giyimlerine müdahale onların yaşamına müdahale değil mi?
Orta öğretimde bir bayan öğretmen derse başörtüsü ile giriyorsa bu pedagojik bir tavırdır. Sanki şöyle bir mesaj vardır: “Ben saçımdan birtakım ışınlar saçarım, erkekler bundan tahrik olur, bu dinen yasaklanmıştır.”
Amaç, özgür düşünce sahibi çocuklar yetiştirmekse, daha baştan bir öğretmenin buna ters bir tavırla ortaya çıkması, eğitimi amacından saptırır. Bu konuda müsamaha olamaz. Öğrencilere gelince, imam hatiplere kız öğrenci alınmazsa bu mesele çözülür. Üniversitede zorluk var. Anayasa Mahkemesi’nin öğrencilerin başlarını örtemeyeceğine ilişkin iki kararı var. Ancak bu karar uygulanabilir mi? Kim uygulayacak? Öğretim üyesi uygulayabilir mi? Başörtülü bir kızı sınavdan, sınıftan çıkarabilir misiniz? Yanlış kulvarlardan oraya gelmiş bir insanı, ben sınıfımdan çıkarmam. Üniversite öğrencisi reşittir. Onun kılık kıyafetine saygı duyarım. Ancak, bazı dallarda, tıbbi olarak bazı kurallar vardır, burada başörtüsü yasağı uygulanmalıdır. Sorunun kökü üniversitede değil orta öğrenimdedir.
Bülent Tanör
(Söyleşiyi yapan Naki Özkan, Milliyet, 25 Şubat 1998)
- Dinci, şeriatçı partilerin örgütlenmesi demokrasi içinde mümkün olamaz mı?
Dinci, şeriatçı, anti-laik partilerin demokrasinin kendisini koruması bakımından yasaklanması, demokrasiye aykırı bir tavır değildir. Dinci bir parti dünya görüşü ve hedefleri itibariyle otoriterdir, tek görüşçüdür. Sandıktan çıkacağım dese, silahlı mücadele öngörmezse, “kanlı mı kansız mı” demese bile özü itibariyle ayrımcıdır. İnanan inanmayan, bizim dinimizden olan olmayan ve kadın erkek ayrımı yapar. Yasaların yapımında da demokratik olamaz. Çünkü, dinci dünya görüşüne göre yasalar zaten Allah’ın buyruğu olarak vardır. Yasa yapmakta insanlar yetkili değildir. Egemenlik millete değil Tanrı’ya aittir. Tanrı’nın sözünün ne olduğuna ise aralarında çekişerek kendileri karar verir. Dinci bir parti yalnız laikliğe değil demokrasiye de karşıdır. Her demokrasi kendini koruma hakkına sahiptir ve bu tarz partileri yasaklayabilir.
- Refah Partisi örneğindeki gibi, böyle bir partiyi kapatırsak yüzde 8-9 olduğu varsayılan radikal seçmenin durumu ne olacak? Sisteme nasıl entegre edilecekler? Milli Nizam Partisi’nden beri şiddete başvurmadılar.
Davayla sonuçlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Bir hukuki dava, önce sonuçlar dikkate alınmadan incelenir. Kapatma kararı hukuki ölçülere göre doğru mudur, değil midir? Sizin sorunuz siyasi sonuçlarına ilişkin. Nasıl entegre olacakları sorusu her şeyden önce siyasal İslamcı kadroların zihnini meşgul etmelidir. Bu ilk olay değil. MNP, MSP, Türkiye Huzur Partisi ve bu dördüncü vukuat. Hukukun terbiye edici bir yanı vardır. Bu kapatma kararında mevcut sistemi totaliter bir yönde değiştirmenin yaptırımları işlemiştir. Siyasal İslamcılar, “Bu düzende kendimize yer açmak istiyorsak, nerede hata yaptık” sorusunu kendilerine sormalıdırlar. Mevcut durum onlar için tarihi bir fırsattır. İslam dünyasında iyi kötü tek laiklik, tek demokrasi denemesi Türkiye’de. Bu iki tekliğin bir anlamı var. Türkiye’de ezici çoğunluk laiklikten yanadır. Kemalist jakobenizmin dayattığı bir şey değildir laiklik. Siyasal İslam rejime intibak ve deyim için mazur görsünler, evcilleşme sürecini sancılı bir şekilde yaşıyor. İslami kimliği ön planda tutanlar yeni bir kulvar bulacaklardır. Kamusal hayatta kendilerini biraz daha belli eden, oyunun kurallarına uyan bir kulvar olacak bu. Ortak bir noktaya iki yönlü bir hareket var. Kapatma kararının sonuçları olumlu olacaktır. Türkiye radikalizm hiçbir türlüsünü benimsemiyor.
- Daha önce 141 ve 142. maddelere karşı çıkılmıştı. Hem de 1980 öncesinde. Komünizm de radikal bir ideoloji, örgütlenme ve propaganda yasağına siz de karşı çıkmışsınızdır: Şimdi dinci bir partinin örgütlenmesine neden karşı çıkılıyor?
1956 yılında Almanya’da Komünist Parti kapatıldı. Batıda buna mücadeleci, militan demokrasi adı verilmiştir.
- Ama çok özel tarihi koşullarda. Fransa ve İtalya’da da kapatılmadı mesela, İtalyan Komünist Partisi ve Fransa’da, programında proleterya diktatörlüğü ibaresi olduğu halde KP kapatılmadı.
Söylemleri farklı olsa da bunlar sistemin partileriydi. Çoktan “revizyonist” yola girmişlerdi, iktidara gelince çoğulcu sisteme zarar verecek bir partiye hayat hakkı tanıyacak mıyız?
- Fakat ortada bir yanlışlık yok mu? Bir “konsept” tespit ediyoruz. Bu konsepte göre de belli düşmanlar. Sonra da bütün gücümüzle bu düşmanın üzerine gidiyoruz. Bu konseptin dışında bir davranış tarzı olamaz mı?
MASK (Milli Askeri Stratejik Konsept), Batı Çalışma Grubu, Kriz Masaları’nın, ülke içinde düşmanlar belirlemeleri, demokrasilerde olacak bir iş değildir. Ben totaliter partilerin yasaklanmasının uygun olduğunu söyledim. Söylediğim buraya kadar. Stratejik konseptlerle, ülke çapında ideolojik düşmanlar yaratılmasına karşıyım. Ölçülerin hukuki olması gerekir. Yaptırım mercii de mahkemelerdir. Bunun merciinin Milli Güvenlik Kurulu olmaması gerekir. Dün komünizm, şimdi irtica, yarın ne olacağını bilmiyoruz. Sürekli düşmanlarla çarpışan bir ülke, siyasi rüştüne de erişemez. Anayasa, mahkeme, bunlar şeffaf dünyadadır. Barı Çalışma Grubu şeffaf dünyaya ait değildir.
- MGK ve Batı Çalışma Grubu, sizin “Demokratikleşme Perspektifleri” raporunuzda 8 yıllık eğitim ve İmam Hatiplerle ilgili önerdiğiniz şeylerin aynını yaptı.
Benim raporumdan ilham aldılar mı bilmiyorum. 28 Şubat listesinde yapılacak olanlar bir demokraside askeri otoriteye düşecek şeyler değildir. Kaynakları itibariyle MGK, Batı Çalışma Grubu bence demokratik olmayan kurumlar. MGK’nun anayasal bir kurum olmaktan çıkarılması talebimden bir tereddütüm yok. Özü itibariyle, 8 yıllık eğitimi, imam hatiplerin orta kısmının kapatılmasını insan hakları açısından ileri bir adım olarak görüyorum. Bu olayda, maalesef özü itibariyle demokratik bir proje, demokrasilerde yeri olmaması gereken bir yarı askeri güçten gelmiştir. Benim itirazım kaynağındadır. İşin özüne değil. Bu tarihin bize aksettirdiği bir çelişkidir. Gönül arzu ederdi ki, laiklik alanını genişletici bu öneriler sivillerden gelsin.
- İmam hatiplerin orta kısımlarını kaptılmasına neden çok büyük bir önem veriyorsunuz?
Birinci olarak, genç yaşta teslim alıyorlar, ikincisi, kızları teslim alıyorlar. Kızın kafasına girdi mi, kız kurtulamıyor. Oğlan biraz daha kolay kurtuluyor. Hocasının elini sıkmıyor kızlar. Elini tutup tutmamasına kendisi karar verse neyse. Kişisel irade alanı daraltılıyor.
- Başörtüsü sorunu tekrar tırmanıyor. Giyimlerine müdahale onların yaşamına müdahale değil mi?
Orta öğretimde bir bayan öğretmen derse başörtüsü ile giriyorsa bu pedagojik bir tavırdır. Sanki şöyle bir mesaj vardır: “Ben saçımdan birtakım ışınlar saçarım, erkekler bundan tahrik olur, bu dinen yasaklanmıştır.”
Amaç, özgür düşünce sahibi çocuklar yetiştirmekse, daha baştan bir öğretmenin buna ters bir tavırla ortaya çıkması, eğitimi amacından saptırır. Bu konuda müsamaha olamaz. Öğrencilere gelince, imam hatiplere kız öğrenci alınmazsa bu mesele çözülür. Üniversitede zorluk var. Anayasa Mahkemesi’nin öğrencilerin başlarını örtemeyeceğine ilişkin iki kararı var. Ancak bu karar uygulanabilir mi? Kim uygulayacak? Öğretim üyesi uygulayabilir mi? Başörtülü bir kızı sınavdan, sınıftan çıkarabilir misiniz? Yanlış kulvarlardan oraya gelmiş bir insanı, ben sınıfımdan çıkarmam. Üniversite öğrencisi reşittir. Onun kılık kıyafetine saygı duyarım. Ancak, bazı dallarda, tıbbi olarak bazı kurallar vardır, burada başörtüsü yasağı uygulanmalıdır. Sorunun kökü üniversitede değil orta öğrenimdedir.
Bülent Tanör
(Söyleşiyi yapan Naki Özkan, Milliyet, 25 Şubat 1998)