Orijinalini görmek için tıklayınız : Yeşil sermayeli tefeciler
Onursal Bedirhan
14-08-2008, 18:46
kimler bunlar ?
Banka açıp faizsiz kazanç, faizsiz bilmem ne gibi laflar zırvalayan kişiler tabiki.
en küçüğünden bir örnek vermek gerekirse bir kredi kartı aldığınızda ödeme zamanı gelip ödemesini yapamadığınız karta işlenen faiz diğer bankaların işlediği faizle aynıdır :)
e hani faizsiz kazanç ?
faiz kelimesinin sadece ismi değişiktir bunlarda. Ödemediğiniz an tabiki haciz yolu ile alacaklardır bunlar fazinide, anaparalarınıda, Hem hani sizin insanlığınız dininiz. Tv'lerinizde günün 24 saati insanlara insaniyetlik ve dini duyguları aşılamaya çalışırsınız. Birde insani yardım dernekleri kurup saf, uyuttuğunuz insanlardan yardım talep edersiniz. Hem dininizde okadar samimi iseniz kendi kazandığınız paradan versenize insanlara yardım olarak. ha hatırladım bir ara vermiştiniz 5-6 ay öncemiydi neydi. batmanda sizin insani derneğiniz fakirlere 3 kilo patates ile 2 kilo et dağıtmıştı. onlardan aldığınız değerlerin binde birini geri vermiştiniz onlara. birde çok iyi bir halt etmiş gibi o görüntüleri tv'nizde haber yapmıştınız. yani tv'nizde göstererek onların onurlarınıda incitmiş oldunuz.
kaynak (http://www.fesih.net/yesil-sermayeli-tefeciler)
Onursal Bedirhan
14-08-2008, 18:49
gözüm çok açıldı bu sitede. :)
kimler bunlar ?
Banka açıp faizsiz kazanç, faizsiz bilmem ne gibi laflar zırvalayan kişiler tabiki.
en küçüğünden bir örnek vermek gerekirse bir kredi kartı aldığınızda ödeme zamanı gelip ödemesini yapamadığınız karta işlenen faiz diğer bankaların işlediği faizle aynıdır :)
e hani faizsiz kazanç ?
faiz kelimesinin sadece ismi değişiktir bunlarda. Ödemediğiniz an tabiki haciz yolu ile alacaklardır bunlar fazinide, anaparalarınıda, Hem hani sizin insanlığınız dininiz. Tv'lerinizde günün 24 saati insanlara insaniyetlik ve dini duyguları aşılamaya çalışırsınız. Birde insani yardım dernekleri kurup saf, uyuttuğunuz insanlardan yardım talep edersiniz. Hem dininizde okadar samimi iseniz kendi kazandığınız paradan versenize insanlara yardım olarak. ha hatırladım bir ara vermiştiniz 5-6 ay öncemiydi neydi. batmanda sizin insani derneğiniz fakirlere 3 kilo patates ile 2 kilo et dağıtmıştı. onlardan aldığınız değerlerin binde birini geri vermiştiniz onlara. birde çok iyi bir halt etmiş gibi o görüntüleri tv'nizde haber yapmıştınız. yani tv'nizde göstererek onların onurlarınıda incitmiş oldunuz.
Canini yediyim fesihi uykudakiler uyansin bu diye insanlar canini veriyor,yoksa bu insanlarin zoru neyki bu sitede savas versin?hemde kisitli olan bütceyle?bunlar genelde (patron olmadigi icin)vakti kisitli insanlar,karisindan cocugundan caldigi vakti sana harciyor,anlayin artik.
spartacus
14-08-2008, 23:53
Sevgili Onursal
Faiz bir kelimedir, işlem ve asıl amaç aynıdır. Sadece kelime değiştirilir ve bu bir politikadır(kimi kandırıyorlardı acaba). Faiz yerine Kar Payı denir. Çok insana yazık oldu... Gerçekten kişiler gönülden bağlı oldukları için, ne hak iddia ettiler, nede hesap tuttular. Nede diğerleri para toplamak için özel çabalar sarf etti. Herkes ayağı ile gitti.
Düşünelim, 1.000.000 kişiden, 10 YTL alsanız ne eder; 10.000.000 YTL eski hesap ile 10 trilyon... 10 YTL kimseye çok dokunmaz, ama 1.000.000 kişiden alırsanız çok eder. Hiç dokunmaz derseniz 1 YTL alırsınız...
Birde çalıştırdıkları kişilere maaş vermezlerdi, maaş diyeni işten atarlardı. Standart bir ücret olmazdı, neden çünkü hediye'nin standardı olmazdı. Çalışanlar ise ay planlarını yapamazdı. Bir baktınız bir ay 300 aldınız bir baktınız diğer ay 100? Neden çünkü hediye sorulmazmış dı, hediye helal, maaş ise harammış dı? Böylelikle sürekli çalarlardı.
Tabi o zaman, hediye karşılıksız verilendir derdim, ancak insanlar bunu algılayamazdı, nadir algılayanda ne yapalım gardaş ekmek parası derdi.
spartacus
15-08-2008, 09:26
Hediyenin mantığında atladığım bir husus var. Onuda dile getireyim. Hediye vermekde ki helal para söyleminin yanında birde "şükretmeyi öğrenmelisiniz" anlayışı vardı. Yani ne verdiysem rıza göster razı ol anlayışı hakim kılınmaya çalışılıyordu. Mesala patronlar kendisini tanrı sanıyordu çalışanlar ise yaptıkları şeyin inandığı tanrıya hizmet olduğunu düşünüyordu. Cuma namazları toplu yapılıyordu ve mesala Enver gelince herkes camide ayağa kalkıyordu ve patronlar mimberde konuşma yapıyor, parayla tutulan imamlarda kişisel siyaset yapıyordu. patronumuz şöyle iyi, böyle yüksek, Allah başımızdan eksik etmesin, evlerinize helal para götüryor, harama el sürmüyorsunuz, şükredin vs....
İhlas'a ait olan Kia distribitörlüğü, ana bayisinde çalışanlar 3-4 ay ücret alamadılar. İhlas beyaz eşya sektöründe ise çalışanlar 8-9 ay ücret(pardon hediye) alamadılar. Bunun üzerine istanbul Anadoluda kiraladıkları 3 katlı merkez binalarında, çalışanlarına kazık attılar. Çalışanları toplayıp, açık arttırma ile ürünleri 2 katına sattılar. Böylelikle çalışanların alacaklarından düştüler. Açık arttırma ise 15 YTL olan bir ürünün 30 ytl'den başlangıç fiyatı belirlenip 30-50 YTL fiyatlarda çalışanlara verilmesi ile noktalandı... 500 YTL alacağı olan birisi 250 YTL lik beyaz eşyaya 500 YTL saymış oldu. O zamanlarda evlerimizin kapılarını, apartmanların kapılarını çalıp, ellerinde tencere ve tavaları satmak için uğraşan insanlarla karşılaşmışsınızdır. Çalışanlar aldıkları ürünleri paraya çevirmek için pazarlamaya çıktılar. vs. Kendi düşen ağlamaz bu ayrı, ama neden düştüğünü, bilmeyen ağlıyor.
Yaşadığımız yüzyıl kapitalizmin egemen olduğu bir yüzyıldır. Ekonomik sistemler din, ideoloji falan dinlemez ya kendine benzetir, ya izole eder, ya da ezer geçer.
İslamiyetin durumu da budur aslında. Var olabilmek için kapitalizme entegre olmak zorundadır. Faizi dinle çeliştiği için reddemez hediye kılıfları altında kullanır. Aksi halde yok olur. Örnekleyecek olursak kapitalizme en ciddi muhalefet İran'dan gelmiştir (ikame etmeye çalıştığı doğru/yanlış ayrı tutalım şimdilik), fakat tüm dünyanın kapitalist ülkeleri sisteme entegre olmamaya çalışan İran'ı izole etmişler sanırım önümüzdeki günler içerisinde de parçalayacaklar. Aynı durum SSCB'nin başına gelmiştir. Irak, Afganistan, Libya ha keza.
Kapitalizmin karşısına dinsel içerikli bir tema ile çıkılmaz, çıkarsan Ybitaş, Kombassan, Asya Finans ve daha niceleri olursun. Kapitalizm ancak daha iyi, daha güçlü ve krizleri aşabilecek bir ekonomik sistemle yenilebilir aksi mümkün değildir.
Aksi oluşumlar sahtekar, takiyyeci olmaya mahkümdur. Kılıç kınını kesmez, kapitalist ekonomi içerisinde müslüman kalınamaz. Yani faize karşı çıkılamaz.
Kısaca kapitalizm siyaseten yenilmez, paranın yeşili, İslam'ın yeşilinden daha yeşildir.
Selamlar.
Bir durum tespiti yapmakta fayda var.
Öncelikle işe guruplara ayırmakla başlayalım.
Konu: Faiz
1.Gurup = Faizi savunanlar
2.Gurup = Faizi savunmayanlar
.........
1.Gurup
11.a.- Faiz savunan inançsızlar
12.a.- Faizi savunan inançlılar
...
2.Gurup
21.a.- Faizi savunmayan inançsızlar
22.a.- Faizi savunmayan inançlılar
……….
1.Gurup = Faizi savunanlar
11.a- Faizi savunan inançsızlar
11.aa.- Kapitalizmin bir gereği olduğu için kurulan bu düzen içerisinde kendi bireysel başarıları ile yükselenlerin uyguladıkları sömürü aracı olarak, eğer bende yeteri kadar yapışabilirsem faiz bana çalışır deyip, öyleyse "Faiz bir baltadır, faizin bir zararı yoktur asıl zarar ise baltaya sap olamayıp, odun olarak baltanın altında kesilenlerdir.bu da doğal seleksiyon olarak zaten yaşamın evrelerinde mevcuttur. Düzene ayak uyduramayan yok olur gider. Madem düzen bu faizi kötülemektense faizin sapı olarak yaşamak hedef olmalıdır" savını savunanlar gurubu.
11.ab.- Faiz tarihin ticaret ile başladığı andan itibaren var olmuştur. Faizi yok sayarsanız ticaret ve akabinde bütün sosyal sınıflar ortadan kalkar. Doğal olarak mülkiyet hakkı müktesap bir haktır. Mülkiyete inanan faizi ret edemez, Tanrı olmadığı için kazanılmış olan hakların bir sosyal sınıf oluşturması kaçınılmazdır. Faiz de bu ayrışan sınıfların aracıdır. Diyerek, “Faizi mülkiyetin olmazsa olmazı görüp, eşitliğin katmanların kendi içlerinde tarif edilmesi” savını savunanlar gurubu.
11.ac.- Faiz toplumsal gelişmede itici bir güç oluşturan insanlığın toplam emeğini, bir depoda toplayarak insanlık için ortak faydalara harcamaya yarayan bir araçtır. Asıl olan insanlıktır. Gelecek faiz ile şekillenebilir, Tanrı yoktur. “Öyleyse dünyada ortak yaşam kuralları ve bu kuralların uygulanması için herkes ürettiğini faiz aracında değerlendirmeli ve insanlık kendi geleceğini faizin bu itici gücü ile kendi tayin ederek neslini sonsuza kadar sürdürebilmelidir” savını savunanlar gurubu.
11.ac.-i- Asıl olan İnsanlığın genel tanımıdır; bu tanımda faiz önemli bir araçtır ön kabulü ile başlayarak, “Ölüm bir sondur, neslimi bu dünyada devam ettirmem insanlığın gereğidir. Ben insanlığa hizmet ettiğim sürece insanım ve bir birey olarak faydalıyım, öyleyse faizin üstünde el olabilmek veya altında ezilmek benim çaba ve gayretimledir, faizin bunda bir suçu yoktur” tezini savunanlar.
11.ac-ii Asıl olan insanlığın genel amaçlarıdır. Bütün insanlar kendi kaderlerini tayin ederler ve asıl amaç bir köy olan dünyanın yönetilmesinde güçlü olmaktır. Bu güç için faiz herkes için ortak araçtır. Savaşlar ve yıkımlar aslında insanlık için birer sıçrama tahtasıdır; Milli veya kültürel veya topraksal ortak geçmiş ve tarihler bütün insanlığa mal edilerek, asıl gurupların açlar ve toklar olarak aynı zamanda çalışanlar ve yönetenler adı altında iki gurupta toplanması gerektiğini savunarak, “Öyleyse faiz güçlü ve zekinin, güçsüz ve aptal ayrışmasında önemli bir araçtır” tezini savunanlar.
11.ad.- Faiz sarmalında faizi savunmak için ellerinde kendi bireysel toplumsal ihtiyaçları için gerekçeleri olanlar adı altında bir gurup, Kendi küçük birikimleri ile üstteki maddelerde açıklanmaya çalışılan insanlığın vazgeçilmez aracı ön kabulüne yapışarak, atalarından kalan küçük birikimlerini üretimde kendileri değerlendiremediklerinden, bunları bankalar vasıtası ile üretime kattıkları ve bu sayede de o üretimde yer alarak hak ettikleri bir geliri kazandıklarını savunan, ama elde ettikleri gelir ile o paralarının kazançları arasındaki uçurumu göz ardı eden ve üstüne üstlük madem ben alıyorum öyleyse faiz genel olarak iyidir karşı çıkarsam benimde gelirim kaybolur, yaşamdan ötesi olmadığı içi ben iyi ve rahat yaşamalıyım diyen tekavüdler gurubu.
11.ae.- Faiz sarmalında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarda kendi veya aile bireylerinden biri çalıştığı için, kendi emeklerinin karşılıklarını aldıklarını düşünerek, faizdeki yıkıma yakından şahit oldukları halde, kendileri faize bulaşmadan Faizi ekmek kapısı olarak görüp, Tanrı yoktur inancı ile hesabı ret ederek, bu bir iştir ben de işimi yapıyorum diyenler gurubu.
12.a.- Faizi savunan inançlılar
12.aa.- Tanrı vardır, Peygamber yoktur. Hesap yoktur. Faiz yaşamın bir parçasıdır. Faizin faydası da vardır zararı da vardır. Bu irade insandadır. Savını savunanlar gurubu.
12.ab.- Tanrı vardır, peygamber vardır. Hesap vardır. Faiz kelimesi kutsal kitaplardaki anlamından çok daha farklı manalarda günümüzde anlaşılmalıdır, kutsal kitaplardaki faiz kelimesi ile bugünkü faizin alakası yoktur. Tefecilik ayrıdır, faiz ayrıdır. Tefecilik yapanlar cezalandırılacaktır. Faiz ise tefecilikten farklıdır.Savını savunanlar gurubu.
12.ac.- Tanrı vardır, peygamber vardır, Hesap vardır. Faiz günümüzde zengin olarak Tanrı için hizmet etmemize bir araçtır. İnanır zengin olmalıdır ki, Tanrı emirlerini yayabilsin. Öyleyse Faiz helaldir. Savını savunanlar gurubu.
12.ad.- Tanrı vardır, peygamber vardır, hesap vardır. Faiz günahtır. Ancak, Tanrı’ın emirleri onun hükümlerinin uygulandığı yerlerde geçerlidir. “Burası darül harptir. Darül harpte her şey mubahtır. Öyleyse faiz darül harpte mubahtır. “ Savını savunanlar gurubu.
12.ae.- Tanrı vardır, peygamber vardır, Hesap vardır. Bütün bunlar kişisel iç huzur ile alakalıdır. İnanmak hesabı vermek için yeterlidir, Tanrı bizlerin fakir kalmasını istemez, Tanrı sevgi demektir; Öyleyse Faize bulaşmadan iyi yaşayamam, hem Tanrı beni içimdeki sevgi ile hesaba çekecektir. Yaptıklarımla değil, savını savunanlar gurubu.
12.af.- Tanrı vardır, peygamber vardır, hesap vardır. Faiz haramdır. Ancak ben iyi bir insan olursam hesap günümdeki artı puanlarım faizin eksi puanlarını geçer, faizden aldığım paralar ile iyilik yaparak ben faizin günahını temizliyorum; savını savunanlar.
12.ag.- Tanrı vardır, peygamber vardır, hesap vardır, faiz haramdır. Ancak Allah faizi haram alışverişi helal kılmıştır. Bu ayeti müfessirler tarih boyunca etraflıca tefsir etmişlerdir. Biz faiz değil bu ayete bağlı olarak kar payı alıyoruz, Öyleyse biz faiz almıyoruz da vermiyoruz da dinde hülle vardır. Savını savunanlar.
12.ah.- Tanrı vardır, peygamber vardır, hesap vardır, Kutsal kitap tek kaynaktır. Allah Kutsal kitabın şu maddesinde şöyle şöyle diyerek , kutsal kitabın şu maddesindeki şu maddeyi nesih etmiştir. Bu nesihlerinde Faiz konusu olmasa bile, şu konu şuradaki konu ile birlikte ele alınınca şu konuya atıf yapar, o atıf yapılan konu da faize dokunur. Öyleyse buna dayanarak şu müçtehit imam şu olayda bu kararı vermiştir, bizler imam olmadığımıza göre imama uymak farzdır. Bu nedenle “faiz konusunda vebal fetvayı veren imamındır. Ben fetvaya uyarak Allah’a uydum suçsuzum hakim bey.”Savını savunanlar.
12.aı.- Tanrı vardır, peygamber vardır, hesap vardır, Faiz külliiiiiiiiiii Harraaaammdır. Ancak, Kafir ile mücadelede güçlü olmak lazım gelir. Bizler aldığımız faizleri “Allah yolunda mallarını harcayanlar ayetine uygun olarak kullanıyoruz. Hem Allah ayette malı harcamayı vanı harcamaktan önde zikr etmiştir. Öyleyse iyi bir iş yapıyoruz. Hem bizim aldığımızın adı faiz değildir. Kar payı da değildir. Olsa olsa bunun adı kafirden kıl koparmaktır. Aldığımız bu paraları kendimiz için kullanırsak o zaman Allah bizi cezalandırır. Öteki türlü faiz cihat için gerekli bir araçtır. Allah yolunda faiz parası ile ölün ve öldürün; savını savunanlar
12.ai.- Tanrı vardır, peygamber vardır, hesap vardır, Faiz haramdır. Alan da verende cehennemliktir. Ancak, bir kişiyi itham edebilmek için 4 şahit lazımdır. Kişinin bankalarda görünmesi onun faiz aldığını ispat etmez. Bu nednele bu Allah ile kuluy arasındaki bir meseledir. Bizi ilgilendirmez. Ben bana verdiği zekata bakarım. Nerden geldiği beni ilgilendirmez. Çok para veriyorsa Allah razı olsun, bizde ona gerekli hürmeti Allah adına gösteririz. Böyle uaqynık ve zeki işbilir inanırlar sayesinde davamız ayakta kalabilir, Hz.Osman’ın torunlarıyız biz. Din kuşatıcı bir birliktir bende bu asırdaki tek cemaatim, sizlere ben şefaat edeceğim hiçmerak etmeyin faizi alın , doğruca bana gelin. Aman sakın başka yere gitmeyin sonra bende kurtaramam sizi; savını savunanlar gurubu.
12.aj.- Tanrı vardır, peygamber vardır, hesap vardır. Faiz haramdır. Ama ben devlet memuruyum. Devlete çalışmak en büyük helaldir. Ben almıyorum da vermiyorum da sadece emir kuluyum. Emir kullarının iradesi yoktur. Bu işi bırakırsam aç kalırım. Çoluk çocuk perişan olur. Ben ne yaparım. Allah belasın versin bu düzenin diyorum ama aynı düzende en önde çalışıyorum diyenler gurubu.
12.ak.- Tanrı vardır, peygamber vardır, hesap vardır. Faiz haramdır. Ancak, ben bu devlete 30 sene hizmet ettim. Elime geçen maaş kirama yetmiyor. Rahmetli dedemden kalma bir tarla vardı. Ne ekiyorum ne biçiyorum. Bunu sattım bankaya koydum oradan gelen faiz ile ancak geçiniyorum. Bunun neresi haram be evladım. Ben geceleri kalkar zikir çekerim, gündüzleri tespih çekerim, günde 100 rekat kılarım yetmez 1000 rekat kılarım, yılın 300 günü oruçluyum. Allah benim gibi nerde bulacak. O’da buldukça bunamasın. Töbe töbe. Fitnecimisin sen yaaa diyenler gurubu.
12.al.- Tanrı vardır, peygamber vardır, hesap vardır. Faiz haramdır. Ancak, faize varana kadar daha ne sakatlıklar var toplumda sen önce git karının başını ört şerefsiz. Baldır bacaklık almış yürümüş, evindeki TV yi kaldır sonra gel faize. Ben Allah’ın makbul kuluyum. Sakınabildiklerimden sakınıyorum, sakınamadıklarımdan Allah’a sığınıyorum. Ne alaka faiz iel toplumun yozlaşması. De git görrneyim bir daha seni buralarda diyenler gurubu.
12.am.- .- Tanrı vardır, peygamber vardır, hesap vardır. Faiz haramdır. Ancak, ben devlete ha bire dolaylı faiz veriyorum. Domuzdan kıl kopartmak kardır hesabı. Devletin ne kadar beleş kredisi varsa kovalıyorum ve kapıyorum. Ben almasam, kafir alacak bizi hepten yok edecek. Diyenler gurubu
12.an.- Tanrı vardır, peygamber vardır, hesap vardır. Faiz haramdır . Ben devlete verdiğim faizi alıyorum. Bu para benim param zaten. Benden faiz alanlardan hakkımı alıyorum o kadar diyenler gurubu.
2.Gurup = Faizi savunmayanlar
21.a.- Faizi savunmayan inançsızlar
21.aa.- Tanrı yoktur. İnsanlık kendi özgürlüğünü ve eşitliğini bugünkü eşitsizliği yıkarak kazanacaktır. Faizi kabul etmek mülkiyet kavramını kabul etmek demektir. Mülkiyeti ret ettiğini söyleyen faizi ret etmek zorundadır. Zira faiz, mülkiyetin sınıflarında ayrıştırıcı bir katmandır. Eşitlik ile mülkiyetsizlikle mümkün olabilir. Faizi kabul eden eşitliği inkar eder. Savını savunanlar
21.ab.- Tanrı yoktur, Dinsel baskılar ile halkları ezen egemen güçlerin elinden kendi özgürlüğümüz kazanmak için, onların en önemli silahı olan faizi yok etmeliyiz. Dinlerin kutsal kitaplarında yazan faiz haramdır ayeti geçerli değildir. Zira bu ayet hep fakir halkı sömürmek için yanlış tevil edilmiştir. Bir devrimcinin işine yaramaz.
21.ac.- Tanrı yoktur, İnsanlık vardır. İnsanların büyük bir çoğunluğu ezilmektedir. Ve halk cahildir. Onları bu zulümden kurtarmak için mülkiyeti yıkılmalı böylece faiz de kalmaz zaten diyenler gurubu.
21.ad.- Tanrı yoktur. Helal haram da yoktur. Ama bu faiz belasına ben kapıldım. Bana kol böreği yaptılar. Allah belalarını versin bu şerefsizlerin. Ben doğruyu kim söylerse onun yanındayım. Zaten bütün pisliklerin sebebi bu mülkiyet. En kolay çözümde Devrim; diyenler gurubu
21.ae.- Tanrı yoktur, biz ezilen halkın düşmanı emperyalizmdir. Faiz emperyallerin birer kontrol aracıdır. Bütün devrimcilerin faiz den uzak durması gerekir. Aksi halde o dipsiz kuyuda birer birer bütün devrimciler erir gider diyenler gurubu.
21.af.- Tanrı vardır. Marks tanrıdır. Marks faizi kötü saydığı için kötüdür diyenler gurubu.
22.a.- Faizi savunmayan inançlılar
Faiz insanların kendi iradeleri ile nefislerine yenik düşerek boyunlarına taktıkları bir boyunduruktur.
Bu boyunduruğun ipini elinde tutanlar, bireyin özgürlüğünü, nefsi sınırsız hazzı olarak tanımlar.
Bu haz için yaşaması gerektiğini bütün materyaleri ile empoze ederler.
Birey, özgürlüğü kendi isteklerini yapabilme yetisi olarak algılayarak, nefsi duygularının elinde oyuncak haline gelerek, ürettiği bütün emekleri, yine kendi gibi olan kendi türünden ve ırkından başka birisi için kendi rızası ile feda etmektedir.
Yeryüzünde özgür olmak demek, mutlak adalet ve eşitliğin sağlanması demektir.
Bu adaletin sağlanması için Mülkiyetin sahibinin hiç kimse olmaması gerekir.
Milyarlarca nefisi tek tek ikna etmek mümkün olamayacağı için, Mülke bir sahip olması gerekir,
Mülkün sahibi Allah’dır diyerek;
Allah adına mutlak adalet ve eşitlik için mevcut kurulu eşitsizlik ve mülkiyete dayalı sistemi ret ederek, İnancı ile pekişmiş idealleri için AŞK ile sonsuz mekânlara olan inancın verdiği cesaret ve azimle, ölümü hiçe sayarak;
Allah adına; kendi özgürlüğü için ölen ve severek ölebilecek bir avuç insan gurubu.........
…
Selamlar...
evrensel-insan
15-08-2008, 16:52
Saygideger okinono;
Gunumuzun, gerceklik temelinde; yani, gelecegin utopik yanasiminda veya yarinin dunyasi icin degil, ben; bu siklar icinde en uygunu olarak;
11.ac.-i- Asıl olan İnsanlığın genel tanımıdır; bu tanımda faiz önemli bir araçtır ön kabulü ile başlayarak, “Ölüm bir sondur, neslimi bu dünyada devam ettirmem insanlığın gereğidir. Ben insanlığa hizmet ettiğim sürece insanım ve bir birey olarak faydalıyım, öyleyse faizin üstünde el olabilmek veya altında ezilmek benim çaba ve gayretimledir, faizin bunda bir suçu yoktur” tezini savunanlar.-okinono
sectim.
2.Gurup = Faizi savunmayanlar-okinono
Gunumuzun sartlarinda, banka ile iliskisi olan her kisi; ister savunsun ister savunmasin, faizden kacamaz. Belki, insanligin birligi ve beraberligi icin faiz gerekli olmayabilir ama, bugunden bunu savunmak; ne insanliga ne de bireye bir yarar saglamadigi gibi; gunumuz ekonomik isleyisinin mantigina da ters duser.
Saygilarimla;
evrensel-insan
spartacus
15-08-2008, 19:18
Sevgili Oki yazdıklarının hepsini okudum. Konu faiz nedir, ya da faiz haram mı değilmiden ziyade, yeşil sermayenin-ki başlık böyle- insan inançlarını nasıl kullandığıyla ilgiliydi. Faiz'i haram görenler, görmeyenler, kabul görenler görmeyenler diye kısaca ifade edebiliriz. Neden bu kadar çetrefilledin anlayamadım ama anlayamadığım son yazdıklarından öncekilerin çetrefilli bir davranış biçim örnekleri olduğu halde son yazdıklarının da eğik olmasıdır.
Eğer ilk yazdıkların son yazdığına göre bir malzeme değilse-ki öyle duruyor- son yazdıkların yine kendi temelinde çelişmektedir.
Yine konuya göre yabana atılmayacak bir nokta vardır. Rısk ve rıza ve şükür? Burada bir sistematik var ve bunu Türkiye'de en ideal biçimde, az maaliyetle yüksek kazanç olarak yeşil sermaye sağlamıştır. Düşünün ücrete, hediye demek aslında kapitalizmlede ters düşer. Kapitalist anlayışda üreten, mülkiyet sahibine belirli bir ücret karşılığı! emeğini satandır-bunu kapitalistde bilir ve baştan pazarlığı yapılır-. Kapitalizmde üretim ilişkileri, ticari bir ilişkidir ve öyle üretenleri ilahi bir kült gibi görenler bunu kavrayamazlar. Üreten sınıflarda kapitalist bir sınıftır. Ve kapitalizme göre üretici, emeğini satar ve daha iyi koşullarda pazarlama mücadelesi verir(sendikal vs)... Üreticiye verilen ücret ise, aslında üreticiye ve üretimine olan yaşamsal ihtiyacın karşılanmasıdır.
Şimdi faiz haramdır, ve hediye söylemini kapitalizmin neresine koyacaksınız. Tüketicinin yada birikmişini değişen piyasa ve para koşullarında değer kaybetmemesi için ve ayrıca parasını emin koşullarda saklayabilmesi için cazip koşullarla(faiz) tercih etmesi garipsenecek bir şey değildir. Kapitalizm koşullarında bunu ret etmek ancak dinazorlukla ifade edilebilir. Kim aracını satarken en iyi koşullarda satmak istemiyor? Ya da kim binici değilken prim yapmayan bir markayı tercih ediyor?
Burada asıl dikkat edilmesi gereken ücret yerine hediye söylemidir? Çalışan ürettiğinin hakkını değil, kendisine verilen rızka(?) sorgusuz boyun eğmiştir. Bu halde üretenin hiç ama hiç bir iradesi kalmadığı gibi bu iradesizleşmeyi sağlayanlar onların ait olduğu din(feodal) ve inancı sömürüsü temelinde sağlanmıştır. Hesapsız ve kitapsız, kural ve sınırsız ücret sistemi çalışanların kaç lira maaş aldıklarını bilmemeleri, kimin kendi haklarından neyi kestiğini bilmeden ve bunu sorgulayamadan, sürekli bir merkez(şirket), ve iç hırsızlık örgütlenmiştir. Bir çalışanın 300 olacak hediyesinden 100 lira kesilse, çalışan o ayki helalinin, hediyesinin 200 olduğunu düşünecek ve doğal olarak hakkını aramayacaktır. Çünkü bu durumda Hak aramak haramdır. Rızka isyan, şükürden kaçmak ve zalimliktir....
Burada feodal üstyapının, kapitalist alt yapı üzerinde kullanılması vardır ki bu da aslında kapitalist üretim ilişkileri ile çelişir. Bu çelişme ile uzun süre üretim ilişkileri içerisinde var olamaz ancak kısa vadede vurgun yapılabilir. Bu vurgun Türkiye'de yapılmıştır. Çelişmenin artık kaçarı kalmadığında ise vurgunla elde edilenler elden çıkartılmış satılmış ya da modernize edilerek, normal, kapitalist üretim ilişkilerine geçilmiştir. Çünkü feodal üst yapı kısa vadede vurgun ve kazanç getirirken uzun vadede bir ayak bağı, gelişimin önünü tıkayan bir unsura dönüşür. Üretim ilişkileri dışında manevi sömürü ise yine din ve kurumları, tarikatlar ve grupları temelinde sürmeye devam eder.
Sevgili Spartacus
Bir durum tespiti yapmakta fayda var.
Öncelikle işe guruplara ayırmakla başlayalım.
.........
Konunun ana temasını tespit etmek için konuya böyle giriş yaptım. Gerisi tabiki dallanarak devam edecektir.
Eğik yazılara gelince, devenin ağzına köpük gelince coşar kudururmuş. Bizimkini de o hesap kabul ederseniz sevinirim.
Madem burada emek sarf ediyorum, amacımı da her fırsatta dile getirecek yazıları da yazmak hakkımdır. Başka türlüsü körler sağırlar birbirini ağırlar olur.
...
Cevabi yazınıza gelirsek, mutlaka sorduğunuz soruları "Faizi savunan inançlılar" alt gurubunda bir yerlerde bulabilirsiniz.
Aslında sizin bu mesajınızda şunu fark ettim.
Dini pazarlayanların etkin medya gücü ile din o kişilerin uygulamaları ve görüşleri olarak halk tarafından haklı olarak kanıksanıyor.
"dinin günün sahibi Allah'tır" ayetinin karşısına böyle bir tespiti koyduğumuzda ayetin asıl muhataplarının kim olduğu konusunda herşeyin daha da berraklaştığını söyleyebilirim.
Olaylara mikro mercekle bakarak akedemik tespitler yapmak, bir bütünü ve amacı hedefler ise çok önem arz eder. Tespitinizdeki bütün doneler doğrudur. Ancak cehaleti tespit ettikten sonra yerine alternatif üretmeden mevcut faiz sarmalını kabul etmek,"Bunların rengi sahte yeşil, siz ABD yeşiline gelin" demektir. Bu da mevcut sistemi kabul etmek ve daha da pekiştirmek demektir.
Oysa, faiz kötü ise yeşili de daha yeşili de veya her rengi kötüdür demek elzemdir.
Sizden ricam, mantık kurgularından biraz nefes alarak gözlerinizi kapamanız ve hani ısrarla yönlere yuvarladığınız ve kişiye göre algılanan istikametleri anlattığınız örnekteki o bilye olduğunuzu tahayyül etmenizdir.
Elhasıl,
Bir durum tespiti yaptığım yazımda eğik cümlelerin vebali de sorumluluğu da bana aittir. Çelişkiler kabulümdür. Ne demiş atalarımız "Göç gide gide düzülür." Sizin gibi bir yoldaşında baş koyması ile bu çelişkiler elbet bir gün düzelir.
Faiz konusu, amaçların saflar oluşturması açısından önemli bir ayrışma rolünü üstlenir.
Siteyi ve faiz konusunu ne kadar önemsediğimin bir kanıtı olarak, bütün mesaimi kişilerin faiz konusundaki durdukları yeri tespit etrmekle harcadım.
Pişman değilim.
Selamlar.
spartacus
15-08-2008, 21:28
Sevgili Oki :)
Tepkisellik anlamında yaklaşımda bulunmadım. Yanlış anlaşıldığımı düşünüyorum. sadece değerlendirme yaptım ve kişisel yaklaşmadım. Düşüncelerini ifade etme konusunda karşı görüşde bulunmadım.
Faizin haramlığının kullanılarak gelir elde etmek, gerçekten faizin haram mı değil mi olması yaklaşımından çok farklı. Elbette bu detay ele alınabilir, alınmalıdır, ama burada faizi haram görenlerin kullanılması var, bunu nasıl atlayacağız?. Yani burada yaklaşımım, haram olarak görenlerin, bu inançları üzerinden bir sömürüye maruz kalmış olmalarıyla ilgiliydi -ki önemi açısından ve faize yaklaşımlarımızın bu durumu değiştirmeyeceği açısından yorumladım- Demek ki; faize karşı olmak, insanları yine faiz temelli, üstelikde katmerlisi cinsinden kullanılmalarından alıkoymuyor.
Faize karşı olmak kapitalist anlayış kadar feodal anlayış ve inanç biçimlerinin de terk edilmesi demektir. Basit bir örnek vermek gerekirse; Türkiye az gelişmiş ve üretimin tarıma dayalı olduğu dönemlerde, ağa dışında ambar nedir bilmeyen köylülük, neredeyse yaşadığı her evin altına, ekmekliklerine ambarlar yaptırdı. Yaptırmadı mı? Yaptırdı. Neden? Çünkü ürün hasat zamanı değil daha sonrasında tohum ve ürüne ihtiyaç olacak dönemlerde değer kazanacaktır. Hangi köyde -isterse feodal inançlar egemen olsun- bunu yapmayan var? Kapitalizmde ise malesef üretici ürettiği ürüne sahip olamaz. Sermaye birikimi ürün temelinde değil para şeklinde olacaktır ve ilk ambarlar yastık altlarından bankalara doğru kayacaktır. Çünkü kapitalizm koşullarında üreticiler açısından gelecek ancak alt düzeyde sermaye birikimi ile mümkündür. Kapitalizmde alt ve üst düzeyde bir biçimde sermaye birikimi vardır. Bu halde bir zamanlar ambarlarında ürün değerlendiren insanlar, şimdi alınteri ile kazandıkları paranın değer kaybına düşmesini istemeyeceklerdir. Burada faize karşı olmak ya da olmamak gibi bir ölçüt var mı? Bu halde temel kriter burada faize karşı olmak ya da olmamak değil, düzen dahilinde nasıl ki emeğini satıyorsun, emeğinin karşılığını en iyi koşullarda değerlendirmek anlayışı vardır ve bu yaşamsaldır. Kastım bu şekildedir.
Oysa birileri, insanları sömürmek için yaşamsal olarak değerlendirdikleri alınterlerini, önce medya ve bedava dağıtılan gazeteler aracılığı, sonra camilerde imamlarıyla, dini toplanmalarda hatta cenazelerde dahi faizin ne kadar kötü, haram olduğunu işlemiştir. Oysa sömürülmek için alınterini satmak, insanların inançlarını kullanmak ya da onları sömürmek(hatta tüm vaazlar bile) faiz yanında çok farklı bir şey miydi?
Önce alt yapısını oluşturdular. Bir anda medya ve kamusal alanlarda faiz haramdır yaygarası çok etkin bir biçimde kopartıldı(bunu son 20 yılda televizyon ve basın, yayın, dini vaazları dinleyenler bilir). Cehennem'in taşları faizle örülüvermişti. Etkili olan propaganda sonucu tıkanan inançlı toplum, birikimlerini güvencesiz ve tedirginlikle elde tutamama çıkmazına sürüklendi(hırsızlıklar da doğru orantılı olarak artmış olmalı). Önce toplumsal düzeyde talep(hastalık) aşılandı ve sonra ilaç satıldı... Buradaki başarının sırrı ise malesef yine faize karşılık ya da karşı olmamak temelinde kurgulanmıştı. Cennet ya da cehennem ikilemine hapsedilmiş, ve salt haram ya da helal düzlemine yükseltilmişti. yani kişiler inançsal aitliklerinden bir anda tek bir kriterle kopartılmış, kopmak istemeyen kitleye dinden çıktınız, dininize ve o halde bize dönün, mesajı verilmişti. Hasta edilen adamın doktor ayağına gelmişti.
Yaşamsal temelden yoksun, aksine sanki faiz sistem dışında ve onun bir sonucu ve işlevi değilde, başlı başına bir tercih gibi işlenmiş oldu. Bura da ise malesef faizi sistemden yalıtmak ancak bunu dini bir vecibe düzeyine yükseltmek taktiği vardır ki bu sorunlar bu tür vecibeler temelinde çözülemezler. Görüşüm bu yöndeydi ve buna göre yorum geliştirdim.
Bunun böyle olduğunu ise yine bir zamanların bu faiz haramdır paralarınızı bize getirin diyenlerin yani bir zamanların takkelisinden, sarıklısına, şalvarlısından, çarıklısına, feslisinden, tesbihlisine kadar, bu günki ideal-modern kapitalist yaşamlarında görmek hiç de zor olmayacaktır. Onların tabiriyle kravatı takan adam olmuştur.
Acaba gerçekten bu konuya faiz haram mı, karşı olunmalı mı, olunmamalı mı temelinden yaklaşmak bizi çözüme yaklaştırır mı? heleki karşı olanların kullanıldığı bir gerçeklikde! Kendime sorduğum soru bu idi ve görüşlerimi açıklamaya çalıştım.
Çünkü ürün hasat zamanı değil daha sonrasında tohum ve ürüne ihtiyaç olacak dönemlerde değer kazanacaktır. Hangi köyde -isterse feodal inançlar egemen olsun- bunu yapmayan var? Kapitalizmde ise malesef üretici ürettiği ürüne sahip olamaz. Sermaye birikimi ürün temelinde değil para şeklinde olacaktır ve ilk ambarlar yastık altlarından bankalara doğru kayacaktır. Çünkü kapitalizm koşullarında üreticiler açısından gelecek ancak alt düzeyde sermaye birikimi ile mümkündür. Kapitalizmde alt ve üst düzeyde bir biçimde sermaye birikimi vardır. Bu halde bir zamanlar ambarlarında ürün değerlendiren insanlar, şimdi alınteri ile kazandıkları paranın değer kaybına düşmesini istemeyeceklerdir. Burada faize karşı olmak ya da olmamak gibi bir ölçüt var mı? Bu halde temel kriter burada faize karşı olmak ya da olmamak değil, düzen dahilinde nasıl ki emeğini satıyorsun, emeğinin karşılığını en iyi koşullarda değerlendirmek anlayışı vardır ve bu yaşamsaldır. Kastım bu şekildedir.
...........
Değerli Hocam,
bir önceki mesajımı tekrar okuduğumda gerçekten de size sanki tepkiselbir yaklaşımda bulunmuş gibi bir üslup ile yazdığımı fark ettim. Öncelikle özür dilerim. SaAnırım Evrensel bir sinir deformaasyonu ile karşı karşıyayım :)
Yazınızdaki çok önem arzeden bu paragrafı olduğu gibi aldım. Bu paragraftaki ön kabullerin ne olduğu konusunda isterseniz yeni bir başlık açalım.
Dikkat ederseniz, kişilerin kabulleri ile zaten saflar ikiye kendiliğinden ayrılıyor. Fiaz konusuda bu ayrışmada günümüzdek en önemli etken. Yazınıza devamınızda dincilerin faizi haram anlamında kabul ederek sonradan kendi arzuları için nasıl kullandıklarını çok güzel anlatmışsınız.
Dikkat ederseniz, işin içine günlük kişisel yaşamların anlık çözümleri girince faiz inanç veya inançsızlık ayırt etmeden her iki tarafta da kullanılıyor.
İstemeyerek de olsa kabul etmeliyim ki, dincilerin elinde cahil ve cahil kalmayı fazilet sayan büyük bir halk topluluğu var.
Ama bu cehaletin sebebi bizlere göre DİN değil, Dini kendi arzuları için kullanan şerefsiz dincilerdir.
Sizinde ifade ettiğiniz gibi asıl çelişki burada başlıyor. Yani çaoğunluğun kabul ettiğini kabul etmeyerek yeni bir din mi çıkartıyorsun ki, din ile dincileri ayırıyorsun diye haklı olarak soruyorsunuz.
Buna cevabım ise ne kadar açıklayıcı olursa olsun öznel olmaktan ileri gidemiyor. Derdim de bu zaten. dinsiz dini ihlasçının attığı kazıktan, cüppelinin mayosundan, hocanın uçkurundan, cia'nın belgesinden tanırken, dindar ise, dinsizi televolenin çıplağından, esrarın zararından, fuhuşun göbeğinden tanıdığını sanıyor.
Oysa her ikisi de yanlış.
İnsan amaçları için mücadele edebilmelidir. Leo Busgulia (ismi yanlış yazdıysam kusura bakmayın) derki, "yaşamın amacı, boşuan yaşamamış olmaktır."
Amaç özgür kalmak ise, dinci de emperyalistte ortak düşmandır. Fiaz de bu ortak düşmanların kendi yöntem ve metodları ile kullandıkları en önemli halkı kontrol araçlarıdır. Birisi ön kabul ile sistemi kabul ettirdiğinde sistemin en önemli sac ayağını kabul ettirir, diğeri ise aynı sistemi kabul ederek, tam ters istikamette durarak faizi farklı tanımlar ile iyice pekiştirir.
Oysa mülkiyet olmasa faiz olmayacaktır.
Br komünist ile inanır arasındaki tek fark ama tek fark, mülkiyetsizliğin sonucundaki var olan ve kullanılan mülkün kime ithaf edileceğinden başka bir şey değildir.
Ne bir komünsit ne de bir hakiki dindar asla ama asla faizi savunamaz. Ve mevcut sistemi kabul edemez.
bu tür bir avuç insanın şu anda yaşadıkları hal ve ahvali en iyi kel aynak kuşları tasvir edebilir kanaatindeyim.
İşte faiz bu kadar önemli ve belki de en önemli konu olarak karşımızdaki yıkılması gereken en büyük boyunduruktur.
Eğer yazımda yine tepkisel cümleler var ise inanın bu ne size ne de başka birine karşıdır.
Sadece kel aynak kuşunun yaşayacak kaya bulamamasından duyduğu çaresizliğin verdiği umutsuz figanlardır.
Açıklamalarınız için tekrar teşekkürler
Not:
1.Kapitalizmi kabul edip bensiyormuyuz
2.Faiz dinler tarafından yasaklandığı için inançsızların, istemeden savunduğu bir ehveni şer bir konu mudur?
3.Değişim aracı olarak mal yerine paranın ikame edilmesi faizi haklı kılar mı?
ilk soru konusunda zaten söylenecek çok şey var. Üçüncü mihenk ise daha önemli bence. zira üçüncü mihenk direk yaşamın amacı ile alakalıdır.
Sitede komünal yaşam konusunda bu kadar etkin üyeler varken benim bu konuda söz söylemem bilmem ne kadar uygun düşer.
Selamlar
spartacus
16-08-2008, 00:02
Sevgili Oki bende ilk yazımda sona not düşmeyi düşünüyordum. Gerçekten acil çıkmak zorunda kaldım, yazımı tekrar okuyamadım. Notu ekleyebilseydim belki doğrultusu daha da netleşecekti.
insanların yaşamsal zorunsalı ile tercihsel yada düşünsel tutumu karşı karşıya getirilmemelidir diye düşünüyorum. Bir örnek vermek istiyorum;
1 Sene sonra 2.çocuğuda okula başlayacak olan bir aile ne yapabilir? Bu gün kısmak zorunda ise o halde seneyede kıstığını yatırabilmek zorundadır. neresinden bakarsak bakalım belki ekonomik tanım yada üretim temelinde ki tanımla örtüşmeyecek ama bu bir yerde sermaye birikimi yapmaktır. Bu sene önlük 100 ise seneye 120 olmayacak mı?. Bu sene doğalgaz, 30 ise seneye 40 olmayacak mı?....
Cidden yeşil sermaye dediğimiz kara sermaye bunları başararak, yani kişilerin karşıtlıkları ya da savundukları temelinde, hedeflerine hem sistemi! ayırarak-aklayarak hemde kendilerini ve faize karşı olanları paklayarak! erişmediler mi? oysa kişiler buna muhtaçtı, parçalar birbiri ile kopmaz biçimde bağlıydı...
Örnek vereyim, devrimci der kimileri, emperyalist ürünleri kullanmayandır? Mc-Donalds'dan alış veriş etmeyin der-etmez- ve böylelikle anti-emperyalist ve devrimci olma kriterlerini oluşturduğunu sanır, ancak öğle yemeğinde kantinde görevliye, bir ekmek arası köfte ve kola ver der.
Bir şeye salt karşı olmak hiç bir bilinç taşımaz hatta bilinci köreltir, belki ben bu gün böyle düşünüyorum, daha geniş açı ile bakmaya çalışıyorum. Sistemin olumlu-olumsuz sonuçlarından ve üretim ilişkilerinden vs doğan şeyleri, biribirinden ayrılmaz bir biçimde bağlı olan şeyleri, parçalar düzeyinde karşıtlıklarla ayrıştırıp bunlar üzerinden kriterler, duruş ya da gruplar üretmek, muhataplık oluşturmak bir yerde bir çıkmaz sokağa giriyor gibi. Sisteme, üretim-tüketim ilişkilerine, bir yasaya, yönetmeliğe, yönetime vs karşı olunabilir ama kullanım değeri olan ve kullandığımız şeylere nasıl karşı olabileceğiz, nasıl muhatap olabileceğiz, neresinden tutup da hedef alabileceğiz. Bilgisayarı hepimiz kullanıyoruz, ama bilgisayara karşıyım diyebiliyormuyuz? En fazla mahrum bırakırız kendimizi ama yaşam ve sistem başka yerden doldurur bu boşluğu(arabaya bineriz gider, bindiğimiz arabayı zarar etmeden daha karlı bir biçimde satarız, maaşımıza zam isteriz vs). Hadi faize karşıyız seneye ev kirasına gelecek zammı ne yapacağız? Okul giysilerine, yola, ekmeğe ve suya.... Doğru, cüppeli televizyon'a karşılığı vaaz ediyor olabilir ama onunda amacı bu sayede sistemi korumak. İnsanları kendi fanusları içine tıkmak. Ama kasetler ve CD ler basıp görsel medyayı kullanıp para toplamaktanda geri durmaz. hem karşıdır hem kullanıcıdır üstelikde gavurun teleferiğine biner :)
Tüm metalar üreticiden ve insan dolayısıyla toplumsal ihtiyaçlardan çıkıyor oysa, diğer taraftanda her şeye zam geliyor, alım gücü zayıflıyor elde biriken eriyor, insanlar kredi çekmek zorunda kalıyor, faizini ödüyor. Neyse uzattıkça uzattım ve fazla konuşmaya başladım ve kaba örnekler verdim galiba.
Şimdi burada gözden kaçırılan bir şey var. O da sermayenin niteligi ve sermayenin temerküzünü saglayan araçlar.
Her şeyden evvel sermaye karşılıgı ödenmemiş emektir. Bunu iyi kavramak gerekiyor. Sermaye durup dururken oluşmaz, çalınarak oluşur. Tek deger üreten şey emektir, ve sermaye oluşturabilmek için emegin degerinin verilmemesi, artı emegin sermayeye dönüştürülmesi gerekir.
Sermayenin temerküzü için var olan araçlar ise faiz, kar ve rant tır. Faiz bu araçlardan sadece bir tanesidir ve üretime yönelmeyen sermayenin kendini yeniden üretebilmesi için başka ödenmemiş emek üzerinden alınan hissedir.
Şayet karşı çıkılacak ise, karşı çıkılması gereken rant, faiz ve kar dır; karşı çıkılma nedeni ise sermayenin bedelinin, ödenmemiş emek olmasında yatar. Sermayeye karşı çıkmadıktan sonra sermayenin kendini genişleyerek yeniden üretme biçimlerinden birini yok etmeye çalışmak sadece ve sadece ham hayaldir. Sermaye kendini faiz olarak üretemezse, bir türlü rant olarak ya da kar olarak yeniden üretir ve bu üretimin ana maddesi ise gene karşılıgı ödenmemiş emektir.
İslamiyetin faize karşı çıkıp karı ve ticareti serbest bırakması sadece faiz altında inleyen bedevilere yönelik bir ajitasyon yöntemiidir, ciddiye alınmaması da gerekir.
Karşı çıkılması gereken temel nokta; emegin artı üretiminin emegi verenler aleyhine kullanılacak bir silaha, bunun siyasi olarak örgütlenmesi olan devlete dönüşmesidir.
Okinin 3. maddede sordugu soruya gelirsek; para denilen şey degişim degerinin mutlaklaştırılmasıdır. Sistemin ezen ve ezilene dönüştügü nokta, kullanım degeri yerine degişim degerine dönüştügü noktadır. Burada üreticiler ürünleri üzerinde denetimlerini kaybederler ve ihtiyaca göre degil, kar için üretirler. Bu toplumun sınıflara ayrılmasının da temelidir. Bir degerin soyut ifadesinin somutlaşması olan paranın kullanımı ise sadece bir kandırmacadır. Faizin para ya da mal olması hiç bir şeyi degiştirmez.
Bu konuda Atina MÖ 5-4 yy lardaki sınıf savaşlarının ve toprak aristokrasisine karşı tiranların eski paylaşımcılıgı özleyen soy üyeleri tarafından demokrasiye yönlendirilmelerinin hatırlanmasını dilerim. Atina ve Roma demokrasileri içlerinde köleleri de barındıran bir demokrasi idi. Ve sınıf çatışmaları içerisinde kuruldu. Ve yanılmıyorsam Kleisthenes'in ilk yaptıgı şeylerden biri de faiz karşılıgı köleligi ortadan kaldırması oldu.
saygılarımla