PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : YÖK tarikat yurtlarını nasıl destekliyor?


hamiahausa
12-04-2009, 12:36
Konu:Altta sizlere sunacağım açıklamalar ışığında YÖK'ün tarikat yapılanmasını nasıl bir gizem içinde desteklediğini bulacaksınız.
Bu tamamen şahsi düşüncelerim kapsamında olup sadece bir iddia gibi görülse de açıklamalarımla bu fikre nasıl sahip olduğumu göreceksiniz.
----------
Hangi üniversite ne zaman açılıyor?

AÇILIŞ TARİHLERİ
Bazı üniversitelerin yeni akademik yıla başlama tarihleri şöyle:

- Dicle (13 Eylül);
-Balıkesir,Celal Bayar,Cumhuriyet,Çanakkale Onsekiz Mart,Dumlupınar,Ege,Erciyes,Eskişehir Osmangazi, Fırat,Gazi,Gaziantep,Gaziosmanpaşa,İnönü,İstanbul Teknik,Kafkas,Kırıkkale,Mersin,Muğla,Mustafa Kemal,Niğde,Pamukkale,Selçuk,Süleyman Demirel,Uludağ,Van Yüzüncü Yıl,Atılım,Haliç,Koç (18 Eylül); ODTÜ (20 Eylül);Adnan Menderes, Afyon Kocatepe, Anadolu, Ankara, Atatürk, Boğaziçi, Çukurova, Dokuz Eylül, Gebze Yüksek Teknik Enstitüsü, Giresun, Kahramanmaraş Sütçü İmam, Karadeniz Teknik, Mimar Sinan Güzel Sanatlar, Sakarya, Trakya, Yıldız Teknik, Başkent, Çağ, Çankaya, Doğuş, Fatih, İstanbul Bilgi, İzmir Ekonomi, Ufuk (25 Eylül); Rize (26 Eylül); İstanbul, Ondokuz Mayıs, İstanbul Ticaret, Maltepe (2 Ekim); Marmara (3 Ekim), Işık, Okan, Yaşar (9 Ekim).

Bazı fakültelerde derslerin başlama tarihi eğitim-öğretime başlama tarihi ile farklılık gösterebileceğinden, öğrencilerin üniversitelerinden bilgi almaları gerekiyor.

Bu arada, Akdeniz, Kocaeli, Bilkent ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi 11 Eylülde öğretime başladı.
Üniversitelerde yeni akademik yılın başlaması dolayısıyla, öğretime başlanıldığı gün veya başka bir tarihte açılış töreni düzenlenecek. Afyon Kocatepe, Boğaziçi, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü ve İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde açılış tören yapılmayacak.

Abant İzzet Baysal Ünv. bazı kaynaklarda 20 Eylül gösterilmesine rağmen,açılış tarihi 15 Eylül dür.

Kaynak: KanalD
http://www.kanaldhaber.com.tr/
-----------
İşte 2008 yılı YÖK sınav takvimi:
07 Kasım 2008,Özel Yetenek Sınavı sonuçlarına göre öğrenci alan yükseköğretim programlarına kesin kayıt yaptıran adayların bildirilmesi için son gün.
http://www.yok.gov.tr/takvim/takvim.htm
---------------
Şimdi YÜKSEKÖĞRETİM KURULU 2008 YILI AKADEMİK TAKVİMİni inceleyecek olursak görülecektir ki takvim 2008 yılı için geçerli olmak üzere hazırlanmıştır.
O maddeyi bir kez daha görelim.
Ne diyor?
07 Kasım 2008,Özel Yetenek Sınavı sonuçlarına göre öğrenci alan yükseköğretim programlarına kesin kayıt yaptıran adayların bildirilmesi için son gün
Kim diyor?
YÖK.....
Peki ne oldu da Özel Yetenek Sınavı sonuçlarına göre öğrenci alan yükseköğretim programlarına kesin kayıt yaptıran adayların bildirilmesi için son gün değiştirildi?

Bu işin altında ne var?
Zira benim bahsettiğim eğitim kurumları gibi bir çok eğitim kurumunda uygulama aynen başlamıştır.
Buraya kadar yazdığım belki bir çok insanın gözünden kaçıyor olabilir.Bu nedenle konuyu değişik ifadesi ile
daha açık izah etmeye çalışayım.

Öğrenciniz Özel Yetenek Sınavı sonuçlarına göre öğrenci alan bir kuruma baş vuru yaptı.
Sınavı kazandı ve kayıt hakkını elde etti.
Gidip kaydınızı yaptırdınız.
Size okulun 10-15-20 Eylül'de eğitime başlayacağını söylediler.

Peki buraya kadar iyi.
Diyelim ki siz İstanbul,Ankara vs.. gibi bir yerdeki okula kayıt yaptıracaksınız.
Ancak Şanlıurfa,Gaziantep,Maraş,Siirt,Mardin vs..gibi uzak yerlerden hiç tanımadığınız bir yere çocuğunuzu getiriyorsunuz.

Üstelik kız öğrenci.
Yatacak,barınacak bir yeriniz olmadığı gibi,tanıdığınız kimse de yok.
Olması da zaten zorunlu ya da yasal bir gereklilik değil.Öyle ya devletinize güveniyor yola çıkıyorsunuz.Tüm sınırlar içinde vatan bir bütün değil mi?

Peki şimdi incelemeye devam edelim.
Özel yetenek sınavı ile bir yere yerleştirilmiyor olsa idi yurt başvurularını zaten yapmış olacak idi.Ve yurt çıkıp çıkmayacağı da birkaç gün içinde kesinleşecek idi.
Ancak meslek çıkışlı öğrenciler hala devletin üvey evlatları olduğu için bunların yurt başvuruları hala yapılamıyor.

Çünkü,yurtlar açısıdan,22 Eylül'de başlayıp,9 Ekim'de bitecek bir yurt baş vuru süreci var.
Peki okullarda eğitim süreci,bu süre bitmeden başlıyor mu?
Evet başlıyor.
Yani 10-15-20 Eylül gibi bir tarihte değişmek üzere eğitim başlamış olacak.

Yukarıda bazı üniversitelerin başlama tarihlerini verdim.

Diyelim ki 10 Eylül'de eğitime başlandı.
Siz çocuğunuzu nerede barındıracaksınız?
Ev tutsanız kimlerle anlaşacağı/anlaşamayacağı belirsizdir,henüz arkadaş çevresi dahi yoktur.
Özel yurta yerleştirseniz size hemen o gün tüm yılın maliyetini karşılayacağınıza dair senet imzalatıyorlar ve zorunlu olarak tüm yıl orada kalmak durumundasınız.

Yani öyle bir kaç günlük taviz yok.
Tanıdığınız,akrabanız yok ise yandınız.
Hani Cumhuriyet kimseizlerin kimsesi idi?surusunu ister istemez aklınıza getirdiler mi?
Evet getirdiler.
Demek ki cumhuriyet düşmanlığı için iyi bir başlangıç yapmış oluyorlar.

Hani vatanın her karış toprağı bizimdi?
Hani devlet her durumda vatandaşının zorluklarını sırtlanırıdı?Soruları aklınıza geldi mi?

Peki efendim yurt çıkmasını bekleyin diyenler olacaktır.

İşte mesele de bu ya.
Özel Yetenek Sınavı sonuçlarına göre yerleştirilen öğrencilere ne yazık ki yineliyorum,22 Eylül ile 9 Ekim tarihleri arasında yurtlara baş vuru yapma hakkını vermişler.

Böylece Özel Yetenek olmaz olsun dedittiriyorlar.Sanata ve sanatçıya bakış açınızı değiştirtiyorlar mı?

Şimdi çocuğunuzu otele mi yerleştireceksiniz?
Şahsım olarak ilgili Üniversitenin eğitim fakültesi dekanı ile yaklaşık 35 dakika görüştüm.

Dikkatlerinden kaçmış olma ihtimalini sorguladık.
Lakin onların da yapabilecek bir şeyi omadığı belli.Emir büyük yerden deyimi vardır ya işte tam da böyle bir durum.

Siirt,Şanlıurfa,Mardin vs..den gelenler ne yapacak?
Devamsızlık süresi sanırım ki hala 20 gün olmalı.
Yurt çıkıp çıkmayacağı ise ne yazık ki baş vurunun son tarihi olan 9 Ekimden dahi epey sonra belli olacak.

Öyle ise burada hangi sorular sorumalı?
Haydi soralım öyle ise.....

Eğitim başlangıç tarihi 10-15-20 Eylül tarihlerinden biri olsun.
Barınma durumunun kesinleşeceği tarih en iyimser sonuç ile 9 Ekim olsun(olmaz ancak öyle olsun).
Arada kaç gün var?
En iyimser hali ile 30 gün.
Devamsızlık hakkı kaç gün?
Bildiğim kadarı ile 20 gün.
Peki nerde kalacaksınız?
Çocuğunuz nerede kimle kalacak?
Sizin işiniz yok mu?İzin süreniz sınırsız mı?
Yoksa çok mu zenginsiniz?
Zaten öyle olsa idi ne diye okutacaktınız ki?Kurardınız bir özel üniversite,çocuğunuz mezun olduğunda ise kapatırdınız our biterdi.Çok mu uç espiri oldu?

Peki tüm bunlara sebep olan kim?
Üniversite mi?
Veliler mi?
Hükümet mi?
YÖK mü?
ÖSYM mi?
Kim,Kim bunların sorumlusu(sorumsuzu)?
Ben söyleyim.
Prorgamına sadık olmayanlar.
Bakınız...
Eğitim Fakültelerinde Uygulanacak Yeni Programlar Hakkında Açıklama
http://www.yok.gov.tr/egitim/ogretmen/programlar_aciklama.doc
---------
Programlar ve Ders İçerikleri
http://www.yok.gov.tr/egitim/ogretmen/muzik_ogretmenligi.doc

Şimdi soruyorum.
Hem de can alıcı bir noktadan bakarak.
Bu çocuklar 35-45 gün arası ne yapacaklar?
Eğitimlerine nasıl devam edecekler?
Bunları hiç düşünmediniz mi?Ya da kimler adına böylesi başarılı bir uygulamayı yapabilme cüreti sergiliyorsunuz?
Kime neye hizmet amaçlı bir uygulama yapıyorsunuz?
Yoksa asıl sorulması gereken can alıcı noktayı bizler kaçırıyormuyuz?

Yani yer bulamayan ya da ucuz hatta parasız barınma imkanı sağlayan TARİKAT yurtlarının eline bu çocukları yem yapma politikanız bu da bizler farkında değilmiyiz?

İşte işin başına ehlini getiren,işi ehline tesilm eden hükümet anlayışı,işte YÖK'ün başına getirilen zihniyetin nifak tohumları bunlar olmasın?

Bir veli olarak şunu kesinlikle söyleyebilirim ki.
Asla çocuklarımızı bu TARİKAT zihniyetine teslim etmeyeceğiz.Kula Kul olmayı değil,insan olmayı,mürit,şakirt omayı değil,eğitilmiş birey olmayı hedefleyen her ebeveynin de aynı düşüncede olacağını biliyorum.
Meslek liseleri statüsünde olduğu için yıllardır mahkumiyet hayatı yaşayanların neler çektiğini,hangi statükocular tarafından ser sefil halde bırakıldığını görmeyelim mi?
Atatürk'ten sonra gelen tüm iktidar sahipleri ne yazık ki ülkede Atatürk ilkeleri ile bir hesaplaşma içinde olmuşlardır.
Adaletten uzak iktidarlar,insanlıktan nasiplenmemiş yöneticiler,sorumlu ancak yetkisiz,ya da yetkili ancak sorumsuzlar,ahbap/çavuş ilişkisi içinde yiyici takımları devleti daha ne kadar işgal edecek?

AKP ve temsil ettiği zihniyetin iktidar olmasında bu geçmiş zihniyetler sorumlu değilmidir?
Ancak onların da diğerlerinden hiç bir farkı olmadığını,bu şansı tesadüfen mi yakaladığı da belli olmadığı halde fırsatı iyi kullanamayan/kullanmayan bir zihniyet olduğu gerçeği ile,bu çıkmazı millet olarak düzeltemeyecek olur isek bizler daha çok başımıza siyasetçi adı ile gelen mafya,çete savaşlarının galiplerini taşır dururuz.

Dilerim ki milletimiz bir an evvel soygun,talan,yalan,dolan düzeninin temsilcilerine artık dur diyebilecektir.
Yıllardır ülkeyi kötü yöneten kime hesap sorulmuştur?
Hesap sormak sadece sandıkta cezalandırmak mı olmalıdır?
Sandığa gömülen diğer soyguncular ne yapmaktadır?
Milletten çaldıkları ile bazı köşelerde semirmektedirler.
Bir süre sonra da nasılsa kamuoyu bir şekilde unutur,mevcutlardan sıkılır,biz de bir yerlerden tekrar hortlarız diye beklemektedirler.
Bu mudur hesap sormak?
Bu mudur cezalandırmak.
Öyle ise millet olamkta değil ancak vekili olmakta fayda vardır.
Ne de olsa ye babam ye....
Başaramaz isen nasılsa millet senin beceriksizliğini ödeyip duruyor.
Dünyanın neredeyse tüm ülkelerine borçlandır.
Nasıl olsa millet gün gelir öder.
Tüm beceriksizliğini sergile.
Nasıl olsa milletin sesi çıkmıyor.Devletine saygılı.
Devletin imkanlarını önceki iktidarların yaptığı gibi ehline teslim ettiniz.
Sizler de aynısınız.
Onlar nasıl bir ehil seçme sistemi kurdular ise sizler de aynı sistemi devam ettirdiniz.
tek fark ile.
Sizin soyguncularınız aynı zamanda iman sahipleri de olarak.
Nasıl bağdaştırdınız,nasıl becerdiniz ise anlamak için arif olmak gerek.
Bütün bunlar milletin tam bağımsızlığını tehlikeye düşüren hareketlerdir.
Değerli dostlar,ey iman edenler,ey milli birlikten bahsedenler,ey vatanı uğruna canını seve seve feda edenler ve etmeye hazır olanlar,
Demek ki kandırılıyoruz.......
Nasıl mı?

İşte okuyunuz....
Kur'an İrtica için ne diyor?
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-kur-an-irtica-icin-ne-diyor_2825627.html

Saygı ile....
Ahmet Dursun 11 Eylül 2008 00:45
----------
İlgisini çekenler için ilave bilgiler.
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu (YURTKUR) Genel Müdürlüğü`nden yapılan açıklamaya göre, 2008-2009 öğretim yılında kurum yurtlarında barınmak, burs, öğrenim ve katkı kredisi almak isteyen, halen bir yükseköğretim kurumuna devam eden ara sınıf (önlisans, lisans ve yüksek lisans) öğrencilerinin başvuruları 1 Temmuz-3 Ağustos tarihleri arasında yapılacak. Yüksek lisans, doktora, ön kayıt ve özel yetenek sınavı ile yüksek öğretim programına girecek öğrenciler ise başvurularını 22 Eylül-5 Ekim tarihleri arasında yapabilecek. Başvurular YURTKUR`un www.kyk.gov.tr adresindeki internet sayfasından yapılacak. Kurum yurtlarında barınmakta iken yükseköğretim kurumunu süresi içinde bitirememiş artık yıl öğrencileri 8-24 Eylül tarihleri arasında 2007-2008 öğretim yılında barındıkları yurt müdürlüklerine başvuruda bulunabilecek. Asıl listeden yurda girmeye hak kazanan öğrencilerin kayıtları 1-12 Eylül tarihleri arasında, kalan boş yatak sayısına göre hazırlanacak olan birinci yedek listeden yurda girmeye hak kazanan öğrencilerin kesin kayıtları 15-19 Eylül tarihleri arasında yapılacak. Bundan sonraki her Pazartesi günü ilan edilecek olan yeni yedek listedeki öğrencilere 5`er gün kayıt süresi tanınacak. Yedek listeden öğrenci alımına 8 Aralık Pazartesi günü son verilecek. Yurtlar 8 Eylül`de hizmete açılacak.
http://www.kyk.gov.tr
-----------------
ÜNİVERSİTELERİN MÜZİK BÖLÜMLERİ TELEFON,VE WEB ADRESLERİ için bakınız ve inanmıyor iseniz bu konuyu sorunuz.
http://agsl.wordpress.com/2007/09/20/universitelerin-muzik-bolumleri-telefon-ve-web-adresleri/#more-81

Alıntı kaynağı:
http://ahmetdursun374.blogcu.com/bizzat-yok-tarikat-yurtlarini-nasil-destekliyor_23888081.html

hamiahausa
12-04-2009, 12:38
Kadiri Tarikatı ve Kurtlar Vadisi.

Mehmet Ali Güller
KURTLAR VADİSİ-IRAK FİLMİ DEĞERLENDİRMESİ
Kurtlar Vadisi - Irak filmiyle ilgili değerlendirmeye geçmeden önce, filmin ana fikri ve bir propaganda filmi olarak verdiği mesajların kaynağını anlayabilmek için, öncelikle Şaşmaz ailesine mercek tutmak gerekiyor.

ŞAŞMAZ AİLESİ
Kurtlar Vadisi'nin yapımcısı Raci Şaşmaz ile Polat Alemdar'ı canlandıran Necati Şaşmaz kardeşler, Elazığ merkezli Kadiri Tarikatı'nın şeyhi Abdülkadir Şaşmaz'ın oğullarıdır.

Kadiri Şeyhi Abdülkadir Şaşmaz, kurduğu Takva Tasavvuf Kültürünü Araştırma Vakfı aracılığıyla, ses sanatçıları ve gazetecileri çevresinde topladı. Şeyh Şaşmaz, hedef kitlesi farklı olduğu için, dergahını da Ankara ve İstanbul'a taşıdı.

Şeyh Abdülkadir Şaşmaz'ın babası Caferi Tayyar Şaşmaz da bir Kadiri şeyhi. Türbesi Elazığ-Harput'ta bulunuyor. Şaşmaz'lar, soylarını Abdülkadir Geylani'ye, hatta Hz. Muhammed'e kadar uzatıyorlar. Bu nedenle kendilerine "seyid" yani peygamber soyundan gelen gözüyle bakılıyor.

Şeyh Abdülkadir Şaşmaz, 1991 yılında Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek tarafından "Bakan Danışmanı" yapıldı.

Şeyh Abdülkadir Şaşmaz'ın üç oğlu var: En büyük oğlu 1971 doğumlu Necati Şaşmaz, Tayyar Raci Şaşmaz ve Hilmi Zübeyr Şaşmaz. Polat Alemdar yani Necati Şaşmaz, tarikat içinde Şeyh'in veliahtı olarak değerlendiriliyor.

TAYYİP'İN DANIŞMANI DA ORTAK
Tarikat 90'lı yıllarda İstanbul'da "Çağrışım" isimli bir dergi çıkardı. Dergi, kendisini siyasal islama karşı, tasavvuf kültürüne dönük olarak tanımladı. Derginin Genel Yayın Yönetmenliğini Ömer Lütfü Mete (Aynı zamanda filmin konsept danışmanı. Deli Yürek dizisinin de Raci Şaşmaz'la birlikte senaristi), Yazı İşleri Müdürlüğünü de Ahmet Tezcan (Şu anda Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Basın Danışmanı) yaptı.

Dergi etrafında toplanan sanatçı ve gazetecilerin, o dönemde Gayrettepe'de bir evde haftada bir toplanarak zikir yaptığı basına yansıdı. (Bkz. 2004 yılı Tempo Dergisi) Şeyh Abdülkadir Şaşmaz'ın yönettiği zikirlerin katılımcıları arasında Hasan Kaçan, Ömer Lütfü Mete, Osman Sınav gibi isimlere rastlıyoruz.

ŞAŞMAZ'LARIN TİCARİ İLİŞKİLERİ
PANA Film hem "Kurtlar Vadisi" dizisinin, hem de "Kurtlar Vadisi - Irak" filminin yapımcı şirketi olarak karşımıza çıktı. Peki PANA Film'in ortakları kimler? İstanbul Ticaret Odası kayıtlarına göre ortaklar; Muhammed Naci Şaşmaz, Tayyar Raci Şaşmaz, Hilmi Zübeyr Şaşmaz, Bahadır Özdener, Hasan Kaçan ve Faruk Çetinkaya. Faruk Çetinkaya, aynı zamanda PANA Film'in avukatı. Bahadır Özdener ise hem dizinin hem de filmin senaristi olarak karşımıza çıktı. Eski bir gazeteci olan Bahadır Özdener, Raci Şaşmaz'ın en yakın arkadaşı olarak biliniyor.

RACİ ŞAŞMAZ'IN İLİŞKİLERİ
Raci Şaşmaz, 1973 doğumlu, Marmara Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü mezunu. Raci Şaşmaz, kardeşler arasında "ticaretten" sorumlu olanı!

PANA Film dışında, Raci Şaşmaz'ın resmi iki firması daha var. Bunlardan biri Mücazoğlu Basın Yayın Sinema A.Ş. Bu şirketin ortakları arasında da tanıdık isimler var: Adnan Erdoğan, Mehmet Baş, Mehmet Akalın, Ömer Lütfü Mete ve Tayyar Raci Şaşmaz. Şirketin eski Yönetim Kurulu üyeleri kayıtlarda şu isimlerden oluşuyor: Abdülkadir Şaşmaz, Cengiz Solak, Zülfü Canpolat, Fahri Yüksel.

MHP-BBP VE KADİRİ TARİKATI
Zülfü Canpolat, Avrupa Nizam-ı Alem Ocakları Genel Başkanı. Muhsin Yazıcıoğlu'nun has adamı.
Şirket Yönetim Kurulu'nda adı geçen Fahir Yüksel de ilginç bir isim. 1999 seçimlerinde MHP'nin Malatya'dan 4. sıra adayı olan Fahir Yüksel, önce seçildi ama ardından mazbatası geri alındı. 2000-2002 yılları arasında MHP Malatya İl Başkanlığı yapan Fahir Yüksel'in 1979 yılında Malatya'da öğretmen Nevzat Yıldırım'ın Oral Çelik tarafından öldürülmesi olayında yer aldığı; gözaltına alındığı ancak "bilinmeyen sebeple" serbest bırakıldığı, bu nedenle 1980 yılından beri arandığı basına yansıdı.

Unutmadan! Şeyh Abdülkadir Şaşmaz'ın kardeşi ve Polat'ın amcası Tahir Şaşmaz da, bir dönem MHP milletvekilliği yaptı.

SİNAN KÖYLÜLERİNE ZULMEDEN AĞA
Raci Şaşmaz'ın bir diğer şirketi ise Pana Teknik Araştırma ve Elektronik Güvenlik Sistemleri Sanayi ve Ticaret Ltd. Şirketi. Raci Şaşmaz dışında şirketin üç ortağı var. Osman Sınav (Kurtlar Vadisi dizisinin ilk yönetmeni), Dr. Mehmet Mustafa Kızılilsoley ve Nilüfer Sinanlı.

Nilüfer Sinanlı tanıdık bir isim: Sinanlı köylülerine kan kusturan, zorla köylülerin arazilerine el koyan Sinanlı aşiretinin "hanımağası"! Güneydoğu'da 100 bin dönüm araziyi "gaspederek" ele geçiren Hanımağa'nın İstanbul'daki iş ilişkileri oldukça karışık.

"Kurtlar Vadisi", yapımcısıyla, yönetmeniyle, senaristiyle, konsept danışmanıyla, oyuncularıyla tam bir tarikat ağı! Öyle ki, Şaşmaz kardeşlerin halasının torunu bile "Erhan" tiplemesiyle, dizinin ilerleyen bölümlerinde rol kapmıştı!

AMERİKAN VATANDAŞI POLAT
ATV, Şubat başında yer alan bir haber bülteninde, Polat'ın Amerikan vatandaşı olduğunu duyurdu. Amerika'da oturma izni ve vatandaşlık hakkı alan Polat, bu hakkı kullanmış, yıllarca Amerika'da yaşamış, ancak 11 Eylül saldırısında sonra Türkiye'ye gelip, bir daha da ABD'ye dönmemiş.

HANİ ÇUVAL'IN İNTİKAMI?
Aileye mercek tuttuktan sonra gelelim filme.

Film, öncelikle bir propaganda filmi. Filmde yer alan her sahne, alelade hazırlanmış, basit bir tasarım olarak düşünülemez. Ayrıca, her karakterin ağzından çıkan cümle de, yine propaganda filmi gereği özenle seçilmiş.

Filmin, ana fikri, kamuoyuna "çuvalın intikamı" olarak sunuldu. Filmin ilk sahnesinden itibaren de, izleyici bu "intikama" odaklandırılıyor! Ancak, film boyunca "çuvalın intikamı" beklenildiği gibi, ABD'lilere çuval geçirilerek bir türlü alınamadı! ABD'li komutanla toplam dört defa hesaplaşmaya giren kahramanımız, ilk üçünde kaybetti, dördüncüsün de ise kazandı. İlk hesaplaşmada, Polat Grand Harilton otelinin uçurulması pazarlığında Sam Marshall'a çuval geçirmeye çalıştı. Ancak restleşmeyi, Iraklı çocukları pazarlık unsuru haline getiren ABD'li kazandı.

İkinci hesaplaşma, Sam Marshall'ın, Türkmen, Arap ve Kürt liderlerle yaptığı toplantı çıkışında suikast şeklinde planlanmış. Ancak burada da Polat başaramadı. Polat'ın amacına, Iraklı bir intihar bombacısı dolaylı engel oldu! (İyi planlanmış bir propaganda)

Üçüncü hesaplaşmada, Polat, Saddam'ın sarayından Sam Marshall'a getirilen piyanoya bomba yerleştiriyor. Ancak, açık pencereden içeri giren rüzgar, rüzgarın piyano tuşlarına düşürdüğü notalar, erken patlamaya ve ABD'linin yine kurtulmasına neden oluyor.

Dördüncü ve son hesaplaşma ise, ABD askerlerinin topluca Polat ve adamlarına saldırdığı, filmin son bölümü. Burada ise kazanan Polat oluyor. Ancak, beklenildiği şekilde "çuval hadisesi" yaşanmıyor. Polat, ABD'liyi Türkmen kamasıyla kalbinden vuruyor!

Sonuç olarak, ABD'li öldürülüyor ancak, beklenildiği gibi "çuvalın intikamı" alınamıyor.

Film bu bakımdan, psikolojik olarak, izleyiciyi belli bir hedefe güdületen ancak, finalde hedefi biranda değiştiren bir yapıya sahip. Bunun özellikle yapıldığı ortada!

ATATÜRK NEREDE?
Film, 4 Temmuz 2003 günü Süleymaniye baskınında olduğu anlaşılan bir TSK mensubunun Polat'a mektubuyla başlıyor. Üniformasından ve apoletlerinden Üsteğmen olduğu anlaşılan Türk subayı, mektubunu makam odasında yazıyor.
Makam odası olan bir üsteğmen olduğuna göre de kendisi bir bölük komutanı.
Her Türk Subayı'nın makam odasında, makam koltuğunun arkasında, duvarda Atatürk resmi olması lazım.
Ancak böyle bir resim maalesef yok. Bunu bir dekor hatası olarak kabul edemeyiz. Kaldı ki, Atatürk resminin filmde olmamasının özel bir nedeni olduğu da daha sonra anlaşılıyor. O konuya daha sonra geleceğiz. Önce ilk sahneyle ilgili değerlendirmemizi sürdürelim.

4 Temmuz baskınını anlatan Üstteğmen, Polat'tan intikam almasını istediği mektubu tamamladıktan sonra intihar eder. Şimdi birincisi, intihar ettiği tabanca, Üstteğmen'in her ne hikmetse belinde değil de çekmecesinde. Herhalde, Şaşmaz kardeşler 4 Temmuz günü silah kullanmayan 11 subay ve astsubaya (haklı olarak) gönderme yapıyorlar.

İkincisiyse, bizatihi intiharın kendisi!

MİLLET DEĞİL,DİN-TARİKAT PROPAGANDASI
Filmin üç ayrı sahnesinde, ayrı ayrı Polat Alemdar, Tarikat Şeyhi ve Türkmen lideri "Ağa" tarafından, izleyiciye "ana mesaj" veriliyor. ABD'nin Irak ve bölge işgalini, filmin bu üç ana karakteri, "dini birliğin" zayıflamasına bağlıyor. Amerikan işgalinin gerekçesini 180 derece ters tanımlayan ve izleyiciyi bilerek yanlış yönlendiren bu ana mesajla, Şaşmaz kardeşler, Tarikat ailesi olmanın gereğini yerine getiriyorlar.

Filmde bol bol dini öğeler kullanılmış. Öyleki kendini Şeyh Abdülkadir Geylani'ye kadar dayandıran bir tarikat, filmde uzun uzun zikir yapıyor. Dikkat! Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, kendisini Şeyh Abdülkadir Geylani'ye dayandıran tarikat, Şaşmaz'ların Kadiri tarikatı. Şaşmazlar böylece, kendi tarikat reklamlarını da yapmış oluyorlar.

Filmdeki Kadiri Şeyhi, intihar eylemlerine karşı olan, direnişçilerin "ajan-gazeteci iddiasıyla batılıları öldürmelerine" karşı çıktığı sahneyle Irak direnişiyle ilgili tavrını koyan, öldürmenin çözüm olmadığını savunan, müritlerine sabır dileyen, kısacası "barışçı" bir din adamı portresi! Tam da dinlerarası diyalogcu kesimlerin istediği türden din adamı.

KÜRT SORUNUNA TARİKAT ÇÖZÜMÜ
Filmin en önemli mesajlarından biri de "Kürt sorunu"yla ilgili olandı.

Barzani tiplemesini canlandıran karakter, filmin hemen her sahnesinde ABD'li komutan Sam Marshal'ın emirlerini yerine getiriyor.
Ancak filmin finaline doğru, Sam Marshall, "Barzani"den, Türkmen Kadiri Şeyhi'ni öldürmesini istiyor. Ancak, her sahnede, Barzani karakteri üzerinden ABD'ye el pençe hale getirilen "Kürt", konu din olunca, tarikat olunca, üstelik Kadiri tarikatı olunca, "düşmanı" Türkmeni öldürmeyi kabul etmiyor. (Bu konuda o kadar keskin ki, gerekirse Kukla Devletten bile vazgeçecek)

Kısacası, filmin bu can alıcı sahnelerinde, Kürt meselesinin de çözümü bulunmuş oluyor. Kürt meselesi de dinle, tarikatla çözülmüş oluyor.

Filmin bir diğer önemli sahnesi de, Kürt meselesinde bu kez Türkiye içinden farklı bir eleştiri getiriyor. Baskın sırasında Kürtlere serzenişte bulunan Memati'ye Abdülhey, "Abi ben de Kürt'üm" diyor. Memati'nin ustaca yanıtı hazır: "Sen başkasın"!
Abdülhey'in şu son sözü ise çok önemli. "Abi, hep böyle başlıyor zaten" Şimdi burada Abdülhey tiplemesi önemli.

Diziyi izleyenler bilirler. Abdülhey de tıpkı Polat gibi istihbaratçı. O da mafyaya sokuluyor. Ancak Polat'dan farklı bir istihbaratçı profili çiziyor. Dizinin pek çok bölümünden ortaya çıkan, Abdülhey'in "itirafçı" türünden istihbaratçı olduğu. Geçelim.

Toplamda ortaya çıkan "makul Kürt profili", tarikat çözümünden yana ve itirafçı olan şekilde algılatılıyor izleyiciye. Bunun dışında ise, "her türden Kürt'e düşmanlık" ön planda!

NASIL BİR TÜRK?
ABD'li komutan Sam Marshall, filmin ilk hesaplaşma sahnesinde Polat'a (haklı olarak) "don lastiğinizi bile biz veriyoruz. Çuval'dan bu kadar alınmanız niye?" diye soruyor. Polat'ın yanıtı ilginç: "Ben politikacı, diplomat ya da asker değilim. Ben Türk'üm"!

Bu mesaj önemli. İzleyiciyi çözümün kaynağına ve ABD karşıtlarının muhteviyatına dönük olarak güdüleyen Şaşmaz kardeşler, tümden siyaseti, tümden dışişlerini ve tümden Türk Ordusu'nu tukaka yapıyor. Daha doğrusu Türk devleti değil, herhangi bir Türk'tür, ABD'ye karşı olan, çuvalın intikamıyla dolan.

Elbette Sam'in söyledikleri doğrudur ve "Küçük Amerika" sürecinin hükümetleri, Dışişlerine yerleşmiş monşerleri ve ABD patentli darbelere imza atan askerleri suçludur! Ancak, her saptama kendi sürecinde yapılır. Siyaseti tümden AKP hükümetiyle, ya da çuvalı kabullenen Org. Hilmi Özkök'le tümden TSK'yı hedef almak, daha doğrusu tümden Türk devletini yanlış bulmak. Şaşmaz kardeşler açısından oldukça önemli bir mesaj.

SAM MARSHALL KİMLİĞİ
Filmde Irak'taki ABD'yi temsil eden Sam William Marshal tiplemesi ve ismi özenle seçilmiş. Sam, Sam amcayı, William, 4 Temmuz tarihinde K.Irak'taki ABD birliklerinin komutanı Albay William Mayvile'i, Marshal da, Türkiye'yi "küçük Amerika" yapan süreci başlatan Marshall planını sembolize ediyor.

Yeri gelmişken Sam Marshal tiplemesi üzerinde de duralım. Film, Türkmen Kadiri şeyhi üzerinden ne kadar İslam dini vurgusu yapıyorsa, Sam Marshall üzerinden de Hristyan-Musevi vurgusu yapıyor. Filmin pek çok sahnesinde Sam Marshall'ı dini ritüeller içinde görüyoruz. Bush'un "haçlı seferi başlatıyoruz" söylemini kılavuz alan Sam Marshall, bölge işgalini tamamen kutsal kitaplara dayandırıyor. Emperyalizm'in işgali, yerini filmde tamamen kutsal nedenlere bırakmış! İsa'nın önünde dualar eden, kutsal kitaptan bölümler okuyan Sam Marshall'ın, 4 hesaplaşmanın ilk üçünde ölmeyerek, ilginç rastlantılarla (rüzgar vs.) kurtulması, izleyiciye yine dini pencereden mesaj amacı güdüyor.

ANTİ-AMERİKANCILIK
Filmde pek çok sahne ve de ABD'li askerlerin karakteri, izleyicide ABD karşıtlığını güçlendiriyor. ABD'li askerlerin, silah sıkılmasını bahane ederek Türkmen düğününü basması, araca doldurduğu esirlerin hava alması için aracı taraması, Ebu Gruyb hapishanesinde yaşananların çok gerçekçi bir şekilde sunulması, Iraklıların iç organlarını çalan Yahudi doktor, organların doldurulduğu kutulardaki alıcı adreslerin New York, Tel-Aviv ve Londra olması vs.

Yeri gelmişken ABD askerlerine dair de bir saptamada bulunalım. Filmde görülen ABD'li askerler, gerçeğe aykırı şekilde "zenci-beyaz-hispanik" şeklinde oranlanmış. Bunu "yapımcı ekip, zenci asker bulamadı" şeklinde açıklayamayız herhalde.

Öte yandan, ABD askerlerinin hepsi de kötü değil. Örneğin, esirlerin doldurulduğu aracın taranması sahnesinde duruma itiraz eden ve öldürülen ABD'li asker.

Acaba, kötü olanları, bazı kesimlerin savunduğu gibi iktidara hasbel kader gelmiş NeoCon'ları, iyi olan ABD askeri de, yine bası kesimlerin savunduğu "özgürlük ülkesi"ni mi sembolize ediyor?

SONUÇ
Kurtlar Vadisi - Irak filmi, pek çok kesimin de söylediği gibi ABD karşıtı bir film. Doğru! Ama nasıl bir anti-Amerikancılık?


Film, aynı zamanda izleyiciye "Kürt karşıtlığı" mesajı da veriyor. Tarikatçılığın birleştiriciliği altında Kürt'e düşman bir ABD karşıtlığı!

Bu Türkiye'nin çözümü müdür?
Elbette değil. Irkçı zihniyetle, neredeyse "Güneydoğu'yu verelim, batıdaki Kürtleri de sürelim" diyen kesimin sözde çözümü. Kürt'ü kazanmadan, Kurtuluş Savaşı'ndaki Atatürk formülünü, yani Türk-Kürt ittifakını esas almayan hiçbir ABD karşıtlığı, gerçekte ABD karşıtlığı değildir ve de Türkiye'yi içine girdiği bu süreçten "bağımsız" olarak çıkaramaz.

Filmin bir başka sonucu da "maceracı" yanı. Çözüm için çok değil, 4 Türk yeterli. 4 tarikatçı-Kürt düşmanı cesur adam, Türkiye'nin çözümü.

Sağlıcakla kalın. Gökhan ONATER

"Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı" (M.Kemal ATATÜRK)
Kaynak:
KURTLAR VADİSİ SON NOKTA
http://ahmetdursun374.blogcu.com/kurtlar-vadisi-son-nokta_280913.html

hamiahausa
12-04-2009, 12:40
Polat Alemdar, CIA ajanı çıktı” manşetimiz üzerine mahkemeye giden artist, Yeniçağ’ın kendisine hakaret ettiğini ileri sürmüştü.

Dizilerde önüne geleni asıp kesen derin senaryonun figüranı Polat Alemdar, Türk adaletinin okkalı tokadıyla yere serildi...


Şikayet yersiz bulundu
Kurtlar Vadisi Irak filmi ve Kurtlar Vadisi dizisinin yapımcısı Pana Film, Yeniçağ’a açtığı davaları kaybetti. Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, sanal kahraman hakkındaki yorumlarımızla ilgili şikayetleri ‘yersiz’ buldu.


‘Türk Rambosu’ tipinde
Davaya konu olan haberde, “4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçiren ABD’liler, Polat’ı Türk Rambosu rolüne soyundurdu. Böylece Türk halkı sanal olarak intikam alma huzuruna kavuşacak” denilmişti.

Savcı da beraat istedi
YapImcInIn “Müvekkilime hakaret edildi” iddiası, savcıyı bile ikna etmeye yetmedi. Kamu adına mütalaa sunan savcı, “Film kahramanını eleştirmek suç değildir. Kaldı ki, atılı suçun unsurları oluşmamış” dedi ve davalar reddedildi.


Sanal karizmaya derin çizik
Kurtlar Vadisi’nin sanal kahramanlarına yaptığımız eleştirileri yargıya taşıyan Pana Film’in şikayetleri yersiz bulundu.


Haber: Mustafa DURAN
Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Kurtlar Vadisi sinema filmi ve dizisine yönelik haber ve yorumlarımızdan dolayı Pana Film tarafından açılan ceza davalarını karara bağladı. Mahkeme “atılı suçun kasıt ve unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle gazetemiz hakkındaki ceza istemini reddetti. Gazetemizin 25 Aralık 2005 tarihli sayısında “Polat Alemdar CIA ajanı çıktı” başlıklı haberimizde “Kurtlar Vadisi Irak” sinema filminin ABD tarafından yürütülen psikolojik bir operasyon olduğunu, bu operasyonda başrol oyunculuğunun da sanal kahraman Polat Alemdar’a verildiğini belirtmiştik. Haberimizde şunları kaydetmiştik:

Dava açtılar
“Filmde 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de Türk askerinin başına çuval geçiren ABD’liler, Türk milletinin kendilerine duyduğu nefreti ve intikam duygusunu ortadan kaldırmak için Polat Alemdar’ı Türk Rambosu rolüne soyundurdu. ABD’nin psikolojik harekat planına göre, Polat Alemdar filmde, Mehmetçiğe çuval geçiren ABD’li generale rol gereği bir güzel haddini bildirecek, böylece çuval olayını kara bir leke olarak gören Türk halkı da sanal olarak ABD’den intikamını almış olmanın huzuruna kavuşacak. Türkiye’yi BOP’un piyonu yapmayı hedefleyen ABD, filmde Polatı Türk halkının intikamını alan milli bir kahraman olarak gösterecek, gerçekte ise Polat ABD’nin amaçlarına hizmet etmiş olacak.” Bu ve devamında gelen haberlerin ardından yapımcı şirket Pana Film, gazetemiz aleyhine 3 adet ceza davası açmıştı.

Mahkeme reddetti
Haber ve yorumlarımızda sanal kahraman Polat Alemdar üzerinden bu karekteri canlandıran Necati Şaşmaz’a hakaret edildiğini öne sürün Pana Film, “Yazılar amacını aşmıştır, dizi ve film zararlı olsaydı RTÜK tarafından işlem başlatılırdı. Bu konularla ilgili herhangi bir işlem başlatılmamıştır. Kaldı ki filmin Amerikan sempatisi doğurmak değil, Amerikan sempatizanlığına karşı bir konusu vardı. Ayrıca bu film ve dizi dışında pek çok dizi şiddet içermektedir; nedense bunlar haber konusu olmayıp sürekli olarak müvekkilimin başrol oyuncusu olduğu dizi ve filmle ilgili haber yapılmasını anlamak mümkün değildir” iddiasında bulundu. Pana Filmin mahkumiyet talebini değerlendiren mahkeme ise Cumhuriyet Savcısı’nın mütalaasını da değerlendirdikten sonra “atılı suçun kasıt ve unsurları oluşmadığı” gerekçesiyle beraat kararı verdi. Pana Film kararı temyiz etti.

Savcı: Film kahramanını eleştirmek suç değildir.
Bakırköy 2.Asliye Ceza Mahkemesi kararını vermeden önce ilgili Cumhuriyet Savcısı’nın Pana Film’in iddiaları konusundaki görüşünü de sordu. Kamu adına mütalaasını sunan Cumhuriyet Savcısı, “Her ne kadar müşteki belirtilen yayında sarf edilen cümleler film kahramanına yönelik eleştiri düzeyinde açıklamalardan ibarettir. Bu haliyle atılı suçun sanığın sujesinde yasal-manevi kurucu unsuru itibariyle oluşmadığı anlaşıldığından beraat kararı verilmesi talep ve mütalaa olunur” dedi.
Yeni Çağ

hamiahausa
12-04-2009, 12:43
Said-i Nursi"nin Türk düşmanlığı
..11.kasım 1938 gününden itibaren,TÜRK Milleti ATA sına ağlarken,işte anglo-sakson işbirlikçisi TÜRK düşmanları sinsi sinsi geliştiler ve bugün ABD de deki çiftlikte "yan gelip yatıyor"lar..
"Özgür bir Kürdistan tohumu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün" Yalnızca bir dakika durup düşünün. Yukarıdaki tümceyi kim söylemiş olabilir? Apo mu?
Aklınıza hemen Apo geldiyse, aslında bir bakıma başarılı oldular demektir. Görünen düşmana karşı Türk"ün savaşması zor olmaz.
Ama saf Türk halkının görünmeyen sinsi düşmana karşı savaşması çok daha zordur. Yukarıdaki tümceyi söyleyen kişi amansız bir Türk düşmanı olan ve son soluğuna kadar Türkiye toprakları üzerinde bir Kürdistan kurma düşüyle ölen Kürt Said ya da çoğunun bildiği adıyla Nurculuğun kurucusu Said-i Nursi"dir.
Bu tümce, bir zamanlar çıkarılan ve kime hizmet ettiğini herkesin çok iyi bildiği Özgür Ülke gazetesinde yayınlanmıştır. Yine bu gazetenin ifadesinde ve diğer Kürtçü yayın organlarında Kürt Said için "devrim şehidi" ifadesinin kullanılması nurculuğun hangi ereğe hizmet ettiğinin en kesin kanıtıdır.
Nurculuk savaşla ulaşılamayan bir hedefin sinsi bir düşünce yapısı ile başarılması uğraşıdır. Bu uğraşın ana hedefini de Türkiye"nin doğusunda bağımsız bir Kürdistan kurmadır. Yukarda da anlattığımız gibi bu işi ilk başta savaş ile başarmaya çalışmışlar fakat devlet ve ordu gelenekleri olmadığından dolayı sonları hep bozgun, hezimet olmuştur.
1876 yılında Bitlis"in Nurs köyünde dünyaya gelen Said-i Nursi bağımsız Kürdistan çalışmalarına II. Abdülhamit zamanında başlar. Bu zamanlar, Türk topraklarının birer birer elden çıktığı zamanlardır. Said-i Nursi de bu durumdan yararlanmak için Abdülhamit"e bir dilekçe ile başvurur. Dilekçede Kürdistanın geleceği (!) için Kürdistan olarak adlandırdığı bölgede
3 tane medrese açılmasını ve bu burada Kürt gençlerinin eğitim görmesini ister. II. Abdülhamit bunun altındaki sinsi planı hemen fark eder. Her ne kadar Türklük akımlarını engellemekteyse de, Türk toprağını kendi eliyle teslim edecek kadar Vahdettinleşmemiştir. Bu dilekçeden sonra Said-i Nursi"yi önce sürgüne göndermeyi düşünür fakat akli dengesinin yerinde olmadığını anladığından tımarhaneye kapatılması kararlaştırılır.

Said, "Zalimler için yaşasın cehennem!" sözünü Abdülhamit için söyler.
31 Mart ayaklanmasında da Kürt Said, Volkan gazetesi ile beraber yeniden sahneye çıkar. İngilizlerin tek bir kurşun atmadan bir Türk toprağı olan Kıbrıs"ı ele geçirmesinden büyük bir sevinç duyarlar.
İnsanın midesini bulandıracak şekilde, Volkan gazetesinde İngiliz propagandası yaparlar. Çünkü umdukları şey Kürdistan içinİngilizlerden görecekleri yardımdır. 31 Mart ayaklanmasında birçok
Türk subayını vahşice katlettikleri halde Hıristiyanların kapısına birer nöbetçi koyarak onları korurlar. Yağmalanan Türkler ise umurlarında değildir. Fakat Mustafa Kemal"in kurmay
başkanlığını yaptığı Yıldırım Orduları çok geçmeden bu isyanı bastırınca Isparta"ya sürülür. Bu andan itibaren Kürt Said Mustafa Kemal"i artık unutamayacak ve onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti"ne karşı tüm kinini kusacaktır.
Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı"ndan yenik çıkınca Said-i Nursi tekrar sahneye çıkar. İngilizlerin güdümünde Kürt Teali Cemiyeti"ni kurar ve İngilizlerin işgal planlarına uygun olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yeniden Kürdistan düşleri görmeye başlar. "Uyan ey Selahattin Eyyübi"nin torunları Kürtler!" diyerek Kürtleri ayaklanmaya çağırır. 16 Eylül 1919"da İkdam gazetesinde bir bildiri yayınlayarak, Türk Ulusunu Kuvayı Milliye"ye destek
vermemeye, hatta onlara karşı mücadele etmeye çağırır.
Cumhuriyet"in ilanından sonra da Kürtlerin isyan dalgası devam eder.


Said-i Nursi de bu isyanlara katılır.



"Biraderi azamım" dediği Şeyh Sait"in isyanına katıldığından dolayı yeniden sürgüne gönderilir. Onun biraderinin, "Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür" sözü Said-i Nursi"nin düşünce yapısını dolaylı yoldan bize gösterir. Şeyh Sait Türk Ulusu"na karşı bu
hainliğinin bedelini darağacında sallanarak öder. Said-i Nursi bunu asla unutmaz. Hasta yatağında yatarken şimdi Hakpar Başkanı olan Abdülmelik Fırat"a "Biraderi azamım Şeyh Sait"in öcünü alacağım." der. Öcünü almak istediği kişi, yaşamını Türk"ü sırtından vurmakla
geçiren, İngilizlere ruhunu satarak Musul ve Kerkük"ün Türklerin eline geçmesini engelleyen, Türkiye Cumhuriyeti"ni parçalayarak bir Kürdistan kurma düşü olan kişidir.
Sıkça hezeyanlara kapılan Said-i Nursi"nin bir hezeyanı ise Atatürk ile ilgilidir. Emirdağ Lahikası"ndaki "Ulusal Kurtuluş Savaşı"nın kahramanlığını Mustafa Kemal"e vermediğim için bana hücüm ediyorlar." sözü, en koyu ikinci cumhuriyetçilerin bile akıllarına getiremeyecekleri ve kargaları bile güldürecek kadar komik bir laftır.

Said-i Nursi de bu isyanlara katılır. "Biraderi azamım" dediği Şeyh Sait"in isyanına katıldığından dolayı yeniden sürgüne gönderilir. Onun biraderinin, "Bir Türk öldürmek yetmiş gavur öldürmekten daha üstündür" sözü Said-i Nursi"nin düşünce yapısını dolaylı yoldan bize
gösterir...
şeyh sait'in torunlarından bazıları:
Beş dönem milletvekilliği yapan, eski DYP'li, eski Meclis Başkanı Ali Rıza Septioğlu
AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat AKP Diyarbakır Merkez İlçe Yöneticisi Muhammed Akar Hak-Par Genel Başkanı Abdülmelik Fırat Erzurum DEHAP İl Başkanı Biyadin Fırat RP ve ANAP"ta milletvekilliği yapan Suat Fırat ve Abdülvillah Fırat
Tarihçi Murat Bardakçı, 1925 ilkbaharında çıkan şeyh sait ayaklanması esnasında isyancıların dağıttıkları bildiriyi kısaltarak, günümüz Türkçesi ile yayınlamış:
"Din yolunda şehid düşen, namus için can veren ve aşiretinin şerefi uğrunda kan döken şanlı dedelerimizin mukaddes ruhları göklerden size bakıyor. Emanet ve yadigár olarak terkettikleri Allah"ın kitabını, Muhammed"in şeriatını yakan Ankara mürtedlerine ve onların icra vasıtası olan hükümet memurlarına karşı ne yapacağınızı görmek istiyorlar.
...Milli namus ve dinin kutsal kabul ettikleri uğrunda tüfeğe sarılarak çarpışanları takdir; hayatını muhafaza için fişekliğini belinden açan, tüfeğini Türk"e teslim eden, karısını zorla boşamaya ...rıza gösteren ve hudud haricine çekildiği halde içerideki millettaşlarının imdadına koşmayan haysiyetsiz ve mayası kötü olanları da lánetliyorlar.
...Sağda-solda kanlı çarpışmalar devam ediyor, hükümet sizden saklıyor. Hiç beklemeyin, birbirinizle haberleşerek civarınızdaki askerleri teslim alın. Arslan gibi harbeden Kürt kardeşlerinizin imdadına yetişin. Lázistan, aylardan beri kan ve ateş içindedir.
Dindar Türk neferleri din kardeşlerine kurşun atmıyor, teslim oluyorlar. Dinine bağlı Türk ahalisi, fikren ve kalben sizinle beraberdir.
... Zaptedeceğiniz Türk topları, Türk tüfenkleri, Türk mühimmatı,size káfidir. Rehberiniz Muhammed, yardımcınız Allah"tır.Kuvvetiniz, hükümet kuvvetinin kat kat üstündedir. Cesaretiniz ve yiğitliğiniz, bütün dünyada bilinmektedir. Gafletten kurtulun, elele vererek mukaddesatınızı kurtarın, ...kurtaracağınız İslámi mukaddesat ve milli haklar ile peygamberin ruhunu
ve ...dedelerinizin ruhlarını şádedecek, onların soyundan gelmiş olduğunuzu isbat etmiş olacaksınız."

Fetullahın okullarından birinden (Azerbaycanda) mezunum. O okulda okumamın en büyük nedeni ailemin türkiye türklerine olan sonsuz sempatisiyidi. bunların deli bir kürdün saçmasapan kitaplarını her sabah aç karına 11 sayfa okuyupta bi b.. anlamayan hipnoz edilimiş bir topluluk olduğunu bilseydiler hiç bir zaman o okullarda okumuş olmazdım. bunu fetullahcılar da iyi bilir
dolaysıyle her yerde ne mal olduklarını "tedbir" yaparak saklarlar.
6 yıl o okulda okudum, türkiyeye geldikten sonra 3 yıl onların evinde kaldım, maddi durumum bir az zor olduğu için buna mecbur idim. 3 yıl sonra islamiyetten nefret ederek o evden çıktım ve bir dinsiz oldum. her sabah 5 te kalkıp zorla namaz kıldırmaları yetmiyormuş gibi birde türkçe olduğunu idda ettikleri hangi dilde yazıldı belli olmayan ne üdüğü belirisiz, cümlesinin başiyla sonu
uyuşmayan deli saçmasını okumaya mecbur ederlerdi. çok tartıştım,yaptıklarının mantıksız olduğunu anltamaya çalıştım ama aldığım cevap mantıkla bir yere varılamayacağı oldu. bu nebiçim saçmalıktır anlamadım gitti.
sonunda ne oldu? ben hiç bir zaman fetullahcı olmadım, kürtlere hep nefret ettim bu nefretim hep içimde yaşadı, sayelerinde dinsiz dahi oldum. sonradan bidaha içim rahat etsin diye müslüman oldum gerçi.
Borçu bey kardeşim, uzun lafın kısası bence hiç endişe etme, onlar sadece kendileri gibi aptalları kandıra bilirler. aklı az da olsa çalışan ve damarlarında o asil kanı taşıyan eninde sonunda onların ne b olduğunu görecektir.

Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanından pişdar, kahraman askerleri olan arslan Kürtler!... Beşyüz sene yattınız. Yeter artık.
Uyanınız. Sabahtır. Yoksa sahrâ-i vahşette vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir. Hikmet-i ilâhî denilen makine-î alemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşa'ib kanun-i nûrân-î ilâhînin müessisi olan hikmet-i ilâhî ufk-i ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış, size emrediyor ki, tefrika ile katre katre müteferrik su gibi zayi olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhit ve mezcederek zerrâtın câzibe-i cüz'iyyeleri gibi gibi bir câzibe-i umum-î millî teşkili ile Kürt gibi bir kütle-''azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i islâmiyye
Osmâniyyenîn mevkibinde bir kevgeb-i münevver gibi câzibesini ittiba ile muvazene ve
âheng-i umumiyyeyi muhafaza ediniz.
Devamı...
http://www.toplumsalbilinc.org/forum/index.php?topic=1507.0

hamiahausa
12-04-2009, 12:45
Çok satan kitaplar gizli servis imalatı mı?

Türkiye’de en çok satan kitaplardan bazılarının gizli servisler tarafından hazırlandığı iddiaları doğru mu? 30-40 baskı yapmış bazı kitaplarla yer alan bilgiler yanlış ve yönledirici mi?

http://www.diyemediklerim.com/satan-kitaplar-gizli-servis-imalati-mi-t5856/index.html?
******************

DEJENERASYON VE DEZENFORMASYON BİR ARADA

İşte size dezenformasyon ürünü olduğu iddia edilen bir kitabın hikâyesi… Bir tarih öğretmeninin okuduğu kitabın sayfalarını çevirdikçe şaşkınlığı daha da artar. Kitaba bakılacak olursa, kendi bildikleri doğru değildir. Bunun üzerine neyi doğru, neyi yanlış bildiğini sorgulamaya başlar. Ama aklı karışmıştır; bir arkadaşına “Şimdi ben öğrencilerime ne anlatacağım?” diye sorar.

“Padişah Anaları ve 600 Yıl Bizi Yöneten Devşirmeler” adıyla Ali Kemal Meram tarafından kaleme alınan eserde, Osmanlı’nın kuruluşu anlatılırken Osman Gazi ile hanımı Şeyh Edebali’nin kızı Bala Hatun arasında geçmiş gibi gösterilen bir diyalogda, Osman Bey kendisinin Acem olduğunu söylerken, Bala Hatun da Moğol asıllı olduğunu anlatıyor! Yani Osmanlı Devleti’nin kurucularının ve dolayısıyla hiçbir padişahın Türk olmadığı vurgulanıyor. Ayrıca “Türkler Anadolu’ya değil Orta Asya’ya ait” tezi savunuluyor.

Lakin, Osman Bey ile eşi arasında geçtiği ileri sürülen konuşma için yazarın kaynak belirttiği Rum tarihçinin kitabında bu konudan hiçbir şekilde bahsedilmiyor. Üstelik kitapta Meram’ın görüşlerinin aksi savunuluyor. Bir
araştırmacı, Meram’ın tarihçi olmadığını, kitabıyla dejenerasyon ve dezenformasyon yapıldığını söylüyor. Deneyimli bir istihbaratçı da Meram’ın kitaplarında Türk kültürü aleyhine bilgiler verildiğini, kitabın gizli
servisler tarafından kaleme alındığına dair izlenimler edindiklerini dile getiriyor.
http://www.netpano.com/haber/1511/Dezenformasyon/Efendileri
*************
BRITISH POLICY AND THE APPLICATION OF REFORMS FOR THE ARMENIANS IN EASTERN ANATOLIA 1877-1897
Dr. MUSA ŞAŞMAZ
http://193.255.138.2/yayinlar/britishoz.htm
-----------------------
Lord Granville'in Berlin Antlaşması hükümlerinin yerine getirilmesi için Bâbıâli'ye müşterek nota vermeleri konusunda büyük devletler büyükelçilerinden talimat göndermelerini istediği......
http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?kitap=996&belge=18#secili
*****************
http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/kitap.asp?metin=ve
**************
Ermenilerin bazı yerlerde Kürtlerle birleşerek hükümete karşı hareket etmekte oldukları ihtimal bulunduğundan vilayât dahilinde bu gibi faaliyet hareket ihtimali olup olmadığının bildirilmesine dair Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti'nden Van, Bitlis ve Erzurum vilayetlerine çekilen telgraf.
http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/belge.asp?belge=226&kitap=1
***********
http://www.devletarsivleri.gov.tr/source.cms4/index.asp?wslt=devletarsivleri.gov.tr.ce
**************
ERMENI MESELESI,MILLET-I SANDIKA’NIN IHANETI
http://www.enfal.de/otarih61.htm
***************
DERYA SAZAK soruyor,MEHMET PERİNÇEK yanıtlıyor:

D.S:Sovyetler'in Mustafa Kemal'e desteği 1930'lara kadar sürüyor.

M.P:Sovyet komünistleri, Mustafa Kemal'e olan tutumları nedeniyle Türk komünistleri eleştiriyor. Sovyet Büyükelçisi Aralof Ankara'da iken komünist milletvekili Nazım Bey onunla görüşüyor. Kurtuluş Savaşı'nda zafer henüz gelmemiş, Nazım Bey, "Desteklerseniz Mustafa Kemal'i indirebiliriz, başkanlığımda yönetim kurabiliriz" diyor. Moskova yanaşmıyor, "Asıl devrimci kuvvet Kemal ve arkadaşlarıdır, komünistler de onları desteklemelidir" şeklinde politika güdüyorlar.

Mustafa Kemal'in Lenin ile yazışmaları olmuş.
İlk resmi yazışma 24 Nisan 1920 tarihli. Meclis açıldıktan sonra Mustafa Kemal'in Meclis Başkanı imzasıyla Lenin'e gönderdiği mektuplar var. Kurtuluş Savaşı'na destek sağlanması, Kızılordu ile birlikte hareket edilerek Taşnak Ermenistanı'nın ortadan kaldırılması gibi isteklerin yer aldığı 5 - 6 yazışma bulunuyor. Sovyet arşivlerinden çıkan bir tanesi, Atatürk'ün Lenin'e bir mektubu sansürleniyor. Orijinalini buldum Rusya'da. Türkiye'de 1960'larda Ali Kemal Meram bunu basıyor. Arşivdeki belgelerle karşılaştırdım, gazete o mektubu yayımlarken Atatürk'ün bazı görüşleri atılmış.
*************
Meram için söylenenler:
Yoksulluk içinde kıvrandığı için üç beş güne bir eser yazıp satarak onunla geçinirmiş.
Bilge Kağanı Türk peygamberi olarak ilan etmeye çalıştığı söyleniyor.
Ali Kemal Meram'dan başka aynı yolu izleyen Türkçülük iddia ettiği,ancak yakından ilgisinin olmadığı söylenen bir isim de Ahmed Arvasi denmektedir.

Ahmed Arvasi (Ahmed Arvasi Kimdir?-Ahmed Arvasi Hakkında)
http://www.msxlabs.org/forum/edebiyat-tr/14856-ahmed-arvasi-ahmed-arvasi-kimdir-ahmed-arvasi-hakkinda.html
------------
Türk İslam sentezini icad eden Arvasi kimdir?
Ülkücülerin çok sevdiği, milliyetçi ilan ettikleri ve hakkında bahsederken ''hazret'' ''seyid'' gibi ifadeler kullandıkları, Türk İslam sentezini icad eden Arvasi kimdir, nedir, tanıyalım..
Ülkücü Arvasi ve aşireti aslen araptır,fakat bölgedeki kürt unsurlarla karışması sonucu tamamen kürtleşmiş durumdadır.
Devamı hemen altta Türk İslam sentezini icad eden Arvasi kimdir?Başlığında verilmiştir.
----------------
Şimdi size bir yazıdan alıntı sunayım...
Tarihi sevdiren adam:
Tarihi romanların tarihi
Ortaya çıktığı andan bu yana bütün tarihsel romanlar, şu ya da bu şekilde, genellikle hakim ulusal geleneğin kendisini meşrulaştırmak amacıyla biçimlendirdiği eski tarihsel bilginin harekete geçirilmesine dayanırlar. Cumhuriyetin ilk yıllarında "bir Türk dünyaya bedeldir" şiarını harekete geçirmek ve ulus devletin bu oluşturucu ideolojini işlemek de popüler edebiyatın tarihi roman koluna düşmüştü.
Türün en büyük ismi şüphesiz ki Abdullah Ziya Kozanoğlu'dur. Ardından Nizamettin Tepedelenlioğlu, Turhan Tan, Feridun Fazıl Tülbentçi, Reşat Ekrem Koçu, Ratip Tahir, Oğuz Özdeş, Ziya Şakir Soku, Zuhuri Danışman, Bekir Büyükarkın, Fazlı Necip, İskender Fahrettin Sertelli, Yeşim Ragıp Şevki, Ali Kemal Meram, Saadettin Çulcu, Refi Cevad Ulunay, Niyazi Ahmet Banoğlu, Kadircan Kaflı, Sami Karayel, Enver Behnan Şapolyo, Sevda Sezer, Murat Sertoğlu, Yavuz Bahadıroğlu, Yılmaz Boyunağa, Ziya Hanhan gibi yazarların, tarihi macera türünde yazdıklarını görürüz. Elbette bu listede yer almayanlar da var ve saydığım yazarların hepsi de tek bir ideolojinin parantezi içine alınamazlar. Ancak hepsinde de resmi tarih tezlerinin izleri sürülebilir.
Yukarıda saydığım yazarların büyük bir kısmı okul tarih kitapları da yazmış, böylelikle tarih yazımı ile romanlardaki tarihi aynılaştırmışlardı.

Nitekim, tarih yazımına uyumlu ilk dönem tarihi romanlarda ağırlık Türklerin tarihindeydi. Osmanlı döneminde geçen hikâyelerde bile Osmanlı ve Osmanlılık yerine Türk ve Türklük sözcükleri kullanılmış, olumlu kahraman tipleri daima Türklerden seçilmiştir. Duraklama ve Gerileme dönemlerine neden aranırken padişah sülalesine karışan yabancı kandan dem vurulmuş, Yükselme devrinin arkasında Türklük, çöküşün arkasında Osmanlılık ve dinin kötüye kullanımı aranmıştır.

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=2606

Burada sayılan isimlere dikkat ediniz...
Derleme:A.Dursun

hamiahausa
12-04-2009, 12:46
BİRİNCİ AÇIKLAMA(ALINTI OLARAK)
Türk İslam sentezini icad eden Arvasi kimdir?
Ülkücülerin çok sevdiği, milliyetçi ilan ettikleri ve hakkında bahsederken ''hazret'' ''seyid'' gibi ifadeler kullandıkları, Türk İslam sentezini icad eden Arvasi kimdir, nedir, tanıyalım..

ülkücü Arvasi ve aşireti aslen araptır, fakat bölgedeki kürt unsurlarla karışması sonucu tamamen kürtleşmiş durumdadır.

Ahmet Seyid Arvasi'nin babası Şeyh Abdülhakim Arvasi Nakşibendi tarikatının önde gelen isimlerinden biriydi. Bütünüyle Nakşi olan bu aşiret Türkiye Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğü ve laik rejimi aleyhine faaliyet gösteren birçok kürtçü - şeriatçı yetiştirdi.

Adlarının başında "Seyyid" lakabı bulunan Fehim Arvasi, Ali Arvasi, Abdülbaki Arvasi, Abdülhakim Arvasi gibi tarikatçılar devletin anayasal düzenini yıkarak islami esaslara dayanan bir sistem oluşturma özlemindeydiler; Şefik Arvasi ise kürtçülük üzerine kitap yazan bir kürtçüydü. Birkaç yıl önce Diyarbakır'da infaz edilen kürtçü ideolog Musa Anter'in "Hatıralarım" adlı kitabında Şefik Arvasi'den "değerli bir kürt milliyetçisi" diye bahsedilir. Adı geçen kişilerin hepsi ülkücü Ahmet Arvasi'nin akrabalarıdır. Nitekim Ahmet Arvasi'nin kendisi de koyu bir şeriatçıdır.

Bir kürt ayaklanmacısı olan Sıbgatullah Arvasi ülkücü Ahmet.S Arvasi'nin tam anlamıyla dedesi, yani babasının babası değildir fakat bunların ikisi de Van ve Ağrı illerinde yerleşik bulunan Arvasi aşiretinin mensubu olup birbirleriyle yakın akrabadır. Sıbgatullah efendi 1913'de İngilizlerden aldığı para karşılığında bölgedeki kürtleri kışkırtarak isyan etmelerini sağlamış ama bu ihanetin cezasını ağır ödemişti.

S.Arvasi ülkücülerin gözünde "büyük Türk milliyetçisi"dir fakat aslında akrabaları ve aşireti gibi bir köktendincidir, siyasal islamcıdır. Türk milliyetçiliği diye adlandırdığı irticai fikirler milliyetçiliğin gerçek anlamına tamamen ters düşer. müslüman olmayan Türkleri dışladığı gibi, müslüman Türkleri de mezheplerine göre ayırır.
Türklük kavramını nasıl tanımladığını da tahmin ediyorsunuzdur herhalde. Türkiyede yaşayan tüm sünnileri Türk kabul eder, sünni olmayan safkan bir Türk bile onun gözünde 2. plandadır. Müslüman olmayan Türkün arvasinin gözünde hiç değeri yoktur. ama kendi soyundan olan arapları kürtleri çok sever... Laik düzene karşı çıkarak islam şeriatını savunur, ülküsü islam birliğidir. yazdığı kitapları tarafsız bakış açısıyla okuyan herkes, üstü örtülü bir şekilde Atatürk ve devrim düşmanlığı yaptığını kolayca görür.

Kendisi Türk olmadığı için yaptığı ülkücü tarifinde TÜRK adı bile geçmez.
Bakınız Türk-İslam Ülküsü adlı kitabında "ülkücü"yü nasıl tanımlıyor. Tek kelimesini değiştirmeden aynen aktarıyorum:

"Kendini Allah ve Resulü'nün davasına adamış, sırf Allah rızası için canını, malını ve mevkiini, din ve devleti, müllk ve milleti için fedaya hazır, şanlı, mukaddes, ay yıldızlı bayrağın gölgesinde döğüşen, nefsini düşünmeyen ve ülküsüne fani olmuş yiğitlerdir.
Onlar büyük ve şanlı tarihimizin doğurduğu, Allah ve Resulü'nün hizmetine sunulmuş ve küfrün bütün oyunlarını bozan, cesaretini kıran, yolunu kesen kadrolardır. Bunlar Mümin'lere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı onurlu ve zorlu, Allah yolunda savaşanları kınayanların kınamasına aldırmayan yiğitlerdir. Bu nesil Allah'ın İslam alemine ihsanıdır."
Bu tanımlamada "TÜRK" adı geçiyor mu?.. Geçmiyor...

NETİCE İTİBARİYLE ARVASİ TÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİSİ DEĞİL AÇIKÇA ÜMMETÇİDİR.
Ayrıca bu adam Özal döneminde kürt Özal'ı yazılarıyla desteklemiştir. Çünkü Özal'da kendisi gibi nakşi ve kürttür. Yaşı 40'ın üzerinde olan her ülkücü bunu bilir.
http://www.kemalistler.net/export.php?mode=txt&t=1976 deki yazışmadan alınmıştır.
***************
İKİNCİ AÇIKLAMA(ALINTI OLARAK)
Katılırsız ya da katılmazsanız Yenisey kitabeleri üzerinden de ilginç görüşler mevcut. S. Ahmet Arvasi Türk-İslâm Ülküsü (I. cilt) eserinde: "Yenisey'de yapılan kazılarda Kürt İlhanı Alp Urungu'nun mezar taşı, bugün Orta Asya'dadır ve kitabesi Türkçe'dir.
Doğu Anadolu toprakları kazıldıkça yerden Akkoyunlu ve Kara koyunlu heykelleri çıkıp durmaktadır.
Doğu Anadolu'da yolun gitmediği yerlere Arap ve Fars dili girmiş, mektup ulaştırabildiğimiz yerler, Türklüklerini korumuş bulunmaktadır" ifadelerine yer vererek hem kendi açısından hem de bu konu hakkında ilgisi olan herkesim için yeni bir tartışmayı ortaya koymuştur.
Ahmet Arvasi bununla yetinmeyip yorumlarına ilave olarak; ‘’Şu halde Kürt diye anılan bu boy, Turanı olup, Türk soyundan gelmektedir. İçinde "Kürüt" kelimesi geçen bu belge karşısında bölücülerin susması gerekmez mi? Göktürk alfabesi ile yazılmış 12 satırlık kitabede şöyle denmektedir:

"Kürt El-Kan Alp Urungu, altunlug keşiğim bandım belde, elim tokuz kırk yaşım" Hakeza Namık Orkun'un Eski Türk Yazıları (C.1) eserinde bu ifadeler şöyle tercüme edilir:
"Kürt İlhanı Alp Urungu'yum. Altunlu okluğumu bağladım belde, elimde devletim, otuz dokuz yaşında öldüm" beyanıyla meseleyi orijinal belgelere dayandırmaya çalışılır.

Şayet bütün bu ilmi araştırmalar ve belgeler doğru ise Kürt isminin bir millet olma teorisini çürütmektedir. Hatta bu iddia birlik beraberliğimizi kıskanan iç ve dış mihrakların bütün Doğu ve Güneydoğuyu da içerisine alan ve hatta 5000 yıl öncesinden bugüne kadar yaşamış Ari dil grubuna bağlı Kürtçe konuşan her insanı "Kürdistan" milleti olarak tanımlamalarını yerle bir edecek niteliktedir.

Oysaki Türkler gerek Malazgirt zaferinden önce ve gerekse Malazgirt zaferi sonrasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu da çeşitli milletlere ve medeniyetlere beşiklik etmişlerdir.

Alparslan, Anadolu'nun kapılarını Türklere açmadan önce, doğuda Hurri'ler, Hititler, Urartular, Persler, Metler, Makedonyalılar, Sakalar, Hazar Türkleri, Müslüman Araplar ve Bizanslıların uzun ve kısa dönemli birer hâkimiyetleri olmuştur ve üstelik bu milletlerin dilleri kendilerine özgü idi. Hiçbiri Kürtçe konuşmuyordu. O halde hiç kimse kalkıp ta buralarda Kürtçe böyle bir belge, bir kitabe veya herhangi vesika gösteremez. Tek belge şuan da Ahmet Arvasi’nin gündeme taşıdığı Göktürk alfabesiyle kaleme alınmış Yenisey'deki anıt mezar ve kitabesidir.

Sözü edilen kitabede geçen Kürt kelimesi ne bir ırk, ne de bir millet anlamını taşır.
Sadece Göktürkler(Kök Türükler) içinde yaşayan aynı zamanda beylerinin adı "Alp Urungu" etrafında yaşayan Kürt Uruğu'dur.
Bu kitabeyi referans alan yorumcular söz konusu tarihi belge ile fitne ve fesat odaklarının uykusunu kaçırmaya yettiğini, hatta Yenisey'deki Anıtmezar ve kitabesi, Kürt diye anılan bir boyun "Turanî" olduğunu ve Yenisey'deki Türk soyundan geldiğinin açık seçik ifadesi ortada iken hala Kürt sözüne etnik bir menşe bulunmaya çalışılıyorlarsa pes doğrusu, o zaman fazla söze ne hacet, bu durumda onlar için fazla sözümüz olamaz tezini ileri sürerler.

Bizler bu tartışmalardan kâh sevinip kâh üzülmekten ziyade "Kürt-Türk" ayrılmaz bir bütündür ilkesini mühim bir hadise olarak görüyor ve bu kardeşliği kimsenin bozamayacağını ümit ediyoruz.
Devamı için bakınız...
http://www.ilahi.org/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=20260

Not:Okuyunuz araştırınız hangisine inanmanız gerektiğini/doğrunun ne olduğu kararını da kendiniz tesbit ediniz.
Benden bu kadar.
Ahmet Dursun

Neva
19-10-2012, 22:58
Guncelleme.