PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kemalizm nedir?


qw19
04-09-2008, 21:32
Kemalizm nedir bilen varsa yazsın. Ekonomik, siyasi temelleri nedir?
c/p yapmadan yazın lütfen.
Ben böyle bir ideoloji, siyaset, ekonomi dünya yüzünde görmediğimden dolayı yoktur diyorum.
Ama siz benim yok dememe boş verip, olmayanı kanıtlayın bu sitede buna alıştık zaten, şimdide biri çıkar sen Kemalizmin olmadığını kanıtla der.

Selamlar.

aydoe
04-09-2008, 22:09
Bencede yoktur daha öncede yazdım zaten.
Mustafa Kemal vardır ama alt yapı olmadan üst yapı olmayacağına göre,düşünmezlermi?

imhotep
04-09-2008, 22:50
Kemalizm sözcüğü ilk olarak Anadolu'daki antiemperyalist direniş için kullanıldı. Mustafa Kemal yandaşlarına Kemalist diyorlardı. Daha sonra Anadolu'daki yeni kurulan devletin ideolojisi oldu "Kemalizm". O dönem dış basınında da sık sık rastlanan bir şeydi "Kemalist Türkiye", "Kemalist rejim" ifadeleri.

Rusya'da nasıl Komünizm, İtalya'da nasıl Faşizm varsa bizim de Kemalizm'imiz olsun istekleri o dönemde de tartışılmaktaydı. R. Peker'in "Her partinin ideolojisi var bizimki de Kemalizm olsun." sözleri de bilinen şeylerdir.

Özellikle Kadro hareketi ile başlayan Kemalizm inşası özünü Atatürk devrimlerinden alır. Anadolu'da, sanayileşmemiş Anadolu'da bir dizi devrim olmaktadır ve bu devrimlerin ideolojik tanımlamasını yapmak gerekir. Zannediyorum ki sorun da zaten burada ortaya çıkıyor. Kemalizm, bilinen tipik ideolojiler gibi teorikten pratiğe geçmemiş, bilakis pratikten teoriğe geçmiştir. Ve bu yüzdendir ki tüm diğer ideolojilerden daha materyalisttir.

Anadolu'da bir atasözü vardır; "Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz." diye. İşte Kemalizm de tam olarak budur! Medyumvari bir şekilde boş bir çok teori yazmak yerine, özünü çağdaşlaşmadan alan geniş çaplı devrimler gerçekleştirilmiş ve deneme yanılma ile, hangi devrimlerin bu topraklarda geçerli olabileceğini görmüştür. Ve daha sonra teoriğe geçirmiştir.

Zaten Mustafa Kemal ilk olarak, 1935 CHP Kurultayında bahseder "Kemalizm"den. Parti programının giriş kısmına kendi el yazısıyla "Partinin güttüğü bu esaslara Kemalizm prensipleri denir." yazar.

Saygılar

pante
04-09-2008, 23:25
Resmi olarak 1935'deki CHP kurultayında kullanılmışsa da 30'lu yıllarda "Kemalizm" sözcüğünün kullanımının bir evrimi vardır.

Vgm, alıntısız yorum istedi ama bu gelişimi aktarırken cımbızlama alıntılara ihtiyaç var.

"Kemalist" sözcüğünü Milli Mücadele döneminde ilk kullanan İngilizler olmuştur.

Sonraki ilk kullanım ise, 1930 yılında ülke içindedir. Ahmet Cevat Emre, çıkardığı Muhit dergisinde Kemalizm terimini ilk kez 1930 yılının Temmuz sayısında kullandı. Emre, “Kemalizm doktrin olarak, bütün siyasi prensipleri malum bir demokrasi mektebidir” demişti yazısında.

Ali Naci Karacan çıkardığı İnkılap gazetesinde, 2 Aralık 1930 tarihindeki
başyazısında “Rusya’da nasıl bir Komünizm, İtalya’da nasıl bir Faşizm varsa, bizde de bir Kemalizm olmalıdır” diyordu.

Türk Devrimi’nin önde gelen eylem adamlarından ve Kemalizm’in belli başlı ve ilk
teorisyenlerinden biri olan Mahmut Esat Bozkurt, ilk kez Kemalizm terimini,
Kasım 1932 tarihinde Anadolu gazetesinde kullandı. Bozkurt, sol milliyetçi olarak nitelenen, Marks'ın Kapital'ini Türkçe'ye çevirmeye ilk girişen, yazılarında sık sık Öarks'tan alıntılar yapan, laikliği savunan ve Diyanet işleri'nin devlet bütçesinden ayrılması gerektiğini savunan bir Kemalist idi.

Ocak 1932-Ocak 1935 tarihleri arasında, aylık olarak yayımlanan Kadro dergisinin Yakup Kadri Karaosmanoğlu hariç yazarlarının hemen hepsi Marksist kökenlidir.
Şevket Süreyya Aydemir, İsmail Hüsrev Tökin , Vedat Nedim Tör ve Burhan Asaf Belge gibi.
Kadrocular; Marksist kökenden gelmelerinin de etkisiyle, Marksizm’i biraz da
bükerek, temel çelişkinin burjuvazi ile emekçiler arasında değil, sanayileşmiş uluslarla / sanayileşmemiş sömürge uluslar arasında olduğunu tezini ileri sürüyorlardı. Bu, burjuvazi ile emekçi sınıfların çelişkisiyle, sanayileşmiş ülkelerin kendi aralarındaki Pazar ve sömürge kavgalarının reddi anlamına gelmiyordu. Onlar, milli kurtuluş hareketlerinin öncü ideologları olarak, Kemalizm’i üçüncü dünyacı bir ideoloji haline getirmek ve az gelişmiş uluslara örnek olmak niyetindeydiler. Kemalizm’e sosyo-ekonomik bir içerik kazandırmak isteyen Kadrocular, alternatif bir devrim ideolojisi yaratmak amacındaydılar. Devletçiliği sınıf kavgasını önlemek için bir araç olarak da gören Kadrocular, özel sektörün büyük ölçüde kısıtlanmasından yanaydılar. Bu bakımdan hem özel sektörü savunanlardan, hem de onların böyle bir ideoloji yaratma çabalarından rahatsız olan CHP Genel Sekreteri Recep Peker’den tepki gördüler. Bu da onların sonunu hazırladı.

Halkevleri’nin yayın organı olarak 1933 yılında çıkarılmaya başlanan Ülkü Dergisi,
Recep Peker’in öncülüğünde, aralarında Nusret Köymen’in de bulunduğu bir grup aydın tarafından Kemalizm’in teorisyenliğine girişti. Köycü ve sosyo-kültürel tezlerle yola çıkan Ülkü’cü grup, dönemin otoriter dünyasının yansımalarını taşımaktadır. Benzer eğilimleri taşıyan Kadrocularla birlikte liberalizme muhalif bir tavır sergilediler. Her iki grup da, bizzat Atatürk tarafından otoriter eğilimleri nedeniyle tasfiye edildi.
Bu tasfiye, Karaosmanoğlu’nun “Zoraki Diplomat” olarak Tiran’a gönderilmesi ve Peker’in CHP Genel Sekreterliği’nden alınmasıyla gerçekleşti.

pante
04-09-2008, 23:39
Kemalizm hakkındaki düşünceme gelince;
Bana göre Kemalizm bir ideoloji değildir, olamaz.
Kemalizm, bir ışıktır, bir yol haritasıdır.
Kemalizm'in bağlantılı olacağı İdeoloji sosyal demokrasidir.
Kemalizm faşizmle, komünizmle uyuşmaz.
Sosyalizm, belki Kemalizm'e uygun revize edilebilir ama bu revize edilmiş hali de sosyal demokrasinin biraz ileri, biraz daha sol şekli olabilir.

İdeoloji sosyal demokrasi, rehber Kemalizm olabilir.
Bu da bir anlamda ulusalcı bir sosyal demokrasi olarak düşünülebilir.

aydoe
04-09-2008, 23:51
“Ben, manevi miras olarak hiç bir ayet, hiç bir dogma, hiç bir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar”. M.Kemal
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5563&highlight=kemalizm

imhotep
05-09-2008, 00:02
Sosyal Demokrasi kanımca Kemalizmle örtüşecek son ideolojidir.

Gerek Kemalizm’i ortaya çıkaran felsefe ve şartlar, gerek Kemalist devrimin uygulamaları, çok net bir gerçeği gözler önüne seriyor. Bu gerçek, Kemalizm ile sosyal demokrasinin asla ve asla uyuşamayacağı gerçeğidir. Bir olgu, hem kendisi hem karşıtı olamaz. O yüzden ne Kemalizm sosyal demokrat bir ideolojidir, ne de sosyal demokrasi Kemalizm’i içinde barındıracak olgunluktadır. Biri emperyaldir, diğeri antiemperyalist! Kemalizm, mazlum milletleri kurtarma misyonunun önderi olma iddiasındadır, sosyal demokrasi tüm mazlum milletleri ne kadar sömürebileceği hesabında.

Avrupalı sosyal demokratlar değil miydi zaten Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan? Yine onlar değil miydi bizi destekleyen Sovyet devrimcilerini “Emperyalist Bonapartçılar” diye itham eden? Ulusal Kurtuluş Savaşımıza karşı çıkan böylesi çıkarcı gruplarla Kemalizm'i benzer tutmak mümkün müdür?

Mısır Cumhurbaşkanı Nasır, Süveyş Kanalı’nı Mısır egemenliğine almaya kalktığında savaş açan kimdi dersiniz? İngiliz İşçi Partisi miydi yoksa?

Peki, Yugoslavya’yı kimler işgal etmişti? Fransa Sosyalist Partisi, Alman Sosyal Demokrat Partisi ve yine İngiliz İşçi Partisi mi?

Ya Afganistan ve Irak’ı işgal edenler? Yine mi İngiliz İşçi Partisi yoksa?

Şimdi kalkıp Sosyal Demokrasi ile Kemalizm arasında köprüler kurmanın ne anlamı var?

Saygılar

imhotep
05-09-2008, 00:04
“Ben, manevi miras olarak hiç bir ayet, hiç bir dogma, hiç bir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü zorluklar karşısında, belki gayelere tamamen eremediğimizi, fakat asla ödün vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar”. M.Kemal
http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5563&highlight=kemalizm

İdeoloji sahibi olmakla dogmaların esiri olmak arasında çok büyük farklar vardır. Her insanın ideoloji vardır. Önemli olan ideolojinin "Devrimciliği" barındırıyor olabilmesidir.

Saygılar

qw19
05-09-2008, 01:50
Arkadaşlar Kemalizm'in kapitalizm/sosyalizmden farklı olarak, ekonomik modeli varmı dır? Varsa nedir?
Kısaca kapitalizm/sosyalizmin her türevine yeni adlar mı takacağız?
Üretim/bölüşüm ilişkisi nasıldır?

Bu arada Mustafa Kemal Atatürk benim en çok saygı duyduğum ve sevdiğim tarihi kişiliktir.

Ama Kemalizm vs., Mustafa Kemal'den çok açık bir biçimde bağımsız gelişmekte.
Sünnete bakılıp yol haritası çizilmeye çalışılmakta, tabi çağın, toplumun gereksinimlerinden kopuk.

Selamlar.

-InVi-
05-09-2008, 02:02
...birde belki sunu sormak lazim.....Mustafa Kemal , ne kadar Kemalist'dir ?

imhotep
05-09-2008, 02:42
Kemalizm, kapitalizmden uzak Sosyalist bir ideolojidir.

Sevgili vgm, kapitalizm/sosyalizm türevlerine farklı adlar mı vereceğiz sürekli demişsin de iş Marksizm, Leninizm, Maoizm gibi klasik ideolojilere gelince sorun olmuyor da Kemalizm'e gelince mi sorun oluyor ben orasını tam olarak anlayamadım. Hem farklı isimlerle anılmasının ne sakıncası vardır? Konu aynı, üslup faklı olunca da her üsluba ayrı bir isim verilmesi kadar doğal bir şey olamaz diye düşünüyorum.

Kemalizm'in Mustafa Kemal'den bağımsız şekillendiğini düşünüyorsun. Bu çıkarımı hangi olaylar üzerinden yaptığını sorabilir miyim?

İnvi, Lenin ne kadar Leninistse Mustafa Kemal de o kadar Kemalisttir. Bu anlamsız soruyu neden sordun merak ediyorum.

Saygılar

qw19
05-09-2008, 12:59
İmhotep; Pante'nin yazılarından çıkarıyorum. Oldukça da iyi ve ışık tutan yazılardı. Dikkat edersen Kemalizm sözünün bile ne kadar zorlama bir şekilde oluştuğunu görebilirsin, en azından ben öyle görüyorum.

Marxizm denince akla sosyalizm gelir üretim ilişkilerini işaret eder, Leninizm denince de akla üstyapı yani devlet gelir. Ama zaten her ikiside sosyalizmi işaret eder. Maoizm literatürde pek geçmez zaten.

Kısaca söylemeye çalıştığım Kemalizm bir sosyalizm, kapitalizm, feodalizm, komunizm gibi üretim ilişkilerini işaret etmez, edemez yoktur çünkü, Kemalist üretim ilişkileri nedirin yanıtı varsa buyurun yazın.

Diğer yandan liberalizm/faşizm gibi kapitalizmin sisyasal ve toplumsal ilişkileri belirleyen üst yapıyıda aynı netlikte koymaz. Kısaca Kemalist devlet tipi diyebileceğiniz özgün bir devlet de tarihte olmamıştır (devlet tipi/şekli anlamında).


Kemalizm'e sosyalizmdir demek herhalde yapılabilecek %100 lük tek hatadır. İzmir İktisat Kongresinde alınan kararları okumanızı öneririm, İsmail Cem'indi sanırım. Bu kongrede alınan kararlar tamamıyle kapitalizmin oturtulmasına ve oluşturulmasına yönelik kararlardı. O kitaptan benim çıkardığım sonuç buydu.

Bunu (İzmir İktisat Kongresi) dilaver özetlese çok iyi olur aslında, veya biriniz.

Aydoe ile genellikle paralel düşündüğümüz için onun bu konudaki yazılarıda benim görüşlerimi yansıtır.

Selamlar.

gokheyn
05-09-2008, 13:10
evet izmir iktisat kongresinde alınan kararlar kapitalisttir ama o zamanın türküyesi düşünülecek olursa üretim gücü çok sınırlıdır.bu aşamada direk sosyalizme geçilemez.hem halkın tepkisi var.düşünsene halk yüzyıllardır dinle uyutuluyodu.ayrıca feodal yapıda çok sağlamdı.zaten bizi bu hale geitiren hala o feodal yapıyı kıramamış olması değil mi?neyse lafı uzatmıyayım benim bildğim araştırdığım kadarıyla o zamanın şartlarında bu gerekliydi.

dilaver
05-09-2008, 15:42
İzmir İktisat Kongresi 17 Şubat 1923 tarihinde toplanmaya başlıyor ve 4 Mart'a kadar sürüyor. Kongreye 1135 delege katılıyor. Atatürk'ün konuşmasıyla açılıyor. Kongre Başkanlıgına ise Manisa sanayi delegesi olan Kazım Karabekir seçiliyor.

Bu kongreden önce İstanbul'un Türk tüccarları 1922 yılında Milli Türk Ticaret Birligi ni kurarlar. Birligin amacı batı sermayesiyle Türkiye arasında aracılık yapmak, komisyonculuk yapan gayri müslim ticaret burjuvazisini zaman içinde tasfiye ederek, onların yerine geçmektir. Amerika ve Avrupa'nın büyük ticari kuruluşlarıyla dogrudan ilişkiye geçmeyi hedefleyen birlik, gerçekleştirilecek işbirliginin Türk tüccarlarıyla yapılmasını saglamayı amaçlamaktadır.

İstanbullu tüccarların oluşturdugu bu birlik, gelişebilmek için siyasi iktidarın destegine ihtiyaç duyuyordu. Bu birlik görüşlerini yaymak ve iktidardan destek alabilmek için 1923 Ocak ayında bir kongre toplamaya karar verir ancak aynı günlerde hükümet de İzmir'de bir kongre hazırlıgı içerisindedir. İktisat Vekili Mahmut Esat Bozkurt, birlige bir telgraf çekerek, birligin kendi düzenleyecegi kongreyi iptal ederek İzmir İktisat Kongresine katılmalarını ister. Birlik de buna uyar. 1922 yıllarının son günlerinde İktisat Vekaleti bütün illere bir genelge göndererek İzmir'de toplanacak bir İktisat Kongresi için hazırlıklara başlanmasını ister. Kongreye her kazadan 8 delegenin katılması öngörülür. Delegeler mesleki temsil ya da sınıf esasına göre seçilecekti. kongre sırasında, çiftçi, sanayici, tüccar ve amele olmak üzere dört grup halinde çalışma yapıldı.

Ancak delegelerin seçilmesinde sözü edilen sınıf temsili hiç bir biçimde gerçekleşmedi. Büyük toprak sahipleri ve ticaret burjuvazisi örgütlü olarak kongreye katılırken, yüksek bürokratların da bir kısmı çeşitli tabakaları temsilen delege olabilmişti. İstanbullu amle
delegelerin seçilmesinde etkili olan İstanbul Amele Örgütü aslında Milli Ticaret Birliginin paravan ve kukla bir örgütü idi. Örnegin romancı Aka Gündüz Kütahya amele delegesi olarak kongreye katılmış ve kongre başkan yardımcılıgına getirilmişti.

KOngre çeşitli grupların İktisadi esaslarının yanısıra Milli Türk Ticaret Birliginin yabancı sermaye ile ilgili görüşlerini benimsedi. Bu kararlarda yabancı sermayenin ülkeye giriş koşulları belirtildikten sonra, yabancı sermayeyi ortaklıga yöneltecek tedbirler
getirilmektedir. İzmir'de toplanan İktisat Kongresi'nde esas olarak liberal bir kalkınma yolu benimsenmiştir. Devlet özel sektörü destekleyerek gelişmesini saglayacak, alt yapı tesislerini kuracak ve özel sektörün gücünün yetmedigi alanlarda yatırım yapacaktır. Olabildigi ölçüde piyasa ekonomisi koşulları benimsenmeye çalışılmıştır.

Kısaca Kongre toprak sahiplerinin ve ticaret burjuvazisinin etkinligi altında geçmiştir. Örnegin tarımda çalışan kesim işçi statüsünde sayılmamıştır. Amele delegelerin iş kazasına ugrayan işçilerin zararının işveren tarafından karşılanma önerisi diger grupların oylarıyla reddedilmiştir. Sendika hakkı tanınmalıdır denmişse de bu 1940 lara kadar yürürlüge girememiştir.

1931 yılına kadar izlenecek ekonomil politika bu KOngre tarafından çizilmiştir denebilir. En önemli kararlar şöyle özetlenebilir : ( Vikipedi den )

1. Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması ,
2. El işçiliğinden ve küçük imalattan süratle fabrikaya veya büyük işletmeye geçilmelidir,
3. Devlet yavaş yavaş iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektörler tarafından kurulamayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır.
4. Özel teşebbüslere kredi sağlayacak bir Devlet Bankası kurulmalıdır.
5. Dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gerekir.
6. Yabancıların kurdukları tekellerden kaçınılmalıdır.
7. Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır.
8. Demiryolu inşaat programına bağlanmalıdır.
9. İş erbabına amele değil, işçi denmelidir.
10. Sendika hakkı tanınmalıdır.


saygılarımla

prometheus4517
05-09-2008, 16:59
imhotep ve pante arkadaşlar yazılarıyla geniş bi rperspektiften yaklaşmışlar. teşekkürler. ama vgm arkadaşa teşekkür etmeden önce birşey söylemek istiyorum.:

"Kısaca söylemeye çalıştığım Kemalizm bir sosyalizm, kapitalizm, feodalizm, komunizm gibi üretim ilişkilerini işaret etmez, edemez yoktur çünkü, Kemalist üretim ilişkileri nedirin yanıtı varsa buyurun yazın."

demişsiniz.

Öncelikle şunu iyi idrak etmek gerekiyor. Kemalizm savaş meydanlarında doğmuş, pratikle yorulmuştur. Ona bu ismi veren düşmanlarıdır. Uluslararası arena da atatürkçülük diye birşey yoktur. Kemalizm vardır. Nitekim Condalezza Rice da Türkiye yi kemalizmden koparmadıkça zaptedemeyiz demiştir.

Sosyal demokrasi ile bağdaştırılmaya çalışıldığını görüyorum. Ve üzülüyorum. Sosyal demokrasi batının sosyalizmi yumuşatıp kendi içindeki muhalifleri susturabilmek için çıkardığı birşeydir. Ona rağmen ingiltereyi, fransayı, almanyayı sosyaldemokratlar yönetir ve bu ülkelerin ne kadar emperyalist olduklarını tartışmaya gerek yok zannedersem.

atatürk ve birçok yakın arkadaşı ta harbiye yıllarından sosyalizmle tanışmış onu benimsemiz ve kendi yollarına kullanabilecek şekilde özümsemişlerdir. nitekim altı ilkenin üçü sovyet devriminden üçü fransız devriminden alınmıştır. meclis modelimizde bulgar halk senatosundan alınmıştır. yani kimse yoktan birşey var etmemiştir. yoktan varedilen tek şey zaferdir. dünyanın çıldırmışlar bunlar manyak dediği adamlar başarılarını onların suratına tokat gibi çarpmışlardır.

sosyalist olmak utanılacak birşey değildir. aksine övünç duyulacak birşeydir. ama sosyalist olmak adına atatürke saldırmak kendi bindiği dalı kesmektir. nitekim sosyalizmin bu topraklarda yeşerebilmesini sağlayan da 6 ilkedir. bu ilkelerin hepsi de ekonomik model olan karma ekonomi üzerine yani devletçilik üzerine gelişir. sayın vgm den yaptığım alıntıya cevap buraya kaymış oldu. izmir iktisat kongresinde sosyalizmin veya kapitalizmin bu topraklarda kendiliğinden oluşmasının mümkün olmadığı görüldüğü için devletçi bir yapıya gidilmiştir. bakınız atatürk'ü diktatörlükle suçlamadan önce şuna dikkat etmelisiniz. bütün kararlarını çevresiyle tartışarak vermiştir. sonuçta ondan lenin kadar sosyalist olmasını bekleyemezsiniz. lenin de hayranlık duyduğum liderlerden birisidir. ama ayaklarımız kendi toprağımıza fikirlerimizde tarihimize basmalıdır. leninin kendi sözüdür. devrimi halk yığınları değil profesyonel devrimciler yapar. atatürkde bir profesyonel devrimcidir. ve ilkelerine devrimciliği eklemiştir. gerçek türk milliyetçiliği hiçbir dönemde kafataşçı olmamıştır. hep sosyalisttir hep devrimcidir. namık kemale yusuf akçuraya bakınız. bu adamlar kelle keserek dolaşıp trilyonları cukka etmemiştir. hayatları sürgünlerde geçmiştir. şiirlerini yazılarını okuyunuz. karşı olsanız bile okuyunuz.

ve tekrar ediyorum en önemlisi: sosyalizm rusyaya özgü birşey değildir. bu yanlışa düşmeyelim. her memleketin kendine öz bir sosyalist yapısı olacaktır. bu olacaktır. çünkü dünyanın gittiği nokta budur. lenini a dan z ye bilmek sizi sosyalist yapmaz. eğer üzerinde yaşadığınız memleketi kanla sefaletle kuran bir lidere saygısızlık edecekseniz seddin sene sosyalist olamazsınız.boşuna uğraşmayınız. lenine hayran olunuz hayran oluncak işler yapmıştır. ama mustafa kemalinde ondan aşşağı kalır yanı yoktur. fazlası vardır. mao aynı şekilde. onlarca lider sayabiliriz. birçok sosyalist devrimci lider atatürke hayranlığını her fırsatta dile getirir. siz dile getirmiyorsanız bile nerden ne çıkarırım diye uğraşmadan bilimsel gözle inceleyerek eleştiriniz.

yukarıda söylendiği gibi lenin ne kadar leninist ise mustafa kemal de o kadar kemalisttir.
ve emperyalizmin bağrına saplanan bir bıçaltır. emperyalist oyunlara alet olmayalım.

imhotep
05-09-2008, 19:31
Teşekkürler prometheus, İzmir İktisat Kongresi hakkında söyleyeceklerimi sen söylemişsin zaten.

Daha önce de belirttim. Kemalizm bir pratiktir. Medyumvari bir şekilde teori yazmaz. Uygular, olursa olur olmazsa olmaz. Nitekim liberal ekonomi de bu çerçevede uygulanmıştır. Bu, Mustafa Kemal'in isteğiyle de olmamıştır. Özellikle başta o Manisa delegesi, Kongre başkanı olan zatın bulunduğu liberal kanadın bastırmaları sonucunda olmuştur.

İşin sonunda görülmüştür ki liberal ekonomi bizim gibi kapitalistleşmemiş, sanayileşmemiş mazlum milletlerde işe yaramamıştır. Ondan sonra da Devletçilik olanca hızıyla uygulanmıştır.

Bundan daha materyalist, bundan daha gerçekçi bir yol olabilir mi?

Olaya klasik Batılı ideolojiler kalıplarından bakarsanız Kemalizm'i anlayamazsınız. Bir de Üçüncü Dünya'cı bakmayı deneyin.

Saygılar

imhotep
05-09-2008, 20:09
Bizim hedefimiz Devlet Sosyalizmidir.
Hakimiyeti Milliye Gazetesinde Hüseyin Garıp imzalı 6-8 Mart 1921 tarihli bir röporaj, Devlet Sosyalizmi konusuna Gazi tarafından bir açıklık getiriyor;

Sağa mı? Sola mı? Nereye Gideceğiz? Herhalde sağa değil. Çünkü insanlar fikirleriyle halsiyetleriyle, ilimleriyle devamlı olarak aksi istikameti takip ediyorlar. Eski tarihin insanlığı kendi kendine bağlayan bağları, bilhassa Umumi Harb'in yaptığı büyük sarsıntıdan sonra, büsbütün gevşedi. Ve sola doğru, bazı memleketler seri ve hamleli, bazı memleketler de yavaş ve temkinli bir yürüyüş başlattı.

Şüphe yok, insanlığın düşünüş tarzı, çok derin ve esaslı bir inkılap devresindedir. Bir taraftan krallar, imparatorlar, sağ kanatta merkez partileri ve mutlakiyet parlamentoları zayıflıyor. Diğer tarafdan sosyalistler, hak taraftarları, halkçılar kuvvet kazanıyor. Bu değişim karşısında Türkiye ne tarafa dönecek?


Üretim ve üretim vasıtaları bireysel vasfı kaybederek ortak olmaktadır. Fakat onların mülkiyeti bu gelişmeye tabi olarak ortak olamamış, bireysel ve kişisel kalmıştır. Cihan inkılabı işte bu son gayri tabiilikten çıktı. Bu ihtilalin müdafa ettiği dava şudur: "Üretim ve üretim vasıtalarını gelişme ortak bir hale getirdi bu ortak mesai ve teşkiletın menfaatı da ortak olmalı, şahis olmamalıdır. Hiç şüphe yokki bu dava haklıdır. Çünkü üretim müesseselerinin şahıslar elinde kalması, makineler sayesinde çoğalması lazım gelen refahı akamete uğratıyor. Fabrikatörler çağunlukla insanlara faydalı olan şeyleri değil, çok para eden maddeleri üretmeye çalışıyor. Tacirler, staklarını memleketin muhtaç bölgelerine değil, çok para eden bölgelerine taşıyorlar. Bankalar sermayeleri, insanları sefaletten kurtaracak zeminlerde, insanların hayrı için değil vurgunculuğun çok olduğu yerlerde sarrafların mefaatleri için işletiyorlar..Atatürk Hakimiyeti Milliye gazetesinde 24 Ekim 1920 tarihli yazısında şunları söylüyor;

Mesleki Temsil, Avrupa’da yoktur.Çünkü Avrupa, demokrasi sistemi üzerinde duruyor.Rusya’da ise hususi bir şekilde vardır.Yani mesleki temsilin esası ve sebebi olan mesleki teşekkül mevcuttur ve büyük bir süratle gelişiyor.

Mesleki Temsil demek, Türkiye’de mesleki teşkilatı süratle vücuda getirmekten ibaret geçici bir tedbirdir.Esası, memleket işlerinde hakiki, milli ve bilhassa salim bir tarzda ‘’emek’’ düsturunu hakim kılmaktan ibaret olan sosyalizm, yani komünizmdir.


Memlekette her şeyden evvel emeği hakim kılmak , zararlı mücadeleleri ve bilhassa bürokrasi tahakkümünden ibaret olan hükümet kuvvetlerini ortadan kaldırarak, bütün kudret ve salahiyeti halkın çalışan kısmına vermek lazımdır.Ancak emek erbabı, yeni tabiriyle emekçiler, genel hizmetler meselelerinde cahil bulunmaları hasabiyle iyi kullanamayacakları için süreç gerekmektedir.Mesleki Temsilin düzenli uygulanması durumunda sosyalizm kaidelerinin bütün esaslarının, memlekette kolaylıkla ve verimli bir surette tatbiki mümkün olacaktır.


Mesleki Temsil, zaruri olarak tamamen komünist bir programın parçasıdır.Bunu müdafaa edenler, memleketin ancak sosyalist-komünist bir programla idare edilebileceğine kanidirler.


Mesleki Temsilin başlı başına bir program ve bir hükümet tarzı değil, beklide aslında genel manadan bağımsız bir alet ve vasıta olduğunun en büyük bir delili de, bunun en komünist bir tarz için bir alet olduğu kadar, aristokrat temsil tarzı için de bile alet olabileceği hakikatidir.Biz bu usulün, yahut daha doğru bir tabir ile bu aletin, memlekette tamamen ‘’komünist’’ bir idare için kullanılmasını istiyoruz ve tamamen kani buluyoruz ki, bu alet bizi istediğimiz gayeye götürecektir.Hakimiyeti Milliye gazetesi Kemalizm'in Sosyalist yönünü görmek için iyi bir kaynak.

Mustafa Kemal'in daha öğrencilik yıllarında "Evvela Sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı" cümlesini sarfettiğini de hatırlatalım.

Saygılar

evrensel-insan
05-09-2008, 20:10
Saygideger arkadaslar;

Benim algima gore, kemalizm; ulusal milliyetciliktir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

pante
05-09-2008, 20:22
Şimdi kalkıp Sosyal Demokrasi ile Kemalizm arasında köprüler kurmanın ne anlamı var?


O köprüler kurulduysa Atatürk tarafından kurulmuştur İmhotep.
Kendin Sosyalizme yakın düşünebilirsin ama Kemalizm'i sosyalizme yakın düşünemezsin.
Bu tür yanılgılara düşülebileceğini düşündüğüm için "Kemalizm" sözcüğünün 1930-1935 arası gelişimini yazdım.
Dikkat ederseniz o yazıda ülkücülerle, Marksist kadrocular Atatürk tarafından tasfiye edilmiştir.

Kemalizmle sosyalizmin ortak tarafı antiemperyalistlik ve ulusal demokratik devrim olabilir.
Ama ekonomik sistem olarak Kemalizm karma ekonomiden yanadır.
Üretim araçlarının devletleştirilmesini, burjuvazinin tasfiyesini, mülkiyetin kaldırılmasını öngörmez.

Sosyal demokrasi ile bağdaştırılmaya çalışıldığını görüyorum. Ve üzülüyorum. Sosyal demokrasi batının sosyalizmi yumuşatıp kendi içindeki muhalifleri susturabilmek için çıkardığı birşeydir. Ona rağmen ingiltereyi, fransayı, almanyayı sosyaldemokratlar yönetir ve bu ülkelerin ne kadar emperyalist olduklarını tartışmaya gerek yok zannedersem.


Kemalizm = sosyal demokrasi dediğimiz sanılmasın.
Kemalizm'in uyumlu olabileceği ideolojidir sosyal demokrasi.
Sosyal demokrasiden de CHP'yi kastettiğimiz sanılmasın, ki CHP bu çizgiden çok uzak kalmıştır.

Tam bağımsızlıktan, özgürlükten, ulusal birlikten, laiklikten, devletçilikten ve devrimcilikten ödün vermeyecek Kemalistler eliyle uygulanacak ya da kontrol ve denetiminde olacak bir sosyal demokrasi emperyalistlerin, kapitalistlerin, işbirlikçilerin yörüngesinde olmaz.

Bu konuda Emre Kongar'ın bir yazısı var.

http://www.kongar.org/makaleler/mak_ke.php

imhotep
05-09-2008, 21:25
Atatürk ne zaman kurmuş bu köprüleri? Neden Sosyal Demokrasi'ye hiç değinmemiş de ısrarla Sosyalizm-Komünizm üzerinden konuşmuş?

Üretim araçlarının devletleştirilmesini, burjuvazinin tasfiyesini, mülkiyetin kaldırılmasını öngörmez.

O dönemde herşeyden önce burjuva yoktur. Ufak çapta üç-beş zengin aile vardır onlar da genelde yabancılardır. Mustafa Kemal dışarıdan aldığı kısıtlı kredinin de tamamını bu mülklerin devletleştirmesi için harcamıştır. En basitinden demir yolları bu şekilde devletleştirilmiştir.

Şimdi kalkıp olmayan burjvayı tasfiye etmedi diye mi yargılıyorsunuz? Bence yanılıyorsunuz.

Tam bağımsızlıktan, özgürlükten, ulusal birlikten, laiklikten, devletçilikten ve devrimcilikten ödün vermeyecek Kemalistler eliyle uygulanacak ya da kontrol ve denetiminde olacak bir sosyal demokrasi emperyalistlerin, kapitalistlerin, işbirlikçilerin yörüngesinde olmaz.

Niye sosyal demokrasi de sosyal demokrasi bunu anlayamıyorum. Sosyal demokrasi ile Kemalizm'in en basitinden çıkış itibariyle birbiriyle uyumlu olamayacağını söylemiştim. Hem sosyal demokrasi oldum olası emperyalisttir. Aklamaya çalışmanın bir anlamı yok.

Saygılar

pante
05-09-2008, 22:00
1919-1922 arasında bir Bolşevik rüzgarı esiyordu.
O sıra kimler kapılmamıştı ki buna. Kazım Karabekir dahi kapıldıktan sonra..

1920-1921 örnekleri yanıltıcıdır.
Sadece ideolojik konularda değil, birçok konuda.
Baz alınacak görüş ve düşünceler cumhuriyetin kuruluşundan, ilk devrimlerden sonraki yıllardır. Özellikle 30'lu yıllar.

"Burjuvazinin tasfiyesini öngörmemiştir" dedim.
Kaldırmasından sözetmedim.
Zaten milli burjuvaziyi oluşturma çabasındaydı.
varolan da cılız bir burjuvaziydi.
Ama ideal olarak ileri yıllarda tasfiyesini öngörmemişti.
Böyle bir ideoloji sunmamıştı.

1920'li yıllarda milli sırlara sahip olan Atatürk, 1930'larda çok daha açık hareket ediyordu. Sosyalizmi düşünseydi, 30'lu yıllarda bir kez olsun ağzına alırdı.
Almamıştır, düşünmemiştir.
O, kapitalizmle sosyalizm arasında bir sistem yürütmeye çalışmıştır.

imhotep
05-09-2008, 22:31
Klasik manada bir sosyalizm düşünmemiştir doğru. Bolşevizmin Rusya'nın egemenliği olacağını düşünmüştür. Tam bağımsızlıkçı olduğu için de dillendirmemiştir.

Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz demiştim daha önce. Mustafa Kemal'in devrimlerine bir bakınız. Kapitalizm-Sosyalizm ikilisinin hangisine dahil edersiniz? Hem halkçı, hem cumhuriyetçi, hem devrimci, hem milliyetçi, hem devletçi, hem laik olan hiçbir kapitalist ideoloji duydunuz mu?

Son olarak, Mustafa Kemal kimleri burjuva olarak yaratmıştır?

Saygılar

pante
05-09-2008, 22:59
Son olarak, Mustafa Kemal kimleri burjuva olarak yaratmıştır?

Vehbi Koç - Bakkallıktan inşaat sanayiciliğine.
Şakir Zümre - Milletvekilliğinden Madeni eşya sanayiciliğine.
Nuri Paşa (Enver paşa'nın kardeşi) - Ordu siparişleriyle sanayici olmuş.
Bezmenler-Mensucat Santral
Emekli miralay Hakkı Bey - Yakup Kadri karaosmanoğlu'nun "Ankara" romanından
yeni yetme burjuva
Milletvekili Murat Bey - " " " " "

Daha fazlasını Türkiye'nin Düzeni - Doğan avcıoğlu'ndan okuyabilirsiniz.

imhotep
06-09-2008, 03:01
Marksist teori sosyalist mücadeleyi emek-sermaye çelişkisi ve bunun uzantısı olarak da burjuvazi ve işçi sınıfı arasındaki mücadele olarak ortaya koyar.

Lenin ise Marksist teoride önemli bir düzeltmeye girişir ve işçi sınıfı ve burjuvazinin mücadelesinin yanına ezen-ezilen uluslar mücadelesini koyar. Aslında bu Marksizmin aşılması için önemli bir fırsattır ama bu düzeltmeyi yapan Lenin bunu Marksiz-Leninizm olarak yine Marksizm içi bir çerçevede tanımlar. Böyle olunca da Marksizmin enternasyonal yönelimini aşmak mümkün olmaz. Marks’ın göremediği, Lenin’in ise formüle edip teorileştiremediği gerçeklik tarihin ezen ve ezilen milletler arasındaki mücadele olduğudur. Atatürk ise bu karşıtlığı çözen ilk devrimcidir.

Ancak Kemalizmi sosyalizmden ayırma gayretindeki çevreler yine de ısrarla Kemalizmin sınıf mücadelesine ve üretim araçlarının ortak mülkiyetine dayanan bir rejim kurmadığını söyleyerek onun solculuğunu reddetmeyi tercih ettiler.

Burada temel yanlışlık ulusal kurtuluş mücadelelerinin doğru değerlendirilememesidir. Mustafa Kemal’in başlattığı Ulusal Kurtuluş Savaşlarının niteliğini değerlendirme konusunda yaşanan sıkıntı günümüze gelindiğinde Ulusal Kurtuluşçuluğun tümüyle reddedilmesi gibi ciddi bir yanlışa da kapı araladı.

Lenin, Ulusal Kurtuluş Savaşlarının ilerici karakterini ve antiemperyalist yönünü doğru kavrayarak bu hareketlerin desteklenmesi çağrısında bulunmuştu. Bu ise Marksist teorinin sınıf mücadelelerine dayanan anlayışının dışında bir kabule dayanmaktaydı. Zira Bağımsızlık Savaşları antiemperyalist ve halkçı niteliklerine rağmen sınıf mücadelesi temelinde ilerleyen mücadeleler olarak görülmemekteydi. Ama ortada emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkan devrimler vardı ve Ulusal Kurtuluş Savaşları da bu niteliği dolayısıyla proleter devrimlerin destekçisi olarak tarif edilip desteklendi.

Fakat ortada önemli ve açıklanamamış bir durum vardı. Ulusal Kurtuluş Devrimleri madem sınıf mücadelesinin dışındaydı ve tarih de sınıf mücadeleleri tarihiydi, o halde bu devrimler tarihin dışında mıydı?

Bu karşıtlığı gidermek için bir ara formül bulundu: Marksist Burjuva Demokratik Devrim tezi emperyalizm çağına uyarlandı ve ortaya Milli Demokratik Devrim tezi çıktı. Bu ülkemizde de iyi bilinen 68’in Milli Demokratik Devrim tezidir. Bu tez ışığında da o dönemde Kemalizm ve Marksist-Leninist anlayış birarada ve birbirleriyle çatışmadan savunulabildi. Bugün gelinen nokta ise Milli Demokratik Devrim tezinin aşılmasını geçtik, bunun bile çok uzağına düşmüş, Kemalizmi, milliyetçiliği, antiemperyalizmi ve halkçılığı reddeden bir solculuk peyda oldu yazık ki.

Mustafa Kemal gerçekten de kendisini o dönemde sosyalist anlayışla özdeşleşen Bolşevizmle tanımlamamıştı ancak bütün bunlar Kemalizmin Türk sosyalizminin ta kendisi olduğu gerçeğini görmemize engel olmamalı. Atatürk’ün antiemperyalist ve antikapitalist halkçı bir devrim gerçekleştirirken ele aldığı temel gerçek Türk Ulusu’nun emperyalizme karşı mali, kültürel, askeri her alanda tam bağımsız olarak yaşamasıydı. Dolayısıyla Türk devrimi ve onun ideolojisi olan Kemalizm, kendisini doğrudan emperyalizme ve kapitalizme karşı konumlandırmaktaydı ve bu da sosyalizmden başka bir şey değildir.

Peki bu gerçek neden bir türlü kabul edilmemektedir?

Şabloncu anlayışın sınıf mücadelesine sıkışıp kalan bakışı içinde kavranamayan şey ulusal bağımsızlık kavgası veren ülkelerde gerçek anlamda gelişmiş bir proleteryanın ve burjuvazinin bulunmuyor oluşudur. Sınıflar elbetteki vardır ancak bu sınıfların henüz bir sınıf devleti kuracak derecede etkin bir iktisadi ve siyasi gücü yoktur. Burada şabloncu anlayışın önerebileceği tek şey kapitalizmin ilerletilmesi olmaktadır. Böylelikle güçlü bir işçi sınıfı ve burjuvazi ortaya çıkacak ve bunlar kavgaya tutuşup sosyalizmi mümkün hale getirecektir.

Bu ekonomist anlayış ezilen ülke devrimcilerine kapitalizmi geliştirmeyi önerirken, şablonlardan değil mücadeleden öğrenen ezilen dünya devrimcileri kapitalizmi kurmak yerine kendi ülkelerine özgü sosyalizmi kurmaya yönelirler ki, ulusal kurtuluş mücadelelerinin hedefi ve vardığı yer de her zaman bu olmuştur. Hangisinin gerçek sosyalist tavır olduğunu, isterseniz yine de tartışabilirsiniz.

Bu tür bir sosyalizm ise Atatürk’ün yaptığı gibi bütün ezilen halk kitlelerini emperyalizme karşı milliyetçilik temelinde birleştirir. Bunun için de kurulan partinin adı işçi sınıfı partisi değil Halk Partisi olmuştur.

Emperyalizm ulus devletleri sömürmeye çalışırken karşısında ulusları bulur. Ulusların emperyalizme direniş ideolojisi ise milliyetçiliktir.

Atatürk’ün Altı Ok olarak sistematikleştirdiği ideoloji içinde milliyetçilik emperyalist egemenliğe, halkçılık kapitalist sömürüye, laiklik ise dinci gericiliğe karşı eşit ve özgür bir toplum yaratma projesidir. Kemalizm de tam olarak budur.

Saygılar

Squall
06-09-2008, 04:13
"Şabloncu anlayışın sınıf mücadelesine sıkışıp kalan bakışı içinde kavranamayan şey ulusal bağımsızlık kavgası veren ülkelerde gerçek anlamda gelişmiş bir proleteryanın ve burjuvazinin bulunmuyor oluşudur. Sınıflar elbetteki vardır ancak bu sınıfların henüz bir sınıf devleti kuracak derecede etkin bir iktisadi ve siyasi gücü yoktur. Burada şabloncu anlayışın önerebileceği tek şey kapitalizmin ilerletilmesi olmaktadır. Böylelikle güçlü bir işçi sınıfı ve burjuvazi ortaya çıkacak ve bunlar kavgaya tutuşup sosyalizmi mümkün hale getirecektir.

Bu ekonomist anlayış ezilen ülke devrimcilerine kapitalizmi geliştirmeyi önerirken, şablonlardan değil mücadeleden öğrenen ezilen dünya devrimcileri kapitalizmi kurmak yerine kendi ülkelerine özgü sosyalizmi kurmaya yönelirler ki, ulusal kurtuluş mücadelelerinin hedefi ve vardığı yer de her zaman bu olmuştur. Hangisinin gerçek sosyalist tavır olduğunu, isterseniz yine de tartışabilirsiniz.

Bu tür bir sosyalizm ise Atatürk’ün yaptığı gibi bütün ezilen halk kitlelerini emperyalizme karşı milliyetçilik temelinde birleştirir. Bunun için de kurulan partinin adı işçi sınıfı partisi değil Halk Partisi olmuştur.

Emperyalizm ulus devletleri sömürmeye çalışırken karşısında ulusları bulur. Ulusların emperyalizme direniş ideolojisi ise milliyetçiliktir.

Atatürk’ün Altı Ok olarak sistematikleştirdiği ideoloji içinde milliyetçilik emperyalist egemenliğe, halkçılık kapitalist sömürüye, laiklik ise dinci gericiliğe karşı eşit ve özgür bir toplum yaratma projesidir. Kemalizm de tam olarak budur."

Harika özetlemişşsin dostum..tebrik ederim

prometheus4517
06-09-2008, 11:06
Saygıdeğer dostlar,

imhotep arkadaşa çok teşekkür ediyorum. düşündüklerimi özetlemiş. ben burada okurken aklıma gelen bazı şeyleri yazacağım.

bence bu tartışmadaki en önemli sorun sosyal demokrasinin algılanmasıdır. arkadaşlar önce de söyledim sosyal demokrasi 60ların ve 70lerin gençlik ve işçi hareketlerinden sonra batıda hükümranların hükümranlıklarını korumak için kurdukları bir fason ideolojidir. incelerseniz kapitalizmden yana olduğunu görürsünüz. hatta bazı ülkelerde direkt olarak başkanlığa bağlı istihbarat birimleri tarafından sosyal demokrat partiler kurulmuştur. bu konuyu aşmamız lazım. sosyal demokrasi diye bir model dünya üzerinde kapitalizmden ve emperyalizmden başka hiçbir ideolojinin işine yarayamaz. doğasında yoktur. teorisini ortaya atanlar avrupanın emekli generalleri devlet adamları istihbarat birimleri ve aristokrat burjuvazisidir. gerçekten duygusal yaklaşmayarak bunu aşmamız lazım. çünkü zihnimizi bulandırdığını görüyorum.

ikinci olarak ezilen ve ezen halklar konusu. mustafa kemal yaptıkları işlerin ezilen halklara örnek olacağını hep biliyordu. bunu çanakkalede harita üzerinde anadoluyu bir koçbaşı olarak niteleyerek komutanlara da anlatmıştır. ezilen ülkelerin ezen ülkelere ilk tokadı atan koçbaşısı. mücadele birinci dünya savaşı sırasında anadolu topraklarında emek sermaye çatışması olarak değil, ezilen ulus ve ezen düşman ekseninde gelişmiştir. bunu kabul etmek zor olmasa gerek. burjuvazi dediğiniz düyun-u umumiyenin zenginleştirdiği rum çerkez ermeni tacirlerdir. piyasayı rumlar ermeniler yönetir. türk burjuvazisi diye bir burjuvazi yoktur. onu bırakın orta sınıf bir türklerden bile bahsetmek abesle iştigal olacaktır. eğer ordu mensublarını ve devlet memurlarını orta sınıf olarak görüyorsanız o başka. o zamanda derimki yıllarca maaşını alamayan orta sınıf mı olur? yoksa alt sınıf mı?ordunun bile alt sınıf olduğu bir ortamda siz sosyalizm adına atatürke saldırmak için kalkmış diyorsunuz ki özel mülkiyeti kaldırmadı. şunu düşünelim arkadaşlar tarihi değerlendirirken şu anki düşüncelerimizle birikimimizle değerlendirmeyelim.

anadolunun dört bir tarafını düşman işgal etmiş. halk kendi bahçesine bağına tarlasına gelene kadar düşmana karşı koymuyor. istanbuldan fetvalar yağdırılıyor. yunan askerleri islamın askeridir. dokunmayasınız diye. şimdi burada bir durup düşünmek lazım. önyargılardan arınmış olarak. siz bu adamların bağını bahçesini tarlasını kurtardıktan sonra tekrar elinden mi alacaksınız. o zamanın insanı bu gözle bakar. ve yunan tarafında sana karşı savaşır. derki kemalist çeteler benim malıma mülküme göz dikmiş. yunan en azından ona dokunmuyo. değişen ne varsın yunan yönetsin bizi der. o zaman ne zor şartlarda mücadele verilmiş bilmek lazım. sosyalizm adına mustafa kemale saldıran arkadaşların şu çılgın türkler ve dirlişi okumasını şiddetle tavsiye ederim. okudularsa iki kez daha okusunlar. yetmiyosa o dönemi araştırmaya koyulsunlar. rahat evinizde notebooklarınızla sıkmaya benzemez öyle yok efendim özel mülkiyetmiş falan filanmış. ciddi olalım. fikir ortaya koyuyorsak adam gibi sağlam temeli olsun. daha önce de söyledim. sosyalist olmak bir onurdur fakat sosyalizm adına emperyalizme alet olmak onur kırıcı bir davranıştır.

taksim meydanındaki atatürk heykeline dikkatli bakınız atatürkün kendi döneminde dikilen ve atatürkün izninden geçen tek heykel o heykeldir. ve orda atatürkün tam arkasında bir adam var. onun kim olduğunu araştırın ondan sonra kendinize sosyalist diyin.

milli demokratik devrim ise tartışmasız ülkemiz topraklarında sosyalist devrimden çok daha kolay ve faydalı olacak bir devrim modelidir. artık bunun tartışılmasının bile gereksiz olduğuna inanıyorum..

dünyada emperyalizm ile mücadele çeşitli ideolojiler etrafında yürür. "deniz gezmiş en çok hayran olduğum liderdir" diyen hizbullah lideri Hasan Nasrallah adamlarını din savaşı cihat etrafında toplar. ve emperyalizme günümüzde en büyük darbeleri kendisi vermektedir. sovyet liderler sınıf mücadelesi etrafında toplar. o zamanın büyük bir darbesini vurur. mustafa kemal de 1300 senedir ümmet fikriyle yaşayan bir toplumu millet yapmıştır. ulus yapmıştır. türklük etrafında birleştirmiştir. ve o zamanın en büyük darbesini vurmuştır. kendinden sonra bir çok ezilen ülke aynı metodla emperyalizmi yenmiştir.

şimdi sosyalizm adına mustafa kemal e saldıranlara soruyorum:

colinn powell, condolezza rice gibi emperyalizm üstadları kendilerinin önündeki en büyük engelin ulus devletler olduğunu bunları yıkarak yerine etnik devletler kuracaklarını söylemektedirler her fırsatta. özellikle kemalizme karşı kin kusmaktadırlar.

siz ne taraftasınız?

aydoe
06-09-2008, 11:53
Biz de seninle aynı cephedeyiz prometheus,Atatürk'çüyüz ,Atatürk'ü ve Kurtuluş savaşını yaptıklarını ,yapmak istediklerini,ve ülkemizin içinde olduğu durumu görebiliyoruz.

prometheus4517
06-09-2008, 12:11
göremiyorsun demedim ki sayın aydoe. ne güzel işte. tebrik ederim. isa seni kutsasın :)

yalnız ben atatürkçülük kelimesini kabul etmiyorum. sonradan üretilen ve kemalist hareketin doğasına aykırı işler yapan bir ideoloji oldu çıktı. kemalist kelimesi hala saflığını koruyor.

imhotep
06-09-2008, 13:41
Sevgili prometheus bu konu da tartışmalıdır aslında.

Kemalist cenahtan bir kısmı Kemalist isminin Kemalizm düşmanları tarafından verildiğini düşündükleri için bu isme karşı çıkmakta, kimisi de Karlizm mi Marksizm mi gibisinden bir mantık kurup doğru olanın Atatürkçülük olduğunu ifade etmekteler. Atatürk sözcüğünün onun devrimci kişiliğinin sonucu olarak verildiğini de anımsatarak Atatürkçülüğü tercih etmenin daha doğru olacağını belirtmekteler.

Benim şahsi görüşüm, Kemalizm'in hem uluslararası literatüre geçmiş olması sebebiyle hem de tarihimiz Atatürkçüyüm diyerek Atatürk'e yapılan ihanetlerle dolu olduğu için Kemalizm sözcüğünün uygun olduğudur. Aslında bu uygun sözcüğü bulmak bize de düşmez. Nitekim, tabiri caizse babalar gibi "Kemalizm Prensipleri" ifadesi durmaktadır 35 Kurultayı tutanaklarında. Hazır yeri gelmişken metni aynen aktarayım;

Cumuriyet Halk Partisinin programına temel olan
ana fikirler, Türk devriminin başlangıcından bugüne
kadar yapılmış olan işlerle yalın olarak, ortaya kon-
muştur.

Bundan başka, bu fikirlerin başlıcaları, 1927 yılında
parti kurultayınca da kabul olunan tüzüğün genel esas-
larında, ve, genel Başkanlığın, aynı kurultayca onanmış
olan bildiriğinde, ve 1931 kamutay seçimi dolayisile
çıkarılan bildirikte saptanmıştır.

Yalınız bir kaç yıl için değil, geleceği de kapsayan
tasarlarımızın ana hatları burada, toplu olarak yazılmıştır.

Partinin güttüğü bütün bu esaslar, Kamâlizm prensip-
leridir.

Saygılar

spartacus
06-09-2008, 14:05
Marksist teori sosyalist mücadeleyi emek-sermaye çelişkisi ve bunun uzantısı olarak da burjuvazi ve işçi sınıfı arasındaki mücadele olarak ortaya koyar.

Bu tespit temel önerme olarak doğru değil. Bu tespit doğru olmadığı gibi Sosyalist teoriyi ne 1960 ların çözümlemeleriyle ama nede günümüz ekonomist piyasa sosyalizmi ile ifade edemeyiz. Çelişki "üretimin toplumsallığı ile mülkiyetin bireyselliği" çelişkisidir. Kişinin neyci olduğu yada olmadığı, bu çelişkinin neresinde olup olmadığı, böylesine nesnel bir çelişki için hiç bir anlam ifade etmeyecektir. Hatta salt işçi yada burjuvaya da indirgenemeyecek tarihsel-nesnel bir çelişkidir. Bu çelişkiye rahatlıkla ağa-maraba ve yine rahatlıkla köle-köle sahibini oturtabilirsiniz. Kimci olduğunuzunda bir önemi olmayacak ise, böylesi bir çelişkiye karşı ne yapılmıştır? Açılım ve çözüm nedir bunu öğrenmek gerekir. Kaldı ki bu tür çelişkiler kimsenin tekelinde olan şeyler değilse, kimsede kimseden ne amentü beklemeyi dayatabilir nede çelişkilerin üzerinden atlamışlığı götürüp aidiyet propagandasıyla kapatabilir. Şimdi bu soruya yanıt verelim. Nasıl çözüyorsunuz?

Lenin ise Marksist teoride önemli bir düzeltmeye girişir ve işçi sınıfı ve burjuvazinin mücadelesinin yanına ezen-ezilen uluslar mücadelesini koyar. Aslında bu Marksizmin aşılması için önemli bir fırsattır ama bu düzeltmeyi yapan Lenin bunu Marksiz-Leninizm olarak yine Marksizm içi bir çerçevede tanımlar. Böyle olunca da Marksizmin enternasyonal yönelimini aşmak mümkün olmaz. Marks’ın göremediği, Lenin’in ise formüle edip teorileştiremediği gerçeklik tarihin ezen ve ezilen milletler arasındaki mücadele olduğudur. Atatürk ise bu karşıtlığı çözen ilk devrimcidir.

Bu analiz fazlasıyla spekülatif ve yapay olgular üzerinde duruyor. Meseleye buradan yaklaşan birisi kaçınılmaz olarak sınıf, devlet, iktidar, sömürü, üretim, mülkiyet ilişkileri egemen ve sömürüsü altında olanı belirli bir aidiyetin(ümmet, mezhep, millet vs) belirli sınıfsal çıkarlar eliyle siyasallaştırıldığını ve bu biçimde sömürü ve egemenliğini! toplumsal bir meşruiyete dayandırdığını, ya göremiyor yada kabul etmiyor demektir. Bu paragraf için çok daha detay veriler girmek yerine bir iki örnek koymak şimdilik daha kestirme olacaktır. Devrimciliği aidiyetlerin çatış-tırıl-ması tespiti olarak görmek yada bunu ilk(!) defa tespit ediyor olmak diye ifade etmek denizi görmeden gölde boğulmak gibidir. Bir basit örnek vermek gerekirse;

Köylülerin sürekli birbirleriyle bir çatışması vardır. Öyle yada böyle buna bir çoğumuz şahit oluruz, olmaktayız. En az can yakan örneği vermek gerekirse çatışma birbirlerinin sınırlarını sürmektir. İmhotep'in tarihin ilk devrimci çözümü olarak sunduğunu sandığı şeye göre buradaki çatışmanın kökenini millet olarak mı görmemiz gerekir? Yada hoca osurursa cemaat ne yapar diyerek birazcık daha toplumsal, devlet, iktidar temelinde genişleterek bakmak mı gerekir?(sosyalist açı bu şekilde yaklaşmış, yansımayı mutlaklaştırmak yerine temel çelişkiye eğilmiştir)

Yine tarihsel olarak, günümüzden ve tespit edilmiş ilk devrimciliğimizden çok daha uzun zaman önceye dayalı bir başka örnek vermek gerekirse, Çaldıran savaşı kimin, kime karşı savaşı olmuştur! Neden?

Bir diğer örnekde Haçlı seferleri sorulabilir, yine bu seferlerde savaşların nedeni, bir ümmetin diğer ümmetlerle savaşı olarak ifade edilebilir mi?

Kısaca diyor İmhotep, devletlerin, iktidarların sebebi aidiyetlerdir. O kadar...

Ezen ezilen uluslar söylemi taaa 1900 lere gider İmhotep. Ulusların varlığı ve ulusal mücadelerin tahlili ise çok daha evvel yüzyıllara gider. Hal böyle olunca her egemen sistem belirli bir iktidar yapısı ve karakterine ihtiyaç duyar. Bu bağlamda feodal toplumsal araç ümmet iken, burjuva-kapitalist araçda tarih sahnesine millet olarak çıkmıştır. Bu aidiyetler siyasallaştırılmış ve kurumsallaştırılmıştır. İki köylünün sınırı için savaşımı, A ile B nin savaşı olarak yansıyacaktır. Bunun lamı cimi yok ancak bu yansıma ve ifade edişe temel düzeyde bir aldanımla A ile B nin savaşıdır demek mantıklı bir yaklaşım olmayacaktır. Görülen, yansıyan budur ve bunu herkes rahatlıkla görebilmektedir(yani devrimci olmaya gerek yok, görünen köy). Burada analiz bakımından önemli olan A yada B nin savaşıyor olması değil öncelikle neden savaşıyor olmasıdır. Devrimci çözüm ve yaklaşım ancak bu düzeyde sağlanabilir ve bir şeyleri değiştirmek ancak ve ancak çelişkinin ve meselenin özünün açığa çıkartılması ile mümkün olur. İşte sosyalizm diye ifade ettiğin A ile B nin savaşına bakarken, meselenin özüne inmiş ve A ve B nin çatışmasını temel düzeydeki çelişkinin bir yansıması olarak ortaya koymuştur! Anlaşılmayan budur. Ve dayattığınız ise(kemalizmin) sorunun çözümü için A yada B den herhangi birisinden yana saf tutup, bu değirmenin çarkına su taşıma, temel çelişkiye alet olma dayatımıdır. Kemalizm bu gün bunu dayatmakta ve dayatmaya devam edecektir. Burada görüldüğü gibi amaç Kemalistlerin çarpıttığı biçimiyle A yada B ye özellikle bir karşı olma, benimseyip benimsememe sorunu değildir! Aksine yaklaşım Meselenin özünedir...

çakırcalı
06-09-2008, 21:23
Dostlar, ben kendimce sıkı bir Kemalistim ve Kemalizmin en güzel açıklanmasının determinizmle olabileceğine inanıyorum. Malumunuz determinizm, bilimsel bir görüştür. Kemalizm de, "mevcut şartlarda olabileceği en mükemmel şekilde gerçekleştirmektir" diye kısa bir tanım yapmak isterim, müsaadenizle.

Saygı ve sevgilerimle...

imhotep
08-09-2008, 00:34
Spartakus'e bir kaç soru sormak istiyorum, tartışmanın netleşmesi bakımından.

Sosyalist teoriyi ne 1960 ların çözümlemeleriyle ama nede günümüz ekonomist piyasa sosyalizmi ile ifade edemeyiz. Çelişki "üretimin toplumsallığı ile mülkiyetin bireyselliği" çelişkisidir. Kişinin neyci olduğu yada olmadığı, bu çelişkinin neresinde olup olmadığı, böylesine nesnel bir çelişki için hiç bir anlam ifade etmeyecektir. Hatta salt işçi yada burjuvaya da indirgenemeyecek tarihsel-nesnel bir çelişkidir. Bu çelişkiye rahatlıkla ağa-maraba ve yine rahatlıkla köle-köle sahibini oturtabilirsiniz.

Sosyalizm için bunları söyleyebilir miyiz? O halde Şeyh Bedreddin'e ya da kullanıcı adı olarak adını aldığın Spartaküs'e de sosyalist diyebilir miyiz? Sosyalizm, Kapitalizm sonrasını ifade etmez mi Marksizme göre?

Bu bağlamda feodal toplumsal araç ümmet iken, burjuva-kapitalist araçda tarih sahnesine millet olarak çıkmıştır.

Yani, madem tarih sınıf savaşı tarihi, bu bağlamda haçlı savaşları da sınıf savaşı olarak değerlendirilebilir mi?

Saygılar

imhotep
08-09-2008, 08:55
Konu hakkında aydınlatıcı olması açısından Kemalizm'in büyük ideologlarından biri olan Mahmut Esat Bozkurt'un Marx'a bakış açısını ortaya koyan bir yazısını ekliyorum.

Geçenlerde:

"Marx"ın Kırım Savaşı,Rus-Türk Savaşı adlı kitaplarını okudum

Büyük adamın anlattıklarına bakılırsa,Türkler ona göre çok sempatiktir.
Marx,Çarları ve Çarlar siyasasını yerlerin dibine geçiriyor.
Türkleri haklı görüyor

Marx'ın hakkımızda söylediği şeyler içinde en güzeli bence şudur:
Bize yabancı olan bu adam,1854'te bugünü görüyordu.
Bundan 81 yıl önce Marx şöyle düşünüyordu:

"Bu gidişle Türkler, Avrupa'da tutunamayacaklardır.Fakat ne yapılırsa yapılsın Türk devleti ortadan kaldırılamayacaktır.Türkler belki birgün Anadolu içlerine kadar sürüleceklerdir.Fakat onlar hakiki varlıklarını orada bulacaklar;orada yeniden güçlü,kuvvetli bir Türk devleti kurulacaktır."

Görüşteki uzunluğa;

Görüşteki heybete ne dersiniz?

"Marx"ın 81 yıl önce gördüğü Türk Devleti kuruldu.Ve eli Avrupa'dadır;
"Marx"ın gördüğü devlet onun anlayışından bir farkla kuruldu.

Bu fark yeni Türk Devleti ile Avrupa'nın ve batı medeniyetinin Büyük Asya sınırlarına kadar uzanmış oralara kadar genişlemiş olmasıdır.

Türkiye bugün Asya değil,Avrupa devletlerinden sayılıyor.

"Marx",yeni Türkiye hakkındaki görüşünü bundan 81 yıl önce ortaya koydu.

81 yıl sonra bu kadarcık bir retuş:

Onun hesabına bir eksik,bir görüş eksiği sayılmaz!

"Marx"ın görüşündeki kuvvet;yeni Türkiye'nin genç yüzünde yaşıyor!

Beş sene oluyor.

"Marx"ı okuyorum.

Onu tam anladım dersem,kendi kendimi aldatmış olacağım.

Anlamaya çalışıyorum demek,daha doğru olacak gibi geliyor bana...

"Marx"ı bu kadar derin,bu kadar çetin buluyorum.

Bu beş senelik devamlı etütten önce ve sonra "Marx" filozofisi hakkında yazılmış bir çok şeyler gözden geçirdim.

Fakat?

Bir şeyin hakikatibe varmak için bu metod tehlikeli olabilir.

Çünkü:Herkes "Marx"ı bir türlü,bir başka türlü anlamaktadır.En yakın arkadaşları bile!

Şunu hemen söylemeliyim ki:"Marx"ın anlayabildiğim yerlerini çok yüksek buldum.

Baş dönmeden erişilmesi zor denecek kadar yüksek!

Nitekim:"Değer ve İş","Değer Artığı","Tarihi Maddiyetçilik","Merkezleşme" konuları,bize bütün bir insanlık tarihinin kavramını anlatıyor

Hele "sınıf kavgaları"!Hele bu konu!

Bana göre "Marx"n filozofisi bir mihenk taşına benziyor:

Tarih ona vuruldukça,insanlığın bahtı görülüyor.

İnsanlığın uzun ve derin asırlar içinde saklanan kara bahtı!...

"Marx" filozofisi,karanlıklarda kalan gerçeklerin üstüne tutulmuş bir projektördür.

Bunsuz tarihi anlamak ve görmek yolunu ben bulamadım.

"Kapital ","Marx"ın bu büyük eseri, bütün dillere çevrildi.

Onu bizim dilimizde ne zaman okuyacağız?Ne zaman göreceğiz?

Bütün bunlar için "Marx" edebiyatının dilimize çevrilmesini istiyorum.Ve bu çevirme:

Sağa ve sola doğru bulanık suda balık avlamak isteyenlerin takkesini düşürecektir.

Ortada:

Hak ve gerçek egemen olacaktır

Bizde,

"Marx"tan söz açılınca hemen komünistlik hatıra gelir

Bu kadar telaşa hacet yok!

"Marx"ın filozofluğu iktisatçı yönünden üstündür.

Ve onun bilinmemesi kültür bakımından bir eksiktir.Büyük bir eksik!

Hele devletçi rejimde!..

"Klemenso" gibi milliyetçi bir adam "Marx" hakkında şunları söyledi:

"Ben cumhuriyetçi ve demokrat olarak doğdum.Böyle öleceğim.Fakat,demokrasinin beslenmesi gereken zayıf yerlerini "Marx"tan öğrendim".

"Marx" komünisttir.

O,modern komünizmin babasıdır.

Fakat onun,ateşten okları andıran tenkitleri olmasaydı,bencil liberal demokrasinin yerinden kıpırdayacağı yoktu.

Belki hiç kıpırdamayacak,olduğu yerde çürüyecek ve çökecekti.

Bu korkunç çöküntünün altına muzdarip insanlık bir daha,baştan bir daha ezilecek,bu eziliş tarihe, yeniden bir dönüm noktası sayılacaktı.

Marx'ın birer alevden şamarı andıran tenkitleri olmasaydı.

O bu şamarlarını,liberal demokrasinin kızarmayan suratına indirmeseydi;insanlık onun elinde,liberal kapitalistlerin uşakları elinde;

İnim inim inleyecekti.

Kimbilir?!

Mahmut Esat Bozkurt (Tan,26.07.1935)

Dikkat edin. Bu sefer tarih o eleştirilen 20'li yıllar değil. Bu ifadeler 30'lu yıllarda tek de değil. Mesela Mustafa Kemal 1932 yılında bir sohbet sırasında 'Kemalizm diyorsunuz, ne demek Kemalizm?' sorusunu sormakta ve Kemalizm, Socialisme d'Etat (Devlet sosyalizmi) demektir' diye yanıtlamaktadır...'' (Reşat Kaynar, Atatürkçülük Nedir? Varlık Yay. S. 144. 1965)

1936’da yayınlanan Resimlerle Türkiye Albümü’nde “Bizim mezhebimiz devlet sosyalizmidir” denildiği de görülmektedir.


Saygılar

Squall
08-09-2008, 15:03
Emperyalizmin imparatorları neden sürekli kemalizme vurgu yapıp ondan kurtulmayı istemektedirler..sırf bu girişim bile kemalistlerin ne derece doğru yolda olduklarının kanıtıdır..

Bizim sözde solcularımızda hala tartışadursunlar kemalizm var mı yok mu diye..

spartacus
08-09-2008, 17:18
Spartakus'e bir kaç soru sormak istiyorum, tartışmanın netleşmesi bakımından.

Sosyalizm için bunları söyleyebilir miyiz? O halde Şeyh Bedreddin'e ya da kullanıcı adı olarak adını aldığın Spartaküs'e de sosyalist diyebilir miyiz? Sosyalizm, Kapitalizm sonrasını ifade etmez mi Marksizme göre?

Yani, madem tarih sınıf savaşı tarihi, bu bağlamda haçlı savaşları da sınıf savaşı olarak değerlendirilebilir mi?

Saygılar

Sevgili İmhotep zaten o paragraf bunu açıklıyor.

Sosyalist teoriyi ne 1960 ların çözümlemeleriyle ama nede günümüz ekonomist piyasa sosyalizmi ile ifade edemeyiz. Çelişki "üretimin toplumsallığı ile mülkiyetin bireyselliği" çelişkisidir. Kişinin neyci olduğu yada olmadığı, bu çelişkinin neresinde olup olmadığı, böylesine nesnel bir çelişki için hiç bir anlam ifade etmeyecektir. Hatta salt işçi yada burjuvaya da indirgenemeyecek tarihsel-nesnel bir çelişkidir. Bu çelişkiye rahatlıkla ağa-maraba ve yine rahatlıkla köle-köle sahibini oturtabilirsiniz.

Aldığın paragraf kişilerin yada ideolojilerin varlığından bağımsız, nesnel bir çelişkiyi ifade etmektedir-ki zaten belirtiliyor-. Bu çelişkiyi sosyalistlerin yada herhangi birisinin ifade etmesi bir şeyi değiştirmeyecektir. Bu çelişki nesneldir ve ortadadır sevgili İmhotep? Spartacus zamanında da vardı bu çelişki Şeyh Bedreddin zamanında da, onları var edende, ortaya çıkartanda yine özünde bu çelişki değil mi? İnsanlığın sınıflara ayrışmasını anlayabilmemiz için gitmemiz gereken yer, taaa başından mülkiyet ve üretimin insanlık tarihinde oynadığı roldür. Bu rolü çözümlersek, sınıfların nasıl doğduğu, nasıl ayrıştığını ve buradanda devlet, iktidar, ordu ve siyasal aidiyetlerin nasıl kurumsallaştığı ve ayrım oluşturduğu temellerine de erişmiş oluruz.

Şimdi sorumu yenilersem, bu sorunu nasıl çözüyorsunuz?

Üretimin toplumsallığına karşı mülkiyetin ve ürüne el koymanın bireyselliği(sahip olmanın, çıkarın) çelişkisini nasıl çözüyorsunuz?

imhotep
08-09-2008, 17:33
Yine sosyalist düzenle çözüyorum sevgili spartakus. İzmir İktisat Kongresi sizleri yanıltmasın. O liberal kanat Kemalist iktidar tarafından tamamen tasfiye edildi. Kısmi liberalizm konusunda da sorun olacağını zannetmiyorum. Bu zor durumdaki ülkeler için her zaman geçici çözüm olmuştur. Lenin'de de Nep dönemleri bizdeki 1929'a kadar süren döneme benzer. Pante'nin de saydığı bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki zengin zümre de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Hem zaten Kemalizm yapabileceklerinin hepsini yaptı gibi bir şey söylemiyorum. Kemalizm yarım kalmıştır. En basitinden Toprak Reformu gerçekleştirilememiştir.

Yani sonuç itibariyle ekonomik çözüm daha doğrusu amaç, sizin önerdiğinizden çok farklı değildir.

Saygılar

spartacus
08-09-2008, 19:09
İmhotep peki o halde, Haçlı savaşlarını soruyorsun. Evet sınıf savaşımıdır. İşin özü çıkar savaşımıdır, sınıf savaşımı temelden bir yansımadır. Çıkar kimin çıkarı egemenlerin, egemenler nasıl konumda iktidara, devlet ve kurumsal yapılara hakim, kendi mülkiyetine aldıkları üretim araçları üzerinde toplumu çalıştırmaya ve ürünlere sahip olmaya hakim. Yani düşünün bir toplum üretiyor azınlık bir kesim ürünlere sahip oluyor ve onları çıkarları temelinde kullanıyor. Daha çok torpak daha verimli ve daha çok sömürü nasıl sağlanacak peki? İnsanlar ne ile ve nasıl kandırılıyorsa, onunlada savaşa yollanır. Olay bu kadar basittir.

Şimdi nasıl ki alt düzeyde bizim köylümüz birbirlerinin sınırını sürüyor ise, sömürü ve egemen sistemlerde de ülke azınlığın tarlası biçimindedir. Bir yerde devlet, iktidar, üst yapı(din, eğitim, anlayış, AİDİYETLER vs), ordu, hukuk azınlığın hem meşruiyeti ama hemde garantisi ve sömürünün(üretimin) sürekliliğinin bir teminatı konumundadır. Bu haldeki egemenlerin birbirleri ile çıkar savaşı kaçınılmazdır. Birbirlerinin sınırlarını sürecek, birbirlerinin sınırları ve sömürüsüne göz dikecek, mal ve mülküne ve hakimiyet alanına yenilerini eklemek için çalşılacaktır. Yani egemen ve yöneten azınlık, serveti elde edip, toplumsal ürüne el koyup zenginliğe erişince tamam artık diyerek durması olası bir sınıf değildir. Nasıl ki bir köylünün daha fazla arazi arzusu ve çabası var ise, en üst düzeydeki mülk sahibininde daha fazla sömürü, daha geniş hakimiyet ve iktidar alanı arzusu vardır. Bu bastırılması mümkün olmadığı gibi egemen sınıfın bir kaygısıdırda.
Nasıl ki basit bir köylü ürününü kuşlara karşı korumak için korkuluk dikecektir, nasıl ki diğerlerinden yerini ayırmak ve korumak için sınır koyacaktır!, egemen olan azınlıkda, tükürseler boğulacak olan o büyük kasabalığa karşı ve ürününü ve malını ve iktidarını ve sömürüsünü korumak, yine diğer mülk sahibi sınırlılara karşıda hakimiyet-sömürü alanını korumak zorundadır. Köylü korkuluk dikiyorsa egemen azınlık ne yapabilir? Düşünülmesi gereken en temel nokta burasıdır ve devlet, aidiyet, ordu, iktidar, kurumsallaşma, sömürüye giydirilen meşruiyet, biz olma olguları düşünülürken iyi düzeyde harmanlanmalıdır.

Tarihde ki tüm savaşlar ÇIKAR savaşıdır İmhotep. Malesef çıkarlar sınıfsal ve ekonomiktir. Özünde aidiyet olgusu taşımazlar. Çaldıran savaşını aslında bilerek örnek verdim. Eğer tarihi resmi tarihin gölgesinde ve yanlış çıkarsamalar ile okumaz isek, o dönemin alevi, sünni, şii gibi gerekçelerin meselenin özüne dayanmadığı, çıkar ilişkilerinde, kitleleri, insanları birbiriyle çatıştıracak en etkili ve en temel alet olduğu, ve bu alet üzerinden kendi çıkarlarını meşrulaştıran, hem İranlı ağaların, beylerin hemde Osmanlı ağa ve derebeylerinin birbirlerinin tarlalarını sürmek için kışkırtıcı bir politka izlediklerini görebilirsiniz. Üstelikde bu kısa vadeli olmamıştır. İranda sünniler, Osmanlıda aleviler öldürülmüştür. Bunlarda kışkırtılmıştır. Özellikle Şah ismail'in bu savaşa kışkırtılarak sokulduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Yoksa resmi tarihin anlattığı gibi, iki kesim çaldıran'da karşılaştılar. Savaşı Türkler!!! kazandı söyleminden çıkartılacak en temel şey yanlış tarih ve yanıltıcı tarih anlatımıdır. O dönemde millet kurumsal bir aidiyet taşımaz ve her iki tarafta Türk'dür. Savaşı sünniler kazanmıştır denebilir ama doğrusu savaşı osman'lı kazanmıştır olacaktır. Savaşı Osmanlı kazansa da ne oraya gidip ölenler nede gerideki ağalara maraba olan toplum kaybetmekden başka bir şey kazanmamıştır. İnsanı insana karşı kırdıran temel çıkar ilişkileri iyi analiz edilmelidir. İnsan insana neden düşman olsun, insan insandan nede aidiyetler eliyle siyasal düzeylere varana değin ayrıştırılıp hasım ilan edilsin. İşin meşruiyeti bu şekilde sağlanacak ve egemenler sınırlarının garantisini, sömürü ve iktidarının ve yönetimin garantisi bunlar üzerinden sağlayacaktır. Bir köylü nasıl ki tarlasına kuşlara karşı korkuluk diker, egemen sınıflarda hem kendi toplumuna ama hemde diğerlerine karşı korkulukları kullanır.

Birde gördüğüm Burjuva Devrimlerin küçümsendiğidir. Burjuva devrimler halkçıdır. Burjuva devrimler Cunhuriyetçidir. Devrimcidir. Fransız Devrimini incelerseniz Cumhuriyet dönemini görebilirsiniz. Burjuva devrimler ulusalcıdır. Çünkü feodal aidiyetler tasviye edilmediği sürece burjuvazi toplumsal önderlik yapamayacaktır. Ulusalcılık, ümmetçiliğe karşı bir alternatif iken, feodal egemenlerin temel dayanağı konumundadır. Tüm feodal kurumlar ümmete dayanır ve burjuvazinin siyasal zaferi feodal egemenlerin sömürü ve iktidarının temel afyonu olan bu kurumsallığı tasviye etmekle mümkündür. Diğer taraftanda sınıfsal olarak topraksız köylülerin(maraba), toprak özleminin dillendirilerek, onların feodal otokrasiye karşı kışkırtılması ve bunun temelindede köylüye toprak talebiyle ayaklandırılması politikası vardır. Tüm burjuva devrimler köylüye toprak demiş ve toprak reformu yapmıştır. Ama tüm burjuva devrimlerde burjuvazinin temel bağlaşığı(ittifakı) köylülük olup, yine kısa sürede ihanete uğrayanda yine köylülüktür. Tüm burjuva devrimler köylülüğe ihanet etmiştir ve toprak reformu hiç bir yerde vaad edildiği gibi gerçekleştirilmemiştir. Buna en ideal örnek Alman'ya 1848 devrimi ve sonrasıdır.

Köylülerin burjuvazi tarafından kışkırtılması ise öyle 18-19 yüzyıllarda değil taaa 1300 lü yıllara gider ki, Avrupa'da köylüler savaşı 15. yüzyıldır ve savaşımda çatışan kesimler birbirlerine korkunç düzeyde işkenceler yapmıştır. Akla hayale gelmeyecek eziyetler, insanların kesilmesi, liderlerin yakılması, kilise ile kiliseler arası savaşlar çok uzun yüzyıllar sürmüştür. Luther köylüler savaşında aslen bir köylü önderi bir burjuvadır. Burjuva aydınlanma otokrasi koşullarında küçümsenecek bir şey değildir. Kaldı ki ilk insana dayalı hukuk, insanın kendisini ifade etmesi, insani beyannemeler, haklar ve özgürlükler, örgütlenme hakkı, özgürlük söylemi, tanrısal yasaların değil insanların yasa yapmas... gibi faktörler burjuva aydınlanmaya ve burjuva devrimciliğine dayanır. Hal böyle olunca biz sadece kendimizde var sanıyoruz ancak bu burjuva aydınlanmalar coğrafik ve dönemsel farklar içermekle birlikde her bölgede aynı özle gerçekleşmiştir. Bizim yaptıklarımız Osmanlı karşısında büyük bir adım ise, bu adım Dünya üzerinde feodalitenin direnci kırılana kadar her yerde atılmıştır.

Yani devrimimiz burjuva karakterlidir ve o günün koşullarında bu kaçınılmazdır. Yani sosyalist bir ülke kurmaya bile kalkasanız o koşullarda yapmak zorunda olduğunuz BURJUVA devrimdir. Çünkü her devrimin temel sorunu iktidar sorunudur ve iktidarda olan otokrasi yani feodalizmdir. Dolayısıyla sosyalizm feodal üretim ilişkileri temelli değil ancak burjuva aydınlanma ve burjuva devrimleri aşılarak hedeflenebilirdi. Kaldı ki otokrasiye karşı tüm devrimler adına ne denirse densin literatür gereği burjuva olmak zorundadır.

Burjuva devrimler gerçekleşir gerçekleşmez, burjuva örgütlenme ve kurumsallaşma ilk elden köylüye toprak vererek ağaların direncini kırmak zorundadır. Çünkü ağaların gücü toprağa ve üzerinde ki mülke dayaldır. İkincisi ise milli bir burjuvazinin yaratılmasıdır. Burada ölçüt hem feodal toplumsal yapıyı kırmak(ümmet) ama hemde milli ölçekte kanıksanmış bir egemenlik koşulu yaratmak içindir. Milli burjuvazi oluşturulur ve nasıl ki ağaların gücü toprağa dayalı ise, burjuvaziyede işletmeler sunulur yada ön ayak olunur. Yani yeni yetme devletin her türlü imkanı o devrim mücadelesine önderlik eden burjuvaziye açılır. Değil Türkiyede bu Fransa'da da Almanya dada böyle olmuştur.

Bizlere aşılanan aidiyetlik o düzeye gelirki, kendi aidiyetimize(örneğin millet) olan bağlılığımız, bir çok şeyi görmemize engel olur. Alman devrimini inceleyen oradaki ulusalcılığı, milliyetçiliği görecektir. Bu orada da öyle olmuştur ve oradada bir dönem kafatasçılık gibi tabir edebileceğimiz akımlar hayat bulmuştur.

Kapitalist bir ülke emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmak istiyorsa bu aidiyetçi propagandalar ile değil, üretime dayalı ve üretimin özgürleştirilmesiyle yani BAĞIMSIZ burjuvazinin gelişimi ile mümkündür. Bu başarılmadığı ölçüde dilediğimiz kadar lokal bir ulusal birlikten bahsedelim. Bu çözüm olmayacaktır ve kaldı ki ulusal birlik fazlasıyla mevcuttur. Bunun böyle olmayacağını 1930 lardan günümüze inceleyen rahatlıkla görebilir. Bağımlı üretim, dışa bağımlı ekonomi, işbirlikçi burjuvazi. Yani marka değil uluslararası tekellerin markalarında gelişen ticaret burjuvazisi. Al, sat cebe at...

Hayır Türkiye kapitalist değildir diyen var ise o halde emperyalizmin boyunduruğundan kurtuluşun temelinde "üretimin toplumsallığı ile mülkiyet ve ürün üzerindeki egemenliğin bireyselliği" aşılmak zorundadır. Bu aşılmamış ise de ülke kapitalist bir ülkedir, lamı, cimi yoktur.

Kemalizm-Atatürk ve devrim dönemini dışta tutyorum kesinlikle- bence politik bir akımdır. Kökeninde üretim ve üretim ilişkilerini barındırmaz. Ulusa dayalı yani aidiyete dayalı genel politikilar üzerine kurulu iken, dünyanın düzeni üretime dayalıdır. Önce ne istediğini tanımlamalıdır, kime düşman olduğunu değil..

prometheus4517
11-09-2008, 17:00
arkadaşlar fikirlerinizi kısa ve öz bir şekilde yazarsanız çok iyi olur. sevgili spartaküs arkadaş haçlı savaşları sınıf savaşıdır cümlesini okuduktan sonra gerisini okumadım. kusura bakma.

ben herkese derim ki.

deoğu perinçek 6 kitaplık bir seri çıkarttı. bence kemalizm üzerine en derin inceleme. konuya gayet güzel bir açıklık getireceği inancındayım:

Kemalist Devrim-6 Atatürkün CHP Program ve Tüzükleri
Kemalist Devrim-5 Kemalizmin Felsefesi ve Kaynakları
Kemalist Devrim-4 Kurtuluş Savaşında Kürt Politikası
Kemalist Devrim-3 Altı Ok
Kemalist Devrim-2 Din ve Allah
Kemalist Devrim-1 Teorik Çerçeve

bunların dışında isteyen arkadaşlar e-maillerini gönderirlerse kemalist devrimle ilgili birçok e-kitap gönderebilirim. lütfen o zamanın insanlarından okuyalım ve gerçeği, onların psikolojisini anlayalım. şimdi hali vakti yerinde solcular herşeyi söylüyo mustafa kemal için. ama o zamanları yaşayanlardan dinlemenin daha doğru olacağına inanıyorum.

saygılar.

FECHAN
13-09-2008, 22:23
1876 Meşrutiyeti,1908 Devrimi ,1920 Milli Kurtuluş ve Cumhuriyet devrimleri,Türk Devrim sürecidir.

1876 ve 1908 Devrimcileri Meşrutiyetin dışına çıkamadılar.
Kemalistler ise Cumhuriyetciydiler.

Bu üç devrime de kaynaklık eden düşünsel esinlenme aynıydı.
Kemalist Devrimin düşünsel kaynakları daha kapsamlıdır.

1-1789 Fransız Devrimi,
2-Rusya ve Doğu Avrupa narodnizmi(halkcılığı)
3-1917 Ekim Devrimi.

Kemalistler bu üç akımdan etkilenerek proğramlarını oluşturdular.
1930-1940 lara kadar bu proğram belirleyici oldu.

1940'lardan sonra tutuculaşma ve Küçük Amerika süreci başladı.

Bu tarihsel süreci bir bütün olarak görmeliyiz.
Bu süreçde Kemalistler,Bolşevizmi hem kendi aralarında ve hem de Sovyet temsilcileriyle tartıştılar.
Sonuçta Türkiye'ye özgü-milli bir politikada karar kıldılar.
Bu politika aydınlanmacı,halkcı-kamucu,devletci ve Sovyetlerle dostluk temeline dayanıyordu.
Bu süreç içinde ağır basan ve belirleyici olan eğilimler vardır.

Atatürk'ün bir temel politikası ve vasiyeti vardı.
O da "Sovyetler Birliği ile dostluktu."
İnönü bu politikayı terketti.

prometheus4517
17-09-2008, 14:40
fechan arkadaş güzel tespitlerde bulunmuş. benim üzüldüğüm nokta. güzel ülkemde solcularla şeriatçılar bir olmuş mustafa kemale yükleniyor. aymazlıktır bu. mustafa kemal ile sosyalizm arasındaki bağı bir kurabilseler o zaman gözleri açılacak da işte. yandığımın sosyalistleri. attila ilhan o "biz ne bolşeviğiz" falan sözünün yalan olduğunu kanıtlamıştı yanlış hatırlamıyorsam. ruhu şad olsun. bulabilirsem buraya koyacam. saygılar.

-InVi-
17-09-2008, 23:14
türkiyde hic bir siyasi sistem, halkin ortak deger yargilarina ragmen basarili olamaz.

Squall
18-09-2008, 00:32
Neymiş o değer yargıları??

Kara çarşah mı yoksa türban denen bez parçası mı???

Cumhuriyetin nitelikleri bellidir..yobaz ve gerici halkımız, ortak değer yargıları sandığı arap geleneklerini terket etmek zorundadır..

Ayrıca siyasi islama ..... bulanmış bi ülke hayalinden de vazgeçmelidir sevgili halkımız.

-InVi-
18-09-2008, 01:11
Cumhuriyetin nitelikleri bellidir..yobaz ve gerici halkımız, ortak değer yargıları sandığı arap geleneklerini terket etmek zorundadır..@squall

bunu gidin burada yaptigniz o yobaz ve gericilere bire bir anlatin.....

imhotep
19-09-2008, 13:06
Kemalizm Burjuva Devrimi değildir. Üçüncü dünyanın toplumsal evrim yapısı Batı Avrupa modeline uymaz. Burjuva Devrimi'ni yapabilmek için hali hazırda bir burjuvanın bulunması da gerekir. Zaten Lenin Uluslar ve Sömürgeler Komisyonunun Raporu'nda bunu açık bir şekilde şu sözlerle ifade etmektedir;

III. Enternasyonalin ve komünist partilerin geri kalmış ülkelerdeki burjuva demokratik hareketi desteklediklerini ilân etmelerinin, ilkelerde ve teoride doğru olup olmadığını aramızda tartıştık; bu tartışma sonunda "burjuva demokratik" hareket teriminin yerine "devrimci-ulusal hareket" terimini kullanmayı oybirliğiyle kararlaştırdık...

Bu terim değişikliğinin anlamı şudur ki, biz, sömürge ülkelerin burjuva kurtuluş hareketlerini, ancak bu hareketler gerçekten devrimci oldukları takdirde, bu hareketlerin temsilcilerinin o ülkelerdeki köylülüğü ve sömürülen geniş kitleleri, devrimci bir ruhla örgütlendirmemize engel olmadıkları takdirde desteklemeliyiz ve destekleyeceğiz. Eğer bu koşullar yerine getirilmezse, bu ülkelerde reformcu burjuvaziye karşı (ki bunlara II. Enternasyonal kahramanları da dahildir) savaşım veririz.

Lenin'in de ifade ettiği gibi Türk devrimi olan Kemalizm, burjuva devrimi değil; sol, Ulusal Sol bir devrimdir.

Tabi, Mustafa Kemal Marksist-Leninist anlamda bir sosyalist değildi. O her ulusun kendine has bir sol anlayışının olması gerektiğini savunurdu. Bu görüşünü Sovyet Misyon Sekreteri Upmal ile yapmış olduğu görüşmede şu sözlerle dile getirmiştir:

Türkiye'de, diğer ülkelere katiyen benzemeyen, ülkemizin şartlarına ve özelliklerine uyan özel bir komünizme ihtiyaç vardır.

Yani Mustafa Kemal Türkiye'ye özgü bir sosyalizmi kabul ediyor. Israrla vurguladığı Devlet Sosyalizm'i de tam olarak bu olsa gerek.

Saygılar

aydoe
19-09-2008, 14:12
''taksim meydanındaki atatürk heykeline dikkatli bakınız atatürkün kendi döneminde dikilen ve atatürkün izninden geçen tek heykel o heykeldir. ve orda atatürkün tam arkasında bir adam var onun kim olduğunu araştırın '' Prometheus

Voroşilov bir Rus.

Voroşilov veFrunze Bolşevik devriminin generalleri.

Atatürk için "özel" adamlardı.

Çünkü, Kurtuluş Savaşı’nda dünya bize silah doğrultmuşken, bize destek veren Sovyetler’in "apoletli elçileri"ydi onlar.
Frunze, 1921’de TBMM kürsüsüne çıkmış, Rus halkı adına, Sakarya Zaferimizi kutlamıştı. Voroşilov ise, "silahsa silah, paraysa para, isteyin verelim" demek için, savaşın en zorlu günlerinde Ankara’daydı.
Voroşilov ile Frunze, Taksim Cumhuriyet Anıtı’nda heykelleri var onların,Atatürk’ün emriyle dahil edildiler, Anıt’taki figürler arasına.
1928’den beri orada, Taksim’in göbeğinde, Atatürk’ün hemen yanıbaşında duruyorlar.


Anıtın kuzey yönünde Mustafa Kemal , yanında İsmet İnönü , Fevzi Çakmak, halk ve iki rus generali Kliment Vefremoviç Voroşilov ile Mihail Vesilyeviç Frunze betimlenmiştir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Taksim_Meydan%C4%B1

prometheus4517
20-09-2008, 14:16
teşekkürler aydoe sorduğum soruya yine bir kemalist cevap verdi. sosyalistler neredesiniz. gerçekleri görün artık sözde sosyalistler. siz kendinize sosyalist diyince bize başka çare kalmıyor. kemalizmle yetinmek zorunda kalıyoruz. sanki kemalist olan biri sosyalist olamazmış gibi. hemde hası olur. örnek: mustafa kemal.

mutluluk35
20-09-2008, 19:19
Atatürk rejimi batı emperyalizmine karşı direnen ve Anadolu topraklarının bölünmemesi için müdafaya girişmiş farklı sınıfsal grupların üstü kapalı oydaşmasına üzerine inşa edilmiştir.Ortak bir tehdit olduğu zaman toplum içi çelişkilerin geçici süre dondurucuda beklemesi,sosyal bilimlerin bilinen bir gerçeğidir.Soğuk savaş boyunca görece statik kalmaya başarabilen sınır anlaşmazlıkları,etnik, dini çatışmalar vb. gibi konuların yeniden hareket kazanması,çok sesli,bol çatışmalı bir düzenin yeniden ortaya çıkması gibi…
Peki bağımsızlık mücadelesine girişmiş ve bu temelde ortak amaç için mücadele veren gruplar kimlerdi ?.Askerler,gazeteciler,hukukçular,öğretmenler,işad amları,tüccarlar,sivil devlet memurları, kırsal kesime bakacak olursak toprak ağaları,eşraf vs gibi..Bu ittifakın içindeki gerilimler Atatürk’ün önderliğinde başarıyla çözümlenmiştir.Özellikle askerler ve aydınlar toplumsal değişim ve dönüşümde daha köktenci olmaya yönelmiş ve devletin daha aktif bir program izlemesinden yana olmuşlardır.Fakat ticarette devlet tekeli olasılığı karşısında tüccarlar, ya da toprak reformu konusunda eşraf ve toprak ağaları gibi sınıflar,devlet müdahalesinden endişe duymuşlar ve kendi çıkarları gereği daha statükocu hareket etmişlerdir.Bu durum toplumsal ve ekonomik yapıya müdahale etmeden devletin yapısını modernize etme durumu yaratmıştır.Ortaya modern bir ulus devlet çıkmıştır ancak halkın yaşamında köklü bir iyileşme görülmemiştir.Atatürk’ün zamansız vefatı devrimlerin yarıda kalmasına yol açmış,CHP kırsal oyları kontrol eden toprak ağalarına ödün olarak devletçi yasa tasarılarını göz ardı etmeye başlamıştır.Toprağı olmayan köylülere toprak ve tarım aletleri,faizsiz kalkınma kredileri vb. maddi yardımlarda bulunmak,belediyelere ve hazineye ait arazilerin millileştirilmesi ,arazilerin mirasçılar arasında bölünememesi gibi projeler bu yüzden rafa kaldırılmıştır.Böyle bir girişimin doğrudan sonucu olarak da DP doğmuştur.Bundan sonraki Türkiye tarihi de,kaptan öldükten sonra gemiyi kurtaranların kendi iç çekişmeleridir.Sözkonusu dönemde ülke bir tarım toplumu olduğu ve sanayi devrimi aşamasını yaşamadığı için,henüz oluşumunu tamamlamamış bulunan işçi sınıfından sözetmiyoruz.Şu kadarını söyleyelim,Atatürk’ün ölümünden sonra cuntacısı,darbecisi,sosyali-sti,liberali ,ateisti,dincisi kendinde Atatürk’ten bir parça bulmuştur.Halbuki Atatürk,sonu izm ile biten hiçbir ideolojiye bağlanmamış,hiçbir fikri kalıba yüzde yüz hak vermemiş,statik ya da mekanik değil diyalektik düşünen bir insandır.Nesnel koşulların değişimiyle birlikte,o koşulları düzenleme iddiasındaki ideolojilerin de öleceğini ya da kalıp değiştirmek zorunda kalacağının bilincindedir.Bu yüzden ortaya Avrupa liberalizmi ya da Sovyet komünizmi gibi bir hedef koymak yerine,çağdaş medeniyet kavramını tercih etmiştir.Bu yüzden Atatürkte kendinden bir parça bulanları temsilen saydığım gruplar,bir yönüyle de ondan uzaklaşma eğilimine girmişlerdir.Çünkü kendi amaçları kıyısından köşesinden de olsa muasır medeniyet kavramından uzak kalabilmektedir.Örneğin bilim ve tekniğin itici motoru,üretici güçlerin gelişim çabasıdır.Bu da bireylerin servet biriktirme ve sermaye sahibi olmalarıyla ilgilidir.Bu durumda herkesi eşitlemek Atatürkçülükte yoktur.Ne devlet sosyalizmi vardır,ne de millet sosyalizmi.Sadece kağıt üstünde değil pratikte de böyledir.Sözkonusu dönemde devlet eliyle iktisadi teşebbüsler teşvik edildiği,desteklendiği bilinmektedir.Kendi dönemi içerisinde rejim emperyalizm tehdidi karşısında halk demokrasisidir.Günümüzde ise en ideal biçimde sosyal demokrasi ile özdeşleştirilebilir.Bu arada başlıkta sosyal demokrasilerin saldırgan,emperyalist ya da barışçı vs. olduğuna dair iddialar ortaya atılmış..Bu bir iç rejimdir,dış politikada ise tüm aktörler bencil ve çıkarcıdır.İçeride neyi yaşarlarsa yaşasınlar,uluslar arası sistemin anarşik ortamında aynı davranış kalıplarına sahip olurlar,çıkarlarını maksimize etmeye çalışırlar.Şeri-at rejimine sahip İran’ın nükleer silah üretmesi,ya da sosyalist devletlerin de en az kapitalistler kadar emperyalist olmaları gibi…

imhotep
20-09-2008, 19:58
Sevgili mutluluk,

Yazınızın baş taraflarına katılmakla birlikte, Mustafa Kemal'in dogmatizme karşı -izm'leri reddettiği savınızdan sonrakilere pek katıldığım söylenemez.

-izm'ler bilindiği üzere bir fikirsel bütünlüğü ifade eder. Birbiriyle çelişmeyen düşüncelerin, hatta birbirlerini tamamlayan düşüncelerin belli bir sistematik içerisinde birlikte oluşturdukları yapılardır. Bunlar içerisinde dogmatik olanlar da illa ki vardır ama bunu genellemenin pek bir anlamı bulunmamaktadır. Bir ideoloji içerisinde çağdaşlığı ilke olarak benimsediği gibi yine bir ideoloji olmasından ötürü -izm ekini alabilir. Bu ne içerisindeki çağdaşlığı yok eder ne de çağdaşlığı ilke edinmiş olması onu bir fikirsel bütünlüğün dışına atar.

Atatürkçülük'te (ki -izm'le -cilik, -çülük eklerinin bir farkı bulunmaz) ne devlet sosyalizminin ne de millet sosyalizminin bulunmadığını belirtmişsiniz. Bunu neye dayanarak söylediniz? Ben "Devlet Sosyalizm'i" ifadesine dair önceki sayfalarda kanıtlar sunmuşken bu iddianıza karşılık ortaya bir kaynak sunmak aklınıza mı gelmedi, yoks öyle bir kaynağınız yok da bu sizin kendi çıkarımlarınız mı?

Sosyal Demokrasi ile Atatürkçülüğü özdeşleştirme çablarını da bir türlü anlamlandıramıyorum. Bu, Marksist kalıplar içerisinde Atatürkçülüğe yer biçme çabası mıdır? Ben, daha önceki iletilerimde Sosyal Demokrasi ile Kemalizm arasında daha oluşum aşamasında bir felsefe farklılığı bulunduğunu ve bunun pratikte de devam ettiğini söylemiştim örnekler vererek. Siz ise kalkmış, tüm ideolojileri emperyalistleştirmektesiniz. Kuzum, siz hakikaten de Sosyal Demokrat'sınız galiba.

Saygılar

mutluluk35
20-09-2008, 21:31
Sevgili imhotep

Sosyal demokrasi nedeni kapitalist ekonomi olan eşitsizlik ve adaletsizliklerin çözümünü,mutlak eşitlemede görmek yerine bunu asgari düzeye indirgemeyi amaçlayan ve bunu yaparken de ‘fırsat eşitliği’ kavramını öne çıkaran politik bir ideolojidir.Burjuva proleterya çatışmasının karşılıklı ödünler ve uzlaşı ürünüdürBir yandan.emperyalizme karşı mücadele veren,kadınlara Avrupadan daha önce oy hakkı tanıyan,köy enstitüleri kuran,diğer yandan içeride milli burjuvazi yaratma gibi kalkınma hamlelerine girişen,fabrikalar ve bankalar kuran bir rejimi nasıl tanımlarsınız.Bu fabrikalarda hangi işçi çalışacak,bankalara kimlerin parası yatacak.Rejim açıkça sermaye birikimine engel olmayan,bunu destekleyen,fakat diğer yandan halkın da pastadan payını alması gerektiğini söyleyen bir sistem.Yani ekonomik yaşama halk lehine müdahale edilmesini öngörüyor.Yazılarının tamamını okuyamadığım için sosyal demokrasi ile Kemalizm arasındaki felsefi farklılık dediğin konuyu bulamadım.Ama bizim mezhebimiz devlet sosyalizmidir sözünden bahsediyorsan,bu konuyu açıklığa kavuşturacak bir ispat değildir. Ezilen ezen uluslar ayrımından bahsediyorsan,bu da bir ispat olamaz.Bir devletin emperyalizme karşı mücadele vermesi,o devleti sosyalist yapmaz.ABD de İngiliz emperyalizmine karşı verilen mücadele sonucunda bağımsızlığını kazanmıştır,ancak kurulduğu andan itibaren bireylere ekonomide liberal haklar tanıyan bir devlet olmuştur.Şayet sosyal demokrasiler savaşkandır tezi üzerinden,bunu Kemalizmle bağdaştıramıyorsanız,bence yanlış bir çıkarımda bulunuyorsunuz.Bir önceki yazıda belirttim,bu bir iç rejimdir.Reelpolitiğin iç rejimlerle işi olmaz.

imhotep
21-09-2008, 00:13
Sevgili mutluluk,

Siz de belirtmişsiniz ki Sosyal Demokrasi, Kapitalizm içerisindeki bir çözümdür. Tabiri caizse light bir kapitalizmden başka bir şey değildir. Kapitalizme karşı kin kusmuş, ulusal kurtuluş savaşını kapitalist ülkelerle vermiş bir liderin ideolojisi de takdir edersiniz ki kapitalist ya da light kapitalist olamaz. Hele hele, ısrarla sosyalizm ve de komünizm vurgusu yaptıysa. Burada milli burjuva tezleri önümüze sürmek pek de akıllıca bir davranış değildir. Zira Lenin de NEP dönemlerinde benzer politikaları gütmüştür. 1929 yılından sonra Türk devriminin açık bir şekilde devletçiliği benimsemiş olmasını ve bunu altı temel ilkesi arasına koymasını da bunların yanına eklersek ortaya çıkan tablo sizin dediğiniz gibi çıkmamakta.

Kemalizm'i bir iç rejim olarak görmek için o dönemin dış politikasından bihaber olmak gerekir. Mustafa Kemal döneminde emperyalist-kapitalist ülkelerle hiçbir stratejik ortaklık kurulmaması buna mukabil Balkan Antantı, Sadabat Paktı gibi stratejik antlaşmalarla mazlum milletlerle yakın ilişkiye girilmiş olması Kemalizm'in sadece bir iç politika eseri olmadığını kanıtlar niteliktedir.

Saygılar

prometheus4517
21-09-2008, 18:58
sevgili mutluluk büyük bir yanılgı içerisindesiniz. tahmin ediyorum ki chp lisniz.söyledikleriniz chplilerden çok duyduğum şeyler. sayın imhotep'in yaptığı açıklamalar tatmin edici ama ben de kendimce birşeyler eklemek istiyorum. mahmut esat bozkurt ilk aklıma gelen isimlerden. kemalizmin ilk icraatlarını çok güzel anlatır. ideoloji olarak neyi güttüğünü de belirtir. kanıtlarıyla sunar. ilk aklıma gelen isim o daha niceleri var.


sosyal demokrasinin ilk görüldüğü ülkelere bakarsanız zaten neyin ne olduğunu görürsünüz. emperyalizmle sosyalizmin sınırındaki ülkelerdir. örnek almanya tam ortadadır. coğrafi olarak da bu kendini gösterir. harita üzerinde batıya doğru gittikçe kapitalizm doğuya doğru gittikçe sosyalizm ortalarda sosyal demokrasiler görlür. bu yeterince açıklayıcı zannedersem.

sayın imhotep gibi ben de -özellikle chplilerin- sosyal demokrasi aşkını anlayamıyorum. hele bir de kemalizmle sosyal demokrasiyi birleştirme çabası özellikle son derece tutarsız ve maddi gerçeklikten yoksun bir davranış

"emperyalizme karşı mücadele veren,kadınlara Avrupadan daha önce oy hakkı tanıyan,köy enstitüleri kuran,diğer yandan içeride milli burjuvazi yaratma gibi kalkınma hamlelerine girişen,fabrikalar ve bankalar kuran bir rejimi nasıl tanımlarsınız" demişsiniz. biz değil bunu bütün dünya kemalizm adı altında devlet sosyalizmi diye tanımlıyor. sormaya aramaya gerek yok. herşey gün gibi ortadadır.

"Şu kadarını söyleyelim,Atatürk’ün ölümünden sonra cuntacısı,darbecisi,sosyali-sti,liberali ,ateisti,dincisi kendinde Atatürk’ten bir parça bulmuştur.Halbuki Atatürk,sonu izm ile biten hiçbir ideolojiye bağlanmamış,hiçbir fikri kalıba yüzde yüz hak vermemiş,statik ya da mekanik değil diyalektik düşünen bir insandır.Nesnel koşulların değişimiyle birlikte,o koşulları düzenleme iddiasındaki ideolojilerin de öleceğini ya da kalıp değiştirmek zorunda kalacağının bilincindedir."

demişsiniz harbiyedeyken tuttuğu notların arasında şuna rastlanır:

"evvela sosyalist olmalı maddeyi anlamalı"

insanlarımızın -izmlerden korkusunu da anlamıyorum. bütün izmler beynin aktiviteleri sonucu ortaya çıkmıştır. neden fikirlere bu kadar kökten karşı olalım ki. çok duyuyorum hiçbir -izm i savunmuyorum diyorlar. o zaman hiçbirşey bilmiyorsun demektir bu.


"Bu yüzden ortaya Avrupa liberalizmi ya da Sovyet komünizmi gibi bir hedef koymak yerine,çağdaş medeniyet kavramını tercih etmiştir.Bu yüzden Atatürkte kendinden bir parça bulanları temsilen saydığım gruplar,bir yönüyle de ondan uzaklaşma eğilimine girmişlerdir.Çünkü kendi amaçları kıyısından köşesinden de olsa muasır medeniyet kavramından uzak kalabilmektedir.Örneğin bilim ve tekniğin itici motoru,üretici güçlerin gelişim çabasıdır.Bu da bireylerin servet biriktirme ve sermaye sahibi olmalarıyla ilgilidir.Bu durumda herkesi eşitlemek Atatürkçülükte yoktur.Ne devlet sosyalizmi vardır,ne de millet sosyalizmi.Sadece kağıt üstünde değil pratikte de böyledir.Sözkonusu dönemde devlet eliyle iktisadi teşebbüsler teşvik edildiği,desteklendiği bilinmektedir.Kendi dönemi içerisinde rejim emperyalizm tehdidi karşısında halk demokrasisidir.Günümüzde ise en ideal biçimde sosyal demokrasi ile özdeşleştirilebilir."

işte bunu kanıtamanızı rica ederim. lütfen. sosyal demokrasiyi anlatın bize bir de kemalizmi anlatın nasıl birleştirdiniz üstüne de onu anlatın ki kafamız net olsun.

mutluluk35
22-09-2008, 15:40
Bu tartışmanın devam edebilmesi için sanırım devlet sosyalizmi kavramının tanımını yapmak gerekir.Öyle bir tanım yapılır ki,evet ‘ Atatürkçülük eşittir devlet sosyalizmi’ demek zorunda kalırız.Atatürk dönemi Türkiyesinin iktisadi politikaları merkezi kontrolcülükten,plancılıktan müdahalecilikten yanadır.Büyük iktisadi kuruluşların,işletmelerin mülkiyeti devlete aittir,zira halkın elinde bunları özel mülkiyetinde tutacak sermaye de yoktur.Ama bu, bireylerin özel girişim haklarının bulunmadığı anlamına gelmemekte olup ticari rekabetin önü açılmıştır.Ne zaman ki bu rekabet toplumun refah seviyesini düşürmeye başlar,halk rekabet ve kartelleşme döngüsü altında ezilmeye başlar,devlet piyasalara yeniden ve yeniden müdahale eder.Bu politika aslında bırakınız yapsınlar anlayışını reddeden,1929 büyük buhranına radikal devlet-çi çözümler getiren Keynesçi ekole yaklaşmaktadır.Bu ekolü Marxistler kapitalizmin hazin sonunu geciktiren ve yıkılmak üzereyken ona yeni bir altın çağ yaşatan bir anlayış olarak görürlerken,kapitalistler de bu müdahaleciliği marxçılığın devamı olarak nitelerler.Yani meselenin içeriği,kendisine bir isim verme gayreti boyutuyla bizim tartışmamıza benziyor.


Bir de ayrıca kapitalist devletlerle savaşan devletler , iç rejimlerini kapitalizmi temelden reddeden bir anlayışla inşa etmek zorunda olmadıkları gibi,birinci durum ikincisine sebep ve delil olarak gösterilemez.Başlıklarda genelde bu hataya düşülmüş,bence çok yanlış bir düşünce..

imhotep
22-09-2008, 18:33
Bir de ayrıca kapitalist devletlerle savaşan devletler , iç rejimlerini kapitalizmi temelden reddeden bir anlayışla inşa etmek zorunda olmadıkları gibi,birinci durum ikincisine sebep ve delil olarak gösterilemez.Başlıklarda genelde bu hataya düşülmüş,bence çok yanlış bir düşünce..

Aksi takdirde mücadele olmazdı. Sermaye birikiminin olmadığını biliyoruz. O halde yabancı yatırımlarla gayet de kapitalist bir sistem kurulabilirdi. Ama yapılan o olmadı.

Saygılar

prometheus4517
23-09-2008, 16:14
"Bu yüzden ortaya Avrupa liberalizmi ya da Sovyet komünizmi gibi bir hedef koymak yerine,çağdaş medeniyet kavramını tercih etmiştir.Bu yüzden Atatürkte kendinden bir parça bulanları temsilen saydığım gruplar,bir yönüyle de ondan uzaklaşma eğilimine girmişlerdir.Çünkü kendi amaçları kıyısından köşesinden de olsa muasır medeniyet kavramından uzak kalabilmektedir.Örneğin bilim ve tekniğin itici motoru,üretici güçlerin gelişim çabasıdır.Bu da bireylerin servet biriktirme ve sermaye sahibi olmalarıyla ilgilidir.Bu durumda herkesi eşitlemek Atatürkçülükte yoktur.Ne devlet sosyalizmi vardır,ne de millet sosyalizmi.Sadece kağıt üstünde değil pratikte de böyledir.Sözkonusu dönemde devlet eliyle iktisadi teşebbüsler teşvik edildiği,desteklendiği bilinmektedir.Kendi dönemi içerisinde rejim emperyalizm tehdidi karşısında halk demokrasisidir.Günümüzde ise en ideal biçimde sosyal demokrasi ile özdeşleştirilebilir."

işte bunu kanıtamanızı rica ederim. lütfen. sosyal demokrasiyi anlatın bize bir de kemalizmi anlatın nasıl birleştirdiniz üstüne de onu anlatın ki kafamız net olsun.

demiştim ama sayın mutluluk yazdığınız yazıda yanından yöresinden geçmemişsiniz. lütfen gayet net söylüyorum yukarıdaki alıntı yaptığım paragraftaki her cümlenizi kanıtlayınız.

mutluluk35
23-09-2008, 20:55
sayın prometheus

Nasıl yanından yöresinden geçmemişin ben de bunu anlamadım..5.sayfadaki yazılarımda sosyal demokrasi budur,kısaca Atatürk politikaları budur diye kendi düşüncelerimi ortaya koydum..Sonra eğer siz bu politikalarla sosyalizmi bağdaştırabiliyorsanız,ortada bir kavram kargaşası var,tanımını yapın ,’sizin zihninizde literatürdeki yaygın kullanımı dışında bir anlam çağrıştırıyorsa,biz de kabul ederiz,yeter ki tanımı yapılsın’ baabında topu size attım..

Madem istiyorsunuz cümle cümle gidelim..Birinci cümlede kastettiğim ‘muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak’tır ki Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş amacı ve felsefesidir.İkinci cümle,Atatürk’ü illa ki kendi düşüncelerinin kalıplarına mahkum etmek isteyenlerle ilgilidir.Örneğin sosyalistin onu sosyalist zannetmesi,dindarın onu dini hurafelerden temizleyen gerçek dindar olarak görmesi,sonra bu sosyalistin,sosyalizmde özel girişim,bu özel girişimi finanse edecek bankalar,özel sermayeye ait fabrika,işletme vs gibi kavramların olmadığını anlayıp sosyalizmden ya da Gazi Paşadan uzaklaşması,sonra bu dindarın islamın şeriat anlamına geldiğini, başbakanın deyimiyle kişinin ya müslüman ya laik olması gerektiği-ni düşünüp dinden ya da Paşa’dan uzaklaşması gibi..Üçüncü cümle kalıp görüşlerin,yine aynı örnekler üzerinden gidersek revize edilmemiş sosyalizm ya da tanrı dininin muasır medeniyet-in önünde engel teşkil ettiğiyle ilgilidir..Kuranda diyor ki kırbaç vurun...Öyleyse ilk önce çağı geriye döndürüp kırbaç kullanmaya başlayacağız.Devrimi de fabrika işçilerinin yapmasını bekleyeceğiz...Kafa emeği kol emeğine üstün gelmeye başlamış,proleterin tanımını reforme etmeye cesaret eden çıkmadı.Kimse ihanet edemiyor tabularına,halbuki bu diyalektik materyalizmin gereği. Diğer cümleler zaten açık...

Şimdi devlet sosyalizminin tanımını yaparsanız,konuyu ilerletebiliriz,aksi takdirde aynı yerde döner dururuz..

imhotep
25-09-2008, 12:05
Kimse Atatürk'ü kendine göre yorumlamasın, tamam. O zaman Atatürk nedir, kimdir, neye yakındır bunu irdelemek lazım. Objektif bir şekilde.

Bu yolda yapılabilecek en akıllıca davranış onun icraatlarını incelemek olacaktır. İlkelerini düşünmek olacaktır. Sonra da siyaset literatüründe ona göre sınıflandırma yapmak olacaktır.

Ama burada bir sorun var. Kalıp sorunu. Eğer evrensel bir tanımlama yoluna gidilecekse de bu kalıplardan olabildiğince sakınmak gerekir. Mesela bu çerçevede, sosyalizmi salt işçi hareketinden beklemek gibi bir fikriyata girmemek gerek. Ki zannedersem tüm sorun da bu kalıpçı bakış açısından kaynaklanıyor.

Kemalizm'in sosyalist bir ideoloji olmadığını iddia edenler onu Burjuva Demokratik Devrimi sayarken, burjuvanın olmayışını nedense pek umursamazlar. Bilindiği gibi Burjuva Devrimleri, batıda ekonomik olarak toplumda egemen duruma gelen burjuvazinin "yönetimde biz olacağız" diyerek ortaya çıkmasının adıdır. Feodalizme ve teokrasiye karşı halkla beraber olduğu için de ilericiydi. Ama sonradan gericileşmeye başadığı malumunuz. Kendine ilericiliği hedef almış bir ideoloji için örnek alınası bir çözüm değil haliyle.

Zaten burjuva devrimlerinin üçüncü dünya için sonucu çok ağır olmuştur. O ügnlere kadar Amerika ve Afirka'ya el atan Batı, bu devrimlerini hallettikten sonra Asya'daki henüz sömüremediği topraklara yönelmiştir.

Her neyse...

Kemalizm'i Sosyalist olarak görmeyenler, evvela ne olarak gördüklerini açıklasalar daha iyi olur. Burjuva devrimi gibi anlamsız bir olgu dışında tabi.

Saygılar

AKHENATON
25-09-2008, 14:29
Ben böyle bir ideoloji, siyaset, ekonomi dünya yüzünde görmediğimden dolayı yoktur diyorum.





yahu vgm şaka gibi yazı yazmışsın, öncelikle ekonomi politiği dünya üzerinde yok yazmışsın.Anladığım kadarıyla sen bir marksistsin .Çünkü bu söylem kapitalizmi sadece emek ve burjuva olarak görüp kapitalizm içindeki ekolleri bilmeyen Marksistlerin söylemidir.

Şimdi sana ekonomi politiği anlatımına girsem merkantilistlere kadar gitmem lazım. Dünya üzerinde görülmemiş dediğin politiğe en basitinden abd tarihini ve Listi inceleyerek başla eğerki, detaylı bilgiye ulaşamazsan ben yazarım.Nacizane bir ekonomi eğitimimiz vardır.Lütfen bilmeyenler bu konuda yazmasın.

AKHENATON
25-09-2008, 16:41
Arkadaşlar Kemalizm'in kapitalizm/sosyalizmden farklı olarak, ekonomik modeli varmı dır? Varsa nedir?
Kısaca kapitalizm/sosyalizmin her türevine yeni adlar mı takacağız?
Üretim/bölüşüm ilişkisi nasıldır?

Bu arada Mustafa Kemal Atatürk benim en çok saygı duyduğum ve sevdiğim tarihi kişiliktir.

Ama Kemalizm vs., Mustafa Kemal'den çok açık bir biçimde bağımsız gelişmekte.
Sünnete bakılıp yol haritası çizilmeye çalışılmakta, tabi çağın, toplumun gereksinimlerinden kopuk.

Selamlar.

bakınız sayın vgm , öncelikle lütfen ekonomi konusunda bilmiyorsanız yazmayınız. Klasi ekole karşı Tarihçi ekolün tezlerine bakmanız gerekmekte.Bu iş proleterya , burjuva kanosunu aşar.Dünyayı çift kutuplu görmek sadece Marksistlerin düşüncesi olup, sosyalizm adı altında insanın esaretini baz almış bir düşünce sisteminin bir ekonomi politiği olmayıp sadece sanayi devrimi sonucundaki ekonomik sisteme bir eleştiriden öteye geçemez.

Şu çağın gereksinimi söyleminizide anlamış değilim, çağın gereksinimi ulusların zenginliği değilmidir.Mutluluk = tüketimdir, bu insani bir davranıştır ve ölçütü ise GSMH artıştır, bugün liberal olarak dünyaya düşünce pompalayan her si,stem tarihçi okul yöntemlerini sizvil toplum örgütlerine aktarmış ve görevi onlar yapmaktadır.Bizdeki sivil toplum örgütleri ise , küresel güçler tarafındfan beslenip teröristlikten öteye geçemezler.

Bugün kemalizmi eleştiren her türlü sistem mekanizmasını bu sistem ile korur , ismi kemalizm değildirde farklı bir şeydir.Öncelikle Kemalizmin ne içerdiğini bilmek gerekir.

Sizin söylemleriniz emperyalizm kontrolü altındaki az gelişmiş ülke söylemlerinden öte geçemez.Az gelişmiş ülkelerde hala tartışılan konu kapitalizm ve sosyalizmdir, buna aslında sosyalizm demekte doğru olmaz, Marksizm sosyalizm olamaz.Hiç bir zamanda olamamıştır.Atatürk tarihçi okulun ekonomi politiğini ülke insanı ,ile birleştirmiş onurlu ve özgür yaşam vaad etmiştir.Tabi içsel endişe taşıyan etnisite emeline ulaşamadığı için bu sistemi onlar sezmez.

imhotep
25-09-2008, 16:54
Sevgili prometheus bu konu da tartışmalıdır aslında.

Kemalist cenahtan bir kısmı Kemalist isminin Kemalizm düşmanları tarafından verildiğini düşündükleri için bu isme karşı çıkmakta, kimisi de Karlizm mi Marksizm mi gibisinden bir mantık kurup doğru olanın Atatürkçülük olduğunu ifade etmekteler. Atatürk sözcüğünün onun devrimci kişiliğinin sonucu olarak verildiğini de anımsatarak Atatürkçülüğü tercih etmenin daha doğru olacağını belirtmekteler.

Benim şahsi görüşüm, Kemalizm'in hem uluslararası literatüre geçmiş olması sebebiyle hem de tarihimiz Atatürkçüyüm diyerek Atatürk'e yapılan ihanetlerle dolu olduğu için Kemalizm sözcüğünün uygun olduğudur. Aslında bu uygun sözcüğü bulmak bize de düşmez. Nitekim, tabiri caizse babalar gibi "Kemalizm Prensipleri" ifadesi durmaktadır 35 Kurultayı tutanaklarında. Hazır yeri gelmişken metni aynen aktarayım;



Saygılar

http://img146.imageshack.us/img146/5004/adszqk5.jpg

imhotep
28-09-2008, 02:57
Şimdi devlet sosyalizminin tanımını yaparsanız,konuyu ilerletebiliriz,aksi takdirde aynı yerde döner dururuz..

Devlet Sosyalizmi


İnsan olarak genel bir zaafımızdır; sahip olduğumuz değerlerin önemini bilmekte bazen acze düşer, onların değerini yitirince anlarız. Bu, yalnız bizde böyle değil. İsveç’ten de bir örnek anımsıyorum; İsveç Sosyal Demokrat Partisi son seçimlerden birinde “dünü unutma” temasını işlemişti. Bunun anlamı, sosyal demokrasinin, sosyal devletin kazanımlarının önemini vurgulamaktı. Çünkü artık bu kazanımların bedeli olan çetin mücadelelere katılmamış olan kuşaklar gündemi belirlemekteydi. Onlar, geçmişin çileli zahmetlerini çekmemişlerdi. Bütün bu kazanımları, toplumsal değerleri, kapitalizmin kendiliğinden, kaçınılmaz , doğal sonuçları gibi görme eğilimleri, yanlışlığı içine düşebiliyorlardı. Halbuki bunlar kapitalizme karşı, tüm yetersizliklerine rağmen işçi sınıfının mücadeleleri sonucunda elde edilmiş kazanımlardı.

Hiç unutmam, Tansu Hanım 5 Nisan 1994 kararlarını açıkladığı zaman “son sosyalist devleti yıktık” dediğinde her zamanki abartılı ifadelerinden birini kullandığını düşünmüştüm. Fakat aradan geçen zaman içinde görüyorum ki olup bitenlerle kaybettiklerimiz ve başımıza gelenler arasındaki farkı, böyle bir nitelendirmeyle ifade etmek hiç de yanlış değil. Çünkü geçmiş kazanımlar kaybedildikçe ne kadar önemli oldukları maalesef çok daha iyi anlaşılıyor. Onun için bu toplantıyı düzenleyen Ulusal Kanal’ı ve Çankaya Belediyesi’ni takdirle karşılıyorum.

Bana verilen konu, başlığında devlet sosyalizmini de içeriyor. Mustafa Kemal Atatürk, devlet sosyalizmi ve halkçılık bağlamında anlaşılmaya çalışıldığında öncelikle gözden uzak tutmamamız gereken bir gerçek var. O da şudur: Kemalizm dediğimiz şeyin temel belirleyicisi, en önemli çizgisi, özü nedir denildiğinde bunun kesin yanıtı anti emperyalizmdir.
Atatürk, ayrıca, anti emperyalizmin bütünlük kazanmasında temel koşulun anti kapitalist tavrın ortaya konulması olduğunu görmüştür. Yani anti kapitalist olmazsanız anti emperyalist olamazsınız. Çok yakın bir tarihte, bu düşünceyi çok güzel ifade eden ve 1920 tarihli bir yazıdan yaptığı bir alıntıyı Attilâ İlhan köşesine koymuştu.

“…en büyük düşman, düşmanların düşmanı, ne falan ne de filan milletler; bilakis bu, adeta her tarafı kaplamış bir saltanat halinde dünyaya hakim olan ‘Kapitalizm’ afeti ve onun çocuğu olan ‘Emperyalizm’dir” denilmektedir bu yazıda.(Hakimiyet-i Milliye, 20 Temmuz 1336/1920; Hadiye Yılmaz, “Hakimiyet-i Miliye Yazılarında Türk Bolşevik Dostluğu ve Emperyalizm”, Teori, Ekim 2002, s.57.)

Atatürk İzmir Kongresi’nde de, siyasal bağımsızlık iktisadi bağımsızlıkla bütünleşmediğinde eksiktir demiştir. Milletimiz de bunun farkındaydı. Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul işgal altındayken 1Mayıs’ı kutlayan işçiler 2 ayrı telgraf çektiler, bu telgraflardan biri 3. Enternasyonal’e, diğeri Mustafa Kemal’e idi. Mustafa Kemal’e çektikleri telgrafta işçilr adına “milyonlarca insanı esaretten kurtararak kendilerine siyasi hürriyet bahşeden ali zatlarına şükranlarını takdim eder ve amele evlatlarınızı da sulhün akdiyle beraber iktisadi esaretten kurtaracaklarınızdan ümitvar olduklarını arz eder” denilmekteydi. Atatürk bütün bunların bilincindedir.

Ama Atatürk şunun da bilincindedir. Samsun’a ayak basıp Amasya’ya geldiğinde ifade etmiştir. “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Bazı zavallılar gibi beş kişiyi bir araya getirip milleti biz kurtaracağız diyenlerden değildir. Atatürk milletin kurtuluşunu milletin azim ve kararı kurtaracaktır derken bence şaşılacak bir benzerlikle 1. Enternasyonal’in aldığı kararı çağrıştırmaktadır. 1. Enternasyonalin “İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır” diyen kararını akla getirmektedir. Bu ifadeyi özenle kabul etmiş ilkeleştirmiştir. Atatürk bunu söylerken önemli bir sınırlılığa da işaret etmiş olmaktadır.

Şimdi bu noktada o konuya geçmek istiyorum. Atatürk "DEVRİMCİDİR" Devrimlerini sonuca ulaştırdığını kendisi de söylememiştir. Bu devrimlerin nihai hedefine ulaşmasındaki sınırlılık nedir?

Buna girmeden önce kısaca “devlet sosyalizmi” nedir sorusuna değinmek istiyorum. Ben bu deyimi Atatürk’ün iki yerde dile getirdiğini belirlemiştim. Birinci olarak, 1919’da Samsun’da karaya ayak basıp Amasya’ya geçerken Havza’da karşılaştığı bir Sovyet subayıyla söyleşisinde ortaya koyar. Sovyet subayının "ne yapmayı amaçlıyorsunuz ? " sorusuna karşılık olarak; " bizim hedefimiz devlet sosyalizmidir.. " demiştir. Ama, bu konu, bu söyleşiyle sınırlı kalmamıştır. Atatürk, daha sonra 1930’da Reşat Kaynar’la söyleşisinde de "devlet sosyalizmi kurmayı hedeflediklerini" tekrarlamıştır.

Bu konuyu değerli dostum Perinçek’le konuştuğumda, onun, devlet sosyalizmi deyimine ilişkin olarak başka bazı tespitler yaptığını öğrendim. Örneğin Atatürk’ün kaleminden çıkmış, Afet İnan imzasıyla yayınlanmış olan Medeni Bilgiler kitabında da devlet sosyalizmi benimsenen bir model olarak zikredilmiştir. (Medeni Bilgiler, s.71,72)

Ayrıca, Atatürk’ün bazı yakın arkadaşlarının da devlet sosyalizmi üzerinde durdukları görülür. Mahmut Esat Bozkurt, Kaynak Yayınlarından çıkan Anadolu İhtilali isimli kitabının 197. sayfasından itibaren devlet sosyalizmi hedeflerini uzun uzun anlatmıştır. Keza Celal Bayar da 1921’de, Hakimiyeti Milliye muhabirini yanıtlarken devlet sosyalizmi taraftarlıklarını savunmuştur. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. 1936’da yayınlanan Resimlerle Türkiye Albümü’nde “Bizim mezhebimiz devlet sosyalizmidir” denildiği görülmektedir.

Devlet sosyalizmi deyimi ilk defa Atatürk tarafından kullanılmış değildir. Tarihsel olarak kendilerini böyle tanımlayan başka bazı akımlar da vardır. Bunların hepsinin ortak yanı, işçi sınıfının doğrudan mücadelesine gerek kalmaksızın devlet eliyle sağlanacak düzelmelerle emekten ve sosyal adaletten yana gelişmelerin sağlanabileceği inancına dayanıyor olmalarıdır. Bunların bir kısmı, işçi sınıfında yeterli bir devrimci potansiyeli görmemenin sonucunda biçimlenmiştir; bir kısmı da mevcut devleti sosyal gelişmelere öncülük yapabilecek nitelikte görmekte olmalarından dolayı böyle bir akımı benimsemişlerdir.

1850’lerde Almanya’da kendileri devlet sosyalizmi taraftarı olarak tanımlayan bir akım vardır. Bu akım Bismarck döneminde ayrıca ağırlık kazanmıştır. Amerika’da 19. yüzyıl sonlarında Wisconsin Devlet Sosyalistleri adında bir oluşumun ortaya çıktığı bilinmektedir. Devlet sosyalizmi anlayışını Almanya’dan Almanya’dan Amerika’ya taşıyan, Amerikan Sosyalist Partisi mensuplarından Victor Berger (1860-1929) olmuştur.

Kuşkusuz, Atatürk bütün bu akımlarla doğrudan bağlantısı olmayan, tamamen Türkiye’ye özgü bir bakış açısının öncüsüdür. Nedir devlet sosyalizmi ile Atatürk’ün kastettiği? Ve niçin devlet nitelendirmesini kullanmak gereğini duymuştur? Eğer sosyalistse, çağındaki sosyalist akımların birinin mensubu olduğunu ya da o amaca yönelik bir mücadelenin izleyicisi olduğunu niçin söylememiştir, onun yerine niçin böyle bir ifadede bulunmuştur?

Sizlerin de değişik vesilelerle tespit ettiğinize eminim; 1917 ile 1919 arasında muhteşem bir örtüşme vardır. 1917’de yeryüzünün gördüğü en önemli devrimlerden biri gerçekleşmiştir. 1919’da da yine yeryüzünün gördüğü en önemli bir mücadelelerden ve devrimlerden biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basmasıyla başlamıştır. Bu çok önemli bir buluşmadır. İki lider tarih sahnesinde buluşuyorlar.

Atatürk, 1920’lerde Bolşevizmi son derece sıcak ifadelerle karşıladığını belirtir. 1920’lerde Meclis’te yaptığı konuşma var. Sosyalizm, Kemalizm ve Din isimli kitabımda bunları anlatmış bulunuyorum. Dinimizin yüksek prensipleriyle de uyuşan Bolşevizmin, emperyalizm ve kapitalizm karşısında kazandığı zafer bizim de zaferimizdir, şeklinde ki bir ifadeyle bu olguyu yerli yerine oturtmuştur. Ama Atatürk iki önemli sınırlılığın bilincindedir. Türkiye açısından söz konusu olan bu sınırlılıklardan birisi iç, diğeri ise uluslararası alandan kaynaklanan sınırlılıktır.

Atatürk "GERÇEKCİDİR.. " Doğu Perinçek’in dediği gibi, Atatürk maddeci olmak noktasını daha genç yaşta belirlemiştir. Ne romantiktir, ne de ütopik, gerçekçidir. Gerçekçi olması nedeniyle hedeflerini sınırlılıklarını belirlemekte de son derece isabetli olmayı her noktada başarmıştır. Bunu söylerken şu sözüne atıfta bulunmak istiyorum. İktisadi yoluna model seçerken bazı kaygılarını belirlemek üzere diyor ki; “Büyük harbin sonunda komünizm uygulandı. Fakat halka vaat edilen bazı şeyler aynen temin edilemedi”. Yani Atatürk komünizmi, başardığı için değil başarısız olduğu için eleştiriyor. Ruslar ilkelerinden geri döndüler diyor. Bununla 1920’deki “Yeni Ekonomik Politika”yı kastediyor. Bir inkılaba teşebbüs edip sonradan geri dönmektense ağır ağır ilerlemek en doğru yoldur. İkinci yol liberalizmdir. Bu da eskimiştir. Bizim tatbik ettiğimiz ekol devletçiliktir. En ileri iktisadi yol budur” diyor. (Yön, sayı 19; Boratav, 100 Soruda Türkiye’de Devletçilik, s.184)

Daha sonra bu devletçiliğin devlet sosyalizmi kavramını içerecek bir anlam taşıdığını değişik vesilelerle ifade ettiğini söylemiş bulunuyorum. Burada dikkat ederseniz bir sınırlılığa temas etmiş bulunuyor. Bunlardan birinin iç olduğunu söyledim. Atatürk bir vesileyle toplumsal devrim, milletin değişme yeteneğine bağlıdır diyor. Buradan tabii şunu çıkaracak değiliz: Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm diyene” diyen bir önder olarak, Türk milletinin yeteneklerinden kuşku duyması mümkün değildir. Ama toplumsal devrim nesnel bir olgudur. Bu konuda gerekli olan objektif yaklaşım, toplumsal devrimin gereklerini tarihsel nedensellik bağlantısı içinde ortaya çıkarmayı zorunlu kılar. Bunu söylerken acaba hangi eksikliğe işaret ediyor? Bunu da açıkça söylediği yerler var. "Biz , sınıflı bir toplum değiliz.." diyor, çünkü " henüz işçi sınıfı ve kapitalistler anlamında bir ayrışma bizde ortaya çıkmamıştır." Bu nedenledir ki ve özellikle de İzmir İktisat Kongresi’ndeki açış konuşmasında, “biz zavallı bir halkız” demekte ve içimizde sömüren, sömürülen, ezen, ezilen çelişkisinin bulunmadığını belirtmektedir. Yani, açıkçası, kapitalizm öncesi sürecin yaşandığına dikkat çekmektedir.

Ayrıca, Rusya’da olduğu gibi bir sosyalist konsensusun doğmasına neden olacak bir edebiyatın da bulunmadığına işaret etmektedir. Tolstoy bu kadar yumuşak, ihtilal yanlısı olmayan bir yazar olmasına karşın, onun bile kapitalizmin sömürüsüne karşı şiddetli eleştiriler getirmiş olması, Rus toplumu ile Türk toplumu arasındaki farklılıklardan birisi olarak Atatürk’ün de üzerinde durduğu bir unsur oluşturmuştur.

Dolayısıyla Atatürk, hem ekonomik ilişkiler bağlamında hem de kültürel-sanatsal bağlamda, üzerine oturacağı, Rusya’dakine benzer bir düzlemin bulunmadığını gerçekçi biçimde belirlemiş bulunmaktadır.

Birinci sınırlılığı Atatürk böyle belirliyor. İkinci büyük sınırlılık ki bu yalnızca Türkiye’yle ilgili değildir. O da yeryüzünde tarihin çarkını ileriye döndürecek büyük toplumsal gücün yani işçi sınıfının (ki o da batıda ortaya çıkmıştır) yetersizliğidir. Bu tespiti yapan kuşkusuz yalnızca Atatürk değildir. Daha önce Lenin de, Engels de, başkaları da Batı işçi sınıfının, emperyalistlerin dünya sömürüsünden oluşturdukları sofranın ayak ucunda da olsa yer almakla tatmin olduklarını, bu yüzden mazlum milletlerin sömürüsüne seyirci kaldıklarını hatta Batı işçi sınıfının bu sömürüye bizzat katıldığını görmüşlerdir. Yani Batı işçi sınıfı, emperyalist sömürüden pay almak çabası içine girmiş, dolayısıyla kaba çizgileriyle Batı sömürgeciliğine payanda olmuştur.

Doğan Avcıoğlu’nun bir tespiti var. Çok çarpıcı bir tespittir. Kurtuluş savaşımıza destek olan tek bir Batılı işçi hareketi yoktur. Avcıoğlu, İngiliz işçi sınıfı adına dile getirilmiş bir açıklamayı bulmuş, ortaya çıkarmış, maalesef onun kaynağını bulmayı henüz başaramadım. Bu açıklamada, İngiliz İşçi sınıfı adına Türkiye’nin sömürüsüne alkış tutuluyor.

Bu tutumun başlıca istisnasını Fransız sosyalisti Jean Jaures ortaya koymuştur. 2.Enternasyonel’de Türkiye’nin parçalanması planlarına karşı karar alınması için çaba sarfetmiştir. Jaures, 1. Dünya Savaşı patlak vermeden hemen önce bir suikast sonucunda yaşamını kaybetmiştir.

Bu konuda, kuşkusuz, Lenin’in ayrı bir yeri vardır. Atatürk, Çanakkale’deki mucizevi savunmasıyla müttefiklerin geçişine engel olmakla, dolaylı olarak Lenin’in başarısına da katkı sağlamıştır. Bu sayede, Lenin’in, müttefiklerin desteğinden yararlanamayan Çarlığı devirmesi daha kolay olmuştur. Atatürk de Gürcülerle ve Sovyetlerle ilk dostluk anlaşmasını imzalamakla Garp cephesindeki savaşını daha büyük bir güvenle sürdürme olanağını elde etmiştir. Lenin Çarın ve daha sonraki Kerenski hükümetinin aksine Türkiye’nin parçalanması planlarını yırtıp atmıştır.

Batı işçi sınıfının bu yetersizliğini Atatürk net olarak tespit etmiştir. Batı işçi sınıfı mazlum milletlerin sömürüsüne en azından duyarsız kalmakla ve bizim Kurtuluş Savaşımız gibi kurtuluş savaşlarına seyirci kalmakla aslında kendi felaketini de hazırlamıştır.

Atatürk bunu nasıl dile getiriyor? Tarihin çarkını ileriye döndürmesi mümkün olan iki büyük güce, 22 Ekim 1920’de Çiçerin’e yazdığı mektupta şu sözleriyle işaret etmektedir:

“Bir yandan batının işçi sınıfı öte yandan Asya ve Afrika’nın köleleştirilmiş halkları, milletlerarası sermayenin, kendilerini yıkmak ve efendilerine çıkar sağlamak için köle durumuna getirmek istediğini anladığı ve sömürge politikasının işlediği suç, dünya işçilerince kavrandığı gün burjuvazinin gücü sona erecektir. Ben buna inanıyorum.” Yani Atatürk kendi başarısının sonuca vardırılmasını ve sürekliliğini Batı işçi sınıfının ve mazlum milletlerin kendilerine düşen büyük tarihsel rolü yerine getirmesinde görmüştür.

Bunu söylerken ben Atatürk’ün bir sosyal Darwinist olduğunu iddia edecek değilim. Yani olayları kendi seyrine bırakıp anını bekleyen, bir zamanların Alman sosyal demokratları gibi Hitler’in çıkışına zemin hazırlayan atalete gömülü bir yaklaşım içinde olduğunu söylemek elbette ki yanlış olur.

Atatürk bu eksikliğin önemini görüyor ve bu eksikliğin kapatılması içinde büyük çaba içindedir. O kadar ki bu yönde 3. Enternasyonal’i de, yani Moskova’yı da uyarmak ihtiyacını duyuyor. 1 Aralık 1920’de, bizim Moskova’daki büyük elçimize gönderdiği mesajda, ne yapılması gerektiğini ve Bolşevikler nezdinde nasıl uyarıcı bir tavır takınması gerektiğini şu sözleriyle ortaya koymuştur:

“Sömürgelerin fethinden ancak fatih ülkenin banker ve sermayedarı istifade edip amele ve fukara halk bundan zararlar görür. (…) sömürge fethi, ancak sermayedarların fazla miktarda artmasına, memleket dahilinde yeterli kâr elde etmeyen sermayelerini daha verimli bir surette nemalandırmasına ve dolayısıyla işi azalan Avrupa proleteryasını daha ucuz bir biçimde istihdama yarar. Diğer yandan son zamanlarda Batıda büyük grevler sırasında sömürgeler ahalisi kullanılmaya başlandığından, bu suretle birçok grevler neticesizliğe mahkum” edilmişlerdir demekte ve şu tavsiyelerde bulunmaktadır:

“Dolayısıyla gerek Batı emekçileri gerekse sömürge ahalisi sermayedarlar elinde yek diğerini ezmeye yarayan bir alet halindedir. Bu hakikatlerin daima daha geniş ölçekte Batı amelesine telkini ve sömürgelerin bağımsızlıklarının iadesi uğrunda ve sömürgeler politikasından vazgeçilmesi hususundaki propagandanın gittikçe şiddetlendirilmesi Sovyet hükümetinden, 3. Enternasyonal’in İcra Komitesi’nden, Kominist Fırkası’ndan ısrarla talep olunacaktır.”

Atatürk, aynı mektubunda şunları da söylüyor:

“ Türklere karşı yapılan seferlerin proletaryanın menfaatlerine zararlı olduğu anlatılacaktır. Şu yönde gözden uzak tutulmamalıdır ki, Harbi Umumi’nin husule getirdiği iktisadi buhran sonra erdikten sonra emperyalizm ve kapitalizmi devirmek pek güç ve imkansız olur. Dolayısıyla bu maksatlara önümüzdeki seneler zarfında ulaşmaya son derece gayret olunmak vaciptir.”

Bugün, Atatürk’ün yukarıdaki sözlerinde ifadesini bulan öngörüsünün gerçekleşmiş olduğu açıkça görülmektedir. Emperyalizm ve kapitalizmin mağlup edilmesi zamanında başarılamamış olduğu için ortaya çıkan tablo gözlerimizin önündedir.

Atatürk’ün sözlerinin üzerinden bunca zaman geçti. Türk ordusunu bile, 20. yüzyılın başında emperyalizme karşı Spartaküs rolünü oynamış olan bu milletin ordusunu bile bir Gurka ordusu durumuna düşürme hevesi içine girmiş olanlar bulunmaktadır. Bu durum, Atatürk’ün öngörüsünün ne kadar isabetli olduğunu ortaya koymaktadır.

Tarihi fırsatlar kaçırılmış olduğu için meydana gelen engelleri, Atatürk zamanında görmüştür. Bu yüzden doğan sınırlılığın bilincine varmıştır. 1923 tarihli İzmir İktisat Kongresi’nde Atatürk’ün söylemindeki ton farklılığının nedeni buradadır. Doğu Perinçek, Halkçılık Bildirisinin Atatürk’ün çizgisinin özünü yansıttığını söyledi. Ben bunun bir simetriğini ilave edeceğim. İzmir İktisat Kongresi metinleri bunun tam tersidir. Atatürk’ün çizgisinin özünü yansıtmaz.

Kuşkusuz, İzmir İktisat Kongresi çok önemlidir. Lozan barış görüşmelerinin başarısızlığa uğradığı bir dönemde yapılmıştır. Müstevliler Lozan barış anlaşmasını imzalamada çekingenlik içindedirler. Görüşmelere ara verilmiştir. İşte Atatürk o sırada İzmir’de adeta bir vitrin süsü yapmak gereğini duymuştur.

[B]Devletçiliği 1931’de uygulamaya koyuyor, 37’de de Ankara’da 6 Ok’u Anayasaya koyuyor. Kalıcı ve temel nitelikteki kararlar Ankara’da alınıyor.

Buna karşılık, İzmir İktisat Kongresi’nde verdiği mesajı Ankara’dan vermiyor. İzmir İktisat Kongresinde dünyaya başlıca iki mesaj veriyor. Öncelikle, biz Osmanlı’nın devamı değiliz diyor. Bizden korkmayın, iki ayağımızın üstüne kalktığımızda yeniden Viyana’lara gelmeyeceğiz. Çünkü biz artık fetihle değil, üreterek zenginleşmeyi hedefledik. İkinci olarak, biz Bolşevik değiliz diyor. Elbette ki takiyye yapmadı. Atatürk, Bolşevizme olan sıcak yaklaşımını çok çeşitli vesilelerle belirtmiştir. Ama, Bolşevik olduğunu hiçbir zaman söylemiş değildir. İzmir İktisat Kongresi ile adeta bir vitrin süsü ortaya koyma gereğini yerine getirmiştir.

Bu noktada 1923’lerde dünya konjonktüründe meydana gelen önemli bazı gelişmeleri belirtmek gerekir. Bu dönemde, Lenin tarih sahnesinden çekilmiştir. Tarih sahnesindeki bir büyük buluşmanın aktörlerinden bir diğeri olan Atatürk, tek kalmıştır. Bu durum, onun güç dengelerini gerçekçi biçimde yeniden değerlendirmesini zorunlu kılan unsurlardan birisi olmuştur. Sovyetler bir çok noktada başarısızlığa uğradı. Polonya’da durduruldular. Bella Kun’un Macaristan’daki devrimi başarısızlığa uğradı. Ekonomik alanda Yeni Ekonomik Politika’yı benimseyerek, sosyalist atılımlarından geri adım attılar. Dünya çapında devrim denemeleri başarısızlığa uğradı. Atatürk bunları gördü, ama asla çizgisinden ödün vermedi.

1931’de CHP programına o muhteşem 6 Ok’u koymuştur. Yeryüzünün iki büyük devriminin muhteşem sentezi olan 6 Ok’u yerleştirmiştir.

6 Ok şimdi, bir yanda bir garip güvercin yüzünden terkedildi. Diğer yanda, babaannesinin seccadesi gibi görenler ortaya çıktı. Oysa 6 Ok, değil dünün, bugünün, yarının yolunu aydınlatan bir ilkeler bütünüdür. Atatürk’ün dehasının en önemli ürünlerinden biridir.

Demek oluyor ki önemli bir tarihsel fırsatın kaçırılmış olmasının anlamı, iki büyük önemli gücün tarihsel sorumluluklarını yerine getirememiş olmasıdır.

1- Batı işçi sınıfı,

2- Mazlum milletler...

Atatürk mazlum milletlerin öncülüğünü yaptı. Bunu Roma’da Spartaküs yapmıştı. Atatürk’ün elde ettiği zaferin hiç mi yankısı olmadı? Elbette ki oldu. Cezayir’den, Vietnam’a, Küba’ya kadar... Atatürk’ün başlattığı mücadelenin elbette ki derin yankıları oldu. Ama mazlum milletler bunu sonuca ulaştıracak gücü ortaya koydular mı? Buna evet demek mümkün değil.

Her şeyden önce, Atatürk’ün kendi ülkesinde kendi eserlerinin içine düşürüldüğü durumu gerçekçi bir biçimde görmemiz gerekir. olmayı gerektiriyor.

Bu durumda, belki emperyalizm dünyaya egemen oldu denilebilir.

Eşkiya dünyaya egemen olur mu? Olursa kendisiyle birlikte dünyayı mahveder. Nitekim ilk mahvoluş, İkinci Dünya Savaşı’nda kapitalizmin, 29-30 bunalımının ardından faşizmi ve ırkçılığı ortaya çıkarmasıyla yaşandı. İkinci Dünya Savaşı ertesinde sosyal demokrasi Batı kapitalizmini yaşatmanın bir yolu olarak işlev gördü. Olmasaydı daha iyi olurdu sonucuna varacak değilim. Kuşkusuz, batı kapitalizmi dünyadan sağladığı zenginliklerle, işçilerine sağladığı avantajlarla ekonomisini güçlendirdi. Bu sayede arabasını düze çıkardı. Ama aynı zamanda Batılı emekçiler de 1970’lere kadar rahat bir nefes aldılar.

1970’te, ne oldu? Yeri gelince Batılılara hatırlatılması gereken bir söz var, İncil’de. “Canını kurtaran canını kaybedecektir” denir. Batı canını kurtarmıştı, ama sömürü ve adaletsizlik içinde yüzen bir dünyada Batı’nın sağladığı bu durum, ancak 70’lere kadar sürebildi. 70’lerden sonra patlak veren yeni bir bunalım dalgası Batıyı, sanki bir çözümmüş gibi yeniden vahşi kapitalizme sarılma noktasına getirdi. Sosyal demokrasinin çıkmazı, duvara çarpan top örneği geri tepmeyle sonuçlandı. 19. yüzyıl vahşi kapitalizmine doğru bir çağ atlama sürecine girildi. Vahşi kapitalizm milyarlarca dolar harcayarak ve birtakım misyonerler kullanarak kendini yeniden yaratma kampanyasını başarılı biçimde gerçekleştirdi..

Bu tablo içinde ürpertici olarak İkinci Dünya Savaşı öncesinin çizgileri bütün unsurlarıyla belirmiştir. Ekonomik bunalım var, ırkçılık var. O zaman Yahudi düşmanlığı vardı. Şimdi kendi estirdikleri bir İslami terör fırtınasını kullanarak, yeni düşmanlar icadetmektedirler. Hitler, önlenemeyen yükselişine, Alman Parlamentosunun yakılması olayını malzeme yapmıştı. Şimdi de 11 Eylül İkiz Kuleler saldırısı ortaya çıkmıştır. Bu olay da küresel kapitalizmin küresel faşizme dönüşmesinde bir dönüm noktası işlevi görmektedir.

Bu durumda Atatürk, yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada yine gündemdedir. Atatürk, ta 1920’lerde, yarın güneşin doğacağını nasıl biliyorsam, mazlum ulusların kurtulacağını, sömüren, sömürülenin olmayacağı bir dünyanın gerçekleşeceğini de öyle görüyorum demiştir.

Bize büyük sorumluluklar düşüyor. Bizim sabıkamız(!) var. Biz ulusal kurtuluş hareketlerine öncülük yaptık. Tarihimizden gelen bu sorumluluğumuzun gereğini yerine getirmek zorundayız. Bu bağlamda şu gerçeği belirtmem gerekir:

Gerçek uluslararası dayanışma gerçek ulusalcılıktan geçer. Çünkü ulusalcılık demek, antiemperyalizm demektir. Uluslararacılık demek ise, bazılarının anladığı gibi uluslararası sermayenin kuyruğunda küreselleşme demek değildir, eşitlik temelinde uluslararası dayanışma demektir. Bunun olabilmesi öncelikle kişilikli ulusların olmasını gerektirir. Bunun için de tam bağımsızlık gerekir.

Ulusal ve uluslararası düzeyde yürütülmesi gereken mücadelelerin eş yönlü olduğu bilinciyle yürütülmeler gerekir. Bu konuda da gerçekleştirilmek istenen bölücülüğün önlenmesi gerekir.

Sözlerime son verirken bir noktayı özellikle vurgulamak isterim. Hiç kuşku yok ki Atatürk’ün bize bıraktıkları arasında, büyük sorumlulukların yanı sıra, umut ve inanç gibi değerler de vardır.

Bu umut ve inançla hepinizi saygıyla selamlarım.

Alpaslan Işıklı

(Ulusal Kanal, Halkçılık Kurultayı, Ankara, 20-21 Eylül 2003, İstanbul, 20-21 Eylül 2003)

Teori, sayı:166, Kasım 2003, s.37-45

AKHENATON
28-09-2008, 12:59
Tüm dünyada yaşanan ekonomik sorunlar , Kemalizmin dünya üzerindeki, gelmiş geçmiş en etkili yönetim tarzı olduğunu göstermiştir.Batı tipi dünya anlayışında Kemalizmden daha iyi yönetim ve ekonomi politiği bulunmaz.Bulunduğunu söyleyenlerin rusya ve abd nin son 100 yıllık ekonomi tarihine bakmaları yeterlidir.

prometheus4517
14-10-2008, 11:27
bence imhotep arkadaş son koyduğu metinle burda tartışmaya noktayı koymuştur. kendisine minnet duygularıyla teşekkürü borç bilirim. yazıyı okuduktan sonra herhalde ikna olmayacak birşey kalmıyor galiba sanırsam.

saygılar imhotep

Khaos
17-07-2009, 13:03
bir sosyalist kendisini kısaca ve net biçimde tek cümleyle şu şekilde tanımlar.
emek-sermaye çelişkisinde emekden yana olmak:işte sadece bu.temel merkez mihenk her şey bu kadar açık basit anlaşılır.peki sosyalizm nasıl hayata geçirilir.
o da çok basit açık ve anlaşılır.üretim araçları üzerindeki mülkiyetin toplumsallaştırılması ile.
peki siz bir burjuvanın kendisini emek-sermaye çelişkisinde sermayeden yana olmak diye tanımladığını gördünüzmü?göremezsiniz.
ya burjuva değerler nedir.yada bir başka ifade ile sermayeden yana olmak adını anmadan nasıl ifade edilir ve hayata geçirilir.
elbetteki çok karmaşık.burjuva değerlerden giderseniz bu karmaşada boğulursunuz.
basit ve yalın olandan gidelim.yani sosyalizmin tersinden.
emek-sermaye çelişkisi yerine başka çelişkiler öne çıkarılıyorsa,üretim araçları üzerindeki mülkiyet derinleştiriliyorsa orada burjuva değerlerden bahsederiz.burjuva değerler artı değerin cebe indirilmesi sürecini devam ettiren tüm değerlerdir.milli devlet burjuva icadı değilmi.m.kemal mi icad etti milli devleti.fransız devrimi imperyal yerine ulus-devleti önermedimi.ulus devlet kapitalimin candamarıdır.
kemalizmin ne olduğu ortada değilmi.
fransız burjuva devriminin anadolu versiyonu.
devrim aristokrasi yerine iktidarın burjuva egemenliğine devredilmesi değilmi...
birde şu karşı-devrim masalı var.
bi kere sosyalizme ait bu kavramların bu kadar rahat kullanılması kemalistleri hiç mi utandırmıyor merak da ediyorum aslında.
karşı-devrim daha önce iktidardan uzaklaştırılan görece daha gerici eski egemenlerin kaybettiklerini geri alması değilmidir.
aritokrat feodal bir karşı devrim yok anadoluda.
ancak burjuvazinin kazanımlarını daha da ilerlettiği devrimler var ki;bunlara karşı devrim denemez.çünkü ilk devrimde burjuvaydı sonrakiler de öyle.
daha sınıf bilincine de geleceğiz.burjuvanın nasıl da sınıfsal bilinç sahibi olduğunu,kendi çıkarını ulusal çıkar olarak sunduğunu ve hegemonyadan pay verdiği emekçilerle diğer ulusların emekçileri karşısında ulusallık adı altında işbirliği tesis ettiğini ve bunu aşmanın ancak enternasyonelle mümkün olduğunu göreceğiz.

evrensel-insan
17-07-2009, 17:18
Saygideger arkadaslar;

Bundan sonra politika konusunda, evrensel-insan olarak degil; bireysel yazacagim ve mumkun oldugu kadar basit ve kisa yazacagim. Eger yazilanin acilimi ve derinlestirilmesi istenirse de; o zaman yazdigimin detayina girecegim.

Kemalizm; Fransa ihtilali ve ulkelerin milli cikislarindan esinlenmis, dini reformist ve milli kokensel teklestirmeyi kendine siar edinmis bir burjuvalasma hareketidir.

Ne o gunku batinin politikasiyla, ne kapitalizm ve onun dogasi emperyalizm amaciyla celismez. Ustelik tam da batinin istedigi gibi; Osmanli dini tutuculuguna ve Anadolu gibi; hem milli hem dini mozayigi olan bir toprak parcasinin "olmayacak duaya amin demek" misali Teklestirilmesine yonelik bir harekettir.

Gunumuzun; bireysel hak ve ozgurluklerine uygun dusmeyen, cemaat toplumu ve vatandas yetistiren, vatandaslarin, milli ve dini kokensel ve kisisel hak ve ozgurluklerini de; gozardi etmekle birlikte, zorla ve kanunlar yoluyla, tek seslilige indirmek isteyen bu yuzden de, suru psikolojisi ve korku felsefesi temelindeki diktatorlugu, demokrasiye tercih etmeye mahkum olan bir iktidar anlayisidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Neferkamin Anu
21-07-2009, 13:40
Kemalizm nedir bilen varsa yazsın. Ekonomik, siyasi temelleri nedir?
c/p yapmadan yazın lütfen.
Ben böyle bir ideoloji, siyaset, ekonomi dünya yüzünde görmediğimden dolayı yoktur diyorum.
Ama siz benim yok dememe boş verip, olmayanı kanıtlayın bu sitede buna alıştık zaten, şimdide biri çıkar sen Kemalizmin olmadığını kanıtla der.

Selamlar.


Sayın vgm sizi kum havuzuna göndericem. Nedenmi, Alman tarihçi okulu ve List 'e bakmadığınız için.

Konu hakkında Marksist-Sosyalistlerin derinlikli ekonomi bilgisi olsa detaya giricem fakat kendi kendime yazmak sıkıyor beni.

qw19
21-07-2009, 16:19
Anu bildiğini yaz, sorularımda değişiklik yok, zaten yanıtsız sorular.

Neyi ne kadar çok bildiğin beni ilgilendirmiyor.

Kemalizm'in ekonomik temelleri nedir, kapitalizmden farkları nedir.

Basitçe.

AYATA
21-07-2009, 16:49
Kemalizm tam bağımsızlığı, ulusal egemenliği ve anti emperyalizmi savunan, yurtta ve dünyada barış ilkesini şiar edinen...çoğulcu demokrasiyi destekleyen...uygulandığı ülkede o ülkeyi kuran asli unsur olan halkın refahını gözeten...toplum içinde bazı sınıfları değilde sadece milleti ön plana çıkaran...din ve devlet işlerini kesinlikle birbirinden ayrı gören, ekonomide karma ekonomiyi destekleyen, halkın her sınıfınından seçilmiş kişilerin oluşturduğu bir meclisin ülke ve devlet için gerekli kararların alınmasında tek yetkili olduğunu belirten ve gelecekte de var olmak için o ülkenin aklı ve fikri hür nesiller yetiştirmesi gerektiğinide söyleyen laik demokratik Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK'ün takipçilerinin ön plana çıkardığı bir doktirindir.

demekki bir tarif yapılabiliyormuş :(

boğaziçi
21-07-2009, 16:52
ATATURK tarihin en buyuk DEVRIMCISIDIR. Burada yazan hicbirsey bunu degistiremeyecek. Ataturk cagini en iyi gozlemlemis ve bunu degerlendirmelerini hayata gecirmis, turkiye cumhuriyetini kurmustur, caginin degerlendirmelerini saglam temeller atmak uzere kullanmisti..bazilarinin dusundugu mukemmel UTOPYAlar uzerine degil.cunku utopyalar hicbir zaman gerceklerle bagdasmaz. Cagin sartlarini da goz onunde bulundurmak gerekir. Ataturk un devrimi, ayaklari yere basan, cagini degerlendirmis, gercekci, teoride ve uygulamada bir butunluk saglayabilmis bir yapidir. Ummetten bir millet cikarmistir. Ulusal devleti takip eden degerler butunu olusturabilecek kurumlar bu sebepten ortaya cikmistir(turk tarih, turk dil gibi)butun bunlari yikilmis bir imparatorlugun ardindan, les kargalari gibi ulkeyi parcalamaya calisan emperyalist guclere karsi savasarak basarmistir. Butun bunlari oturdugu yerden yapmamistir, notlarindan anliyoruz ki onemli degerlendirmeler, calismalar ve hesaplamalar sonucunda olusmustur. (bilgisayar basinda oturup, sunuda yanlis yapmis, fasistmis, yok diktatormus demeye benzemiyor…) teoride ben de mukemmel bir sistem kurarim, ama onemli olan onu pratiktede yasatabilmektir. Ataturk hem teoride hem de pratikte yasayan bir yapi olusturmustur.

evrensel-insan
21-07-2009, 17:00
Saygideger AYATA;

Kemalizm tam bağımsızlığı, ulusal egemenliği ve anti emperyalizmi savunan, yurtta ve dünyada barış ilkesini şiar edinen...çoğulcu demokrasiyi destekleyen...uygulandığı ülkede o ülkeyi kuran asli unsur olan halkın refahını gözeten...toplum içinde bazı sınıfları değilde sadece milleti ön plana çıkaran...din ve devlet işlerini kesinlikle birbirinden ayrı gören, ekonomide karma ekonomiyi destekleyen, halkın her sınıfınından seçilmiş kişilerin oluşturduğu bir meclisin ülke ve devlet için gerekli kararların alınmasında tek yetkili olduğunu belirten ve gelecekte de var olmak için o ülkenin aklı ve fikri hür nesiller yetiştirmesi gerektiğinide söyleyen laik demokratik Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK'ün takipçilerinin ön plana çıkardığı bir doktirindir.

Koyulastirilmis yerlerin bir daha gozden gecirilmesi gerekir. Eger TC'de baska bir gorus yok idiyse; cuntalari da, idamlari da, iskenceleri de, katliamlari da, halki kandirmayi da, korku yaymayi da, issizligi de, yoksullugu da,yargiyi da, yurutmeyi de, yasayi da, kutuplasmayi-otekilesmeyi de, Kore'ye gidisi de, v.s. yaratan bu gorustur, oyle degil mi?

Ya da bu kemalizm, ne zaman var oldu?, ne zaman basladi, ne zaman bitti?

Saygilarimla;
evrensel-insan

boğaziçi
21-07-2009, 17:05
Ya da bu kemalizm, ne zaman var oldu?, ne zaman basladi, ne zaman bitti?
zaten baslik yanlis, nesini soruyorsunuz?

evrensel-insan
21-07-2009, 17:08
Saygideger bogazici;

Ben, sadece AYATA'nin tanimina yonelik sordum. "Baslik yanlis" derken, neyi kastediyorsun?

Saygilarimla;
evrensel-insan

boğaziçi
21-07-2009, 17:09
Konu hakkında Marksist-Sosyalistlerin derinlikli ekonomi bilgisi olsa detaya giricem fakat kendi kendime yazmak sıkıyor beni.
marks in sosyo-ekonomik politikasi bir utopyadir ve guvenilirligi kalmamistir zaten. lenin ve stalin devrimlerine ne olmustur?

boğaziçi
21-07-2009, 17:26
Unutturulan Atatürk - Uğur Mumcu

UNUTTURULAN ATATÜRK

Atatürkçülük ne demektir?
Atatürkçülük, kısaca ulusal bağımsızlık ve ulusal onur demektir. Atatürkçülük, özetle antiemperyalist bir kurtuluş savaşını başlatan ve sürdüren bir eylem ve öğretidir.
- Amacımız , ulusal sınırlarımız içinde toprak bütünlüğümüzü ve ulusal tam bağımsızlığımızı sağlamaktır. Buna engel olmak üzere karşımıza çıkacak kuvvet, kim ve ne olursa olsun hiç duraksamadan çarpışırız ve başarı kazanırız. Bu konuda karar ve inancımız kesindir.
Atatürkçülüğü, "tam bağımsızlık" inancından ayırmanın ve çok yönlü uluslararası ipotekleri "Atatürkçülük" adına savunmanın hiç olanağı yoktur. Kurtuluş Savaşı'nın başlarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bütün programlarına dayanağı, şu iki temeldir: Tam bağımsızlık, kayıtsız koşulsuz ulusal egemenlik!..
- Tam bağımsızlık demek, elbette, siyaset, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamı ile bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz...
İşte Atatürk budur, işet "Atatürkçülük" budur...
Kurtuluş Savaşı, kökeninde "antiemperyalist" ve "antikapitalist" düşüncelerin kutsal harcını taşır:
- Biz bu hakkımızı saklı tutmak, bağımsızlığımızı emin bulundurmak için genel kurulumuzca, ulusal kurulumuzca bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı kavga vermeyi uygun gören bir yolu izleyen insanlarız.
Bu sözleri söyleyen ve her adımında ulusal bağımsızlığı, devrimci ve ilerici bir dünya görüşü ile sağlayıp pekiştiren Atatürk'ü bugün içine itildiğimiz ekonomik tutsaklığın temeli ve adı gibi görmek, Atatürk'e ve Atatürkçülüğe karşı yapılabilecek en ağır ve de en sinsi saldırıdır.
Atatürkçülük bağımsızlık demektir, Atatürkçülük ulusal onur demektir, Atatürkçülük devrimcilik demektir. Kurtuluş Savaşımızın ve ulusal devrimlerimizin önderi Mustafa Kemal, bugünkü emperyalist ilişkileri daha o günden görmekteydi:
- Karşılıklı güvenlik ve esenlik, bütün dünya uluslarının üzerinde titremesi gereken bir mutluluk ilkesidir. Ancak bu ilke bütün uluslar için gerçekleşmedikçe, genel bir barışma sağlamaktan çok, sömürülmek istenen birtakım uluslara karşı, bir takım güçlü ulusların yeni davranış ve ayrıcalıklar kazanmasını sağlamak niteliğinde görülse yeridir. Hele uluslararası silah alışverişinin, birtakım ulusların denetimi altında tutulmasını sağlayacak önlemlerin alınması bu kuşkuyu artırmaktadır...
Unutturulan, unutturulmak istenen Atatürk ve Atatürkçülük budur! Televizyon ekranlarında Türk halkına tanıtılmayan, anımsatılmayan sözler de işte bu sözlerdir:
- Biz Batı emperyalistlerine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. Aynı zamanda Batı emperyalistlerin güçleri ve bilinen her aracı ile Türk ulusunu emperyalizme araç yapmak istemelerine engel oluyoruz. Böylece bütün insanlığa hizmet ettiğimiz kanısındayız...
"Ezilen uluslar bir gün ezen ulusları yok edeceklerdir" diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, yeniden ezilen ulusların, Asya ve Afrika halklarının bayrağı yapmak, biz Atatürkçülerin, biz devrimcilerin namus borçlarıdır.
- Bütün dünya bilsin ki benim için tek yanlılık vardır. Cumhuriyet yanlılığı, düşünsel ve sosyal devrim yanlılığı...
Atatürk'ün bütün dünyaya duyurduğu bu ilerici ve devrimci düşünceleri ne yazık ki, ülkeyi Atatürk'ten sonra yöneten, yönettiğini sanan politikacılar eliyle hançerlendi ve Atatürk, gerçek nitelikleri ile değil, beylik anma törenlerinin donmuş kalıpları olarak tanıtılmak ve benzetilmek istendi.
Atatürk'ü hiç olmazsa bu yıl, gerçek nitelikleri ile tanıtabilirsek, geçmiş dönemlerin ihanetleri bir ölçüde unutulmuş olur. Kurtuluş Savaşı'nın yüce önderini "Atatürk Yılı"nda inançla selamlıyoruz:
Hoş gelişler ola Mustafa Kemal Paşa...
Uğur MUMCU - Cumhuriyet, 6 Ocak 1981 ( Uyan Gazi Kemal! )

AYATA
21-07-2009, 17:30
evrensel insan biraderim...seni anlamak neden bu kadar zor kendine sordunmu.....birer ütopiadan ileri gitmeyen, komünizm ve parti ve lider diktatörlüğüne dönen sosyalizm denemelerini görmüyorsunda Atatürkten sonra vasıfsız ellerde heder olmuş Kemalist doktirinemi mi taktın yahu, yazdığım tanımda uygulanamayacak ne var....Atatürk yaşarken uygulamamışmı...karma ekonomiyi tam bağımsızlığı..Atatürk döneminde bu ülke yabancı bir ülkeden beş kuruş borç mu almış....ne İstiyorsunuz Mustafa Kemal'den anlamadım gitti ne yaptı bu adam yahu....Ya kurmasaydı Türkiye cumhuriyetini...yakmasaydı Sevr'in bize giydirmek istediği ateşten gömleği...ne olurdu bu devlet ben düşünemiyorum bile ama siz mutlu bahtiyar yaşar giderdiniz her halde.....ne diyeceğimi şaşırdım yahu...sırf karşı olmak içinde yazılmaz ki...

evrensel-insan
21-07-2009, 17:35
Saygideger AYATA;

Madem oyle, Kemalizmi, cagdaslastiralim ve uygulamaya koyalim. Ama; burdada, birey yetistirimi, her turlu, kisinin kisilik ve kimligini olusturan soyut degerlerin bireysel hak ve ozgurlukleri ve antiayrimci hukuk guvencesi gerekli.

Saygilarimla;
evrensel-insan

AYATA
21-07-2009, 17:45
Mustafa Kemal...hiç bir yerde ben kemalizm diye bir ilke kurdum onun izinden yürüyün dememiştir... ama fikirlerinin ve ilkelerinin takipçisi olmasını genç nesilden istemiştir...Yaşamının her döneminde gençliğe ve gençlere büyük önem vermiştir....onları Aklı ve vijdanı hür olarak yetiştirmemizi bizden istemiştir...ve sanmıyorum ki fikirlerinin geliştirilmesi ve çağdaşlaştırılarak insanları mutlu yarınlara götürecek bir doktirin olarak insanların önüne sunulmasına karşı çıkacak olsun, yaşamış olsaydı eğer bizzat kendisi gelişerek değişimden yana olurdu diye düşünüyorum....

lütfen kemalist ilkeler ile uzaktan yakından ilgisi olmayan Atatürk sonrası Türkiye cumhuriyeti'ni ve basiretsiz yöneticiler yüzünden büyük hataların ve yanlışlıkların yapıldığı dönemleri örnek olarak göstermeyin.

qw19
21-07-2009, 18:25
Arkadaşlar; siz Atatürk'e saldırılmış gibi davranıp, bu mecradan karşı savunmaya geçmişsiniz.

Bir kere Atatürk'e saldırı yok, bunun altını çizelim.

Kemalizm dediğiniz şey de yok.

Varsa ekonomik temelleri buyurun yazın. Siyaseten de Atatürk'ün hayata geçirmeye çalıştığı yönetim şekli burjuva demokrasisidir, proleterya diktatörlüğü yada faşizm değildir.

Bunlar ekonomi politiğin şablonlarıdır, bu şablonlar altında bir yanıtınız olamaz zaten.

Yok eğer Kemalizm şablon dışıdır diyorsanız, buyurun; burjuva demokrasisi ve kapitalizm dışında ne var yazın.

Bakın; bugün dahi İsrail'de kibutzlar vardır, komünal bir yaşam biçimine yakındır örgütlenmeleri, buna bakıp İsrail sosyalisttir diyemezsiniz. Hakim ekonomik model kapitalizmdir.

AYATA
22-07-2009, 08:48
ya arkadaş sen İzmirde yapılan iktisat kongrelerini hiçmi okumadın, karma ekonomiyi hiçmi duymadın, devlet öncülüğünde sanayileşmeyi demi duymadın. ben ne diyeyim hala ekonomik temeller deyip duruyorsun..

qw19
22-07-2009, 18:54
ya arkadaş sen İzmirde yapılan iktisat kongrelerini hiçmi okumadın, karma ekonomiyi hiçmi duymadın, devlet öncülüğünde sanayileşmeyi demi duymadın. ben ne diyeyim hala ekonomik temeller deyip duruyorsun..

Bak sapır saçmalayıp duruyorsun, İzmir iktisat kongresinde alınan kararların hepsi kapitalizmin inşasına yöneliktir, bilirmiş gibi yaparak saçmalamayı bırak.

İzmir iktisat kongresiymiş; zaten hiç bir halt bilmediğin buradan belli, Atatürk'ü savunacağım diye batırıyorsunuz.

Karma ekonomiymiş o da ne, öyle bi taraflardan isim uydurunca ekonomik model oluyor, öyle gelip slogan edebiyatı yapamazsın, yazacaksın karma ekonomi ne demek, yazacaksın İzmir iktisat kongresinde hangi karar kapitalizm karşıtı. İzmir iktisat kongresi zaten kapitalizmin inşasına, burjuvazinin yaratılmasına yöneliktir.

Yürüyen Ayata, Libya Sosyalist Arap Cumhuriyeti denince sosyalist mi olmuştur Libya.

AYATA
23-07-2009, 08:30
boş geç ağam...boş geç.....anlaşıldı sen Kemalizmin bir hülya bir ütopia ile açıklanmasını istiyorsun ....gerçek olan öyle açıklanmaz....Marks ın anlattığı komünist ütopia mı bu?...Ama burda Dincilerle birleşiyorsunuz...onlarada nereyi örnek verirsen ver...orda gerçek İslam uygulanmadı ki...derler sende öyle dersin orda gerçek sosyalizm mi uygulandı, orda gerçek komünizm mi uygulandı....Kemalist düşünce en azından dedelerini dolayısı ile seni kurtardı ona saygı duy.uğr ola...

qw19
24-07-2009, 13:01
boş geç ağam...boş geç.....anlaşıldı sen Kemalizmin bir hülya bir ütopia ile açıklanmasını istiyorsun ....gerçek olan öyle açıklanmaz....Marks ın anlattığı komünist ütopia mı bu?...Ama burda Dincilerle birleşiyorsunuz...onlarada nereyi örnek verirsen ver...orda gerçek İslam uygulanmadı ki...derler sende öyle dersin orda gerçek sosyalizm mi uygulandı, orda gerçek komünizm mi uygulandı....Kemalist düşünce en azından dedelerini dolayısı ile seni kurtardı ona saygı duy.uğr ola...

Ayata ne kadar hastalıklısın sen böyle, Atatürk'e kızan yok, söven yok, kaldı ki ben bütün yazılarımda Atatürk'ün çok büyük mucizevi işler başardığını belirtirim ve buna da inanırım.

Ama sen sanki Atatürk küçümsenmiş, aşağılanmış da; sen Atatürk'ü koruyan yanıtlar vermeye oradan saldırmaya çalışıyorsun, bu kadar aciz olma.

Yaptığın çok çirkin ve ucuz.

AYATA
24-07-2009, 14:48
Aslında sen kendi yazdıklarına şöyle baksan...kışkırtmadan başka hiç bir şey olmadığını göreceksin....aydınlatıcı, karşındakini ikna edici hiç bir yazın yok varsa yoksa çok bildik havalarında ortaya atılmış boş iddialar, verilen her cevabı görmez gelmeler vs. vs. vs... ya boş ver, ucuz şeyler çirkin şeyler senin deyimince.....değmez...senin de eşeğin dişi olsun diyorum ve uzaklaşıyorum uğurlar olsun...

Molloch
26-07-2009, 17:02
Arkadaşlar Kemalizm'in kapitalizm/sosyalizmden farklı olarak, ekonomik modeli varmı dır? Varsa nedir?
Kısaca kapitalizm/sosyalizmin her türevine yeni adlar mı takacağız?
Üretim/bölüşüm ilişkisi nasıldır?Kemalizm, karma ekonomiyi savunur. Bireysel girişimcilik ve şahsi mülkiyeti reddetmez ancak laissez-faire kapitalizmi reddeder. Kemalizmin oklarından biri olan "Devletçilik" bu anlama geliyor. Günümüz terminolojisinde buna "Keynesian economics" diyebiliriz.

100% kapitalist ya da 100% sosyalist bir ekonomi olamaz. Bu uç noktalara yaklaşan sistemler (mesela 100% serbest pazar olarak Hong Kong gibi, ya da 100% komunizm olarak Sovyetler Birliği gibi) mutsuz toplumlar yaratmışlardır. Kemalizm, karma ekonomiyi savunur ki bu da Uğur Mumcu'nun ve öteki Kemalist aydınların savunduğu sosyal demokrasi modeline denk düşüyor.

AYATA
27-07-2009, 08:33
sayın molloch bizde Kemalizm in Karma ekonomiden yana olduğubu yazdık ama arkadaşlar görmediler bile...ne kadar yazarsanız yazın...açıklarsanız açıklayın....ideolojisinin fanatiği olmuş birine hiç bir şey anlatamazsınız...fanatik kelimesinin en beğendiğim tanımıda şudur.."İ:nanacak bir şey bulmuş deliye fanatik denir"
uğrola.

KızıL
19-08-2009, 18:33
Nasıl Sahip Çıkılır?



Geçenlerde bir yerde denk geldik bir arkadaşımla. Duvarda Mustafa Kemal (http://haber.sol.org.tr/haberleri/mustafa-kemal)'in az bilinen ama pek sevimli bir fotoğrafı. Elinde rakı kadehi.

Espriyi patlattı arkadaşım: “Sahip çıkmayıp da ne yapalım.” Ben de tamamladım: “Galiba geriye tek bu resmini bırakacaklar; o da meyhanelerde.”



Oysa Atatürk'ün hayatla kurduğu ilişkinin bütününde alkolün pek de sevimli bir yeri yok sanki. Gericilerin ucuz reddiyelerine malzeme armağan edişini boş verelim; -bu olmasa başka bir yönünü bulurlardı- ama karşımızda intiharı çağrıştıracak ölçüde kendi bedenini hırpalayan bir pratik var. Özetle işin şakasını bir yana bırakmak ve “sahip çıkacaksak” başka bir şey bulmak durumundayız. Kaldı ki, Türkiye (http://haber.sol.org.tr/haberleri/turkiye) siyasal tarihinin en önemli figürünün meyhane duvarlarını süsleyen bir fotoğrafa indirgenmesinin günümüz gericiliğinin stratejisine uygun olduğu da bellidir.


İlk anahtar da önemli figür sözcüklerinde gizlidir. Mustafa Kemal Atatürk burjuva çağının tartışmasız en öne çıkan lideridir. Bu öne çıkışı hak da etmiştir. Tarihin çarkları toplumun hareket yasalarına uygun olarak, ama insan faktörünün kattığı enerjiyle döner. Bireyin rolü tarihi büsbütün farklılaştırmakta işe yaramaz, ancak mücadelelerinin sonucunda herşeyin belirlendiği sınıflar, bireyi yok eden madde kalabalıkları değil, kimi bireylerin eylemine öncülük rolü atfeden karmaşık sistematik yapılardır.
Atatürk o öncülerdendir. Taraftarlarının atfettiği ama herhangi bir varlığa nasip olmayacak bir nitelik olarak, yoktan var ettiği doğru değildir kuşkusuz. Ancak bir öncü olarak Türkiye burjuva devriminin içinden çıkartıldığında geriye kalanın aşırı ölçüde kuru olacağı da açıktır.



Burjuva devrimi mi? Hay Allah (http://haber.sol.org.tr/haberleri/allah), şuna ilerleme, modernleşme veya reform hareketi falan desek...
Bu itiraz Türkiye burjuva devriminin devrimci içerik ve biçimlerle ilişkisindeki zafiyet nedeniyle hep ciddiye alınması gereken bir kayıt olarak kalacak. Elden ne gelir; bizim tarihimizdeki burjuva devrimi de bu kadardır işte.

Mustafa Kemal de bu ileri hamleye, özel olarak eski rejime karşı radikal (http://haber.sol.org.tr/haberleri/radikal) bir tasfiye (http://haber.sol.org.tr/haberleri/tasfiye) boyutu eklemedi. Biçimsel boyutları daha ön planda olan, toplumsal yaşantıyı yeniden şekillendirdiği ölçüde de hafife alınmaması gereken “inkılaplar” veya reformlara odaklı bir pratik çıkarttı ortaya. Yine, aynı sürecin en kritik halkasını oluşturan ülkenin dış ilişkilerine anti-emperyalist (http://haber.sol.org.tr/haberleri/emperyalist) bir radikalizm boyutunun damga vurmasını da sağlamadı. Burjuva sınıfının oluşumuna katkı anlamına gelen erken dönem cumhuriyet (http://haber.sol.org.tr/haberleri/cumhuriyet) pratikleri, aynı İttihatçıların 1908 sonrası gibi bir halktan kopuş, adam zengin etme ve yozlaşma halini aldı. Katılım mekanizmalarının ise yine toplumsal örgütlülüklere kapalı, belirli güç odaklarına yönelik olarak ise danışma içerikli olarak kurgulandığı belli. Bunların bütünsel bir kurgunun parçaları olarak sistematik bir nitelik taşıdıkları ise çok kuşkuludur. Kemalist öncülük az ilkeli çok pratisyen bir karakter taşır.


Bütün bunlar doğrudur da, Atatürk'ü çıkarttığınız da, bizim devrimciliği pek tartışmalı burjuva devrimimizin kuruyacağı daha da doğrudur. Sarayın tepesine kadar çıkan burjuva reformculuğunun şatafatı mı, İttihatçı maceracılığı mı, büyük kısmı İttihatçı hiyerarşisinde gölgede kalmış eski kadrolar olan Milli Mücadeleci subayların dengeciliği mi, yoksa yerel düzeyde veya Ankara (http://haber.sol.org.tr/haberleri/ankara)'da yağmalayacak servet (http://haber.sol.org.tr/haberleri/servet) bekleyen sivil burjuvaların birikim süreci mi... Hangisi renk çalabilir ki bu büyük ilerlemeye?
Dönüp dolaşıp iş “bize” gelmektedir.



Türkiye'de dönemin sol (http://haber.sol.org.tr/haberleri/sol) entelijansiyası ve komünist (http://haber.sol.org.tr/haberleri/komunist)-bolşevik kadrolarının etkinliği, belirli sınırları aşamamıştır. Bu sınırlar düzen içi büyük siyasetteki etki düzeyiyle ancak kısmen ilgili görülebilir. Hatta sol bu açıdan şaşırtıcı ölçüde ileri çıkmış, Osmanlının gün görmüş ailelerinin çocuklarından kadro çıkarmış, bolşevizm kurtuluş mücadelesinin yürütücüsü elit arasında rüzgar olup esmiştir. Sınır halk hareketi boyutundadır. Üstelik sol bunu zorladıkça, kemalizm (http://haber.sol.org.tr/haberleri/kemalizm) kaçmış ve siyaseti kökeninden gelen alışkanlıklara teslim ederek halk dinamiklerini dışlayan bir zeminde yapılandırmıştır. Burjuva devrim çağımızın solu, siyasette halkçı damarlar açamayacak kadar zayıf kalmış, ama egemenleri halktan kaçırtacak kadar güçlü çıkmıştır.


Mustafa Kemal'in Ortadoğu (http://haber.sol.org.tr/haberleri/ortadogu) halklarının yaratısı rakıyla bedenini hırpalamaya yönelmesinde bu tablonun bir payı olup olmadığını tartışmanın yeri ise burası değil. Ancak öncünün, bir noktada öncülük ettiği tabloyu beğenmediği kesin gibi görünmektedir.


Bizim ise bu tarihsel figürün tasfiye edilmekte olduğu şu günlerde çıkışı geçmişte değil gelecekte aramak durumunda olduğumuzdur kesin olan. Burjuva ilericiliği zayıf kaynaklar üzerinde geçmişe çekilebilir ve Atatürk'ün sevimli fotoğraflarını baştacı edebilir. Bizim ilericiliğimiz, emekçi (http://haber.sol.org.tr/haberleri/emekci) halkın ilericiliği burjuva tarihimiz konusunda en ufak bir yanılsamaya kapılamaz.



Türkiye'de sol, doruğunu kemalizmin oluşturduğu bir tarihsel ilerlemeye ayaklarını basar. İşçi sınıfı (http://haber.sol.org.tr/haberleri/isci-sinifi) da oradadır, bilim (http://haber.sol.org.tr/haberleri/bilim) ve aydınlanma da, halka ve insanlara kaderlerini ellerine alma olanağının doğması da... Burjuvazinin yaratıp kesintiye uğrattığı ilerleme veya devrim dalgası 19. yüzyıldan başlayarak sosyalist devrimle beraber sürdürülebildi. Bizde de, ne fazla ne eksik, durum budur. Kemalizmin durduğu yerde sahne sosyalizmindir. Kemalizmin burjuvazinin kendisi tarafından tasfiye edildiği yerde bu çok daha doğrudur. Başka herhangi bir yol arayışının zerre anlamı yoktur artık. Bu sadece solcular için değil, memleketin gidişatına şiddetle dertlenen herkes için ve bu arada durma noktasına değil ilerleme yasasına sahip çıkan kemalistler için de geçerlidir.



Aydemir Güler (http://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler)

Baskoylu
18-11-2013, 06:18
İttihat ve Terakki’nin tüm genç subayları gibi Mustafa Kemal de “devlet-i Osmaniyi kurtarma” ve onu modern temellerde ayağa kaldırma heveslisi bir gelenekten geliyordu. Bunun yolu ona göre de Batı ile bütünleşmekten ve onun düzeyine çıkmaktan geçiyordu. Padişahın yetkilerinin sınırlandırıldığı ve göstermelik bir düzeye çekildiği Anayasal monarşi bu açıdan biçilmiş kaftandı ve yeni gelişmekte olan burjuvazinin çıkarlarıyla da uyumluydu. I. Dünya Savaşının öncesinde arzulanan ve yaşananlar da bu yöndeydi. Ne var ki Osmanlı’nın savaştan yenik çıkması ve başkenti olan İstanbul’un işgal edilmesi durumu değiştirdi. Emperyalist işgale tümüyle boyun eğen saltanatın, üstelik de kendisini kurtarmaya çalışanları vatan haini ilan edip haklarında idam fermanı çıkarması, anayasal monarşi hayallerinin suya düşmesini ve Mustafa Kemal ekibinin ister istemez saltanatı dışlayan bir çözüm arayışına girişmesini beraberinde getirdi.
Böylece Batı kapitalizmine entegre olarak devleti kurtarmanın ve onu modern kapitalist temellerde yeniden inşa etmenin tek yolu, saltanatın tasfiye edilmesinden, monarşiye son verilmesinden ve dolayısıyla cumhuriyetten geçiyordu. Bu aynı zamanda Sarayın aforoz ettiği Mustafa Kemal ve ekibi açısından siyasal iktidar üzerinde belirleyici olmanın geriye kalan tek yolu idi. Bu bağlamda, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu meşhur vecizesi, egemenliğin gerçekten “millete” ait olduğunu değil ama artık kesinlikle padişaha ait olmaması gerektiğini anlatıyordu. Dolayısıyla, cumhuriyetçilik, egemenliğin mülk sahibi sınıflarda ve onunla iç içe geçip ona öncülük eden Kemalist bürokraside olduğu gerçeğinin ifadesiydi.
İşin aslında cumhuriyet, sözcük anlamıyla, egemenliğin “bir yerde toplanmış halk topluluğunda”, cumhurda, olduğu anlamına gelir. Cumhuriyet sözcüğünün karşılığı olduğu respublica, siyasetin “kamu”ya, yani tüm topluma ait olduğu rejim demektir. Bu durumda cumhuriyet, toplumun kendi kendisini yönetmesini yani demokrasiyi de içinde barındırmalıdır. Ne var ki, kavramların soyut dünyasından gerçek dünyaya geri döndüğümüzde, hiçbir burjuva cumhuriyette, siyasal iktidarın tüm topluma ait olduğunu göremeyiz. Toplum sınıflara bölünmüştür ve siyasal egemenlik de gerçekte iktisaden egemen olan sınıfa aittir. Kapitalist toplumda demokrasi, burjuva demokrasisidir. Ancak burjuvazi normal koşullarda egemenliğini olağan yollardan sürdürebilmek için işçi sınıfı ve emekçilerin de siyasal haklarını belli ölçüde tanımak zorunda kalır. Yalnızca tüm toplumun üyelerinin biçimsel eşitliği anlamına geliyor olsa bile, bu durum, kapitalizm öncesi toplumlara göre önemli bir ilerlemedir. İşte cumhuriyet ve demokratik haklar arasındaki bu içsel ilişkiden ötürüdür ki, işçi sınıfı, feodalizme, monarşiye ve Asyatik despotizme karşı mücadele bayrağına cumhuriyet talebini de işlemişti.



http://marksist.net/ozgur_dogan/kemalizmin_alti_oku_ve_gercekler.htm

Kemalizmin Altı Oku ve Gerçekler



Anayasaya değişikliği vesilesiyle ileri sürülen, “Atatürk İlke ve İnkılâpları”na yapılan atıfların Anayasadan çıkarılması önerisi, beklenildiği gibi statükocuların istemezük hezeyanlarıyla karşılaştı. Bu tartışmalar içerisinde ileri sürülen akla ziyan savların hepsini bir tarafa bırakmakta yarar var. Tek bir noktayı belirtmek yeterli: Kemalizm eleştiricileri cephesinde bile, bu anlayışın bir bütün olarak cesurca tartışılması ve artık aşılması gerektiğini dile getirecek net bir pozisyon alış sözkonusu değildir. En liberal görünen burjuva ideologlar bile gerçekte belli Kemalist önyargılardan bütünüyle muaf değildirler.
1946’da Kemalist tek parti rejiminin sona ermesinin ardından, 1950 seçimlerine gidilirken, Atatürk ilke ve inkılâplarının geniş halk kitleleri gözündeki anlamını idrak etmiş olacak ki, zamanın CHP yönetimi, seçim bildirisinde, altı okun tümünü birden Anayasadan çıkarmayı taahhüt ediyordu: “Tek parti devrinin icabı sayılarak anayasaya sokulmuş olan 6 umdeyi oradan çıkaracağız.”[1] Bugünse Kemalistler benzer bir öneriyi vatana ihanetle eş tutuyorlar! Kemalizmin temel ilkeleri olarak sayılan altı okun nasıl şekillendiğine ve işçi sınıfı açısından ne anlama geldiğine bakalım.


http://marksist.net/ozgur_dogan/kemalizmin_alti_oku_ve_gercekler.htm

Kemalizm “Milli Mücadele” döneminin ideolojisi değildir

Kemalist ideolojinin temel unsurları olarak görülen ve “altı ok”la sembolize edilen ilkeler; cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık idi. Bu ilkeler, resmi eğitim sisteminin yıllar boyunca propaganda ettiği gibi daha “Milli Mücadele” yıllarında benimsenen ya da bu mücadeleye kılavuzluk eden ilkeler olmadığı gibi, TC’nin kuruluşuna damgasını basarak daha baştan resmiyet kazanmış da değillerdi. Bir başka deyişle, bugün generallerinden profesörlerine tüm Kemalistlerin iddia ettiğinin aksine bu ilkeler “Kurtuluş Savaşının ve TC’nin kuruluş felsefesini” yansıtmıyordu. Nitekim Milli Mücadeleyi yürütüp başarıya ulaştıran ve böylelikle de TC’ye giden yolu açan I. Meclisin yekpare bir felsefesi ya da siyasi anlayışı olmadığı gibi, bu Meclis içerisinde Bolşevizme içten bir sempati duyan küçük bir gruptan, saltanat ve hilafet yanlılarına kadar geniş bir yelpaze mevcuttu.
Sözkonusu ilkeler, Kemalist bürokrasinin öncülük ettiği burjuva dönüşüm sürecinin çeşitli evrelerinde, günün ihtiyaçlarına yanıt olarak pragmatist bir biçimde gündeme getirilmiş, altları farklı dönemlerde farklı şekilde doldurulmuş, adları sonradan konmuş ve resmiyet kazanmışlardı. 1925 tarihli Takrir-i Sükûn Kanunu ve İstiklal Mahkemeleriyle, Kürtlerin ayaklanmaları bastırılmış, işçi sınıfının örgütleri dağıtılmış, bununla da yetinilmeyip, burjuva devlet aygıtı içinde ve Milli Mücadeleye önderlik eden kadrolar arasında da kapsamlı bir “temizlik” gerçekleştirilmişti. Böylelikle CHP’nin tek parti diktatörlüğünün önündeki engeller temizlenmişti. 1927’de CHP’nin II. Kurultayında Mustafa Kemal’in 36,5 saat süren Nutuk’u aslında, Milli Mücadeleyle başlayıp o güne dek uzanan tarihsel sürecin, zafer kazanmışlar tarafından yeniden yazılması ve böylelikle bir mitolojinin de temellerinin atılmasıydı. Aynı Kurultayda, CHP’nin ilkeleri olarak cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve halkçılık benimsenmişti. 1931’deki III. CHP Kurultayında ise bunlara laiklik, devletçilik ve devrimcilik de eklendi. 1935’deki IV. Kurultayda ise, parti programına, “Partinin güttüğü bu esaslar Kemalizm prensipleridir” cümlesi eklenerek, “Kemalizm” ifadesine resmiyet kazandırılmıştı. Sözkonusu ilkeler 1937’de de Anayasaya dâhil edildi.



http://marksist.net/ozgur_dogan/kemalizmin_alti_oku_ve_gercekler.htm

Baskoylu
18-11-2013, 06:44
Ataturk denetimi altinda kurulan, Gunumuze kadar dokunulmiyan donemin en yetkili kazetelerinden
Cumhuriyet gazetesinin 22 temmuz 1932 yılında kullandığı, garip manşet.

http://tinyurl.com/... (http://tinyurl.com/2wa4mza)

romulus83
18-11-2013, 08:12
Ataturk denetimi altinda kurulan, Gunumuze kadar dokunulmiyan donemin en yetkili kazetelerinden
Cumhuriyet gazetesinin 22 temmuz 1932 yılında kullandığı, garip manşet.

http://tinyurl.com/... (http://tinyurl.com/2wa4mza)

Başköylu dikkat ediyorum da sen hep iletilerinde mustafa kemal atatürkü karalayıcı hitler vari faşistmiş gibi linkler ve cümleler paylaşıyorsun!Ve sen bir ''alisiz anadolu alevisi'' olarak fazla atatürke ve devrim kanunlarına küfretme bu forumda oldu mu?Dönüp dolaşacağın kanatları koruma altına gireceğin yer bizim yanımızdır.Ne dincilerin ne tatlı su demokratların merhametine güvenme aldanma satarlar yolda kalırsın...dönem şartlarını bilmeden onu bunu faşistlikle suçlamak müptezellerin işi hemşerim.Dünya savaşı çıktı çıkacak,avrupada almanya antrenmana başlamış iken şimdi hangi akla hizmet ki;sen bir dönem pragmatist ve aslında devletin menfaatini göze alan siyaseti anlamadan suçlayıcı cümleler kuranların linklerini paylaşıyorsun?tamam paylaş ama yukardaki cümlemi tekrarlıyorum dönüp dolaşacağın güvene gireceğin yer faşist ''atatürkçüler'' olan bizim yanımız..

Bedevi
18-11-2013, 09:43
Bu gazete haberinden yola çıkılarak Kemalizmin, bir Faşizm olduğu düşünülmemelidir zira Faşizm, içerdiği gayri-insani vasıflara rağmen belli bir idealizmin ve prensibin savunucusu konumundadır.
Halbuki Kemalizm ise bir idealizm taşımadığı, bir prensibin sahibi olmadığı gibi rüzgarın esişine göre konum belirleyen, siyasi çıkarları uğruna her kalıba girebilecek omurgasız bir anlayışa tekabül etmektedir.
Örneğin; Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında bir İslamist gibi dualar ve selalar ile meclisi açan, halifeyi kurtarma amacını dile getiren Mustafa Kemal, Cumhuriyet sonrası ise ''Gökten İndiği sanılan kitab'' olarak tanımladığı Kuran'a dayalı düzeni yıkarak, seküler bir siyasal ve toplumsal düzenin kurucusu olmuştur.
Aynı şekilde Sovyet yardımını ele edebilmek için Bolşeviklerle ittifak kurmaya çalışan, mücadelesinin emperyalizme karşı olduğunu söyleyen Mustafa Kemal, daha sonra o emperyalistler ile uzlaşmış, İzmir İktisat Kongresi ile yabancı sermayeye kapı açmış ve son olarakta TKP'li Mustafa Suphi ve yoldaşlarını Karadeniz'de katlettirmiştir.
Mustafa Kemal sonrası ise aynı yaklaşım bu sefer onu rehber edinen Kemalist kadrolar tarafından devam ettirilmiş ve o dönem yükselen Faşizm dalgasından istifade ederek iktidarlarını, faşizan değerler ve semboller doğrultusunda restore etmişlerdir ki İsmet İnönü'nün Milli Şef mahlası buradan gelmiştir.
Fakat dünya'da ki siyasal yenidendengeler değişmiş ve 1960'larda politik ve entellektüel olarak yükselen akım bu sefer Sosyalist/Sol hareketler olmuştur ki bunun etkisi Türkiye'de de görülmeye başlamıştır.
Oy uğruna her kalıba giren Kemalist omurgasızlık buradada kendisi göstermiş ve İsmet İnönü tarafından CHP, bu seferde Sol bir parti olarak tanımlanma gereği duyulmuştur.
Bu bakımdan Kemalizm, entellektüel ve düşünsel açıdan Faşizmin bile gerisinde kalmaktadır aslında...

Baskoylu
19-11-2013, 07:57
Atatürk (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_Kemal_Atat%C3%BCrk)’e göre Avrupa uluslar topluluğunun fiziki sınırlar dışında, bu sistemin üstünlüğüne karşı mücadeleler mutlaka ulusçu nitelikte olmalıydı.[8] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-8) Atatürk’ün amacı ulusal ve savunulabilir sınırlar dahilinde, bir Türk ulus-devletini kurmak için Türk milliyetçiliğini öne çıkarmaktı. Atatürk milliyetçiliği din ve ırk ayrımından uzak, ortak yurttaşlık temelindedir. Ortak mazi, lisan, ahlak, kültür ve hukuk Türk Milletini oluşturan temellerdir. Atatürk'e göre, milli hudutlar içindeki "Türk Milleti'ni, etnik kökenlerine göre ayrıştırmak birkaç düşman aleti beyinsiz, mürteciden başka hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir bırakmamıştır".[9] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-ref728-9)[2] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-ref135-2)
Yazar Paul Dumaont'a göre Kemalistlerin anlayışına göre milliyetçilik, temelde Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğünü korumayı ve ülkenin birliğini tehdit edebilecek ayrılıkçı akımları engellemeyi amaçlıyordu.[10] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-ref378-10) Recep Peker (http://tr.wikipedia.org/wiki/Recep_Peker) 1931 yılında bu sorunu şöyle anlatıyordu:
"Bizim aramızda yaşayan, politik ve sosyal bağlarla Türk milletine ait olan tüm vatandaşlarımızı biz kendi insanlarımız olarak düşünürüz: aralarında 'Kürtçülük', 'Çerkezlik' ve hatta 'Lazlık' gibi fikirler ve duygular yerleşmiş olsa bile, onlar bize aittir. Mevcut yanlış anlayışlar ancak mutlakiyet yönetimlerinin ve uzun süren tarihsel baskıların ürünüdür ve biz en içten çabalarımızla bunları ortadan kaldırmayı görev sayıyoruz." [11] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-ref777-11) Paul Dumont (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Paul_Dumont&action=edit&redlink=1)'a göre Kemalistler böylece teorik düzlemde ırk, din ve etnik köken konularını vurgulamaktan çok, dil ve kültür üzerinde durarak bir ulus tanımı yapmaya çalıştılar ve o zamana kadar Türk ulusu içinde asimile olmamış etnik grupların böylesi bir Türkleştirme politikası ile kaynaşacaklarını umdular. Ulus tanımı yapılırken dil birliği üzerine bu vurgu, daha önceleri Ali Suavi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Suavi), Şinasi (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Einasi), İsmail Gaspıralı (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0smail_Gasp%C4%B1ral%C4%B1), sonraları Ziya Gökalp (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ziya_G%C3%B6kalp), Ahmet Ağaoğlu (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_A%C4%9Fao%C4%9Flu), Yusuf Akçura (http://tr.wikipedia.org/wiki/Yusuf_Ak%C3%A7ura), Fuad Köprülü (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_Fuad_K%C3%B6pr%C3%BCl%C3%BC) ve Mehmet Emin Yurdakul (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_Emin_Yurdakul) tarafından ön plana çıkartılmıştı. Bu anlamda tümüyle özgün değildi. Atatürk, çevresinde ateşli Türkçülük (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk%C3%A7%C3%BCl%C3%BCk) taraftarı bilim adamları olmasına rağmen millet tanımını ırk temeline dayandırmadı. Afet İnan'ın 1930 senesinde hazırladığı Medeni Bilgiler kitabında yer alan ırkçı ulus tanımını bizzat kendisi[12] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-avc.C4.B1ogluturklerintarihi-12) Dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlı vatandaşların siyasal ve toplumsal kuruluşu şeklinde düzeltmişti.
Dört ciltlik Türk Tarihinin Ana Hatlarındaki (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Tarihinin_Ana_Hatlar%C4%B1) ulus tarifinde ırkçılık dışlanır ve ulusların ırkların bir karışımı olduğu, önemli olanın akıl ve ülkü birliğinin olduğunu vurgulanır:Irklar arasında bugün görülen farkların tarih açısından önemi pek azdır. Kafatası biçimi ırkların sınıflandırılmasında kullanılırsa da toplumsal hiçbir anlamı yoktur. [13] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-13) Atatürk'e göre Türk milletini etnik unsurlara ayrıştırma çabaları, milletin toplumsal düzenini bozmaya yönelik, bozguncu, alçak, vatansız ve milliyetsiz beyinsizlerin saçmalamalarındaki gizli ve kirli emellerdir.[14] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-14) Atatürk'e göre , Türkler bir ırk ve etnik grup olmaktan ziyade siyasi ve içtimai bir camiadır. Daha önceki devirlerden kalma Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri gibi propagandalar milletin bütünlüğünü bozan kasıtlı yanlış adlandırmalardır ve birkaç düşman aleti mürteci, beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir yapmamıştır[15] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-15)
İslam'ı imparatorluğu bir arada tutmanın bir aracı olarak gören Jön Türkler (http://tr.wikipedia.org/wiki/J%C3%B6n_T%C3%BCrkler)'den farklı olarak Kemalistlerin laiktir. Ancak yine de uygulamada dine belirli oranda önem veriyorlardı. Türkleştirilmiş bir İslam üzerinde durarak, bunun milli Türkiye fikrinin oluşmasında pekiştirici bir etkisi olacağını düşünüyorlardı.[16] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-ref862-16)
Yine Jön Türkler'in tersine Kemalistler hem Enver Paşa (http://tr.wikipedia.org/wiki/Enver_Pa%C5%9Fa)'nın temsil ettiği Turancılık (http://tr.wikipedia.org/wiki/Turanc%C4%B1l%C4%B1k)'ın askeri-siyasi sonuçlarını görmüş olduklarından, hem de SSCB (http://tr.wikipedia.org/wiki/Sovyet_Sosyalist_Cumhuriyetler_Birli%C4%9Fi) ile ilişkilerini bozmak istemediklerinden ırk kavramını kendi ulus tanımlamasında ön plana çıkartmıyorlardı. Ancak dönemin yayın organları gibi ders kitapları da ırk düşüncesi üzerinde duruyordu. Ayrıca Turancılık 1944 yılına kadar yasaklanmamıştı.
Atatürk'e göre Misak-ı Milli (http://tr.wikipedia.org/wiki/Misak-%C4%B1_Milli) sınırlarındaki etnik ayrılığı öne çıkarmak birkaç düşman aleti beyinsiz, mürteciden başka hiçbir millet ferdi üzerinde üzüntüden başka bir tesir bırakmamıştır ve bunlar geçmişteki baskı devirlerinin kalıntısı yanlış adlandırmalardır. Ortak mazi, tarih, ahlak ve hukuk Türk milletini biraraya getiren değerlerdir.[9] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-ref728-9)
Afet İnan (http://tr.wikipedia.org/wiki/Afet_%C4%B0nan)'ın Medeni Bilgiler isimli kitabında Atatürk millet tanımını vermiş ve bu tanımın içine ırk ve etnik köken, din gibi husuları katmamıştır.
Atatürk milliyetçiliği bir etnik şoven milliyetçilik değildir. Ziya Gökalp'in belirttiği has (kültür) milliyetçiliğidir. Osmanlı aydınlarının ümmetçilik fikirlerini öne çıkarması ve milliyetçiliği dışlaması Türk ulusunun zararına sonuçlar vermişti. Atatürk milli benliği bulunmayan milletlerin diğer milletlerin avı olduğunu belirtmiştir.
Avrupa menşeili "üstün ırk, aşağı ırk" nazariyeleri 19. yüzyıl Avrupasında yaygındı. Atatürkçü görüşe göre Türk milleti 1924 anayasası'nda tanımlıdır. Bu tanımda ırk ve din reddedilir. Bu tanımda "Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı gözetilmeksizin vatandaşlık itibariyle Türk denilir" denmektedir.
1931 ve 1941 yılları arasında liselerde okutulan dört ciltlik Türk Tarih Tezi (http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Tarih_Tezi) kitabında Türk toplumunun ırkçı, dinci (http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6ktendincilik), etnik ayrımcı ve benzeri farklılıkların öne çıkarılarak tanımlanmasına karşı çıkar. Onun yerine Ne mutlu Türküm diyene anlayışını ortaya koyar.[17] (http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi#cite_note-17)
Sömürgeci devletlerin tesiri altındaki Asya ve Afrika ülkelerindeki milliyetçilik özellikle batı ve değerlerine karşı bir tepki olarak kendini ifade etmişti. Atatürk milliyetçiliğinde batı kökenli çağdaş ilkeler, milliyetçilikten ayrı olarak faydalanılması gereken değerlerdir. Sadri Maksudi Arsal (http://tr.wikipedia.org/wiki/Sadri_Maksudi_Arsal), toplumların mazide yaşadığı felaketlere ve sevinçlere olan bağlılıklarının milleti oluşturan en önemli değerlerden biri olarak görür. Turan Feyzioğlu çağdaşlaşmak, ışığa, aydınlığa, uygarlığa doğru ilerlemek milli benliğimizden uzaklaşmak değildir. şeklinde bu görüşü ifade etmiştir.
Paul Dumont (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Paul_Dumont&action=edit&redlink=1) Kemalist milliyetçiliği şöyle özetlemektedir:
"Kemalizm dil ve kültür birliği kartlarını oynamaya karar vermişti; henüz toplumla kaynaşmamış azınlıkların sorunlarını çözmek için dil ve kültürleri fethetme ilkesine dayanıyordu. Ancak bu arada, gerekli olduğu zaman kullanabilmek amacıyla bazı belirsiz kartları da koz olarak saklamaktaydılar.
"http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_milliyet%C3%A7ili%C4%9Fi





Kurtulus savasinda, Turkiye Halklarina onderlik yaparak (Yapilan Onderligin arasitirilmasi kaydi ile) Isgalcilere karsi verilen mucadele dogru mucadeledir.

Kurtulus savasindan sonra Turkiye Halklarin Bas Dusmani Olma Unvanini Elinde Bulunduran Kurucusu Ataturk`tur.. Ozellikle 1946 ya kadar Askeri Fasist Diktatorlukle (tek partili) sistemle Generaller partisi tarafindan yonetilmistir. Cumhuriyetcilik sistemlerde, Cumhurbaskani formalite icabi, makaminda gorevini yaparken, baglayici olan Babakan ve Meclistir (Parlementer sistemin Kendisidir) fakat bu tam tersi olmustur. Ataturk Oldugu Gune Kadar Gunumuze kadar en uzun sure Cumhurbaskani olma unvanini elinde bulundurmasinin sebebi, istedigini yaptiran ve yaptirtirandi. istedigi zaman Basbakani (Basvekili) degistirebilen, yerine istedigini geciren, verdigi butun emirlerin yerine getirilmemesi halinde, kellesini koparip, olmiyan kelleden dolayi meydanlarda Ayaklarindan Asildigi belgelerle kanitlidir....


Turkiye`de TC nin kurulusundan gunumuze kadar Fasizm hic bir zaman hizini kesmemis, gunumuze kadar Fasist sistemle yonetilmistir... zaman zaman halkin tepkileri ve direnisleri karsisinda aciz kalan egemen gucler, hile ve yalan politikalari ile sozum ona demokratlasma politikalari ile Turkiye Halklarini Uyutma ve aldatma politikalari ile kismi olarak basarili olmus olsalarda... Irkci, Milliyetci ve Gerici mantigi Turkiyenin her kosesinde zorlada olsa insanlara adepte etmeyi bilmis ve bunu en iyi sekilde yapmistir.

Sonuc olarak Kemalizm FASIZMDIR.

Saygi ve Insani Sevgilerimle.

Vefik Sami
19-11-2013, 11:26
....Oy uğruna her kalıba giren Kemalist omurgasızlık...


"Omurgasızlık" metaforik olarak birilerinin hâl-i pür melâlini somutlaştırma noktasında son derece "cuk" oturan bir niteleme
Lâkin; omurgasızlığı fersah fersah geride bırakacak bir kaypaklık daha var.

İlkesizlik.

Her kalıba girmek - ki, Mustafa Kemâl gibi birine hiç yakışmayacak bir iddiadır - kemâlizm için eleştiri kaynağı olurken;
Hemen her kılığa girmek pavlus için 'övünç kaynağı' Pavlustiyanlar için de 'nizâmi/meşrû davranış' olarak addedilmekte.

İlginç.
Hayat insana neler öğretiyor neler...

murted
19-11-2013, 14:29
Örneğin; Ulusal Kurtuluş Savaşı sırasında bir İslamist gibi dualar ve selalar ile meclisi açan, halifeyi kurtarma amacını dile getiren Mustafa Kemal, Cumhuriyet sonrası ise ''Gökten İndiği sanılan kitab'' olarak tanımladığı Kuran'a dayalı düzeni yıkarak, seküler bir siyasal ve toplumsal düzenin kurucusu olmuştur.


İyi de, Mustafa Kemal'in ilk başlarda İslami vurgu yapması da, Türklerden başka etnik kimlikleri zikretmesi de siyasi bir taktiktir. Gücü eline geçirdikçe laik, seküler bir toplum ve üniter bir ulus devleti yaratmaya çalışmıştır. Atatürk gaz almak için ufak tefek geri adımlar da atsa da hep aynı yöne gitmiştir. Bu gaz almaya yönelik hareketlerin en anlaşılır örneği Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulmasıdır. Malum ondan önce Hilafeti ve Şerife Ve Evkaf Vekalet'ini yani dini işlerle vakıf işlerinden sorumlu bakanlığı kaldırıyor. Yerine daha az etkili de olsa bir şey koymasa dinsiz olduğu propagandası katlanarak artacak, bu da henüz konumunu sağlamlaştırmadığından iktidarını tehlikeye sokacaktır.

Sonrasında yavaş yavaş dini toplumsal hayatın dışına itiyor. Atatürk eğer geriye dönüp tekrar İslam referanslı konuşmalar yapsa omurgasızlıkla suçlamakta haklı olurdun. Ama Atatürk'ün özellikle 1930'dan sonra dini öven konuşmalarını bulamaz, dua ederken çekilmiş resimlerini asla göremezsiniz.

Atatürk'e herşey denir de omurgasız demenin akılla mantıkla bağdaşır tarafı yoktur. Yaptıkları gayet anlaşılırdır, hiçbir zaman dün öyleydi bugün böyle türü bir geri döniş yapmamıştır. İlk zamanlarda da dine düşmandı, fakat etrafındakilerin dağılmaması için bu yönünü gizlemeye çalıştı. Güçlenip muhalifleri sindirdikçe de kimseden korkusu kalmadığından dine vurgu yapmaya gerek duymadı, yaptıklarım nasıl karşılanır diye eskisi kadar uzun uzun düşünmemeye başladı.

Burada omurgasızlık yok, başta gerçek niyetini gizlediğinden takiyye var.

Kemalistlerle ve Chp ile ilgili söylediklerinde büyük oranda haklısın.

Yalnız üzerine düşünmeni gerektiren bir şey var:
Bu Kemalizm nasıl hem din düşmanı olup Ezan'ı türkçeleştiriyor, Ayasofya'yı müze yapıyor, tekke, türbe ve zaviyeleri kapatıyor, dini toplumsal hayattan adeta s.ktir ediyor (Atatürk Dönemi), hem de nasıl olup da o günde kadar zorunlu olmayan din dersini herkese dayatıyor (12 Eylül Dönemi)? Arkadaş, bu Kemalizm dinci mi yoksa din karşıtı mı?

Kemalizm'in kurucusu Atatürk'ün eğitimden tamamen uzak tutmaya çalıştığı din, nasıl olup da bir başka Kemalist olan Kenan Evren ve cuntası tarafından zorunlu ders yapılıyor? Belli ki başa geçenler kendi doğru bildiklerini yapmışlar, fakat resmi ideolojinin dışına çıkmadıklarını göstermek ve meşruyetleri sağlama almak için lafta Kemalist geçinmişler.

Ortada Kemalizm diye tek bir ideoloji yok. Sadece her iş yapan yaptığını devletin resmi ideolojisine dayandırmak istemiş. Kemalist geçinenlerin büyük bir kısmının tabi ki belirgin ortak özellikleri (militarizme bakışları, diğer etnik kimlikleri yok saymaları vs. vs.) var. Ama her Kemalist'im diyeni yaptıkları birbirine taban taban zıtken aynı kefeye koymak hem kolaycılıktır, hem bu hareket artniyet barındırır (seni tenzih ederim.), ayrıca bu bilinçli de bir manipülasyondur. Kendine Kemalist diyenler birbirine taban tabana zıt uygulamalar yaparken birbirine zıt uygulamaların ikisini birden Kemalizm'den bilmek mantıklı değildir. Bir ideoloji aynı anda hem din karşıtı, hem de dinci olamaz.

Ek olarak şunu da söyleyelim. Devletin tek parti dönemindeki din karşıtı tutumu, yıllar içinde bizim istediğimiz şekilde bizim istediğimiz kadar dindar olabilirsinize dönüşmüştür. Zorunlu din dersini müfredata koyup da 28 Şubat'ta irtica geliyor demenin (olayı abarttınız demenin bir başka yolu) başka bir açıklaması olduğunu sanmıyorum.

Baskoylu
19-11-2013, 18:01
İyi de, Mustafa Kemal'in ilk başlarda İslami vurgu yapması da, Türklerden başka etnik kimlikleri zikretmesi de siyasi bir taktiktir. Gücü eline geçirdikçe laik, seküler bir toplum ve üniter bir ulus devleti yaratmaya çalışmıştır. Atatürk gaz almak için ufak tefek geri adımlar da atsa da hep aynı yöne gitmiştir. Bu gaz almaya yönelik hareketlerin en anlaşılır örneği Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulmasıdır. Malum ondan önce Hilafeti ve Şerife Ve Evkaf Vekalet'ini yani dini işlerle vakıf işlerinden sorumlu bakanlığı kaldırıyor. Yerine daha az etkili de olsa bir şey koymasa dinsiz olduğu propagandası katlanarak artacak, bu da henüz konumunu sağlamlaştırmadığından iktidarını tehlikeye sokacaktır.

Saygideger Murted Dost,

Ataturk diger butun inanclari yasaklarken. Turkiye Muslumandir, Musluman Kalacaktir soylemi ile, Diyanet Baskanligini Meclisin vaz gecilmezleri haline getirip, Camii ve onun calisanlarini devletin bir kolu (devlet Memuru) yaparken, farkli inanclari katliam ve cinayetlerle yok etmeye calisirken... Ataturk`un Dinci Yapilanmasi Yok Diyerek, Ataturk`un aklanmasinin mumkunu varmidir.
Gizli Belgelerin bir cogu yok edilirken, Cankaya Koskunde bir cok kez cikarilan yangin tesaduf degildir..

Isterseniz asagidaki alintiya bir goz atalim...
Atatürk’ün vasiyeti neden Türk milletinden özenle saklanıyor?

Atatürk'ümüzün vasiyetini bilmek her Türk vatandaşının hakkıdır.

Atatürk ölümünden 50 yıl sonra açıklanmak üzere bir vasiyet bıraktı. Fakat Kenan Evren, 1988 yılında Atatürk’ün vasiyetini açtı ancak nedense açıklanmasını sakıncalı görüp tekrar kilitleyerek kaldırttı. Peki nedir bu özenle Türk milletinden saklanan Atatürk’ümüzün vasiyeti? Bir Türk vatandaşı olarak bizlerin atamızın vasiyetini öğrenmeye hakkımız yok mu? Bizim yerimize nasıl oluyor da başkaları Atatürk’ümüzün vasiyetini görüp görmememize karar veriyor anlayamıyorum. Bugün mecliste oturan milletvekillerinden birinin de mi aklına gelmiyor bir soru önergesi vermek ve vasiyeti açtırıp Türk halkına sunmak? Yoksa bir şeylerden mi çekiniliyor, yoksa Atatürk vasiyetinde komünizmin yıkıldığından ve büyük bir İslam birliğinin kurulacağından mı bahsediyor?


Araştırmacı Aytunç Altındal’da, Atatürk'ün 'siyasi, toplumsal, tarihsel vasiyetinin gizlendiğini düşünüyor. Altındal'a göre, Atatürk'ün notlarında, 'İlelebet payidar kalacaktır' dediği Cumhuriyet için ileride neler yapılması konusundaki görüşleri bulunuyordu. Ata'nın sır vasiyetinin 1988'de yani Atatürk'ün ölümünün üzerinden 50 yıl geçtikten sonra açıldığını belirten
Altındal, 'Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve o günkü Başbakan Turgut Özal, bunları okudular. Ancak bu görüşlere, bu fikirlere 'toplumun henüz hazır olmadığını' öne sürerek bunların açıklanmasını engellediler' dedi. 1988'de Atatürk'ün vasiyetinin üstüne 25 yıllık yeni bir yasak konulduğunu söyleyen Altındal, vasiyette neler olduğuna dair ipuçları olduğunu düşünüyor ve şöyle açıklıyor:
Hilafet düşüncesi
Altındal'a göre, Atatürk'ün notlarında Hilafet'le ilgili ilginç fikirleri yer alıyordu. Atatürk hilafetin kişi bazında değil, bütün İslam ülkeleri arasında rotasyonla değişecek bir kurum olarak canlandırılabileceğini söylüyordu. Altındal'a göre, bu vasiyeti 1958'de öğrenen Adnan Menderes, sonunu hazırlayan o cümleyi; 'Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz'i bu nedenle söylemişti. Altındal, Atatürk'ün '1920'lerde sadece 3 Müslüman devlet var. Türkiye, İran ve Afganistan. Bu sayı ileride 40'a 50'ye çıkarsa, bu devletler kendileri bir araya gelerek bir Hilafet Meclisi oluştururlar' dediğini öne sürdü.
Atatürk’ün fikri bugün gerçekleşiyor
Mustafa Kemal'in saltanata karşı olduğunu, ancak Hilafet'e bir müessese olarak karşı çıkmadığını savunan Altındal, Atatürk'ün fikirlerinin aslında bugün hayata geçtiğini düşünüyor. Bugünkü İKÖ'nün ana hatlarını 1920'lerde çizdiğini söyleyen Altındal, 'Mustafa Kemal'in Hilafet'in 5 güçlü İslam üyesinin daim” konseyi oluşturmasını, bunların belirli süreler içinde rotasyonlu olarak Hilafet'i temsil etmesini istediğini düşünüyorum' dedi. Gerçekten de bugün İslam ülkeleri arasında vizeler kalkıyor ve çok kısa bir süre sonra çok büyük bir birliğin kurulacağı şimdiden görülüyor.
Vatikan gibi
İslam ülkelerinin tesis edeceği bir hilafet sistemine dünyada terörizmin önlenmesi için ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Altındal, 'Bu sistemde en yüksek bir fetva makamı olacaktır. Böylelikle bir İslam Adaleti tesis edilir. Bir tarafın Vatikan'ı var öteki tarafın bir gücü yok. Bu İslam ülkelerinin gücünü arttıran bir şey olacak.
Atatürk Nutuk’ta ne demişti?
Aytunç Altındal, Nutuk'taki hilafetle ilgili bazı sözlerin kendi fikrini desteklediğini düşünüyor. Atatürk'ün, 1963 yılında Ankara Üniversitesi Basımevi'nde basılan Nutuk'unun 490'ıncı sayfasında aynen şu sözleri yeralıyor: ...Ortak ilişkileri korumak ve bu ilişkilerin gerektirdiği koşullar içinde birlikte iş görmeyi sağlamak için ilgili Müslüman devletlerin delegelerinden bir Meclis kurulacaktır. Bu meclisin başkanı, birleşmiş Müslüman devletleri temsil edecektir diye bir karar alınırsa, işte o zaman, istenirse o birleşik Müslüman Devleti'ne Halifelik adı verilir.
Celal Bayar’da biliyordu
(http://ad.zanox.com/ppc/?23110330C2111076751T) Vasiyetle ilgili 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın da bilgisi olduğunu söyleyen Araştırmacı-Yazar Aytunç Altındal, 1967'de Bayar'a 'Atatürk'ün gizli vasiyeti var mıydı?' diye sorduğunu, Bayar'ın da kendisine, 'Muhtemeldir. Açıklanması şimdi doğru olmaz, Türkiye hazır değil' dediğini söyledi. Kenan Evren'in, Atatürk'ün fikirlerini gizlemesindeki amacı mutlaka açıklaması gerektiğini söyleyen Altındal, Atatürk'ün notlarının Anıtkabir'de olduğu yolunda kendisine güvenilir bilgiler geldiğini de sözlerine ekledi. Altındal, Atatürk'ün sır vasiyetinin, Cumhurbaşkanlığı'nın ardından Meclis'te Atatürk'ü Koruma Komisyonu'nun kararıyla, Genelkurmay Başkanlığı'nın oluru alındıktan sonra açıklanabileceğini de sözlerine ekledi.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/24609858.asp



Sadece bu konu degil, bir cok konuda karanlik kapilar ardinda Turkiye Halklarin Uzerinden Uygulanan, Yapilan ve Yaptirilanlar gizlenmis ve saklanmistir, Yaptigi ve Yaptirdigi butun olumsuzluklar.. ya birilerinin uzerine atilip hedef tahtasi gosterilip gercek suclu saklanmaya calisilmistir, yada yok edilmistir....

Sonuc olarak Ataturk asiri dinci olmazsada, Dinci yonu agir basan, Islam`a onem veren bir yapilanmaya sahipti.. Hiristiyan olmus olsaydi Zaten Osmanli saltanati iflas etmis, babadan ogula gecen yasayi degistirmis, ucan her kus kendisinden sorumluyken, Camii yerine Kiliseleri resmi kurulus yapardi degilmi? Veya Alevi olmus olsaydi. Hacce Bektasi Veli Dergahini Kapatmaz, Dergah Cogaltarak, Devlet Icinde Dergahi Temsil Eden Bir Kurum Yerlestirirdi.

Suclularimizi aklamak icin taktik politiklar ve stratejik yapilanmalar uretmek zorunda olmadigimizi dusunuyorum..

Saygi ve Insani Sevgilerimle

murted
19-11-2013, 20:58
Sayın basköylü, bu konuyu konuşmuştuk ve bir yere varmamızın mümkün olmadığı anlaşılmıştı. Ben de kendi yazımı alıntılıyorum ve kendisinin özelde İslam'dan olmak üzere tüm dinlerden nefret ettiği, dinlerin insanlığın başının belası olduğunu düşündüğünden adım gibi eminim. Bu iletinin de konuya dair bir soru işareti bırakmadığını düşünüyorum.



(...)

Sekülerizm, laiklik, demokrasi gibi kavramlar İslam diniyle yan yana gelemezler. Ülkemizde gelebileceğine yönelik yaygın algı zaten bizzat Atatürk kaynaklıdır. İslam hakkındaki yanlış algıdır zaten geniş kesimlere Atatürk'ün de Müslüman olduğunu düşündürebilen şey.

İslam dini bugünkü Hristiyanlık gibi vicdanlara hapsedilemez. İslam, doğası gereği insanın tuvalette ne yapacağına dahi karışır. Her olaya kural koyar. Kendi hukunu uygular. Hırsızlığın, adam öldürmenin vs. cezası İslam fıkhında bellidir. Aklı başında bir Müslümanın ben Allah'ın Kuran'da yazan kanunlarını beğenmiyor yerine seküler bir hukuğu benimsiyorum demesi mümkün değildir.

Bu adam dini, Allah ile kul arasındaki ilişkiye indirgeyip ilahi kanunları kaldırıp yerine beşeri olanları koymuş mudur? Koymuştur. İslam fıkhını beğenmeyip, İsviçre medeni hukukunu ihraç etmiş midir? Evet, öyledir. Dolayısıyla bu adamın Müslümanlığa inandığından bahsetmek İslam'ın ne olduğunu tam manasıyla bilmemenin sonucu olabilir ancak.

İslamca bir başka konu da Müslümanların kafirlere benzememesinin gereğidir. İlke gereği herhangi bir hususta kafirlere benzemeye kalkan, onların adetlerini ve yaşayış biçimlerini benimseyenin kafir olduğuna hükmedilir. Atatürk Batı'nın benimsediği ne varsa elden geldiğince Türkiye'de de uygulamaya geçirmiştir.

Dini komple çöpe atamadığından laikliğin dinsizlik olmadığını vurgulamış, laiklik ile dini toplumsal alanın dışına itmiştir. İslam'ın topplumsal hayattan çekilmesi İslami anlayışta kabul edilemeyeceğinden büyük oranda Türkiye'ye has bir laiklikle, demokrasi ile çatışmayacak bir light İslam modeli ortaya çıkmıştır ki o da bu sürecin kaçınılmaz sonu olmuştur.

Atatürk bu tip light bir Müslümanlığı benimsemiş olamaz mı? Olamaz, çünkü o güne değin böyle bir İslam algısı daha yoktur piyasada. Bu algının yerleşmesi zaten kensisiyle başlamıştır.

Diyanet gibi ucube kurumları ya da din hakkındaki olumlu görüşlerini nereye koyacağız?
Kurtuluş Savaşı döneminde hilafeti, saltanatı kurtaracağına ya da Kürtlere özerklik vereceğini dair söylediklerini nereye koyuyorsak oraya koyacağız.

Dini öven sözlerinin hepsi erken döneme aittir. Muhalefeti sindirip yönetimini güçlendirdikten sonra dini övmeye giderek daha az gerek duymuştur. Atıyorum, 1930'dan sonra kendisini ne dua ederken görebilirsiniz ne de dini öven sözler sarfettiğini. Ne de bir kez Cuma'ya falan gittiğini...

Türkçe meale gelirsek Kazım Karabekir'in naklettiği çok acayip hadiseler var. Bence oldukça ikna edici duruyorlar.

http://hakaretyokhakikatvar.wordpress.com/2012/08/15/m-kemal-arap-oglunun-yavelerini-sacmaliklarini-turk-ogullarina-ogretmek-icin-kurani-turkceye-cevirttirecegim/

Sesli
19-11-2013, 21:22
Altındal öyle bir atışta bulunmuş ki güya Atatürk hilafete karşı değilmiş. İnsan buna gülmezse, neye güler acaba? Altındal hiç bir konuda ciddiyet ve bilgi sahibi olmayan bir yazar. Herkes yazarlık yapabilir. Ancak atmakla yazar olunamaz... Bir zamanlar Altındal Budistlere de karşıydı ve Budist diye HİNDULAR'dan söz ederdi. Böylesi bilgi de herkese verilmiş değil. İşte Altındal böyle bir yazar...Kendi imgelerini gerçek sanan bir kişi.

Atatürk hilafetten yana olsaydı. Son halife MECİD EFENDİ kaçmaz, yerinde otururdu. Ya da, Atatürk kendini halife ilan ederdi. Bu denli akıldan noksan düşünceleri burada bir kaynakmışcasına sunan kişiler Atatürk'e bir şekilde düşmanlık besleyenlerdir.

Atatürk'ün vasiyeti yoktur. Onun vasiyeti GENÇLİĞE HİTABINDA açıkça belirtilmiştir. Daha ne vasiyeti arıyorsunuz ki? Olsaydı, şimdiye kadar çoktan açıklanırdı. Ne Kenan Evren ne de bir başkasına bu kabil bir belge verilmiştir.. Attıkça dibe batar bunu saçmalayanlar.

Bu ülkeyi kuran insan ATATÜRK olup ATATÜRK = TÜRKİYE CUMHURİYETİ

Her kim Atatürk'e karşı ise, biliyoruz ki o kişi, TÜRKİYE CUMHURİYETİ'ne de karşıdır.