PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yaratılışçı Safsatalar, Bilim, Hipotez, Olgu, Kuram’ın ne olduğu üzerine yeniden...


imhotep
28-03-2009, 19:56
Yaratılışçı Safsatalar, Bilim, Hipotez, Olgu, Kuram’ın ne olduğu üzerine yeniden...

Ortalık toz duman. Evrim üzerine tek kitap okumamışlar, güçlü inanç sahibi ancak bilimi reddedemeyen köşe yazarlarından tutun, ne yaratılışçılığı ne de evrimi tanımlayamayacak düzeydeki siyasetçiler, ortalığı, olguları, bilimi her şeyi birbirine karıştırarak çorba yapıyorlar… Biz burada bütün temel konuları yeniden gündeme getiriyor, kavramları açıklıyor ve yaratılışçı safsataya olgular ve gerçekler ışığında yanıt veriyoruz… Buradaki açıklamaları, Scientific American Temmuz 2002; Nature 2009; Douglas Futuyma’dan (Evrim, Palme Yay.) alıyoruz.

Charles Darwin 150 yıl önce doğal seçilim yoluyla evrim kuramını ortaya attığı zaman, bilim dünyası ayağa kalktı; akademik çevrelerde yıllarca süren sert tartışmalar, sosyal bilimleri de kapsayan geniş bir alana yayıldı. Ne var ki zamanla paleontoloji, genetik, zooloji, moleküler biyoloji ve diğer bilim dalları kuramın doğruluğunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtladı. Bugün evrim konusundaki tartışmaların bir daha açılmamak üzere kapanmış olması gerekirken, durum ne yazık ki düşünüldüğü gibi değil.

21.Yüzyıl'da dünyanın en gelişmiş ülkesinde (ABD) utanç verici bir oyun sergileniyor. Yaratılışçılar, politikacı, hukukçu ve sıradan vatandaşları evrim kuramının doğru olmadığına inandırabiliyor. Bunların ülkemizdeki uzantıları da en gerici çevrelerden aldıkları her türlü Amerikan desteği ile ülkemizde, onlar adına yapıyorlar! Okullarda evrime alternatif olarak ‘‘akıllı-tasarım'' fikrinin okutulması yönünde güçlü kampanyalar sürdürülüyor. Bizde de bu kavram ders kitaplarına sokuluyor! Bu tartışmaların ortasına itilen öğretmenler, doğal olarak evrimi savunmak ve yaratılışcılık kavramını çürütmek durumunda bırakılıyorlar. Yaratılışçılar ise evrimin yanlış anlaşılan noktalarından yararlanarak, yalanlar ve dürüst olmayan söylemlerle zehirlerini yaymaya çalışıyor.

Burada sıklıkla öne sürdükleri 15 sözde ‘‘bilimsel'' iddiaya verilen yanıtları yayınlamaya (yeniden) başlıyoruz.

1) İddia: “Evrim yalnızca bir kuramdır; bilimsel bir yasa değildir.”

Kuramın, “kesinlik hiyerarşisi''nin ortalarında yer aldığı ilkokullarda öğretilir; yani kuram varsayımın üzerinde, yasanın altında yer alır. Ancak bilim adamları bu terimi bu şekilde kullanmazlar. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne (NAS) göre, bilimsel bir kuram ‘‘gerçekleri, yasaları ve test edilmiş varsayımları bünyesinde birleştiren doğal dünyanın bir durumunun gerçekleşmiş açıklaması''dır. (Bu konuda daha ayrıntılı olarak bknz Hipotez, Olgu, Kuram yazısı) Yasa, doğaya ilişkin tanımlayıcı genellemelerdir. Dolayısıyla bir bilim adamı evrim kuramından söz ettiği zaman -bu atom veya görelilik kuramı da olabilir- doğruluğu hakkında esasen neredeyse hiçbir kuşku duymaz.

“Değişim geçirerek ilerleme” anlamına gelen evrim kuramına ek olarak, insanlar evrim gerçeğinden (olgu) de söz edebilirler. NAS'a göre gerçek ‘‘doğru olarak kabul edilen ve kendini tekrarlayan gözlemlerdir''. Fosil kayıtları ve çok sayıda diğer kanıtlar organizmaların zaman içinde evrimleştiğini kanıtlar. Bu değişiklikleri kimse gözlemediği halde, dolaylı kanıtlar nettir, çapraşık değildir ve zorlayıcıdır.

Tüm bilimler dolaylı kanıtlara dayanır. Örneğin, fizikçiler atomaltı parçacıkları direkt olarak görmez, ancak bunların varolduğunu iyonlaşma odasında parçacıkların bıraktıkları izlerden anlar. Kısaca doğrudan izlenmemesi fizikçilerin vardıkları sonuçların doğru olmadığını göstermez.

2) İddia: “Evrim bilimsel değildir, çünkü doğrulanamaz veya yalanlanamaz. Ayrıca gözlenemeyen veya yeniden yaratılamayan olaylarla ilgilidir.”

Bu iddia evrimi iki ana parçaya bölen farklılığı göz ardı ediyor. Bunlar makroevrim ve mikroevrimdir. Mikroevrim, bir türün zaman içinde gösterdiği değişiklik ile ilgilidir. Makroevrim, tür düzeyinin üzerindeki taksonomik (sınıflandırma ilmi ile ilgili) grupların değişimini inceler. Bunun kanıtları fosil kayıtları ve DNA karşılaştırmalarından elde edilir.

Bugün yaratılışçıların pek çoğu, mikroevrimin laboratuvarlarda (meyve sinekleri, bitkiler ve hücreler üzerindeki testler) ve doğada (Grant'ın Galapagos ispinozları üzerindeki çalışmaları) test edilebildiğini kabul ediyor. Doğal seleksiyon ve diğer mekanizmalar -kromozomal değişiklikler, simbiyoz ve melezleştirme- zaman içinde nüfusta çok ciddi değişikliklere yol açabilir.
Makroevrim çalışmalarının tarihi yapısı, doğrudan gözlem yerine fosil ve DNA çıkarsamalarına dayanır. Ancak tarihi bilimlerde (astronomi, jeoloji, arkeoloji ve evrim biyolojisi dahil) varsayımların fiziksel kanıtlarla uyum içinde olup olmadığı test edilebilir. Örneğin, evrimsel açıklamaya göre insanın ilk bilinen ataları (kabaca 5-7 milyon yıl önce) ile anatomik olarak modern insanın ortaya çıkışı (100.000 yıl önce) arasında, özellikleri giderek maymundan modern insana benzeyen hominidler yer almıştır. Fosil kayıtları da bunu göstermektedir. Kaldı ki insanlar Jurassic döneme (65 milyon yıl önce) ait katmanların içine gömülü modern insan kalıntıları bulamaz.

Evrim başka şekillerde de çürütülebilirdi. Eğer cansız bir maddeden bir anda oluşmuş, gelişmiş bir yaşam şekli belgelenseydi, fosil kayıtlarının içinde bulunmuş yaratıklardan birkaçının da bu şekilde oluşmuş olması gerekirdi. Aynı şekilde eğer uzaydan gelen insanüstü zekâya sahip yaratıklar ortaya çıkıp, dünyada yaşamı başlattıklarını iddia etseydi, evrimsel açıklamalara gölge düşebilirdi. Ancak şu ana kadar böyle bir kanıt ortaya çıkarılmadı.

3) İddia: “Bilim adamları zaman geçtikçe evrim gerçeğinin doğruluğundan şüphe etmeye başladılar.”

Evrim kuramının giderek taraftar yitirdiğine ilişkin herhangi bir kanıt söz konusu değil. Şu anda evrim kuramına gönderme yapmamış bir biyoloji dergisi bulamazsınız. Oysa evrimi karalayan bilimsel bir makale neredeyse hiç yok. Washington Üniversitesi'nden George W.Gilchrist, binlerce bilimsel makaleyi tarayarak, akıllı tasarım veya yaratılış bilimine ilişkin bir göndermeye yer verilip verilmediğini araştırdı. Sonuçta tek bir makaleye bile rastlamadı.

Yaratılışçılar bilim dünyasının tutucu ve dogmatik bir çevre olduğunu iddia ederek, bilim adamlarının yaratılış bilimi ile ilgili kanıtları ilk baştan, önyargılı olarak reddettiğini ileri sürüyor. Oysa ‘‘Nature” dergisinin ve diğer bilim dergilerinin editörleri kendilerine gönderilen makaleler arasında evrimi çürütme iddiasını taşıyan çok az sayıda makale olduğunu söylüyor. Evrime karşı olan bazı yazarların makaleleri ciddi bilim dergilerinde yayımlandı. Ancak bu makaleler doğrudan evrime saldırmadığı gibi, yaratılışçıların düşüncelerini de net bir lisanla dile getirmiyordu. Bunların yaptığı en cesur eleştiri, evrim kuramına ilişkin bazı sorunların henüz çözümlenemediğine dikkat çekmekti. Kısaca yaratılışçılar, bilim dünyasının onları ciddiye alması için yeterli malzeme vermiyor.

4) İddia: “Evrim biyologları arasındaki görüş farklılıkları, evrimin somut bilimsel temellere dayanmadığının en belirgin göstergesidir.”

Evrim biyologları değişik konuları kendi aralarında sert biçimde tartışır. Bu konuların başında türlerin nasıl oluştuğu, evrimsel değişikliğin hızı, kuşlar ve dinozorlar arasındaki ilişki, Neandertal'lerin modern insanlardan farklı bir tür olup olmadığı gibi konular gelir. Bu tartışmaların benzerleri diğer bilim dallarında da görülür.

Ne var ki dürüstlükten uzak bir tutum sergileyen yaratılışçılar, bilim adamlarının bu tartışma tarzlarını abartarak, konuyu çarpıtıyor. Harvard Üniversitesi'nden Paleontolog Stephen Jay Gould'un çalışmalarını bilenler bu saygın bilim adamının evrim kuramını ne büyük bir içtenlikle savunduğunun bilincindedir. Oysa yaratılışçılar Gould'un ciltler dolusu yazılarından desteksiz alıntılar yaparak yazarın ifadesini çarpıtıyor. Bu gibi durumlarda yanlışlığa düşmemek için, yaratılışçıların kullandığı alıntıların kaynağı olan makalenin tümünü görmekte israrcı olun. Göreceksiniz ki makalenin bütünü bambaşka bir telden çalmaktadır...

5) Doğal seleksiyon dairesel muhakemeye dayanır. Yani iyi uyum sağlayan hayatta kalır ve hayatta kalanların iyi uyum sağladığı farz edilir.

Doğal seleksiyonun günlük konuşma dilindeki açıklaması, iyi uyum sağlayanın hayatta kalabilmesi şeklindedir. Ancak teknik açıklamasına göre doğal seleksiyon, farklı hızlarda üreme ve hayatta kalma kavramlarını içerir.

Bu da şu anlama gelir: Türler az uyumlu, çok uyumlu gibi uyumluluk derecelerine göre tanımlanmaz; belirli koşullar altında geride kaç tane yavru bırakabileceklerine göre tanımlanır. Tohum açısından zengin kaynaklara sahip bir adaya hızlı üreyen bir çift küçük gagalı ispinoz ile yavaş üreyen bir çift büyük gagalı ispinoz bırakın. Birkaç nesil sonra hızlı üreyenler daha fazla besin kaynağına sahip olabilirler. Diğer taraftan büyük gagalıların tohumları daha iyi kırmaları durumunda, avantaj yavaş üreyenlere geçer.

Galapagos Adaları’nda gerçekleştirilen bir pilot çalışmada Princeton Üniversitesi’nden Peter R.Grant, vahşi doğada buna benzer nüfus değişimine tanık oldu.

Burada en önemli olan, çevreye uyumun hayatta kalma kavramından bağımsız olarak tanımlanmasıdır. Yani büyük gagalılar, belirli koşullarda tohumları daha kolay kırdıkları için daha iyi uyum sağlıyorlar. Ancak bu özelliklerinin hayatta kalmalarını kolaylaştırıp kolaylaştırmadığına bakılmıyor.

6) Eğer insanlar maymunlardan gelmiş olsaydı, niçin hâlâ ortalıklarda maymunlar dolaşıyor?

Bu çok yaygın olan iddia, evrim konusundaki bilgisizliği tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor. İlk yanlışlık şu: Evrim insanların maymun soyundan geldiğini söylemez; insan ve maymunların ortak bir ataya sahip olduklarını söyler.
Daha büyük yanlışlık ise şudur: Bu tartışma ile şu soru arasında koşutluk kurulabilir:‘‘Eğer insanlar yetişkinlerin soyundan geldiyse, niçin ortalıklarda yetişkinler dolaşıyor?’’ Bir kısım organizma, ailenin ana gövdesinden ayrılıp sonsuza dek aileden uzak yaşayabilecek farklılığa erişince, yeni türler oluşur. Ana gövde bundan sonra yaşamını sonsuza dek sürdürebilir; ya da yok olabilir.

7) Evrim yaşamın yeryüzünde ilk kez nasıl ortaya çıktığını açıklayamaz.

Yaşamın nasıl başladığı sorusu bugün hâlâ gizemini koruyor. Ancak biyokimyacılar ilkel nükleik asidin, amino asitlerin ve yaşamın diğer yapı taşlarının nasıl oluştuğunu ve bunların kendini kopyalayan ve kendi kendine yaşamını sürdürülebilen üniteler olarak nasıl organize olduğunu bilirler. Astrokimyasal analizler ise bu bileşimlerin uzaydan gelmiş olabileceğini ve bunların göktaşı içinde dünyaya düşmüş olabileceğini göstermektedir. Bu senaryo dünyanın ilk oluşum dönemindeki koşullarında, bu bileşimlerin nasıl ortaya çıktığı konusundaki soruları yanıtlayacaktır.

Yaratılışçılar evrimi tümüyle hükümsüz kılmak için bilimin yaşamın kökenine ilişkin soruları hâlâ yanıtlayamamasından yararlanıyor. Ne var ki eğer yeryüzünde yaşam evrim dışı bir şekilde başlamış olsa dahi (uzaylılar ilk hücreleri milyarca yıl önce dünyaya taşımış olabilir) bu tarihten sonra evrim sayısız mikroevrimsel ve makroevrimsel çalışmalarla kanıtlanabilir.

8) Matematiksel olarak, bırakın yaşayan bir hücrenin veya insanın rastlantısal olarak ortaya çıkmasını, protein gibi karmaşık bir nesnenin rastlantı sonucu ortaya çıkması mümkün değildir.

Rastlantı evrimde önemli bir rol oynar. (Örneğin random mutasyonlar yeni özelliklerin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynar.) Ancak vrim, organizmaların, proteinlerin veya diğer oluşumların yaratılmasında rastlantıya yer vermez. Hatta tam tersi, doğal seleksiyon random olmayan değişiklikten yararlanarak, ‘‘arzulanan’’ özellikleri korurken, ‘‘arzulanmayan’’ özellikleri yok eder. Seleksiyonun kuvvetleri sabit kaldığı sürece, doğal seleksiyon evrimi tek bir yöne doğru iter ve şaşırtıcı bir çabuklukla son derece gelişmiş yapılar ortaya çıkartır.

9) Termodinamiğin İkinci Yasası’na göre sistemlerin düzeni zamanla bozulur. Buna göre canlı hücreler cansız kimyevi maddelerden oluşmuş olamaz ve çok hücreli yaşam protozoadan evrimleşmiş olamaz.

Bu tartışma İkinci Yasa’nın doğru anlaşılmamasından kaynaklanır. Eğer bu tartışma doğruysa mineral kristalleri, kar taneleri de mümkün olamazdı, çünkü bunlar da karmaşık yapılardır.

İkinci Yasa aslında kapalı sistemlerde toplam entropilerin (enerji veya maddenin girmediği veya çıkmadığı sistemler) azalmayacağını ifade eder. Fiziksel bir kavram olan entropi genellikle karmaşa şeklinde tanımlanır, ancak günlük konuşma dilinde bu anlamda kullanılmaz.

Ancak hepsinden önemlisi, İkinci Yasa’ya göre entropi, sistemin bazı parçalarının azalırken, bazılarının bunu dengelemek ve telafi etmek için artmasına izin verir. Böylece gezegenimiz bütün olarak giderek daha karmaşık bir yapıya bürünür, çünkü Güneş yeryüzüne ışık ve ısı gönderir. Basit organizmalar, diğer yaşam şekillerini ve cansız maddeleri tüketerek yakıt sağlar ve daha karmaşık bir yapıya ulaşır.


Cumhuriyet
Bilim Teknik

20-27.03.2009

karadenizli
28-03-2009, 20:25
Bir hayal edin

Dünyada hayat yok canlı yok..

Ama birden küçük küçük canlılar çıkıyor,

Ve bu canlılar dinazorlara kadar büyüyebiliyorlar,

Bilimsel olarak mümkün değildir,yoksa bunlar birdenmi ortaya çıktı,evrime göre buda

mümkün değil yavaş yavaş olması lazım,

Bakın bana inanın biz insanlar insan olarak kalacağız,başka bir şeye dönüşmeyeceğiz,trilyon yıl sonrada dönüşmeyeceğiz.

Bir penguen penguen olarak kalacak hiçbirşeye dönüşmeyecek bilmem kaç yıl geçse bile.

Eğer kainatta evrim teorisi hakim olsaydı insanlar canlıları bir başka türe kolayca dönüştürebilirdi ama bu hakim olmadığı için hiçbir canlı başka bir türe dönüşmez.

Ama bir açıklama getirilmek zorunda değilmi,yeterki dinlere aykırı olsunda bilimede aykırı olsun önemli değil.

karadenizli
28-03-2009, 20:32
Görmediğime inanmam

Ben h.z adem ve h.z havva nın yaşadığına inanıyorum,bunun için bir delilim yok sadece inanıyorum.

Ama siz görmediğime inanmam mantığıyla bunlara inanmıyorsunuz ama milyonlarca sene olmuş olduğu kabul edilen bir şeye kolayca inanabiliyorsunuz.

Aramızda ne fark var soruyorum,

Hiç arageçiş formu demeyin kaçınız o arageçiş formlarını canlı canlı gördünüz,

Hem görseniz bile canlı canlıya benzer bu büyük bir delil olamaz,

sonuçta böyle bir olayın gerçekleştiğinide görmediniz.

Ama burada görmediğime inanmam mantığı pısss diye sönüp gidiyor,hemen sarılıyorsunuz evrim teorinize,başka bir çıkış kapınız olmadığı içinmi acaba

diagoras
28-03-2009, 21:09
Degerli Karadenizli ilginc bir insan oldugun kesin, sanirim yazi seni bayagi etkilemis ( yani okuduysan tabi, yaziyi okumdan cevap yazmis isen lutfen bu yazdiklarimi gormezden gel cunku sana karsilik vererek sacmalamis olurum ) olmali ki bu sefer ic huzurunu saglamak icin iki mesaj arka arkaya yazmissin , ve yazida belirtilen hicbirseye karsilik olmayan , sen dahil kimsenin ne anlatmaya calistigini anlamayacagi ( ki bisey anlatmaya calismyorsun senin ki anlayisla karsiladigim bir ic huzur meselesi ) cumleleri arka arkaya siralamissin, olayin vahimi bazen yazdiklarina karsilik vermeye calisan cok iyi niyetli ve sabirli arkadaslarimiz cikiyor.

maelesef senle tartisma deneyimi olan biri olarak benim senin yazdiklarini anlama ve karislik verme yetenegim YOK!

Neden mi yazdim bunu, ya cok sevdigin allahinin askina bi kere SASIRT! bikere butunluyu olan , yazilan seylere karsilik bisey yaz.

Herkesey Saygilar, Selamlar.

Ki-Adi
29-03-2009, 01:43
Sevgili Karadenizli Ademle havva ya inanıyorsun ve evrime inanmıyorsun ve 1.8 milyon yaşındaki homoergaster fosiline insan diyorsun. Demekki insan 1.8 milyon yıldan beri var. Bana 1.8 yıldan beri insanlık ne yapmış bir anlatsan. Madem sürekli peygamberler geldi insan hiç bir zaman taş devri gibi devirler yaşamadı. Allah herseferinde insanlara bilgili peygamberler yolladı. Peki neden 15000 yıl hadi senin hatrın için 20000 sene öncesine kadar hiç bir uygarlık izi yok. 1.8 milyon yıldan 20000 seneye gelene kadar baya bir yol var. Bu arada ne oldu bir açıklarmısın yoksa sende insanlığın Muhammedin dediği gibi 7000 senelik olduğunamı inanıyorsun

dr humanist
29-03-2009, 03:01
sevgili karadenizli;

o ara formlar kafadan uydurulmuyor,bulunan fosiller incelemeye tabi tutuluyor;hatta daha önce de okumuş olduğun bir başlığa bakarsan ,3 sayfa boyunca linklerle verilmiş http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=8011

saygılarımla

diagoras
29-03-2009, 04:56
sevgili karadenizli;

o ara formlar kafadan uydurulmuyor,bulunan fosiller incelemeye tabi tutuluyor;hatta daha önce de okumuş olduğun bir başlığa bakarsan ,3 sayfa boyunca linklerle verilmiş http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=8011

saygılarımla


Degerli dr humanist emin ol okuyup okumamis olmasi biseyi degistirmez, onu rahatlatan neyse kafasinda onlar donup dolasiyor. sen ne yazsan yaz o inanilmaz hayal gucuyle yazacak biseyler bulur ve senin yazdiklarini curutmus hatta seni ikna etmis gonul rahatligiyla gider.

ya da gider internette ayni kendi uslubuyla yazilmis muthis bilimsel yazilari ya link verir ya da c/p yapar. olayi cozer.

Herkese Saygilar Sevgiler

karadenizli
29-03-2009, 13:42
Siz o fosilleri canlı canlı gördünüzmü?

Hani o inanılmaz şüpheleriniz,

hani o şüpheci yaklaşımlarınız,

halbuki bu resimlerden müslümanlar gösterse montaj dersiniz başka şeyler dersiniz,

şüphecisiniz ya

ammaa birisi evrimle alakalı bir fosil resmi gösteriyor

hiç şüphe yok,hiç birşey yok

hemen inanalım değilmi,çoğunuzun o fosilleri canlı canlı gördüğüne inanmıyorum

şüpheci yaklaşıma ne oldu pısss diye söndü değilmi.

Başka çıkacak kapınız olmadığı için bununla ilgili söylenen herşeye inanmak zorundasınız.

sahozgur
29-03-2009, 16:59
Bir hayal edin

Dünyada hayat yok canlı yok..

Ama birden küçük küçük canlılar çıkıyor,

Ve bu canlılar dinazorlara kadar büyüyebiliyorlar,


Şimdi sen hayal etmeye devam et. Allah'ın canı çok sıkılıyor. Diyor ki, bir evren yaratayım. sonrada bir dünya yaratayım. Bunları yaratıyor. Ama yine canı sıkılıyor. hayvanları yaratıyor. Onlar da zevk vermeyince insanları yaratıyor. Onlarla eğleniyor. Tepeden bakıp bakıp eğleniyor. Bir strateji oyunu oynar gibi zevk alıyor. Yani sence yaşam böylemi oldu.

Hiç düşündün mü? Allah neden evreni yarattı. Eğer insanoğlu için dersen sorarım, sadece samanyolu galaksisini yaratamazmıydı. Ne gerek vardı bu kadar büyük bir evren yaratmasına.

sahozgur
29-03-2009, 17:04
Görmediğime inanmam

Ben h.z adem ve h.z havva nın yaşadığına inanıyorum,bunun için bir delilim yok sadece inanıyorum.

Ama siz görmediğime inanmam mantığıyla bunlara inanmıyorsunuz ama milyonlarca sene olmuş olduğu kabul edilen bir şeye kolayca inanabiliyorsunuz.


Bence sen neye inandığını dahi bilmiyorsun. Öncelikle Kuran da havva adı geçmez. Onu hadisler yoluyla yahudilerden çalmışlar :)

Ayrıca Adem kurana göre ilk insan değildir. Eğer ilk insandı derseniz, Allah'ı yalanlamış olursunuz. Ayrıca ilk insan dediğinizde ensest ilişkiye de okey demiş olursun.

Madem bunlara inanıyorsun, hiç oturupta kurandaki adem ile ilgili ayetleri alt alta koyup okudun mu? Okuyup da düşündün mü? Bak saçmalığı o zaman ne güzel göreceksin. Hadi başla okumaya.

erdemik
29-03-2009, 19:16
adem ve zevci insan değildirler. cansızlardan evrimleşen ilk canlılardır. ademin zevci kadın değildir, bir bakıma ademin antisi'dir. yani madde, anti madde'nin olgusudur zevc. evrenimiz zıt kutupların birbirini çektiği, aynı kutupların birbirini ittiği düstur üzerine kurulmuş. çiftleşerek çoğalmaktan çok daha fazlasına sahip bir düstur. yüklü olmak ile yüksüz olmak zevc kavramına uymaktadır. bitkilerinde çifti, aynı zevc sözcüğü ile ifade edilmiştir. cansız madde'den canlı maddeye evrimleşme olgusu da böylelikle çağın insanlarına anlatılmış olabilir.

taha 53
ellezî ceale lekum el arda mehden, ve seleke lekum fiha sübülen
ki o yapan size nitelediklerinizi beşik/döşek, ve açtı size onda yollar

ve enzele min el semai mâen, fe ahrec-nâ bihi ezvâcen, min nebâtin,şettâ
ve indirdi o nitelemediklerinizden şeyR/su,bylce çıkardık onunla çiftler, bitkiler den, çeşitli

ademin zevciyle bitkilerin zevci, tür olarak değişik olsa da mantık olarak aynıdır.

bakara 35
ve kulnâ yâ Ademü üskün, Ente ve zevcü- Ke el cennete...
ve dedik ey Kanlanan barın, Sen birde zevc-Sana/Senin bir cennet(te)...

özet olarak aşağıdaki gibi : (tam tersi de olabilir)

Fermiyonlar (Ademin Zevci): Maddeyi oluşturur. ( elektron, proton, notron).
Bozonlar (Adem) : Maddeler arası etkileşimi ileten maddelerdir.(elektromanyetik etkileşime aracılık eden foton).

asinar
29-03-2009, 23:05
"adem ve zevci insan değildirler. cansızlardan evrimleşen ilk canlılardır"

Hah, bak bu olabilir işte ! Kuvvetle muhtemeldir.

Allah da Kur'anın başından sonuna kadar bu "cansızlardan evrimleşen ilk canlılar"a seslenmiştir hep.

Bu "cansızlardan evrimleşen ilk canlılar" da Allah'la konuşmuşlar, af dilemişler, Allah da onları "Ben size şu ağaçtan yemeyin demedim mi?" diye çok ulvi cümlelerle azarlamıştır.

Falan, filan...

alcapone
30-03-2009, 18:02
ya benim aklımda burada yaratıcı yok diyen arkadaşlara sormak istediğim sorular var:

1)Sizin söylediğinizden ben şunu çıkardım:başı yokluk. Sonu da yokluk. Peki iki yokluk arasında varlık nasıl var oluyor?

2)Herşeyin kendiliğinden ya da bir maddeden meydana geldiğine inanan aklınız bir yaratıcının kendi kendine varolduğunu nasıl kabul edemiyor?

Ben size Allah'ın varlığnı ispat da ederim. Ama görmek istemeyen gözler için yapabileceğim hiçbirşey yok!

aydoe
30-03-2009, 18:42
1)Sizin söylediğinizden ben şunu çıkardım:başı yokluk. Sonu da yokluk. Peki iki yokluk arasında varlık nasıl var oluyor?

Başıda varlık sonuda varlık,hiçbir şey yoktan var olmaz

2)Herşeyin kendiliğinden ya da bir maddeden meydana geldiğine inanan aklınız bir yaratıcının kendi kendine varolduğunu nasıl kabul edemiyor?

2. cümlende yokluk nerede?
Bir yaratıcının kendi kendine var olabileceğine inanıyorsun da ,neden kainatın kendiliğinden var olduğunu kabul edemiyorsun?

Ki-Adi
30-03-2009, 23:31
Sevgili alcapone öncelikle aramıza hoş geldin.
Sen Allah'ın varlığını ispat edemezsin. İspat edeceğin tek şey (şimdilik) bilinmezdir. Bunun dışında ispat edebiliyorsan buyur et.

Başı yok sonu yok diye kimse idda etmiyor. Başı ve sonu bugünün bilim ve teknolojisi tam olarak bilinmiyor. Şimdilik tahmin ediliyor. Belirli kısımları açıklanmaya başladı .Tıpkı 100 yıl ve öncesinde big bang ve evrenin genişlemesi bilinmediği gibi.

azınlık
30-03-2009, 23:44
Eğer kainatta evrim teorisi hakim olsaydı insanlar canlıları bir başka türe kolayca dönüştürebilirdi ama bu hakim olmadığı için hiçbir canlı başka bir türe dönüşmez.

O kadar emin olma ... Virginia'da bazı bodrum katlarında ne tür deneyler yapıldığını bilemezsin :D

A.

azınlık
30-03-2009, 23:48
Ben size Allah'ın varlığnı ispat da ederim. Ama görmek istemeyen gözler için yapabileceğim hiçbirşey yok!

Valla görmek istemediğim o kadar çok şeyi görmek zorunda kalıyorum ki arada Allah'ı atlamam mümkün değil ...

A.

dr humanist
31-03-2009, 02:03
ya benim aklımda burada yaratıcı yok diyen arkadaşlara sormak istediğim sorular var:

1)Sizin söylediğinizden ben şunu çıkardım:başı yokluk. Sonu da yokluk. Peki iki yokluk arasında varlık nasıl var oluyor?

2)Herşeyin kendiliğinden ya da bir maddeden meydana geldiğine inanan aklınız bir yaratıcının kendi kendine varolduğunu nasıl kabul edemiyor?

Ben size Allah'ın varlığnı ispat da ederim. Ama görmek istemeyen gözler için yapabileceğim hiçbirşey yok!

Kendimce yanıt vermeye çalışayım..

1)yokluk ve varlık kavramlarını bir arada alamazsın,ikisi birden zaman kavramını paylaşamaz.zaman,varlık ile birlikte ortaya çıkmıştır,o zaman varlığın öncesindeki yoklukta,zamandan bahsedilemeyeceğine göre,yokluktan da "önce" olarak bahsedilemez.
ya da bir diğer teori,sizin tanrı teorinize yakın
evren hep vardı ve hep varolacak,tıpkı tanrı gibi
nasıl ki tanrının yaratıcısı yok,evrenin de yok,bu da ayrı teoridir..

2)ilk yanıtımda vermişim cevabı,tanrının hep var olduğuna inanıyorsunuz da,evrenin hep var olduğuna neden inanmıyorsunuz?
ya da,biliçli bir yaratıcı varsa,bu biraz komik olmuyor mu?her şeyi bilen,sonsuz varlık,ne diye dünyada deney yapıyor?sen zaten herşeyi biliyorsun,gelmişi ve geçmişi,sınav komik değil mi?

son olarak allahın varlığını ispat ederim iddianızı memnuniyetle beklemekteyim
burda bana %100 bilimsel kanıt ver,teist olmazsam namerdim

saygılarımla

evrensel-insan
31-03-2009, 02:48
Saygideger alcapone;

1)Sizin söylediğinizden ben şunu çıkardım:başı yokluk. Sonu da yokluk. Peki iki yokluk arasında varlık nasıl var oluyor?

2)Herşeyin kendiliğinden ya da bir maddeden meydana geldiğine inanan aklınız bir yaratıcının kendi kendine varolduğunu nasıl kabul edemiyor?-alcapone-

1) Yok'un iki farkli anlami vardir. Birincisi; zamansal ve yersel yokluk, ama varlik. Orneklersek; Ahmet vardir, ama o anda ve o bulundugun yerde senin yaninda degilse; biri Ahmed'i sordugunda "yok" dersin. Ya da; "Param yok" dediginde; para vardir, ama; o an senin ustunde yoktur. Zamansal ve yersel yokluk; butunun degil; butun icindeki veya butunu olusturan parca veya parcalarin ifadesidir.

Ikincisi; varligin; pozitif, yani olumlu algisi var; yine varligin, negatif, yani olumsuz algisi yok. EGER VARLIK KAVRAMI OLMAZSA; VAR VE YOK IFADELERI MEVCUT OLAMAZ.

Bir baska yokta; negatif yoktur. Yani SEYIN YOKLUGU. Dolayisiyle; yok ifadesini kullanabilmen icin; once bir kavram gerekir ve su soruyu sorarsin "ne yok?", iste buradaki "ne" nin cevabi "sey" dir, yani pozitiftir.

2) Herhangibirseyin kendiliginden meydana gelebilmesi icin, ortada bir "kendi" veya "kendisi" olmasi gerekir. Varolmak konusu ise; varolusculuk felsefesidir.

Sey var olmaz, cunku; sey zatenkavram olarak vardir. Sey; degisir-donusur-baskalasir ve olusur. Dolayisi ile; herhangibirseyi ifade edebilmen icin; seyin;hem kendisi; hemde karsiti olmasi gerekir. Burada; evrenin; karsiti parcalaridir, eger evreni butun olarak alirsan. Evreni bir kap olarak alirsan da; karsiti kabin icindekiler, yada kabi meydana getirenlerdir.

Son bir aciklama; iki turlu negatif vardir; birincisi pozitif karsiti-anti-, ikincisi pozitif parcasini tamamlayan, butunleyen, tamlayan negatif-counter-. Yani; sey, karsi sey ve tamamlayan sey.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sahozgur
31-03-2009, 10:23
Ben size Allah'ın varlığnı ispat da ederim. Ama görmek istemeyen gözler için yapabileceğim hiçbirşey yok!

Sayın alcapone,

Madem bu kadar iddialısın söylermisin bana, Allah'ın başı sonu var mıdır?

Nasıl var olmuştur?

Varlığının sebebi nedir?

Evreni ve insanları kendisine bir oyun alanı olarak mı yaratmıştır?

Şu an için 6 milyar nüfusu olan insanlar için neden şu anda sonunu göremediğimiz evreni yaratmıştır?

Bu kadar masrafa gerek varmıydı?

Sadece bizim galaksimizi yaratsa insanlar için yeterli olmazmıydı?

Neden tüm peygamberlerini ortadoğu halklarına göndermiştir?

Diğer coğrafyalarda yaşayan toplumlara peygamber gönderdiyse, neden bunlara ait kutsal metinler, yaşamlarına dair bilgiler yoktur?

Ve neden kendi yarattığı ve doğumundan ölümüne kadar yapacağı herşeyi kader ile belirlediği insanları ödülle veya ceza ile sınava tabi tutmaktadır.

Sınavı yapan tarafından sonucu belli olan bir sınavın ne anlamı vardır?

Sınava tabi olan herkes aynı eğitimi görmüşmüdür?

Hadi bana Allah'ın varlığı ispatlasana...

paslıçivi
31-03-2009, 10:35
Ben size Allah'ın varlığnı ispat da ederim. Ama görmek istemeyen gözler için yapabileceğim hiçbirşey yok!

sevgili alcapone.. sabırsızlıkla bekliyorum..

görmek istemeyen gözler için yapabileceğim şeyler yok diyorsun..

benim var..

yeter ki gel karşıma..

zekası ve bilinci olan canlılar gibi konuşalım yeter..

placebo
31-03-2009, 14:42
Erdemik
"adem ve zevci insan değildirler. cansızlardan evrimleşen ilk canlılardır"



Fermiyonlar (Ademin Zevci): Maddeyi oluşturur. ( elektron, proton, notron).
Bozonlar (Adem) : Maddeler arası etkileşimi ileten maddelerdir.(elektromanyetik etkileşime aracılık eden foton).



Bu kadar zorlayarak da olsa,ayetleri bilimsel açıklama çalışmalarınızdan sonra bir de Allah'ın cansızlardan evrimleşen ilk canlılardan Adem'e tüm isimleri öğrettiği ayetini açıklayaydınız..Nasıl öğretmiş?, Adem nasıl öğrenmiş?..

Bakara 31- Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: "Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin." dedi.

Sevgiler

placebo
31-03-2009, 14:49
alcapone´isimli üyeden Alıntı
Ben size Allah'ın varlığnı ispat da ederim. Ama görmek istemeyen gözler için yapabileceğim hiçbirşey yok!

Görmek istemeyen göz diye bir şey yoktur..Göze görünmeyen şeyde yoktur..Dolayısıyla sadece olmayan şey görünmez..Olmayan şeyi görüyorum diyen bir insana ne deneceğinin takdirini ise size bırakıyorum..

Sevgiler

mesihisa0000
07-04-2009, 17:13
Yaratılışçı Safsatalar, Bilim, Hipotez, Olgu, Kuram’ın ne olduğu üzerine yeniden...

Ortalık toz duman. Evrim üzerine tek kitap okumamışlar, güçlü inanç sahibi ancak bilimi reddedemeyen köşe yazarlarından tutun, ne yaratılışçılığı ne de evrimi tanımlayamayacak düzeydeki siyasetçiler, ortalığı, olguları, bilimi her şeyi birbirine karıştırarak çorba yapıyorlar… Biz burada bütün temel konuları yeniden gündeme getiriyor, kavramları açıklıyor ve yaratılışçı safsataya olgular ve gerçekler ışığında yanıt veriyoruz… Buradaki açıklamaları, Scientific American Temmuz 2002; Nature 2009; Douglas Futuyma’dan (Evrim, Palme Yay.) alıyoruz.

Charles Darwin 150 yıl önce doğal seçilim yoluyla evrim kuramını ortaya attığı zaman, bilim dünyası ayağa kalktı; akademik çevrelerde yıllarca süren sert tartışmalar, sosyal bilimleri de kapsayan geniş bir alana yayıldı. Ne var ki zamanla paleontoloji, genetik, zooloji, moleküler biyoloji ve diğer bilim dalları kuramın doğruluğunu kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanıtladı. Bugün evrim konusundaki tartışmaların bir daha açılmamak üzere kapanmış olması gerekirken, durum ne yazık ki düşünüldüğü gibi değil.

21.Yüzyıl'da dünyanın en gelişmiş ülkesinde (ABD) utanç verici bir oyun sergileniyor. Yaratılışçılar, politikacı, hukukçu ve sıradan vatandaşları evrim kuramının doğru olmadığına inandırabiliyor. Bunların ülkemizdeki uzantıları da en gerici çevrelerden aldıkları her türlü Amerikan desteği ile ülkemizde, onlar adına yapıyorlar! Okullarda evrime alternatif olarak ‘‘akıllı-tasarım'' fikrinin okutulması yönünde güçlü kampanyalar sürdürülüyor. Bizde de bu kavram ders kitaplarına sokuluyor! Bu tartışmaların ortasına itilen öğretmenler, doğal olarak evrimi savunmak ve yaratılışcılık kavramını çürütmek durumunda bırakılıyorlar. Yaratılışçılar ise evrimin yanlış anlaşılan noktalarından yararlanarak, yalanlar ve dürüst olmayan söylemlerle zehirlerini yaymaya çalışıyor.

Burada sıklıkla öne sürdükleri 15 sözde ‘‘bilimsel'' iddiaya verilen yanıtları yayınlamaya (yeniden) başlıyoruz.

1) İddia: “Evrim yalnızca bir kuramdır; bilimsel bir yasa değildir.”

Kuramın, “kesinlik hiyerarşisi''nin ortalarında yer aldığı ilkokullarda öğretilir; yani kuram varsayımın üzerinde, yasanın altında yer alır. Ancak bilim adamları bu terimi bu şekilde kullanmazlar. ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne (NAS) göre, bilimsel bir kuram ‘‘gerçekleri, yasaları ve test edilmiş varsayımları bünyesinde birleştiren doğal dünyanın bir durumunun gerçekleşmiş açıklaması''dır. (Bu konuda daha ayrıntılı olarak bknz Hipotez, Olgu, Kuram yazısı) Yasa, doğaya ilişkin tanımlayıcı genellemelerdir. Dolayısıyla bir bilim adamı evrim kuramından söz ettiği zaman -bu atom veya görelilik kuramı da olabilir- doğruluğu hakkında esasen neredeyse hiçbir kuşku duymaz.

“Değişim geçirerek ilerleme” anlamına gelen evrim kuramına ek olarak, insanlar evrim gerçeğinden (olgu) de söz edebilirler. NAS'a göre gerçek ‘‘doğru olarak kabul edilen ve kendini tekrarlayan gözlemlerdir''. Fosil kayıtları ve çok sayıda diğer kanıtlar organizmaların zaman içinde evrimleştiğini kanıtlar. Bu değişiklikleri kimse gözlemediği halde, dolaylı kanıtlar nettir, çapraşık değildir ve zorlayıcıdır.

Tüm bilimler dolaylı kanıtlara dayanır. Örneğin, fizikçiler atomaltı parçacıkları direkt olarak görmez, ancak bunların varolduğunu iyonlaşma odasında parçacıkların bıraktıkları izlerden anlar. Kısaca doğrudan izlenmemesi fizikçilerin vardıkları sonuçların doğru olmadığını göstermez.

2) İddia: “Evrim bilimsel değildir, çünkü doğrulanamaz veya yalanlanamaz. Ayrıca gözlenemeyen veya yeniden yaratılamayan olaylarla ilgilidir.”

Bu iddia evrimi iki ana parçaya bölen farklılığı göz ardı ediyor. Bunlar makroevrim ve mikroevrimdir. Mikroevrim, bir türün zaman içinde gösterdiği değişiklik ile ilgilidir. Makroevrim, tür düzeyinin üzerindeki taksonomik (sınıflandırma ilmi ile ilgili) grupların değişimini inceler. Bunun kanıtları fosil kayıtları ve DNA karşılaştırmalarından elde edilir.

Bugün yaratılışçıların pek çoğu, mikroevrimin laboratuvarlarda (meyve sinekleri, bitkiler ve hücreler üzerindeki testler) ve doğada (Grant'ın Galapagos ispinozları üzerindeki çalışmaları) test edilebildiğini kabul ediyor. Doğal seleksiyon ve diğer mekanizmalar -kromozomal değişiklikler, simbiyoz ve melezleştirme- zaman içinde nüfusta çok ciddi değişikliklere yol açabilir.
Makroevrim çalışmalarının tarihi yapısı, doğrudan gözlem yerine fosil ve DNA çıkarsamalarına dayanır. Ancak tarihi bilimlerde (astronomi, jeoloji, arkeoloji ve evrim biyolojisi dahil) varsayımların fiziksel kanıtlarla uyum içinde olup olmadığı test edilebilir. Örneğin, evrimsel açıklamaya göre insanın ilk bilinen ataları (kabaca 5-7 milyon yıl önce) ile anatomik olarak modern insanın ortaya çıkışı (100.000 yıl önce) arasında, özellikleri giderek maymundan modern insana benzeyen hominidler yer almıştır. Fosil kayıtları da bunu göstermektedir. Kaldı ki insanlar Jurassic döneme (65 milyon yıl önce) ait katmanların içine gömülü modern insan kalıntıları bulamaz.

Evrim başka şekillerde de çürütülebilirdi. Eğer cansız bir maddeden bir anda oluşmuş, gelişmiş bir yaşam şekli belgelenseydi, fosil kayıtlarının içinde bulunmuş yaratıklardan birkaçının da bu şekilde oluşmuş olması gerekirdi. Aynı şekilde eğer uzaydan gelen insanüstü zekâya sahip yaratıklar ortaya çıkıp, dünyada yaşamı başlattıklarını iddia etseydi, evrimsel açıklamalara gölge düşebilirdi. Ancak şu ana kadar böyle bir kanıt ortaya çıkarılmadı.

3) İddia: “Bilim adamları zaman geçtikçe evrim gerçeğinin doğruluğundan şüphe etmeye başladılar.”

Evrim kuramının giderek taraftar yitirdiğine ilişkin herhangi bir kanıt söz konusu değil. Şu anda evrim kuramına gönderme yapmamış bir biyoloji dergisi bulamazsınız. Oysa evrimi karalayan bilimsel bir makale neredeyse hiç yok. Washington Üniversitesi'nden George W.Gilchrist, binlerce bilimsel makaleyi tarayarak, akıllı tasarım veya yaratılış bilimine ilişkin bir göndermeye yer verilip verilmediğini araştırdı. Sonuçta tek bir makaleye bile rastlamadı.

Yaratılışçılar bilim dünyasının tutucu ve dogmatik bir çevre olduğunu iddia ederek, bilim adamlarının yaratılış bilimi ile ilgili kanıtları ilk baştan, önyargılı olarak reddettiğini ileri sürüyor. Oysa ‘‘Nature” dergisinin ve diğer bilim dergilerinin editörleri kendilerine gönderilen makaleler arasında evrimi çürütme iddiasını taşıyan çok az sayıda makale olduğunu söylüyor. Evrime karşı olan bazı yazarların makaleleri ciddi bilim dergilerinde yayımlandı. Ancak bu makaleler doğrudan evrime saldırmadığı gibi, yaratılışçıların düşüncelerini de net bir lisanla dile getirmiyordu. Bunların yaptığı en cesur eleştiri, evrim kuramına ilişkin bazı sorunların henüz çözümlenemediğine dikkat çekmekti. Kısaca yaratılışçılar, bilim dünyasının onları ciddiye alması için yeterli malzeme vermiyor.

4) İddia: “Evrim biyologları arasındaki görüş farklılıkları, evrimin somut bilimsel temellere dayanmadığının en belirgin göstergesidir.”

Evrim biyologları değişik konuları kendi aralarında sert biçimde tartışır. Bu konuların başında türlerin nasıl oluştuğu, evrimsel değişikliğin hızı, kuşlar ve dinozorlar arasındaki ilişki, Neandertal'lerin modern insanlardan farklı bir tür olup olmadığı gibi konular gelir. Bu tartışmaların benzerleri diğer bilim dallarında da görülür.

Ne var ki dürüstlükten uzak bir tutum sergileyen yaratılışçılar, bilim adamlarının bu tartışma tarzlarını abartarak, konuyu çarpıtıyor. Harvard Üniversitesi'nden Paleontolog Stephen Jay Gould'un çalışmalarını bilenler bu saygın bilim adamının evrim kuramını ne büyük bir içtenlikle savunduğunun bilincindedir. Oysa yaratılışçılar Gould'un ciltler dolusu yazılarından desteksiz alıntılar yaparak yazarın ifadesini çarpıtıyor. Bu gibi durumlarda yanlışlığa düşmemek için, yaratılışçıların kullandığı alıntıların kaynağı olan makalenin tümünü görmekte israrcı olun. Göreceksiniz ki makalenin bütünü bambaşka bir telden çalmaktadır...

5) Doğal seleksiyon dairesel muhakemeye dayanır. Yani iyi uyum sağlayan hayatta kalır ve hayatta kalanların iyi uyum sağladığı farz edilir.

Doğal seleksiyonun günlük konuşma dilindeki açıklaması, iyi uyum sağlayanın hayatta kalabilmesi şeklindedir. Ancak teknik açıklamasına göre doğal seleksiyon, farklı hızlarda üreme ve hayatta kalma kavramlarını içerir.

Bu da şu anlama gelir: Türler az uyumlu, çok uyumlu gibi uyumluluk derecelerine göre tanımlanmaz; belirli koşullar altında geride kaç tane yavru bırakabileceklerine göre tanımlanır. Tohum açısından zengin kaynaklara sahip bir adaya hızlı üreyen bir çift küçük gagalı ispinoz ile yavaş üreyen bir çift büyük gagalı ispinoz bırakın. Birkaç nesil sonra hızlı üreyenler daha fazla besin kaynağına sahip olabilirler. Diğer taraftan büyük gagalıların tohumları daha iyi kırmaları durumunda, avantaj yavaş üreyenlere geçer.

Galapagos Adaları’nda gerçekleştirilen bir pilot çalışmada Princeton Üniversitesi’nden Peter R.Grant, vahşi doğada buna benzer nüfus değişimine tanık oldu.

Burada en önemli olan, çevreye uyumun hayatta kalma kavramından bağımsız olarak tanımlanmasıdır. Yani büyük gagalılar, belirli koşullarda tohumları daha kolay kırdıkları için daha iyi uyum sağlıyorlar. Ancak bu özelliklerinin hayatta kalmalarını kolaylaştırıp kolaylaştırmadığına bakılmıyor.

6) Eğer insanlar maymunlardan gelmiş olsaydı, niçin hâlâ ortalıklarda maymunlar dolaşıyor?

Bu çok yaygın olan iddia, evrim konusundaki bilgisizliği tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyor. İlk yanlışlık şu: Evrim insanların maymun soyundan geldiğini söylemez; insan ve maymunların ortak bir ataya sahip olduklarını söyler.
Daha büyük yanlışlık ise şudur: Bu tartışma ile şu soru arasında koşutluk kurulabilir:‘‘Eğer insanlar yetişkinlerin soyundan geldiyse, niçin ortalıklarda yetişkinler dolaşıyor?’’ Bir kısım organizma, ailenin ana gövdesinden ayrılıp sonsuza dek aileden uzak yaşayabilecek farklılığa erişince, yeni türler oluşur. Ana gövde bundan sonra yaşamını sonsuza dek sürdürebilir; ya da yok olabilir.

7) Evrim yaşamın yeryüzünde ilk kez nasıl ortaya çıktığını açıklayamaz.

Yaşamın nasıl başladığı sorusu bugün hâlâ gizemini koruyor. Ancak biyokimyacılar ilkel nükleik asidin, amino asitlerin ve yaşamın diğer yapı taşlarının nasıl oluştuğunu ve bunların kendini kopyalayan ve kendi kendine yaşamını sürdürülebilen üniteler olarak nasıl organize olduğunu bilirler. Astrokimyasal analizler ise bu bileşimlerin uzaydan gelmiş olabileceğini ve bunların göktaşı içinde dünyaya düşmüş olabileceğini göstermektedir. Bu senaryo dünyanın ilk oluşum dönemindeki koşullarında, bu bileşimlerin nasıl ortaya çıktığı konusundaki soruları yanıtlayacaktır.

Yaratılışçılar evrimi tümüyle hükümsüz kılmak için bilimin yaşamın kökenine ilişkin soruları hâlâ yanıtlayamamasından yararlanıyor. Ne var ki eğer yeryüzünde yaşam evrim dışı bir şekilde başlamış olsa dahi (uzaylılar ilk hücreleri milyarca yıl önce dünyaya taşımış olabilir) bu tarihten sonra evrim sayısız mikroevrimsel ve makroevrimsel çalışmalarla kanıtlanabilir.

8) Matematiksel olarak, bırakın yaşayan bir hücrenin veya insanın rastlantısal olarak ortaya çıkmasını, protein gibi karmaşık bir nesnenin rastlantı sonucu ortaya çıkması mümkün değildir.

Rastlantı evrimde önemli bir rol oynar. (Örneğin random mutasyonlar yeni özelliklerin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynar.) Ancak vrim, organizmaların, proteinlerin veya diğer oluşumların yaratılmasında rastlantıya yer vermez. Hatta tam tersi, doğal seleksiyon random olmayan değişiklikten yararlanarak, ‘‘arzulanan’’ özellikleri korurken, ‘‘arzulanmayan’’ özellikleri yok eder. Seleksiyonun kuvvetleri sabit kaldığı sürece, doğal seleksiyon evrimi tek bir yöne doğru iter ve şaşırtıcı bir çabuklukla son derece gelişmiş yapılar ortaya çıkartır.

9) Termodinamiğin İkinci Yasası’na göre sistemlerin düzeni zamanla bozulur. Buna göre canlı hücreler cansız kimyevi maddelerden oluşmuş olamaz ve çok hücreli yaşam protozoadan evrimleşmiş olamaz.

Bu tartışma İkinci Yasa’nın doğru anlaşılmamasından kaynaklanır. Eğer bu tartışma doğruysa mineral kristalleri, kar taneleri de mümkün olamazdı, çünkü bunlar da karmaşık yapılardır.

İkinci Yasa aslında kapalı sistemlerde toplam entropilerin (enerji veya maddenin girmediği veya çıkmadığı sistemler) azalmayacağını ifade eder. Fiziksel bir kavram olan entropi genellikle karmaşa şeklinde tanımlanır, ancak günlük konuşma dilinde bu anlamda kullanılmaz.

Ancak hepsinden önemlisi, İkinci Yasa’ya göre entropi, sistemin bazı parçalarının azalırken, bazılarının bunu dengelemek ve telafi etmek için artmasına izin verir. Böylece gezegenimiz bütün olarak giderek daha karmaşık bir yapıya bürünür, çünkü Güneş yeryüzüne ışık ve ısı gönderir. Basit organizmalar, diğer yaşam şekillerini ve cansız maddeleri tüketerek yakıt sağlar ve daha karmaşık bir yapıya ulaşır.


Cumhuriyet
Bilim Teknik

20-27.03.2009
hazırlanın 15-20 yıl sonra çok şaşıracaksınız.hem evrım konusunda hemde ınanç konusunda bekleyın.
evrım ı sılecek teorı gelıyor:yoktan var olmak yoksa var olan şeyı var eden neden yok?-----kısa bır başlık.
siz allah ı sadece ol demesıyle herşeyın oldugunu sanıryorsunuz neden allah evrenı 6 günde yarattı .(gün kavranı görecelıdır unutmayın) da sanıselerde yaratmadı?
darwım normal devlet okulundan alınıp yahudı yanı dını egıtım verılen bır okula verıldıkten sonra sadece bır gemi yolculugu sırasında evrım ı degiştırerek biçimledi?
zeıstgeıst fılmının yönetmenının aslen hangı dıne mensup oldugunu bılıyormusunuz?
pekı yahudılerden evrımı destekleyen kaç kişi bılıyorsunuz?

placebo
08-04-2009, 00:00
hazırlanın 15-20 yıl sonra çok şaşıracaksınız.hem evrım konusunda hemde ınanç konusunda bekleyın.
evrım ı sılecek teorı gelıyor:yoktan var olmak yoksa var olan şeyı var eden neden yok?-----kısa bır başlık.
siz allah ı sadece ol demesıyle herşeyın oldugunu sanıryorsunuz neden allah evrenı 6 günde yarattı .(gün kavranı görecelıdır unutmayın) da sanıselerde yaratmadı?
darwım normal devlet okulundan alınıp yahudı yanı dını egıtım verılen bır okula verıldıkten sonra sadece bır gemi yolculugu sırasında evrım ı degiştırerek biçimledi?
zeıstgeıst fılmının yönetmenının aslen hangı dıne mensup oldugunu bılıyormusunuz?
pekı yahudılerden evrımı destekleyen kaç kişi bılıyorsunuz?

Bay sevgili çokbilmiş mesihisa lütfen dikkat edelim,darwim değil..Darwin..

Önce eleştirmeye cüret ettiğiniz adamın adını öğrenin ki inandırıcılığınız artsın..Kaçtır aynı hatayı tekrar etmeniz bana ismini bile bilmediğinizi düşündürdü.Eğer evrimle ilgili en ufak bir şey okumuş olsaydınız adını doğru düzgün yazardınız..

Bilmediğiniz bir konu hakkında bu nasıl atıp tutmaktır yahu..Cahil cesareti bu olsa gerek..

Ki-Adi
08-04-2009, 08:43
Evrimi silecek teori nasıl geliyor anlamadım? Evrimin karşısında zaten bir teori var( teori bile değil varsayım) Yaratılış teorisi. Evrim teorisinin karşısında ise yaratılış teorisidir yaratılış teorisi değilse 3. bir şık nasıl olacak?

azınlık
08-04-2009, 12:21
Evrim teorisinin karşısında ise yaratılış teorisidir yaratılış teorisi değilse 3. bir şık nasıl olacak?

"Yaratılış" pek tutmamış anlaşılan, yenisini yapacaklar ... :D

A.

one
09-04-2009, 17:57
"Yaratılış" pek tutmamış anlaşılan, yenisini yapacaklar ... :D

A.


VAHİY i bilimsel olarak kanıtlamak ona doktrinsel bir akademik form yuklemek

için zorladıkları tüm kapıların titanyum çeliğinden oldugunu farkettikleri

zaman bilim üzerinde kurmaya çalıştıkları hegemonya ortadan kalkacak ,,

evrim filan la dertleri yok

evrim kuramı sadece bilimin savunmasız bir arka kapısı olarak görüldügünden dolayı , bilim kalesinine yaratılış trojanı sokma çabası ;

amaçları bilimi ilahi güce karşı boyun eğer baş eger konuma getirmek

ama ???
amayıda siz bilin artık yormayın beni :)

one
09-04-2009, 18:07
dipnot olarak :

yaradılışçılar bilimden ordan burdan konuşurken gündemlerine

endogenous retrovirus terimini hiçde dahil etmiyor , çünkü bu terimle bir kez

konuşmaya başlayacak olurlar ise JUNK DNA denen çer çöp ile karşılaşacaklar

ve yaradılışçı mükemmellikte JUNK DNA nın birbiriyle çelişecegini görecekler

buda bu konuya dahil

Ki-Adi
09-04-2009, 21:50
Sevgili One var güçleri ile evrime saldırıyorlar çünkü evrim Vahiy yoluyla gelmiş dinlere en sağlam darbeyi indirmektedir. 6 günde yaratılışı evirdiler çevirdiler kendilerince bir haklı yol buldular 6 gün değilde 6 evre dediler her ne kadar bilimsel bir dayanağı olmasada ama evrim karşısında evirip çevirecekleri bi yol yok bu yüzden evrime saldırıyorlar.

aydoe
30-04-2009, 20:53
10) Mutasyonlar evrim kuramı için gereklidir, ancak mutasyonlar yalnızca var olan özellikleri yok eder; yeni özellikler yaratmaz.

Tam tersi, biyoloji ‘‘nokta mutasyonlar’’ (organizmanın DNA’sındaki noktasal değişimler) yoluyla oluşan pek çok özelliği ortaya döker. Antibiyotiklerin bakterilere karşı direnç kazanması buna bir örnektir. Ayrıca moleküler biyoloji, nokta mutasyonların ötesine geçen genetik değişiklik mekanizmalarını keşfetmiştir. Bu mekanizmalar yeni özelliklerin oluşması için yeni yollar açar. Genlerin içindeki işlevsel modüller yepyeni biçimlerde birbiriyle birleşir. Bütün genler rastlantısal olarak organizmanın DNA’sının üzerinde kopyalanır ve bu kopyalar yeni, karmaşık özellikler için özgürce harekete geçer. Değişik organizmalardan alınan DNA’ların karşılaştırılması sonucu, bir kan proteini türü olan globinlerin milyonlarca yıllık evrimini gözler önüne serer.

11) Doğal seleksiyon mikroevrimi açıklar, ancak yeni türlerin nasıl ortaya çıktığını ve yaşamın daha yüksek düzenlerini açıklayamaz.

Evrim biyologları doğal seleksiyonun yeni türleri nasıl yarattığı konusunda çok sayıda çalışmalar yapmış ve bunları bilimsel yayınlarla kamuoyuna mal etmiştir. Örneğin, Harvard Üniversitesi’nden Ernst Mayr’ın geliştirdiği bir modelde bir organizma popülasyonu, coğrafi sınırlarla kendi türünden ayrı tutulur. Bu durumda bu popülasyon farklı etkilere maruz kalabilir. İzole edilen popülasyonda değişiklikler birbiri ardına birikim yapar. Bu değişiklikler belirginleşmeye başlayınca, ayrı kalan grup orijinal gruptakilerle çiftleşemez hale gelir. Sonuçta ayrı düşen grup üreme açısından izole edilmiştir ve yeni bir tür oluşturmak üzere kendi yolunu çizer. Evrimsel mekanizmaların içinde en iyi inceleneni doğal seleksiyondur. Ancak biyologlar başka olasılıklara da açıktır. Biyologlar sürekli olarak seyrek görülen genetik mekanizmaların yeni tür yaratma konusundaki potansiyâli üzerinde durmaktadır. Dolayısıyla bilim, doğal seleksiyon dışındaki güçlerin yarattığı evrime de kapılarını kapatmamıştır. Ancak bu güçler doğal olmak zorundadır; gizemli yaratıcı zekâların -bilimsel olarak varlıkları kanıtlanamayan- eylemleri sonucu ortaya çıkmış olmamalıdır.

12) Bugüne dek kimse yeni bir türün evrimleştiğine tanık olmamıştır.

Yeni bir türün oluşumu son derece nadir görülen bir olaydır ve yüzyıllar alır. Ayrıca oluşum aşamasında yeni bir türü tanımak zordur, çünkü biyologlar bir türün nasıl en iyi şekilde tanımlanacağı konusunda görüş birliğine varamazlar. En yaygın tanım Mayr’ın Biyolojik Tür Kavramı’dır. Buna göre tür, üreme açısından izole edilmiş farklı bir popülasyondur. Bu bağlamda bu türün bireyleri kendi topluluklarının dışında üreyemez. Pratik açıdan bu standardın, mesafe, arazi yapısı veya bitki örtüsü nedeniyle izole edilmiş organizmalara uygulanması zordur. Dolayısıyla biyologlar, bir türün bireylerini tanımak için organizmaların fiziksel ve davranışsal özelliklerinden yararlanırlar.
Yine de bilimsel literatür solucan, böcek ve bitkilerde bazı türlerin oluşumuna ilişkin raporlara yer verir. Bu deneylerin pek çoğunda araştırmacılar organizmaları değişik tipte selesiyona tabi tuttu ve sonucunda bu popülasyonların, dışardakilerle çiftleşmediğini keşfetti.

13) Evrimciler geçiş dönemine ait herhangi bir fosili bulup çıkartamamıştır. Örneğin yarı sürüngen, yarı kuş gibi...

Aslında paleontologlar şu ana kadar, şekil açısından ara konumda olan çok sayıda fosil örneğini bulup çıkartmıştır. Bunların içinde en ünlüsü ‘‘Archaeopteryx'' tir. Bu fosil kuşlara özgü tüy ve iskelet yapısına sahipken aynı zamanda dinozor özellikleri de sergiler. Ayrıca pek çok tüylü, uçabilen veya uçamayan fosil de bulunmuştur. Örneğin modern at, bir ara tür olan ‘‘Eohippus''tan gelmektedir. Balinaların atası karada yürüyen 4 ayaklı ara türlerden evrimleşmiştir. Ayrıca 20 veya daha fazla hominid, Lucy ile modern insan arasındaki döneme aittir. Ne var ki yaratılışçılar bu fosil çalışmalarını kabul etmiyorlar. Onlara göre Anchaeopteryx sürüngenler ve kuşlar arasındaki kayıp halka değildir; tam tersi sürüngen özellikleri taşıyan bir kuştur. Diğer taraftan bir yaratılışçı, iki tür arasındaki ara fosili kabul etse dahi, bununla yetinmeyecek, bununla ilk iki tür arasındaki geçiş fosilini görmek isteyeceklerdir.

14) Canlılar son derece karmaşık bir yapıya sahiptir -anatomik, selüler ve moleküler düzeyde. Bu yapı daha az karmaşık olsaydı çalışamazdı. Bu da şu anlama gelmektedir. Böyle bir yapı ancak akıllı bir tasarım sonucu oluşur, evrim sonucu değil.

Bu tasarım konusu yaratılışçıların en fazla üzerinde durduğu tartışmadır ve en eskisidir. 1802 yılında teolog William Paley şöyle yazıyordu: ‘‘Eğer tarlada bir saat bulursanız, ilk aklınıza gelen bunu birinin düşürmüş olduğu olasılığıdır; doğal güçlerin bunu orada ürettiğini düşünmezsiniz. Bu benzerlikten yola çıkarsak, canlıların karmaşık yapılarından dolayı doğrudan, kutsal bir iradenin eseri olduğunu anlarız.''
Yaratılışçılar onlarca yıldır Darwin'in görüşlerini çürütmek için göz örneğini öne sürüyor. Yaratılışçılara göre gözün evrimleşmesi olanaksızdır. Gözün görüntü yaratma becerisi parçalarının mükemmel düzeninden kaynaklanır. Dolayısıyla doğal seleksiyon gözün evrimi sırasında geçireceği ara dönemlere izin veremez. Yarım bir göz zaten işlev yapamaz. Böyle bir eleştiriyi önceden tahmin eden Darwin, ‘‘tamamlanmamış'' bir gözün de, tamamlanmış göz kadar olmasa da en azından yararlı olacağını iddia ediyordu; örneğin canlı ışığa doğru yol alabilir. Biyoloji Darwin'in haklılığını daha sonra ortaya çıkarttı. Bilim adamları hayvanlar aleminde ilkel gözlerin ve ışığa-duyarlı organların olduğunu kanıtladı.
Akıllı-tasarım fikrini savunanlar bugün öncekilerden daha zekice sorular soruyorlar. Ancak yine de tartışma ve hedeflerinde bir değişiklik görülmüyor.

03-10.04.09 Cumhuriyet Bilim Teknik

Ki-Adi
30-04-2009, 21:44
Sevgili Aydoe 13 nolu paragraf için evrim karşıtlarının ara geçişten anladıkları şey vucudunun yarısı sürüngen yarısı kuş gibi bir saçma mantık üzerine geliştirdikleri canlılardır. Tabi böyle birşey olmayacağı için kendilierince evrimi çürütmüş oluyorlar. İki türün özelliklerinide taşıyan canlıları Archaeopteryx gibi asla bir ara geçiş olarak görmez istemezler

one
02-05-2009, 11:38
evrim karşıtlarına önce pi sayısının 500 basamağa kadar çıktıgını moleküler sentez

varyasyonlarınında en az pi sayısı kadar yuksek kombinasyon içerdiklerini

ve doğal seleksiyon gereği varyasyonların kendilerini yaşatacak en mukemmel

formlara ulaşmak için milyarlaca değişik olasılık içerebileceğini nasıl anlatacazki

bir kere evrim karşıtlarının derdi üzüm yemekten öte bir fiil olan bağcıyı dövmek

niyetini içeriyorsa onlara anladıkları dilden cevap vermek daha mantıklı olur

gepetto usta nın pinokyaları var karşımızda ;

ayrıca site meclisine kanun hukmunde bir kararname önerisi olarak yahya efendinin

kişilik hakları diye ağlamasına bir tedbir olarak forumdaki tüm yahyalı kelimelerin

gepetto usta diye değiştirilmesini öneriyorum :)