Orijinalini görmek için tıklayınız : TÜBİTAK’tan müftülere strateji dersi
Darwin sansürüyle gündeme gelen TÜBİTAK’a bağlı enstitünün Diyanet personeline ‘strateji eğitimi’ verdiği ortaya çıktı.
soL (HABER MERKEZİ) Bilim Teknik dergisinde Darwin’i sansürleyen TÜBİTAK’ın imamlara “strateji eğitimi” verdiği öğrenildi.
Akşam gazetesinden Ali Ekber Ertürk’ün haberine göre, TÜBİTAK’a bağlı Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü (TÜSSİDE), aralarında müftülerin de bulunduğu Diyanet personeline yaklaşık 4 yıldır “strateji eğitimi” veriyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’yla TÜSSİDE arasındaki işbirliği, Diyanet’in “2009-2013 Stratejik Planı”nda da yer aldı. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Stratejik Plan 2009-2013” adlı raporunda, TÜBİTAK’a bağlı TÜSSİDE’nin 5 Ekim 2006 tarihi itibarıyla kuruma danışmanlık yaptığı, planlama, yönetim konularında idari personele ve müftülere eğitim verdiği bilgisine yer verildi.
TÜSSİDE Müdürvekili Necmettin Oktay, “Diyanet’e, özel dersler verdiğimiz doğru. Ancak bu hizmeti sadece Diyanet’e değil, isteyen kurumlara da sunuyoruz” dedi
karadenizli
13-03-2009, 17:37
Ne var bunda şimdi
hem cahil dersiniz
eğitim almaya başladıklarında böyle yaparsınız.
sizide anlamak mümkün değil
elcihanaferin
13-03-2009, 19:14
Eğer burada hassas bir nokta olmasaydı cevap vermeye gerek kalmazdı. Ama gerek görülmüş işte! Neden hassas nokta? Çünkü bilimden bihaber o kurum kendini bilime karşı geliştirirken aynı zamanda şeriatçilere de taktik vermekte uzman hale gelmiş. Yani keli görünmüş.
Bilim Teknik 27.03.2009GÜNDEM
Akademik Yayın Müdürü İlahiyatçı
Dergi, Darwin tartışmalarıyla dolup taşıyor… İşin en hoş tarafı, aslında Darwin’i sevmeyen günümüzdeki İslamcı sömürge artıklarının, Amerikan Evangelistlerinin buradaki adamlarının ve genel olarak ülkemizdeki siyasal İslamın yükselişinin etkisi altında kalan zevatın, İslam düşünce/dinsel felsefe tarihinin temel taşlarıyla, hatta ve hatta Kuran’ın hem lafzı hem de ruhuyla (Bknz. Nihat Kınıkoğlu’nun yazısı) bile zerre kadar bir ilişkilerinin olmaması!
Bu açıdan bakıldığında, akla şu geliyor: Kültür ve düşünce temeli sıfır olan bir takım “karar verici” ve “kamuoyu yapılandırıcı” ve iktidardaki zevat, Darwin konusunu, ülkenin ve seçmenin içinde bulunduğu ‘Cahiliye” döneminde bir siyasi kaldıraç aracı olarak kullandığıdır!
Bunun başka bir açıklaması da, olayın farkında zerre kadar olmamalarıdır! Cehaletin bir ölçüsü mutlaka vardır, ama bu önemli midir? Örneğin, tepemizdeki cehalet, Doğan Kuban’ın Obama ve İslam analizini okusa, buradan ne anlar ve –kendisi için değil- ülke için ne gibi sonuçlar çıkartma cesaretini veya zekâsını gösterebilir! Zaten Bilge İnsan’ımız Kuban da, ilginç bir şekilde ülkemizdekilere değil, Obama’ya sesleniyor! Gelecek sayımızda, İslami bilginlerin Evrim konusundaki düşünce ve tutumlarına yer vermeyi sürdüreceğiz.
***
Kurumsal temelde yaşadığımız Darwin ve evrim skandalının dünya biliminin kalbinde büyük yankı yaratmasına şaşırmamalıyız. En son Nature dergisinde yayımlanan haberin, Türkiye’de bilimin kurumsal yönetimi ve uygulamaları konusunda dünya bilimine yeterince bir fikir verdiği görülüyor.
Ülkemizdeki tepkiler az buz değil. Ancak, bildiğim kadarıyla, hiç bir üniversite yönetiminin, rektörlüğün veya senatonun, bir açıklama yapmamasını, burada tarih için bir kayda geçirmekte yarar var. Gelecekte birileri, bu tarihi olayı öğrenmeye kalkıştığında, üniversite yönetimleri için ne düşünmesi gerektiği konusunda en azından bizim dergimizden bir fikir edinme şansını bulacaktır. Onlara el sallıyoruz ve merhaba diyoruz!
ODTÜ ve diğer bazı üniversitelerden akademisyenler, yönetimlerden bağımsız olarak TÜBİTAK’daki bu skandalı protesto ettiler. Boğaziçi Üniversitesi’nde 224 civarında akademisyenin imzaladığı açıklamada ise, özetle “TÜBİTAK'ın yayımladığı Bilim ve Teknik dergisinin Darwin sayısı bağlamında yaşanan müdahale ve arkasından yapılan açıklamaları derin kaygı ile izlemekteyiz... üst yönetimce uygulanmış olan sansür, bilim dışı siyasi ölçütlerin devrede olduğu ve TÜBİTAK'ta kararların nesnel ve saydam bir biçimde alınmadığı izlenimini yaratmıştır... TÜBİTAK'ın kurumsallık ve özerklik gibi temel özelliklerinin bile zedelendiğini göstermektedir. Bu olayla, TÜBİTAK'ın dünya kamuoyunda yaratmış olduğu olumsuz izlenim, uluslararası bilimsel saygınlığımıza da gölge düşürmüştür. Ülkemizin, yaşamı ve evreni eleştirel akıl yoluyla algılayan ve irdeleyen, dogmalardan uzak kuşaklara gereksinimi vardır. Sansürcü, dogmacı her türlü tepeden müdahale ise bilim ve eğitimin düşmanıdır. Darwin'in Evrim Kuramı, dünya bilim tarihinin en önemli kuramlarından biridir. Herhangi bir bilimsel kuramdan korkarak onu bilim dışı niyetlerle kurcalamak, sadece o kuramı örselemekle kalmaz, bunun ötesinde akılcı düşünce ve bilime dayanan eğitimi de bulandırır...” deniyor.
***
Bu arada, “Charles Darwin’in 200’üncü doğum yıldönümü anısına 22-25 Nisan 2009’da İstanbul Ritz-Carlton Hotel’de” bir sempozyum düzenlendi. Uluslararası Danışma Kurulu’nda ise, ülkemizden profesörler Aslı Tolun, Aykut Kence, Ayşe Erzan, Zehra Sayers; Kaliforniya Üniversitesi’nden Prof. Francisco Ayala, Cambridge Ünivresitesi’nden Prof. Sir Brian Heap FRS bulunuyor. Sempozyum, John Templeton Foundation’ın mali desteğiyle Faraday Institute, University of Cambridge (İng) tarafından düzenlendi. Amaç, “Darwin’i evrimsel biyolojideki en son gelişmelere odaklanan konferanslarla anmak”. Ayrıca, modern biyoloji eğitiminde yaşanan zorluklar üzerine konuşmalar yapılacak. “Program 24 Nisan Cuma günü yine Ritz-Carlton Hotel’de düzenlenecek halka açık Darwin’i anma aktivitesiyle sonlanacak.”
Bence, TÜBİTAK Bilim Kurulu bu sempozyumda yer almalı.
***
Prof. Dr. Bahattin Baysal, 1990’lı yıllarda editörlüğünü üstlendiği TÜBİTAK akademik dergilerden Türk. J. Chem.’nin editörlüğü üstlendikten kısa süre içinde dergiyi tümü ile değiştirmiş ve SCI'de incelenecek duruma sokmuştu. Çabasını bununla sınırlı tutmamış ve yardımlarıyla yıllar içinde 5 TÜBİTAK dergisinin daha uluslararası SCI indeksine girmesini ve uluslararası planda incelenir olmasını sağlamıştı. TÜBİTAK Başkanı’nın görevine son verdiğini ben de geçen haftaki dergimizde yayımlanan mektuptan öğrenmiştim. Kendi alanında tanınmış bu bilim insanımıza, neden bundan hiç haberimiz olmadığını sordum. Dedi ki “utandığım için görevime son verdiklerini kimseye duyurmadım..”..
Bu arada, akademik dergilerin başına, Akademik Yayınlar Müdürü olarak kimin getirilidğini düşünürsünüz?
Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Felsefesi Anabilim Dalı araştırma görevlisi Dr.Abdurrahman Aliy..
Bir din felsefecisi, kendi alanıyla zerre kadar ilgisi olmayan, tamamen fen bilimleri konusunda uluslararası yayınlar yapan 12 akademik derginin müdürlüğüne getiriliyor!
Sayın Aliy, sizinle ilgisiz bu görevi neden kabul ettiniz?
TÜBİTAK’ın çok sayın başkanı Yetiş, bu kişiyi bu göreve siz mi uygun gördünüz, yoksa birileri, mesela kurumda din işlerine baktığı anlaşılan Cebeci mi size önerdi ve atamasını yaptınız?
Kurumu, kendinizin yönettiğinizden emin misiniz? Bilim Kurulu, bu konuda ne diyor?
Kamu adına yanıt lütfen!
Orhan Bursalı
obursali@cumhuriyet.com.tr (obursali@cumhuriyet.com.tr?subject=YoreNet e-MEDYA ${TARIH}-${YAYIM_ADI}-${HKODU})
Yıllanmış
TED Ankara Koleji’nin 1967-68 yıllığında lise öğrencileri, 17 yaşındaki bir sınıf arkadaşları için şöyle yazmışlar:
“Yedi senede kolej hayatına intibak edemeyen, beş vakit aptesli, namazlı, uyanık bir Müslüman (İslamcı) oluşundan dolayı daima sipsivri kalan ve 5 bin kişide dava arkadaşı 15 kişinin başını çeken bu arkadaşımız dünyayı düzeltmenin kendine kaldığına inanıyor ve bütün sıkıntısı bu. Bizim elimizden gelen ise ona muvaffakiyetler temenni etmekten başka bir şey değil.”
Kim mi bu?
Şimdinin TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ve Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Ömer Ziya Cebeci’si...
Darwin’i sansürleyen Ömer Ziya Cebeci var ya, ta kendisi.
Yıllanmış
TED Ankara Koleji’nin 1967-68 yıllığında lise öğrencileri, 17 yaşındaki bir sınıf arkadaşları için şöyle yazmışlar:
“Yedi senede kolej hayatına intibak edemeyen, beş vakit aptesli, namazlı, uyanık bir Müslüman (İslamcı) oluşundan dolayı daima sipsivri kalan ve 5 bin kişide dava arkadaşı 15 kişinin başını çeken bu arkadaşımız dünyayı düzeltmenin kendine kaldığına inanıyor ve bütün sıkıntısı bu. Bizim elimizden gelen ise ona muvaffakiyetler temenni etmekten başka bir şey değil.”
Kim mi bu?
Şimdinin TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ve Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Ömer Ziya Cebeci’si...
Darwin’i sansürleyen Ömer Ziya Cebeci var ya, ta kendisi.
Gençken böyle şeyler yaşamış bir insandan bilimsel tarafsızlığı korumasını beklemek ''ciğeri kedinin korumasını beklemek'' gibi bir şey.
bir dakika !! , vurmadan once dinlemek gerek
herseyden once diyanet tubitak kadar devletin bir kurumu , her iki kurumda calisanlarda devletin memuru.
devletin gorevi ise isbasindaki hukumetin politikalarini yasal cerceveler icersinde hayata gecirmek,uygulanmasini saglayacak disliler olmasidir. Devletin kutsanmadigi , bir arac olarak kabul edildigi ulkelerde bu boyledir en azindan.
Turkiyede hukumetlerin hereket alani her ne kadar sinirli olsa dahi , belli bir politik cizgisini yansitabilmektedir.
secimle isbasina gelmis bir hukumetin altini cizerek soyluyorum yuruluktdeki yasal cerceveler icersinde kendi politikasini uygulamasida mesrudur.
Tubutakin yayin politikasini da bunun disinda tutamayiz , diyanet islerinin politikasinin belirlenmesinde oldugu gibi.
Bence bu konuda tubitatk i elestirmekden ziyade , onca zengin laik isadamlarimizin destegini alacak bir bilimsel yayin ortaya koymak gerekir ,
Sevgili niveru katılmanın zor olduğu savlar ileri sürmüşsün.
Evet meşru bir hükümetin devletin politik noktalarına kendi kadrolarını getirmesi son derece
mantıklıdır ve uygulama da böyledir.
Ama bazı alanlar vardır ki hükümetler dolayısı ile ideolojiler değişince değişmezler değişmemelidirler.
Diyelim ki meşru seçimlerle yehova şahitleri iktidara geldi. Kan verme düşüncelerine göre yanlış olduğu için bürokratik engellemeler çıkardı. Hatta bir adım ileri gitti devlet hastahanelerine dua ile iyileştirme odaları kurdu. Seçimin meşruiyeti bu uygulamayı haklı
kılar mı ?
Ancak bu başlıktaki yaklaşım yanlışlığı Tubitak Diyanet işleri örgütüne strateji dersi veremez şeklindedir ve yanlıştır, buna katılırım.
Son olarak Bilim Ve Teknik dergisinden uzaklaştırılanlar başta Raşit Gürdilek olmak üzere
NTV Bilim Dergisini çıkartıyorlar ve Bilim Ve Teknik dergisinden çok daha güzel ve doyurucu. Bir popüler bilim dergisi olarak herkese tavsiye ederim.
aslinda turkiyeden uzak olmanin rahatligi ile bu konulara derinlemesine bakmiyorum acikcasi . fakat yazinin her bolumunde yasal cerceveler icinde kalmak olarak zaten belirtmistim , bence asil sorun bu yasal cerceveler ne olmalidir nasil belirlenmelidir kanisindayim .
Bilim gunumuzde ideoljiden ve siyasetden malesef artik ayri dusunulemiyor, baksanizda pozitif bilimlerde bile kapmlasmalar ve gruplasmalar var , bu durumda bir grubun digerini kovmasi , uzaklastirmasi en azindan mucadele etmesi kacinilmaz gozukuyor .
Sunuda kabul etmeliyiz ki evrim artik bilimsel plafromda degil siyasi araneda mucadelesi verilen bir konu olmustur. Bu mucadelenin ana kaynagi ise suan gordugum kadari ilede devlettir. Bunun onune gecmenin tek yolu ise devleti her turlu dini olusmlardan arindirarak kamu hizmeti veren birimlerin laiklistirlmesidir diye dusunuyorum ..
elcihanaferin
04-04-2009, 15:59
Bilim gunumuzde ideoljiden ve siyasetden malesef artik ayri dusunulemiyor, baksanizda pozitif bilimlerde bile kapmlasmalar ve gruplasmalar var , bu durumda bir grubun digerini kovmasi , uzaklastirmasi en azindan mucadele etmesi kacinilmaz gozukuyor .
.. evrim artik bilimsel plafromda degil siyasi araneda mucadelesi verilen bir konu olmustur...
Sn. Neveru, sadece meraktan soruyorum. Pozitif bilimlerde hangi kamplaşmalar, hangi grup diğerini kovuyor? Örnek verir misiniz?
Evrimin siyasi platformda mücadelesi verilen yer Türkiye değil mi? Ayrıca bilimsel platformda evrimin ne mücadelesi verilecek? Yani bilimselliği açısından mı? Nerde olabilir?
.