cigi
07-12-2008, 18:02
Bu gece Muhammed’in yürecigi , heyecandan kütür, kütür atmaktaydi…Muhammed; kalbinin gögsünden disari firlayacak kadar tempolu calismasinin, salt bu geceye ait özel ve ayri bir durumundan kaynaklandigini biliyor, endiselenmeye gerek bile duymuyordu. Ilk defa böyle karmakarisik bir duygu yogunlugu yasiyordu…Bu gece onun icin cok büyük anlam ifade ediyordu. Hayatinin en büyük ideali, arzusu bu gece gerceklesmek üzere idi. Bikmadan, yilmadan, azimle, yapmis oldugu, bütün yalavarmalari ve dualarina karsi Allah ilgisiz kalmamis, onun görüsme istegini en sonunda kabul etmisti. Bu geceye, bu ana ulasabilmek icin hayatinin en güzel yillarini cilelerle gecirmis, kötü günlere gögüs germis, nelerden feragat etmisti. Simdiye kadar cektigi bütün sikintilarinin, yokluklarinin, zorluklarinin, artik bu gece son bulacagina, hayatinin akisinin tam tersi yöne dogru ilerleyecegine, bütün kalbi ile inaniyordu. Kendisini hep hor gören akrabalari ve cevresinde ki insanlar hakkinda, temiz kalbinde, nasil da güzel duygular besledigini ve iyilikler düsündügünü, onlar icin ne büyük fedakarliklara katlandigini bilseler, ah bir bilselerdi !!!
Muhammed kafasinda ki, insanligin gelecegi, hayri ve selameti icin olan, bütün güzel düsüncelerini, Allah’ a anlatip, ondan elcilik ve sefaat hakki elde etmek icin yardim dileyecekti.
Eger hayallerini bu gece gerceklestirebilme firsatini yakalayabilir, kulu oldugu Allah’i da onu dinleyip, düsüncelerini onaylar, bir de destur verip :
-Tamam kulum ya Muhammed, artik benim su andan sonra, Dünya subemde, benim yerime kararlar verebilecek tek sorumlu sen olabilirsin, sana hic bir zorluk kalmamistir, bütün isteklerine izin cikmistir, artik buraya benim zaman ayirmama gerek yoktur ve sen : beni Dünya’da temsil edebilecek,meziyetlere sahip olan tek elcimsin... Bir derse; Bu is tamam di . Hemen Mekke’de bir Baskonsolosluk, Medine’de de elcilik acabilecekti. O zaman kendisini anlayacaklardi cahil insanlar... Gösterecekti onlara, simdiye kadar horladiklari, ezdikleri Muhammed’in nelere kadir oldugunu, neler yapabilecegini !! Göreceklerdi bundan sonra, Konsolostan mühür, vize, ney alinmadan, hareket kabileyetinin mümkün olamayacagini, kattiyetten yasanamiyacagini…
Fakat aklina takilan bir sürü belirsizlikler vardi. Onlari mutlaka bu gece halletmek zorundaydi. Kalbinin atisinin hizlanmasindan ve sabirsizliktan, avuclarnin ici terlemisti.
Nihayet beklenen an geldi catti. Gecenin issizliginda Muhammed yataginin yani basinda duran ucankayasina oturdu. Sag bas parmagini tasin üstünde ki hafif oyuga sokar sokmaz ucankaya; Allah tarafindan, yüksekligi ve koordinatlarinin belli oldugu yere dogru süpersonik bir hizla yol aldi… Bu arada havalanirken ucankaya ile yataginin arasinda duran su dolu destiye ayagi takilmis, desti yuvarlanmisti…
Ucankaya gene Allah tarafindan, belirlenen bulusma noktasin da, milim sasmadan ve hic sarsilmadan, sanki süpersonik bir hizla ucmuyormus gibi akillarin alamayacagi bir sekilde duruverdi…. Muhammed daha saskinligini giderip kendine gelemeden, bir anda önünde duran pembemsi renkteki bulutlarin ardindan Arabca kalin ve tok bir ses yükseldi….
- Yaaa Muhammed, nedir seni böyle bana dogru ceken, bitmek tükenmek bilmeyen, benimle konusmak arzusu söyle !!! Söylede bileyim, cok az bir zamanim var ve oldukca yogunum. Ölmüs müsteriler bekliyor, yeni doganlar icin malzeme hazirlamam lazim, Üstelik daha meleklerin, seytanlarin program ayarlari yapilmadi… Elini biraz cabuk tutsan senin icin iyi olur…
Hayret olacak sey degildi, Allah, kendi konustugu dilden, Arabca konusmustu. Bir an sasaladi, bunu hic beklemiyordu. Muhammed Dünya disinda konusulan dilin sadece Ingiliz’ce oldugunu, saniyordu ve uzun bir zamandir ona göre calisip, hazirlanmisti; yasaminin, insanligin gelecegini degistirecegine inandigi görkemli ve önemli randevuya…..
Program ??….. Program???….o da ne ola ki ? Melek ve seytanin ne oldugunu duymustu arkadasi Bel’am’ dan fakat , ‘’program’’ kelimesi dagarcigina yabanci bir kavramdi. Ama simdi gereksiz yere düsünmenin sirasi ve zamani degildi. Hemen yanit verdi;
-Allah’im, biliyorsun bir sürü Tanri nin arasindan, ben seni sectim ve sana kulluk etmeye karar verdim. Fakat istedim ki sana kulluk eden yalniz ben olmayayim. Seni hosnut edebilmek icin, insanlari sadece sana tapacak, kulluk edecek, senin ugrunda gözünü kirpmadan ölecek, canli bomba olabilecek, kanlarin akitilacagi, savaslarin yapilacagi, Insan etlerinin havada ucusacagi, mallarin, canlarin, kurbanlarin verilecegi bir yol buldum… Senin kullarinin artmasindan hosnut olup, olmayacagini bilemedigimden, yüce Allah’ima danismadan bir ise kalkismanin dogru olmayacagini ve bu konuda ki gerekecek önemli karari bizzat senin vermeni düsündüm.
-Iyi düsünmüssün Muhammed, elbette cok memnun olurum kullarimin artmasindan, bilirsin su aralar zaten kriz var. Kullar son günlerde mallarini, canlarini ve altinlarini yatiracaklari güvenilir bir kasa, öhö,öhhhhöö,hahh,huh, bir Tanri bulmak da, güvenmekte kararsizlar. Eger bu kararsizlari kazanabilirsek senin icin de, benim icin de pek bir tevatir olur...
-Allah’im, fakat bu insanlari senin kullarin edebilmem icin bazi ihtiyaclarim vardir. Bu ihtiyaclarim sadece üc dilekten olusmaktadir, emme velakin, sana bu üc nacizane dilegimi sunmadan önce, seni incitmemek, sabrini ve imkanlarini zorlamamak amaci ile gercek gücünün ne oldugu hakkinda az da olsa fikir sahibi olabilecegim bir ön soru sormama müsaade varmidir ey yüce Allah’im.
-Sor yaaa Muhammed, sor bakalim !!!
Muhammed ; Allah’in insanlarla arasinda ki güc ve enerji farkinin, asagi yukari nasil bir ayricalikta ve kuvvette oldugunu, anlayip ögrenebilmek icin aylardir kafa patlatip buldugu ilk ön soruyu sorar.
-Allah’im biz insanlar icin 1000 sene olan zaman dilimi, senin icin ne kadardir?
- 1 saniye ya Muhammed.
Muhammedin, kafasinin icinde sevincten, havai fisekler patlamaya baslamistir. Kulluk, kölelik ettmeyi sectigi Tanri’si Allah, bütün Tanrilardan, tahmin ettiginden daha kudretli cikmistir. Renk vermemeye calisarak devam eder.
-Sevgili yüce Allah’im kudretinin büyüklügünden, nerdeyse ucan kayadan düsüp atmosfer sürtüsmesine hasil olacaktim.Emniyet kemerinide takmamisim.. Allah korudu, yani sen korudun, Allah senden razi olsun, Allah ne muradin varsa versin……….
Muhammed, birden agzinin, kontrolden cikip, Allah’a karsi gereksiz ve fazla kelimeler üretmeye basladiginin farkina varinca; hemen Allah’in konusmasina firsat vermeden,
-Kudretli Allah’im simdi, cümle alemi senin kullarin yapabilmem icin , bana acilen gerekli olduklarini düsündügüm ihtiyaclarimi, senin o büyük sabrina siginarak soruyorum..
-Sor ya Muhammed !
-Allah’im 1000 altini olusturabilmen icin nasil bir güc kullanman gerekir?
-Sag kasimi yukari kaldirmam yeterlidir ya Muhammed!!!
-Allah’im 1000 savaskan askeri , yaratabilmen icin?
-Sol gözümü kirpmam kafidir ya Muhammed!!!
-Aziz ve yüce Allah’im, ya 1000 cariyeyi ???
-Sag bas parmagimi siklatmam cok bile gelir ya Muhammed !!!
Muhammed sevincten deliye dönmek üzere idi, agzinin ici takir, takir kurumustu. Son bir gayretle , biraz kisilan sesi ile,
-Allah’im senin tek kulun, kölen dünya nimetlerinden senin askin icin vazgecmis su kimsesiz Muhammed, simdi senden, insanoglunu sana kulluk ve kölelik yapmasini saglayabilmesi icin 1000 altin, 1000 savaskan asker ve 1000 cariye istemektedir. Allah’im sevgili Muhammed’in icin sag kasini kaldirip, sol gözünü kirpip, bir de sag bas parmagini siklatirmisin ?
Allah, Muhammed’e bir taraftan gerekli yaniti verirken, bir taraftan da, sanki parlak bir isigin yanip sönmesi gibi hizla uaklasirken;
- Lafi mi olur Muhammed’im, bekle 1 saniye… der.
Muhammed daha ne oldugunu anlayamadan ucankaya ile kendini tekrar yataginin yani basinda, ayni yerde bulur. Ilk gözüne takilan su destisinin devrilmis olmasidir. Destiden akmis olan suyun miktari bir tas kadar bile yoktur. Hafif sersemlemis bir vaziyette, gayri ihtiyari devrik su destisini düzeltir ve yataginin kenarina oturur. Hala kendisine gelememistir. Dirseklerini, dizlerinin üstüne dayar, kafasini iki elinin arasina alarak, hafifce egilir ve baslar, düsünmeye, beklemeyeeeee.....
Yazan: cigi
Muhammed kafasinda ki, insanligin gelecegi, hayri ve selameti icin olan, bütün güzel düsüncelerini, Allah’ a anlatip, ondan elcilik ve sefaat hakki elde etmek icin yardim dileyecekti.
Eger hayallerini bu gece gerceklestirebilme firsatini yakalayabilir, kulu oldugu Allah’i da onu dinleyip, düsüncelerini onaylar, bir de destur verip :
-Tamam kulum ya Muhammed, artik benim su andan sonra, Dünya subemde, benim yerime kararlar verebilecek tek sorumlu sen olabilirsin, sana hic bir zorluk kalmamistir, bütün isteklerine izin cikmistir, artik buraya benim zaman ayirmama gerek yoktur ve sen : beni Dünya’da temsil edebilecek,meziyetlere sahip olan tek elcimsin... Bir derse; Bu is tamam di . Hemen Mekke’de bir Baskonsolosluk, Medine’de de elcilik acabilecekti. O zaman kendisini anlayacaklardi cahil insanlar... Gösterecekti onlara, simdiye kadar horladiklari, ezdikleri Muhammed’in nelere kadir oldugunu, neler yapabilecegini !! Göreceklerdi bundan sonra, Konsolostan mühür, vize, ney alinmadan, hareket kabileyetinin mümkün olamayacagini, kattiyetten yasanamiyacagini…
Fakat aklina takilan bir sürü belirsizlikler vardi. Onlari mutlaka bu gece halletmek zorundaydi. Kalbinin atisinin hizlanmasindan ve sabirsizliktan, avuclarnin ici terlemisti.
Nihayet beklenen an geldi catti. Gecenin issizliginda Muhammed yataginin yani basinda duran ucankayasina oturdu. Sag bas parmagini tasin üstünde ki hafif oyuga sokar sokmaz ucankaya; Allah tarafindan, yüksekligi ve koordinatlarinin belli oldugu yere dogru süpersonik bir hizla yol aldi… Bu arada havalanirken ucankaya ile yataginin arasinda duran su dolu destiye ayagi takilmis, desti yuvarlanmisti…
Ucankaya gene Allah tarafindan, belirlenen bulusma noktasin da, milim sasmadan ve hic sarsilmadan, sanki süpersonik bir hizla ucmuyormus gibi akillarin alamayacagi bir sekilde duruverdi…. Muhammed daha saskinligini giderip kendine gelemeden, bir anda önünde duran pembemsi renkteki bulutlarin ardindan Arabca kalin ve tok bir ses yükseldi….
- Yaaa Muhammed, nedir seni böyle bana dogru ceken, bitmek tükenmek bilmeyen, benimle konusmak arzusu söyle !!! Söylede bileyim, cok az bir zamanim var ve oldukca yogunum. Ölmüs müsteriler bekliyor, yeni doganlar icin malzeme hazirlamam lazim, Üstelik daha meleklerin, seytanlarin program ayarlari yapilmadi… Elini biraz cabuk tutsan senin icin iyi olur…
Hayret olacak sey degildi, Allah, kendi konustugu dilden, Arabca konusmustu. Bir an sasaladi, bunu hic beklemiyordu. Muhammed Dünya disinda konusulan dilin sadece Ingiliz’ce oldugunu, saniyordu ve uzun bir zamandir ona göre calisip, hazirlanmisti; yasaminin, insanligin gelecegini degistirecegine inandigi görkemli ve önemli randevuya…..
Program ??….. Program???….o da ne ola ki ? Melek ve seytanin ne oldugunu duymustu arkadasi Bel’am’ dan fakat , ‘’program’’ kelimesi dagarcigina yabanci bir kavramdi. Ama simdi gereksiz yere düsünmenin sirasi ve zamani degildi. Hemen yanit verdi;
-Allah’im, biliyorsun bir sürü Tanri nin arasindan, ben seni sectim ve sana kulluk etmeye karar verdim. Fakat istedim ki sana kulluk eden yalniz ben olmayayim. Seni hosnut edebilmek icin, insanlari sadece sana tapacak, kulluk edecek, senin ugrunda gözünü kirpmadan ölecek, canli bomba olabilecek, kanlarin akitilacagi, savaslarin yapilacagi, Insan etlerinin havada ucusacagi, mallarin, canlarin, kurbanlarin verilecegi bir yol buldum… Senin kullarinin artmasindan hosnut olup, olmayacagini bilemedigimden, yüce Allah’ima danismadan bir ise kalkismanin dogru olmayacagini ve bu konuda ki gerekecek önemli karari bizzat senin vermeni düsündüm.
-Iyi düsünmüssün Muhammed, elbette cok memnun olurum kullarimin artmasindan, bilirsin su aralar zaten kriz var. Kullar son günlerde mallarini, canlarini ve altinlarini yatiracaklari güvenilir bir kasa, öhö,öhhhhöö,hahh,huh, bir Tanri bulmak da, güvenmekte kararsizlar. Eger bu kararsizlari kazanabilirsek senin icin de, benim icin de pek bir tevatir olur...
-Allah’im, fakat bu insanlari senin kullarin edebilmem icin bazi ihtiyaclarim vardir. Bu ihtiyaclarim sadece üc dilekten olusmaktadir, emme velakin, sana bu üc nacizane dilegimi sunmadan önce, seni incitmemek, sabrini ve imkanlarini zorlamamak amaci ile gercek gücünün ne oldugu hakkinda az da olsa fikir sahibi olabilecegim bir ön soru sormama müsaade varmidir ey yüce Allah’im.
-Sor yaaa Muhammed, sor bakalim !!!
Muhammed ; Allah’in insanlarla arasinda ki güc ve enerji farkinin, asagi yukari nasil bir ayricalikta ve kuvvette oldugunu, anlayip ögrenebilmek icin aylardir kafa patlatip buldugu ilk ön soruyu sorar.
-Allah’im biz insanlar icin 1000 sene olan zaman dilimi, senin icin ne kadardir?
- 1 saniye ya Muhammed.
Muhammedin, kafasinin icinde sevincten, havai fisekler patlamaya baslamistir. Kulluk, kölelik ettmeyi sectigi Tanri’si Allah, bütün Tanrilardan, tahmin ettiginden daha kudretli cikmistir. Renk vermemeye calisarak devam eder.
-Sevgili yüce Allah’im kudretinin büyüklügünden, nerdeyse ucan kayadan düsüp atmosfer sürtüsmesine hasil olacaktim.Emniyet kemerinide takmamisim.. Allah korudu, yani sen korudun, Allah senden razi olsun, Allah ne muradin varsa versin……….
Muhammed, birden agzinin, kontrolden cikip, Allah’a karsi gereksiz ve fazla kelimeler üretmeye basladiginin farkina varinca; hemen Allah’in konusmasina firsat vermeden,
-Kudretli Allah’im simdi, cümle alemi senin kullarin yapabilmem icin , bana acilen gerekli olduklarini düsündügüm ihtiyaclarimi, senin o büyük sabrina siginarak soruyorum..
-Sor ya Muhammed !
-Allah’im 1000 altini olusturabilmen icin nasil bir güc kullanman gerekir?
-Sag kasimi yukari kaldirmam yeterlidir ya Muhammed!!!
-Allah’im 1000 savaskan askeri , yaratabilmen icin?
-Sol gözümü kirpmam kafidir ya Muhammed!!!
-Aziz ve yüce Allah’im, ya 1000 cariyeyi ???
-Sag bas parmagimi siklatmam cok bile gelir ya Muhammed !!!
Muhammed sevincten deliye dönmek üzere idi, agzinin ici takir, takir kurumustu. Son bir gayretle , biraz kisilan sesi ile,
-Allah’im senin tek kulun, kölen dünya nimetlerinden senin askin icin vazgecmis su kimsesiz Muhammed, simdi senden, insanoglunu sana kulluk ve kölelik yapmasini saglayabilmesi icin 1000 altin, 1000 savaskan asker ve 1000 cariye istemektedir. Allah’im sevgili Muhammed’in icin sag kasini kaldirip, sol gözünü kirpip, bir de sag bas parmagini siklatirmisin ?
Allah, Muhammed’e bir taraftan gerekli yaniti verirken, bir taraftan da, sanki parlak bir isigin yanip sönmesi gibi hizla uaklasirken;
- Lafi mi olur Muhammed’im, bekle 1 saniye… der.
Muhammed daha ne oldugunu anlayamadan ucankaya ile kendini tekrar yataginin yani basinda, ayni yerde bulur. Ilk gözüne takilan su destisinin devrilmis olmasidir. Destiden akmis olan suyun miktari bir tas kadar bile yoktur. Hafif sersemlemis bir vaziyette, gayri ihtiyari devrik su destisini düzeltir ve yataginin kenarina oturur. Hala kendisine gelememistir. Dirseklerini, dizlerinin üstüne dayar, kafasini iki elinin arasina alarak, hafifce egilir ve baslar, düsünmeye, beklemeyeeeee.....
Yazan: cigi