Orijinalini görmek için tıklayınız : Ermenistan'a gidilsin mi? gidilmesin mi?
evrensel-insan
03-09-2008, 23:40
Saygideger arkadaslar;
Bilindigi gibi, Ermenistan ile Turkiye'nin dunya kupasi on eleme grubu maci var. Bu milli mac, Ermenistan' in Erivan sehrinde ve Eylul'un 6' sinda. Su siralar, politik arenada, bir tartismadir gidiyor. Yok, efendim, cunmurbaskani, Ermenistan'a davetli olarak gitsin miymis? gitmesinmiymis? Bir taraf; gidilirse, bunun soykirimi kabul anlamina gelecegini, diger tarafta, bu mac sayesinde ortaya cikmis durumu, iyi degerlendirip, Ermenistan'la diplomatik iliskilere baslamanin, her iki ulke adina "yararli" olacagini savunuyor.
Simdi, ben soruyorum. Cumhurbaskani, Ermenistan'a davetli olarak; gitsin mi? gitmesin mi? Gitsin diyenler de, gitmesin diyenlerde, kendi nedenleriyle birlikte, bu konuya isik tutarlarsa sevinirim. Evet, gitsin mi? gitmesin mi?, giderse, turkiye acisindan ne kazanilir? ne kaybedilir?; gitmezse, ne kazanilir?, ne kaybedilir? yazarlarin; yorum, gorus ve yazilarini bekliyorum.
Saygilarimla;
evrensel-insan
çakırcalı
04-09-2008, 00:54
Ben gitmesinden yana değilim. Ermenistan, daha Türkiye'nin sınır bütünlüğünü kabul etmemiş bir devlet. Bayrağında Ağrı Dağı'nın resmi var. Tarihte bir Ermeni katliamı yapıldığı iddialarını sürdürüyor. Azerbaycan topraklarını işgal etmiş durumda. Bu şartlarda, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşı olarak, cumhurbaşkanının sırf bir futbol maçı için tüm bunları gözardı edip Ermenistan'a gitmesini de devlet adamlığıyla bağdaştırmıyorum.
kandahar
04-09-2008, 01:10
Ermenistan bayrağı üç renkli çizgiden ibaret sevgili Çakırcalı.
Gitsin ve orada kalsın bir daha gelmesin.
kandahar
04-09-2008, 01:48
Gitsin ve orada kalsın bir daha gelmesin.
:D
Ergenekonculuk yapma!
gidilmesin! önce manüple ettikleri tarihi düzeltip arşivleri açsın bizde çarlık rusyası arşivlerine gebe kalmayalım.
eger sorun ermenistan ile ise,
washington'tona degilde erviana gitmekte fayda var, ya muhatap buraya gelecek ya biz oraya gidecegiz. burada asil sorulmlasi gerken soru, bu cumhurbaskani türkiye icin degilde, amerikanin cikarlari icin oraya gidip gitmedigidir.....
türkiye sayesinde amerika gürcistanda yapamadigini , ermenistan ile yapmak istemesi....rusya'yi tecrit etmek istemek....
yoksa artik gecen yüzyildan kalan sorunlari öyle veya böyle yüzlesip hal etmenin zamani geldi....
Komşuya değer vermeyen, kendisini değersiz kılarmış. (Çerkez atasözü)
Mutlaka gidilmeli ve en geniş açı ile tüm iletişimler kurulmalıdır.
Bunu yaparken onların kıstasları ya da mütakabiliyet esası dahi düşünülmemelidir.
Sadece Ermenistan da değil tüm komşu ülkeler ile çok yakın ve dostça ilişkiler mutlaka kurulmalıdır.
Bu davranış ülkemizin kendisine güveni ve büyüklüğünün de bir göstergesi olur.
Gitsin tabii..gitmişken soykırım anıtına bi çelenkte bıraksın..
Silverhand
04-09-2008, 18:56
Tarihte fiili savaş yaşayan taraflar bile karşılıklı masaya oturmuş müzakereler yapmıştır. Ermenistan'la sorun yaşanıyor olabilir ama gitmek konuşmak olmasa da durum şimdiki gibi devam eder. Gidilsin ama şu da unutulmamalı "soykırım" yapıldı denilen tarihte daha TC kurulmamıştı. Osmanlı İmp. ile ilgili doğru ya da yanlış iddiaların muhattabı da TC değildir, en azından bu da anlatılabilir.
gitmesin bizim kardeşlerimizi öldüren bizee türlü iftiralar atanlarla dost olamayız onlar biz ne kadar uğraşsakda gene birşey (.....) yaparlar
Davet kabul edilmiş, gidiyormuş...
Gitsin!
Gitmek taviz vermek değildir.
İki ülke halkını yakınlaştırmayacaktır, aradaki buzları eritmeyecektir, Ermenistan'ın Türkiye hakkında düşüncelerini ve emellerini değiştirmeyecektir ama uygarca bir adımdır, belki de iyi sonuçlar için bir başlangıç olabilir.
Benim tereddütüm, cumhurbaşkanının bir gaf yapması, bir pot kırmasıdır.
Ayrıca Ermeni radikallerinin, fanatiklerinin taşkınlıklarına göz yumulması halinde hoş olmayan görüntüler rahatsızlık oluşturabilir.
Bunları göğüsleyebilecek, normal karşılayabilecek bir yapıya henüz sahip değiliz.
O nedenle maç sonrası Türkiye'deki ermeni yurttaşlarımıza, kiliselere karşı olabilecek provakatif saldırılara karşı önlem alınmalıdır.
volkantr
04-09-2008, 22:41
Benim atalarım Azeri kökenli, buna rağmen gidilmesi taraftarıyım..
Senelerdir sınırları kapadık tavır koyduk birilerinin adım atması gerekiyor.
Onlar davet ile 1-0 öne geçtiler biz de daveti kabul edip durumu 2-1 yaptık.
Sezer olsa gider miydi tabii ki gitmezdi.O da ayri bir konudur.
Quetzalcoatl
04-09-2008, 23:22
Ne den veya niçin gidildiği değil , kimin gittiği önemlidir.
Ermeni kökünden gelen vatandaş Türkün değerlerine saygısızlık yaparak ermenistana gidemez.
O nedenle maç sonrası Türkiye'deki ermeni yurttaşlarımıza, kiliselere karşı olabilecek provakatif saldırılara karşı önlem alınmalıdır.@pante
Inna Minna
tabi canim zaten azili (müslüman)türklerde dört gözle onu bekliyor, gidelim su ermenilerin magbetlerini yakalim diye, asirlardir bu firsati dört gözle bekliyorlar.....sormak lazim kendisine....türk büyükelcilikleri de özel önlem alsin mi almasin mi ? yoksa provokasyonu genetik olarak sadece türkler mi yapar?
Ben bir futbol maçının Cumhurbaşkanı nı ilgilendiren acil bir durum olduğunu sanmıyorum bu adam her şeye atlıyor.Tabii şu günlerde Bush u da aramış işin içinde başka işler olabilir.
Kandandahakan
05-09-2008, 04:16
gitsin canım sorun değil doğu anadoluyu da satar öyle geri gelir ;)
Last Death
05-09-2008, 04:43
ne adımı yaa ellerine fırsat geçse bir kaşık suda boğarlar bizi hala adımdan bahsediyorsunuz bu nasıl bi anlayıştır bize ne faydası var zarardan başka bizim imajımızı zedeleyen bir ülke dışında hiç bir etkisi yok nezrimde çok yanlış bir yoldayız bence bır cumhurbaşkanı başkalarının yönlendirmeleriyle hareket ederse olacağı budur :mad:
Turkiye kendi icinde barisik olmayan bir ulke,cevresindeki komsu ulkelerle durumu zaten maglumunuz,ermenistana gitseler ne olur gitmeseler ne degistirir. Bir donem gelir yine ve gene ermeni vurulur sokak ortasin da cesetinden kan bosalana kadar oylece uzanir durur ve yine bir guruh cikar orataya ne kadar vatanini sevdiklerini bize anlatirlar..
Ve kardeslik yerde sokak ortasin da yatmakta,kardesligin kani bosalmakta ve birileri cikar tv ekranlarina (hain) lerin bu ulkede yasayamiyacaklari palavralalarini anlatir durur bizlere,ve yine sonu bitmek tukenmek bilmeyen kardes kavgalari boy gosterir,
mevlamin cennetindende guzel olan bu topraklarda.........
hirant (dink) sen bu cografyanin,boynuna takilmis en guzel gerdanliktan biriydin...............
KEMAL
Vurulanlar sadece ermeniler değil, Ermeni,Türk,Kürt vs.ayrımı yapmak sorunları daha da büyütüyor.İlerici,devrimci atılımları olan aydınlarımız öldürülüyor.Hepimizin muhatabı emperyalizmdir.
tabi canim zaten azili (müslüman)türklerde dört gözle onu bekliyor, gidelim su ermenilerin magbetlerini yakalim diye, asirlardir bu firsati dört gözle bekliyorlar.....sormak lazim kendisine....türk büyükelcilikleri de özel önlem alsin mi almasin mi ? yoksa provokasyonu genetik olarak sadece türkler mi yapar?
Geçmişte yaşanan örnekler var.
6-7 Eylül'ü başka ülkeden gelenler yapmadı herhalde.
iste buna art niyetin beyan edilmesi derler galiba,
gecmisteki cani yanmislar arasinda sadece ermeniler mi var ?
öncelikle ermenistan siyasileri degil, bizim cumhurbaskani "gaf" yapabilecek konumda,
sonra maci türkler kayip edilmesinden devam ediliyor, bunu bu sansi dört gözle bekleyen azili (müslüman) türkler provokatif eylemler icin kullanabilir denilmek ile, sanki böyle bir hazirlik varmis havasi verilmek istenmekte, kaldiki bu gen yapilari itibari ile provokatif olan türkler ermenilerin evlerine ve is yerlerine saldirmiyor ! peki nereye saldiriyor ? kiliselerine ! seneryo hazir, seneryoyu hayata gecirebilecek ekip ise su günlerde hapishanelerde.
acaba cumhurbaskanin'dan daha kültürlü ve olgun olan Pante "büyük elcilikler dikkatli olmali, ermeniler icinde kötü niyetli insanlar türk siyasetinin bu olumu adimini manipule etmek isteyebilir, erzurum yöresinde tüm islami magbetler dikkatle korunmali" diyemiyor ?
engelleyen ne ?
narsist art niyeti olmasin ?
Ermenistan bayrağı üç renkli çizgiden ibaret sevgili Çakırcalı.
Futbol federasyonlarının bayrağına bi göz at istersen..
Al sana açılım...
Vatanımız özgür ve bağımsız
Yüzyıllardır ayakta...
Şimdi evlatlarını çağırıyor
Özgür bağımsız Ermenistan’a
Yılmaz Özdil'in yazısı;
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/9833656.asp?yazarid=249&gid=61&sz=48341
evrensel-insan
06-09-2008, 19:05
Saygidger arkadaslar;
Artik, bu soru tarih oldu ve cumhurbaskani Ermenistan'a gitti. Bundan sonra yorum yapacaklar, bu gerceklik ve bu gercekligin getirecekleri uzerine yorum yaparlar ve fikir belirtirlrse, daha tutarli olur.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Hür iradesiyle karar verip vermediğni bilemem, ancak ben ülkemin dünyada hangi devlet olursa olsun politik olarak eşit mesafede, ticari olarak da çıkarları doğrultusunda hareket etmesinden yanayım. Ermenistan ile aramızda pek de iyi olmayan ilişkiler, Ermenistanın güçlü bir devlet yönetimine kavuşması halinde gelecek için bir kapı aralayabilir, bu da ister istemez ülkemiz için bir şans olabilir. Dünyanın coğrafik yapıları eskisine oranla daha hızlı değiştiğine göre atılan her olumlu adım Türkiyenin lehine gelişebilir.
NOT: Burada ki "çıkar" meselesi o aşağılık duygusunu çağrıştıran kelime değil, daha çok yararları olan bir deyim olarak nitelendirdim.
volkantr
07-09-2008, 00:20
Benim dikkatimi maçtan sonra bizi iyi karşıladılar ancak milli marşımızı ıslıkladılar yorumları çekti...
Şöyle bir ülkemizde oynanan milli takım maçlarına bakıyorum tamamına yakının da karşı takımın milli marşı okununca ıslık olur uğultu olur.Bu uğultular o kadar fazla olur ki bando sesi bile duyulmaz.
Böyleyken nasıl olupta bir deplasmana gittiğimizde milli marşımız okunurken sessizce dinlenilmesini bekliyoruz!!!
Gerçekten hafızası zayıf bir toplum olduk.
Yada bizim derdimiz kimseye saygı duymamak ama saygı beklemek.
Kendimiz yapınca iyi başkası yapınca kötü..
Her milli maçta özellikle dikkat ediyorum karşı takımın milli marşını ıslıklarız ama konu biz olunca çıt çıkmasın deriz..
Bu manzarayı görünce hayret etmemek elde değil..
Biraz saniyorum iğneyi kendimize batırma zamanı geldi..
Biz babamı İstanbul'a gömmemiş miydik, yüz binlerle birlikte? Sonra, kavgalı olduğum Tanrı'yla konuşuyorum: Affederim seni, ama bir şartla. Bana söz ver, babamın sonuncu olduğuna dair. Bu iki halktan 1915 ve sonrasında ölenlerin sonuncusu olsun. O zaman belki öfkem de azalır sana...
Duramadım İstanbul'da. Aldım yanıma ailemden 14 yürek daha, gittim Hayasdan'a.
Sokakları dolaşırken, beklemediğim bir duyguyla karşılaşıyorum. Bundan üç yıl önce geldiğimde ne kadar da yaşlı görünmüştü şehir gözüme, ne kadar yalnız, ne kadar hüzünlü. Bu defa hiç öyle hissetmiyorum. Hayat gelmiş buraya, şehir gençleşmiş.
Bir taksiye biniyoruz, bizi anıta götürsün diye. Anıt yolunda dayanamayıp soruyorum şoföre, maçla ve Gül'ün gelişiyle ilgili ne düşünüyor diye. "En önemlisi sınırın açılması. Asıl sorunu çıkaranlar devlet yönetimi. Bıraksalar halk kendi ortak dilini bulur" diyor. Kim ki bu adam? Yüzünü görmek istiyorum. Göremiyorum...
Çıkıyorum merdivenleri, Soykırım Anıtı'na doğru. İlerleyemiyorum önce anıtın olduğu yere. Çöküyorum müzenin girişinin kenarındaki taş tümseğin üstüne, uzaktan izliyorum. Daha önce de gelmiştim buraya, üç yıl önce. Ama bu defa farklı. Niye bu kadar ağlıyorum? Niye bu kadar etkileniyorum? Biz babamı İstanbul'a gömmemiş miydik, yüz binlerle birlikte? Sonra, kavgalı olduğum Tanrı'yla konuşuyorum: Affederim seni, ama bir şartla. Bana söz ver, babamın sonuncu olduğuna dair. Bu iki halktan 1915 ve sonrasında ölenlerin sonuncusu olsun.
O zaman belki öfkem de azalır sana.
Sonra müzeye iniyoruz. Resimler içini parçalıyor insanın. Bugün interneti açarsam kaç tane benzerini görebileceğimi düşünüyorum, bugünle ilgili, şu anla ilgili... Tam da o dakikada, ne kadar çok ırkçılık yapıldığını, ne kadar çok ırkçılık kurbanı olduğunu hissediyorum ruhumda.
Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Burası sadece 1915 Soykırım Anıtı mı?
Irkçılık kurbanları
Müzeden çıkınca anıt beni çağırıyor bu kez; gitme cesaretini buluyorum.
Giderken, biri yanıma yanaşarak, geçen 24 Nisan'da yüz binlerce insanın, üzerinde 'Malatya' yazan duvarın önünde durup çiçekler bıraktığını anlatıyor. Sonra, anıtın göbeğine varıyorum. Kimse kalmamış görünürde. Ama yalnızlık hissi yok içimde.
Ne kadar da huzurlu. Sanki bir şey beni merkezine çekiyor. Tüm ırkçılık kurbanlarıyla nefes alıyorum o göbekteki delikten. Bıraksalar da şuraya kıvrılıp uyusam...
Sonra yemeğe gidiyoruz hep beraber. Babamın Türkiye'den gelen gazeteci dostları, arkadaşları orada toplananlar. Utanmadan masanın başına oturuyorum, masayı en iyi noktadan doyasıya seyretmek istiyorum. Babam da bu restorana gelmiş daha önce. Restoran sahibi neredeyse eliyle yedirecek bana yemekleri. Masadakilere bakınca, babamın son yazısında yazdıkları aklıma düşüyor: "Türkiye'de kalıp yaşamak, hem bizim gerçek arzumuz, hem de Türkiye'de demokrasi mücadelesi veren, bize destek çıkan, tanıdık-tanımadık binlerce dostumuza olan saygımızın gereğiydi." Ne kadar da kızgınım babama, bırakıp da gitmediği için yurtdışına. Al bak, dostların yaşıyorlar, onlar 'Türk', benim saf babam, bir türlü anlamadın 'Ermeni' olduğunu; kendini onlarla nasıl da bir tuttun, denk saydın. Ne kadar da kızgınım, bilemedin diye; Ermeni yazar çizerin, aydının, Türkiye'de yaşama hakkı yoktur diye.
Cemal Paşa'nın torunu
Ama ya bu akşam? "Hrant'a!" diye kadeh kaldırıyorlar. İlacımın son damlasını veren, Cemal Paşa'nın torunu oluyor. Burada gelenekmiş masadakilerin sırayla kalkıp konuşma yapması ve kadeh kaldırılması. Kalkıyor ayağa ve onu buraya babamın getirdiğini anlatıyor. Birbirimizin acılarına saygı duymaktan bahsediyor, gözleri yaşlı, sesi titrek. Herkesin gözlerinden yaşlar süzülüyor masada.
Dayanamıyorum, dışarı kaçıyorum restorandan, doyasıya ağlamak için. "Benim aslan babam" diyorum o akşam. Bu insanları bırakıp nereye gidilir? Elbette kalacaktı! Kızgınlığım, öfkem azalıyor bu gezide. Sanki 19 Ocak'tan beri içine kapatıldığım yüksek basınçlı kavanozun kapağı pıt diye açılıyor Yerevan'da. Yüreğim genişliyor. büyük bir nefes çekiyorum içime. Sıkışmış yüreğim genleşiyor, büyüyor... Havası mıdır acaba bu Yerevan'ın? Büyüleyici güzelliği midir acaba Hrabarag'ın? Eçmiadzin midir? Yoksa futbol mu? Yoksa, onlar yaşadıkları, ama babam öldürüldüğü için hayatlarını kıskandığım dostlarıyla, babamın bir rüyasında yaşamak üzere bir arada olmak mıdır?
Acı zamanlarda da yanımızdaydı bu insanlar, ama bu defa farklı. Geleceği Ermenilerle birlikte inşa etmek için gelmişler buraya. Umut yolculuğuna çıkmışlar babamla.
İlaç öyle bir ilaçtı ki, ertesi gün hiç uyanmadım. Bir rüyada yaşadım.
Yürüyerek maça
Bütün Yerevan'la birlikte maça yürüyerek gittim. Cumhuriyet Meydanı'ndan Hrazdan'a upuzun bir yol, bir tepeye tırmanış başladı. Akın akın. Yokuş yukarı çok yürümüşlükleri vardır Ermenistanlıların, yıllardır, her 24 Nisan'da. Vakur ve sessiz. Bu sefer vakur ve coşkulu ve sesli ve neşeli... Nasıl da keyifli herkes! Bir şölene davetliyiz sanki. Zıplayarak çıktım yokuşu, bir o yana bir bu yana koşarak. Sonra birden o bayraklar belirdi sağımda; yokuşun kenarında yol boyu dizilmiş, gencecik, hatta çocuk sayılabilecek askerlerin arasından. Sanki çocuk askerler bu manzarayı korumak için dizilmiş yokuşun kenarına. İzin alıyorum, aralarından geçip manzaraya yaklaşmak, bu anı bir fotoğraf karesinde saklamak için. Yok-mok diyor biri. "Meg hadig, inç gıllas"* diye yalvarınca dayanamıyor, gülerek "Peki" diyor. Hepsi anladı coşkumu ve gülerek izin verdiler, aralarından bir o yana bir bu yana zikzaklar çizerek yokuşu çıkmama, manzarayı içime çekmeme. Ermenistan ve Türkiye bayrakları yan yana göndere çekilmiş. 'Baş başa' kalmışlar. Hava ne kadar da rüzgârlı; sanki doyasıya dalgalansınlar diye birlikte, "Hasret giderin" dercesine... Biraz daha tırmanınca yokuşu, dün taşlarına çöküp babam için ağladığım Soykırım Anıtı düştü iki bayrağın arasına. Kalbim çırpınmaya başladı. Dün hıçkırıklarla ağladığım yeri, babamın mezarını, bugün gönderdeki iki bayrağın arasında görünce nasıl da coştu yüreğim. Ölümün yalnızlığı azaldı. Yalnızlık, yerini birlikteliğe bıraktı. Ölümün hüznü azaldı. Yerini umuda bıraktı, bir daha yalnız kalmama umuduna.
Bir daha ölümün yaşanmaması umuduna.
Gelecek umuduna. Diriliş umuduna.
Stadyuma girer girmez müziği duydum; Ara Kevorkyan. Hani bazı müziklerin insanın hafızasında özel bir yeri vardır ya, işte bu muzik de benim hafızamda Ararat ile Karolin'in düğün müziği. Sonra babamı gördüm sanki. Stadyumun tam ortasında göbek atıyor. Bir oraya koşuyor, bir buraya.
Coşku...
Dayanamadım, babam öldürüldüğünden beri hiç hissetmediğim bir coşku hissettim ve oynamaya başladım.
Göbek attık o gece biz babamla Hrazdan Stadyumu'nda karşılıklı. O günden, 19 Ocak'tan beri gözümün önüne gelen bütün görüntülerde babam yüzükoyun kaldırımda. Ayağa kalktı babam kısa süreliğine, Hrazdan Stadı'nda, 6 Eylül akşamı. katılmak için. Davet sahibi yine babam. Bir keyifli, bir keyifli. Açmış kollarını iki yana kocaman, sanki kucaklayacak herkesi, bütün stadyumu. Ararat'ın düğünündeki gibi, Agos'un 10. yıl gecesinde oynadığı gibi, gözümün içine baka baka, o sahanın göbeğinde oynadı da oynadı. Gözleri dolu dolu. Bir Ali'ye sarılıyor, bir Tuba'ya, bir Salpi'ye, bir Dikran'a, bir Gül'e, bir Sarkisyan'a. 'Rüyası'nda buluştuk babamla Hrazdan Stadı'nda o akşam. Sarhoş olduk sırf umuttan, bir damla alkol bile almadan. Umut yolculuğunun bir durağında buluştuk.
Sonra birden iki takım sahaya çıktı ısınmak için. Türkiye takımı çıkarken hafif ıslıklar duyuldu. Ayağa fırladım, "Pari yegak, hoş geldiniz!" diye bağırmaya başladım. Hayasdan tribünlerindeydim. Önümde oturan üç kız dönüp garip garip yüzüme baktılar. Hayatımda hiç maça gitmedim. Pek futbol da bilmem öyle... Zaten ilgilenmiyorum da işin futbolla ilgili kısmıyla. O arada, karşı tribünlerde, Genç Siviller'in posteri ilişti gözüme: 'Arda topu Sarkis'e at.' Zaten coşmuşum, iyice coştum. Hayasdan atağa geçiyor, top kaleyi bulmuyor, oturduğum Hayasdan tribününden bir ses "Ha s.ktir" diye bağırıyor. Hayasdan atağa kalkıyor "Koş be oğlum, koş be" diye bağırıyor bir başka ses, yine Türkçe. Türkiye takımından bir futbolcu yere düşüyor; benim gözüm Hayasdanlı futbolcuda, elinden tutup kaldıracak mı acaba? "Kaldır, vertzur" diye fırlıyorum yerimden. Gooooool! Kaldırıyor, ve ben ayakta alkışlıyorum. Tribündekiler yine bana dönüyor. Sonunda, biri bana "Türk müsün?" diye soruyor, Türkçe. "Yok" diyorum, "Ermeni'yim, Türkiye'den." Sonra tanışıyoruz etraftakilerle. Biri yıllar önce Hemşin'den gelmiş, biri Trabzonlu. Bir diğerinin akrabaları, yine yıllar önce İstanbul'dan gelmiş. Bütün konuşmalar Türkçe Hayasdan tribününde. Kim olduğumu soruyorlar sonra. Gözleri doluyor her birinin, cevabı duyunca. Sonra bir ara arka sıralardan bir su uzatılıyor. Sürekli dans ettiğimi, bağırıp çağırdığımı gören, bilmediğim biri, ihtiyacım olduğunu hissetti herhalde. Böyle kabul ediyor beni Hayasdan tribünü.
'Onlar Türk mü?'
Türkiye tribününün yanındaki tribünde oturan, Kanadalı bir diaspora Ermenisi soruyor bana "Türkiye'ye ayrılan tribününün yanında oturuyorduk. Orada maçı izleyenlerin ellerinde çiçek vardı, onlar Türk mü gerçekten?" "Türk tabii" diyorum. Garip bir ışık beliriyor yüzünde, "Bravo!" diyor. Üzülüyorum onun için. Belli ki, bugüne kadar, günlük hayatında Türklerle tanışma, yakınlaşma fırsatı olmamış...
Ne kadar 'dikkatli' oynuyor iki takımın da futbolcuları. Sanki birbirlerini incitmemek icin ayrı bir çaba harcıyorlar. Bir ara, bir Ermenistan ve bir Türkiye oyuncusu, top için mücadele ederken omuz omuza bir pozisyona düşüyorlar. İkisi iki taraftan ittiriyor, ama bir türlü biri diğerinin dengesini bozamıyor, bozmuyor. Öylece kalıyorlar birkaç saniye, yan yana, omuz omuza. "Böyle de maç mı seyredilir?" demeyin. İtiraf ediyorum, böyle şeylere bakmaktan asıl golleri kaçırdım ben. Hayasdan golleri yiyor, bizim tribün biraz sessizleşiyor, ve maçın bitiş müziği çalıyor. Bakıyorum, futbolcular tokalaşacak mı diye. Goooool! Sarılıp öpüşüyorlar. Öndeki üç kız kalkıp dans ediyor, 0-2'lik skora rağmen. Belli ki onlar da maçın sonucunda değiller artık. Anladılar bir şölende olduklarını. Maç çıkışı, yokuş aşağı yürüyüşe geçiyoruz bu sefer. Hiçbir taşkınlık yok yine. Hatta, hâlâ şarkılar söyleniyor, bağırılıyor: "Hayasdan! Hayasdan!"
Önümde yürüyen birinin tişörtünün arkasındaki yazı ilişiyor gözüme: "I won't forget - I won't forgive."** Peki ya ben? Unutacak mıyım? Affedecek miyim? Hastalığım tekrar nükseder mi? İyi olmak pek kolay değil bu ülkelerde. Belli olmaz devletin çıkarının bugün yarın ne getireceği, kimin acı çekeceği, ezileceği... Pek kolay değil, babanın asıl katillerinin bulunmadığı, bulunmak istenmediği bir devletin vatandaşı olarak yaşamak!.. Üstelik, bütün bu acıları, salt belli bir ırktan olduğun için yaşıyorsan... Kolay değil, babanın katilinin, senin güvenliğin için var olması gereken polis ve askerle zafer fotoğrafı çektirdiği Türkiye bayrağına karşı aidiyet hissetmek... Tekrar tokat yemeyeceğinin hiçbir garantisi yok. Oldum olası sevmemişimdir zaten bayrak denen şeyi, hangi ülkeye ait olursa olsun. Ama içim ısındı o gün, hem Türkiye hem Ermenistan bayraklarına. Büyüdü ikisi de gözümde. Belki de bayrakları tek başlarına sevmiyorum ben, yüceliği anlatmak için kullanıldıklarında. Ama başka bir duygu veriyor, yan yana, kardeşlik için göndere çekildiklerinde. Hastalık tekrar nükseder mi bilmem, ama en önemlisi, ben reçeteyi buldum bu 5-6 Eylül Ermenistan gezisinde. Tek reçetem, 'babamın rüyalarında' yaşamak.
Alternatif bir gelecek
6 Eylül 1955'e alternatif bir '6 Eylül' yazıldı Hrazdan'da o gece, 6 Eylül 2008'de. Ne 6 Eylül 1955'i ortadan kaldırdı, ne de yaşanan diğer acıları. Ne güzel de göndere çekildi iki bayrak yan yana, Soykırım Anıtı'nın iki yanına, bir fotoğrafta da olsa. Ne soykırım ortadan kalktı, ne soykırım inkârı, ne de babam geri geldi. Değiştiremedi geçmişi. Ama alternatif bir geleceğin kapısını araladı.
Hadi birlikte ittirelim o kapıyı. Hadi be, gelin birlikte kaldıralım şu adamı o kaldırımdan, sonsuza kadar. Nasıl birazcık kalkıp geldiyse Hrazdan Stadı'na göbek atmaya, coşmaya, gelin, öyle bir şeyler yapalım ki, hiç yatmamak üzere kalksın o kaldırımdan. Bırakmayalım orada kanamaya devam etsin. O orada yattıkça ve kanadıkça acıyor, acıtıyor... Gelin, bırakalım, geçsin sınır kapısından, bir o yana bir bu yana. Kedi-köpek koştursun sınırda, hayalindeki gibi. Hadi be, Ermeni'siyle, Türk'üyle... Hadi, tutun babamın bi ucundan. Uzatın elinizi. Merak etmeyin, zaten o nazlanmaz, hele sizi hiç kırmaz, bir dediğinizi iki etmez, hemen kalkar, sizinle birlikte sınır kapısında gidip göbek atmaya. Yeter ki bir el verin.
* Bir tane, n'olur.
** Unutmayacağım - affetmeyeceğim
Delal Dink: Yazar, Hrant Dink'in kızı. Yazı, Ermenice ve Türkçe yayımlanan haftalık Agos gazetesinin son sayısından alındı. Arabaşlıklar Radikal tarafından konuldu.
Lİnkini bulamadıgım için çok etkilendigim bu yazıyı buraya c/p olarak asmak zorunda kaldım.
saygılarımla
Hrant gibi bölücüleri ananları ve hatta Türk milletine küfreder gibi buraya o pisliğin yazısını asanları burada görmek tüylerimi ürpertiyor.:mad:
Nedense bu türden mesajlar da benim tüylerimi ürpertiyor.
teotihuacan
18-09-2008, 16:39
Lİnkini bulamadıgım için çok etkilendigim bu yazıyı buraya c/p olarak asmak zorunda kaldım.
saygılarımla
Bu güzel yazıyı paylaştığın için teşekkürler. Hakikaten okurken duygulanmamak elde değil.