abdulKADİR
15-04-2009, 18:33
Geçmişteki illegal Türkiye Komünist Partisi’nin eski genel sekreteri Nabi Yağcı'dan bomba açıklamalar.
Amerikan Başkanı Barack Obama’nın Türkiye ziyareti ve Meclis’te yaptığı konuşma, 11 Eylül döneminin sonu olarak değerlendirildi. Sizce de 11 Eylül dönemi sona erdi mi?
Obama’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşma Soğuk Savaş’ın sonuydu. Obama bu konuşmasıyla dünyada Soğuk Savaş’ın bittiğini ilan etti.
Obama Türkiye’nin laik bir ülke olduğunu söyledi ama Müslüman nüfusa sahip olduğunu da belirtti. Neden ikisini birden söylemek zorunda hissetti kendini?
Türkiye’nin gerçeğini vurguladı Obama. Çünkü Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği için gerekliydi bu vurgu. Avrupa, Türkiye’nin sadece Müslüman yönünü görüp korkuyor. Oysa Türkiye’nin gerçeği ne sadece onların gördüğü gibi Müslümanlık ne de sadece bizim gördüğümüz gibi laiklik. Türkiye gerçeği, ikisi birden. Biz bugüne dek yanlış laiklik anlayışı yüzünden kendimize Müslüman ülke demekten hep kaçındık. Bu tanım hep gerilimlere, kavgalara yol açtı. Ama Obama kalktı, gayet rahat fotoğrafımızı çekti ve siz “demokratik, laik ve Müslüman bir ülkesiniz” dedi. Bununla sadece AB’ye değil, demokratik olmayan İslami rejimlere de bir göndermede bulundu. “Türkiye farklı bir ülke” dedi.
Obama, “İslam’la savaşmayız” dedi. Bu sözün yeryüzündeki siyasi sonuçları ne olacak sizce?
Bush’un Ortadoğu politikası ‘barış ve demokrasi adına savaş’tı. Bush Irak’ı böyle işgal etti. Obama ise “biz İslam’la savaşmadık ve savaşmayız” diyor. Cümlesinin “savaşmadık” kısmı doğru değil. Çünkü Amerika İslam’la savaştı. Şimdi bu savaş bitecek artık. Benim Obama’nın ziyaretiyle ilgili bir kaygım var.
Neden son yıllarda din bu kadar önemli bir hale geldi yeryüzünde?
Din hep önemliydi ama ideolojik çatışma üstünü örtüyordu. İdeolojiler kalkınca, kimlik olarak ‘din’ öne çıktı. Zaten Huntington da ‘medeniyetler çatışması’ teorisini uydurmadı. Böyle bir sorun var. İslam ve Hıristiyanlık temelinde belirlenen bir medeniyet ve kültür farklılığı sorunu var dünyada. Ayrıca daha 1995’lerde Brezinski, “Sovyetler çöktü, Marksizm çöktü. Biz düşmansız, ideolojisiz kaldık” diyor. Kimlik, kendini ‘ötekiyle’ tarif eder ya...
Sol, muhafazakâr kesimi tanıyor mu?
Büyük bir çoğunluğu hâlâ tanımıyor. İslamı tanımıyor. Anadolu İslamıyla Arap İslamı arasındaki farkı da bilmiyor. Tasavvuftan ise haberi yok. Nâzım Hikmet Şeyh Bedrettin Destanı’nı yazdı. Sol bu destanı biliyor. Şeyh Bedrettin’in bir felsefesi olduğunu ise bilmiyor. Nâzım bunu niye yazdı, hiç düşünmüyor... Onu, isyan eden bir şeyh diye biliyor sadece. O isyan bizim hoşumuza gidiyor. Oysa Şeyh Bedrettin bir tasavvufçudur, bir filozoftur. Son derece ileri düşünceleri var ve ilk komünistlerden biridir.
Muhafazakârlar solu tanıyor mu peki?
Her ikisi de birbirini tanımıyor. Tanımak için iç içe olmak lazım, diyalog lazım. Yakın zamana kadar İslamî çevreler solu dinsiz, Moskova uşağı diye görüyorlardı. Kanlı Pazar’da öldürmek için üzerimize geldiler. Oysa sol da, İslamcılar da devletçi yapının mağdurları. Kullanılmışlar hep. Ama şimdi birbirlerini tanımaları için bir fırsat var. Artık birlikte sempozyumlar yapıyorlar ve mitinglerde de bir araya geliyorlar.
Türkiye yeniden şekilleniyor. Bu şekillenişinde yeni ittifakların oluşmasını bekleyebilir miyiz?
Beklemeliyiz ve oluyor da zaten. Eğer bugün Anadolu’da bir burjuvazi var ise, yeni ittifaklar zaten söz konusu olabilir. Çünkü Anadolu’daki burjuvalar nesnel anlamda demokratlar. Gelişmek ve önlerinin açılmasını istiyorlar. Avrupa Birliği’ni istiyorlar. AB’nin de Türkiye’den demokrasi, hukuk, istediğini görüyorlar. Bütün bunlar tabii ki demokratik bir kültürü Anadolu burjuvazisinde de geliştirecek. O zaman demokrasi meselesi sadece aydınların konusu olmaktan çıkacak. Demokrasi talebi bir sınıfsal temele dayanacak. Orta sınıfların demokrasiye kayması Türkiye için çok çok önemli olacak. Ben bir Marksist olarak sınıfsal analiz yaparak zaten Türkiye’den çok ümitliyim. Yoksa demokrasi konusuna AKP’nin iyi ya da kötü niyeti olarak bakmıyorum.
Değişik fikirlerden ve inançlardan insanlar arasında nasıl bir ortak payda bulunabilir?
Bunun için oturalım Anadolu tarihini öğrenelim. Hoşgörünün edebiyatını yapmaya hiç gerek yok. Eğer Anadolu tarihini, tasavvufunu ve Anadolu hümanizmasını bilirsek bu ortak paydanın bir arada yaşama kültürü olduğunu görürüz.
Tamamı için...>>>> (http://www.timeturk.com/chpnin-oylarini-ergenekon-arttirdi-65784-haberi.html)
Amerikan Başkanı Barack Obama’nın Türkiye ziyareti ve Meclis’te yaptığı konuşma, 11 Eylül döneminin sonu olarak değerlendirildi. Sizce de 11 Eylül dönemi sona erdi mi?
Obama’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşma Soğuk Savaş’ın sonuydu. Obama bu konuşmasıyla dünyada Soğuk Savaş’ın bittiğini ilan etti.
Obama Türkiye’nin laik bir ülke olduğunu söyledi ama Müslüman nüfusa sahip olduğunu da belirtti. Neden ikisini birden söylemek zorunda hissetti kendini?
Türkiye’nin gerçeğini vurguladı Obama. Çünkü Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği için gerekliydi bu vurgu. Avrupa, Türkiye’nin sadece Müslüman yönünü görüp korkuyor. Oysa Türkiye’nin gerçeği ne sadece onların gördüğü gibi Müslümanlık ne de sadece bizim gördüğümüz gibi laiklik. Türkiye gerçeği, ikisi birden. Biz bugüne dek yanlış laiklik anlayışı yüzünden kendimize Müslüman ülke demekten hep kaçındık. Bu tanım hep gerilimlere, kavgalara yol açtı. Ama Obama kalktı, gayet rahat fotoğrafımızı çekti ve siz “demokratik, laik ve Müslüman bir ülkesiniz” dedi. Bununla sadece AB’ye değil, demokratik olmayan İslami rejimlere de bir göndermede bulundu. “Türkiye farklı bir ülke” dedi.
Obama, “İslam’la savaşmayız” dedi. Bu sözün yeryüzündeki siyasi sonuçları ne olacak sizce?
Bush’un Ortadoğu politikası ‘barış ve demokrasi adına savaş’tı. Bush Irak’ı böyle işgal etti. Obama ise “biz İslam’la savaşmadık ve savaşmayız” diyor. Cümlesinin “savaşmadık” kısmı doğru değil. Çünkü Amerika İslam’la savaştı. Şimdi bu savaş bitecek artık. Benim Obama’nın ziyaretiyle ilgili bir kaygım var.
Neden son yıllarda din bu kadar önemli bir hale geldi yeryüzünde?
Din hep önemliydi ama ideolojik çatışma üstünü örtüyordu. İdeolojiler kalkınca, kimlik olarak ‘din’ öne çıktı. Zaten Huntington da ‘medeniyetler çatışması’ teorisini uydurmadı. Böyle bir sorun var. İslam ve Hıristiyanlık temelinde belirlenen bir medeniyet ve kültür farklılığı sorunu var dünyada. Ayrıca daha 1995’lerde Brezinski, “Sovyetler çöktü, Marksizm çöktü. Biz düşmansız, ideolojisiz kaldık” diyor. Kimlik, kendini ‘ötekiyle’ tarif eder ya...
Sol, muhafazakâr kesimi tanıyor mu?
Büyük bir çoğunluğu hâlâ tanımıyor. İslamı tanımıyor. Anadolu İslamıyla Arap İslamı arasındaki farkı da bilmiyor. Tasavvuftan ise haberi yok. Nâzım Hikmet Şeyh Bedrettin Destanı’nı yazdı. Sol bu destanı biliyor. Şeyh Bedrettin’in bir felsefesi olduğunu ise bilmiyor. Nâzım bunu niye yazdı, hiç düşünmüyor... Onu, isyan eden bir şeyh diye biliyor sadece. O isyan bizim hoşumuza gidiyor. Oysa Şeyh Bedrettin bir tasavvufçudur, bir filozoftur. Son derece ileri düşünceleri var ve ilk komünistlerden biridir.
Muhafazakârlar solu tanıyor mu peki?
Her ikisi de birbirini tanımıyor. Tanımak için iç içe olmak lazım, diyalog lazım. Yakın zamana kadar İslamî çevreler solu dinsiz, Moskova uşağı diye görüyorlardı. Kanlı Pazar’da öldürmek için üzerimize geldiler. Oysa sol da, İslamcılar da devletçi yapının mağdurları. Kullanılmışlar hep. Ama şimdi birbirlerini tanımaları için bir fırsat var. Artık birlikte sempozyumlar yapıyorlar ve mitinglerde de bir araya geliyorlar.
Türkiye yeniden şekilleniyor. Bu şekillenişinde yeni ittifakların oluşmasını bekleyebilir miyiz?
Beklemeliyiz ve oluyor da zaten. Eğer bugün Anadolu’da bir burjuvazi var ise, yeni ittifaklar zaten söz konusu olabilir. Çünkü Anadolu’daki burjuvalar nesnel anlamda demokratlar. Gelişmek ve önlerinin açılmasını istiyorlar. Avrupa Birliği’ni istiyorlar. AB’nin de Türkiye’den demokrasi, hukuk, istediğini görüyorlar. Bütün bunlar tabii ki demokratik bir kültürü Anadolu burjuvazisinde de geliştirecek. O zaman demokrasi meselesi sadece aydınların konusu olmaktan çıkacak. Demokrasi talebi bir sınıfsal temele dayanacak. Orta sınıfların demokrasiye kayması Türkiye için çok çok önemli olacak. Ben bir Marksist olarak sınıfsal analiz yaparak zaten Türkiye’den çok ümitliyim. Yoksa demokrasi konusuna AKP’nin iyi ya da kötü niyeti olarak bakmıyorum.
Değişik fikirlerden ve inançlardan insanlar arasında nasıl bir ortak payda bulunabilir?
Bunun için oturalım Anadolu tarihini öğrenelim. Hoşgörünün edebiyatını yapmaya hiç gerek yok. Eğer Anadolu tarihini, tasavvufunu ve Anadolu hümanizmasını bilirsek bu ortak paydanın bir arada yaşama kültürü olduğunu görürüz.
Tamamı için...>>>> (http://www.timeturk.com/chpnin-oylarini-ergenekon-arttirdi-65784-haberi.html)