PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Darwin'i doğrulayan on beş kanıt


Onursal Bedirhan
26-01-2009, 19:08
Biyolojide ve bütün bilimlerde devrim yapan Charles Darwin 200 yıl önce 12 Şubat’ta doğdu. Darwin’in “Türlerin Kökeni” adlı eserinin ilk kez yayımlanmasından bu yana 150 yıl geçmesine rağmen, birçok insan evrim teorisine hâlâ kuşkuyla yaklaşmakta. Ancak, bütün bilimsel araştırmalar durmadan, Darwin’in temel tezlerini doğrulayan yeni yeni bulgulara ulaşıyor.

Nature dergisi Darwin yılı nedeniyle şimdi evrim teorisini kanıtlayan 15 makaleyi bir araya getirdi. Dünyamızın, Güneş’in etrafındaki dönüşü ne kadar gerçekse, türlerin ayıklanma ve türleşmeyle ortaya çıktığı da o kadar gerçektir deniyor önsözde. On beş makale üç temel konuya göre alt sınıflara ayrılmış. Fosil buluntuları, yaşam alanlarının incelenmesi ve moleküler süreçler.

Fosil buluntularıyla elde edilen kanıtlar

1- Balinaların karada yaşayan atası
Balinaların memeli oldukları ve memelilerin de karada geliştikleri bilindiği için, biyologlar karadan yeniden suya geçen bir hayvan türünü arıyorlardı. 2007’de bu arayışın hiç de boş olmadığı görüldü. Aday hayvan Indohyus bulundu.



Northwestern Ohio Üniversitesi Tıp ve Eczacılık Koleji’nden Hans Thewissen tarafından gerçekleştirilen ayrıntılı inceleme, rakun büyüklüğündeki bu hayvanın çift toynaklı olduğunu bu nedenle de inek, koyun ve geyik gibi av hayvanlarıyla akraba olduğunu gösterdi. Indohyus’un kulak ve diş yapısı, kemiklerin kalınlığı ve dişlerin kimyasal bileşimi de balinalarla benzerlik gösterdiği için bilim insanları bu türün balinaların öncüsü olduğunu düşünüyorlar. Indohyus’un kalıntıları bir türden diğerine gelişimi gösteren birçok hayvan türünün geçiş biçimi için bir kanıt olarak kabul edilmekte. Bu tür buluntuların eksik olması evrim teorisinin eleştiri nedenlerinden biriydi. (Kaynak: Thewissen, J. G. M., Cooper, L. N., Clementz, M. T., Bajpai, S. & Tiwari, B. N. Nature 450, 1190–1194 (2007).)




2- Sudan karaya geçiş


Tetrapodlar insana yakın olan hayvanlardır, omurgalılar sınıfından olan bu hayvanlar aynı zamanda karada yaşarlar. Bu gruba insanlar, tüm evcil hayvanlar, yabani hayvanların birçoğu yani her çocuğun memeli, kuş, kurbağagiller ve sürüngen olarak bildikleri canlılar dahildir. Fakat omurgalılar arasında çoğunlukta olan tetrapodlar değil balıklardır. Gerçekte, tüm tetrapod türlerinin toplamından daha fazla balık türü vardır. Ancak evrimin merceğinden bakıldığında tetrapodlar, suyun dışındaki yaşama da ayak uydurabilen balık soyunun tek dalıdır.



Sudan karaya ilk geçiş 360 milyon yılı aşkın bir süre önce gerçekleşmiştir. Doğu Grönland’da yaklaşık olarak 365 milyon yıl önce yaşayan Acanthostega gibi ilk tetrapodların, gelişimini tamamlamış parmaklı ayakları vardı. Ama öte yandan solungaçları da olduğu için yaşamlarını daha çok suda sürdürüyorlardı. Anlaşıldığı üzere gelişimlerini karaya çıktıktan çok sonra tamamlamışlardı. Araştırmacılar tetrapodların, elpistostegid olarak isimlendirilen canlılardan türediklerini düşünüyorlardı. Sığ su balığı olan bu çok büyük etçil, timsaha veya büyük semendere benziyordu. Birçok açıdan tetrapodlara benzemelerine rağmen yüzgeçleri bulunuyordu. Ne var ki elpistostegidlerle ilgili bilgiler çok kötü korunagelen küçük kalıntılara dayanıyordu, bu nedenle de görüntüleri hakkında tüm bir resim elde etmek çok zordu. Fakat 2006 yılında Kanada’ya bağlı Ellesmere adasında çok iyi korunagelmiş bir elpistostegid fosili bulundu. Edward Daeschler ve arkadaşları Tiktaalik olarak isimlendirdikleri bu fosili ayrıntılı olarak inceleyerek, esnek boyun yapısı ve uzva benzeyen yüzgeç yapısıyla sudan karaya geçişin en güzel tablosunu oluşturdular.
(Daeschler, E. B., Shubin, N. H. & Jenkins, F A. Nature 440, 757–763 (2006). Shubin, N. H., Daeschler, E. B., & Jenkins, F A. Nature 440, 764–771 (2006).)




3- Tüylerin kökeni
Darwin’in evrim teorisiyle ilgili itirazlardan biri de fosil buluntuları arasında büyük bir hayvan grubunun başka bir gruba gelişimini gösteren “geçiş biçimlerinin” eksikliğiydi.



Ancak Türlerin Kökeni adlı eserin yayımlanmasından bir yıl kadar sonra Baverya’daki Solnhofen kireçtaşı kayalıklarında geç Jura devrine ait (yaklaşık 150 milyon yıllık) ilk Archaeopteryx fosili bulundu. Dişler, uzun kemikli kuyruk gibi ilkel sürüngen özellikleriyle birlikte kuş gibi kanatlara ve tüylere sahip bir canlı ilk kuş türü olarak tanımlandıysa da birçok uzman tüylü dinozor olarak kabul etti. Darwin’in bir arkadaşı olan Thomas Henry Huxley böylece dinozorlar ve kuşlar arasındaki evrim halkasını tartışmaya açtı ve paleontologlar günün birinde tüylü dinozor fosilinin bulunacağına inandılar.
Ve araştırmacılar 1980’li yıllarda haklı çıktılar. Çin’deki Nanjing Jeoloji ve Paleontoloji Enstitüsü’nden Pei-ji Chen, küçük bir teropod olan Sinosauropteryx’in tüylü olduğunu keşfetti. 2008 yılında Çin Bilimler Akademisi’nden Fucheng Zhang tarafından incelenen fosil daha ilginçti. Bedeni tüylerle kaplı olan küçük dinozor Epidexipteryx’in kuyruğunda da uzun tüyler bulunuyordu. Bununla birlikte tüylü dinozorlar uçma yetisine sahip değildi, tüyler sadece kızışma döneminde kullanılıyordu. Tüylerin uçmak için de işe yarayacağını doğa daha sonraları keşfetmişti. (Chen, P.-J., Dong, Z.-M. & Zhen, S.-N. Nature 391, 147–152 (1998). Zhang, F., Zhou, Z., Xu, X., Wang, X. & Sullivan, C. Nature 455, 1105–1008 (2008).)



4- Dişlerin evrimsel geçmişi


Gelişimle ilgili araştırmalara yön veren diğer bir alan da evrimsel değişimi yansıtan mekanizmaların keşfidir. Helsinki Üniversitesi’nden Kathryn Kavanagh ve ekibi bu mekanizmayı farelerin azı dişlerinin büyüklüğünü ve sayısını inceleyerek araştırdı. 2007 yılında yayımlanan bu araştırma dişlerin gelişimini gösteren gen ekspresyonu (gen ifadesi) için bir örneği ortaya koydu. Azı dişleri önden arkaya doğru gelişiyorlar ve her diş sonrakinden daha küçük. Farenin çene yapısındaki model, farklı şekillerde beslenen kemirgenlerin evrim sürecinde değişen çevre koşullarına uyum sağladığını gösteren bir örnektir. (Kavanagh, K. D., Evans, A. R. & Jernvall, J. Nature 449, 427–432 (2007).)




5- Omurgalı iskeletin kökeni
Bizi insan yapan önemli dokulardan biri de yalnızca embriyolarda görülen nöral kresttir. (neural crest). Nöral krest hücreleri sırt omuriliğin gelişimi sırasında oluşarak tüm bedene yayılır. Nörol krest olmasaydı yüzümüzde ve boynumuzdaki birçok kemiğe kavuşamaz ya da cilt veya duyu organlarındaki birçok işleve sahip olamazdık. Varlığı sadece embriyolarda bilinen nöral krest, omurgalıların niçin farklı kafa ve yüz yapısına sahip olduklarını açıklamakta. Fakat nöral krestin evrimsel geçmişini fosil kalıntılarıyla göstermek embriyonik verilerin eksikliği yüzünden olanaksız gibidir. En önemli sorulardan biri omurgalı kafatasının ne kadarının nöral krest hücreleriyle ve ne kadarının derin doku tabakalarıyla oluştuğudur.



Yeni teknikler araştırmacılara embriyodaki hücrelerin ne şekilde geliştiğini görmelerine izin verdi. Bu şekilde kemik çevresinin nöral krestten geliştikten sonra tek hücre tabakası olarak boyun ve omuza bağlandığını açıkladılar. Nöral krestten gelişen doku, omuz kemerinin önünü kaplayarak kafayla bağlanır. Burada iskelet mezoderm olarak bilinen dokunun daha derinindeki tabakayla enseyi ve omuzu biçimlendirir.



Canlı hayvanlar üzerinde yapılan bu tür ayrıntılı incelemeler, soyları tükenmiş hayvanlara ait cilt ve kas gibi yumuşak dokusu bulunmayan kalıntıların da kafa ve boyun yapısının gelişimini aydınlatmakta. Örneğin kara omurgalıların atalarındaki büyük omuz kemiği (cleithrum), günümüz memelilerinde kürek kemiği (scapula) olarak varlığını sürdürmektedir. Londra’daki Wolfson Biyotıp Araştırmaları Enstitüsü’nden Toshiyuki Matsuoka tarafından gerçekleştirilen bu araştırma, canlı hayvanlar üzerinde yapılan morfolojik analizin, soyları tükenmiş hayvanların evrimsel gelişimini aydınlatması açısından önemlidir. (Matsuoka, T. et al. Nature 436, 347–355 (2005).)

Yaşam alanlarından elde edilen kanıtlar



6- Ayıklamaya dayalı türleşme
Evrim teorisine göre doğal ayıklanmanın türleşmede önemli bir rolü bulunur. Wisconsin Üniversitesi’nden Jeffrey McKinnon, 2004 yılında dikenli balıklarla (Gasterosteus aculeatus) gerçekleştirdiği deneyler sonucunda, reprodüktif izolasyonun beden boyu üzerinde etkili olduğunu gösterdi. Araştırma Alaska, British Columbia, İzlanda, İngiltere, Norveç ve Japonya sularındaki balıkların çiftleşmelerine dayanıyor.



Moleküler analizlerle denizlerde yaşayan öncülerinden gelişen akarsu balıkları veya okyanusta yaşayan ama yumurtlamak için tatlı sulara geçen balıklar incelenmiş. Bu tür göçer balıkların bedenleri akarsularda yaşayanlardan daha büyük. Balıklar aynı boyda balıklarla çiftleşmeyi tercih ediyorlar. Bu da farklı akarsu tipleri ve bunları yakınları arasındaki reprodüktif izolasyon üzerinde olumlu etki yapmakta. Farklı dikenli balık türlerinin incelenmesi sonucunda ister akarsularda ister denizde yaşayanlar olsun, farklı çevrelere uyum sonucunda reprodüktif izolasyonun gerçekleştiği görülmüş. (McKinnon, J. S. et al. Nature 429, 294–298 (2004).)




7- Kertenkelelerde doğal ayıklama
Popüler bir evrim hipotezine göre yeni çevrelerdeki davranışsal değişimler doğal ayıklanmayı reddetmekte. Fakat Harvard Üniversitesi’nden Jonathan Losos ve arkadaşlarının 2003 yılında gerçekleştirdikleri araştırma bu teoriyi pek desteklemedi. Losos ve arkadaşları deneylerini altı küçük Bahama adasında gerçekleştirirken ilk önce küçük Anolis kertenkelelerini (Anolis sagrei) toplamış ve ölçüp işaretledikten sonra serbest bırakmışlar. Daha sonra ise yırtıcı Leiocephalus carinatus kertenkelelerini de bu adalara bırakmışlar. Altı ila on iki ay sonra kaç tane Anolis kertenkelesinin hayatta kaldığı araştırılmış. Bu şekilde av durumundaki kertenkelelerin ilk önce uzun bacaklara sahip oldukları ancak daha sonraları bacakların kısaldığı görülmüş. Sonuçlar davranışların çevreye uyum esnasında evrimsel değişimi göstermesi açısından önem taşıyor. (Losos, J. B., Schoener, T. W. & Spiller, D. A. Nature 432, 505–508 (2004).)




8- Birlikte evrimleşme için şık bir örnek
Türler rekabet içinde birlikte gelişirler. Darwin’in “Var olma Savaşı”na göre yırtıcı hayvanlar avlarına hep daha öldürücü yetenekler ve donanımlarla saldırarak rekabeti sürdürüyorlar. Biyolog Leigh van Valen 1973 yılında “A new evolutionary law” ilkesini formüle ederek, evrimin parazitler ve konakçıları arasındaki donanım rekabetiyle tetiklendiğini öne sürmüştü.



Valen’in bu hipotezi ses getirdiyse de kanıtları yeterli değildi. Böyle bir şeyi kanıtlamak için parazitleri kuşaklar boyu takip etmek gerekiyordu. Evrimi tetikleyen donanım rekabeti örneğin su pirelerinde ve bakterilerde (Pasteuria ramosa) izlenebilmekte. Bunların özel bir yaşam biçimleri var. Nitekim acil durumlarda “durgunluk evresine” girerek gelişimlerini durduruyorlar, koşullar uygun olduğunda ise “uyanıyorlar”. Leuven Üniversitesi’nden Ellen Decaestecker bu özelliklerden yararlanarak tortulları kazmış. Burada “durgunluk evresindeki” kuşaklar üst üste bulunuyordu. Bunları uyandırmak ve birbirleriyle çarpıştırmak mümkündü. Parazitlerin saldırma gücü çağdaş oldukları zaman doruk noktasına ulaşıyordu.



Daha sonraki konakçılar ise ancak daha sonraki parazitlerce aşılabilecek donanımlar geliştiriyordu. Toplam bilanço hep aynı kalıyordu ama bakteriler hep daha saldırgan oluyordu. Araştırma, birlikte evrimleşme süreci için şık bir örnek sunmuştu. Nitekim parazitlerin ve konakçıların etkileşimleri, evrim teorisini, doğal ayıklanmaya bağlı dinamik donanım rekabetinin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla kanıtlıyor. (Decaestecker, E. et al. Nature 450, 870–873 (2007).)



9- Yaban kuşlarının farklı dağılımı
Örneğin göçe bağlı gen akışı çevreye uyumu bozarak, gruplar içinde ve gruplar arasında evrimsel farklılaşmalara neden olabilirler. Çünkü klasik popülasyon genetiğine göre genetik benzerlik ne kadar çoksa yerel popülasyonlar daha çok göçüyor ve melezleşiyorlar. Bu kavram genel kanıyla örtüşür ve gen akışının dağılım gibi rastlantısal bir süreç olduğunu kabul eder. Fakat Edward Gray Deneysel Ornitoloji Enstitüsü’nden Ben Sheldon 2005 yılında yayımladığı araştırmasında aslında rastlantısal olmayan dağılımın bölgesel uyumu ve evrimsel farklılaşmayı desteklediğini söyledi.


Uzun vadeli bu araştırma, Oxfordshire’de bir koru içinde yaşayan baştankaraların (Parus major) incelenmesine dayanıyor. Araştırmacılar, yavru kuşlardaki genetik varyasyon tiplerinin ve miktarının koruluğun bir bölgesinden diğerine farklılık gösterdiğini bulmuşlar. Korunun çeşitli bölgelerinde farklı ayıklanmaya neden olan bu farklılaşma motifi bölgesel uyum için en önemli etken. Bu etki rastlantısal olmayan yayılımla güçlendirilmekte. Her kuş farklı yaşam alanı seçiyor ve burada kuluçkaya yatıyor, bu davranış onları daha sağlıklı kılıyor.



Araştırmacılar buradan şu sonucu çıkarıyorlar: Gen akışı homojen değilse, evrimsel farklılaşma hızlanır ve şaşırtıcı bir şekilde küçük mekânsal farklılıklar ortaya çıkar. Bu sonuç Hollandalı araştırmacılar Erik Postma ve Arie van Noordwijk (Hollanda Ekoloji Enstitüsü) tarafından da desteklenmekte. Bu iki bilim insanının araştırması da rastlantısal olmayan dağılıma dayanan gen akışının küçük bölgelerde büyük genetik farklılaşmalara yol açtığını gösterdi. (Garant, D., Kruuk, L. E. B., Wilkin, T. A., McCleery, R. H. & Sheldon, B. C. Nature 433, 60–65 (2005). Postma, E. & van Noordwijk, A. J. Nature 433, 65-68 (2005).)




10- Lepisteslerin ayıklanmayla hayatta kalma çabası
Doğal ayıklanma daha sağlıklı kılmakta. Ancak bu ayıklanmanın zaman içinde daha az yararlı olan gen varyasyonlarını daha üstünleri için feda ederek genetik varyasyonu tüketmesi beklenir. Oysa doğal popülasyonlarda çok büyük bir genetik çeşitlilik görülür. Peki bu genetik çeşitlilik nasıl korunuyor? Genetik çeşitliliği açıklayan örneklerden biri erkek lepisteslerin (Poecilia reticulata) renk motifleridir. Illinois Üniversitesi’nden Kimberly Hughes ve arkadaşları Trinidad’da çeşitli ırmaklardan erkek lepistesleri topladıktan sonra renk motiflerine göre gruplara ayırmışlar. Daha sonra ise gruplar yeniden sınıflandırılarak havuzlara bırakılmış. Araştırmacılar her yeni grupta belli başlı bir renk motifine sahip lepisteslerin azınlıkta olmasına dikkat etmişler. Üç hafta sonra sürpriz bir şekilde azınlıkta olan lepisteslerden hayatta kalanların diğerlerine göre daha fazla olduğu görülmüş. Bilim insanları avcı balıkların belli başlı renk kombinasyonlarını aradıkları için alışılmışın dışındaki motiflere dikkat etmediklerini sanıyorlar. Ayıklanmanın ender tiplerin yararına işlediği bu tür hayatta kalma çabası, moleküler onarım, morfolojik ve sağlık yararına çok çeşitlilik şeklinde insanda ve diğer memelilerde de görülmekte. (Olendorf, R. et al. Nature 441, 633–636 (2006).)




11- Evrimin geçmişiyle ilgili konular
Evrim, genelde yaşamla ilgili sorular için en iyi çözümleri bulmaya yarar. Fakat doğal ayıklanma sadece maddelerle işlemekte, evrim tarihinin milyonlarca yıllık sonucu olan maddeler bunlar. Hiçbir şey boş bir çabayla başlamaz.



Eğer öyle olsaydı karaya yönelen tetrapodların yüzgeçleri ayaklara dönüşmez, kim bilir belki tekerlek biçimini alırdı. Çevreye uyum yaratıcılığı, uzun bir yılana benzeyen murana yılanbalığında (Muraena retifera) izlenebilmekte. Geçmişte kemikli balıklar avlarını yakalamak için vakumdan yararlanıyorlardı. Balık yaklaşmakta olan yemini görünce ağzını sonuna kadar açarak avı ve su akışı için büyük bir boşluk oluşturur. Gereksiz su solungaçlarca emilirken, balık yemini çene üzerinden gırtlağına emer. Ancak murana yılanbalığı ince uzun yapılı olduğu için yeterli vakumu yaratması mümkün değildi. Kaliforniya Üniversitesi’nden Rita Mehta ve Peter Wainwright 2007 yılında bu balığın yemini ne şekilde yakalayıp sindirdiğini buldu. Murana yılanbalığı ağzını açtığında gırtlağında ikinci bir çene ortaya çıkıyor. Bu yedek çene ağızdaki yemi parçalayarak boğazına itiyor. Yedek çene yakından incelendiğinde bir pençeye benziyor. Altta ve üstte avı iyice kavrayabilen sivri dişler bulunmakta.



Yanlardaki çok uzun kaslar ve çene kemerleri normalden daha küçük. Bu şekilde çene tamamen kapanıyor ve murana balığının ince bedeninde az yer kaplıyor. Araştırmacılar bu ilginç avlanma tekniği sayesinde balığın mercan resiflerinde usta avcılara dönüştüklerini düşünüyorlar (Mehta, R. S. & Wainwright, P. C. Nature 449, 79–82 (2007).)

Moleküler süreçlere dayanan kanıtlar


12- Darwin’in ispinozları
Charles Darwin Galapagos adalarına geldiğinde birbirlerine çok benzeyen ama gagaları farklı olan ispinozlarla karşılaşmıştı. Yer ispinozlarının gagaları derin ve geniş, kaktüs ispinozlarınki uzun ve sivri, ötücü ispinozlarınki ise ince ve sivriydi ki bunlar farklı beslenme alışkanlıklarını yansıtıyordu. Darwin tüm ispinozların kökenin adaya göçen ortak bir ataya uzandığını düşünüyordu. Sonuçta Galapagos adasındaki ispinozlar Amerika kıtasının güneyinden biliniyordu. Darwin’in ispinozları bu açıdan, doğal ayıklanmanın ortak bir atadan, çeşitli ekolojik nişlerde ne şekilde farklı biçimler yarattığını gösteren klasik bir örnektir.



Gaga biçimindeki değişimde hangi genetik mekanizmaların işlediğini bulmak isteyen Harvard Üniversitesi araştırmacısı Arhat Abzhanov, 2006 yılında yayımlanan araştırmasında çeşitli türlerde gaga biçimiyle ilişkili olan çok değişken olan genleri aramış. Abzhanov ve ekibi bu arayış sonucunda kalsiyum dengesinde de önemli bir rol oynayan kalmodulin (calmodulin) proteinini bulmuşlar. Bu protein farklı biçimlerin ve boyutların gelişmesinden sorumludur.



Araştırmacılar sonuçlarını kanıtlamak için yavru ispinozları genetik değişimden geçirerek kalmodulin seviyesini yükseltmişler. Bu şekilde yavruların gagaları uzamış. Bu deneylerle aynı zamanda gaganın genişliği ve derinliği gibi çeşitli özelliklerin genetik düzlemde ayrı ayrı işlendiği de anlaşılmış. Sonuçlar Darwin’in ispinozlarındaki farklı gaga biçimlerinin, kalmodulin etkinliğindeki değişimlere bağlı olduğunu göstermekte. (Abzhanov, A. et al. Nature 442, 563–567 (2006).)




13- Mikro evrim, makro evrimin buluşması

Darwin, evrimsel değişimin çok küçük adımlarla gerçekleştiğini düşünüyordu. “Belirsiz aşamalar” olarak adlandırdığı bu değişimler, çok uzun zamanlarda tamamlanan evrelerdi ve biçim ve işlevlerde toplu değişimlere neden oluyordu. Mikro evrim olarak isimlendirilen bu tür küçük değişimlerle ilgili çok sayıda kanıtlar var. Mesela ilaca direnç kazanmak bunlardan biri. Tabi bir türden diğerine geçiş gibi değişimler ya da makro evrimle ilgili fosiller de bulunur, ancak bu değişimleri canlı olarak izlemek çok zordur. Makro evrimin mekanizmalarını canlı olarak genlerin yapısında görebiliriz. Organizmaların gündelik yaşamında da genler bazen, hayvanlardakilerle aynı biçime ve aynı gelişime sahip olabiliyor. Bu yüzden gündelik olarak yaşanan evrimin büyük etkileri olabilir.



Howard Hughes Tıp Enstitüsü’nden Sean Carroll ve arkadaşları 2005 yılında Drosophila biarmipes sineğini inceleyerek ilginç bir sonuca ulaştılar. Araştırmacılar erkek sirkesineğinin kanadındaki tek bir noktanın oluşumunda katkısı olan moleküler mekanizmayı keşfetmişler. Bu şekilde nokta evriminin, atalarından kalma bir pigmentasyon genindeki ayar elementinin değişimine bağlı olarak meydana geldiğini gösterdiler. Söz konusu ayar elementi zaman içinde kanadın eski bileşenlerini geliştiren transkripsiyon faktörleriyle birleşmekte. Özellikle sarı genin ayar elementiyle birleşen transkripsiyon faktörlerinden biri “süsleme geni” / “engrailled” olarak kotlanmış, bu gen bir bütünün gelişiminde önemlidir. Bu da tek bir süreçte işleyen bir genin, diğer bir sürece de katılarak ilkede makro evrimsel değişimi çalıştırabileceğini gösteriyor. (Gompel, N., Prud’homme, B., Wittkopp, P. J., Kassner, V. A. & Carroll, S. B. Nature 433, 481–487 (2005).)




14- Yılanyarda ve deniztaraklarında zehir dirençliği

Biyologlar uyuma bağlı evrimsel değişimlerle ilgili moleküler mekanizmaları artık daha iyi anlamaya başladılar. Taricha granulosa semenderlerinin bazı popülasyonlarında örneğin hayvanlar sinir zehri tetrodoksini ciltlerinde depoluyorlar. Anlaşıldığı üzere bu zehri jartiyerli yılandan (Thamnophis sirtalis) korunmak için kullanıyorlar. Ancak tetrodotoksin üreten semenderleri avlayan jartiyerli yılanlar bu zehre karşı bağışıklık kazanmışlar. Stanford Tıp Okulu’ndan Shana Geffeney bu mekanizmayı 2005’te gerçekleştirdiği ayrıntılı bir çalışmayla çözdü. Buna göre jartiyerli yılanın dirençlik seviyesindeki oynamalar, tetrodotoksini özel bir sodyum kanalıyla bağlayan moleküler değişime yol açmakta.



Zehir dirençliğiyle ilgili benzer bir ayıklanma Kanadalı araştırmacı Monica Bricelj tarafından Kuzey Amerika’nın Atlantik kıyılarında yaşayan yumuşak kabuklu taraklarda da (Mya arenaria) tespit edilmiş. Su yosunları insanlarda paralitik midye zehirlenmesine yol açan saksitoksini üretiyorlar.



Saksitoksinli bölgelerde yaşayan taraklar zehre karşı bağışıklık kazanmışlar ve bu zehri dokularında depoluyorlar. Oysa zehirsiz bölgelerde yaşayan taraklarda zehre karşı direnç gelişmemiş. Zehre karşı direnç kazanan popülasyonların genlerinde, saksitoksini sodyum kanalına bağlayan bir mutasyon gelişmekte. Bu iki araştırma birbirine çok benzer ayıklanma sürecinin tamamen farklı alanlarda işleyebileceğini göstermiştir. (Geffeney, S. L., Fujimoto, E., Brodie, E. D., Brodie, E. D. Jr, & Ruben, P. C. Nature 434, 759–763 ( 2005).
Bricelj, V. M. et al. Nature 434, 763–767 (2005).)




15- İstikrara karşı değişim

Türler milyonlarca yıl değişmeden kalabilirler, bu süre fosillerdeki izleri bulmak için yeterlidir. Ama çok aniden değiştikleri de olur. Bu durum bazı türlerin ani değişimi engelleme potansiyeline sahip olduklarını ve evrime karşı direnç gösterdiklerini akla getirmişti. “Evrimsel direnç” fikri ilk kez sirkesinekleriyle deneyler yapan Suzanne Rutherford ve Suan Lindquist tarafından ortaya atıldı. Bu fikir, gelişim bozukluğuyla ilgili süreçlere, Hsp90 olarak isimlendirilen ve stres anlarında daha fazla üretilen bir proteinin “eşlik etmesine” uzanıyordu.



Buna göre Hsp90 özel durumlarda diğer süreçlerce baskılanmakta ve normalde serbest dolaşım ayarları yapan proteinler, gizlenmiş varyasyonları üretiyorlar. Albert Einstein Tıp Koleji’nden Aviv Bergman 2003 yılında evrimsel direncin gerçekten de Hsp90’a bağlı bir özellik mi yoksa daha çok genel bir özellik mi olduğunu araştırdı. Araştırmacı bu amaçta tek bir geni devre dışı bırakılan bira mayasının karmaşık gen ağları ve genom ekspresyon verilerine ait sayısal simülasyonlarından yararlandı. Bu şekilde neredeyse tüm genlerin, işlevsel olarak baskılanmaları halinde rezervlerdeki varyasyonları açığa çıkardıklarını görmüş. Yani diğer sözlerle evrimsel direnç Hsp90’den daha derine inmekte. (Bergman, A. & Siegal, M. L. Nature 424, 549–552 (2003).)


Kaynak: Cumhuriyet (http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=31742&kn=18)

re-al
26-01-2009, 23:33
beyindeki tanrıya inanma ic güdüsü nasıl acıklanabilir'?
yanlısmı düsüyorum

ilk insanlar hep birseylere inanmıslar dinler icindemiyorum

Onursal Bedirhan
26-01-2009, 23:43
Evrim teorisi'nin tanrıya inanmak veya inanmamakla bir ilgisi yokki ama şu var evrim teorisi dinlerin adem ve havva hikayesini yerlere serdiği için ibrahimi dinler yere seriliyor. Buda teistleri korkutur ve evrim teorisinin yaratıcıyı red ettiğini savunarak, insanların evrim teorisini araştırmadan önyargılı olarak bakmasını sağlar. Sonuç olarak insanlar hiç evrim teorisini araştırmadığı için, darwini bir ateistmiş gibi görür.

Tabiki alakası yok, Darwin ateist değildi, doğal olarak evrim teorisinin tanrı'nın varlığı veya yokluğu bu teori üzerinde tartışılamaz.

Gelin birde Darwini dinleyelim..

“En aykırı fikirleri savunduğum zamanlarda bile, Tanrının varlığını inkar edecek bir ateist olmadım” (John Fordyce’e mektubu, 7 Mayıs 1879)

“Bir insan hem Tanrıya hem de evrim fikrine inanabilir. Bundan şüphe edilmesi bana saçma geliyor.” (John Fordyce’e mektubu, 7 Mayıs 1879)

re-al
26-01-2009, 23:45
evrimlesmek (evrim teorisi) tanrı yok anlamına gelmiyomu ? yada ben yanlıs biliyorum

Onursal Bedirhan
26-01-2009, 23:48
Ne alakası var :) ben bir deist'im ve yaratıcıya inanıyorum.. Bence evreni yaratan bir güç var.

İnsanlar isterse hayvandan türesin isterse topraktan türesin bu yaratıcının yokluğu anlamına gelmiyorki..

re-al
26-01-2009, 23:50
ozaman sole bir sorum var ateist nereye gore bole emin olabiliyolar

Ki-Adi
26-01-2009, 23:54
Gelin birde Darwini dinleyelim..

“En aykırı fikirleri savunduğum zamanlarda bile, Tanrının varlığını inkar edecek bir ateist olmadım” (John Fordyce’e mektubu, 7 Mayıs 1879)

“Bir insan hem Tanrıya hem de evrim fikrine inanabilir. Bundan şüphe edilmesi bana saçma geliyor.” (John Fordyce’e mektubu, 7 Mayıs 1879)

Çok güzel açıklamışsın. Evrim karşıtlarının en büyük yanılgılarından biride bu evrimi kabul edince otomatikman Tanrıyıda red edecekmiş gibi bir anlaşılma var. Evrimin amacını anlamadıkları yada yanlış anladıkları için bütün bu sorunlar çıkıyor. Evrimi araştıranlardan hiç biri evrimi Tanrı kavramını ve dinleri yeryüzünden kaldırmak için araştırmıyor.Sadece hayat nasıl oluştu ve gelişti sorularına cevap arıyorlar. Bu cevap kutsal sayılan kitaplarda geçmiyorsa Evrimi hatalı sayıp onu suçlamak nekadar doğrudur.

re-al
26-01-2009, 23:57
varsayki ben ilk yazdıgım yorumu evrim teorisi hakkında yazmadım ben diyorum ki ateistler ne yegöre bukadar emin oluyo


bu sitede ayrımcılık seziyorum ama hadi neyse burda kargasa cıkarmaya calısmıyorum birseyler ogrenmeye calsıyorum

kappapi
27-01-2009, 00:02
@Onursal Bedirhan ve @Ki-Adi: aynen katılıyorum ve işin daha da komik yanı, Kurrana göre maymunlar(ok biolojik olarak kötü bir tanım) insandan gelmişlerdir ! :)

Onursal Bedirhan
27-01-2009, 00:32
ozaman sole bir sorum var ateist nereye gore bole emin olabiliyolar

Evet yeni bir konu açıp ateist'lere sormak lazım. Muhtemelen olabilir forumda böyle bir konu.. Ben ateist değilim, ateizme karşı olduğum kadar dinlerede karşıyım. Daha önce böyle bir konu açmıştım (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=8747). Forumdaki ateistler pek doyurucu cevap veremediler.

Zaten Turan Dursun'un ateist oluşu hakkındada bir konum vardı. Onun'da ateist olması bence dine duyduğu kinden geliyor. Zira onun duvara su dökme deneyi bana çok komik gelmişti.:D

sıcahsıcah
27-01-2009, 01:15
kardeşim tabiki emin olamazlar niyemi arkadaşlar çok bilimsel takıldıklarından hep şüphe içerisinde br o yana bir bu yana dönelmeleri gerekmektedir böyle düşünü düşünüde dibini bulacaklar sonunda ama bu şüphecilikleri allah inancı sözkonusu olduğunda yok oluveriyor hemen matematiksel bir kesin yargı dogmatik

sıcahsıcah
27-01-2009, 01:25
yok kardeşim turan dursun sümerlerin gılgamış destanını okumuş ve anam anam olamaz bu yaaa kuranda tevratta ne varsa burdan kopya edilmiş gibi bir sonuca ulaşıvermiş zati inanmamayı kafaya koymuş bağlasan durmaz ahanda gerçeği buldum erovkaaa erovkaa diye camiden bir kaçmış gidiş o gidiş sonra da ilhan arselle hasbihal yapmış oda kesin he yaa bende aynı senin gibi düşünüyom hatta bende şuşuşu saçmalıkları keşfettim deyip kolkola girip inançsızlık denizine açılmışlar acaba turan dursun neden nuh tufanının sümer metinlerinde benzer bir olayının olmasından bu kadar etkilenmiş ki nuh tufanı tevratın indirildiği devirde olmamışki hem öyle dünya çapında bir tufanda değil hemö öyle ne kadar canlı varsa alacak bir gemi değil hemde sümer metinlerinin bu tufandan bahsetmeleri çok doğal aynı coğrafya aynı olay ee ne acaiplik var bunda yani insanı dinden edecek kadar ya işte bilimsel bir silsile takip etmediği için mektep görmediği için bilimsel hassasiyetleride çok çarpık oluşmuş gecekondu gibi derme çatma bişe olmuş zihin dünyası

re-al
27-01-2009, 01:25
[QUOTE=sıcahsıcah;150689]kardeşim tabiki emin olamazlar niyemi arkadaşlar çok bilimsel takıldıklarından hep şüphe içerisinde br o yana bir bu yana dönelmeleri gerekmektedir böyle düşünü düşünüde dibini bulacaklar sonunda ama bu şüphecilikleri allah inancı sözkonusu olduğunda yok oluveriyor hemen matematiksel bir kesin yargı dogmatik[/QUOTE

+1

Ki-Adi
27-01-2009, 13:36
yok kardeşim turan dursun sümerlerin gılgamış destanını okumuş ve anam anam olamaz bu yaaa kuranda tevratta ne varsa burdan kopya edilmiş gibi bir sonuca ulaşıvermiş zati inanmamayı kafaya koymuş bağlasan durmaz ahanda gerçeği buldum erovkaaa erovkaa diye camiden bir kaçmış gidiş o gidiş sonra da ilhan arselle hasbihal yapmış oda kesin he yaa bende aynı senin gibi düşünüyom hatta bende şuşuşu saçmalıkları keşfettim deyip kolkola girip inançsızlık denizine açılmışlar acaba turan dursun neden nuh tufanının sümer metinlerinde benzer bir olayının olmasından bu kadar etkilenmiş ki nuh tufanı tevratın indirildiği devirde olmamışki hem öyle dünya çapında bir tufanda değil hemö öyle ne kadar canlı varsa alacak bir gemi değil hemde sümer metinlerinin bu tufandan bahsetmeleri çok doğal aynı coğrafya aynı olay ee ne acaiplik var bunda yani insanı dinden edecek kadar ya işte bilimsel bir silsile takip etmediği için mektep görmediği için bilimsel hassasiyetleride çok çarpık oluşmuş gecekondu gibi derme çatma bişe olmuş zihin dünyası


Nuh tufanının sümer tabletlerinde olmasının ne garip yanı mı var? Daha insanlara kitap gönderilmeden çok önce bu hikayeler biliniyordu demek oluyor.Meşhur 10 emir mısırda tapınakta yazarken. Çamurdan yaradılış bir kültürde aynı iken. Mısırlı bir firavun m.ö 14. yyda ;
Tanrı uludur; birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O'dur her varlığı yaratan
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç bir şey yokken o vardı.
Her şeyi o yarattı
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman.
diye bir şiir yazıp tek tanrılı bir din getirdiğinde. Musada Akhenaton'dan 70yıl sonra başa geçen II.Ramses zamanında yaşadığından Musa'nın bunları tanrıdan mı öğrendiğini yoksa büyüyüp yetiştiği Mısır tapınaklarından mı öğrendiğini hiç sormuyorsunuz.

diagoras
28-01-2009, 03:46
Degerli Ki-Adi ,

Senin verdigin bilgiye ek olarak bende bir katkida bulunmak istiyorum, Tek tanrili ibrahimi dinler (Yahudilik, Hiristiyanlik ve Muslumanlik) EVREKA EVREKA tek taniryi bulduk diye haykirmadan , onlardan cok zaman once yasahan Zerdust bu meshur dinlerde bahsedilen tarzda bir tek tanirini varligndan dillendirmistir ki zerdustluk misirdaki tek tanrili dinle beraber ilk tek tanrili dinlerdendir.

Museviler iyi bir derleme yapmis zamanlamayida iyi tutturmustur(Zerdust ve Misirdaki benzerlerinin aksine zamanla acisindan cok sanslidirlar), ardindan gelen musevilerin takipcisi evrekaci diger iki dinde derlemelere yeni tatlar katmistir. Ortaya dunyann birkac gunde yaratildigini yazan ve bu bir kac gune insani camurdan yaratma isini de sigdiran sonra elmayi yedirip, insani dunyaya postalayan tanri sozleri cikmistir ortaya.

Gelelim evrime inanmanin tanriya inanma noktasinda insanlari dusurdugu muskil duruma, Su kesindir ki kendi yaratilis hikayesi olan herhangi bir dine inanip evrim teorisini kabul etmek insanin kafasinda hakli olarak bir kisa devre yaratir. Cunku bir yanda kisinin tanrisinin kelami olan kitapta yazan kendisi dunya , evren ve tum canlilarin nasil yaratildigini ayrintili sekilde anlatan cumleler vardir (ki bunlari kayitsiz sartsiz aynen kabul etmek zorundadir) Ote yanda da kisinin tanrisinin bahsettigi yaratilis evrekalarina tam ters dusen ozellikle canlilarin olusumu, insanin, evrenin olusum ve gelisimine bilimsel yontemle cevap arayan ve cok noktada cevap veren evrim teorisi durmaktadir. Bu noktada ya tanrisinin sozleri olan kitapta yazani red edip evrim teorisini kabul edecektir ya da evrim teorisini red edecektir. yani ikisini ayni anda kabul edemez(Teorik olarak ediyorum der fakat ortadaki celiski ortada asili kalir).

Bazilari su yolu kullanip bu cikmazdan kurtulmaktadir, dinleri red edip evrekaaa! diyip bir gucun yani tanrinin var olduguna inanmaya devam ederler, ama evrim teorisinin dogrulugunu kabul etmek otomatik olarak en azindan tanrinin sozleri olan kitapta yazan yaratilis bolumunu red etmek anlamina gelir (Kisi aksini iddia etse bile)

Bu konuda en rahatlari Atiestlerdir , tanrinin omadigina dolayisiyla kutsal kitap olarak sunulan kitaplarinda icinde yazanlarin da bi insan tarafindan yazildigini bilirler. bu noktada evrim teorisi ozelinde bir cikmazda hissetmezler kendilerini. Rahattirlar yani, bitek kalp gozleri kapalidir :) bir ortu vardir onunde bundan dolayida asil gormeye yarayan gozlerini kullanirlar... Cok uzattim galiba

basta sıcahsıcah olmak uzere herkese saygilarimi sunup Evrekaaaaaa!! diyerek bitiriyorum.

qw19
28-01-2009, 04:25
Evet yeni bir konu açıp ateist'lere sormak lazım. Muhtemelen olabilir forumda böyle bir konu.. Ben ateist değilim, ateizme karşı olduğum kadar dinlerede karşıyım. Daha önce böyle bir konu açmıştım (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=8747). Forumdaki ateistler pek doyurucu cevap veremediler.

Zaten Turan Dursun'un ateist oluşu hakkındada bir konum vardı. Onun'da ateist olması bence dine duyduğu kinden geliyor. Zira onun duvara su dökme deneyi bana çok komik gelmişti.:D

Sizin açtığınız başlıkta son derece güzel yanıtlar var ama farkedememişsiniz. Aydoe, KC en açık yanıtları verdikleri halde tatmin olmamışsanız sizin sorununuz. O başlıkta iddialarınızın tamamı çürütülmüş, burada ki sözleriniz yenilginin acısı gibi algılanıyor.

Sizin en temel karşı çıkış noktanıza yanıtlar da aşağıdaki linktedir.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=7603&highlight=rastlant%FD+zorunluluk

Selamlar.

karadenizli
28-01-2009, 16:22
Gılgamış destanında olması bizi destekler nitelikte yani burda bir inançsızlık belgesi değil inanç belgesi vardır

Ki-Adi
28-01-2009, 18:47
Gılgamışta çok tanrılı bir yapı vardır. Bu sizi nasıl destekliyor? Bence bu sizin görmemezlikten gelişinizi destekliyor.

karadenizli
28-01-2009, 19:30
çok tanrıyla ne alakası var bu olay varmı yokmu eksik tüksük alakadar etmez beni varmı yokmu demekki kurandan öncede bunu söyleyenler vardu kurandan önce bunu söylemeselerdi turan abi bu sefer diyecektiki ya bu kurandan başka bir yerde yok o yüzden dinimi terk ediyorum:)

yucemanitu
28-01-2009, 19:47
Evet yeni bir konu açıp ateist'lere sormak lazım. Muhtemelen olabilir forumda böyle bir konu.. Ben ateist değilim, ateizme karşı olduğum kadar dinlerede karşıyım. Daha önce böyle bir konu açmıştım (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=8747). Forumdaki ateistler pek doyurucu cevap veremediler.

Zaten Turan Dursun'un ateist oluşu hakkındada bir konum vardı. Onun'da ateist olması bence dine duyduğu kinden geliyor. Zira onun duvara su dökme deneyi bana çok komik gelmişti.:D



Yapma bunu Onursal sadece KC ve Cigi değil Dilaver de sana çok güzel anlatmıştı tanrı inancı olmayan pek çok toplulukta insanlar nasıl barış ve huzur içinde. Sen bütün kanıtlara ve bilgilere rağmen sadece tatmin olmadım, deyip geçtin. Bir şey burun kıvırınca sırt dönünce yok olmuyor ama.

Ki-Adi
28-01-2009, 22:24
çok tanrıyla ne alakası var bu olay varmı yokmu eksik tüksük alakadar etmez beni varmı yokmu demekki kurandan öncede bunu söyleyenler vardu kurandan önce bunu söylemeselerdi turan abi bu sefer diyecektiki ya bu kurandan başka bir yerde yok o yüzden dinimi terk ediyorum:)

Karadenizli komik durumu düşüyorsun. Nuh Tufanı hiç biyerde yazmasaydı sadece kuranda geçseydi ve nuh Tufanı ile ilgili tarihi kanıtlar kuranda bahsedildikten sonra bulunsaydı kimse bir laf söyleyemezdi.Ama kuran'a baktığımızda pekte yeni birşey söylemiyor.Bunu sende söylüyorsun kurandan öncede nuh tufanı biliniyordu. Şimdi biri çıksa peygamberim dese nuh tufanından bahsetse ne dersin ? Kuran arap mitolojisiyle yahudiliği birleşimini Muhammedin yorumlamasından başka birşey değildir.

diagoras
29-01-2009, 00:58
çok tanrıyla ne alakası var bu olay varmı yokmu eksik tüksük alakadar etmez beni varmı yokmu demekki kurandan öncede bunu söyleyenler vardu kurandan önce bunu söylemeselerdi turan abi bu sefer diyecektiki ya bu kurandan başka bir yerde yok o yüzden dinimi terk ediyorum:)

Degerli karadenizli,

Gilgmista gecen bicok tanri sanirim senin dinindeki (tek) tanrinin kuzenleri (Nekadar celiskili bir cumle oldu ya, ama senin destekliyor yaklasiminla gilgamis veya o donemdeki inanc ve hikayelerin senin dinile kurulabilecek en mantikli iliskisi bu olabilir )

Kim soylemis olursa olsun senin tanrinin soylediklerini , senin tanrin soylemeden once birinin (Ki cok tanrili bir dinde) soylemis olmasini kendi tanrina destek yaptin ya, takdire sayan bir manevra. yani baaak! bicok tanri ayni seyi soylemis ozaman benim tanrim var ve hakli cunku diger tanrilarda ayni seyi soyluyor. Dusunmeden konusmamani tavsiye ediyorum yani en azindan biraz dusun.

Ayrica anladigim kadariyla cok tanrili dinleri kabul ediyorsun ki cok tanrili dinlerin hikayelerini kendi dinine destek olarak kabul ediyorsun. Yani mumkun olan her taklayi atip herseyi destek haline getirmekteki basarini takdirle karsiliyor ve en azindan beni guldurdugun icin tesekkur ediyorum.

Gilgamis kendi tek tanrili inancini destekliyormus Tovbe Tovbe dinden cikaracak herkesi ya :eek:

Yahudilik basta tum ibrahimi dinler onlardan onceki dinleri ve inanclari ozelliklede cok tanrili olanlari seytani ilan eder ve rededer. Fakat senin cok tanrililigi red etmeyip sahiplenmeni bir erdem ve hosgoru ornegi olarak goruyorum.


Herkese Saygilar, Selamlar.

kappapi
29-01-2009, 12:17
Nuh Tufanı hiç biyerde yazmasaydı sadece kuranda geçseydi ve nuh Tufanı ile ilgili tarihi kanıtlar kuranda bahsedildikten sonra bulunsaydı kimse bir laf söyleyemezdi.Ama kuran'a baktığımızda pekte yeni birşey söylemiyor.
Aslında pekte bu kadar basit değil. İslamiyete göre bugüne kadar bilinen + bilinmeyen pek çok peygamber ve din gönderilmiştir. Dünya üzerinde peygamber gönderilmeyen bir kavim yoktur. İlk insandan itibaren geçerlidir bunlar. Sizin örneklediğiniz gibi inançların bu "esas din"'lerin bozulmasıyla meydana geldiği islam alimlerince öngörülmektedir.

Eğer yukarıdaki ifadeyi doğru sayarsanız söylenenlerde bir mantık hatası meydana gelmez. Kurran'dan öncede başka yerlerde yazılı olması son derece doğal olur. (Ok, çok fazla deneme yapan bir "tanrı" meydana gelir, ama kendiyle çelişen değil)

Ki-Adi
29-01-2009, 12:53
Aslında pekte bu kadar basit değil. İslamiyete göre bugüne kadar bilinen + bilinmeyen pek çok peygamber ve din gönderilmiştir. Dünya üzerinde peygamber gönderilmeyen bir kavim yoktur. İlk insandan itibaren geçerlidir bunlar. Sizin örneklediğiniz gibi inançların bu "esas din"'lerin bozulmasıyla meydana geldiği islam alimlerince öngörülmektedir.

Eğer yukarıdaki ifadeyi doğru sayarsanız söylenenlerde bir mantık hatası meydana gelmez. Kurran'dan öncede başka yerlerde yazılı olması son derece doğal olur. (Ok, çok fazla deneme yapan bir "tanrı" meydana gelir, ama kendiyle çelişen değil)

Benim görüşüme göre bugün olduğu gibi Muhammedin zamanında da Peygamber gelmeyen toplumların durumu ne olacak diye sorulduğu vakit böyle bir cevap verilmiştir ama öbür yandan baktığımızdaysada ibrahim oğullarını bir kayırma var.Bilinem peygamberlerin büyük bir çoğunluğu ibrahim'in soyundan. Hatta İsrailoğularını zamanının diğer kavimlerinden üstün kılma gibi bir durumda var. Böyle olunca Tanrı sınava tabi tuttukları insanlar arasında bir ayrım yapmış oluyor. Esas din olayıda kopyacılığın kılıfı.

isar86
07-03-2009, 00:23
Diyelimki evrim canlilarin ve hayatin başlangicini açiklamaya çalişan bilim dalidir.öncelikle evrim teorisi kanuna dönüştüğü zaman otamatikman dinler in savunduklari çürüyecektir ki zaten çürümüş durumda .ikincisi dinlerin bahsettiği tanri karami ki bu her dined ism değiştirir buda ortadan kalkacaktir.ne kaldi geriye herşeyin bir ilk sebebi. Diyelimki buda bulunda evrenin ilk sebebi de ispatlandi.örneğin büyük patlama.ne oldu peki büyük patlama bizim tanrimiz mi olcak.diyelim biz bu büyük patlamaya tanri dedik ve bu patlama bir gaz sikişmasinda oldu:)ne yani şimdi bizim tanrimiz ....ve yine bu tanri sadece bir gazla herşeyi patlatmiş o patlamayla nereye kaybolmuş belli değil bir tarif dahi edemdiğim birşey.peki bu bizi nasil cezalandiracak yada mükafatlandiracak.oda malum.yada hiçbirşey yapmayacak yani etksiz birşeyse o zaman olsa nolur olmasa nolur.ben ona tanri desem nolur demsem nolur.ben bu yüzden ateist olsam nolur deist olsam nolur.aşik mahsiuninin türküsünü söylüyesim geldi içimden nolur nolur nolur nolur nolur?yada içimdeki şu korkular yada beklentiler olmasa nolur nolur nolur nolur nolur?:)))anladiniz siz onu

Ki-Adi
07-03-2009, 00:34
Sevgili isar86 evrim artık bir teoriden öte bilimsel bir gerçektir. Dindarlar bunu kabul etmeselerde evrim teorisi çürütüldü deselerde sadece kendilerini kandırıyorlar. Yani kanuna dönüşmesini bekleyemezsin çünkü bir yerçeki kanunu gibi kolay açıklanabilcek deneylerle tekrar edebileceğin birşey değildir.Nasıl ki Big Bang bile teori olarak geçiyor ve bugün onu bilimsel bir gerçek olarak kabul ediyorsak Evrim teoriside aynıdır hatta daha kabul edilen bir gerçektir diyebiliriz.

isar86
07-03-2009, 00:37
Inanmak bana göre insanin dünyada uğraşacaği en son ve en gereksiz şeydir.tüm insnalik tarihine bakalim.ateş lazim olmuş bulmuşlar şimdi tüm insnalik yemeğini pişiriyor isiniyor vs.elektirği bulmuşlar araba uçak vsss. Hepsinin bir yarari var peki ya insnalar bu dinleri ve tanrilari hangi çöplükten bulmuşlar yada nerelerinden icat etmişler anlamiyormki.bu tanrilar ve dinler ne işe yaramiş yad yaramakta.bakin tüm en son en süper din değimiz islamn ülkelerine.açlik,savş, katliam ve daha birsürü insnalik dişi uygulama...daha önceki yazimda da belirttiğim gibi bir ilk güç yada yartici olsa dahi dünyay ve insanliğa ir olumlu yad olumsuz etkide bulunamiyorsa onun varliğiyla yokluğu ayni eşitliktedir.hiçbir anlam ifade etmez.inanmak için kendine sebp üreten dünya inanmamk için tek bir sebebe muhtaçtir.oda bilmiyorum bu yüzden ianniyorum.adim ateist olsada bu değişmez deist olsada değişmez.tanrida bildirmediğine göer evreni ve canlilari masallr dişinda aklin alcaği bir şekilde anlatmadiğina göre ve tüm insnalik milyonlarca yildir kendini yirttiği halde kesin bir bilgiye ulaşamadiğina göre bizde bişuna bu işlerle uğraşmayalim.açliğa ,savaşlaara ,zulümlere,daha yaşanir bir dünya için çözümler arayalim diyorum ben tüm insnalik için.bizim asil sorunumuz budur.

isar86
07-03-2009, 00:39
Sevgili ki adi senin dediklerini biliyorum zaten varsayalim üzerinden inanalara birşeyler anlatmaya çaliştim.dedğinde tabikide haklisin ve bende katiliyorum buna.

isar86
07-03-2009, 00:47
Bilmek varken neden inanmak diyorum tüm inançli arkadaşlara.darvin dediğimiz adam işin kolayina kaçamamiş araştirmiş etmiş bireşeyler ortaya koymuş ben bunlarin gerçek olduğunu düşünüyorum.hergeçen günde bilim evrimi ve darvini hakli çikariyor.dinciler bunu nekadr harun yahya gibilerle yalanlasalarad asil yalanci o ve onun gibilerdir.ne güzel değilmi.ve de ne kolay herşeyi bir tanriyla açiklamak.9 ayda meydana gelen insnai 9 sn de çamurdan yapmak.yad milyarlarca yilda meydana gelen dünyayi 7 günde üfürerk varetmek.size diyorum ey inananlar birkerede beni dinleyin canim.ne kaybedersiniz?eğer söylediklerim doğruysa inancinizdan başka?

isar86
07-03-2009, 00:53
Tanri, insnalarin bindikleri uçağin düşme ihtimalinin insanda meydana getirdiği yusufcuklarin toplam gücüdür.

isar86
07-03-2009, 00:54
http://www.turandursun.com/forumlar/images/misc/progress.gif

isar86
07-03-2009, 01:01
Tanri ,insnalarin bindikleri uçağin düşme ihtimalinin insnalarda biraktiği ... Korkusudur.iyi ki varsin ... Korkum:)))

isar86
07-03-2009, 01:05
Tanri, insanlarin bindikleri bir uçağin düşme ihtimalinin insnalarda biraktiği...korkusudur.iyi ki varsin tanrim:)

walla
07-06-2009, 23:37
Darwin neden evrim teorisini ortaya atmış. birazda espir

ihttp://zekidogan.net/wp-content/2009/03/darwin2md5llmo51.jpg

nogada
08-06-2009, 00:02
varsayki ben ilk yazdıgım yorumu evrim teorisi hakkında yazmadım ben diyorum ki ateistler ne yegöre bukadar emin oluyo


bu sitede ayrımcılık seziyorum ama hadi neyse burda kargasa cıkarmaya calısmıyorum birseyler ogrenmeye calsıyorum

Kendilerine göre emindirler.Ama unutmamak gerekirki sonsuz kadar büyük bir evrenin bu kadar mükemmel bir dizayla oluştuğu ve bunun tesadüfe bağlandığı iddiası ne kadar gerçekçi olabilirki.Kaldıki bu oluşumun içinde bir kum tanesi bie olamayak dünya gezegeni bile ne kadar komplex bir yapıdır ve içinde trliyonlarca şey barındırır.

Yani makrodan mikroya kusursuz mükemmel bir düzen vardır.Düzen ise akıl işidir kendiliğinden oluşmaz ve oluşamaz.

Biz daha ilk örnekleri kavramaya çalışırken,sonuncu soruyu nasıl yanıtlayabilirizki?

Saygılarımla...

oku
08-06-2009, 12:06
evrim teorisi safsatasına inananların aklına şaşarım ....

K.C.
08-06-2009, 12:15
Sayın Oku,
bu teorinin ne kadarını biliyorsunuz da aklımıza şaşıyorsunuz?

"İnsanlar maymundan gelmiştir" safsatasını mı?

thunderpoint
08-06-2009, 12:34
Sevgili oku..

Madem ki adın "oku"; o zaman sen şu yazıyı da bir oku.. Belki şaşkınlığın geçer...

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=241535&Categoryid=4&wid=122

Ki-Adi
08-06-2009, 20:28
Kendilerine göre emindirler.Ama unutmamak gerekirki sonsuz kadar büyük bir evrenin bu kadar mükemmel bir dizayla oluştuğu ve bunun tesadüfe bağlandığı iddiası ne kadar gerçekçi olabilirki.Kaldıki bu oluşumun içinde bir kum tanesi bie olamayak dünya gezegeni bile ne kadar komplex bir yapıdır ve içinde trliyonlarca şey barındırır.

Yani makrodan mikroya kusursuz mükemmel bir düzen vardır.Düzen ise akıl işidir kendiliğinden oluşmaz ve oluşamaz.

Biz daha ilk örnekleri kavramaya çalışırken,sonuncu soruyu nasıl yanıtlayabilirizki?

Saygılarımla...


Sevgili Nogada diyorsun ki bu evren ve hayat o kadar mutheşem ve mükemmel birşey ki bunun kendi kendine var olması imkansız. Muhakkak ki bunun bir yaratıcısı olması gerek. Tabi bizde boş durmuyoz o zaman yaratıcı yı kim yarattı diye soruyoruz. Cevap olarakta diyorsun ki o yaratıcı yaratılmadı kendi kendine hep vardı.
Şimdi elimizdekilere bakalım.

Bir elimizde Kendi kendine var olamayacak kadar mükemmel bir evren, diğer elimizde kendi kendine var olabilecek yaratıcı.
Bu durumda Yaratıcı, evren kadar mükemmel birşey değil demektir. Hani yaratıcı eksiksiz varlıktı? Eğer evren ve hayat okadar mükemmel değilse kendi kendine var olabilir.

Khaldun
08-06-2009, 22:20
Kainatın Rabbi öyle ahenk ve mükemmel yarattı ki ; insanoğlu görmek istediğini görüp, istemediğini görmeyebiliyor. Duymak istemediklerini megafonla bağırsan da duymuyor. Kalp te bir nur belirir, mühürler kaybolur. Ancak istersen alırsın.. Sormaktan, sorgulamaktan , yanlışa kapılma düşüncesinden korkma.. Ara, ara , ara.. şüphe dolu bir ömüre boyun eğmekten iyidir, şüphesiz inanmayı istemek.

milomanara
09-06-2009, 01:06
:) Ya bırakın rabbı mabbı, aşağıdaki basit soruya cevap verin:

Neden 100 milyon yıl önceki dinazor fosili bulunabiliyorken, 1 milyon yıl ya da daha önceki insan(modern insan) fosili bulunamıyor?

Ben cevabı inanmasanızda söyleyeyim:

Çünkü evrimleştik! Bulabileceğiniz en eski modern insan 150.000 yıl önce evrildi!!!

Anlayın artık nasıl saçmalıklara inandığınızı, GERÇEK diye bir şey var!

tensiz.denek
09-06-2009, 01:21
Anlayın artık nasıl saçmalıklara inandığınızı, GERÇEK diye bir şey var!
Evrimin Teorisi bazı insanlara bariz, bazılarına imkansız gelmesinin ardında genetik bir neden olmalı. Ben lisede Evrim Teorisini öğrendiğimde bana o kadar bariz geldi ki bu konuda biraz daha bilgilenmek için bir an duraksamadım. Belki bir yerçekimi kadar gerçekti. Bana saçma gelen bunun sadece 150 yıl önce keşfedilmesi olmuştu. Birçok türün arasındaki benzerliği görmek bu kadar mı zor? Aslanlar la kediler, farelerle sıçanlar, fillerle mamutlar birbirlerine benzemezlermi? Bu basit benzerlikleri bile görmek bu kadar zor mu?

http://www.sanparks.org/parks/kruger/elephants/images/elephant-evolution.jpg

digeri_1
11-06-2009, 16:16
darwinin ispinozları değişim geçirmiş ama zaman içerisinde farklı bir ca,nlı omuş mu ? yine ispinoz olarak kalmamış mı ?

Sapiens
11-06-2009, 20:39
darwinin ispinozları değişim geçirmiş ama zaman içerisinde farklı bir canlı olmuş mu? yine ispinoz olarak kalmamış mı ?

Farklı bir canlı olmasını gerektiğini kim söyledi?

digeri_1
11-06-2009, 20:40
farklı bir canlı oluşmayacaksa yada türemeyecekse nereden eldiler ?türleşme nsıl gerçekleşiyor ? çevresel modifikasyonların işleyişi nasıldı ?

Sapiens
11-06-2009, 20:47
farklı bir canlı oluşmayacaksa yada türemeyecekse nereden eldiler ?türleşme nsıl gerçekleşiyor ? çevresel modifikasyonların işleyişi nasıldı ?

http://www.evrim-teorisi.org/

Merak ettiğin her şeye bu sitede cevap bulabilirsin, gerçekten merak ediyorsan tabii ki.

Ha, maksadın evrim kuramını çökertmekse, zahmet etmene gerek yok. Harun Yahya ekibi her sene birkaç defa çökertiyorlar zaten :)

digeri_1
11-06-2009, 21:18
Bu siteyi inceliyeceğim.Krşınızda islam kahramanı yada din avukatı yok.dediğiniz girişimler islamcı gençler tarafınan kullanılıyor . :)

Tanrıya şükür ki biz onlardan deiliz.:)

Khaldun
11-06-2009, 21:24
Tarihte kayıp zaman fazladır..

Ayejj
12-06-2009, 07:56
Evrimin Teorisi bazı insanlara bariz, bazılarına imkansız gelmesinin ardında genetik bir neden olmalı. Ben lisede Evrim Teorisini öğrendiğimde bana o kadar bariz geldi ki bu konuda biraz daha bilgilenmek için bir an duraksamadım. Belki bir yerçekimi kadar gerçekti. Bana saçma gelen bunun sadece 150 yıl önce keşfedilmesi olmuştu. Birçok türün arasındaki benzerliği görmek bu kadar mı zor? Aslanlar la kediler, farelerle sıçanlar, fillerle mamutlar birbirlerine benzemezlermi? Bu basit benzerlikleri bile görmek bu kadar zor mu?

http://www.sanparks.org/parks/kruger/elephants/images/elephant-evolution.jpg

Sn tensiz.denek,

Bunun nedeni insanın egosu.İnsanlar kendilerine o kadar aşıklar ki, bir hayvan olduklarının kabul etmek onların isteyeceği en son şey.

bilge34
15-08-2009, 10:47
Moleküler biyolojinin ve genetik biliminin gelişimi ile birlikte, yeryüzünde yaşayan tüm kadınların atasının (eva teorisi) bir kadın ve yeryüzünde yaşayan tüm erkeklerin atasının da bir erkek (Peter Underhill y kromozumu araştırması) olduğu ortaya çıktı.
Adem ve Havva bilimsel bir gerçekliktir. Kutsal metinlerin bize sembolik bir dille bildirdiği Adem ve Havva insanlığın ilk ataları, ilk ailedir.

Daha neyi tartışıyoruz !

Allah herşeyi en iyi bilendir !

Sapiens
15-08-2009, 11:38
Moleküler biyolojinin ve genetik biliminin gelişimi ile birlikte, yeryüzünde yaşayan tüm kadınların atasının (eva teorisi) bir kadın ve yeryüzünde yaşayan tüm erkeklerin atasının da bir erkek (Peter Underhill y kromozumu araştırması) olduğu ortaya çıktı.
Adem ve Havva bilimsel bir gerçekliktir. Kutsal metinlerin bize sembolik bir dille bildirdiği Adem ve Havva insanlığın ilk ataları, ilk ailedir.


Adem ile Havva gerçekten yaşamış olsalardı, bunun izlerini DNA kayıtlarından kolaylıkla bulabilirdik. Her insanda mevcut olan bazı temel mutasyonları izleyerek, Mitokondrial DNA üzerinden kadınların, Y kromozomu üzerinden erkeklerin geçmişi izlenebilir. Bu durumda, herkeste mevcut olan bir mutasyonun diğer mutasyonlarla olan adımına bakarak bir zaman tahmini yapılabilir. Bu şekilde herkesin atası olan bir dişi ve erkeğe dair kanıtlar çıkarılmıştır.

Evrim teorisi zaten insanda mevcut değişimlerin bir bireyden başlaması gerektiğini ortaya koyuyor. Örneğin, erkeklerde mevcut olan bilinen en eski mutasyon bizim bildiğimiz en eski erkek atamıza ait. Aynı şekilde mitokondriyal DNA üzerinden de bilinen en eski kadına ulaşmak mümkün.

Ancak buradaki sorun, bu Adem ile Havva arasında bir kaç yüz bin yıl ve nesil geçmiş olması. Yani, insanlar Adem ile Havva'dan ve çocuklarından gelmiş değil. Adem A1 olsun, Havva ise H1. A1'in çocuklarından H2 dişisi, başka bir erkekle melezlenmiş vs. vs. Ve böylece sürüp gitmiş olay. Sonuçta, erişebildiğimiz en eski kadın, en eski erkekten çok çok önce yaşamış dünyada. Kısaca, Havva yaşamış, çoluk çocuk sahibi olmuş ama Adem'i hiç görmeden ölmüş gitmiştir. Onun birkaç yüzüncü torunlarından biri ise Adem ile karşılaşmış.

bilge34
15-08-2009, 17:43
Sn. Sapiens

İlk annenin Afrikada 140-200 bin yıl önceki zaman aralığında yaşadığı tahmin ediliyor. Keza Underhill araştırmasının tahminlerine göre de İlk erkek 180 bin yıl önce yaşamış olması gerekir. Her iki atanın yaşama zamanlarında paralellik var. Sizin getirdiğiniz açıklama, havada kalıyor.

Adem ve Havva bilimsel bir gerçekliktir.

Allah herşeyi en iyi bilendir !

Sapiens
15-08-2009, 20:09
İlk annenin Afrikada 140-200 bin yıl önceki zaman aralığında yaşadığı tahmin ediliyor. Keza Underhill araştırmasının tahminlerine göre de İlk erkek 180 bin yıl önce yaşamış olması gerekir. Her iki atanın yaşama zamanlarında paralellik var. Sizin getirdiğiniz açıklama, havada kalıyor.

Adem ve Havva bilimsel bir gerçekliktir.

Şu bilimsel gerçekliği bir göster bakalım. Önce malı görelim...