PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Antikythera mekanizması


ozgur_beyin
07-04-2009, 23:17
http://lh5.ggpht.com/_qyJ7R-2pCKI/SVPWMU1cgLI/AAAAAAAAAo0/deyMinQmWsI



Gizemli Alet Antikythera


Uzun zamandır Antikythera denen eski tarihe ait bu cismin ne işe yaradığı hep soru işareti olarak kaldı. Yeni yeni teoriler ortaya çıkıyor. Bu teorilerden birkaçı. Antikçağ insanları için yalnızca yeryüzünün değil, gökyüzünün konumu da önemliydi. Hem ilk gezginlerin yolculuklarını gerçekleştirmeleri için hem de tarımsal döngüler, dini bayramlar gibi özel günlerin hesaplanabilmesi için gökyüzünün izlenmesi gerekiyordu. Antik dönem insanları, göksel olaylara önem verdiler ve gözlem yapmak için çeşitli aletler yaptılar. Bunlardan günümüze ulaşan en ilginç alet Antikythera.

Alet, adını Girit yakınlarında bulunan Antikhythera adlı küçük bir adadan alıyor. Antikythera, 1902 yılında Ege’de sünger avcıları tarafından bir Roma gemi batığında bulunmuştu. Arkeologlar o dönemde M.Ö. 2’inci yüzyıla ait olduğu düşünülen bu bronz alet karşısında şaşkınlığa düşmüş, işlevi konusunda kararsız kalmıştı. Çok sayıda parçadan oluşan aletin, ahşaptan dolap gibi bir kutunun içine gömülü olarak tasarlandığı düşünülüyor. Aletin, yapıldığı tarihi izleyen 1000 yıl için bile en karmaşık makine olduğu tahmin ediliyor. Cihazın elle çevrilen bir kolla çalıştığı varsayılıyor. İngiltere’deki Cardiff Üniversitesi’nden Mike Edmunds yaptığı araştırmada, 'Antikythera' adlı aletin Güneş ve Ay tutulmalarının Dünya, Ay ve Güneş’in birbirlerine konumundan tahmin edilmesine yaradığını öne sürüyor. Edmunds, aletin içindeki mekanizmanın bir çizimini çıkardı. Bu çizim sayesinde parçaların şekli ve yapısı, parçaların birbirlerine nasıl kenetlendiği ve işlevleri ortaya çıkarıldı. Bilim insanları, mekanizmanın modern kol saatlerinden çok daha karmaşık olduğunu vurguluyorlar. Araştırmaya katılan Selanik’teki Aristoteles Üniversitesi profesörü John Seiradakis, şimdiye kadar mekanizmaya ait 81 parçanın bulunduğunu, bunların 30’unun el yapımı bronz olduğunu ve en büyük parçada da 27 adet dişli bulunduğunu belirtiyor. Seiradakis mekanizmanın bazı parçalarının hâlâ kayıp olduğunada dikkat çekiyor. Antikythera mekanizmasına ait yazılı kaynaklarda bazı bilgiler bulunuyor, ancak araştırmacılara göre mekanizma gizemini koruyor; çünkü şimdiye dek başka bir örneği bulunmuş değil. Şu anda Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekte olan Antikythera, açığa çıkarılmadan önce yaklaşık 2000 yıl su altında kalmıştı. İngiliz bilim tarihçisi Derek Solla Price’a göre, Antikythera mekanizması bir gökbilim saati olabilir. Çünkü o zamanlarda tarım işleri ve dini bayramların zamanını bilmek için ölçümler yapılması gerekiyordu. Londra Bilim Müzesi küratörü (araştırmacı, yönetici) Michael Wright ise, Antikythera mekanizmasının Yunan Zodyak dönencesi, Mısır takvimi ve Ay’ın dönemlerini gösteren bir saat olduğunu öne sürmüş. Hatta Wright, bu gizemli aygıtın bir de modelini yapmış. Bir gökbilim profesörü olan Edmunds, Antikythera’nın aynı zamanda gezegenlerin hareket ve Dünya’ya göre konumlarını gösteren gökbilimsel bir pusula olduğunu düşünüyor; çünkü aygıtın içinde ‘Venüs’ ve ‘konum’ anlamına gelen işaretler olduğu düşünülüyor. Edmunds, cihazın Venüs ve Merkür’ün konumlarını gösterdiğini belirtiyor. Aletin 72 parçadan oluşan bir modelini yapan Michael Wright ise, Antikythera’yla Mars, Jüpiter ve Satürn gibi uzak gezegenlerinde konumlarını saptanabileceğini ileri sürüyor. Antikyhthera’nın gizemini açığa çıkarmak için çalışmalar sürüyor. Hatta bunun için bir proje takımı da oluşturulmuş. Yine de öyle görünüyor ki, daha sağlıklı bilgiler için aletin benzerlerinin gün yüzüne çıkarılması gerek.

Bunun yanında insanların gökbilimsel saatler yapması yalnızca o döneme ait bir olgu değil. Güneş’in, Ay’ın ve gezegenlerin konumlarını gösteren aletler çağlar boyunca yapıla gelmiş. Çoğunlukla Dünya merkezli düşüncenin etkisiyle yapılan bu saatlerin en ünlüsü Prag’da bulunuyor. Prag Gökbilim Saati ya da Prag Orloj adıyla bilinen bu yapıt, göksel hareketleri gösteren kusursuz bir saat kulesi. Saatin yapımına 1410 yılında başlanmış. mekanik saatlerin Avrupa’da görünmeye başlamasının ardından, dönemin ünlü saat ustası Kadan’lı Mikulas ve sonradan Karlova Üniversitesi’nde matematik ve gökbilim profesörü olan Jan Sindel tarafından yapılmaya başlamış. Saat 1490’da bir takvim kadranı eklenerek son halini almış. Saatin 1552 yılından sonra durmaya başladığı ve kimi zaman hatalar yaptığı biliniyor. Bu nedenle çeşitli onarımlar geçiren saati eski haline getirmeye çalışan ilk kişi, yine ünlü bir saat ustası olan Jan Toborsky. Orloj’un gökbilim kadranı, Ortaçağ gökbiliminde kullanılan usturlaplar gibi düşünülebilir. Bu düzeneğe büyük bir mekanik usturlap demek yanlış olmaz. Hatta Orloj, o dönemde yapılmış ilkel bir planetaryum olarak da değerlendirilebilir. Dünyayı simgeleyen kadranın üzerinde bir Zodyak halkası (takım yıldızların yıl boyunca tutulum kuşağında aldıkları konumları gösteren halka), Güneş’i ve Ay’ı simgeleyen iki küçük ikon görmek mümkün. Kadranın üzerindeki değişik işaretler bu aletin hem saat, hem takvim hem yerin ve gökcisimlerinin hareketini gösteren çok amaçlı bir düzenek olduğunu gösteriyor. Yüzyıllar içinde çeşitli onarımlar geçiren bu saatin karşılaştığı en büyük tehlike, ülkenin Nazi işgali sırasında bölgenin bombardımanı sırasında yaşanmış. Yöre halkının gayretleri sonucunda Orloj Saati günümüze kadar gelmeyi başarmış.

Başka bir kaynaktan Antikitera:

Antikitera makinesi, bulunduğunda parçalarına ayrılmış durumdaydı. Bazı parçaları eksikti. Var olanlar da paslanmış ve tortuyla kaplanmıştı. Bilim insanları o günden bu yana bu sıra dışı makinenin işlevini çözmeye ve onu yeniden yapmaya uğraşıyor. Antikitera makinesinin gerçekten de son derece karmaşık bir yapısı var. Usturlabı andıran görüntüsünden dolayı önceleri gemilerde yön bulmada kullanılan bir alet olduğu düşünülmüş. Sonra çok daha karmaşık bir makine olduğu anlaşılmış. Hatta bir süre sonra en eski analog bilgisayar olarak görülmeye başlanmış. Antikitera makinesinin tam olarak ne zaman yapıldığı hâlâ bilinemiyor. İçinden çıkarıldığı geminin MÖ 70-60 yıllarında Yunan mallarını Roma’ya taşıyan bir Roma gemisi olduğu biliniyor. Bazı parçaları birkaç kez onarım görmüş olduğu belli olan makineyse çok daha önce yapılmış. Son bulgular MÖ 150-100 yılları arasında yapılmış olduğu yönünde. 2005’te Atina’daki müzeye getirilen özel bir X-ışınlı tomografi aygıtıyla kalıntılar tarandı. X-ışınlı bilgisayar tomografisi, üç boyutlu görüntülerin oluşturulmasına olanak verdi. Yüksek çözünürlüklü bu görüntüler sayesinde de makinenin ön ve arka yüzlerine yazılmış ama üzerlerindeki tortu nedeniyle o güne kadar okunamayan açıklamalar okundu. Böylece donanımın başka ayrıntıları da ortaya çıktı. Yapısını ve işleyişini, değişik alanlardan birçok bilim insanının ortak bir çabayla çözdüğü makinenin, tahta bir kutunun içinde çalıştığı düşünülüyor. Bronz çarklardan ve göstergelerden oluşan makinenin bütün parçaları 2 mm kalınlığındaki tek bir levhadan kesilmiş; hiçbir parçası dökme değil ya da başka bir metalden oluşmuyor. Çok zarif bir çark sistemiyle donatılmış makinenin klasik bir saatten çok daha karmaşık bir yapısı var. Ön yüzünde dairesel bir gösterge, Yunan burçlar kuşağı ve Mısır takvimi bulunuyor. Arka yüzünde de dairesel iki gösterge var. Bunlar Ay’ın evrelerini ve tutulma örüntülerini gösteriyor. Makine, yan yüzlerinin birinden çıkan bir kolun çevrilmesiyle çalıştırılıyor. Antik bilgisayarın Güneş’in ve Ay’ın konumlarını -hatta Ay’ın elips yörüngesinden kaynaklanan hızlanmasını- hesaplamada, Güneş ve Ay tutulmalarını belirlemede kullanıldığı anlaşılmış durumda (makineye bir tarih giriliyor, kol çevriliyor ve makine o tarihte Güneş’in, Ay’ın ve gezegenlerin gökyüzündeki konumlarını veriyor). Böyle bir makinenin o dönemin günlük yaşamında çok önemli bir yeri olmuş olmalı; çünkü tarımsal etkinliklerin, dinsel törenlerin, bayramların ve birtakım başka kutlamaların tarihlerini saptamak için de böylesi karmaşık hesapları yapabilmek çok önemli. 20. yüzyılın başında ortaya çıkarılan ve üzerinde yüz yıldır çalışılan bu sıra dışı makine bilim dünyasının antik dönem teknolojisine yaklaşımının tümüyle değişmesine yol açtı. Çünkü o dönemde bu denli ileri bir teknolojinin var olduğu düşünülmüyordu. Eski Yunan’da çark sistemlerinin bilindiği, mekanik güç sağlamak ya da açısal hız değiştirmek için birkaç çarktan oluşan basit çarklı aletlerin kullanıldığı biliniyordu. Ama bu makine o basit düzeneklerin çok ötesindeydi. Gerçekten de yaklaşık 1200 yıl boyunca, yani Ortaçağ Avrupa’sında ilk mekanik saatler yapılana kadar Antikitera makinesinin karmaşıklığına yaklaşan bir aygıt yapılamadı.(alıntıdır)
aleti görmek için linki

http://www.cihanozdemir.com/2007/01/gizemli-alet-antikythera.html

Ayejj
08-04-2009, 12:07
Pozitif bilim anlayışı insanlık tarihnde kendi yerini sağlamlaştırana kadar ,gerek uzay bilimleri gerekse canlılar dünyasına dair bilimler astrolojinin egemenliğinde kalmıştır.

Ben eski çağlarda yaşamış ve bizim bugün saygıyla andığımız bilim insanlarının büyük çogunluğunun astrolojik görüş ve düşünceleri olmasını yadırgamıyorum.

Bence onların bir kısmı astrolojiye din olarak bakmıyorlardı.Tıpkı bizim gibi evreni bilimsel bir bakış açısıyla anlamaya çalışıyorlardı.Ancak sahip oldukları ifade tarzı astrolojikti.Biz bugün fizik yasalarını kullanıyoruz onlarsa fizik yasalarını astrolojik kavramlarla ifade etmeye çalışmışlardır.

ozgur_beyin
08-04-2009, 21:54
bu yazıya bazı şeyler eklemem gerekli
bu mekanizma ingiliz bir bilim adamı hiç bir teknik yardım almadan kendi çabalarıyla aynını yapıp çalıştırdı. bunu yapmasınıda röntgene borçlu çünkü resmine baktıysanız ayrıntılar görünmüyor. röntgen çekimleri sayesinde ayrıntılara ulaşıldı
yapılan çağa göre olağan üstü bir makina, çünkü mekanikten alayan bilir dişli yapmak
çok teknik bir iştir. başından sonuna kadarhata yapmaman gerekir çünkü yaptığın her hata
toplanarak son dişlide kendini beelli eder.
eğer iskenderiye kütüphanesi yakılmamış olsaydı bugünkü teknolojimiz daha ileride olurdu bunda şüphe yok

DreiMalAli
08-04-2009, 22:45
http://arsiv.ateizm2.org/ARSIV-VI/html/t1498-50.html

Sevgiler

Ayejj
16-04-2009, 16:27
Varoluş hakkında bildiklerimiz arttıkça ,aydınlatılmasını bekleyen sorular azalmakta.
Elimizde fener karanlığı aydınlatarak ilerliyoruz .
Her adımda biz ilerledikçe karanlık noktalar geri çekilmeye devam ediyor.
Henüz tüm varoluşu aydınlatacak kadar ilerleyemedik. Ama bir gün gelecek evren sır kalmayacak. Özellikle arkeoloji ve insanın geçmişiyle ilgili cevap bekleyen soru çok.
Aşagıdaki linkte çözüm bekleyen soruları resimlerlede güzel bir şekilde tasnif etmiş bir sayfa var.
http://blog.haberturk.com/forumgen/yaziD.asp?yID=151369&kID=31

cinsan
16-11-2011, 15:02
http://www.duvarsaati.net/wp-content/uploads/2011/07/850duz_copy.jpg

Takvim bilimsel değil. Saat düzeneğide bilimsel değil. Ama bir büyü var bu işte.

Ve;
Herşeyde bir Cin'lik var, saattede birşey var. Saniyenin ve saatin 60 sayısı üzerine kurulması, rakamların dizilişi, am/pm oluşmu, akrep/yelkovan şekilleri ve yön gösterir gibiliği.

Meraklısına ithafen.

Ben pek bişey çıkaramadım henüz.

VraeL
20-11-2011, 15:44
cinsmisin sen sevgili Cinsan?

vartor
20-11-2011, 17:38
Cin san= cin ogluIyi cins olurlar genelde; topluca en fazla bulunduklari ulke cin'dir(China), oradan dunyaya dagilip, analog saatlerde gizlenirler.Gece 12 den sonra, saatlerden cikarak, olmadik maskaraliklar yapan cinleri yasatmak icin, bu iletimle, "digital saateri kir" kampanyasini baslatmak istiyorum. Cinlerin neslinin tukenmesine "hayir" diyorum ben.

Neva
22-11-2011, 02:03
Antik yunandaki olimpic oyunlar da yillara gore dizayn edilmis. Bu tip ve benzeri aletler sanirim o zamanlarda da yine zaman kavramina iliskin kullanilmis olabilir.

http://en.wikipedia.org/wiki/Panhellenic_Games

Dialectics
30-09-2014, 23:11
İnsanlığın geçmişine dair garip ya da ilginç iddialar var. Elbetteki bu iddiaların gerçekliğini sorgulamak konusunda şüpheci olmak gerekiyor, neticede hepsi uydurulmuş da olabilir.

Bahsedeceğim Antikitera makinesi de bu ilginç iddialardan biri. 1900lü yıllarda bazı denizciler bir batık gemide bu cihazı buluyorlar ve ilk başta ne işe yaradığına anlam veremiyorlar. Yapılan testlerde cihazın M.Ö 2000li yıllardan kalma olduğu tespit ediliyor. İlk başta cihaz bir çeşit yön bulmaya yarayan pusula gibi yorumlanıyor. Ta ki 1950 yılına kadar... 1950 yılında bir ingiliz fizikçi cihazın parçalarını birleştirerek, cihazın işlevini çözüyor.

"...Çok zarif bir çark sistemiyle donatılmış makinenin klasik bir saatten çok daha karmaşık bir yapısı var. Ön yüzünde dairesel bir gösterge, Yunan burçlar kuşağı ve Mısır takvimi bulunuyor. Arka yüzünde de dairesel iki gösterge var. Bunlar Ay’ın evrelerini ve tutulma örüntülerini gösteriyor. Makine, yan yüzlerinin birinden çıkan bir kolun çevrilmesiyle çalıştırılıyor. Antik bilgisayarın Güneş’in ve Ay’ın konumlarını -hatta Ay’ın elips yörüngesinden kaynaklanan hızlanmasını- hesaplamada, Güneş ve Ay tutulmalarını belirlemede kullanıldığı anlaşılmış durumda (makineye bir tarih giriliyor, kol çevriliyor ve makine o tarihte Güneş’in, Ay’ın ve gezegenlerin gökyüzündeki konumlarını veriyor). Böyle bir makinenin o dönemin günlük yaşamında çok önemli bir yeri olmuş olmalı; çünkü tarımsal etkinliklerin, dinsel törenlerin, bayramların ve birtakım başka kutlamaların tarihlerini saptamak için de böylesi karmaşık hesapları yapabilmek çok önemli.
20. yüzyılın başında ortaya çıkarılan ve üzerinde yüz yıldır çalışılan bu sıra dışı makine bilim dünyasının antik dönem teknolojisine yaklaşımının tümüyle değişmesine yol açtı. Çünkü o dönemde bu denli ileri bir teknolojinin var olduğu düşünülmüyordu. Eski Yunan’da çark sistemlerinin bilindiği, mekanik güç sağlamak ya da açısal hız değiştirmek için birkaç çarktan oluşan basit çarklı aletlerin kullanıldığı biliniyordu. Ama bu makine o basit düzeneklerin çok ötesindeydi. Gerçekten de yaklaşık 1200 yıl boyunca, yani Ortaçağ Avrupa’sında ilk mekanik saatler yapılana kadar Antikitera makinesinin karmaşıklığına yaklaşan bir aygıt yapılamadı"
- See more at: http://www.seyfullahdemir.com/bilim-teknik-yazilari/antikitera-makinesi/#sthash.fIdIndn3.dpuf

ya da

http://www.ntvmsnbc.com/id/25154573/


Veyahut da bu 5000 yıl önceye ait ilginç bileklik...

http://www.haberturk.com/dunya/haber/871509-5000-yil-oncesinden-uzayli-izleri

spartacus
01-10-2014, 01:42
Sevgili Dialectics

M.Ö 2000 ler değil M.Ö 150-100 arası tarihlenmiş. (Bu konuyu bir kaç yıl önce bende incelemiştim.)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/66/NAMA_Machine_d%27Anticyth%C3%A8re_1.jpg

Buluntu bu şekilde, diğer tüm ilgili resimler, ya bilgisayar ile simüle edilmiş ya da çizilmiş resimler.

Sümer'ler, eski Mısır ay tutulmalarını bilirlerdi, hatta asıl önemli olan başka bir şey var. Kuraklık hikayeleri, tanrıların cezalandırması vb gibi bilhassa Mısır ve Sümer için önemli bir konu olan bereket, toprağın verimi çerçevesinde gelişmiş görünüyor.

Peki tanrıların gazabının kökeninde yatan faktörler ne?

Eğer dünyanın açısı dik olsa idi ani değişimler çok fazla yaşanmayacaktı(en azından mevsimler açısından). Fakat dünyanın kendi etrafında dönüş ekseni dik açılı olmadığı için yalpa-salınım yapma durumu doğmaktadır. Nasıl ifade edilir yere yatay çevirdiğiniz bir metal parayı düşünün, ya da durma noktasına gelmeden önce yalpa vurmaya başlayacağını. Dünya'da belirli aralıklarla ne yazık ki yalpa vurur ve o süreçte mevsimler alt üst olur, kuraklık ya da aşırı soğuk gibi durumlar açığa çıkar. Herneyse, benim bildiğim Mısır ve Sümer'de kuraklıkların ne zaman olacağı yönünde çalışmalar bir çok şeyin üstündedir.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/4/43/Earth_precession.svg/220px-Earth_precession.svg.png

Yani şu saat için bu kadar abartı üretmeyi pek anlamlı bulmuyorum, zira bilhassa Sümer'in, oradanda eski Yunan'ın astrolojide katettiği mesaje, bir kaç bin yılın birikimi.

Örneklersek;
Dünyanın salınımı döngüsü ve salınım döneminde kutup yıldızı 360 derece yer değiştirmiş görünüyor(!). Bu tür salınımlar mevsimleri, güneş açısını vb etkiliyor.
Birde yörünge döngüsü var :) Buda 98.000 yılda bir tamamlanmakta imiş. Bunun da etkileri var. Birde ayrıca her 11.000 yılda bir tekrar eden bir döngü daha var(hatırlayamadım şimdi).

Neyse toplamda bir ya da bir kaç yıl birbirini tutmuyor. Mısır ve Sümer kuraklıklar yaşıyor. Örneğin Mısır'da sineklerin artması ya da buna benzer hikayeler vardır ve kanımca kuraklık dönemine tekabül etmiş, açlık ve hastalıklar baş göstermiş, ya da kuraklık felaketinin ayrıca yol açtığı felaketler silsilesi(açlık, hastalık, savaş, hırsızlık vs) birbirini takip etmiştir.. İşte böylesi dönemleri önceden bilmek, yiyecek stoklamak vb önem arzediyor ve o dönemin insanları, ya da bilim insanları açısından bakılacak yer yıldızlardan başkası değil.

Neyse ister inanılan sebep tanrıların gazabı olsun isterse tanrıların davranışlarına bakarak(yıldız hareketi) evvel haber alma çabası olsun, bu tür felaketler ve felaket öncesi bilgi edinme çabaları düşünüldüğünde böyle bir aletin ardına uzaylılar, olağanüstü hikaye ya da efsanaler eklemeyi pek anlamlı bulmuyorum. Şüphe iyidir evet, ama şüphenin bir ucu yok. Birileri uzaylılar şüphesini öne sürerken ben uzaylılar olsalığının kendisinden ve uzaylılar şüphesini öne sürenlerden şüpheleniyorum(ve ne hikmetse genelde Kur'an vb kaynaklara olağanüstü mesajla dolu metinler gibi bakan, bir kelimeden binbir çeşit anlam üfüren, uyduruktan yorumlar yapan, altı üstü gayet basit söylenmiş ayetleri abuk subuk şeylere yorumlayabilme becerisi gösteren ya da böyle olduğunu öne süren kişiler çıkıyorlar.)

O halde yarın bir gün gelecekte nasıl olurda bu dönemde dünyanın, yörüngenin salınım dönemlerini hesaplamışlar diyen olursa şaşırmamak gerekir. Ya da ne bileyim, şimdi bile, nasıl olurda 1800 lü yıllarda Foucault böylesine bir sarkaç deneyi yapmış (http://tr.wikipedia.org/wiki/Foucault_sarkac%C4%B1)olsun diyende çıkabilir. Eni sonu Foucault bir uzaylıdır ya da bir uzaylıdan yardım almıştır, ya da Allah kriptolu(kur'an şifreliymiş gibi) mesajalr yollamıştır, o da bu icadı üfürmüştür. Yoksa insan kim bu tür şeyleri bilmek, deneylemek, yapmak kim. İnsan bir şey yaptıysa muhakkak olağanüstü canlılar yardım etmiştir....

Bu tür düşüncelerin kökeninde aslında yine bilinçaltımız yatıyor olmalı, zira bir kaç bin yıl öncesine kadar insan yasa yapamaz yasaları ancak tanrılar yapar inancı hakimdi. Tabi bu anlayış her ne kadar bir yere kadar kırılsada, beraberinde getirdiği bir çok inanç ya da anlayış kırılmış değil. Her ota, moka bir uzaylı, bir tanrı varsayımı yapmak, insanı elinden bir şey gelmeyen aciz, beceriksiz, ilkel daha doğrusu kul-köle görmek anlayışı ne yazık ki hala var.
Ne diyeyim dileyen dilediğine inanabilir :) Hata bu tür şeyler öne sürenler Einstein, Tesla, Edison'a dahi uzaylı gönderir, ya da Kur'an'ın şifrelerini, kriptosunu(sanki varmış gibi) çözdülerde öyle buldular gibi şeyler öne sürerlerse şaşırmam. Piyasada bir hayli kişi var hatta bloglar var, fantastik şeyler okuyup vakit geçirmek istediğimde, boş vaktim ve can sıkıntısında eğlence için bu tür blogları geziniyorum. Bu konuda sanırım iyi bir malzeme olsak gerek.

errata
01-10-2014, 11:35
Sevgili Dialectics
Yani şu saat için bu kadar abartı üretmeyi pek anlamlı bulmuyorum, zira bilhassa Sümer'in, oradanda eski Yunan'ın astrolojide katettiği mesaje, bir kaç bin yılın birikimi.


Saatin ölçtüğü şeyleri saatin yapıldığı devirde biliyor olmak çok normal bir durumsa da, böyle bir saatin mekanik tasarımını yapmak ve bir alet olarak ortaya koymak oldukça şaşırtıcı.

Bu saatin -aslında çoklu hesaplayıcı- yapıldığı devirde timer olarak su damlası kullanan basit şeyler vardı, biliniyordu. Antikythera ise çok katmanlı tasarıma sahip, yapımında kullanılan materyaller oldukça iyi seçilmiş ve parçaları neredeyse cnc tezgahından çıkmış gibi.

Alman gâvurlarından bir Profesör bunu on yıllar boyunca röntgenini çekerek inceledi.

Hatta LEGO bunun çalışır sürümünü yaptı.

http://www.youtube.com/watch?v=RLPVCJjTNgk

spartacus
01-10-2014, 13:15
Sevgili kapitan

Araya gökyüzünün bile incelenmesini yasaklayan ortaçağ giriyor. Örneğin mekanik çalışan kapılar, tuzaklar İsa'dan önce. Hristiyanlık ve kilise karanlığı arada ölümcül bir set konumunda, neredeyse hiç bir alanda ilerleme yok. Ortaçağdan önce beyin üzerine dahi araştırmalar var... Bence ortaçağ faktörü yok sayılacak bir faktör değil, bu gün ortaçağ öncesi hakkında dahi yeterli bilgi sahibi olmamıza da engel olan faktör.

Sonuçta benim aklıma uzaylı gelmiyor, zira insanın yapma olasılığı uzaylının yardım olasılığından daha öncelikli diye düşünüyorum. (en azından uzaylıların 1.) dünyaya gelme ihtimali bile düşündürücü iken, 2.) birde gayet doğal düşünülmesi gereken insanın yapma ihtimalini aşması gerekiyor.)

Asıl üzerine eğildiğim bu tür kullanımlar. Örneğin kaynak blog, adamın işi gücü yok üfürüyor, cezbediyor, kandırıyor, sükse yapıyor.
http://www.seyfullahdemir.com/

errata
01-10-2014, 13:53
Olay uzaylı, cin olayı değil tabi.

Ben bu mekanizmanın önce belgeselini izlemiştim, daha sonra çok ilginç geldi bir süre arkaplanını araştırdım. Bu alet, 1800'lerde geliştirilen mekanik hesaplayıcılarla sıklıkla karşılaştırılır ve hesaplama karmaşıklığına pek çok bilgisayar bilimcisi hayrandır. O LEGO çalışmasını da Apple mühendisleri yapmıştı.

Sonuç olarak yapan adam ya da adamların zekâsını ya da aleti geliştirmeye yol açacak şartların nasıl oluşmuş olabileceğine odaklanıyorum aslında.

Yoksa uzaydan meteor, asteroit dışında bir şeylerin gelmiş olduğuna imanım yoktur. Her ne kadar uzayda yaşam ihtimali mevcut olsa da.

Ek olarak; doğa bilimleri konularında yazılmış blog, viki, kişi/kurum web sitesi gibi şeylerin adam akıllı akademik bir kaynakçası yoksa, yazanı pek tanımıyorsam okumam. Bilimsel makaleleri referans numaralarıyla yayımlayan bin tane site var, makaleleri çözümleyip sadeleştiren tonla gâvur var. Bunlar varken Seyfullah'ın sitesi f16'dan inip kağnıya binmeye benziyor. Ki kağnının nereye gittiğini kimse bilmiyor.

Türkiye'de insanların sorunu bu, bir konu hakkında binde bir oranında kulaktan dolma bilgi edinip, herşeyi bildiğini sanmak. Yazarı da, okuyanı da maalesef böyle.

Felâsife
16-12-2016, 19:00
2000 Yıllık Ünlü Antikythera Batığında İnsan Kemikleri Bulundu

Taşıdığı kargo ile zaten oldukça ünlü olan Antikythera batığında bulunan insan kemikleri, batıkla beraber suya gömülen kurbanın DNA dizilimine dair önemli bilgiler verebilir.

Aslında Antikythera batığında ilk defa insan kemiği bulunmadı. İnsan kemikleri daha önce bulunduğunda bilim, DNA dizilimi yapabilecek kadar gelişmiş değildi. Yunan Kültür Bakanlığı ile beraber kazıları yürüten Massachusetts merkezli Woods Hole Okyanusografik Enstitüsü, eğer kemiklerde yeterince korunabilmiş DNA varsa, bu kemiklerin geminin batmasıyla ölen denizcinin etnik ve coğrafi kökeni hakkında önemli bilgiler verebileceğini belirtiyor.

Devamı: http://arkeofili.com/?p=17321