PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İlericilik ve Gericilik Doğuştan mı?


imhotep
12-02-2009, 15:33
İlericilik ve gericilik doğuştan mı?

Son günlerde ortaya atılan bir iddiaya göre insanların siyasi duruşu büyük ölçüde biyolojisi tarafından belirleniyor. İlk olarak ABD'de filizlenen bu iddia, Amerikan siyasetinin ters kutuplarında yer alan muhafazakâr ve liberal görüşü örnek alıyor. Oysa siyaset bilimi terminolojisinde bu görüşler ifadesini ilericilik ve tutuculuk kavramlarında buluyor. İki zıt uçta yer alan, birbiriyle uyuşmaz gibi görünen siyasi görüşlerin, doğumdan sonra da büyük bir inatla değişime direndiği ileri sürülüyor. Bu iddiayı destekleyen bilimsel kanıtların her geçen gün artması, iddiayı ciddiye almayanları bir kez daha düşünmeye zorluyor.

"Muhafazakâr bir insanı ilerici olması için zorlamak, bu insanı mavi gözlü olması için ikna etmeye benzer. Siyasi görüşleri ikna yoluyla değiştirme konusunda biraz daha düşünmemiz gerekiyor."

İlericilik ve tutuculuk olarak siyasi yelpazenin iki ucunda yer alan siyasi görüşlerin beynimize doğuştan kazınmış olduğunu bilimsel bulgulara dayanarak kanıtlamaya çalışan Teksas'taki Rice Üniversitesi'nden siyaset bilimcisi John Alford iddiasını şu çarpıcı örnekle açıklıyor: "Muhafazakâr bir insanı ilerici olması için zorlamak, bu insanı mavi gözlü olması için ikna etmeye benzer. Siyasi görüşleri ikna yoluyla değiştirme konusunda biraz daha düşünmemiz gerekiyor."

Bu görüşü destekleyen kanıtlar giderek güçleniyor. Örneğin ikizler üzerinde yapılan deneylerde, okullardaki din derslerinden nükleer enerjiye ve eşcinsel haklarına dek pek çok konudaki görüşlerin güçlü bir genetik yanı olduğu görülüyor. Hatta seçim günü oy verme veya vermeme kararının bile genlerle ilişkisi olduğu söyleniyor. Konuyu inceleyen sinir bilimciler, işi bir adım daha ileri götürerek, liberal ve muhafazakârların beyinlerinin farklı çalıştığını ileri sürüyor.

YENİ BİR GÖRÜŞ DEĞİL

Siyasi görüşlerimizin genlerimiz tarafından şekillendirildiği fikri aslında yeni değil. Fakat son yıllarda siyaset bilimcilerinin ilgisini çekme şansını yakalamış. Alford, 2005 yılında davranış genetiği konusunda yirmi yıl boyunca sürdürülen çalışmaları inceleyerek, elde ettiği sonuçları bir bilim dergisinde yayımladı. Bu çalışmalar 30.000 ikizin siyası görüşlerini içeren veri tabanına dayanıyor (American Political Science Review, vol 99, p 153). Alford, tek yumurta ikizlerinin siyasi sorulara verdiği benzer yanıtların, çift yumurta ikizlerine oranla, daha fazla olduğunu keşfetti. Bütün bu sonuçlar Alford'a göre siyasi görüşlerin genlerden etkilendiğini gösteren somut birer kanıttır.

Bu sonuçlar pek çok bilim insanı için şaşırtıcıydı. Çünkü evrimsel değişim, yüzyılları kapsayan çok yavaş bir süreçtir. Oysa siyasi görüşler evrime oranla çok daha hızlı değişim geçirir. Bu durumda insanların, siyasi görüşleriyle ilgili genlerle donanmış olmasının evrim açısından ne gibi bir avantajı olabilir? Berkeley'deki Kaliforniya Üniversitesi'nden psikolog Frank Sulloway , kalıtsallığın siyasi görüşleri etkilediğini kabul etmekle birlikte, ortaya atılan iddiaların "tuhaf" ve "zor kabullenilir" olduğunu itiraf ediyor: "Komünistlerden hoşlanmama geni gibi bir gene sahip olduğumuzu sanmıyorum. Burada önemli olan bazı genlerin kişiliğimizi şekillendirmesi ve bu kişilik özelliklerinin de siyasi görüşlerle bağlantılı olması."

2003 yılında New York Üniversitesi'nden psikolog John Jost ve ekibi, 12 ülkeden 20.000 kişiyi kapsayan 88 araştırmayı kişilik özellikleri ve siyasi eğilimler arasında bir korelasyon olup olmaması açısından inceledi (American Pschologist, vol 61, p 651). Aşırı sağ ile ilişkilendirilen yabancı düşmanlığı gibi bazı özelliklerin açıkça siyasetle bağlantısı olduğu düşünülüyor. Ancak Jost akla gelmeyen başka bağlantıları ortaya çıkartıyor. Örneğin ölüm korkusunu şiddetle yaşayan insanların tutucu görüşlere sahip olma olasılığının dört misli fazla olduğunu ortaya çıkardı. Dogmatik tipler ayrıca daha tutucuyken, yeni deneyimlerden çekinmeyenlerin ise daha ilerici olduğu bulunuyor. Jost'un raporunda bunların yanı sıra muhafazakârların basit ve karmaşık olmayan resimleri, şiirleri ve şarkıları sevdiği belirtiliyor.

KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ İLE SİYASİ GÖRÜŞLER ARASINDAKİ İLİŞKİ

Jost, bu sonuçlardan yola çıkarak varolan kişilik modellerine uygun bir yapıyı ortaya çıkartıyor. Pek çok psikoloğa göre kişilik başlıca beş kategori altında incelenebilir. Bunlar:

° Vicdanlı olma

° Açıklık

° Dışa dönüklük

° Geçimli olma

° Nevrotiklik

Sonuncu özelliğin siyasi eğilimle bir bağlantısının olma olasılığı çok düşük. Oysa vicdanlı olma ölçeği üzerindeki puanlama ile siyasi spektrumun neresinde durduğunuz arasında yakın bir ilişki olduğu görülüyor.

Daha güçlü bir korelasyon, açıklık ve siyasi eğilimler arasında göze çarpıyor. Psikologlar açıklığı yeni düşünceleri kabullenme, belirsizliğe karşı tolerans ve farklı kültürlere ilgi duyma olarak tanımlıyor. Bütün bu özellikler bir araya getirildiğinde, açıklık ölçeğinde yüksek puan alanların ilerici olma olasılığının iki misline yükseldiği görülüyor.

Kişilik üzerindeki genetik etkiler ile farklı kişilik tiplerinin siyasi eğilimlerini birleştirdiğiniz zaman, genetiğin siyasi eğilimleri şekillendirmesi iddiasının pek de yabana atılmaması gerekliliği ortaya çıkıyor. Bu beş kişilik tipi büyük ölçüde kalıtsaldır (Journal of Research in Personality, vol 32, p 431). Çok sayıda araştırma, açıklık puanların yarısının genetik farklılıklarının bir sonucu olduğunu gösteriyor. Sosyallik gibi açıklık ile bağlantısı olan bazı özelliklerin beyindeki nörotransmiter düzeyinden etkilendiği biliniyor. Bu kimyasalların düzeyi de kısmen genler tarafından kontrol ediliyor. Dolayısıyla komünistlerden hoşlanmama gibi bir gen bulunmasa bile, açıklığı etkileyen bir dizi gen siyasi eğilimleri de etkiliyor olabilir.

OY VERME KARARI GENETİK

Araştırmacılar, bu tartışmadaki boşlukları doldurmak için bir sonraki aşamada siyasi görüşleri şekillendiren genleri ve beyin bölgelerini tespit etmek zorunda. Örneğin bugüne kadar kimse tutuculuk veya ilericilik ile ilgili bir gen bulmuş değil. Ancak San Diego'daki Kaliforniya Üniversitesi'nden siyaset bilimcisi James Fowler , seçim günü evde oturup oy vermeme veya oy verme kararının tek genden kaynaklandığını ileri sürüyor.

Oy verme eylemi kaçınılmaz olarak duygusal bir boyut içerir. Seçmenler genel olarak seçtikleri adaya karşı belirli bir ölçüde güven beslerler. Bu da ayrıntılarıyla bilinen 5HTT ve MAOA genlerinin bu eylemde etkin olduğu anlamına geliyor. Bu iki gen serotonin düzeyini kontrol eder. Serotonin güven ve sosyal ilişkilerle ilgili beyin bölgelerini etkiler. Bu gen versiyonlarına sahip olan bireylerin daha sosyal oldukları gözleniyor. Fowler'in varsayımına göre bu kişilerin oy verme olasılığının daha yüksek olması bekleniyor.

Fowler, sonuçları The Journal of Politics isimli dergide yayımlanan araştırmasında bu varsayımının doğruluğunu kanıtlamaya çalışıyor. 2.500 yetişkin ile ilgili verilerden yararlanan Fowler, serotonin düzeyini düzenleme konusunda etkin bir gen olan MAOA genine sahip insanların, etkin olmayan MAOA genine sahip insanlara oranla oy verme olasılığının 1.3 kez daha yüksek olduğunu gösteriyor. 5HTT tek başına böyle bir etki yaratmıyor. Fakat Fowler bu genin çevreyle çok karmaşık bir ilişki içinde bulunduğunu keşfetmiş. Spesifik bir dini gruba bağlı insanların oy verme sıklığının daha yüksek olduğu biliniyor.

Urbana-Champaign'deki Illinois Üniversitesi'nden Ira Carmen başka bir gene dikkat çekiyor. Bu, dopamin düzeyini düzenleyen D4DR geni. Yüksek düzeyde dopaminin obsesif-kompulsif adı verilen rahatsızlığı doğurduğu biliniyor. Carmen, bu nedenle dopaminin dünyaya düzen getirme ihtiyacı ile bağlantılı olduğu düşünüyor. Eğer bu doğru ise, yüksek dopamin düzeyi ile ilişkilendirilen D4DR geninin tutucularda daha fazla bulunma olasılığı yüksek.

BEYİN FAALİYETLERİNDEKİ FARK

Gen üzerinde sürdürülen bu araştırmalar, politik görüşlerin kalıtsallığını kanıtlamak için başvurulan tek yöntem değil. Eğer Jost'un kişilik çalışması doğru ise, tutucular ve ilericiler arasındaki farklılık beyin faaliyetlerinin ölçümlerinde de kendini gösterebilir. Örneğin birbiriyle çelişkili bilgileri işleme görevi beyindeki "Anterior Cingulate Cortex (ACC)" denilen bölgede gerçekleşir. İlericiler çelişkili fikirlere daha açık oldukları için bu bölgedeki faaliyetlerin ilerici ve tutucularda farklı olması da kaçınılmaz.

Geçen eylül ayında New York Üniversitesi'nden sinir bilimci David Amodio bu varsayımını 40 denek üzerinde yürüttüğü araştırmasıyla doğruladı (Nature Neuroscience, vol 10. p 1246). Sonuçta Amodio, alışkanlık oluşumu kontrolü gibi temel beyin mekanizmalarının tutucu beyin ile muhafazakâr beyin arasında fark yarattığını söylüyor.

İDDİAYA YÖNELTİLEN ELEŞTİRİLER

Bu arada siyaset bilimini biyoloji ile ilişkilendirme girişimleri sert eleştirilere de hedef oluyor. Bir kere kişilik çalışmalarının "şişirme" olduğu öne sürülüyor. Bunun nedeni açıklık gibi nitelikle ilgili özelliklerin göz rengi veya boy gibi kesin olan rakamlarla ölçülememesi. Kişiliği ölçmek için psikologlar, söz konusu özellikle ilgili bir dizi soru hazırlarlar. Örneğin açıklık özelliğini ölçmek için "düşünmeden bazı konuların üzerine balıklama atlar mısınız?" gibi bir soru yöneltilebilir. Ancak testlerdeki bazı sorular, aslında siyasi olan konulara da değinebilir. Yabancılara karşı tavır ile ilgili bir soru, doğası gereği siyasi içeriklidir.

North Carolina'daki Duke Üniversitesi'nden siyaset bilimcisi Evan Charney, kişilik çalışmalarına daha genel bir eleştiri yöneltiyor. Diğerlerinin belirttiği gibi, tutucular ile ilgili ortaya çok da sevimli olmayan bir tablo çıkıyor. Tutucular dogmatik, değişiklikten hoşlanmayan kişiler olarak sergilenirken, ilericiler, açık fikirli ve özgür ruhlu kişiler olarak tanıtılıyor. Charney bu konuda şu espriyi yapıyor: "Jost'un tutuculukla penis boyutu arasında negatif bir korelasyon bulmasını beklerdim. İlericilerin çoğunlukta olduğu akademisyenlerin tutuculuğu bir hastalık olarak gösterme eğiliminde olmaları son derece anlaşılabilir."

Sulloway bu son eleştirinin göz ardı edilmesinin zor olduğunu ileri sürüyor. "Tümüyle tarafsız bir tutumla bu konuyu incelemek neredeyse olanaksız. Özellikle kullanılan dilin tüm önyargılardan arınmış olması gerekir. Tutucu akademisyenlerin yürüttüğü çalışmalar da liberallere ilişkin olumsuz öngörüler yer alıyor."

Derleyen: Reyhan Oksay

Kaynak: New Scientist, 2 Şubat 2008 www.msnbc.msn.com (http://www.msnbc.msn.com/) www.conservapedia.com (http://www.conservapedia.com/) www.pbs.org (http://www.pbs.org/)


Cumhuriyet
Bilim Teknik
15.02.2008

Ayejj
12-02-2009, 15:52
Ülkemizde onca varilmiş çabaya rağmen, bilimsel düşünme alışkanlığının toplumun geneline yayılmamış olması ve buna karşın her türlü mistik düşünceye balıklama atlama tavrının her çağda aktif olması yukardaki araştırmaların doğruluğuna destek gösterilebilir.

evrensel-insan
12-02-2009, 17:23
Saygideger arkadaslar;

Insanoglu, dusunce ile dogmaz. Dusunme yetisi ve bunun kullanimi olarak kavramlastirma-dusunmeyi dile dokme- ozelligine sahiptir. Insanoglunun; dusunce olmadan dogumuna, "tabulu rasa" adi verilir.

Genetik olarak ise; aileden veya kalitimsal olarak aldigi ozellikler, dusunceden ziyade kolaylik saglayabilir. Soyleki; diyelim; babasinin matematige yatkisi ve kullanimi yuksek bir cocugun; diger cocuklara nazaran-ki o cocuklarin babasinin veya kalitimsal yapisinin boyle bir ozelligi olmadigini varsayarak-eger matematigin uzerine egilirse, algilamasi daha az cabasiz ve kolay olur. Yani; bir formulu; iki kullanimda ezberleyebilir. Diger cocukta, ayni formulu daha cok kullanimla ezberler.

Fark; matematik konusundaki; beyin olusumunun, bir cocukta, diger cocuga nazaran daha duyarli olmasidir. Unutmamak gerekirki; cocuk eger bu duyarliligi matematik temelinde kullanmazsa; degil, fark; bu duyarliligi olmayan cocuktan bile matematikte geri kalir. KALITIMSAL FARK; BEYIN HUCRELERININ OLUSUMUNDAKI, DUYARLILIK FARKIDIR.

Her cocugun zeka gelistirme kapasitesi vardir. Zekanin hangi konuda ve gelisim duzeyi; bir o konudaki kalitimsal duyarliliga ve cocugun bunu kullanimina baglidir.

HER COCUK HER COCUGUN DUSUNDUGUNU DUSUNEBILIR. TEK FARK; KALITIMIN YANINDA BU KONUDA HARCANAN DUSUNCE URETIMIDIR.

Eger, fiziksel bir beyin ozurlulugu yoksa; hicbir cocuk; dogustan, ne geri zekali ne de ileri zekali olamaz.

Bu sistemin ve duzenin; ayrimcilik kokenini korumasi icin; bu tip; insanoglu arasindaki; bazi farklari kalici kilma cabasinin altinda yatan neden; insanoglunu kontrol altinda tutabilmenin ve kendi cikari temelindeki duzen ve sistemi yurutebilmenin bir kandirmacasidir.

Oyuzden, bilimsel olarak; bu tip, irksal, kalitimsal, gensel ve DNA temelli konulari; dogalliga-degismez yapi- baglamaya ugrasiyorlar.

KIMSE NE GERI ZEKALI, NE DE ILERI ZEKALIDIR. Bir kisinin o da belirli bir konuda cabasi ve ogrenime yonelimi; diger kisiye gore ayni konu temelinde daha az olabilir. Az da olsa; cocuk bu cabayi gostermezse, bir yarari kalmaz. A sahsi; bir siiri; a sayisinda; B sahsida bir siiri b sayisinda okuyarak ezberliyebilir. Ama a ve b sayi cabalari olmasi sarttir.

Zeka, soyut bir kavramdir. Dogustan gelmez. Yasam ve iliskilerden dusuncenin uretimi temelinde ve konular bazinda caba sonucu gelisir ve pratiklesir.

Zekilik ise; kavrama cabuklugudur. her hangibir konuda, pratik zekali olup; bir acilim getirebilme ozelligidir Oyuzden; ZEKANIN GERISI VE ILERISI OLMAZ. CABUK ALGILAMA VE KAVRAMASI, PRATIK ANLAMDA MUMKUNDUR. BU PRATIK CABUKLUKTA; ZEKILIK ANLAMINI TASIR.

Son olarak;dogustan gelen fiziki ozurlulugu bu konuda disarida tuttugumuzu, bir daha hatirliyalim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

imhotep
12-02-2009, 17:42
İlk yazanlardan birinin evrensel olacağını biliyordum :D

evrensel-insan
12-02-2009, 17:56
Saygideger imhotep;

"icine mi dogdu?", yoksa, altinci his mi? Gerci, telepati de olabilir! :rolleyes:

Saygilarimla;
evrensel-insan

Ratiönalism
12-02-2009, 18:08
Birşey soracağım;

Şimdi K harfiyle başlayan üye,yobazlar,Afrikalılar gerizekalı olmuyor yani:rolleyes: Einstein'da ilerizekalı olmuyor:rolleyes:

Herkes aynı zekaya sahip olamaz ki ama:)

evrensel-insan
12-02-2009, 18:16
Saygideger rationalist;

Herkes, ayni zekaya sahiptir. Ayni derecede zekasini kullanmaz, fark pratiklik ve cabukluk farkidir. Bu farkta, bir kisiyi diger kisiye nazaran; zeki yapar. Gerci bu da algi meselesidir. Cunku, bir konudaki pratik zekayi algilayabilmek; ayni pratik cabukluk ve kavramayi becerebilmekle mumkundur. Senin, bir konuda zeki gormedigin bir sahis; baskasina ayni konuda zeki gorunebilir. Cunku, tum bu kavramlar, soyuttur. O yuzden de; kendi icinde degisken ve gorecelidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

imhotep
12-02-2009, 21:23
Yok evrensel biraz felsefi yönü de var konunun da o bakımdan :)

Serdar
13-02-2009, 01:39
Öyle birşeyin genetiksel olduğunu sanmıyorum. Ki zaten genetik kavramı - üç beş şirketin emposizmi dışında - ne idüğü belirsiz, kara kutu gibi birşey. 20. ve 21. yüzyılın en çok yanılgıya düştüğü alan bu. Birçok bilim adamı bunun için savaştı ve bazıları arsızca taşlanıldılar. Türlü hastalıklar, akıl, ruh, kanser, felç, bilmem ne cart curt, hiç araştırılmadan genetiksele bağlanılmaya çalışıldı.(20. yy'nin başlarında bunlar) Bir bakıma toplumsal koşulların insanlara verdiği zararı örtbas etmekten başka birşeye yaramadı bu.

Anlayış giderek çevrenin etkisinden, genetiğin etkisine doğru kaymaya başladı 20. yy'den 21. yy'a giderken.

Günümüzde gelinen sonuç: kanser, akıl, ruh hastalıkları, diğer bedensel hastalıklar, insanın bilmem hayatının kaçınca salisesinde kaç mikrolitre osuracağı, hangi kızla evleneciği herşey genetiğe bağlanıyor.

Yani yapılmak istenen şu: yeni bir tanrı yaratılmaya çalışılıyor: genetik tanrısı. VE herşey ona bağlanıyor, ondan sorumlu tutuluyor. Bu ise canlının gerçek işlevleri hakkında birçok konunun araştırılmasını ve gözönünde bulundurulmasını arka plana itmeye yarıyor.


Yani insanın içindeki tanrının bir kopyası bilimsel alana kaydırılmaya çalışılıyor. Zaten toplum genel olarak bilim-din diye iki kategoriye bölünmüş. Şimdi ise yeni doğmuş bir yavru hangi alana savrulursa savrulsun tanrıların içinde boğulacak.

Bu ise gerçek bilimin gelişmesi için insanlığın önünde bence büyük bir engel. Bilimsel araştırmayı üç-beş tane tekelci şirketin avucunda toplamaya yarıyor giderek.

Serdar
13-02-2009, 01:52
Bu tür saçmalıkların avrupada, abdde çıkması beni hiç şaşırtmıyor. Nitekim, tayyibin 10 yıl öncesinden tc'nin başına geçirileceğini bir elit abd dergisi yazmıştı. Tayyip kim? Dinci, tanrıcı bir emperyalist maşası. Nihayetinde bu ülkeyi ve dünyayı din/tanrı karmaşasında boğmak isteyenler, bilimin içine genetik tanrısını sokmak isteyenler aynı güçler: Tekelleşen, sömürgeci dünyanın sözü geçerleri.

Ayejj
13-02-2009, 12:17
Şahsi görüşüm genetik bilimine yeni bir tanrı rolü biçilmesinin yanlış olduğu yolundadır.
Kalıtımın bilgisinin korunması ve kuşaklar boyu aktarılması durumunun evrim teorisi açısından zorlayıcı olduğunu ve bir tanrı tarafından yaratılma kavramını ilk bakışta destekler göründüğünü kabul ediyorum.
Fakat bu durum bizi genetik bilmini reddetmeye götürmemelidir.Genetik konusunda bilgilerimiz geliştikçe evrimi destekleyen genetik verilerin hiç tartışmaya yer bırakmayacak şekilde ele geçirileceği kanaatindeyim.
Çünkü evrim teorisi birden fazla bilimsel alan tarafından kanıtları ortaya konabilen bir teoridir.

Ayejj
13-02-2009, 12:23
Sevgili evrensel insan,

Mesela yumurtadan çıkan canlılar var.Ve bu canlılar yaşamları yapmaları gereken şeyleri içgüdüsel olarak biliyorlar. Bu durum genetiğin düşünceye etkisine bir örnek değil midir.?

Saygılar.

evrensel-insan
13-02-2009, 14:16
Saygideger Ayeji;

Sorun, genetiklik, kalitimsallik, DNA v.s, degil; bunlara yuklenen dusunce. Cunku, bu ayrimci kokenli dusunce; sadece; insanoglunu kalici olarak ayrimci tutabilmek icin, yuklenen dusunceyi bir arac olarak kullaniliyor.

Konu zaten; her olusumun; degisim-donusum-baskalasim suregelenligi temelindeki; biribiriyle olan etkilesimidir. Bu etkilesimin; zincirleme olan ve her bir olusum zincirin bir halkasi olmak, vasfiyla, birbirini tamamlar.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Ayejj
14-02-2009, 12:52
Saygıdeger evrensel insan,

Ayrımcılık kötü birşey, birtakım insanların zararına yapıldığında ise felaket birşey.Ama genetik veya başka şekilde olsun ,birbirinden ayrışma doganın bir kuralıdır.

İnsani değerlerimiz açısından elbetteki ayrımcılık yapmayacağız ama bilimsel düşünme sistemimiz açısından ise ayrşan şeyleri belirtmek gerekir.

saygılar.

evrensel-insan
14-02-2009, 20:38
Saygideger ayeji;

Ayirmak ve ayristirmak baska; Farki farkederek, farkin hakkini vermek baskadir. Siz bir seyi ayirir veya ayristirirsaniz; birlestirme, butunlestirme ve beraber kilma olanagini ortadan kaldirmis olursunuz.

Halbuki; farkli kildiginiz farklarin, farkini koruyarak ve gozeterek; bir ahenk ve mozaik icinde; birarada, beraber ve birlik icinde yasatabilir ve butunun, farklariyla birlikte, butunlesmesini tamamlayabilirsiniz.

O yuzden, ayirmak ve farkin farkina varmak; biribirine zit iki algidir. Birincisi; dogal dusuncenin; kokeninin temel sorunlarindan biri, otekisi ise; bu sorunu ortaya koyan ve celiskili olani iliski haline getirendir.

Ikincisi, dusunen dusuncenin; insan olma ve insan olarak davranmasinin ozudur. Birinci ise ; insanoglunun; erksel, bencil, kokeninin temelidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Ayejj
15-02-2009, 14:27
Ayirmak ve ayristirmak baska; Farki farkederek, farkin hakkini vermek baskadir. Siz bir seyi ayirir veya ayristirirsaniz; birlestirme, butunlestirme ve beraber kilma olanagini ortadan kaldirmis olursunuz.
Sayın evrensel insan,
Sizin farkı farkederek ,farkın hakkını vermek derken kastettiğinizi ben ''ayrışan şeyleri belirtmek'' cümlesiyle ifade ediyorum.Temelde çelişkimiz yok ifadede ayrılıyoruz.

placebo
15-02-2009, 19:02
serdar alıntı
Yani yapılmak istenen şu: yeni bir tanrı yaratılmaya çalışılıyor: genetik tanrısı. VE herşey ona bağlanıyor, ondan sorumlu tutuluyor. Bu ise canlının gerçek işlevleri hakkında birçok konunun araştırılmasını ve gözönünde bulundurulmasını arka plana itmeye yarıyor.


Yanılıyorsunuz..Araştırmalar sonucunda ortaya gen çıkıyorsa yapacak bir şey yok...Bir bilim adamı olsanız ve araştırmalarda bulunuyor olsanız"Haydaaa bunun da altından zırva genler çıktı,boşverin araştırmayı bırakıyorum,ben başka şekillerde bir sonuca ulaşmaya çalışacağım"mı diyeceksiniz..Siz genetiğin ne kadar önemli bir konu olduğunun bilincinde misiniz acaba?..Eğer genlerimizin şifrelerini çözmenin imkanı varsa ve bu yolla açığa çıkarılmayı bekleyen bir sürü bilimsel sır ,hastalık tedavisi,evrim teorisinin cevaplanmayı bekleyen soruları varsa, bırakalım dağınık mı kalsın genetik..Genetik çalışmalara bu kadar sert çıkarken,bir başka başlıkta bir nevi reiki'nin batı uyarlaması olan orgonomy ile ilgili sayfalar dolusu yazı yazmanız bence çok enteresan...

evrensel-insan
15-02-2009, 21:04
Saygideger placebo;

Geni, bilimsel olarak incelemek baskadir; o gene "bencil" veya "ayrimci" kavrami ilistirmek, baskadir. Ne yani; genin ustunde; "bencil" veya "ayrimci" mi yaziyor? HANGI DILDEN?

Neden, bilim adamlari geni incelerken; ona bir kavram yuklerler ki. Bir genin; yapisi fizikseldir. Ona bir kavram verirseniz; o fizikselligi; soyutla ozdeslestirmis olursunuz. Bunu da ancak dusunce yapar, yani dogal dusunce.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sinner
15-02-2009, 21:23
ABD'de topu topu iki parti var zaten...
İnsanın hangi partiyi destekleyeceğini genetik kodları belirliyor düşüncesi bana pek mantıklı gelmedi.
Bu araştırma, parti, ideoloji, din vs. değiştiren ve geçmişteki duruşuna taban tabana zıt tavır alan insanları nasıl izah ediyor acaba ??

Serdar
15-02-2009, 22:17
serdar alıntı


Yanılıyorsunuz..Araştırmalar sonucunda ortaya gen çıkıyorsa yapacak bir şey yok...Bir bilim adamı olsanız ve araştırmalarda bulunuyor olsanız"Haydaaa bunun da altından zırva genler çıktı,boşverin araştırmayı bırakıyorum,ben başka şekillerde bir sonuca ulaşmaya çalışacağım"mı diyeceksiniz..Siz genetiğin ne kadar önemli bir konu olduğunun bilincinde misiniz acaba?..Eğer genlerimizin şifrelerini çözmenin imkanı varsa ve bu yolla açığa çıkarılmayı bekleyen bir sürü bilimsel sır ,hastalık tedavisi,evrim teorisinin cevaplanmayı bekleyen soruları varsa, bırakalım dağınık mı kalsın genetik..Genetik çalışmalara bu kadar sert çıkarken,bir başka başlıkta bir nevi reiki'nin batı uyarlaması olan orgonomy ile ilgili sayfalar dolusu yazı yazmanız bence çok enteresan...

Sevgili placebo, ya farkın farkına var birkere, bak o kadar yazmış evrensel. Canlı denen şeyin varlığını ve yönetimi, bir tek molekülden sorumlu tutmak, bu ne bilim mi bu? Daha doğrusu doğada böyle birşey var mı? Doğada olmayan şeyin bilimde ne işi var?

Şu düşüncelerin hepsi aynı kapıya çıkar ve insan yaratığın makinalaşmasının, gerçek doğasınından uzaklaşmasının sonucudur:

Hücrenin tüm işlevlerini, DNA denen tek bir molekül yönetiyor.

İnsan bedeni ve düşüncelerinden sorumlu tek organ kafasının içindeki beyindir.

Evrendeki herşeyi allah yaratmıştır, herşey onun kontrolündedir ve gelecekte neler olacağını hep o bilir.

Birkere herşey birbirleriyle etkileşim halindedir gerek canlıdaki moleküller arasında, gerek toplumda gerek insan bedeninde. Canlı denen yapıda(buna insan bedeni, canlı hücre ve toplumu da katmak istiyorum) her parça birbirine bağımlıdır, biri olmadan öteki çalışamaz. İnsan bedeninden karaciğerini çıkar at, o insan yaşar mı bir bak. Toplum denen yapıda, her hangi bir iş bölümüne ayrılmış bir kesimi çıkar at, öbür birbirine bağımı iş bölümleri de aksar, çalışmaz. Canlı bir hücrede, bir mitokondriyi çıkar at, o canlı enerji üretebilir mi bir bak. Birşeyin nedeni bütünün sadece bir parçası değil, bütünün kendisinin işleyişidir. Bu işleyişi de o canlı yapının, çevresel koşullarının, hayatının başlangıç anından itibaren ona yaşattığı dalgalanmalı frekansı(sıklığıdır)dır. Ama kalıtım diye birşey yok değildir. Ebeveynlerden gelen işlevsel dalgalanmalar da yavru hücreleri etkilemekte, ona elbet yön vermektedir. Ama bir akıl hastalığının, kanserin, insanın 20 yaşına geldiğinde ilerici mi, gerici mi olacağını, şizofren mi, katil mi olacağını belirleyen etken tamamiyle ebeveynlerin etkisiyle değildir. Bunun oranı çok çok azdır. Ebeveyn etkisi ancak temel işlevleri ve içgüdüleri belirleyebilir. Bu sonuçlar, günümüzde bilinçli olarak arkasında yatan etkenin, toplumsal nedenlerin, çevresel(anne karnı veya dış dünyanın) etkenlerin etkisini insanlardan saklamak, arka plana itmektir.

Tek bir parçanın bütünün kalıtımından sorumlu olamayacağı çok açıktır. Bunun için bana doğada tek birşeyin herşeyden sorumlu olduğunu gösteren sadece bir tek örnek göstermesi istiyorum. Gösterebileceğin 3 şey var genel olarak(en çok hatasına düşülen): onlar da yukarıdaki koyu olarak yazdığım 3 tek anlayış.

Kanser ve tümör dokusu, hiçbir zaman, öldürücü sürecin gerçek nedeni olmadılar. Bu garipleşmiş dokular, vücuttaki gerçek işlevsel çürümenin sadece birer belirtisi olabilirler.

Belirtilerle, gerçek nedeni birbirinden ayırmak son derece önemlidir. Evrenselin farkın farkına varmak deyimi de bu olsa gerek.

Aynı şekilde beyin denen bilmem kaç kg ağırlığındaki organ da, kendisinin bir yönetici, allah gibi bağımsız bir varlık olduğunu değil, bedendeki çeşitli organ ve dokular arasındaki, eşgüdümün, işbirliğinin, işlevsel birliğin ve birbirine bağımlılığı olarak gerçekleşen yaşamın sadece bir belirtisidir. Hayati bakımdan önemi de bir bağırsak, bir mide, bir karaciğer ve kalbin olduğu kadardır. Kalbi çıkar at canlı ölür. Sinir sistemini(beyni) çıkar at, organlar arasında işbirliği ve iletişim kurulamaz.

Aynı şekilde DNA, eğer gerçekten kalıtımla ilgili bir yapıysa, kendisinin allah gibi bağımsız bir güç veya yönetici değil, hücrede gerçekeşen tüm biyokimyasal reaksiyonların hücre içerisinde polimerik bir yapıda depolandığı sadece bir belirti olabilir. Bu benim kişisel olaral DNA anlayışına en iyi niyetli bakışım. Böyle olduğunu varsayarsak bile şu soruyu sormadan edemeyiz: sadece belirtilerin kotrol edilmesiyle tüm yapı kotrol edilebilir mi veya düzeltilerbilir mi? Doğada bunun örneği var mı? Hayır. Sorulacak bir çok soru herkesi beklemekte:

Sadece kanser dokularına karşı geliştirilen bir takım kimsayal ilaçlar, bu hastalığı tedavi edebildiler mi şu ana kadar? Peki niye kanser(veya tümör) dokusu kesilip alınan bir hastada belli bir süre sonra tekrar kanser dokusu oluşmakta?

Şunu da ekliyeyim, madem konuya değinmişken: kalıtım alanında şu anda yeni bir görüş yükselmekete. DNA anlayışı dünyanın bir çok yerinde itibarını kaybetme aşamasına geçmekte. Görüş ise kısaca şöyle: hücrede gerçekleşen biyokimyasal yol izlerinin ve reaksiyonların frekanslarının korunması yönünde. Bu görüş hücrenin tamamını ele almamıza fırsat vermekte. Elbette, geliştirilebilip,daha farklı görüşler de öne sürülebilir.

Sonuç olarak kalıtım önemsiz bir konu değildir. Sadece çarptırılmakta, arkası örtülmekte, belli bir dogma anlayışı içersinde örülmeye çalışılmaktadır.

Reiki konusuna gelince, o konu hakkında sayfalarca yazı yazmadım. Sadece bir mesaj yazdım. O mesajımda sadece kendimin farkettiği bir görüngüyü sizlerle paylaştım. Ama doğru, ama yanlış. Sadece benzer yanlarının olduğunu ve büyük farklılıkları olduğunu da belirttim.
Ondan sonraki mesajlarım bahsettiğim doğu felsefesi ile bağlantılı şeyler değil. Buradan yazdıklarımı okumayarak yorum yaptığın da kendisini gösteriyor.

placebo
15-02-2009, 22:20
Evrensel İnsan - alıntı
Geni, bilimsel olarak incelemek baskadir; o gene "bencil" veya "ayrimci" kavrami ilistirmek, baskadir. Ne yani; genin ustunde; "bencil" veya "ayrimci" mi yaziyor? HANGI DILDEN?

Neden, bilim adamlari geni incelerken; ona bir kavram yuklerler ki. Bir genin; yapisi fizikseldir. Ona bir kavram verirseniz; o fizikselligi; soyutla ozdeslestirmis olursunuz. Bunu da ancak dusunce yapar, yani dogal dusunce.


Kavramsız yada sıfatsız bir şey nasıl anlatılabilinirki?..Ama eminim siz bir genetikçi olsaydınız,öncesinde felsefik düşüncenin uzun düşün sürecinden geçtikten sonra ancak anlamlandırabileceğimiz karmaşık tanımlar ve sıfatlar getirirdiniz.:D..

Sevgiler

evrensel-insan
15-02-2009, 23:08
Saygideger placebo;

Mesele, zihniyettir. Hangi zihniyete sahipseniz, kavrami ve ifadeyi ona gore verirsiniz. Gene, bencil kavrami verenlerin zihniyetide aciktir."Bencillik; insanoglunun dogasinda"demek istemektedirler. Boylece, insanoglu; ayrimci ve erksel yasam ve iliskisini surdursun diye. Insan geni; bencil olamaz, cunku insan kavraminin ozu bencil olamaz. Dolayisiyle, bencillik; insanoglunun dusuncesindedir, insanin dogasinda degil.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Ayejj
16-02-2009, 13:40
Saygideger placebo;

Mesele, zihniyettir. Hangi zihniyete sahipseniz, kavrami ve ifadeyi ona gore verirsiniz. Gene, bencil kavrami verenlerin zihniyetide aciktir."Bencillik; insanoglunun dogasinda"demek istemektedirler. Boylece, insanoglu; ayrimci ve erksel yasam ve iliskisini surdursun diye. Insan geni; bencil olamaz, cunku insan kavraminin ozu bencil olamaz. Dolayisiyle, bencillik; insanoglunun dusuncesindedir, insanin dogasinda degil.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Sayın evrensel insan,
Genler bencildir.Örneğin genç erkek aslanlar başka bir aslan grubunun erkek aslanını öldürünce ,onun yeni doğmuş yavrularını dahi öldürür. Neden çünkü kendi genleri için yaşam alanı yaratmaya çalışır.

Bir diğer örnek,

Benzer şekilde Lahn'ın kendisi, yararlı bir işlev gördüğü iddia edilen yeni "mikrosefalin" geninin Sahra Çölü'nün güneyinde çok az görüldüğünü ortaya çıkarttı. Bunun yanı sıra ASPM'in yeni şeklinin Avrupalılarda ve Ortadoğulularda çok yaygın olduğunu keşfetti. Bu iki mutasyonun atalarımızın Afrika'dan göç ettikten sonra doğan Afrikalı olmayanlarda ortaya çıkmış olduğu düşünülüyordu. Ancak Lahn bu iki genin Afrika'dan çıkmış olmasının daha büyük bir olasılık olduğunu iddia ederek, bunların sayesinde beynimizin bazı ortamlara daha iyi uyum sağladığını düşünüyor. Kaldı ki Lahn'a göre "daha uyumlu" olmak "daha iyi" olmak anlamına gelmeyebilir.
Cumhuriyet
Bilim Teknik[/B]
13.05.2006
Afrikanın güneyinde hiçbir medeniyet kurulmamış olması belkide bu genin eksikliğinden olabilir.Bu genlerin düşünceye etkisinin dolaylı olarak var olsuğunu göstermez mi?

Ayejj
16-02-2009, 13:51
Yani yapılmak istenen şu: yeni bir tanrı yaratılmaya çalışılıyor: genetik tanrısı. VE herşey ona bağlanıyor, ondan sorumlu tutuluyor. Bu ise canlının gerçek işlevleri hakkında birçok konunun araştırılmasını ve gözönünde bulundurulmasını arka plana itmeye yarıyor.

Genetikten bir tanrı yaratılırsa ,bu tanrı atomlardan ,moleküllerden oluşmuş bir tanrı olur.Bu da tanrıyı maddeleştirir.
Zaten materyalizmde ne söylüyor.''Herşey maddeden gelir'' diyor.
Yani genetikten tanrı var edilemez.Genlerden ancak materyalist bir biyoloji anlayışı çıkar.