PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tevrat'ta Yaratılış: İlk Yedi Gün


çakırcalı
20-08-2008, 13:13
Sevgili dostlar, Ahit'te gök ve yerin yaratılışını konu alan ilk yedi gün ile ilgili kafamda çeşitli sorular oluştu. Kendimce bu konuyla ilgili sorular oluşturup, bu sorulara yanıt vermeye çalıştım ancak pek başarılı olduğum söylenemez. Yardımlarınızı esirgemezseniz çok mutlu olacağım. Sevgi ve saygılarımla...

Tanrı ilk gün başlangıç olarak göğü ve yeri yaratmış, ardından ışığı yaratmış, ışığın iyi olduğunu görüp onu karanlıktan ayırmış, ışığa gündüz, karanlığa gece adlarını vermiş;
- Tanrı için ilk gün ne anlama geliyor? Neden o “ilk gün”ü beklemiş? Bir gün önce veya sonra yaratmamasının sebebi ne? Ardından ışığı yaratınca ışığın iyi olduğunu nasıl görmüş? Yarattığı veya yaratacağı şeyin iyi mi kötü mü olacağını bilmiyor muymuş? Niye ışığa gece, karanlığa gündüz adını vermemiş?

İkinci gün suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın diyerek gökkubbeyi yaratmış ve kubbeye gök adını vermiş.
- Tanrı için ikinci gün ne demek? Suları birbirinden ayırma ihtiyacını neden duymuş? Suları birbirinden ayırmak için yarattığı şeye neden bir başka ad değil de “gök” adını vermiş? Tanrının da içinde bulunduğu şartlar ve tarihsel gelişimi içinde oluşmuş bir dili ve diyalekti mi varmış? Kubbe olarak kastedilen şey madem gökse o zaman ilk ayetteki yeri ve göğü yaratmış ibaresinin ne anlamı kalıyor? “Tanrı ilk gün başlangıç olarak yeri yarattı” demeli değil miydi? Bu durumda gök olmadan yeri nasıl yaratmış olabilirdi?

Üçüncü gün, göğün altındaki sular bir yere toplansın, kuru toprak görünsün diye buyurmuş ve kuru alana kara, toplanan sulara deniz adını vermiş. Bunun iyi olduğunu görmüş. Ardından da, yeryüzü bitkiler, tohum veren otlar, türüne göre tohumu meyvesinde bulunan meyve ağaçları üretsin diye buyurmuş ve bunun da iyi olduğunu görmüş.
- Göğün altındaki sular bir yere toplansın kuru toprak görünsün dediyse, topraktan çukurlar ve sudan dağlar-tepeler olmalı değil miydi? Niye kuru alana kara, toplanan sulara deniz adını vermiş de tersini dememiş? Ardından yaratacağı bitkilerin iyi olup olmayacağını bilmiyor muymuş da yarattıktan sonra iyi mi kötü mü olduğuna karar veriyormuş?

Dördüncü gün, gökkubbede gündüzü geceden ayıracak, yeryüzünü aydınlatacak ışıklar olsun. Belirtileri, mevsimleri, günleri, yılları göstersin diye buyurmuş. Büyüğü gündüze, küçüğü geceye egemen olacak iki büyük ışığı ve yıldızları yaratmış. Onları gökkubbeye yerleştirmiş ve bunun iyi olduğunu görmüş.
- Tanrı, güneşi ve ayı; yani yeryüzünün ışık kaynaklarını dördüncü gün yarattıysa, birinci gün “ışık” adıyla yarattığı şey neydi o zaman? Eğer güneşi ve ayı birinci gün yaratmamışsa, o ilk gün gündüz ve gece, karanlık ve aydınlık gibi kavramlar nasıl oluşmuştu?

Beşinci gün, sular canlı yaratıklarla dolup taşsın, yeryüzünün üzerinde, gökte kuşlar uçuşsun diye buyurmuş ve bunun iyi olduğunu görmüş. Verimli olun, çoğalın, denizleri doldurun, yeryüzünde kuşlar çoğalsın diyerek onları kutsamış.
Altıncı gün, yeryüzü çeşit çeşit canlı yaratık, evcil ve yabanıl hayvan, sürüngen türetsin diye buyurmuş ve bunun iyi olduğunu görmüş. Ardından insanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım; denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun demiş ve kendi suretinden erkek ve dişi olarak insanı yaratmış. Sonra da insana ve diğer canlılara yiyip içeceklerini taksim etmiş. Ardından yarattıklarına bakmış ve her şeyin çok iyi olduğunu görmüş. Böylece gök ve yer bütün öğeleriyle tamamlanmış.
- Tanrı altıncı gün yine nasıl olacağını bilmeden ve hatta yeryüzündeki tüm canlıların asıl yaratıcısının yeryüzünün kendisi olduğunu itiraf edercesine, yeryüzünün çeşitli yaratıklar türetmesini istemiş ve sonucun da iyi olduğuna karar vermiş! Ardından da insanı, kendi suretinde, kendine benzer yaratmış! Başka neye benzer ve ne suretinde yaratabilirdi? Kıyaslama yapılabilecek başka ne tür canlılar vardı? Tabii ki balık veya ağaç suretinde de yaratabilirdi! O zaman yeryüzünün yaratıcılığını çalmış olmaz mıydı? Ardından da, tüm yarattıklarına bakmış ve her şeyin çok iyi olduğunu görmüş! Yaratmadan önce nasıl olacağını bilmiyor muydu?
Peki tanrı, önce canlıları yaratıp, sonra onların yaşamalarına müsait olacak ortamı neden yaratmamış da, tam tersini yapmış? Çünkü yarattığı canlılar, yaşamaları için gereken ortam yaratılana kadar ölmüş olurlardı, o nedenle önce ortamı yarattı, sonra canlıları! Eğer öyleyse, ortamı yaratırken aynı anda o ortam içinde yaratacağı gelecekteki canlıları da tasarlıyor olmalı değil miydi ki, o canlıları yarattıktan sonra bakıp iyi olduğuna karar veriyordu?

Yedinci gün tanrı yapmakta olduğu işi bitirmiş ve o gün dinlenmiş. O günü kutsayıp, onu kutsal bir gün olarak belirlemiş.
- Tanrı yaratma işini altı günde tamamlamış ve yedinci gün dinlenmeye çekilmişse, tanrı da bildiğimiz diğer canlılar gibi sınırlı bir güç kapasitesine sahip olmalı değil mi? Dahası yaratma eğer altı günde bitmişse, sadece yedinci gün değil, ondan sonraki tüm günler onun için dinlenme günü olmalı değil mi? Dahası, sonsuz bir zaman sonra (artık nasıl oluyorsa bu) birden bire ve nereden estiyse artık, altı günlük yoğun bir yaratma eylemine girişen tanrının kaslarında yoğun miktarda laktik asit birikimi de olmalı değil mi? Bu durumda oluşan o yoğun ağrı ve yorgunluğun bir günlük dinlenmeyle geçmesini beklemek mümkün mü? Belki de tanrı, yarattıklarını üzmemek için mütevazı davranıp, sadece bir gün dinlendiğini söylemiş ve yedinci günün sonunda yaratma eylemine devam etmiş ve hala da ediyor olmalı değil mi? Şu durumda yaratmanın altı günde bittiğini söylemek de mümkün olmuyor; ama tanrı altı günde bittiğini söylüyor! Boş yere “Tanrının işine akıl-sır ermez” dememişler!

evrensel-insan
21-08-2008, 00:56
Saygideger cakircali;

Senin bu soru-cevaplarindan, cok ilginc bir durum ortaya cikiyor. Sonucta soruyu soranda, cevabini verende; insanoglu oldugu icin,o devirdeki insanoglu, kendini tatmin eden bu cevaplari vermis; ondan sonraki, sorgulamayi becerebilen insanoglu-teslimiyetten siyrilarak-ya bu cevaplari kendine gore yorumlamis, ya da oldugu gibi kabul etmis, ya da anladigi gibi izah etmeye calismis.

Gunumuzde de degisen birsey yok. Simdi sen bu cevaplari sorguluyorsun, ama inan verilen cevap ne olursa olsun; senin icin ancak tatmin edici olan cevap olacaktir.

Sonucta hersey bir sayiysa; bu birden baslar, sonucta hersey bir ifadeyse, kavram kullanilir. Sonucta her soru, o soruya cevap arayani tarafindan, bir cevaba kavusur.

Onemli olan, bu soru-cevaplarin, insan olmaya ve insanlik sunmaya katkisi var midir? var ise nedir? Bence, bu tip soru-cevap dialogunun, bu iki ve benzeri soruya cevabi "negatiftir" hemde her turlu "negatif"

Benim, boyle spekulatif masallara karnim tok oldugu icin; ne bir soru sormak, ne de bir cevap aramak ihtiyacini duymuyorum. Spekulasyona merak duyan, boyle sorulari sorar veya olan cevaplardan birini alir, kabullenir; ya da tum cevaplara, cevap vermeden muhalif olur. Bilgi, birikim ve tecrubesi varsa da kendi cevabini kendi yaraticiligi ve hayalgucuyle ortaya atar.

Saygilarimla;
evrensel-insan

YOLCULUKLAR
10-09-2008, 00:49
Ben yazınızı büyük zevkle okudum ve bence çok güzel bir konuya değinmişsiniz.

Kendi düşüncelerimi açıklayayım...

Kubbe olarak kastedilen şey madem gökse o zaman ilk ayetteki yeri ve göğü yaratmış ibaresinin ne anlamı kalıyor?
Tanrı, güneşi ve ayı; yani yeryüzünün ışık kaynaklarını dördüncü gün yarattıysa, birinci gün “ışık” adıyla yarattığı şey neydi o zaman

Bu tarz sorular sormuşsunuz ve sormakta da çok haklısınız. Bu yazılar insana çelişki olarak geliyor ve çelişkiler olunca da bütün yazılanları yalan-yanlış şeyler olarak algılanıyor.

Peki yazılanlar bir çelişki midir?

Evet çelişkidir!

Ama burada en önemli konu şu, biz bu günkü bilgilerimizi ve doğrularımızı baz alıyoruz ve bundan milyarlarca sene öncesi için yorum yapıyoruz.

Acaba biz doğruları mı biliyoruz?

Bu günün bilimi ne der? Yeryüzünün ışık kaynakları güneş, ay... Bu tartışmasız bir gerçekliktir. Ama bu düşünce bu gün için gerçekliktir. Acaba bu gerçeklik milyarlarca yıl önce de gerçeklik miydi? Acaba o zaman da ışık kaynağı sadece gök cisimleriyle sınırlı mıydı?

Mantıken çok haklısınız. Yani ayetleri okuduğumuz zaman ilk gün ışığı yarattığını, dördüncü gün ise gök cisimlerini (yani ışığın kaynağını) yarattığını görüyoruz ve bu bize mantıksız geliyor.

Şimdi şöyle düşünelim. Varsayalım ki Tanrı yok. Tevrat, zebur, incil gibi kutsal kitaplar bir sahtekarın elinden çıktı. Emin olun ki bu sahtekar çok zeki bir adamdı. Eğer biz büyük bir yalanla ve aldatmacıyla karşı karşıyasak bu kitapları yazan kişinin de çok zeki bir insan olduğunu söyleyebilmeliyimdir. Sonuçta insanoğlunu büyük bir yalana inandırdı ve binlerce yıldır da insanlara bu yalana inandırmayı başarabildi.

Peki size sormak istiyorum, bu nedenli zeki ve kabiliyetli bir insan sizce bahsetmiş olduğumuz gibi (birinci gün ışığı yaratması & dördüncü ışığın kaynağını yaratması gibi) kutsal metni yazarken bu denli basit ve bariz bir hata yapabilir miydi?

İşte ben buna inanamıyorum, kabullenmek istemiyorum; çünkü bu denli zeki bir insanın bu denli bariz ve bariz bir hata yapacağını düşünmek bana saçma geliyor. İşte o zaman da benim önümde tek bir seçenek kalıyor: bu gün bizim bildiğimiz gerçeklikler, bundan milyarlarca yıl önce gerçek değildi. O zamanlarda çok daha farklı gerçeklikler vardı. Aradan milyarlarca yıl geçti, dünya değişti ve bizim için ışık kaynağı sadece gökcisimleriyle sınırlı kaldı.

Unutmamak gerekir ki tarih şeridinde "karanlık çağ" olarak adlandırdığımız milyarlarca yıllık zaman dilimi için en ufak bir bilgimiz yok. O karanlık çağda doğru neydi, gerçeklik neydi, ışığın kaynağı neydi, insan nerede yaşardı ya da insan var mıydı... Hiç bir şey hakkında en ufak bir bilgimiz yok.