PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yunanistan'da Neler Oluyor


dilaver
11-12-2008, 21:41
Günlerdir Yunanistan kaynıyor ve herkes hayret içerisinde. Ne oldu da Yunanistan'da devlet bu kadar geriye çekildi. Medya devamlı işliyor ve suçu 300-500 anarşistin üzerine atmaya çalışıyor. Müslüman medyamız ise bunu Yunan direniş ruhuna atfediyor ama her kesimde bir şaşkınlık var. Ne mi oluyor Yunanistan da :

Devrim oluyor.

Evet Yunanistan'da şu anda bir devrim durumu yaşanıyor. Devrimci durum yaşanıyor. Ve de devrim tam da böyle bir şeydir işte. Kitlelerin önlenemez öfkesidir.

Ancak bu tepki kendiliginden bir tepkidir ve direkt kapitalizme yönelik bir tepkidir. Tepki bankalara, büyük işletmelere, büyük magazalara ve onların koruyucusu olan devlet kurumlarına karakollara, mahkemelere yönelmiştir. İnsanlar yönetilmek istemiyorlar. Ve sokaklardalar. Ve tüm dünya şaşkındır. Heyula gene çökmüştür.

Kapitalizmin krizi iki şeye yol açar demişti koca Marks, ya devrimlere ya savaşlara. Bir taraftan savaşları yaşarken, diger taraftan da devrimlere gebedir bu yüzyıl. Kaptalizmin gelişmiş oldugu bir ülkede ise üretim her şeydir. Üretici güç her şeydir. Üretime hakim olan her şeye de hakim olur.

Bu ayaklanmanın gelişimi sınıf mücadelesinin insanlık bazındaki tarihine yeni bir plaket taşımıştır. Artık biten devrimler vaazına atılmış bir şamardır. Yunanistan her şeyiyle işçisi, köylüsü tüm emekçisi ile ayaktadır. Bundan sonra tayin edici olan emekçilerin ne tarz bir örgütlenme ile yeni gelişebilecek saldıralara cevap verebilecegidir.

Beklenen bu devrimci dalganın sönmesidir, ama ne pahasına. Bizim ise bundan çıkarılacak derslerimiz vardır. Türkiye de de bu dalga kabarmaktadır. 29 Kasın emekçi eylemi uzun yıllardır ilk defa bir kalkışmayı göstermiştir. Suç gene anarşistlere atılmıştır ama gerçek şu ki 29 Kasım da devletin kontrol noktaları kalmamıştır. İlk defa biber gazlarına karşı kitle tepki vermiştir ve devlet güçlerini püskürtmüştür. Kontrol arama noktası kalmamıştır.

Bunlar önemli deneyimlerdir. İnsanlar bilince ancak kendi deneyimleriyle varırlar. Yunanistan gençligini ve emekçilerini saygıyla selamlıyorum. Ve sonuna kadar diyorum.

saygılarımla

pante
11-12-2008, 22:06
BBC muhabiri, "böylesine bir öfke patlamasının nedeni ne olabilir?" sorusuna karşılık olarak Yunanlıların "ölümsüz direniş ruhu"ndan sözediyor.

Ne Yunanların ölümsüz direniş ruhu ne de 300-500 anarşistin tepkisi bu.
Bu yeni kuşak Yunanlıların radikal tavrıdır. Politize olmuş gençliğin bilinçli bir karşı koyuşudur bu.
Bu radikal tavrın böylesine öfkeli oluşunun nedeni ise polis tarafından bir gencin öldürülmesi eyleminin ekonomik krize denk gelmiş olmasıdır. Zaten burnundan soluyan gençlik cinayetle birlikte patlamıştır.

İşte ülkemizde eksik olan da budur. Bu eksiklik, daha fazla gencin keyfe keder vurulmasına, daha fazla kolluk amirinin başına buyruk hareket etmesine, daha fazla işkenceye, daha fazla yolsuzluğa, daha fazla teröre, daha fazla sömürüye sebep olmaktadır. Daha duyarlı ve tepkili olamadığımız sürece bunlar eksik olmayacaktır.

Yunanlar bir devrim gerçekleştiremeseler de ya da amaçları devrim yapmak olmasa da büyük bir tepki ortaya koymakla iktidarın, egemen güçlerin her istediklerini yapmalarına sessiz kalmayacaklarını ve radikal eylemleriyle onları yaptıklarına pişman edeceklerini göstermişlerdir.

Kalbimiz Ege'nin öte yakasındadır.

mhmd
11-12-2008, 22:14
Karanlıkta fili tutanların aydınlıktaki tarifleri gibi olacak bu yazı.
Kimisi bir sütun diyecek, kimisi de bir hortum gibi!
Ama olsun, hepimizin tariflerini birleştirebilirsek bir fili hayal edebiliriz belki de...

Yunanistanda neler oluyor?
Bunu daha iyi anlayabilmek için biraz yakın tarihe dönmemiz lazım.
Yunanistan, 1967-1974 yılları arasında çok dramatik bir dönem atlattı. Baskıcı, dikta bir askeri yönetim ülkeyi 7 sene boyunca yönetti. Bu yönetim zamanında devlet kurumlarından, polisten, askerden korkan sivil halk tamamıyla susturuldu ve sömürüldü.

Bu dönemin en son olayı ve kaybı Kıbrıs olmuş, Türkiye adaya; haklı ya da haksız asker çıkarmış ve adayı ikiye bölebilmişti.
Başarısız dış politika, dibe vurmuş bir ekonomi ve dışlanmış bir Yunanistan bu dönemin ardından gelen demokrasi dönemine var gücüyle sarıldı.

Özellikle 1980 Pasok dönemi, Türkiye'nin Özallı yılları gibidir. Sermaye serbestliği, devletin küçültülmesi ve ekonomiden elinin çekilmesi, kişisel ve örgütsel özgürlüklerin sonuna kadar verildiği, liberal popülist politikalar kendisine solcu diyen Pasok tarafından oluşturulmuştur.

Asker apolitize edildi. Polis halkın içinden çıkarıldı. Tüm bu süreçte sivil örgütlenmeler desteklendi ve hatta üretildi.

Bu yapı içinde halkın yapısı da değişmeye başladı. Değerler, tepkiler ve düşünceler de değişti. Cunta ve antidemokrasiye karşı bu değerler, tepkiler ve düşünceler abartıldı.

1981 Yılında AB üyeliği ile de başlayan bu süreç artık hiçbir sivil gücün önüne geçilmez anlayışın sonuçlanması oldu.

Üniversitelerde yemek kötü çıkıyor diye birkaç öğrencinin tepkileri boykota, bu boykotlar üniversite içinde ders bırakmalara, isyan ve yağmalara dönüşebilmekte, üniversite dışından gelenler dahi bu talanlarda üniversitenin demirbaşlarını alabilmekteydi ve hala daha böyledir.
Tüm bunlara rağmen polis üniversitelere girememekte ve bunu sağlayacak bir siyasi irade de bulunmamaktadır.

'Ezilen ezer' kuralı gereği, zamanında demokrasinin d sini göremeyenlerin artık demokrasi adına her türlü kuralsızlık ile toplum düzeni yerle bir edilmektedir.

Evet bu bir patlamadır. Ama bu patlama bir devrim değildir.
Devrim yokluktan çıkar.
Yunanistanda yokluktan dolayı bir iç kargaşa yoktur.

Ne Pasok'un dediği gibi, yetensiz hükümet dolayı, ne Komünist Partinin söylediği gibi, yasadışı çıkarcıların oyunlarından, ne de Sirizanın, sosyal sıkıntıların doğurduğu nedenlerlerden dolayı patlama yoktur.
Bu patlama, Yunanistan'ın değerler patlamasıdır. Dengeyi bulamama patlamasıdır.

İfrat ile Tefrit patlamasıdır.
Umarız ki akıl galip gelir.

Not: Yazımızdaki bilgiler gazeteci yazar Herkül Millas'ın 11.12.2008 Tarihli köşe yazısından faydalanılarak hazırlandı.

Ugur Bicaker
11-12-2008, 22:45
Acaba bu olaylar sadece sosyolojik veya ekonomik baskilar nedeniyle mi gerceklesmistir ? Ulkeyi yoneten bu hukumetin hangi dis odaklarla sorunlari vardir ? AB ve ABD nicin yardimci olmuyorlar ? Basbakanin gitmesini isteyenler kim ? Bir gencin olumu ulkeyi nasil kaosa surukler? Benzer olaylar her yerde malesef sikca olmakta. Bakiniz bizim yurdumuza. Biz sagir ve kor muyuz ? Niye agzimizi acamiyoruz ? Yargi bile yavas isleyip adaleti zor ve gec dagitiyor, cunku tam bagimsiz degil ve feodal yapi bizi frenliyor. Devletten hesap sorulmaz felsefesi kanimiza islemis. Kanimca Yunan halki yillarin ezikligine bas kaldiriyor.

dilaver
11-12-2008, 22:46
Bu patlama, Yunanistan'ın değerler patlamasıdır. Dengeyi bulamama patlamasıdır.

Sn Mhmd

Siz devrimi ne olarak düşünüyorsunuz ki. Devrim bir patlamadır. Uygun önderlik olursa uygun yere kanalize olur. Yoksa yenilgiye ugrar.

Yokluk olmadıgı için mi bankalar bombalanıyor. Bankalara karşı, çok uluslu şirketlere karşı, zengin magazacılıga karşı tepkiler varlıktan mı sizce.

Bu tam da bir devrimci bir durumdur. Ama beklenmedik bir durumdur. Beklense devrim olmaz zaten. Devrim nicel birikimlerin nitel patlamaya dönüşmesidir. Ama devrime yol açacak mıdır, hayır. Çünkü özne eksiktir.

Ancak bize bir derstir ve de örnektir.

saygılarımla

serüvenci
11-12-2008, 23:04
başta şunun vurgulanması gerekir; bu patlama ya da ayaklanma serisi, kesin olarak bir devrim sürecine işaret etmez. Olasılıklar arasına devrimi koyabiliriz. bu ayaklanmalar, seattle, cenova ve paris ayaklanmalarının bir devamı olarak kendini gösteren bir sürecin adımlarımdan biridir. en makul yaklaşım, bu ayaklanmalar arasındaki zaman aralıklarının gittikçe azalacağı umudunu taşımak olacaktır. bu ayaklanmalarla oluşan edinimleri görmek gerekir önce. ayrıca bu ayaklanmaların emperyalistlerin insani özgürlüklerin kısıtlanması yönünde uyguladığı politikanın yunanistan ayağı için zemin hazırlaması mümkündür. emperyalistlerin eli armut toplamıyordur açıkçası. kantarın topuzunu kaçırmış da olabilirler.
otonomistlerin ayaklanması ile oluşabilecek en iyi ihtimal, kuralsız bir toplumun yaratılmasıdır. 'izm'lere bağlı olmayan sadece insanı önplana çıkaran adsız bir kavgaya sahne olmasıyla kuralsız bir toplumun temellerinin atılması ve hızlı bir süreç sonunda toplumun yazılı olmayan kurallarının oluşması beklenebilir. ne kadar karamsar baksam da umut ederim ki böyle olur.

edit : bu ayaklanma işsiz ordusunun ayaklanmasıdır. işçi sınıfının da bu kavgaya katılması gerekir ki devrim olsun. işçi sınıfı derken mavi yakalı beyaz yakalı ayrımı yapmadan tüm çalışanları kast ediyorum. eğer onlar, işsiz ordusuna karşı olumsuz bir tutum belirlerse işin savaşa döneceği açıktır.

:)

mhmd
11-12-2008, 23:05
Sn. dilaver,

Şehirde Yaşayan Nüfus 71,0
Kırsal Kesimde Yaşayan Nüfus 29,0
GSYİH, 2000, Milyar USD 112,0
Sağlık Harcamaları/GSYİH 5,0
Eğitim Harcamaları/GSYİH 3,5
Sosyal Güvenlik Harcamaları/GSYİH 23,6
Taşıt Sayısı, 100 Kişide 30,0
Telefon Sayısı, 100 Kişide 54,0
Kamu Yatırımları/GSYİH 4,4
Sabit Sermaye Yatırımlarında Büyüme, 2001 10,5
Kaynak : Yunanistan Pazara Giriş Raporu, Atina Ticaret Müşavirliği Mayıs 2002
DEİK
Temel Ekonomik Göstergeler
2002
GSYİH (milyar $) 120,8
GSYİH (büyüme, %) 3,8
Enflasyon (TÜFE, %) 3,6
İhracat (milyar $) 13,4
İthalat (milyar $) 33,4
Dış Ticaret Dengesi (milyar $) -20
Cari İşlem Dengesi (milyar $) -2,4
Kısa Vadeli Faizler(%) 3,3
İşşizlik Oranı 10,9

Üst tarafta alıntıladığımız ekonomik göstergeler ile patlama olsa idi, dünyada patlamasız bir elin parmakları kadar ülke kalırdı.
Şu an ülkemizin ekonomik göstergelerinden dahi daha kötü değildir bu göstergeler kriz dönemlerimizdeki göstergelerimizi mevzu dahi edemeyiz.

Dediğimiz şudur.
Bu kargaşanın pek çok hazırlayıcısı mutlaka vardır. Ekonomi de bunlardan biri olabilir. Ama bu tek başına bir neden olmaktan çok uzaktır. 16 Yaşındaki bir göstericinin öldürülmesi de öyle.
Bizce esas neden kuralsızlığın devletçe teşviki ile yetişen genç nüfusun oransız ve amaçsız tepkisidir. Bu tepki orta yaş üzeri Yunanlılarda var mıdır? Ya da taşrada yaşayan Yunanlılarda.

Ayaklanmalar neden büyük kentlerde öğrenciler tarafından sürdürülmektedir?

serüvenci
11-12-2008, 23:17
sevgili mhmd,

bildiğim kadarıyla bu ayaklanmaları üniversite hocaları da desteklemektedir. çoğu meselede olduğu gibi esas neden ekonomiktir. ekonomik nedenlere dayandırılmadan çıkmasının nedenini birinci dünya savaşının çıkış nedeni ile karşılaştırdığımızda daha net anlayabiliriz. genç nüfusun ortaya koyduğu tepkinin ortaya koyduğu da ekonomik nedenlere dayanan ayaklanmalar olduğudur. haberlerden takip edebildiğiniz kadarıyla görürsünüz ki 1 milyar doların üzerinde zarara neden olan bir yıkım söz konusudur. yıkılıp yakılan da sermayedir. şu anda ayaklanmaların yönlendirlemediği konusunda haklı olabilirsiniz. amaçsızlaşmaya daha doğrusu farklı amaca yönelen bir yaklaşım oluştu bir nebze. ama devamının gelip gelmeyeceğini bilemeyiz.

dilaver
11-12-2008, 23:29
Sn mhmd

Devrim demedim, devrim durumu dedim.

Verdiginiz rakamlar ile Nepali kıyaslayın, orada bir devrim oldu ama yıllara yayıldı.

Devrim bir günde de olur 50 yılda da. Önemli olan onun ne zaman gelebildiginiz hissedebilmektir.

Laf aramızda Lenin bile Ekim devriminin geldigini tam anlamıyla hissedememiştir.

Devrim ne zaman gelir ne zaman gider belli olmaz. Önemli olan devrimcilerin devrimci durumu hesapedebilip ona hazırlıklı davranabilmesidir.

Benim izah etmek istedigim, devrim Yunanistandaki gibi gelir ve ansızın gelir.

saygılarımla

unbe
12-12-2008, 02:13
"Evet Yunanistan'da şu anda bir devrim durumu yaşanıyor. Devrimci durum yaşanıyor. Ve de devrim tam da böyle bir şeydir işte. Kitlelerin önlenemez öfkesidir."

Sn. Dilaver
türkiyeninde böyle bi devrime ihtiyacı var.Ancak bizim Türk milleti nedense hep kafasını devekuşu gibi kuma gömmeyi tercih ettiğinden o devrim ruhunu bir türlü yakalayamıyoruz.Bi yakalasak çok şey değişecek ama....

cigi
12-12-2008, 02:56
Sevgili dilaver,
Sözlerine yürekten katilip bir seyler ilave etmek istiyorum...
2. Dünya savasindan sonra, yasam satandartlarinin citasi daima yükselerek yasamaya alismis, Avrupa halkina dur diyebilmek icin bir sürü göstermelik, adimlar atildi. Hepimizin bildigi AB, serbest dolasim, para ve anayasa birligi gibi...Nedense ortak 2.dilde sanirim 35 yili askin bir süredir anlasamiyorlar. Ne ilginc !!!
Is gücü pahali, yasam standardi yüksek ve demokratik haklari cogalmis, bilincli bir toplumu yönetmek, kolay degil diye düsünüyorum...
Bir sürü detayi gecip en son indirilen darbeye geliyorum. Maastricht anlasmasi ve EURO...
Akil babasi kim ?
Deniz asiri ülkeleri sömürmekte ve asimiliede en tecrübeli, atalari korsan olan insanlarin ülkesi Hollanda'dan Willem (Wim) Kok....( PVDA=isci partisi Baskani ) Bu hikayede cok ilginctir. Geciyorum.
Euro'ya gecen Avrupa halki 2002 nin Mart ayinda, yani 3 ay sonra olayin farkina varmisti fakat is isten gecmisti. Hele ilk 3 ayda ki para degisiminde adeta soyup sogana cevrilen hevesli Avrupa'li sacini, basini yolmaktaydi... Refarandum haklari bile olamamisti bu konuda ( Genel )
( Isvec'te halkin en sevdigi bayan bakan euroyu istedigi icin, Kapitalist birliginin gücleri kadincagizi refaranduma bir hafta kala öldürtdüler... Cünkü yapilan arastirmalar, sonucun HAYIR olacagini söylüyordu ve bilincli halk bu oyunu yutmadi gene HAYIR dedi. )
Bu bir sürati yavaslatma degil, aynen ani ve kazik gibi bir el freninin cekilip durulmasi gibi olmustu...( Yeni üye ülkeler geliyor )Gene geciyorum.
Sevgili dilaver, öyle bir kademe, kademe planlanmis, muhtesem bir köleler ve efendiler plani ki anlatmak icin iki semaver cay icimi zaman gerekiyor diye düsünüyorum.
Ücte iki alim gücünü, isini kaybetmis halk, 6 senedir burnundan soluyor.
Vergiler,cezalar, arttirilan kurallar ile halk bunaltiliyor ve oyalandiriliyor.
Önce Yunanistan'dan patlak vermesi, cok dogal gibi geliyor bana.Insan gibi yasama sekli ve demokrasi terbiyesinin alt yapisi cok saglam. Eger tam su anda devrimci bir lider, direksiyonun basina gecebilirse, kimseler tutamaz Yunan halkini.
En büyük arzum bu hareketin tutusarak bütün Avrupa'ya sicramasi. Daha sonra da, Avrupa'nin göbeginde AB ülkesi olmak istemeyen, göstermelik cagirilan, Isvicre'ye kati bir amborga uygulanarak, Ejderhanin kafasinin kopartilmasi.
Sanirim; ancak o zaman, Dünya'da ilik baris rüzgarlari esmeye yavas, yavas baslayacak diye düsünüyorum.
Saygilarimla.

mhmd
12-12-2008, 15:08
Dedik ya Filin neresini tutarsak öylece de yazacağız diye!
Tamam.
Felsefe, psikoloji, tarih konusunda hala okumaktayız ve öğrenmekteyiz de, iş ekonomi ve iktisat olunca bu biraz bizim konumuz olmakta.

Öyle bir tablo çiziliyor ki; zannedersiniz ki dünyanın en sömürülen, en yoksul, gelir dağılımı en kötü ülkelerinden oluşan AB artık nalları dikmiş!
Öyle karışıklıklar gündemde ki, halk ayaklanmaları kaçınılmaz ve hatta yaşanmakta, hükümetler de değil devletler devrilmekte, toplu nümayişler ülkelerin sınırlarını aşmakta sistem değişmekte, dış dünya bu durumda çaresiz seyretmekte!!!

Gelelim olanlara;
2002 yılı büyüme rekabet gücü sıralamasında ilk sıra ABD, ikinci sırada bilin bakalım kim var? Danimarka! Bir AB üyesi ülke.
Toplam 79 ülke karşılaştırmasında AB ülkelerinin bir çoğu bilin bakalım ilk kaçta? İlk onda.
En kötüleri İtalya kaçıncı? 39.
Ve daha da kötüsü şu bizim halk ayaklanması yaşanan Yunanistan kaçıncı? 38.
Peki güzel ülkemiz bu sıralamada kaçıncı? 69.!!!
AB işgücü maliyetleri yüksektir. Ülkemiz bu konuda tüm AB ülkelerinden daha avantajlı bir konumdadır. Bu iyi midir? İşçilere sormak lazım.
Ancak sermaye maliyeti konusunda tüm Avrupa birliği ülkeleri bizden avantajlıdır. En kötüsü Yunanistan olmasına rağmen Türkiye'deki yüksek faiz oranları nedeniyle sermaye maliyetleri bu ülkeden dahi yüksektir.

Çok daha detay istiyor iseniz;
http://www.dpt.gov.tr/Portal.aspx?PortalRef=3 (12.12.2008)
Linkine girebilirsiniz.
DPT portalı başlığındaki Ekonomik-Sosyal Göstergeler alt başlığını tıklayın.
Buradan açılan pencerede Uluslararası Ekonomik göstergelere girin.
2007 yılı için tercihinizi yapın ve çıkan sayfadaki sıkıştırılmış dosyaları açın.

AB ve Yunanistan'ın Dünya ekonomileri içerisindeki yeri nedir? Sorusuna cevabı burada bulacağımıza eminiz.
Enteresan bir de tespimizi var!
Açacağınız hemen hemen tüm Excell sayfalarındaki Yunanistan satırı Gelişmiş Ekonomiler başlığı altında gösterilmiş!
Enteresan değil mi? Gelişmiş ekonomik bir ülkenin vatandaşlarının ekonomiden dolayı ayaklanması!
Biz bir anlam veremedik.

Daha müreffeh fertlerden oluşan mutlu bir toplum için girişilen bir ayaklanma ve bir devrimin kıvılcımı olmasını kim istemezdi?
Ancak, yapacağımız değerlendirmeleri, herşeyde olduğu gibi! kalbi değil de mantıki olarak çözmeye kalktığımızda istatistikler karşımıza çıkar.
Ve bu istatistiki sonuçlar ile; bozuk ekonominin, büyük oranda işsizliğin, korkunç gelir adaletsizliğinin, açlığın, sefaletin, neden olduğu bir patlamaya varamıyoruz.

Kendi tezimizde ısrar ediyoruz.

KızıL
12-12-2008, 20:28
kaba tabiriyle devrimci durum çok açık herhangi bir olayın patlak vermesi ve kitlelerin çoğalmasıyla, yönetilenlerin eskisi gibi yönetemediği durum söz konusu hem ülkedeki krizden gençlerin geleceklerindeki umutsuzluktan hemde yönetilenlerin eskisi gibi yönetilmek istemeyişi çok açık sokakları ve sokağa inemeyen insanların desteği çok açık... ancak bu kadar basit değil stratejik yerlerde örgütlenmeler olmadan ve devrimci durumu iktidara taşıyacak parti olmadan devrim çok zordur ykp oldukça güçlü ama her bölgede değil anarşistlerin oldu yerde zaten durum farklı...ancak dünyaya çok iyi birşeyi gösterdiler bizim gibi davar değiller! uyumuyorlar güdülmüyorlar!
ALEXANDROS GRIGOROPOULOS..... zafer bizim olacak can yoldaşım sana söz!!!

cigi
12-12-2008, 23:03
Yanlis olanin; masa basinda sayilara bakip kesin konusmanin oldugunu düsünüyorum.

Su cümlenin altini tekrar kalinca cizmek istiyorum :
Yasam satandartlari, hic aksamaya ugramadan sürekli yükselen bir toplumun elinden, bu olanaklari alir, geleceklerini karartir, olduklari durumdan daha kötü bir seviyeye cekerseniz ; refaha ve kolay yasamaya aliskin toplumun isyani ister, istemez kacinilmazdir...

Bunda anlasilmayacak bir ifade olmadigini saniyorum. Konunun uzmani olan arkadasim mhmd sanirim anlamistir... Kazanilan haklarin, bir cesit manipilasyonlarla geri alinmasini hic kimse hazmedemez diye düsünüyorum.

Cileli, saf, yüz yillar boyu kandirilmis, Anadolu insanini oraya, buraya cekistirip yön vermek nasilsa cok kolay... Mustafa Kemal' den sonra, hak ettigimiz yasanti ve refah düzeyini bizlere verebilmek icin ; hayatini, egolarini feda edebilmis bir siyasetci varmidir ? Ben bilmiyorum... Varsa beni lütfen uyarin! Benim bildiklerim ; egolarini, akrabalarini, yandaslarini düsünüp, toplumun gelecegi ile oynayan, karartan, basiretsiz, günlük yasamasini bilen, dar kafali asalaklardir....

Simdi de biraz karsilastirmali örnekler vermek istiyorum :

Türkiye' de el üstünda tutulan veya kendisini öyle empoze edip kabul ettirmis insanlar, bilincli ve sistemi oturmus, egitimli bir toplumda, belki kocaman bir sifir olabilirler.
Örnegin görsel ve yazili basin : Su anda tv lerde ki prensler, prensesler, el üstünden inmeyen programlar, haberler, sunucular... Gazeteler, gazeteciler..... Eger Avrupa ülkelerinde de ayni sekilde islerini yapabileceklerini saniyorsaniz cok aldaniyorsunuz.. Öncelikle, insan ve izleyici haklari kalin cizgilerle belli olan sistem buna izin vermez. Toplumun egitim seviyesi ise asla....RTUK gibi bir kurum yoktur. Anlasmaya imza atanin, anlasmayi bozmaya hakki, kesinlikle yoktur. Bu kadar basit.
Örnegi biraz daha genele yayalim: Türkiye' de arac kullanan, kimle konusursaniz konusun... Herkes cok usta sofördür... Fakat ne yazik ki; yol, trafik kurali, kullandigi aracin özellikleri ve donanim bilgisi yoktur. En acisi; bir cana zarar vermemenin, aracini kullanirken en birinci öncelik oldugunu bilmezler... Nedense bu arkadaslar Avrupa trafiginde arac sürememektedirler... Sanki baska bir Dünya' ya gelmis gibidirler...
Bu örnekleri saymakla bitiremeyiz.

Diger bir önemli konu ise, Avrupa ülkeleri ve yasantilari hakkinda bilgilerimizi ve düsüncelerimizi aktaririken; haspel kadar 25 seneyi askindir, bu toplumun yasantisina ayak uydurmaya calisan, onlarla birlikte ayni havayi teneffüs eden bir insan olmamizdan kaynaklaniyor..
Dolayisi ile sayilara ve istatistiklere bakarak, benim Grönland hakkinda bir fikir öne sürmem, söz konusu kesinlikle olamaz.
Bu konuyu bu kadar detayli acmamin nedeni salt bilgilendirmek amaci iledir. Sayin mhdm lütfen yanlis anlasilma olmasin. Yani her sey Türkiye'den bakildigi gibi, görülmüyor.
Su anda Türkiye' de AB konusunda ahkam kesen gazeteciler, politikacilar, herkes bir sekilde halki yaniltiyor !! Bizler baska bir AB de mi yasiyoruz, yoksa Türkiye' de anlatilan vaska bir AB mi var, biz bilmiyoruz ?
Bir cok karsilastirma yapabilmemin nedeni ise; Türkiye'de dogup, egitimimi almaktan ve isim dolayisi ile bütün Avrupa ülkelerinde uzun zaman araliklari ile bulunmamdan kaynaklaniyor. Hani cok gezen mi bilir, cok okuyan mi derler ya ? Ben ikisi de birden diyorum sayin mhdm.
7 sene önce Güney Almanya'da ( Refah düzeyi diger bölgelere göre daha iyidir ) konustugumuz arkadaslar; AB nin gidisatinin, ilerde olasi gözüyle düsünülen,halk savaslarina dogrudur deniliyordu... Isterseniz bu konuyu cok detayli bir sekilde acip, edindigim bilgilerimi aktarabilirim.
Saygilarimla.

dilaver
12-12-2008, 23:17
Kriz daha yeni yeni kendini hissettirmeye başladı. Yunanistan ise bunun ilk patlak veren ayagı. İnsanlar tepkilerini ortaya koyuyorlar ve bu tepkiler engellenemiyor. Önümüzdeki günler pek çok şeylere gebe. Avrupa bazında ise ufak da olsa bazı eylemlilikler görülebilmekte.

2009 senesi ciddi sınıfsal mücadeleri görebilecegimiz bir yık olacak. Demokrasiye alışkın olan bireyler kazanımlarından geri adım atmak istemiyorlar ve buna kitlesel tepkiler koyuyorlar. Yunanistan'ın bir başlangıç oldugunu düşünüyorum. Bu eylemlilik dalga dalga tüm dünyaya yayılacaktır.

Sorun şudur. Krizin faturasını emekçiler mi ödeyecektir, yoksa krizin esas nedeni olan kapitalizm mi ve onun sahibi olan büyük tekeller ile onların denetimindeki devletler mi. Yani dönüp dolaşıp temel çelişkiye; emek ile sermaye çelişkisine geliyoruz.

Bu kriz şartlarından iki türlü çıkış gözüküyor, ya da şartlar buna hazırlıyor dünyayı. Ya bir avuç egemenin denetimindeki vahşi bir köleler rejimi ya da mülkiyetin ve insanlıgın üretimini de adilane bir şekilde paylaşılabilecegi sosyalizm.

Köleler rejimini devletlerin dikte ettirmeye çalışabilecegini düşünüyorum. Ellerindeki silah ve baskı gücü ile bunu saglamaya çalışacaklardır. Ancak hiç bir silah, hiç bir baskı aygıtı kitlelerin ezici gücü karşısında işe yaramaz. Yunanistan örnegi bunu bize tekrar ve tekradan gösteriyor ve ispat ediyor.

Önümüzdeki günlerde kitle mücadelesinin öncelikle tüm Avrupa'ya sonra da tüm dünyaya yayılmasına tanık olacagımızı düşünüyorum.

saygılarımla

mhmd
13-12-2008, 00:03
Gezenlerin bilgileri de çok önemlidir. Hatta masa başı okuyanlardan çok daha önemli.
Bir de bizim gezene kulak verelem.

Yaklaşık iki hafta önce çalıştığımız yere daha önce tanışmış olduğumuz elli yaşın üzerinde birisi geldi. Zamanımızın varlığından! gevezelik ve soru sorma durumlarımızdan! yaklaşık iki saatlik bir sohbetimizin ana hatlarını vermek isteriz.

Yirmibeş yılı aşkın bir süredir Almanya'da çalışan bir Türk işçi.
İlk başta Türkiyede yatırım yapmış. Birkaç dairesi ve Şile'de bir yazlığı var. (Söz konusu yazlığa birkaç kez biz de gitmiştik. Çok güzel bir yer.)
Henüz Doğu Almanya birleşmesi olmadan işler tıkırındaymış. O dönem Almanya'ya da yatırım yapmış. Üç oğlu var. Üçü de evli. Evlerini satın alarak onlara vermiş. Bir gelini Alman, diğer ikisi Türk.
Türk gelinden olan torunlar Türkçe bilmezken, Alman gelinden olan torun anneleri gibi iyi derecede Türkçe biliyor!

İki Almanya'nın birleşmesini birinci milat olarak telafuz ediyor. Marktan Euroya geçişi ise ikinci ve daha kötü bir milat!
İki Almanya birleştiğinde işsizlik artmış. Eski sosyal ödenekler kesilmiş. Zor bir dönem başlamış.
Ancak esas yıkım ikinci milat ile gelmiş. Ulusal paralarından Euroya geçişlerinde ufak bir hata yapmışlar!
Tüm tüketici fiyatlarını bire bir!!! Euro ya çevirirken, ücretlerin hesabı Mark Euro makasında yapılmış.
Bu küçük hatadan dolayı da satın alma gücü belirgin bir oranda (Yaklaşık %30 ile %45 arasında) düşmüş.
Şu an işler hiç de iyi değil diyor.
Ücretler yerinde sayarken bizdeki eski enflasyon problemimiz başlamış. (Ancak bu rakam da bizimkine pek benzemiyor. (Yıllık %8,9!)
Siemens'in bir fabrikasında çalışan tanıdığın emeklilik hakkı dolmuş. Ancak emekli olmayı şu an için düşünmüyor çünkü emekli maaşları da düşmüş. Çalışmaya devam...

Tüm bu olumsuzluklardan sonra merakla sorduk;
-Eee kesin dönüş ne zaman?
Şaşırdı. Ama hiç düşünmeden cevabını verdi.
-Ne dönmesi. Burada (garip ülkemden bahsediyor) yaşamamız çok zor. Yazın belki on onbeş gün olabilir ama asla daha fazlasını çekemem!!!...

Dedik ya tuttuğumuzu tarif ederiz diye :)

cigi
13-12-2008, 00:12
Keske hic kimsenin burnu kanamasin.
Satin aldigi evi, isi, arabasi elinden gitmis, normal yasami tepe taklak olmus bir insan;
baska ülkelerden buralara gelip, kendi isini elinden alip neredeyse bedavaya calisan insanlari, potansiyel düsman gözü ile bakiyor. Gelenlerin ve ucuzlamanin arkasi kesilmiyor.
Kapitalist sistem daha da ucuza gelenlerin önünü aciyor. Kendi ülkenizde issizlikten kivranirken, yasama hakkiniz, elinizden bir yolla cekilip alinmissa, haril haril calisan diger ülke insanlarina nasil bir yaklasiminiz olabilir?
Sevgili dilaver, cok tehlikeli oyunlar oynaniyor. Daha önceleri bu ülkelerde mülümanlarin inanislari ve yasam tarzlari, ibadet sekilleri alay konusu olurdu, son yillarda her Avrupa sehrinde minareli camiiler gittikce cogalmakta...
Bütün verileri degerlendirdigimde Avrupa'yi cok kötü günlerin bekledigini düsünmekteyim.
Saygilarimla.

cigi
13-12-2008, 00:24
Öyle bir tablo çiziliyor ki; zannedersiniz ki dünyanın en sömürülen, en yoksul, gelir dağılımı en kötü ülkelerinden oluşan AB artık nalları dikmiş!
Öyle karışıklıklar gündemde ki, halk ayaklanmaları kaçınılmaz ve hatta yaşanmakta, hükümetler de değil devletler devrilmekte, toplu nümayişler ülkelerin sınırlarını aşmakta sistem değişmekte, dış dünya bu durumda çaresiz seyretmekte!!!

Aslinda artik Avrupa'nin coktan bittigini, zorlamalarla ve halklari karsi karsiya getirecek cözümlerin üretildigini vurgulamak istiyorum.
Gezginci örneginiz bu yazinizla celisiyor diye düsünüyorum:)
Saygilarimla.

mhmd
13-12-2008, 00:46
Sn. cigi,

Yazımızı baştan ve tamamen bir kez daha okuyun. Tezatlık göremeyeceksiniz.

dilaver
15-12-2008, 23:10
ATINA IKTISAT FAKULTESI ISGALI 1 NO'LU BILDIRI

Ve nihayet bu cinayetle birlikte devlet hakettigi yaniti aliyor.
Devletin baski gucleriyle carpisan, tuketim tapinaklarina,
bankalardaki yasal soygunculara ve karakollardaki yasal katillere
saldiran binlerce genc, isci, issiz ve gocmen tarafindan yakilan
sehrin sokaklarinda veriliyor yanit.

Cumartesi aksami ozel guvenlikci aynasizin teki Eksarhiada Aleksis
Grigoropulosu sogukkanlilikla kursunladi. Olayin kendisi ve devaminda
ayni gece butun ulkeye yayilan isyan ve direnis eylemleri yoruma mahal
vermiyor. Sozkonusu devlet cinayeti, bardagi tasiran son damlaydi.
Toplumun buyuk kesimlerinin maruz kaldigi gundelik siddet ve terorun,
toplu isten cikarmalarin, ekonomik sefaletin, polis terorunun, aksam
haberlerinden yayilan psIkolojik terorun doldurdugu bardaktaki son
damla. Ustelik sozkonusu devlet cinayeti munferit bir vaka degildi.

Toplumsal hafizasi saglam olanlar, 15 yasindaki Mihali Kalcezanin 1985
kasiminda Melista adli aynasiz tarafindan oldurulusunu, 23 yasindaki
Irakli Maragakinin Girit Iraklioda ozel guvenlik tarafindan yakin
zamanda oldurulusunu, 43 yasindaki Maria Kulurinin mucadeleci
Levkimide oldurulusunu hatirlayacaklar. Ve demokratik rejim boyunca
katledilen digerlerini... Ayrica, devletin ve sermayenin genel olarak
katletmek gibi bir politikasi oldugunu da unutmuyorlar. Iscilerin
zindanlarinda gundelik cinayetler olan is kazalarindan, mesela
Peramadaki liman iscilerinin temmuz ayindaki gunluk olumlerinden,
sayisiz (ve isimsiz) gocmenin Yunan devletinin sinirlarinda yedigi
dayaktan, katledilmelerinden, demokrasi cehennemi zindanlarda
tutuklularin katledilmesinden hic sozetmeyelim. Ve nihayet bu
cinayetle birlikte devlet hakettigi yaniti aliyor. Devletin baski
gucleriyle carpisan, tuketim tapinaklarina, bankalardaki yasal
soygunculara ve karakollardaki yasal katillere saldiran binlerce genc,
isci, issiz ve gocmen tarafindan yakilan sehrin sokaklarinda veriliyor
yanit. Mucadele, kaldirilari kirip aynasizlara firlatan mahalle
sakinlerine, cevik kuvvetle catisan gocmenlere, okullarini isgal eden
ve sokaklara akarak dovusen ogrencilere yayiliyor. Medya, catismalarin
toplumsal-sinifsal karakterini gizlemek icin ugrasiyor. Bir yandan
timsah gozyaslari akitip diger yandan toplumu isyancilarin karsisina
dikmek icin buyuk ve cokuluslu sirketlere yonelik saldirilari uc
tepkiler olarak sunuyor. Bu sogukkanli cinayeti devlet siddetinin
munferit vakasi olarak gormedigimiz gibi, sadece kotu sagcilara degil,
butun hukumetlere ve toplamda baskici ve somurucu burjuva demokratik
rejimine karsi baskaldiriyoruz. Bu yuzden herhangi bir bakanin ya da
hukumetin istifasini falan istemiyoruz. Ne de bu cinayetin ardindan
adaletin yerini bulmasi gibi bir beklentimiz var. Adalet, hicbir
devlet cinayetinde sozkonusu olmadi, simdi de olmayacak. Sadece
yayilan ofke, sokaklarda verilen yanitin keskinlesmesi... Hepimizin
farkinda oldugu baskici gercekligi, uzerinde yukseldigi kapitalist
sistem ve otoriter iliskileri toplumsal-sinifsal ofkemizin hedefi
haline getirmeyi arzuluyoruz. Toplumsal-sinifsal carpismanin bir
mevzisi olan ASOEE (Iktisat Fakultesi) Isgali, sokaklardaki kolektif
eylemlerin bicimlenmesi ve bilgilendirme icin acik bir mekan.
Universitelerin isgalini, hickimsenin devlete karsi yalniz kalmamasi
icin verdigimiz mucadelenin alani, devlet baskisina karsi guclerimizin
yeniden orgutlenmesi ve oz orgutluluk alanlarina donusmesi icin ayni
zamanda onemli goruyoruz. Bu yuzden Iktisatta isgal surecek.

CATISMALARDA GOZALTINA ALINANLAR SERBEST BIRAKILSIN!
HICBIR DEVLET CINAYETI YANITSIZ KALMASIN!
ZAMAN GECTIKCE OFKEMIZ BUYUYOR!
AYNASIZLAR! KATIL DOMUZLAR!
Son sozu henuz soylemedik! Bunlar Aleksinin geceleri!

(ASOEE) IKTISAT FAKULTESI ISGALCILERI

michaud
16-12-2008, 01:11
insan olduğunu anlayabilmek büyük bir özveri istiyor. silik, içine kapanmış, korkak, bastırılmış bir toplum..... Yunan halkında bu saydıklarımın hiç biri yok. insan olduğunu bilen ve insan gibi muamele görmek isteyen binlerce insan, Yunan Halkı için vereceğim küçük bir tanım. Duygusuz değiller, ve kesinlikle toplumsal olaylara karşı duyarlılar. Bu yüzden insan gibi yaşamayı kesinlikle hakkadediyorlar. Ya biz ya biz. Polis kıyafeti giyen birisi bir kızı kaçırıp tecavüz ediyor onlarca insanın gıhı çıkmıyor. bu ne duygusuzluk, bu ne korkaklık, bu ne bastırılmışlık. Bu olayı hatırladıkça diyebileceğim tek bir cümle var: Yaşasın Yunan Halkı.

KiymetNadirBindebir
17-12-2008, 15:03
Siz kan gölleri, dana böğürtüleri arasında bayram (!) yaparken, oturdum Yunanistan’da başlayıp Avrupa’ya yayılan isyanla ilgili, ‘Aziz and Azize okura, Türk medyasının göremediği, görse de fincancı katırlarıyla Akepe hatırlarını ürkütmemek için yazamadığı hangi ölü mabadından ne pamuk çıkartabilirim acaba?’ diyerek, Yunan basınına takıldım....

Devamı "Asteriks’in Köyü Galya’nın ‘fakellaki’ mezesi"nde..
http://www.yaprakdergi.com/metinler.asp?mId=164

Kumru
18-12-2008, 01:05
Yunanistan kısıtlı alanda devrim yaşıyor.Ekonomik kriz,eğitim sorunları,işsizlik gb sıkıntılar sonucu halkın ayaklanması.Oysaki 68 devrimi Dünya'yı değiştirmek için yapılmıştı,aslen güdülen ülkenin sosyal sıkıntılar içindeki durumu değil.Dünya'nın gidişatını değiştirmekti.Bu gb devrim heyecanlarına kapılabiliriz ,umarım uzun soluklu olur.Zaten izleyici konumundayız,izlemeye devam...

BASKALTURK
18-12-2008, 05:38
Umuyorum yakin zaman da ulkemizde de buna benzer bir millet ayaklanmasi ''devrim'' denemesi gerceklesir.Bu baglamda ayaklanmaya katilan tum yunanlilari selamliyorum.Politize olmus tek vucut olmus bir milletin tepkisidir bu yasananlar!Umarim sonuna dek giderler.

dilaver
18-12-2008, 23:04
Turkish Translation

BURADAYIZ, HER YERDEYİZ, BİZ GELECEKTEN BİR GÖRÜNTÜYÜZ
Ben yanmasam
sen yanmasan
biz yanmasak,
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?
(Nazım Hikmet, Kerem Gibi)

Köpekler korkudan dişleri titreyerek uluyor: Normale geri dönün –aptalların şöleni bitti. Asimilasyonun filologları şimdiden dikenli kucaklarını açtılar: “Unutmaya, anlamaya, bu birkaç günün keşmekeşini kabul etmeye hazırız; ama artık kendinize gelin, yoksa sosyologlarımızı, antropologlarımızı, psikiyatristlerimizi getireceğiz. Duygusal patlamanızı iyi babalar gibi şimdiye dek bir derece hoş gördük –ve şimdi bomboş kalan çalışma masalarına, ofislere ve vitrinlere bakın! Artık karşılık verme zamanı geldi; bu kutsal vazifeyi reddeden herkese haddi bildirilmeli, hepsi sosyolojikleştirilmeli, psikiyatrikleştirilmelidir. Şehir, bir emirle kuşatılıyor: “Görevinin başında mısın?” Demokrasi, toplumsal uyum, milli birlik ve ölüm kokan tüm diğer demirci ocakları çürümüş kollarını üstümüze uzatmış halde.

[Hükümetten aileye] iktidar sadece isyanı ve isyanın genelleşmesini bastırmayı değil, bir öznelleşme ilişkisi üretmeyi hedefler. Bios, yani siyasal yaşamı, ortaklık, uyuşma ve konsensüs alanı olarak tanımlayan bir ilişki. “Siyaset, konsensüs siyasetidir, gerisi ise çete-savaşı, isyanlar, kaos.” Söylediklerinin doğru bir çevirisi, her eylemin canlı özünü yadsıma ve bizi yapabileceğimiz şeyden ayırma ve yalıtma gayretlerinin asıl anlamı budur: ikiyi birde birleştirmek degil, bir-olanı tekrar tekrar ikiye ayırmak. Uyum paşaları, barış ve huzurun, kanun ve düzenin baronları bizi diyalektik olmaya çağırıyor. Ancak, bu numaralar acınacak derecede eskidir; ve sefaletleri her reddedişe, her gerçek tutkusuna akbaba gibi üşüşen sendika patronlarının yağlı göbeklerinden, arabulucuların ifadesiz gözlerinden okunuyor. Onları 1 Mayıs’ta gördük, onları Los Angeles ve Brixton’da gördük ve onyıllardan beri onların 1973 Politeknik’inin artık sararmış kemiklerini yalamalarını izliyoruz. Dün de onları süresiz genel grev çağrısı bir yana, yasallığa boyun eğip protesto grevi yürüyüşünü iptal ettiklerinde tekrar gördük. Çünkü isyanın genelleşmesine giden yolun üretim alanından –bizi ezen bu dünyanın üretim araçlarına el koymaktan –geçtiğini çok da iyi biliyorlar.

Hiçbir şeyin belirli olmadığı bir günün şafağındayız. Yıllardan beri devam eden kesinlikten sonra, bundan daha özgürleştirici ne olabilir? Bir kurşun ardarda sıralanan tüm o birbirinin aynı günler dizesini bozmaya yetti. 15 yaşında bir çocuğun suikastı, dünyayı ters yüz edecek güçte bir yerinden-etmenin gerçekleştiği andı. Bir gün daha görmeye tahammül etmeyen bir yerinden-etme; öyle ki birçok kişi aynı anda şunu düşündü: “Buraya kadar, bir adım daha değil; her şey değişmeli ve biz değiştireceğiz”. Alex’in olumunun intikamı bu dünyada uyanmaya zorlandığımız her günün intikamına dönüştü. Ve çok zor gibi görünen şeyin, çok basit olduğu görüldü.

Olan buydu, elde olan bu. Korktuğumuz bir şey varsa, o da normale dönüştür. Çünkü aydınlanan kentlerimizin harap ve yağmalanmış sokaklarında sadece öfkemizin aşikar sonuçlarını değil, yaşamaya başlama olanağını görüyoruz. Artık yapacak bir şeyimiz yok, bu olanağı üstlenip; yaratıcılığımızı, arzularımızı maddileştirme gücümüzü, Gerçek’i tefekkür etme değil yaratma gücümüzü gündelik yaşam alanında temellendirerek, onu bir yaşam deneyimine dönüştürmek dışında. Bu bizim yaşamsal alanımız. Geride kalan her şey ölüdür.

Anlamak isteyenler anlayacaktır. Şimdi her birinizi zavallı küçük hayatlarına zincirleyen görünmez hücreleri parçalamanın zamanıdır. Bu yalnızca veya zorunlu olarak karakollara saldırmayı, bankalar ve alışveriş merkezlerini ateşe vermeyi gerektirmez. Bir kişinin koltuğunu ve kendi hayatı üstüne pasif tefekkürü terk edip, kişisel olan her şeyi geride bırakarak konuşmak ve dinlemek için sokağa çıktığı an, toplumsal ilişkiler alanında nükleer bomba kuvvetinde bir bozma etkisini içerir. Bunun nedeni tam da herkesin kendi mikrokozmosuna (bu ana dek) sabitlenmesinin atomun çekim kuvvetinden kaynaklanmasıdır. (Kapitalist) dünyayı döndüren kuvvet. İkilem budur: isyancılarla ya da yalnız. Bir ikilemin aynı anda hem bu kadar mutlak hem de gerçek olabildiği, gerçekten de az görülen bir zamandayız.

Atina Ekonomi ve İşletme Okulu İşgal İnisiyatifi - 11.12.2008
Çev: DünyaSokaktaDeğişecek!

dilaver
18-12-2008, 23:10
Turkish Translation
Up Against the Wall Motherfuckers!* Bizim olanı almaya geldik…

Bu öfke günlerinde, bir iktidar ilişkisi, nesneler ve bedenleri hafızayla mühürleyen bir ilişki olarak gösteri, izlenimleri yersiz-yurtsuzlaştıran ve onları imgenin tiranlığından kurtararak duyuların alanına ilerlemelerini sağlayan yayılmış bir karşı-iktidarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Duyular her zaman antagonistik biçimde hissedilir (her zaman bir şeye karşı harekete geçerler) –ama şu anki koşullarda bunun ötesinde keskin ve radikal bir kutuplaşmaya yöneliyorlar.

Burjuva medyasının sözde barış yanlısı karikatürleri karşısında (”şiddet hiçbir zaman, hiçbir yerde kabul edilemez”), attığımız kahkaha en fazla şunu dememizi mümkün kılıyor: onların yasaları, yumuşak huyluların ve onayın, diyalog ve uyumun yasası, iyi hesaplanmış bir canavarlıktan alınan hazdan başka bir şey değildir: vaat edilmiş bir katliam. Evet barışçıl çehresinde demokratik rejim her gün bir Alex öldürmüyor: Tam da binlerce Ahmet, Fatma, Jorjes, Jin Tiaos ve Benajir’i öldürdüğü için. Tam da üçüncü dünyaya, yani küresel proleteryaya, yapısal olarak ve hiçbir pişmanlık duymaksızın sürekli suikast düzenlediği için. Ve yine tam da bu nedenle, bu sessiz gündelik katliam aracılığıyla özgürlük düşüncesi doğuyor. Sözde tüm insanlığa ait bir mal olarak değil, herkes için geçerli bir doğal hak olarak da değil, lanetlenmişlerin savaş çığlığı olarak özgürlük, iç savaşın öncülü olarak özgürlük.

Yasal düzenin tarihi ve burjuva sınıfı, içinde şiddetin ekonomik, duygusal ve kültürel olarak az gelişmişlerden kaynaklanan üzücü bir istisna olarak yer aldığı kademeli ve istikrarlı bir ilerleme portresiyle beynimizi yıkıyor. Ama okul masalarında, ofis ve fabrikalarda ezilen bizler çok iyi biliyoruz ki tarih ölümcül bir yasalar sistemi üstüne inşa edilen canavarlıklar geçidinden başka bir şey değildir. Normalliğin kardinalleri Korköneas domuzunun (katil polis) kurşunuyla ihlal edilen yasa için gözyaşı döküyor. Oysa, yasanın gücünün iktidarın kuvveti olduğunu bilmeyen kim kaldı? Şiddet üstüne şiddet eklemeyi mümkün kılanın bizzat yasanın kendisi olduğunu? Başından acı sonuna kadar, yasanın içi boştur; anlam barındırmaz ve dayatmanın kodlanmış iktidarından başka bir hedefi yoktur.

Aynı anda, solun diyalektiği de, çatışma, mücadele ve savaşı karşıtların birliği mantığıyla kodlamaya çalışıyor. Böylece bir düzen kuruyor: her bir şeyin kendisine ait küçük mekanına yerleştirildiği, pasifize edilmiş bir durum. Ama çatışmanın kaderi sentez değildir –savaşın kaderinin barış olmadığı gibi. Toplumsal isyan binlerce olumsuzlamanın yoğunlaşmasını ve patlamasını kapsar; ama tek bir atomunda dahi, tek bir bileşeninde dahi kendi olumsuzlamasını, kendi ereğini içermez. Bunlar, sözde kesin bir hakikatin ağırlığı ve kasvetiyle aracılık ve normalleştirme kurumlarından geliyor, 16 yaşında seçme hakkı vaat eden, domuzların varlıklarını koruyarak silahsızlandırılmasını vaat eden, refah devleti v.s. vaat eden soldan. Diğer bir deyişle, başkalarının yaraları üstünden siyasi kazanım elde etmek isteyenlerden. Uzlaşma pastasından kan damlıyor.

Toplumsal şiddete karşıtlık, iddia etmediği şeyden sorumlu tutulamaz: o baştan sona yıkıcıdır. Modernliğin savaşımlarının bize öğretecek bir şeyi varsa, bu onların bir özneye (sınıf, parti, grup) kilitlenmeleri değil, onları karakterize eden sistemli anti-diyalektik süreçtir: yıkıcı eylemin yaratıcı boyut içerme zorunluluğu yoktur. Diğer bir deyişle, eski dünyanın yıkımı ve yenisinin yaratılması aralıksız ancak birbirinden ayrı iki süreçten oluşur. Öyleyse mesele, isyanın farklı aşamalarında mevcut olanın yıkımına ilişkin hangi yöntemlerin geliştirilebileceğidir. Hangi yöntemler isyanın sadece o ana kadarki düzey ve kapsamını korumakla kalmayıp onun niteliksel yükselişine katkı sağlayabilir?

Karakollara saldırılar, çarpışmalar ve yol kapatmalar, barikatlar ve sokak çatışmaları artık başkent ve ötesinde gündelik ve toplumsal görüngülerdir; ve üretim ve tüketim çemberindeki kontrolü kısmi de olsa kaldırmaya katkı sağladılar. Yine de, düşmana karşı kısmi bir ataktan ibarettirler; doğrudan ve herkese aşikarlar, ancak yine de egemen üretim ilişkilerine saldırının sadece tek bir boyutunda hapsolmuş haldeler. Bu mobilizasyonlar metaların üretim ve dolaşım sürecine, diğer bir deyişle, sermaye-ilişkisine, ancak dolaylı yoldan darbe vurur. Şehrin üstünde bir hortlak dolanıyor: vahşi ve sürekli genel grev.

Kapitalizmin küresel krizi patronları isyana en dinamik, en talepkar tepkilerinden mahrum bıraktı: “Biz size her şeyi sunuyoruz, sonsuza değin, oysa bunların arzettiği tek şey belirsiz bir şimdi”. Birbiri ardından batan şirketleriyle kapitalizm ve onun devleti artık gelecek daha kötü günlerden, sıkılaşmış finansal koşullar, işten atmalar, emekli aylıklarının kaldırılması, sosyal devlet harcamalarında kısıtlamalar ve parasız eğitimin kaldırılmasından başka bir vaadi dillendirecek konumda değiller. Buna karşılık, isyancılar sadece 7 günde, neler yapabileceklerini pratikte ortaya koydular: kenti savaş alanına çevirmek, kentsel dokuda komün bölgeleri yaratmak, bireyliği ve onun zavallı güvenliğini terk edip, kolektif güçlerini yaratmaya ve bu ölüm saçan sistemin tümden yıkımına yönelmek.

Kriz, öfke ve kurumların reddiyle tanımlanan bu tarihsel konjontürde, sistemsel deregülasyonu toplumsal devrime dönüştürebilecek tek şey çalışmanın tümden reddidir. Sokak kavgası Elektrik Şirketi’ndeki grev nedeniyle karanlık sokaklarda gerçekleştiğinde, çatışmalar tonlarca toplanmamış çöp yığını arasında yürütüldüğünde, tramvaylar sokakları kapatıp polisleri engellediğinde, grevdeki öğretmen isyana katılmış öğrencisinin motolofunu yaktığında, işte o zaman diyebileceğiz ki: “Zorbalar, sizin toplumunuzun günleri sayılı, onun bahsettiği neşe ve adaleti ölçtük biçtik ve tamamen yetersiz bulduk.” Bugün, bu, artık sadece bir hayal değil herkesin elinde bulunan bir kudrettir: somuta karşı somut eyleme kudreti. Gökleri değiştirme kudreti.

Eğer tüm bunlar, yani çatışmanın sabotajlar ve vahşi grevlerle üretim-dolaşım alanına yayılması vakitsiz görünüyorsa, bunun nedeni belki de iktidarın ne kadar da çabuk çözüldüğünü, çatışmacı pratiklerin ve karşı-iktidar formunda örgütlenmenin toplumsal yayılma hızını farkedemediğimiz içindir: karakolları taş yağmuruna tutan lise öğrencilerinden, belediye çalışanlarına ve belediye binalarını işgal eden komşulara… Devrim ne ‘tarihsel koşullar’ için dua ederek ne de ‘tarihsel koşullar’ sofuluğuyla yapılır. Devrim, toplumsalın her alanındaki olanakları üstlenerek; polisle ilgili her çekimser kınama edimini düzenin temellerine atılan keskin bir darbeye dönüştürerek olur.

DEFOLUN DOMUZLAR!**
Atina Ekonomi ve İşletme Okulu İşgal İnisiyatifi - 14.12.2008

*1966′da ‘The Motherfuckers’ adıyla kurulan anarşist örgüt. 68′de siyah şair Amiri Baraka’nın bir şiirine referansla ‘Up Against the Wall Motherfuckers’ adini aldı. İki farklı biçimde cevrilebilir: “Duvara Dizilin ******, Bizim Olanı Almaya Geldik”, ya da bu sefer örgut üyelerine göndermeyle “Duvara Karşı ******: Bizim olanı almaya geldik.”
** ‘Off the Pigs’ Kara Panterler’in sloganlarından biri.
Çev: DünyaSokaktaDeğişecek!

dilaver
18-12-2008, 23:13
Turkish Translation
BU GÜNLER BİZİM DE GÜNLERİMİZ

Alexis Grigoropoulos’un kurban edildiği suikastın ardından eşi görülmedik bir kargaşada, sonu görünmeyen bir öfke patlamasında yaşamaya başladık. Görünen o ki, bu ayaklanmanın öncüleri bitimsiz bir tutku ve kalpten bir içtenlikle tüm verili durumu tersine çeviren öğrenciler. Kontrol edemediğiniz bir şeyi durduramazsınız, kendiliğinden ve kavrayamadığınız biçimde örgütlenen bir şeyi. Ayaklanmanın güzelliği budur. Tarih yapmak, lise öğrencilerinin yaptığı şey, onu yazıya döküp ideolojik olarak sınıflandırma işi varsın başkalarına kalsın. Sokaklar, inisiyatif, tutku onların.

Motoru öğrenci gösterileri olan bu daha geniş hareketliliğin çerçevesine, ikinci nesil göçmenler ve mültecilerin kitlesel katılımı da dahildir. Göçmenler sokaklara küçük ölçekli, sınırlı örgütlenmelerle çıkıyor, hareketlenmelerini karakterize eden kendiliğindenlik ve hızla. Şu anda, Yunanistanda yaşayan yabancılar arasında en militan grupturlar. Her durumda, kaybedecek çok az şeyleri var.

Göçmenlerin çocukları, en başta lise ve üniversite eylemlilikleri ile sol ve radikal sol örgütlenmeler üzerinden, kitlesel olarak ve dinamik biçimde hareketleniyor. Onlar göçmen cemaatinin en bütünleşmiş parçası, en cesurları. Bu ülkeye bir dilim ekmek dileniyormuşçasına boynu bükük varan anne-babaları gibi değiller. Onlar Yunan toplumunun bir parçası, başka bir yerde yaşamadılar. Bir şey için dilendikleri yok, Yunan sınıf arkadaşlarıyla eşit olmayı talep ediyorlar. Haklarda eşitlik, sokaklarda eşitlik, rüyalarda eşitlik.

Bizim için, politik olarak örgütlü göçmenler için, bu ikinci bir Fransa 2005 Kasımı’dır. Hiçbir zaman halkların öfkesi kabardığında onu yönlendirebileceğimiz gibi bir yanılsamaya kapılmadık. Yıllardan beri sürdürdüğümüz mücadeleye rağmen, böyle bir kitlesel tepkiyi hiçbir zaman sağlayamamıştık. Şimdi sokağın konuşma zamanıdır: duyduğunuz, kulakları sağır eden çığlık 18 yıllık şiddet, baskı, sömürü ve hor görmeye karşılıktır. Bunlar bizim de günlerimiz.

Bunlar sınırlarda, karakollarda, işyerlerinde katledilen yüzlerce göçmen ve mültecinin günleridir. Bunlar, polisler ve “hassas vatandaşlar” tarafından katledilenlerin günleridir. Bunlar, sınırı geçmeye cüret ettikleri için, ölüm koşullarında çalıştıkları için, başlarını eğmedikleri için, ya da hiç sebepsiz katledilenlerin günleridir. Bunlar, Gramos Palusi’nin, Luan Bertelina’nın, Edison Yahai’nin, Tony Onuoha’nın , Abdurahim Edriz’in, Modaser Mohamed Ashtraf’in ve unutmadığımız diğerlerinin günleridir.

Bu günler cezasız ve cevapsız kalan gündelik polis şiddetine cevaptır. Bu günler, sınırlarda, göçmen kamplarında çektiklerimize, şimdi ve hala, çektiklerimize cevaptır. Bu günler Yunan mahkemelerinın bas bas bağıran adaletsizliğinin karşılığıdır. Haksızca hapse atılan göçmen ve mültecilerin, bizlerin mahrum bırakıldığımız adalet içindir. Şu anda bile, ayaklanma günleri ve gecelerinde dahi, aşırı-sağın ve polisin saldırılarının yanı sıra, mahkemelerin biz kafirlerin eline Hıristiyanca sevgiyle tutuşturduğu sınırdışı etme ve hapis kararlarıyla göçmenler ağır bir bedel ödüyor.

Bu günler, 18 yıldır dinmeksizin devam eden sömürüye cevaptır. Volos’un kenarlarında, olimpiyat inşaatlarında, Amliaada kenti’ndeki unutulmayan mücadeleler için, anne-babalarımızın gördükleri zulme, onların kanına, enformel emek ve sonsuz vardiyalara karşılıktır. Teminatlara, yapışkan damga pullarına, ödediğimiz ve hiçbir zaman karşılığını görmediğimiz sosyal devlet katkı paylarına karşılıktır. Hayatımızın geri kalanında piyango bileti gibi peşinden koşturacağımız kağıtlara karşılıktır.

Bu günler, sadece varolmak, nefes almak için ödediğimiz bedellere karşılıktır. Bu günler, uğradığımız hakaretler, haksızlıklar karşısında dişimizi sıktığımız zamanlar içindir. Bu günler, tepki göstermek için dünyadaki tüm nedenlere sahip olsak dahi tepki veremediğimiz zamanlar içindir. Bu günler, tepki verdiğimiz, ama ölümlerimiz ve öfkemiz hazır biçilmiş kalıplara uymadığı, oy getirmediği, prime-time’da satmadığından yalnız kaldığımız günler içindir.

Bu günler tüm marjinalleştirilmişlerin, dışlanmışların, adlarının telaffuzu zor –ve hikayeleri bilinmeyenlerin günleridir. Her gün Ege’de, Meriç’te ölenlerin, her gün sınırda veya Atina’nın merkezi bir caddesinde katledilenlerin günleridir; Zefyri’deki Romanların, Eksarhia’daki uyuşturucu bağımlılarının günleridir. Bu günler, Mesollogiou’nun sokak çocuklarının, entegre olmamışların, kontrol altına alınamayan öğrencilerin günleridir. Alex’in sayesinde, bu günler hepimizin günleridir.

18 YILLIK SESSİZ ÖFKE YETTİ.
DAYANIŞMA VE ONURUMUZ İÇİN SOKAKLARA!
UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ — BU GÜNLER SİZİN DE GÜNLERİNİZ,
LUAN, TONY, MOHAMED, ALEXIS

Arnavut Göçmenler Lokali -15.12.2008
Çev: DünyaSokaktaDeğişecek!

michaud
19-12-2008, 00:39
1968 Fransa'da başlayan öğrenci olayları kısa sürede bütün dünyaya yayılmıştı. hatta ülkemizde 6. filo olayları İTÜ ve OTDÜ de meydana gelen boykotlar bu dönemde oldu. Hatta bu olaylar ülkedeki gerici faşist çevreleri o kadar korkutmuştuki ülkede bir kaç yıl sürecek bir cunta rejimi oluşmuştu. eğlem yapan sokağa çıkan bir kaç bin öğrenci insanlara acaba sorusunu sordurmayı başarmışdı. 70 lerin 2. çeğreği ise toplumsal muhalefetin doruğa çıktığı dönemdi. Aslında bu dönemde sadece Türkiye'de değil bütün dünyada toplumsal muhalefet çok güçlüğdü. Sonrası malum. Acaba Yunanistan'da başlayan toplumsal muhalefet komşu ülkelere ve hatta Türkiye'ye sıçrar mı. Yunanistan'da ki toplumsal muhalefet son olaylarda sokağa çıkan bir kaç bin genç solcu anarşist gruptan oluşmuyor sadece. Sendikalaşma oranı bu ülkede çok yüksek ve grevlere katılım oranı çok yüksek. Yani her anlamıyla güçlü bir toplumsal muhalafet var. Bizde de acaba böyle bir muhalefet olur mu?

placebo
20-12-2008, 04:06
Sevgili Janti bağlantısında ki problem üzerine siteye altta ki yazı ve linki eklememi istedi..İsteğini yerine getiriyorum..
****************************************

Bu kez komünist bir genç vuruldu!


51 şehirdeki grev mitinglerinde binlerce kişi AB politikalarını ve devlet terörünü lanetledi. Çarşamba günü Yunanistan'a tekrar grev damgasını vurdu. Önceki gece ise, Atina'da Yunanistan Komünist Partisi (KKE) üyesi 16 yaşındaki bir genç bilinmeyen kişilerce elinden vuruldu. Olay büyük protestolarla lanetlendi.

soL (DIŞ HABERLER) 15 yaşındaki Aleksandros Grigoropulos'un polis kurşunuyla öldürülmesi üzerine günlerce süren dev protesto gösterilerinin yaşandığı Yunanistan'da, bu kez de, 16 yaşındaki komünist bir öğrenci, kimliği bilinmeyen bir saldırgan tarafından elinden vuruldu.

Çarşamba gecesi, okulunun bulunduğu sokakta arkadaşlarıyla konuşurken elinden vurulan Giorgos Paplomatas adlı genç ameliyata alınırken, polis olayla ilgisi olmadığını açıkladı. Yunanistan Komünist Partisi'nin (KKE) gençlik örgütü Yunanistan Komünist Gençliği (KNE) üyesi olan Paplomatas, okulundaki öğrenci konseyinin de üyesi. Paplomatas'ın babası da bir KKE yöneticisi ve aynı zamanda Bütün İşçilerin Mücadele Cephesi'nde (PAME) ve Öğretmenler Sendikası'nda görevli bir sendikacı.

KKE: Saldırıya cevabımız daha fazla örgütlenmek olacak
Olay, Atina'da bir işçi mahallesi olan ve KKE'nin nüfuz sahibi olduğu Peristeri'de gerçekleşti. KKE tarafından yapılan açıklamada, "cinayet girişimi" olarak nitelendirilen olay kınanarak, saldırının geniş katılımlı bir öğrenci eyleminin arkasından yapılmış olmasına dikkat çekildi. Hükümetten olayın takipçisi olması istenirken, "Bu tür eylemlerle halkın ve gençliğin militan ruhunu söndürebileceklerini düşünenler, yanıldıklarını göreceklerdir. Öğrencilerin örgütlü hareketini hedef alan bu canice saldırı, eğitim sistemindeki sorunlara ve diğer tüm halk düşmanı baskı mekanizmalarına karşı verilen mücadelenin yoğunlaştırılmasıyla yanıtlanacaktır" denildi.

Olay, dün akşam saat 18.00'de Peristeri'de yapılan eylemlerle, binlerce genç ve öğretmen tarafından protesto edildi.

Grevin hedefi halk ve işçi düşmanı politikalar
Daha önceden planlandığı üzere, sendikalar Çarşamba günü kısmi, ancak geniş kapsamlı bir iş bırakma eylemi yaptı. Grev kapsamında Olympic Havayolları 28 uçuşu iptal etti ve 14'ünü de erteledi. Hastanelerde sadece acil vakalara bakıldı.

Ülkenin 51 kentinde on binlerce işçi ve öğrenci birlikte gösteri yürüyüşleri yapan PAME'nin düzenlediği mitingde "Avrupa Birliği'nin çalışma saatleri yönergesine hayır" yazılı bir pankart taşınarak, Avrupa Parlamentosu'nda görüşülmekte olan ve çalışma saatlerinin haftada 65 ile 78saate yükseltilmesi ile istihdamın daha da esnekleştirilmesini öngören yasa tasarısı protesto edildi. Ayrıca, devlet baskısı ve halk düşmanı politikalar bir kez daha lanetlendi. Eylemler ve grev yine basının sansürüne uğradı.

Atina'daki mitingde PAME'ye bağlı Tekstil, Giyim ve Deri İşçileri Federasyonu adına konuşan Dimos Theodorou, kapitalist ekonominin derinleşen kriz koşullarında işçilerin örgütlenmeye her gün daha fazla ihtiyaç duyduğunun altını çizerek güçlü sendikaların ve mücadele komitelerinin önemine işaret etti. Theodorou ayrıca 20 Aralık Pazar günü büyük bir eylem yapmaya hazırlanan küçük ve orta ölçekli çiftçilere işçilerin destek mesajını iletti.

Okullarda işgal, Akropolis'te eylem
Anarşist grupların eylemleri de dün yeniden şiddetlenerek sürdü. Öğrencilerin işgali altında olan Atina Üniversitesi Hukuk Fakültesi önünde yapılan eylemler sırasında gençler polisle çatıştı.

Tamamına yakını öğrenci işgali altında bulunan üniversitelerin dışında, en az yüz lisede de işgaller nedeniyle halen ders başı yapılmıyor.

Ayrıca dünü Avrupa dayanışma günü ilan eden gençler, Atina'nın simgesi Akropolis'i bir saatliğine işgal ederek dört dilde "Direniş" yazılı pankartlar açtılar.

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, "Yunanistan'ın bir turizm merkezi olarak imajının son derece zedelediğini" söyleyerek sükûnet çağrısında bulundu.

Katil polisten ucuz numaralar!
Öte yandan, Grigoropulos'u öldürmek suçundan yargılanan polis memurunun, tutuklu bulunduğu cezaevinde sinir krizi geçirdiği, kendisiyle aynı hücre yatan kişiyi tartakladığı ve "Etrafında şeytanların dolaştığını" söylediği öğrenildi. Polis memurunun, akıl sağlığının yerinde olmadığı görünümü vererek cezadan kurtulmaya çalıştığı yorumu yapılıyor.

Ekzerhia'da mahalleliler eylem yaptı
Günün ilerleyen saatlerinde, iki yıl önce Kıbrıslı genç Agustinos Dimitriu'yu bir eylem sırasında feci şekilde döven, fakat olayı "Yoldaki saksılara çarptı" ifadeleriyle rapor eden sekiz polisle ilgili mahkûmiyet kararı verildi. Polislere verilen 15 aydan 30 aya kadar ertelenmiş hapis cezalarını az bulan göstericiler mahkeme binasını kuşattı. Grigoropulos'un öldürüldüğü Ekzerhia semtinde ise mahalle sakinlerinden oluşan yaklaşık bin kişilik grup polis karakolu önünde eylem yahparak gencin adının vurulduğu sokağa verilmesini istedi.


http://haber.sol.org.tr/mansetler/mansetsag/7589.html

dilaver
21-12-2008, 00:22
http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=52667

saygılarımla