Ayejj
16-04-2009, 16:05
Evrenin, Big Bangçiler'in kullandigi salt usavurma dişinda gözlemsel ve deneysel olarak açiklanabilecegi düşüncesinin başini çeken Nobel ödüllü Hannes Alfvén'dir. Kendisi evrenin kökeninin hem laboratuvarda hem de gökyüzünde gözlemlenen olgular ile açiklanabilecegine inaniyordu. Sonuç olarak evren insan anligi tarafindan bilinebilir ve insanin bilgisi daima bir öncekinin ötesine geçebilir. Bizlerin evreni tanima çabamiz Big Bangçiler'in tanrinin ne planlamiş oldugunu anlama çabasindan bambaşka bir şeydir.
Big Bang evrenbiliminde, kütle çekim evreni biçimlendiren ana etkendir. Plazma evrende ise evreni biçimlendiren, şu an gözlemlenen haline getiren ana etken kütleçekim degil elektromanyetizmadir. Plazma evren modeline göre: elektromanyetizmanin, evrenin %99 undan fazla bir kismini oluşturan plazma ile olan etkileşimi sonucu bugünkü yapilari oluşmuştur.
Plazma nedir? Plazma maddenin dört durumundan biridir. Kati, sivi, gaz, plazma. Bunlardan plazma maddenin evrende en çok rastalanan durumudur. Bu nedenle maddenin birinci durumu dersek daha dogru olur. Maddenin diger durumlari kati, sivi, gaz bizim en iyi tanidigimiz durumlaridir ve evrenin toplamda sadece %1 inden de küçük bir kismini oluşturmaktadirlar.
Plazmayi maddenin gaz durumu gibi düşünebiliriz ancak gazi oluşturan atom ve moleküller elektriksel olarak nötr iken plazmayi oluşturan parçaciklar elektrik yüklüdür. Herhangi bir gazi çok yüksek sicakliklara çikardigimizda atomlar elektronlarini yitirerek iyonlaşmiş duruma geçerler. Atom çekirdekleri pozitif yükle donanirken, serbest elektronlar plazma ortaminin negatif elektrik yükünü oluştururlar. Böylece, plazma negatif ve pozitif elektrik yüklü parçaciklar toplulugu olarak karşimaza çikar.
Plazma ile karşilaştigimiz diger bir örnekte şöyle: Yagmur bulutlarinin alt kisimlarinda negatif yükler birikmeye başlar ve bu birikim yerde de pozitif yüklerin birikmeye başlamasina neden olur. Ayri elektrik yüklü tabakalar arasinda oluşan elektrik alan, atmosferdeki atomlari iyonlaştirabilecek genliklere ulaştiginda atmosferde plazma yapi oluşur. Plazma yapi, altindan da iyi bir iletkendir ve iki tabaka arasinda kanal görevi yaparak yük boşalmasina neden olur ve biz bunu şimşek olarak görürüz.
Insan yapimi plazma, kisa ömürlüdür. Neon veya flöresan lambalarindaki plazma varligini sadece lamba yandigi sürece sürdürebilir. Ancak, kozmik plazma çok daha uzun ömürlüdür. Örnegin, yildizlar çekimsel olarak birarada bulunan plazma yumagidir; yildizlar arasi ve gökadalar arasi ortam tamamen plazma durumundadir.
Plazma astrofizigi ve evrenbiliminin kökleri 1896'lara kadar uzanmaktadir. 1896 yilinda, hayatini laboratuvarda katot işinlari ve parçaciklari üzerine çalişarak geçiren Kristian Birkeland bir makalesinde şu sözlere yer veriyor:
"... Kuzey işimasinin (auroranin) nedeninin uzaydan gelen parçacik işinlarindan kaynaklandigi inancimi ilk kez açikliyorum."
Burada parçacik işinlari dedigi şey henüz adi konmamiş plazmadir. Plazmanin isim babasi ABD General Electric şirketinden Irwing Langmuir'dir. Elektrik boşalmalarinin gazlar üzerindeki etksini incelerken tanişmiştir. Plazmanin canli gibi davranişlar sergilemesi onun tip bilimi termilojisinden seçtigi plazma sözcügünü kullanmasina neden olmuştur.
Gerçekten de 1974 yilinda yapilan uydu gözlemleri, kutup işimasinin (auroranin) nedeninin, Güneş'ten kurtulup gezegenlerarasi ortamda yolculaga çikan ve Dünya'nin manyetik küresince tuzaklanan plazmanin ortaya çikardigi elektrik akimlarinin sonucu oldugunu göstermiştir.
Birkeland daha da ileri giderek 1908 yilinda şu sözlerini de yayimliyor:
"...Bu teori evreni yönlendiren, Güneş dizgesinin diskini, hemen hemen ayni düzlemde olan gezegenlerin, Ay'in oluşumunu saglayan kuvveti, kütleçekimi degil elektromanyetik kuvvet kabul ederek önceki teorilerden ayrilmaktadir."
Birkeland'in çaginin ilerisinde daha bir çok fikirleri olmuştur ancak biz onu saygi ile anarak devam edelim.
Kütlesi olan her madde, çekim kuvveti dogurdugu gibi kendisi de çekim kuvetinden etkilenir. Ayni şekilde plazma da çekim kuvveti dogurur ve bundan etkilenir. Ancak elektrik ve manyetik alan ile karşilaştiginda genligi çekim kuvvetinin genliginden 1036 kez daha büyük olan elektromanyetik kuvvetlerin etkisi altina girer. Ayrica elektrik ve manyetik alanlar ile etkileşime girdigi gibi kendisi de bu alanlari oluşturabilmektedir. Bu yapisal özelliklerinden dolayi plazma uzayda eşdagilim göstermemekte, elektrik ve manyetik alanlarin varliginda devinimleri belli yönleri yeglemektedir. Söz konusu olan bu olgularin hepsi laboratuvar ortaminda kontrollü deneylerle dogrulanmiştir.
Plazmanin salmiş oldugu işinim her zaman isisal olmayabilir. Synchrotron işinimi yani isisal olmayan işinimda üretebilmektedir. Bu işinim, manyetik alan çizgileri etrafinda sarmal yörüngelerde işik hizina yakin hizlarla dolanan serbest elektronlarin ivmelenmelerinden kaynaklanmaktadir. Bu tür işinimlar 1930'lu yillarda parçacik hizlandiricilarda üretilebiliyordu. Bu tür işinimlarin evrende dogal süreçlerde de üretilebilecegine dikkatleri çeken ilk biliminsanlari Hannes Alfvén, Nicolai Herlefson ve Karl Kienpenheuer'dur. Daha sonra Güneş ile ilgili çalişmalarindan dolayi Nobel ödülü almiş olan Alfvén, işik hizina yakin hizlardaki elektronlarin evrenin her köşesinde gözlenebildigini, bu nedenle de evrenin her yerinin akim tabakalari, akim halatlari ile bir ag gibi örülmüş olmasi gerektigini iddia etmiştir. Dolayisi ile evren, en büyük ölçeklerde bile arikovani gibi hücresel ve filamenter yapilar sergilemeliydi. 1980'lerde gökada süperkümeleri gözlemlendiginde, evrenin Alfvén'in dedigi gibi bir yapi sergiledigi görüldü.
Eric Lerner, "The Big Bang Never Happened" (Big Bang Hiçbir Zaman Olmadi) isimli kitabinda, evrenin sürekli evrimleştigini söylemektedir. Kaos teorisi, herşeyin sürekli olarak düzensizlige gittigini söyleyen Termodinamigin II. Yasasi'nin sinirlarini çizmiştir. Evrende madde daha üst düzeylerde düzen oluşturmakta, yildiz oluşumlarindan, dev gökada kümlerinin oluşumlarina, basit canlilardan insanin oluşumuna ve toplumun oluşumuna kadar açilabilmektedir.
Plazma evrenbilimi gözlemlerinden sürekli evrimleşen sonsuz, sinirsiz bir evren içeren bir teori kurabilmektedir. Lerner, plazma evren seneryosuna sonsuz büyüklükteki plazmadaki rastgele bir noktadan başliyor. Senaryoya göre plazmanin bir kisminda 2 trilyon yilda manyetik filamentler oluşur. Dogal olarak plazma bu manyetik filamentlerden etkilenerek eşdagilimli yapisini kaybederek tabakali yapilar oluşturmaya başlar. Diger bir trilyon yilda milyarlarca işik yili uzunlugundaki filamenterler çevresinde, plazmanin kütleçekimsel çöküşü etkin duruma gelir. Süper kümelerin oluşmasi için 100 milyar yil daha geçmesi gerekir, daha sonra gökada kümeleri için bir 10 milyar yil daha ve son olarak yildizlarin oluşmasi için bir kaç milyar yil gereklidir. Ne bir patlama var, ne de yaratilişin başladigi bir tekillik. Anlattigimiz senaryo sonsuz tane noktada gerçekleşmiş olabilir, teori buna izin veriyor.
Evrimin diger bir basamaginda yildizlarin çekireginde füsyon tepkimeleri ile hidrojen ve helyumdan, karbona, aradaki bir çok elementten sonra demire kadarki agir elementler üretilir. Süpernova gibi olaylarda da demirden daha agir elementler oluşur. Biyolojik evrim erkeyi çok daha verimli kullanan yapilar oluşturur. Biyolojik evrimin en gelişmiş yapisi olan insan vücudu ve sonunda bilinç oluşur. Erke sürekli daha karmaşik yapilarin kontrolü altina girmekte!
Big Bangçiler özellikle Stephen Hawking bilinebileceklerin sinirina yaklaştigimizi söylüyorlar. Karanlik çagin herşey kutsal kitapta yazar savindan henüz kurtulamamişlar olsa gerek! Bilginin bir sonu yoktur. Her zaman hakkinda daha fazla bilmemiz gereken birşeyler olacaktir. Idealist düşünceler Big Bang'i kurtarmak için epey bir çabalayacaga benziyor, ancak diger taraftan diyalektik materyalist felsefe her yeni gözlem tarafindan kendini tekrar tekrar daha üst düzeylerde kurabilmektedir, çünkü o evrime açiktir, bütün evren evrimleşiyor! Işte hemen önümüzde ya da her tarafimizda sonsuz büyüklükte bir evren var ve biz bu evrenin bir parçasiyiz, bir kaç kişi degil hepimiz düşüncelerimizi zincirlerinden kurtarip gerçek gerçegin peşinden gitmeliyiz!
Big Bang evrenbiliminde, kütle çekim evreni biçimlendiren ana etkendir. Plazma evrende ise evreni biçimlendiren, şu an gözlemlenen haline getiren ana etken kütleçekim degil elektromanyetizmadir. Plazma evren modeline göre: elektromanyetizmanin, evrenin %99 undan fazla bir kismini oluşturan plazma ile olan etkileşimi sonucu bugünkü yapilari oluşmuştur.
Plazma nedir? Plazma maddenin dört durumundan biridir. Kati, sivi, gaz, plazma. Bunlardan plazma maddenin evrende en çok rastalanan durumudur. Bu nedenle maddenin birinci durumu dersek daha dogru olur. Maddenin diger durumlari kati, sivi, gaz bizim en iyi tanidigimiz durumlaridir ve evrenin toplamda sadece %1 inden de küçük bir kismini oluşturmaktadirlar.
Plazmayi maddenin gaz durumu gibi düşünebiliriz ancak gazi oluşturan atom ve moleküller elektriksel olarak nötr iken plazmayi oluşturan parçaciklar elektrik yüklüdür. Herhangi bir gazi çok yüksek sicakliklara çikardigimizda atomlar elektronlarini yitirerek iyonlaşmiş duruma geçerler. Atom çekirdekleri pozitif yükle donanirken, serbest elektronlar plazma ortaminin negatif elektrik yükünü oluştururlar. Böylece, plazma negatif ve pozitif elektrik yüklü parçaciklar toplulugu olarak karşimaza çikar.
Plazma ile karşilaştigimiz diger bir örnekte şöyle: Yagmur bulutlarinin alt kisimlarinda negatif yükler birikmeye başlar ve bu birikim yerde de pozitif yüklerin birikmeye başlamasina neden olur. Ayri elektrik yüklü tabakalar arasinda oluşan elektrik alan, atmosferdeki atomlari iyonlaştirabilecek genliklere ulaştiginda atmosferde plazma yapi oluşur. Plazma yapi, altindan da iyi bir iletkendir ve iki tabaka arasinda kanal görevi yaparak yük boşalmasina neden olur ve biz bunu şimşek olarak görürüz.
Insan yapimi plazma, kisa ömürlüdür. Neon veya flöresan lambalarindaki plazma varligini sadece lamba yandigi sürece sürdürebilir. Ancak, kozmik plazma çok daha uzun ömürlüdür. Örnegin, yildizlar çekimsel olarak birarada bulunan plazma yumagidir; yildizlar arasi ve gökadalar arasi ortam tamamen plazma durumundadir.
Plazma astrofizigi ve evrenbiliminin kökleri 1896'lara kadar uzanmaktadir. 1896 yilinda, hayatini laboratuvarda katot işinlari ve parçaciklari üzerine çalişarak geçiren Kristian Birkeland bir makalesinde şu sözlere yer veriyor:
"... Kuzey işimasinin (auroranin) nedeninin uzaydan gelen parçacik işinlarindan kaynaklandigi inancimi ilk kez açikliyorum."
Burada parçacik işinlari dedigi şey henüz adi konmamiş plazmadir. Plazmanin isim babasi ABD General Electric şirketinden Irwing Langmuir'dir. Elektrik boşalmalarinin gazlar üzerindeki etksini incelerken tanişmiştir. Plazmanin canli gibi davranişlar sergilemesi onun tip bilimi termilojisinden seçtigi plazma sözcügünü kullanmasina neden olmuştur.
Gerçekten de 1974 yilinda yapilan uydu gözlemleri, kutup işimasinin (auroranin) nedeninin, Güneş'ten kurtulup gezegenlerarasi ortamda yolculaga çikan ve Dünya'nin manyetik küresince tuzaklanan plazmanin ortaya çikardigi elektrik akimlarinin sonucu oldugunu göstermiştir.
Birkeland daha da ileri giderek 1908 yilinda şu sözlerini de yayimliyor:
"...Bu teori evreni yönlendiren, Güneş dizgesinin diskini, hemen hemen ayni düzlemde olan gezegenlerin, Ay'in oluşumunu saglayan kuvveti, kütleçekimi degil elektromanyetik kuvvet kabul ederek önceki teorilerden ayrilmaktadir."
Birkeland'in çaginin ilerisinde daha bir çok fikirleri olmuştur ancak biz onu saygi ile anarak devam edelim.
Kütlesi olan her madde, çekim kuvveti dogurdugu gibi kendisi de çekim kuvetinden etkilenir. Ayni şekilde plazma da çekim kuvveti dogurur ve bundan etkilenir. Ancak elektrik ve manyetik alan ile karşilaştiginda genligi çekim kuvvetinin genliginden 1036 kez daha büyük olan elektromanyetik kuvvetlerin etkisi altina girer. Ayrica elektrik ve manyetik alanlar ile etkileşime girdigi gibi kendisi de bu alanlari oluşturabilmektedir. Bu yapisal özelliklerinden dolayi plazma uzayda eşdagilim göstermemekte, elektrik ve manyetik alanlarin varliginda devinimleri belli yönleri yeglemektedir. Söz konusu olan bu olgularin hepsi laboratuvar ortaminda kontrollü deneylerle dogrulanmiştir.
Plazmanin salmiş oldugu işinim her zaman isisal olmayabilir. Synchrotron işinimi yani isisal olmayan işinimda üretebilmektedir. Bu işinim, manyetik alan çizgileri etrafinda sarmal yörüngelerde işik hizina yakin hizlarla dolanan serbest elektronlarin ivmelenmelerinden kaynaklanmaktadir. Bu tür işinimlar 1930'lu yillarda parçacik hizlandiricilarda üretilebiliyordu. Bu tür işinimlarin evrende dogal süreçlerde de üretilebilecegine dikkatleri çeken ilk biliminsanlari Hannes Alfvén, Nicolai Herlefson ve Karl Kienpenheuer'dur. Daha sonra Güneş ile ilgili çalişmalarindan dolayi Nobel ödülü almiş olan Alfvén, işik hizina yakin hizlardaki elektronlarin evrenin her köşesinde gözlenebildigini, bu nedenle de evrenin her yerinin akim tabakalari, akim halatlari ile bir ag gibi örülmüş olmasi gerektigini iddia etmiştir. Dolayisi ile evren, en büyük ölçeklerde bile arikovani gibi hücresel ve filamenter yapilar sergilemeliydi. 1980'lerde gökada süperkümeleri gözlemlendiginde, evrenin Alfvén'in dedigi gibi bir yapi sergiledigi görüldü.
Eric Lerner, "The Big Bang Never Happened" (Big Bang Hiçbir Zaman Olmadi) isimli kitabinda, evrenin sürekli evrimleştigini söylemektedir. Kaos teorisi, herşeyin sürekli olarak düzensizlige gittigini söyleyen Termodinamigin II. Yasasi'nin sinirlarini çizmiştir. Evrende madde daha üst düzeylerde düzen oluşturmakta, yildiz oluşumlarindan, dev gökada kümlerinin oluşumlarina, basit canlilardan insanin oluşumuna ve toplumun oluşumuna kadar açilabilmektedir.
Plazma evrenbilimi gözlemlerinden sürekli evrimleşen sonsuz, sinirsiz bir evren içeren bir teori kurabilmektedir. Lerner, plazma evren seneryosuna sonsuz büyüklükteki plazmadaki rastgele bir noktadan başliyor. Senaryoya göre plazmanin bir kisminda 2 trilyon yilda manyetik filamentler oluşur. Dogal olarak plazma bu manyetik filamentlerden etkilenerek eşdagilimli yapisini kaybederek tabakali yapilar oluşturmaya başlar. Diger bir trilyon yilda milyarlarca işik yili uzunlugundaki filamenterler çevresinde, plazmanin kütleçekimsel çöküşü etkin duruma gelir. Süper kümelerin oluşmasi için 100 milyar yil daha geçmesi gerekir, daha sonra gökada kümeleri için bir 10 milyar yil daha ve son olarak yildizlarin oluşmasi için bir kaç milyar yil gereklidir. Ne bir patlama var, ne de yaratilişin başladigi bir tekillik. Anlattigimiz senaryo sonsuz tane noktada gerçekleşmiş olabilir, teori buna izin veriyor.
Evrimin diger bir basamaginda yildizlarin çekireginde füsyon tepkimeleri ile hidrojen ve helyumdan, karbona, aradaki bir çok elementten sonra demire kadarki agir elementler üretilir. Süpernova gibi olaylarda da demirden daha agir elementler oluşur. Biyolojik evrim erkeyi çok daha verimli kullanan yapilar oluşturur. Biyolojik evrimin en gelişmiş yapisi olan insan vücudu ve sonunda bilinç oluşur. Erke sürekli daha karmaşik yapilarin kontrolü altina girmekte!
Big Bangçiler özellikle Stephen Hawking bilinebileceklerin sinirina yaklaştigimizi söylüyorlar. Karanlik çagin herşey kutsal kitapta yazar savindan henüz kurtulamamişlar olsa gerek! Bilginin bir sonu yoktur. Her zaman hakkinda daha fazla bilmemiz gereken birşeyler olacaktir. Idealist düşünceler Big Bang'i kurtarmak için epey bir çabalayacaga benziyor, ancak diger taraftan diyalektik materyalist felsefe her yeni gözlem tarafindan kendini tekrar tekrar daha üst düzeylerde kurabilmektedir, çünkü o evrime açiktir, bütün evren evrimleşiyor! Işte hemen önümüzde ya da her tarafimizda sonsuz büyüklükte bir evren var ve biz bu evrenin bir parçasiyiz, bir kaç kişi degil hepimiz düşüncelerimizi zincirlerinden kurtarip gerçek gerçegin peşinden gitmeliyiz!